Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Statistiques, Chronologie, Archive Aller à la page: <  1, 2, 3, 4
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
azad



Inscrit le: 06 Sep 2006
Messages: 530

MessagePosté le: Dim 31 Mai 2015 - 20:01
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Revue du message précédent :

Türkiye’nin Ermenilere olan borcu 800 milyar dolar - Armine Karapeti



Ermeni Soykırımının tanınması ve Türkiye’nin “borcunu” ödemesi için dünya Ermenileri birleşik adımlar atmalı.

Bu açıklama news.am’e konuşan “Hayastan” Pan Ermeni fonunun Büyük Britanya şübesi başkanı, Ermeni hayırsever Armine Karapeti’den geldi.
Armine Karapeti’ye göre Turkiye’nin Ermenilere 800 milyar dolar borcu var.
Armine Karapeti ’’Türkiye bütün borcunu veremez tabii. Fakat biz talebimizden vaz geçmemeliyiz. Ermeni Soykırımının tanınması hakkında hep konuşmalıyız. Konuyu “uyutsak” bir yararımız olmayacak. Çalışmalar durmadan devam etmeli, oldukça masraflı ve zor bir süreç, fakat umarım bunları yapabilecek kişiler bulunacak.” diye konuştu.
Büyük Britanya’nın Ermeni Soykırımını tanımadığına değinen Karapeti, ülke iktidarlarına mektuplar yazdıklarını ve ülke politikasını eleştirdiklerini söyledi.

Kaynak: Ermenihaber.am
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 31 Mai 2015 - 20:01
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Sam 26 Sep 2015 - 02:17
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Türkiye’nin bugünkü ekonomisi kısmen el konulmuş Ermeni mallarına dayanıyor.

Ermeni Soykırımı denilince akla ilk önce geniş çaplı toplu katliamlar gelir. Bu katliamlara ek olarak tehcir, ölüm yürüyüşleri ve genel anlamda ulusal kayba ilişkin anlatılar, Ermeni halkının kolektif belleğine ve bilincine kazınmış durumdadır.
Oysa öykünün, son yıllarda giderek daha fazla gün ışığına çıkmakta olan bir de öbür yanı var. Ermenilerin geride bıraktıklarına ne oldu? Ailelerin evleri, bütünüyle köyler, masalar ve sandalyeler, tarlalar ve meyva bahçeleri, kitaplar ve giysiler, onlara ne oldu?
Ermeni mallarına el konulması, 1890’lardaki katliamlarla başladı, 1915 ile 1923 arasında Ermeni Soykırımı ile zirveye ulaştı ve ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinin ilk on yılları boyunca devam etti. Bugün Türkiye ekonomisinin büyüklü küçüklü bazı kesimlerinin kökleri bu el konulan mallara dayanır. 1915’te Osmanlı İmparatorluğu’nda burjuvazi saflarında – orta sınıf, meslek sahipleri ya da tüccarlar – fazla Türk yoktu. Bugünkü Türkiye’nin Sabancı ve Koç gibi zengin ailelerinin değeri milyonlarla ölçülemeyecek kadar büyük sanayi imparatorluklarının geriye doğru izi sürüldüğünde karşımıza 20. yüzyıl başlarındaki Ermeni işletmeleri çıkar.
Tehcire çıkarılan Ermenilerden mallarının dökümünü çıkarmaları istenir ve bunların 1. Dünya Savaşı süresince korunacağına dair güvence verilir. Ama korunmak yerine yirmi bin civarında bina ve dört milyon dönümün üzerinde tarım arazisi ya yerel halktan kişilere, ya da savaş sonrası Balkanlar ve Kafkaslardan Anadolu’ya ve Küçük Asya’ya gelen muhacirlerin eline geçti. Yeni bir Türk ulus devletinin yaratılması ve Kürt, Boşnak, Çerkez ya da Laz olsun, tüm Müslüman nüfusun Kemalist vizyon içinde asimile edilmesi projesinin gerçekleştirilmesi, en azından kısmen, öldürülen ya da sürülen Ermenilerin ve diğerlerin geride bıraktığı mallarla mümkün olmuştur.
Ayrımcı politikalar ve amaca uydurulmuş mevzuat, gerek soykırım sırasında, gerekse sonraki yıllar boyunca malların el değiştirilmesi, yok edilmesi ya da yeniden düzenlenmesi uygulamalarına yasal görünüm kazandırmak için kullanıldı. Ancak son yıllarda yapılan çalışmalarla kayıpların en azından bir kısmının iadesi ya da tazmini için adımlar atılmaya başlandı. Bu doğrultuda en etkin çalışma, Türkiye Cumhuriyeti döneminde Ermeni mallarının iadesine yönelik talepler üzerinde geniş kapsamlı bir araştırma yürüten İstanbul’da kurulu Hrant Dink Vakfı tarafından yürütülmekte.
Ermeni Soykırımı’nın ekonomik sonuçlarından biri de, hayat sigortalarının ödenmesi için avukatlar ve soykırım kurtulanlarının torunları tarafından 2000’li yılların başlarında açılan davalardır. Hayat sigortaları bugün de gerek hukuki, gerekse siyasi olarak tartışma konusudur. 1915 yılında Amerika Birleşik Devletlerini Osmanlı İmparatorluğu nezdinde temsil eden Büyükelçi Morgenthau anılarında, Jön Türk liderlerinden biri ve Ermeni Soykırımı’nın mimarı olan Talat Paşa’nın, Ermenilerin hayat sigortalarının Osmanlı hükümetine ödenmesini talep ettiğini, gerekçe olarak da, Osmanlı Ermenilerinin “fiilen ölü oldukları … ve bu paraları tehsil edecek mirasçılarının da bulunmadığı”nı söylediğini aktarır.
________________________________________
Referanslar ve Diğer Kaynaklar
1. Uğur Ümit Üngör, Mehmet Polatel. Confiscation and Destruction: The Young Turk Seizure of Armenian Property. Bloomsbury Academic, 2011
2. Hrant Dink Foundation. 2012 Declaration: The Seized Properties of Armenian Foundations In Istanbul
Hrant Dink Vakfı. 2012 Beyannamesi. İstanbul Ermeni Vakiflarinin El Konan Mülkleri
3. Hrant Dink Foundation. “Forced to Pay Rents in Its Own Property: The Bomonti Mıhitaryan Primary School”, 9 dak.
4. The Genocide Education Project. “Prof. Ugur Ungor Discusses Property Confiscation During the Armenian Genocide (April 30, 2012)”, 37 dak.
5. Varak Ketsemanian. “The Confiscation of Armenian Properties: An Interview with Ümit Kurt”, The Armenian Weekly, 23 Eylül 2013
6. “Confiscation, Expropriation and Liquidation of Armenian Properties”, Civilnet, 28 Mayıs 2014
7. Michael Bobelian. Children of Armenia: A Forgotten Genocide and the Century-long Struggle for Justice. Simon & Schuster, 2012, s. 207-224, 232-234
8. Gavin Broady. “Supreme Court Won’t Review Calif. Genocide Insurance Law”, Law360, 10 Haziran 2013
9. Wikipedia: “Confiscated Armenian properties in Turkey”



Görsele ait bilgi
Çok yakın zamana, Ekim 2014’e kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren Cumhurbaşkanlarının konutu olarak kullanılan Çankaya Köşkü’nün 1935 yılında çekilmiş fotoğrafı. El konulmuş olan bina ve arazisi Ohanes Kasabian adlı Ankara’lı bir Ermeniye aitti.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Sam 28 Nov 2015 - 03:47
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

II. Osmanlı Ermenilerinin Milli Varlıkları ve Taşınmazları: Gasp ve İmha  

 
 
Raymond H. Kévorkian

Le Collectif 2015 : réparation remercie Raymond H. Kévorkian et Dzovinar Kévonian d’avoir accepté de participer au présent dossier par une mise en perspective historique de sa demande de réparation et de restitution des biens nationaux arméniens.




1915’te Osmanlı Ermenilerinin ata topraklarından sökülüp atılması ve imhasıyla sonuçlanan kitlesel şiddetten bahsedilirken, bunun, hedef alınan nüfusun kolektif ve bireysel mal varlıklarının müsaderesi, başka bir deyişle tarihsel bir topluluğun mülklerinin belli bir devlet ya da şahıslar menfaatine sistemli biçimde gasp edilmesi gibi ikincil sonuçları neredeyse hiç tartılmaz. ‘Mal’ teriminin ardına, bin yıllık köklerin yüzyıllar içinde çok geniş bir toprak parçasına yayılmış izlerinden oluşan anıtsal miras da gizlenir. Cellatların canice projelerini amacına ulaştırmak için uyguladıkları ölçüsüz şiddetin ötesinde, bu tür ganimetin iç edilmek üzere idaresi, birden çok kuşak ve çok sayıda kanun gerektiren bir baş ağrısı olmaya devam eder. Öte yandan, bu malların büyük bir kısmının, özellikle de taşınmazların, mülklerin gaspıyla ilgili soruların yanı sıra, bir topluluğu temsil eden bir kurumun elindeki anıtsal miras söz konusu olduğunda, kültürel varlıkların korunmasıyla ilgili sorular da doğurduğunun altını çizmek gerekir.


I. HAMİDİYE DÖNEMİ‘Milli Varlıklar’


Ermenilerin burada incelenen durumu, özel bir hukuk ve devlet bağlamına, ülke nüfusunu oluşturan toplulukların hepsinin, yani gayrimüslimlerin de kanun karşısında diğerleriyle eşit haklara sahip olmadığı Osmanlı İmparatorluğu bağlamına girmektedir. ‘Milli Varlıklar’ın, başka bir deyişle Ermeni Patrikhanesi’nin ve hayır ya da eğitim gibi belirli bir amaç doğrultusunda faaliyet gösteren kurumların ellerindeki malların statüsünün zaman içinde değiştiği ve şeriat hükümleri doğrultusunda, genellikle ‘vakıf’ adıyla tanınan Müslüman kurumlarınınkine az çok benzer bir noktaya geldiği anlaşılmaktadır. Yine de, tanım gereği devredilemez olan, çoğunlukla da hak sahiplerinin bunları idare ederken uymak zorunda olduğu belirli bir gayeye vakfedilen bu “Allaha ait mülkler”in, büyüyüp gelişmeleri şeriata aykırı olan Hıristiyan ibadet yerleriyle ilgisi olamazdı.[1] Başka bir deyişle, padişahın şahsen verdiği bir ferman olmadan, dinî kuruluşlar kendilerini şer’i bir mahkemeye tescilletemez, yeni bir bina inşa etmeyi ise tahayyül dahi edemezlerdi. Yani hukuk ve siyaset birbirine sıkı sıkıya bağlıydı ve Ermeni kurumlarının, onlarca yıl sürmesi muhtemel, tuzaklarla dolu sayısız girişim yürütmesini gerektiriyordu. Bununla birlikte, padişahın mührünü taşıyan bir fermana sahip olanlar hariç, mahkemelerin bir vakıf malının yasallığını onaylamak için öncelikle baktıkları unsur, çoğu kez, bir şahidin sözlü tanıklığı oluyordu.
Vasiyetle miras bırakmanın ve vakıf kurmanın yolları konusunda, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin hukuk uzmanlarının kaleme aldığı bir metnin 6. maddesinde, hibe yapacaklara “verasetnameleri, İstanbul’da oturanların patriğe, taşrada yaşayanların ise başepiskoposlara emanet etmeleri” salık verilir.[2]
Öte yandan, bu belgede yer alan pratik bilgiler, hibenin bir kilise, okul, manastır veya hastane menfaatine yapılabileceğine, ama bunun sadece “fakir çocukların ya da hastaların ihtiyaçlarını karşılamak için” olabileceğine işaret eder.[3] Bundan başka, herkes mülk gelirlerini, nakit parasını, taşınmazlarını şu şekilde vakfedebilir: a) hayattayken intifa yani yararlanma hakkını koruyabilir; hak sahipleri onun ölümünden sonra bıraktığı mirasın sahibi olurlar; b) hayattayken vakıf gelirlerini kendisi alabilir; c) vakfının gelirlerinin bir bölümünü çocuklarına, torunlarına, akrabalarına ve yabancılara bırakabilir; d) vasiyetle bıraktığı mirasın bir kısım gelirlerinin vakfın mal varlığını büyütmek için muhafaza edilmesini şart koşabilir; e) bir vakfın yönetim biçimini ve gelirleri paylaştırma koşullarını değiştirme hakkını saklı tutabilir.[4]
Önemli son bir hatırlatma da, vakıf malları devredilemez olduğundan “vakfı oluşturan mallar vakıftan çıkarılamaz ve satılamaz”, “sadece gelirlerini paylaştırma koşulları duruma göre değiştirilebilir” şeklindedir.[5]Aynı belge, emlak-ı mevkufe ve araz-i emiriye gibi, tevarüs edilmesi ya da vakfa dönüştürülmesi imkânsız olan pek çok taşınmaz kategorisinin bulunduğunu da hatırlatır.[6] O halde, ilgili malların niteliğine göre şahsi malların ‘milli varlıklar’a dönüştürülmesine izin veren mekanizmalar mevcuttu. ‘Milli varlıklar’, Ermeni kurumlarına ait mülklerden bahsedilirken yaygın olarak kullanılan bir terimdir.
1860’larda Osmanlı Ermeni toplumunun tamamında gözlenen toplumsal dönüşümler dinî zümrelerin imtiyazlarını tedricen sınırlayacak ya da en azından, Ermeni yüksek makamlarının, bu durumda İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin idari organlarınca uygulanan, bizzat devletin oluşturduğu modele dayalı bir merkezî denetim altına alınmasına yol açacaktır.[7] Patrikhane idaresi daha sıkı yönetim metotlarını 1870’lerde uygulamaya geçirir.
Vakıf mallarının yönetimine doğrudan müdahil olan iki komisyon vardır:
• Seçilmiş yedi üyeden oluşan İdari Komisyon, ‘milli varlıklar’ın (kiliseler, araziler, ticarethaneler, değirmenler, gelir getiren mülkler vd) idaresi ve bakımı, gelirlerin (kiralar, vergiler) tahsil edilmesi, taşınmazların alım satımı, vasiyetle bırakılan mirasların, hastanelerin gelir ve giderlerinin, kilise kurullarının hesaplarının denetlenmesi ve tahmini bütçenin çıkarılması işlerinden sorumludur. Faaliyetlerini, emri altında çalışan, seçilmiş müfettişlerden oluşan üç kurul aracılığıyla yürütür: Milletin merkez kasasını idare eden ve hesapları tutan mali teftiş kurulu; vasiyetle bırakılan mirasları yönetmek ve vasiyet hükümlerinin yerine getirilmesini sağlamakla görevli hibe teftiş kurulu; muhtaçlar ve vilayetlerden şehre göç edenler için yurtlar, malul yaşlılar için ihtiyarhaneler, akıl hastaneleri ve yetimhaneler şeklinde dört kategoriye ayrılan Ermeni kurumlarının (başta İstanbul Yedikule’deki Surp Pırgiç Milli Hastanesi’nin) yönetimini ve idaresini üstlenen hastane teftiş kurulu. Komisyonun emrinde çalışan çok sayıda maaşlı memur vardır.[8]
• Manastırlar Komisyonu’nun, rahipler topluluğu yönetimindeki manastırların idaresini denetlemekle yükümlü, atanmış yedi üyesi vardır. Rahip toplulukları kendi başkanlarını seçme hakkına sahiptirler ama matbaaların, kütüphanelerin ve ruhban okullarının kurulmasına ve ihtiyaçlarının karşılanmasına da destek olmak zorundadırlar. Aynı komisyon düzenli aralıklarla ayrıntılı bir faaliyet raporu yayımlar; bu raporlar, Ermeni kurumlarının elindeki en önemli vakıf mallarının yönetim tarzı hakkında bazı bilgiler sunmaktadır.[9]
Manastırların rahip topluluklarının elinde bulunan bu vakıf malları arasında, az çok zengin 160 adet faal manastır[10] ile boş durumda olan ya da başta Kürt beyleri olmak üzere, feodal reislerce müsadere edilmiş 300 kadar manastır yer alır.
1870’li yıllarda Patrikhane organlarının önderliğinde yapılan dahili reformlarla, taşra episkoposluk bölgeleri ve rahip topluluklarından, hesaplarını İstanbul’daki yönetime geçmeleri ve ellerindeki mülklerin listesini güncelleyerek hangilerinin tapusuz olduğunu bildirmeleri istenir.[11]
Patrikhane 1871’de, ‘milli varlıklar’ın, başka bir deyişle kilise kurullarının otoritesi altında bulunan vakıf mallarının ya da vakıf malı olarak kabul edilen mülklerin listesini güncellemeye karar verir.[12] Ertesi yıl yayımlanan bir raporda, “millet vakıfları” sisteminde reform için atılması gereken adımlar sıralanır. Rapordan, Patrikhane organlarının önce başkentteki vakıf mallarını yeniden düzenleme işinin üzerine gittiklerini ve imkânsızlıklar nedeniyle, taşra vakıflarının mevcut durumuna ilişkin eksiksiz bir rapor çıkarılamadığını teslim ettiklerini öğreniriz.[13]
Daha da önemlisi, rapor, o zamana kadar uygulanmakta olan mütevelli sistemini betimleyerek, bunun tedricen lağvedilmesini salık verir. Anlaşıldığı kadarıyla, burada, bir ya da birden çok vakfın yönetiminin gerçek kişilere emanet edilmesine dayanan, çok eski bir uygulama söz konusudur. Bu kişilere, vakıf mallarını idare etmeleri için, usule uygun biçimde vekâlet verilmiştir, ama en azından bizim ele aldığımız dönemde, fiiliyatta gerçek bir denetime tabi olmadıklarından, söz konusu kişiler bu malları diledikleri gibi yönetebilmektedir.
Resmî raporlarda geçen yüzlerce vakıf malının yer aldığı listelerde, her malın tarifinde, malın adına kayıtlı olduğu mütevellinin ismi de belirtilir.[14] Yine 1872 yılına ait raporda, mevcut vakıfların sistemli bir dökümü yapıldıktan sonra, Ermeni Milleti Nizamnamesi’nin 46. maddesi uyarınca, gerçek kişilere (mütevelliler) verilmiş vekâletlerin feshedilmesi; mütevellilerin tüm hesaplarının ve idare ettikleri vakıflarca üretilen tüm meblağların devralınması; hesaplarının ve toplanmış meblağların, hibede bulunanların arzuları doğrultusunda kullanılmak üzere, vakıfların belirli bir gayeyle bağlı bulundukları kurumların idarecilerine ya da kilise kurullarına devredilmesi tavsiye edilir.[15]
Son olarak, milli kurumların bundan böyle bu tür “intikali ve feraği” bir hibe aldıklarında, “yürürlükteki imparatorluk kanunlarına uygun olarak, tüm yasal şartları yerine getirdikten sonra”, “Patrik Hazretleri’nin genel mütevelli sıfatıyla, Patrikhane’nin mührünü taşıyan bu tapuları, bazı milli vakıflar için zaten yapıldığı gibi, yetkililere tasdik ettirebilmesi için Patrikhane’ye” göndermeleri salık verilir.[16]
İstanbul Ermeni Patrikhanesi idaresinin resmi yayınları, bu vakıfların nasıl oluşturulacağına dair bazı bilgiler de verir. Umumiyetle, hibe yapan kişi bir malı, ister bir kilise ya da episkoposluk bölgesi kurulu, ister hastane ya da manastır olsun, belirli bir kuruma devreder. Ayrıca, bu hibeler yapılırken, yararlanan kurumun, vasiyetle bırakılan bu mirası, örneğin yetimlerin bakımı, sınıfların açılması, eserlerin yayımlanması ve benzeri işler için kullanmak suretiyle, hibede bulunan kişinin arzularını yerine getirmesi istenir. Hibede bulunanın, oluşturulan fonların kullanımına ilişkin şartlar koşmadığı durumlar nadirdir. En önemli bazı hibeler doğrudan Patrikhane’ye yapılır.
Ancak, gayrimüslim vakıfları için, bir vakıf malını tapuda bir cemaat kurumu adını tescil ettirmenin yasak olduğunu hatırlatmak gerekir. Bu tür durumlarda, söz konusu hukuki engeli aşmak için ‘muvazaa’ denen bir yönteme başvurulmuştur.[17] Bu yöntemde, mutemet kendi hesabına hareket eden üçüncü bir kişiye başvurur; örneğin, bir kilise çevresindeki güvenilir bir kişiden (idarecilerden birinden, çoğu kez de bir papazdan) bir taşınmazı adına tescilletmesini isteyebilir. Yasak, ilgili mülklerin Meryem Ana, Kristosdur veledi Osep vs aziz ve azize isimleri gibi ‘nam-ı mevhum’ adına tescil ettirmek suretiyle de aşılmıştır.
Patrikhane idaresinin, bizzat patriğinkiler de dahil, gelir ve giderlerini gösteren 1872-1873 mali yılı tablosu, toplam 614 bin Osmanlı Lirası tutarındaki işletme bütçesinin 120 bin liralık bölümünün, yani girdilerin yaklaşık %20’sinin doğrudan Patrikhane’ye bağlı vakıf mallarınca üretilen gelirlerden oluştuğunu gösterir.[18] Bu tutar, tek başına Patrikhane’nin elindeki malların değerinin büyüklüğü hakkında bir fikir vermektedir.
Başkentte bulunan vakıf mallarından birkaç örnek de bunların yapısına dair bir fikir verecektir:
1. Kuruçeşme kilise bölgesi: Resmî beratlı kilise, mezarlık ve çeşme; Kör Caddesi 33 numarada bulunan bir kıraathane, Sultanbeyazid Vakfı’nın parçası, Mıgırdiç Kıvırcıkhanlıyan adına kayıtlı, “mukavelesiz”. Yukarıda sayılan üç berat, bu sonuncunun elindedir.[19]
2. Büyükdere kilise bölgesi: Büyükdere Caddesi 229 numarada bulunan bir ekmek fırını, tapuları elinde bulunduran Kevork Bey Yeramyan adına tescilli.
En önemli vakıf malları arasında, Surp Hagop Manastırı’nda faaliyet gösteren Kudüs Ermeni Patrikhanesi’nin idare ettiği malları anmak gerekir. Surp Hagop cemaati, bazıları Ortodoks ve Katolik kiliselerinin ortak mülkü olan Kudüs şehrindeki malların yanı sıra, Beytüllahim ve Hayfa’da birer manastıra, Beytüllahim yolunda bir yazlık ikametgâha ve çok sayıda dükkân ve eve sahiptir.[20]
İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin başlıca ruhban okulu olan, İzmit bölgesindeki Armaş Çarkhapan Surp Asvadzadin Manastırı, içinde iki çevre köyün de bulunduğu önemli bir araziye sahiptir.[21]
Ermenistan’ın en büyük manastırlarından olan, Muş’taki Havariler Manastırı (Arakelots Vank), sulu tarım yapılan 295 dönüm tarım arazisine ve iki orman, dört meyve bahçesi, bir dutluk, iki değirmen, bir preshane, bir zirai üs, üç tahıl ambarı, bir sebze deposu ve 166 baş hayvana sahiptir.[22]
Lim Adası Manastırı’nın elinde 27 adet tarım arazisi, üç meyve bahçesi, yedi otlak, üç değirmen, bir preshane, bir orman, bir dutluk (1000 adet ağaç), “yabancılar”ın el koyduğu bir tuzla, 28 mağaza ile Van’da bir ev, Avants’ta (Van’ın limanı) bir ev, İstanbul’da –Garabed Balyan tarafından vasiyetle miras bırakılmıştır– bir han, bir konut, Edirne’de iki dükkân, Tekirdağ’da on bir ev, Tiflis’te beş mağaza bulunur. Cemaatin 100 mensubu vardır.[23]
Gduts Adası Manastırı 140 adet tarlaya, 14 otlağa, 17 bostana, iki fidanlığa, bir meyve bahçesine, bir preshaneye, beş değirmene, Van’da 30 dükkâna, üç eve ve bir fırına sahiptir.[24]


Şahıs Malları


Özel şahıslara ait taşınmazlara gelince, bunların statüsü de uzun süre Müslüman geleneğinden gelen imparatorluklarda geçerli olan, değişmez kurallara dayandırılmıştır; bu, padişahın, bütün tebaasının mallarının sahibi olduğu ama yine de onlara bunlardan diledikleri gibi yararlanma hakkını bahşettiği bir düzendir. Bu şekilde, sözcüğün Avrupai anlamında kuşaktan kuşağa tevarüs eden, bir mülkten çok bundan yararlanma hakkıdır. İktidarın merkezileşmesini ve etkin bir mülki idarenin kurulmasını (denebilirse, imparatorluğun üzerine Avrupai bir giysinin geçirilmesini) oluşan, Osmanlı Devleti’ni modernleştirme girişimi, başlatıcılarının besbelli sonuçlarını öngöremediği siyasi ve sosyoekonomik altüst oluşlara yol açar. 1858’de kabul edilen yeni Osmanlı arazi kanunnamesi, hiç kuşkusuz, Avrupai anlamda özel mülkiyet hakkını tesis etmiştir, ama bu hak, aşiret reisleri, şeyhler ve diğer şehir ağalarının örf ve âdet hukukunu, yani köylülerin ellerinde en ufak bir resmî belge olmaksızın nesillerdir yararlandıkları taşınmazların intifa hakkını tartışma konusu ederek kendilerine tapu senetleri çıkarttırmalarıyla, ânında kötüye kullanılmış ya da istismar edilmiştir.
Ermeni meselesini siyasileştiren ve teritoryalleştiren 1878 Berlin Kongresi’nden sonra toprak meselesinin temel bir sorun haline gelmesiyle, devlet, toprakların işgal edilmesini sağlamaya yönelik yeni bir politikaya öncelik verir. Ermeni köylülerin malının mülkünün gasp edilmesini cesaretlendirmenin yanı sıra, Kuzey Kafkasya’dan gelen “Çerkes” muhacirleri Ermeni vilayetlerine ve Balkanlara yerleştirmekten oluşan bir politika da yürütür.[25] Arazilerin bunları ekip biçmek için gerekli vasıfları nadiren taşıyan bir avuç elde toplanması, köylülerin geçim kaynaklarından yoksun edildiklerini ve ata topraklarından fiilen dışlandıklarını görmeleriyle, bölge nüfusunun azalma sürecini hızlandırır. Kürt nüfusa, bundan böyle Ermenilerin güvenliğini sağlayan Kürt aşiretlerinden “hâmiler”le donanan, ama Ermeni köylülerince ekilip biçilmeye devam eden Ermeni yerleşmelerinde yerleşik yaşama geçme izninin verilmesiyle, padişahların kurduğu kadim “ortak yaşam” modelinin sona ermesinin sonuçları yoksullaşma, şehirlere akın, yabancı ülkelere göç ya da en basitinden İslam’a ihtida olur. Bâb-ı Âli ayrıca, o zamana kadar aşiret reislerinin söz sahibi olduğu bu bölgelerde yerel aşiretlerin güçlerini tartışmaya açan merkezi bir sistemi yerleştirmekte, vergi tahsilinde ve orduya asker toplamakta çok büyük güçlüklerle karşılaşır.
Karmaşık Hamidiye Alayları dosyasını dikkat çekecek şekilde masaya yatıran Janet Klein’ın vurguladığı gibi,[26] Sultan II. Abdülhamid’in girişimiyle bu paramiliter grupların oluşturulması Doğu vilayetlerinin tamamında önemli siyasi ve toplumsal dönüşümlere yol açmıştır. Sayıları 65’e kadar yükselen bu milis kuvvetlerinin – Van Gölü çevresi ile Rusya ve İran sınırlarındaki vilayetlerden, özellikle de güçlü bir Ermeni nüfusa sahip bölgelerden toplanan 60.000 kişi – sultan tarafından silahlandırılan reisleri, eski feodal ailelerin yerine geçerek, bölgenin yeni “efendiler”i durumuna gelirler. Sadece Ermenileri bastırmaya değil, aynı zamanda ve öncelikle bölgeyi sultan ve imparatorluk adına denetim altında tutmaya hizmet ederler. Mensuplarına “Osmanlı devletinin menfaatleri doğrultusunda hareket etmeleri ya da en azından bunlara aykırı hareket etmemeleri için” pek çok avantaj sağlanır.[27] Resmî söylem milislerin oluşturulmasını “Ermeni devrimciler”e karşı koyma zorunluluğuyla açıklasa da, “iç düşmanlar”ın geçim kaynaklarından yoksun bırakılmasına katkı sağladığından, bunların Ermeni ya da Kürt yerleşik köylülerin topraklarına el koymalarına göz yumulur.
Öncelikle köylünün geçim aracı olan tarım topraklarını hedefleyen gasp yöntemleri son derece çeşitli olmakla birlikte, Hamidiye Alayları’nın oluşturulmasından önce ve sonra pek çok bakımdan benzerlik gösterir. Türk-İran sınırına hâkim Hayderan aşiretinin reisi Hüseyin Paşa’nın durumu bu bakımdan örnek niteliğindedir. Köylerden kestiği haraçlarla nam salmış olan, birçok kez hapse atılıp hep serbest bırakılan Hüseyin Paşa, 1891 başında bir Hamidiye alayının başına getirilir.[28] Bundan yararlanarak, sistemli biçimde boşaltılan ve yerleşik yaşama geçirilen Kürtlerle iskân edilen Ermeni köylerini taciz etmeyi sürdürür.
Sultan, Hamidiye Alayları’nı kurarak ve reislerine vahşice bir talan hakkı tanıyarak, yeni bir Kürt aşiret reisleri kuşağının itaatini sağlamayı ve sürekli bir emniyetsizlik ve istikrarsız sosyoekonomik koşullar yaratmak suretiyle Ermeni nüfusu ülkeden göçe zorlamayı amaçlayan çok yönlü bir taciz politikasını hayata geçirmek için bunlardan yararlanmayı hesaplamaktadır. Demografik sonuçları aşikâr olan bu taciz stratejisi, hayatta kalma tepkilerine, özellikle de devrimci hareketler tarafından yürütülen öz savunma girişimlerinin doğmasına yol açar. Üstelik bu strateji, onyıllardır devam eden mezalim ve gaspların bir uzantısıdır. Bir hayat memat konusu haline gelmiş olan toprak meselesi, 1894’ten 1896’ya kadar süren katliamlarla daha da büyür. Ermeni Patrikhanesi’nin 1890-1910 arasında kayda geçirdiği 135 cilt dilekçede, 32 sancakta gerçekleşen böyle 7.000’e yakın toprak gaspı vakasının dökümü verilir.[29]
Son olarak, bu katliamların Ermeni topraklarının Kürt aşiret reislerinin eline geçmesi gibi önemli sonuçları da olmuştur.[30] Sözgelimi, Erciş bölgesindeki pek çok köy Ermeni nüfusundan boşaltılır ve doğrudan Hamidiyeliler tarafından işgal edilir.[31] Janet Klein katliamların demografik neticelerini ve toprak dağılımı üzerindeki sonuçlarını dikkat çekecek biçimde belgeler. Özellikle, katliamlardan sonra “göç eden ve kaçan Ermenilerin … Kadastro İdaresi’nce ‘mahlul’ (sahipsiz) addedilen toprakları[nın] Müslümanlara hibe edilmiş ya da satılmış” olduğuna dikkat çeker. Bazı durumlarda, bir köyün tamamı işgal edilir ve nüfusu ya kırımdan geçirilir ya da kaçırtılır.[32] Ahlat ve Bulanık kazalarında köylülerin, 1897’de dahi Kürtler tarafından korunma karşılığında taşınmaz mallarından vazgeçmeye mecbur edildikleri resmi belgelerle sabittir.[33]Her halükârda, bu hadiseler toprakların el değiştirmesiyle somutlanan, Kürt aşiretlerini iskân politikasını kolaylaştırmıştır. Ermeni siyasi elitlerinin İstanbul’da meskûn oldukları halde gayet iyi farkında oldukları, Ermeni ülkesinin parçalanma sürecinde önemli rolleri olmuştur.


II. İTTİHAT VE TERAKKİ CEMİYETİ DÖNEMİMeşruti Dönem (1908-1914)


İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni iktidara getiren ve Ermeni siyasetçilerin gizlilikten çıkmasını sağlayan Temmuz 1908’deki meşruti devrimin ardından Kanun-i Esasi’nin yeniden ilanıyla birlikte, Ermeni Milli Meclisi yenilenir ve aynı yılın Ekim ayında ilk oturumunu yapar. Bir liberal olan İstepan Karayan’ın başında bulunduğu Siyasi Meclis, kısa süre içinde, sahanın acı gerçekleriyle, vilayetlerde sürüp giden emniyetsizlik hakkında patrikhaneye yağmaya devam eden telaşlandırıcı haberlerle yüz yüze gelir. 17 Ekim günü yapılan oturumda, avukat Krikor Zohrab meclise Ermenistan’ın genel durumu ve bunu iyileştirmek için alınması gereken önlemlerle ilgili bir rapor sunar. Kanun-i Esasi’nin ilanına rağmen gerçekten hiçbir şeyin değişmediğini vurgular: Valiler Abdülhamid’in politikasını uygulamayı sürdürmektedir; açlık, bakımını patrikhanenin üstlendiği binlerce sığınmacının başkente akın etmesine neden olmuştur. Zohrab, Türk ve Ermenilerden oluşan, yürütme gücüne sahip karma bir soruşturma komisyonunun kurulmasını; geçmişte haraca kesme suçunu işlemiş valilerin ve Hamidiye subaylarının görevden alınmalarını; yağmacıların ve katillerin İstanbul’daki bir adalet divanında yargılanmasını; gasp edilen toprakların meşru sahiplerine iadesini; evlerine dönmek isteyen sürgünlere, muhacirlere tanınmış olanlara benzer hakların ve muafiyetlerin tanınmasını; ağaların ve beylerin köylüleri haraca kesmeye devam etmelerine engel olunmasını; açlık sınırındaki halka buğday ve tohum tedarik edilerek acil yardım götürülmesini önerir.[34] Sürgünden yeni dönmüş olan Başepiskopos Matteos İzmirliyan ise, köylülerin elinden alınmış yük hayvanlarının ve tarım aletlerinin yerine acilen yenilerinin tedarik edilmesi gerektiğini belirtir. Aynı oturumda, Kanun-i Esasi’nin ilanından sonra Kafkasya’dan geri dönen sığınmacıların –Kürtler tarafından işgal edilmiş olan– topraklarını geri alamadıkları öğrenilir.[35] Sonuç olarak, Ermeni Milli Meclisi tarafından bu sorunları Bâb-ı Âli’yle müzakere etmek üzere bir heyet oluşturulur. Krikor Zohrab, Hrant Asadur ve Dr. Torkomyan yönetimindeki heyet, yetkililerden, Ermenilere haklarını iade etmek için her tür imkânın seferber edileceğine dair güvence alır.[36]
Bununla birlikte, konsolosluk raporları Ermeni vilayetlerine gergin bir havanın ve katliam tehditlerinin egemen olduğunu göstermektedir.[37]Ermenilerin yararlandıkları yeni özgürlük, Kürt aşiret reislerinin ve yerel Türk ileri gelenlerinin gözüne bir tahrik gibi görünmektedir. İttihat ve Terakki şefleri Hamidiye Alayları’nı dağıtmaktan özenle kaçınarak, bunlara Aşiret Hafif Süvari Alayları diye yeni bir isim vermekle yetinmişlerdir. Bütün bunlar, emniyet ve asayişi yeniden tesise yönelik bir politika olarak sunulur, ama fiiliyatta alaylar olduğu gibi korunur ve Kasım 1908’de mensupları “redif askerleri”ne dönüştürülür.[38]
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin yerel otoriteler aracılığıyla hayata geçirilen aşiret reislerini kollama politikası, yarını olmayan niyet beyanlarından öte bir sonuç vermez. Mülklerine hâlâ kanunsuz biçimde el konmakta olan köylüler, İstanbul’daki Ermeni Meclisi’ne şikâyetlerini bildirmeye devam ederler. Meclis ilk başta, Osmanlı hükümetinin yetkili makamlarına takrirler sunmakla yetinir, ama kısa zamanda, burada sadece yüzyıllardır sürmekte olan suiistimallerin değil, en yüksek devlet kademesinde geliştirilen bir politikanın söz konusu olduğuna kanaat getirilir.[39]
Siyasi Meclis ile Defterdarhane arasında yürütülen müzakerelerin hedefinde, köylülere haklarının iadesi vardır. Pratikte ise, otoriteler meşruiyet ve mülki idarenin reorganizasyonu adına tapu senetlerinin gösterilmesini isteyerek, milli varlıklara karşı hassas zeminde kontratağa geçmişlerdir. Ermenilerin buna verdikleri aşikâr cevap, yani başta kiliseler ve manastırlar olmak üzere bu malların çoğunun Osmanlı fethinden çok önce, 5. ve 15. yüzyıllar arasında edinilmiş ya da inşa edilmiş olduğu yanıtı tatminkâr bulunmaz. Hatta bir pazarlığa dahi girişilir: Hükümetin memurları, Ermenilerin kanuni vergileri ödemeyi kabul etmeleri koşuluyla, dini kurumların malları hakkındaki kanun kapsamına girmelerinden ötürü normalde her tür vergiden muaf olan bu mülkler için nizami tapu senetleri çıkarmayı teklif ederler.[40] Ermeni makamları bu idari işkenceden kurtulmak için sadrazama başvurmaya karar verirler. Sadrazama sunulacak dosyayı güçlendirmek için, Ermeni Meclisi tarafından seçilen özel bir komisyon 1890’dan 1910’a kadar patrikhaneye verilen, Ermenistan’daki 32 sancakta gerçekleşen 7.000 gasp vakasının anlatıldığı 135 cilt dilekçeyi tarar[41] ve bunların dört cilt tutan bir özetini yayınlar.[42] Çalışmanın sonucunda, milli varlıklar ile özel mülklere ayrım gözetmeksizin el konduğu; şikâyetlerin incelenmesinden Ermenileri ekilebilir topraklardan mahrum etmeyi hedefleyen sistemli bir politikanın yürütülmekte olduğu hissinin edinildiği; yerel memurların bu tür operasyonlarla atbaşı giden gaddarlıklara göz yummak ya da her türlü hukuk hilesine başvurarak mülksüzleştirmeye doğrudan katılmak suretiyle bu işlere ortak oldukları; hedeflenen malların topraklardan ibaret olmayıp evlerin, binaların, dükkânların, değirmenlerin de müsadere edildiği; bizatihi devletin, Çerkesleri ya da Kürtleri yerleştirmek amacıyla Hıristiyanları yerlerinden yurtlarından kovmakta duraksamadığı; bazı örneklerde, bütün bir köye zor yoluyla el konduğu ve köy halkının mallarının müsadere edildiği; ya da gene Kürt beylerinin kendilerine karargâh yapmak için manastırlara el koydukları; ya da bir tarla sahibinin artık yararlanamadığı halde çoğu durumda tarlanın işletme vergisini ödemeye devam ettiği; köylülerin nesillerdir tapusuna sahip olmaksızın intifa hakkını kullandıkları pek çok ekilebilir arazinin yerel muktedirler adına tapuya kaydedildiği ortaya çıkar. Komisyon en az 13 ayrı mülksüzleştirme, müsadere ve gasp yöntemi saydıktan sonra, otoriteler kanunları uygulamadıkları ve açılan hiçbir dava sonuçlanmadığı müddetçe, bu suiistimallere karşı hiçbir ciddi mücadele imkânı görmediğini itiraf eder.
Bununla birlikte, tüzel kişiler için bir statü oluşturan 1913 tarihli kanun hükmünde kararnamenin yürürlüğe girmesiyle belli bir ilerleme kaydedildiği gözlenir; kararnamenin 3. Madde’si gayrimüslim cemaat kurumlarının devredilemez bir vakıf mülkünü kendi adlarına tapuya yazdırmalarına izin vererek, söz konusu malları İsa ya da Meryem Ana adına tescil ettirme uygulamasını sonlandırır.[43] Statüsü bu yasal düzenlemeyle uyumlu olan İstanbul Ermeni Patrikhanesi, kararname hükümlerini yerine getirmek için, o tarihe kadar özel şahıslar ya da kutsal isimler adına kayıtlı olan kiliseleri, manastırları ve “milli mallar”ı kendi adına tescil ettirmeye girişir. Kanun, gerekli düzenlemeleri yapmaları için kurumlara altı aylık bir süre tanımıştır. Bu durumda, patrikhane organları taşradaki episkoposluk bölgesi idarecilerinin yardımıyla derhal işe koyulur ve Defter-i Hakani Emaneti’ne göre otoritelerine bağlı olan 2.000’in üzerinde kiliseyi, yüzlerce manastır, mezarlık, hastane ve eğitim kurumunu patrikhane adına tescil ettirirler;[44] bu dökümün kilise ve manastırlarla ilgili bölümü bundan 50 yıl önce Eçmiyadzin Katolikosluğu tarafından yayınlanmıştır. Ama bu listelerin eksiksiz olduğu kesin değildir, zira önceki onyıllarda gasp edilmiş arazi ya da yapıları tescil ettirmeye zaman yetmemiş olsa gerekir.
Ocak 1913’ün meşruti dönem tarihinde bir dönüm noktası olduğu yadsınamaz. Enver Paşa ile radikallerin bir hükümet darbesiyle iktidarı yeniden ele geçirmelerinden, felâketle sonuçlanan birinci Balkan Harbi’nden ve 11 Haziran 1913’teki Sadrazam Mahmud Şevket Paşa suikastından sonra, İTC’nin radikalleşmesi, başta örfi idarenin ilanı, muhaliflerin tutuklanması ve bir diktatörlüğün kurulmasıyla görünür hale gelir.
Ermeni Meclisi’nde siyasi gelişmeler kaygıyla izlenmektedir. Patrik 3 Mayıs 1913’teki oturumda vekillere, Ekim 1912’den Mayıs 1913’e kadar hükümete 176 adet takrir verildiğini belirtir. Bunların hepsinde Ermeni vilayetlerindeki yağmalar, zora dayalı ihtidalar, müsadere edilen topraklar konu edilmektedir.[45] Hizan, Van ve Muş’ta ağalar ve diğer beyler köylüleri korkutup kaçırtmaktadır. Patrikhaneden alınan son bilgilere göre binlerce köylü dağlık bölgelere sığınmıştır. Patrikhane makamlarının Ermeni vilayetlerindeki reform girişimlerinin, bundan böyle, bu bölgelerde can ve mal güvenliğinin sağlanmasına yönelik son bir çaba halini aldığı gözlemlenebilmektedir. Tasarlanan reform projesindeki pek çok madde arasında 8.’si, “son onyıllarda meydana gelen toprak müsadereleri”ni, başka türlü söylersek, o dönemde Ermeni mallarının gasp edilmesinden söz ederken yaygın olarak kullanan deyişle “toprak” meselesini “incelemekle görevli özel bir komisyonun oluşturulması”nı öngörür.[46]


Harb-i Umumi ve Ermeni Mallarının Gaspı


İttihat ve Terakki Cemiyeti’nce tasarlanmış olan Osmanlı Ermenilerini tasfiye girişiminin ekonomik boyutu, nadiren anlaşılmış ya da en azından, İTC merkez komitesinin güttüğü en önemli maddi ve ideolojik hedeflerden ve soykırım eyleminin tetikleyici parametrelerinden biri olarak nadiren perspektife yerleştirilmiştir. Ermenilerin kendileri, mağduru oldukları gaspların II. Abdülhamid döneminde uygulandığı biçimiyle geleneksel yağmanın bir uzantısı olmadığını gayet iyi hissetmişlerdir. İçlerinden en ferasetlileri, Ermenileri mahvetmeyi ve mallarından etmeyi hedefleyen eşgüdümlü bir hareketle karşı karşıya olduklarını anlamıştır. Ancak, 1 Ekim 1914’te Kapitülasyonlar’ın tek yanlı olarak kaldırılmasının vereceği tüm sonuçları öngörmüş oldukları kesin değildir.[47] Resmi tarih tarafından geleneksel olarak ülkenin kolonyal güçler karşısında ayak bağlarından kurtulma iradesinin bir göstergesi olarak sunulan söz konusu ikili anlaşmaları ilga kararı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki yabancı yatırımları ve malları her türlü hukuki korumadan yoksun bırakmış, özellikle de “millileştirilme”lerini kolaylaştırmıştır. İTC merkez komitesi bunu yapmakla, ekonomiyi millileştirme projesinin ilk evresini hayata geçirir; ikinci evre Rum ve Ermeni mallarına el koymayı hedeflemektedir. İttihatçı otoriteler bu genel strateji çerçevesinde, şahsı mallardan başka, o zamanlar “milli varlıklar” denen, büyük kısmı İstanbul Ermeni Patrikhanesi ile taşradaki episkoposluk bölgelerince yönetilen vakıf statüsündeki devredilemez malları da hedeflerler. Bu milli varlıklar arasında, en az iki kategori ayırt edilebilir: Esas olarak dükkânlar, binalar ve kiraya verilmiş topraklardan oluşan taşınmazlar ve başta 3.538 kilise ve 451 manastır olmak üzere dini yapılar;[48] bu dini yapıların özelliği, İstanbul Patrikhanesi’nin meşru sahibi olduğu Ermeni anıtsal mirasının, başka bir deyişle “kültürel mallar”ın ağırlığını oluşturmalarıdır ve kısa bir süre sonra nöbeti Türkiye Cumhuriyeti’ne devredecek olan Osmanlı devleti hesabına gasp edilirler.
Otoriteler, türü ne olursa olsun bütün Ermeni mallarına el koymak için, peş peşe düzeltmelerle, talimatname, kanun ve tatbikat nizamnamelerinden oluşan bir mevzuat geliştirirler. Ermeni halkını yurtlarından söküp atmanın başlıca aracı olan Geçici Tehcir Kanunu’nun [[i]Vakt-ı seferde [/i]icraat-ı hükümete karşı gelenler için cihet-i askeriyece ittihaz olunacak tedabir hakkında kanun-u muvakkat] yayınlanmasından kısa bir süre sonra, 10 Haziran 1915 tarihli bir talimatnameyle “emval-i metruke”yi “koruma altına almak”la görevli yerel komisyonlar oluşturulur.[49] Gasp operasyonları 1915 sonbaharına kadar, gene Haziran ayı içinde valilere gönderilen gizli talimatların[50] eşlik ettiği bu basit idari tedbire dayanarak yürütülür. O halde, Ermeni mallarının yağmalanmasını idari olarak resmileştiren kanunun, sonradan, yani Osmanlı Ermenilerinin büyük çoğunluğunun sürgüne gönderilmesinden sonra çıkarıldığı söylenebilir. 13/26 Eylül 1331/1915 (17 Zilkade 1333) tarihli Ahar mahallere nakledilen eşhasın emval ve düyun ve matlubat-ı metrukesi hakkında kanun-u muvakkat’ın,[51] başlıca görevi sevkiyatları planlamak olan Dahiliye Nezareti’ne bağlı İskân-ı Aşâir veMuhacirin Müdüriyeti tarafından hazırlandığını belirtmekte yarar vardır. Bu kanun, Emval-i Metruke Komisyonları’nı kuran ve kanunun uygulama yönetmeliği hükmündeki, 26 Ekim/8 Kasım 1331/1915 (30 Zilhicce 1333) tarihli Ahar mahallere nakledilen eşhasın emval ve düyun ve matlubat-ı metrukesine mütedair 18 Zilkade 1331/1915 tarihli kanun-u muvakkatin suver-i icraiyesine mübeyyin nizamname’yle[52] tamamlanmıştır.
Nizamnamenin birinci maddesi doğrudan, “14/19 Mayıs 1331/1915 tarihli kanun-u muvakkat hükmünce ahar mahallere nakledilen” kişilere atıfta bulunur,[53] ama herhalde hükümlerinin yetersiz olduğu ortaya çıkan 10 Haziran 1915 tarihli talimatnameye gönderme yapmaz. Yukarıda da dikkat çektiğimiz gibi, geçici “emval-i metruke” kanunu ve uygulama yönetmeliği 26 Eylül ve 8 Kasım 1915’te yayınlandıklarında, sevkiyatların birinci evresi neredeyse tamamlanmıştır. Bu mevzuat avadanlığının sürmekte olan gaspları “meşrulaştırma”yı ve yağmalar nedeniyle açılan sayısız davayı sonlandırmayı amaçlamış olması muhtemeldir; Ermeni taşınır ve taşınmazlarının gasp edilmesi Ermenilerin borçlu, hatta alacaklı oldukları Alman ya da Avusturya şirketlerinin menfaatlerine zarar vermek gibi bir sonuç da doğurduğundan, yabancı büyükelçiliklerden, özellikle de İttifak devletleri sefaretlerinden yükselen protestolara yanıt verme amacının güdülmüş olduğu ise daha kesindir.[54]
Bütün bu metinlerde Ermeni halkına en ufak bir atıfta bulunulmaz. Bununla birlikte, geçici kanunun birinci maddesinde, “eşhas-ı hakikiye ve hükmiyenin terk etmiş oldukları emval ve matlubat [alacaklar] ve düyun [borçlar], bu husus için müteşekkil komisyonların her şahıs için ayrı ayrı tanzim edecekleri mazbatalar üzerine, mahkemelerce tasfiye olunur” der.[55] O halde malların “özelleştirilmesi” gerçek ve tüzel kişileri, yani dini kurumların mülkiyetindeki vakıf denen “devredilemez” milli malları da hedeflemektedir; bu da, kanunun Ermenileri soymayı, ama bir yandan da binlerce kadim manastır ve kiliseyi kapsayan tarihsel miraslarına el koymayı hedeflediğini açık bir şekilde kanıtlar. Bununla birlikte, aynı geçici kanunun ikinci maddesine göre, “Emval-i metrukeye dair tahaddüs edecek istihkak ve sair deavide [hak ediş ve diğer davalara], defter-i hakani memurları hasım olur ve bu mallarda tasarrufun ispatında muvazaadan âri olmak şartıyla senedat-ı hakaniyenin gayri vesaik dahi muteber tutulur.”[56] Başka bir deyişle, “nakledilen” kişilerin “hak arama” davaları açması öngörülmektedir! Aynı madde, “Eşhas-ı mebhusenin tarih-i nakillerinden on beş gün evvelki müddet zarfında icra ettikleri muamelat-ı ferağiyede muvazaa veya gabn-i fahişin vücudu [fahiş aldatmanın varlığı], bilmuhakeme sabit olduğu takdirde, ukud-u vakıa [bu sözleşmeler] fesh ve iptal olunur” hükmüyle de hileler olabileceğini göz önünde bulundurur. Bu da, bir mülk sahibinin sürgüne çıkarılmadan önce mallarını satma hakkının olmadığı anlamına gelir. Metin üstü kapalı bir biçimde, satıcının içinde bulunduğu koşullarda mülklerini ancak ucuz bir fiyata elden çıkarabileceğini, dolayısıyla da mallara yönelik tasfiye operasyonlarından yararlanan taraf olmayı isteyen devletin menfaatlerine zarar verebileceğini söyler.
Dokuzuncu maddeye göre, vakıf malları “muhacirin nizamnamesine tevfikan [göre] muhacirine meccanen tefviz ve tevzi olunabilir [bedelsiz olarak verilebilir ve dağıtılabilir]”.[57] Başka bir deyişle, sürgüne çıkarılanların yer değiştirmesi “geçici” olduğu halde, muhacirlere yer açmak zorundadır. Bu da “kanun koyucu”nun gözünde bu gidişlerin “dönüşsüz” olduğunu gösterir.[58]
8 Kasım 1915 tarihli uygulama nizamnamesi de dikkatli bir incelemeyi hak eder. Nizamnamede, bu malları idare etmek için her kazada kurulan komisyonların mal, vergi, tapu, nüfus ve evkaf memurlarından oluşturulacağı belirtilir. Birinci maddeye göre, nakil “mahallin en büyük mülkiye memuru tarafından tahriren [yazılı olarak] vuku bulacak tasdik ile taayyün ve tahakkuk eder”.[59] İkinci madde gerçek ve tüzel kişilere ait “icareteynli müsakkafat [toptan peşin olarak alınan kira ile sonradan alınacak kiraya konu olan ve üzeri damla örtülü yerler] ve müstagallat-ı vakfiye [bağ, bahçe, han, hamam gibi taşınmaz mal gelirinden ayrı, zahire, tahıl gibi irat getiren vakıf malları]” ile diğer taşınmazların “acilen” defterinin düzenlenmesini ve “ahalisinin kamilen nakli hasebiyle elyevm hâli kalmış kuraya [halkının tamamının nakli sebebiyle bugün boş kalmış olan köylere] ait defterlerin tanzimi”ni öngörür.[60] Bundan sonra, defterler “elyevm mahlul” kalmış malları tasfiye edecek “tasfiye komisyonları”na devredilir. Beşinci madde, bu komisyonların “Dahiliye Nezaretinin tayin edeceği” bir reis ile “Adliye ve Maliye nezaretleri tarafından müntehap [seçilecek] birer azadan” oluşacağını belirtir.[61]Yedinci maddeye göre, “tasfiye mazbataları …. medyunun [borçlunun] naklinden evvelki kanuni ikametgâhının mensup olduğu hukuk mahkemesince tescil edilir”.[62] İzleyen maddeler, nakledilen kişilerden alacakları olduğunu iddia edenlerin, “menkul ve gayrimenkul emval-i metruke” üzerinde hak talebinde bulunmak için komisyon başkanlarına dilekçe verme yöntemlerini düzenler (12. Madde).[63] On altıncı madde ise, “Kiliselerde mevcut eşya ve tasavir ve kütüb-ü mukaddese [tasvirler ve kutsal kitaplar] sebt-i defter olunarak [deftere yazılarak] muhafaza edilecektir. Mekteplerle manastırların bilumum mektep levazımının hakk-ı istimalleri [kullanım hakkı] maarif idarelerine devrolunur” der.[64] On sekizinci maddeye göre, “Komisyonlar, emval-i menkulenin bil-müzayede füruhtunda [taşınır malların açık artırmayla satışında] … mümkün olduğu mertebe kıymet-i hakikiyeleri ile satılmasına gayret edeceklerdir”. Nihayet, 22. Madde “komisyonların muamelatı”nın “Hükümet-i Merkeziye” tarafından denetlenmesini öngörür.[65]
Öte yandan, elimizde 1915-1916 yıllarındaki dini yapıları yıkma faaliyetlerine ilişkin pek çok bilgi bulunmaktadır. Sivas Ermeni Katedrali örneğinde olduğu gibi, bu yıkımlar bazen amele taburlarındaki Ermeni askerlere yaptırılır.[66]
Mıgırdiç Muradyan adlı bir soykırım kurtulanının tanıklığına göre, Bayburt’tan ilk sürgün kafilesi 4 Haziran 1915 günü ayrılır, bunu 8 Haziran’da ikinci bir kafile, 14 Haziran 1915’te de bir üçüncüsü izler. İsmail Ağa, İbrahim Bey ve Piri Mehmed Necati Bey, 11 Haziran’dan itibaren Bayburt Surp Kristapor ve Lesonk Surp Krikor manastırlarını yıktırmaya başlar ve fırsattan istifade manastırların hazinelerini yağmalarlar.[67]Aralık 1915’te Kilikya’nın kuzeyinde bulunan Amerikalı bir kadın misyoner, “bir Kürt bize, Şar’ın kilise binasının dinamitle kısmen tahrip edilmiş olduğuna dair gizli bilgiler getirdi” diye yazar.[68]


Elimizde, Erzincan Ermeni Katedrali’nin 7 Temmuz 1915 günü başlatılan yıkımı ile Ankara Ermeni Kilisesi’nin aynı dönemde yıkılışına dair bilgiler de vardır (bkz. aşağıdaki fotoğraflar).



Erzincan Ermeni Katedrali’nin Rus birliklerinin geldiği 1916 ilkbaharı başındaki durumu.



Şehrin Ermeni nüfusunun sürgüne çıkarılmasından sonra yıkılan Ankara Ermeni Kilisesi (Foreign Office National Archives, Kew).Aşağıdaki fotoğrafın gösterdiği gibi, Van şehri yakınlarındaki Varak Manastırı da yıkımdan kurtulamamıştır.



Varak Manastırı, 1916, Türk birliklerinin geçişinden sonra geride kalan yıkıntılar (Nubar Kütüphanesi koleksiyonu).Katliam ve sevkiyatların hemen ertesinde gerçekleştirilen bu eylemler bazı bakımlardan, otoritelerin, rejimin yerel nüfusa Ermeni varlığının kültür mirasına ait bütün izleri kazıyıp yok etme kararını da aldığını göstermeye yönelik açık bir iradesi olarak yorumlanabilir ve bu süreç yıllar boyu devam edecektir.Rejim bu amaçla imparatorluğun dört bir yanında, taşınır ve taşınmaz malların envanterini çıkarmakla görevli 33 adet tasfiye komisyonu oluşturur. Sağlam Alman kaynaklarına (Deutsche Bank’ın yönetici kadroları) göre, Osmanlı Bankası sürgüne çıkarılanların hesaplarına el koymak için otoritelerle doğrudan işbirliği yapar.[69]


Mütareke Ertesi: Ermeni Malları Geri Mi Verilecek, İç Mi Edilecek?


Ekim 1918 sonunda Mondros Mütarekesi imzalanır imzalanmaz, ilk iş olarak, İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin yeniden açılmasını, dolayısıyla da Ermenilerin 1916 yazında otoriteler tarafından feshedilen statülerinin iadesini sağlamak üzere harekete geçilir.[70] O sırada, yüz binlerce sağ kurtulanın çözüm bekleyen pek çok hayati sorunu, patrikhanenin yeniden açılması işini daha da acilleştirmektedir. Fransa ve Britanya yüksek komiserleri Kasım 1918’de yayınladıkları bir beyanatta, Osmanlı hükümetinden, sürülen Rumların ve sağ kurtulan Ermenilerin yurtlarına geri dönmelerini sağlama yükümlülüğünü üstlenmesini ve müsadere edilen mallarının ve bankalardaki varlıklarının iadesini sağlamasını isterler.[71]Nitekim, Ermeni makamlarının ilgilenmek zorunda oldukları ilk dosyalar, evlerine geri dönen sağ kurtulanların haklarının iadesi, korunmaları ve hukuki bir prosedürün başlatılmasıyla ilgilidir.
Hâlâ Musul’da sürgünde olan Patrik Zaven’in geri dönmesini beklemeden, bir Ermeni Siyasi Heyet’i kurulur. Heyet Ocak ayında İtilaf devletlerine pozisyonunu ortaya koyan bir muhtıra sunar.[72] Muhtırada, Sadrazam Tevfik Paşa’nın “iyi niyet”inden şüphe edilmese de, “hal-i hazırdaki devlet memurlarının % 80’i İttihatçı olup aynı suçlara karıştıkları” halde, mağdurların nasıl eski haklarına kavuşturulabileceği sorulur.
İtilafçı yüksek komiserlerin göreve gelmesinden sonra oluşan oldukça özel bağlamda, Ermeniler savaş deneyiminin iktidarın uygulamalarını değiştirmediği hissiyatındadır. Hatta, Ermeni yönetimi “hükümetin suçluları cezalandırmayacağı” kanaatindedir.[73] Şu satırları yazanSpectateur d’Orient yazarı durumu gayet iyi kavramıştır: “Türkiye, tarihinde ilk kez eski bir sadrazam ve eski nazırlar adalet önüne çıkarılmıştır ve bu ülkenin halkına karşı işlenen suçlardan cezalandırılma riskiyle karşı karşıyadırlar. […] Bugün, Türkiye’nin eski yöneticileri Hıristiyanların katlini emrettikleri için kovuşturulmaktadırlar. Bu, imparatorluk tarihinde eşi görülmedik bir olaydır; bu ülkenin örf ve âdetlerinde derin bir değişimin kanıtıdır. Bunun sebebini nerede aramak gerekir? Bunun sebebi dünya savaşının sonucunda yatmaktadır.”[74]
Başka bir deyişle, yeni otoriteleri kamuoyunun çoğunluğunun görüşü hilafına İttihatçı yönetimi adalet önüne çıkarmaya iten, Osmanlı İmparatorluğu’nun parçalanma olasılığıdır. İstanbul basınında çıkan yazılar, Ermeni yönetimini Osmanlı mahkemelerinden hiçbir tazminat elde etme şansının olmadığına ikna etmiştir. Ermeni yönetimi tercihini derhal bir “Uluslararası Adalet Divanı”nın kurulmasından yana kullanır ve bu doğrultuda çalışmaya koyulur. 6 Ocak 1919’da kamuoyuna yapılan bir açıklamada, Siyasi Heyet başkanı Dr. Krikor Tavityan, katliamların başlıca sorumluları ülkeden gitmiş olsalar da, Türk nüfusun çoğunluğunun tavrını değiştirmediğine ve tehdit oluşturmaya devam ettiğine dikkat çeker: “Özellikle vilayetlerde, iş ‘ganimet’in, yetimlerin, genç kızların ve kadınların iadesine geldiğinde aynı kötü niyeti görmekteyiz; katliamdan kurtulan enkazın tepesinde aynı tehditler asılı duruyor.”[75]
Bu arada Ermeni dini yapılarını yıkım faaliyetleri sürmektedir. Ankara vilayetinin güneyinde, Fenese kilisesi ve okulu Temmuz 1919’da yerel Türk nüfus tarafından yıkılır. “Ayin eşyası Ahmed Hacı Saidoğlu adındaki Türk tarafından çalınmıştır.”[76] Kasım 1919’da, oradan pek uzak olmayan bir yerde, silahlı çeteler Tomarza kiliselerinden birine saldırır, ardından Kayseri’deki Ermeni evlerini yıkarlar; bu evlerden geriye kalanlar “yakacak odun olarak kullanılır”.[77]
Amiral Calthrope hızla harekete geçerek, sığınmacılardan sorumlu bir Rum-Ermeni komitesi oluşturmuştur;[78] komite insanlığa karşı suç işleyenleri tespit etme, tutuklama ve mahkemeye sevk etme çabalarında amirale yardımcı olmakla da görevlidir. Komitede Ermenileri Dr. Krikor Tavityan temsil etmektedir.[79] Ama doğrudan Ermeni Siyasi Heyeti’nin otoritesi altında olan, Arşag Alboyacıyan (1879-1962) başkanlığındaki Enformasyon Bürosu’nun (Değegadu Tivan) kurulması için Patrik Zaven’in 19 Şubat 1919’da ülkeye geri dönmesini beklemek gerekecektir[80] –Zaven Yeğyayan şehirde, otoritelerin “İstanbulluların dini ve milli hislerini rencide edecek türden”[81] diye yakındıkları koşullarda, büyük bir kalabalık tarafından karşılanmıştır.
Patrikhanenin ele alması gereken ve bizi burada özellikle ilgilendiren ikinci çetrefil dosya, soykırım esnasında gasp edilen malların iadesiyle ilgilidir. Bu dosya, Ermeni nüfusun uğradığı maddi zararların tazmini sorusunu gündeme getirmektedir. Başka bir deyişle, en başta Jön Türk hareketiyle bağlantılı çevrelere çıkar sağlamış olan Ermeni mallarının transferi ve “milli ekonomi”nin inşası başlıklarının yeniden tartışmaya açılması söz konusudur. İlk girişim, elbette ki, bu mallara el konmasını yasallaştırmış olan 26 Eylül 1915 tarihli Emval-i Metruke Kanunu’nu yürürlükten kaldırılmasını sağlamaya yönelik olur.[82] Britanyalılar tarafından tayin edilen Ermeni-Rum komitesinin temsilcilerinin de yer aldığı bir karma komisyon, Şubat 1919’da Osmanlı hükümetine, Eylül 1915’te çıkarılan kanunun yürürlükten kaldırılmasını ve devletin ya da özel şahısların kanunsuz olarak ellerinde tuttukları malları geri alma işinin düzenlenmesini öngören bir proje sunar.[83] Böylesi bir girişimin, özellikle muhacirlerin Ermeni evlerine yerleştirildikleri bölgelerde doğurduğu sorunları ve söz konusu malların geri alınması ihtimalinin, bunları ellerinde tutan başıca unsurlar olan yerel ileri gelenler ile aşiret reislerinin birleşmesinde büyük bir payı olduğunu tahayyül etmek zor değildir. Evlerine geri dönmekte olan soykırım kurtulanlarını hedef alan cinayetlerin ve verilen gözdağlarının öncelikli olarak ekonomik saiklere dayandığına kuşku yoktur. Emval-i Metruke Kanunu’nun kaldırılması, yerel elitlerin üzerine gidileceği, kesinkes edinilmiş olduğu düşünülen malların yeniden tartışma konusu edileceği ve bu çevrelerde genel bir yaygaranın kopacağı anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, soykırım kurtulanlarını hoşnut etmek Osmanlı hükümeti açısından son derece tehlikeli bir girişimdir. Bu durumda hükümet, sağ kurtulanların imparatorluğun dört bir yanındaki mallarını geri almalarına imkân verecek kanunu onaylamaktan titizlikle kaçınır ve bir yandan iyi niyet gösterilerinde bulunurken kararı sürekli erteleyerek[84] hem Ermenileri hem Rumları çileden çıkarır. Patrikhane Siyasi Heyeti Temmuz 1919’da hükümete, meşru sahibi İstanbul Ermeni Patrikhanesi olan, prensipte devredilemez “milli varlıklar”, yani gayrimenkulleriyle birlikte 2.500’den fazla kilise, 400 manastır, 2.000 eğitim kurumu, araziler ve gelir getiren binalarla[85] ilgili resmi bir nota vererek, başkentte toplanmış olan soykırım kurtulanlarının geri dönüşünün yol açtığı muazzam masrafların karşılanması için yardım sağlanmasını ve savaş sırasında müsadere edilen milli vakıf mallarının gelirlerinin ödenmesini talep eder. Partik Zaven’e göre, heyet Bâb-ı Âli’den hiçbir zaman yanıt alamamıştır.[86]
Elde bir kanun olmayınca, patrikhane, mallarını kendi imkânlarıyla geri almaya çalışır. Vilayetlerde olduğu gibi İstanbul’da da hâlâ Ermeni mallarının istiflenmiş olduğu depolar bulunduğu öğrenilince, bunları geri almak için “kanunsuz” yöntemlere başvurmakta duraksamaz. Ama şahsi malların iadesi için açılan davaları kazanmayı asla başaramaz.[87] İttifak Devletleri’nin, İttihatçı-Kemalist hareketin büyümesini teşvik etmemek ve toplumsal barışı sağlamak için konuya belli bir ihtiyatla yaklaştıklarını da belirtmek gerekir.
Enformasyon Bürosu’nun bir raporu, İstanbul, Kapalıçarşı, Kürkçü Han, Kat 1, n° 5 ve 6’da bulunan “Emval-i Metruke” Merkez Komisyonu deposunda, mütarekeden sonra bile, bazıları açılamamış otuz kadar “sahipsiz” çelik kasanın bulunduğuna dikkat çeker. Hanın birinci katına, savaş yağmalarının mahsulü olan antika eşyalar, kadim elyazmaları, ayin kapları da istiflenmiştir.[88] Yetkililer bir yılı aşkın süre ayak sürüdükten sonra, patrikhanenin son bir şikâyeti üzerine[89] 8/21 Ocak 1920’de nihayet 33 maddeden oluşan “Ahar Mahallere Nakledilmiş Olan Eşhasın 17 Zilkade 1733 Tarihli Kararname Mucibince Tasfiyeye Tabi Tutulan Emvali Hakkında Kararname”yi çıkarırlar.[90] Kararnamenin menkul mallarla ilgili maddeleri bir tür soykırım sonrası rehber kitap niteliğindedir. Lakin kararnamenin hükümleri, karma Ermeni-Rum Komitesi’nin 1919 Şubat’ından itibaren formüle ettiği taleplere cevap vermekten uzaktır. Komitenin, kararname metninde yer almasını teklif ettiği maddeler şunlardır:
“Madde 1. Sürgüne çıkarılan bir Ermeni tarafından verilmiş her tür ibra belgesi ya da makbuz, menkul mallarından yaptığı her tür feragat, tehcir sırasında veya bir önceki ay verilmiş ve yapılmış ise hükümsüzdür.”
“Madde 2. Sürgüne çıkarılan her Ermeni ve ölümü halinde mirasçısı, mülki idare ya da özel bir komisyon tarafından şu ya da bu şekilde elinden alınmış olan taşınmaz malının iadesi için, bu malı elinde bulundurana karşı, mülki idareye ya da komisyona yaptığı ödeme için rücu hakkı saklı kalmak koşuluyla, hak talebinde bulunabilir.”
“Madde 3. Sürgüne çıkarılan her Ermeni’nin ve ölümü halinde mirasçısının hükümetten, taşınır mallarının özel komisyonlar tarafından satışı nedeniyle uğradığı her türlü zarar ziyanın tazmin edilmesini talep edebileceği kabul edilir. Mahallin hukuk mahkemesi başkanı, belediye başkanı ve Ermeni Patrikhanesi’nin bir temsilcisinden oluşan bir komisyon, hak talebinde bulunan kişinin elinden alınmış olan eşyanın fiyatını takdir edecektir.”
“Madde 4. Memurlar tarafından 1., 2. ve 3. maddelerdeki talimatlara aykırı her tür hareket için 500 Osmanlı Lirası para ve iki yıl hapis cezası verilebilecektir.”[91]
Kararname metni Maliye Nezareti tarafından vilayet yetkililerine gönderilmiştir,[92] ancak merkezi iktidarın otoritesini çoktan Kemalist harekete devrettiği bölgelerde ve başta Doğu vilayetleri olmak üzere pek çok vilayette herhangi bir şey talep edecek sağ kurtulanlar ve milli mallar ile diğer vakıfları geri alacak yeniden oluşturulmuş herhangi bir sivil ya da dini otorite bulunmadığından, neden hiçbir zaman uygulanmamış olduğu anlaşılabilir.
Daha genel olarak bakıldığında, bu kararname Ermeni mallarının savaş sırasında rıza verilmiş olan “satışlar”ını tasdik eder ve hâlâ hayatta iseler, bu malların meşru sahipleri ya da mirasçıları için mali bir telafi, bir “zarar ziyan telafisi” öngörür; bir şekilde, Küçük Asya’daki Ermeni varlığının kesin olarak imha edildiğini onaylar.
Sevr Antlaşması’na “emval-i metruke”yle ilgili özel bir maddenin koyulmasını zorunlu kılan husus, bu kararnamenin uygulanmaması olmuştur.[93]
Dahası bu kararname, tüm sınırlılıklarına rağmen, Kemalist Ankara hükümetinin 20 Nisan 1922’de yaptığı bir ilk oylamayla,[94] sonra da Kemalist otoritelerin aynı yılın 14 Eylül günü aldığı bir kararla[95] kesin bir biçimde ret ve mahkûm edilir.
Kemalist rejim iktidara iyice yerleştikten sonra, 15 Nisan 1923’te ‘emval-i metruke’yle ilgili yeni bir kanun dahi çıkarır. 26 Eylül 1915 tarihli kanuna dayanan bu yeni metin, gene de bunun birkaç maddesini değiştirerek 20 Nisan 1922 tarihli geçici kanunu yürürlükten kaldırır.[96]Önemli değişiklikler arasında, başlangıçta Evkaf-ı Hümayun ve Maliye nezaretlerine tescil ettirilmiş olan vakıf mallarıyla ilgili yeni hükümlere dikkat çekmek gerekir. Bu mallar tasfiye edildikten sonra, gelirleri “ahar mahallere nakledilen eşhas namına” Hazine’ye devredilmiştir. Yeni hükümlere göre, bu mallar üzerinde hak iddia edenlerden, Türkiye’de ikamet edenler kanunun yürürlük tarihinden itibaren dört, yabancı ülkelerde bulunanlar, altı ay içinde müracaatla, alacaklarını kayıt ve kabul ettirmeye mecburdurlar.[97]
Bununla birlikte, Türkiye’yi resmen tanıyan, bu vesileyle de tanınmış olan azınlıkların statüsünü düzenleyen Lozan Antlaşması, Kemalist otoriteleri peş peşe çıkarılan “emval-i metruke” kanunlarının bazı hükümlerini gözden geçirmeye mecbur eder, zira bu hükümler Türkiye tarafından imzalanan antlaşmanın şartlarına uymamaktadır.[98] Türk devleti, antlaşma hükümleri doğrultusunda mülkleri meşru sahiplerine koşulsuz şartsız iade etmekle mükellef kılınmıştır. Kemalist iktidar bu konudaki yükümlülüklerini yerine getirmek için çok sayıda istisnai kararname ve kanun çıkarır. Ama fiiliyatta, bilhassa ülke dışında yerleşik gayrimüslimlerin mallarını iade etmeyi kabul etmez.
İlk kararname 5 Şubat 1925’te çıkarılır. Buna göre, Lozan Antlaşması’nın imzalandığı tarihten sonra gitmiş olanların mallarına müdahale edilmeyecektir.[99] 15 Temmuz 1925 tarihli ikinci kararname, “kayıp kişiler”in bankalarda mevcut mevduatlarına konulan haczin kaldırılması ve sahiplerine iadesi hakkındadır.[100]
O halde, Lozan Antlaşması’nın “emval-i metruke”nin statüsünü biraz değiştirerek sistemde hukuki bir gedik açtığı söylenebilir. En önemli kanun metni, 26 Eylül 1915 ve 20 Nisan 1923 tarihli kanunların hükümlerini değiştiren, 13 Haziran 1926 tarihli talimatnamedir. Metinde, Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından önce terk edildikleri resmen öğrenilmişse, devletin emval-i metrukeye el koymasının icap ettiği, ama durum antlaşmanın imzalanmasından sonra öğrenilmişse malların kanuni sahiplerine iade ve teslim edileceği, sahiplerinin bulunamaması halinde ise sahipleri “adına” hükümetçe idare edileceği belirtilir. Talimatname, taşınmaz malları muhacirlere verilmiş mülk sahiplerinin zararlarının tazmin edilmesini de öngörür.[101] Uluslararası hükümlere uymayı amaçlayan bu talimatname, taşınmaz malların ağırlıklı bölümüne Lozan Antlaşması’nın imzalanmasından çok önce el konmuş olması ölçüsünde, hukukun tuhaf bir şekilde geriye dönük olarak kullanımıyla, bir şekilde oldubittiyi tasdik eder.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin “emlak-ı metruke” kanunlarından birinin görüşüldüğü 15 Nisan 1923 tarihli oturum tutanakları, vakıf mallarının kaderi konusunda ilginç bir bilgi verir. Taşınmaz malların onda birinin hâlâ devletin elinde olduğu öğrenildikten sonra, sadece Vakıflar Müdürlüğü’ne teslim edilmiş malların değeri 500 milyon Osmanlı Lirası olarak tahmin edilir.[102]
Ü. Üngör ve M. Polatel’in gayet isabetli bir dikkat çektikleri gibi, 111, 3 milyon Osmanlı Lirası tutarındaki 1923 yılı devlet bütçesiyle karşılaştırıldığında,[103] bu 500 milyon lira Türk devletinin Birinci Dünya Savaşı sırasında ve ertesinde kendi azınlıklarına karşı yürüttüğü olağanüstü soygunun büyüklüğünü gösterir.
Nitekim, 1920’li yıllarda otoritelerin üstesinden gelmeleri gereken başlıca sorun, “metruke” olarak sınıflandırılan taşınmaz malların % 70-80’inin, elinde bir tapu senedi bulunan meşru sahiplerinin olmaması olur. Başvekil İsmet İnönü’yü, başlığı kendini ele veren “Tapu Daireleri Haricinde Elden Ele Geçen Emval-i Gayrimenkulenin Tapu Senedine Raptı Hakkında Kanun Layihası”nın ardından, 13 Haziran 1926 Talimatnamesi’ni çıkarmaya yönelten de bu olmuş olmalıdır.[104] O halde, mevzuatın böyle tekrar tekrar “tadil edilmesi”nin arkasında yatan başlıca saik, herhangi bir malı meşru sahiplerine iade etmekten çok, söz konusu Ermeni mallarından yararlananların durumunu düzenlemektir.
Nevzat Onaran ayrıca, “on beş senedir boş kabul edilen” Ermeni taşınmazlarının, “on sene ve daha ziyade temellük ve tasarruf” ettiklerini ispatlamaları koşuluyla, talepte bulunan kişilere devrini yasallaştırmayı hedefleyen 2 Haziran 1929 ve 19 Mart 1931’de kabul edilmiş başka kanunlar da sayar.[105]
Milli varlıklara, özellikle de anıtsal kültür mirasına gelince, bunlar sadece zamanın değil, Ermeni varlığının izlerini yok etmeyi amaçlayan aralıksız bir politikanın saldırısına maruz kalmaya devam ederler. Talin Suciyan Türkiye’de soykırım sonrası Ermeni deneyimi üzerine dikkat çekici çalışmasında, çoğunlukla arızi olaylar olarak sunulan, içlerinde dini yapıların da bulunduğu bazı yıkım faaliyetlerine işaret eder. Örneğin, 1939’da, 500 kilometre mesafedeki Erzincan’da meydana gelen depremden ağır hasar gördüğü gerekçesiyle yıkılan Ordu kilisesinin hikâyesini aktarır. Bir tanık, yerel yetkililerin kiliseyi kanuni yollardan yıkabilmek için, durumunun tehlike arz ettiğine dair uydurma bir rapor üreterek, hâlâ şehirde yaşamakta olan on-on beş Ermeni ailesini ibadethanelerinden ve papazlarından da mahrum ettiklerini belirtir.[106]
Öte yandan, merkezi otoriteler 24 Nisan 1947’de Kayseri ve çevresindeki üç kilise ile bunlara bağlı mülkleri, yani toplamda 300 adet taşınmazı açık artırmayla satma girişiminde bulunurlar.[107] Söz konusu mülkler, Ermeni okulunun arazisiyle birlikte Talas Kilisesi, Muncusun kilisesi, “Lise Meydanı”ndaki Kayseri Kilisesi ile bitişiğindeki eğitim kurumudur.[108]
Sivas kilisesi de 1950’de yıkılmıştır. Günlük Marmara gazetesi, artık kullanılmayan ve yıllarca ordunun işgali altında kalan kilisenin, kötü durumda olduğu gerekçesiyle dinamitlendiğini aktarır. Hâlâ kentte yerleşik Ermeniler yapıyı onartmalarına izin verilmesi için araya girmeye çalışırlar, ama kilise binası askeri bir bölgenin içine alındığından yıkım işlemi tamamlanır.[109]
Tokat kilisesi de 1940’larda benzer bir kaderi paylaşır.[110] Van Gölü’ndeki Ahtamar manastırının hizmet binaları ve ruhban okulu da 1951’de dinamitlenmiştir; bugün restore edilmiş olan 10. yüzyıldan kalma kilise ise aynı kaderi paylaşmaktan belki de, sonradan ünlü bir yazar olacak genç gazeteci Yaşar Kemal’in o sırada bölgede bulunması sayesinde kurtulmuştur. Yaşar Kemal yıkımı durdurmak için, çalıştığı Cumhuriyetgazetesinin başyazarı Nadir Nadi’nin devreye girmesini sağlamıştır.[111]


Jön Türk rejimi ile Kemalist rejim arasındaki ideolojik ve siyasi süreklilik, burada bizi meşgul eden konu açısından büyük ölçüde kanıtlanmıştır.
1936’dan önce edinilen vakıf mallarının sahiplerine iadesini, sahiplerinin bulunamaması halinde de müsaderesini öngören kanun, ancak 2011 yazında yürürlükten kaldırılmıştır: Kanun hükmündeki kararname, Türk devleti tarafından usulsüz biçimde edinilmiş olan malların satılmış olmaları halinde, bunların meşru sahiplerinin 1920’lerde kullanılan formülle, zarar ve ziyanının telafi edilmesini öngörür. Kararname o tarihten beri yürürlüktedir, ancak çok az mülkün maddi olarak eski sahiplerine geri döneceği, mülklerin asıl sahiplerinin en iyi ihtimalle bir “zarar ziyan telafisi”yle yetinmek zorunda kalacakları şimdiden bellidir. Bu kanun elbette ki Avrupa Birliği’nin taleplerine, belki de daha da çok, Türk devletinin bu son yıllarda Lahey Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde kaybettiği sayısız davaya yanıt vermektedir.
AKP hükümetinin bir süre ortaya koyduğu göreli açılım politikası, gene de, bazı güvenlik konularında hâlâ Genelkurmay’a bağımlı olduğu gerçeğinin üzerini örtmemelidir. Yüksek rütbeli askerlerden ve hükümet üyelerden oluşan Milli Güvenlik Kurulu üyelerinden Seferberlik ve Savaş Hazırlıkları Planlama Daire Başkanı Tuğgeneral Tayyar Elmas, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği, müdürlükçe bilgisayar ortamına aktarılan ve resmi bir internet sitesinde kullanıma açılma aşamasında bulunan Osmanlı dönemine ait tapu kayıtları hakkındaki 26 Ağustos 2005 tarihli bir yazıyı Kurulun dikkatine sunmuştur.
Yazıda şu satırlar yer almaktadır: “Osmanlı Devleti dönemine ait söz konusu defterlerin içerdiği bilgilerin etnik ve siyasi (asılsız soykırım, Osmanlı Vakıfları mülkiyet iddiaları ve benzeri) istismara malzeme olabileceği ve ülkemizin içinde bulunduğu koşullar dikkate alındığında, kısmen ya da tamamen çoğaltılarak dağıtılmamalarının, genel arşiv çalışması yapılan merkezlere devredilmemelerinin, dolayısıyla bulundukları Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nde muhafaza edilmelerinin ve kullanılmasının ülke menfaatleri açısından sınırlı tutulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.”[112] Başka bir deyişle, ister vakıf denen milli varlıklar olsun ister özel mülkler, 1915’te yağmalanan Ermeni mallarının, sahiplerinin isimleriyle birlikte eksiksiz bir envanterinin çıkarılmasını sağlayacak olan, eski Osmanlı toprakları üzerindeki taşınmaz malların sahiplerinin sistemli bir dökümünü sunan Birinci Dünya Savaşı öncesine ait bu kadastro kayıtlarının yayınlanmasına yasak getirilmiştir.

Türkçeye çeviren: Renan Akman 
 

[1] Hüseyin Hatemi, “Cemaat Vakıfları Konusunda Düşünceler”, Prof. Dr. Ergun Özsunay'a Armağan içinde, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2004, s. 803, aktaran Hrant Dink Vakfı, “İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Osmanlı Hukukunda Vakıf Sistemi ve Gayrimüslimler”,2012 Beyannamesi: İstanbul Ermeni Vakıflarının El Konan Mülkleri içinde, https://istanbulermenivakiflari.org/tr/azinlik-vakiflari/hukuki-ve-tarihsel…

[2] Կտակի, նուէրի եւ վագֆի վերաբերեալ ինչ ինչ օրինական ընդհանուր տրամադրութիւնք “Gıdagi, nıveri yev vakfi veraperyal inç inç orinagan ınthanur dramatrutyunk” [Vasiyetle bırakılan miras, hibe ve vakıf hakkında genel kanuni usuller], İstanbul Ermeni Patrikhanesi, Nisan 1893, s. 6.

[3] a.g.y., s. 6-8, Madde 7.

[4] a.g.y., s. 8-10, Madde 11.

[5] a.g.y., s. 12.

[6] a.g.y., s. 16.

[7] Ermeni Patrikhanesi’nin idari organlarına genel bir bakış için bkz. Raymond Kévorkian ve Paul Paboudjian, Les Arméniens dans l’Empire ottoman à la veille du génocide, Paris, Arhis, 1992, s.7-10. [Türkçe basımı: [i][/i]

[8] Malların idaresinden sorumlu olan bu komisyon (Avantits Tivan) “taşınır ve taşınmaz milli varlıklar”ın kayıtlarını güncellemekle ve ilgili gelirlerin Patrikhane tahsildarları tarafından toplanmasını sağlamakla görevlidir. Bkz. 20 Mayıs 1913’te Milli Meclis’e sunulan, patrikhanenin idari nizamnamesi, İstanbul: Patrikhane, 1913, Madde 15, paragraf 2, s. 7).

[9] Համարատուութիւն Ազգային Կեդրոնական Վարջութեան Վանօրէից, 1872-1874 ամին, “Hamaradvutyun Azkayin Getronagan Varçutyan Vanoreits, 1872-1874 amin” [Manastırlar Merkez Kurulu’nun Raporu], İstanbul Ermeni Patrikhanesi, 1874.

[10] Aynı raporda, artık faaliyette olmayan ya da harap durumda olanlar hariç, 160 adet faal manastırın ve başrahiplerinin adlarının listesi verilir (a.g.y., s. 32-34).

[11] a.g.y., s. 2.

[12] Տեղեկագիր Համարատուութեան Տնտեսական Խորհրդոյ Değegakir Hamaradvutyun Dındesagan Khorhurt... [[i]Maliye kurulunun hesaplarla ilgili raporu], 1872, İstanbul, Patrikhane yayını, 1872, s. 2.[/i]

[13] a.g.y., s. 32.

[14] a.g.y., s. 10-31’de vakıf malları kapsamına giren tarım toprakları, meralar, değirmenler, preshaneler, evler, dükkânlar ve diğer yüzlerce taşınmazın dökümü verilir.

[15] a.g.y., s. 32-34.

[16] a.g.y., s. 34.

[17] ‘Muvazaa’, taraflardan her birinin, üçüncü bir tarafın yardımına başvurmayı kabul ettiği, önceden düzenlenmiş bir sözleşmeye verilen addır. Setrak Davuthan, tebliğ (başlık belirtilmemiş), Cemaat Vakıfları, Bugünkü Sorunları ve Çözüm Önerileri içinde, İstanbul Barosu İnsan Hakları Merkezi Yayınları, İstanbul, 2002, s. 13.

[18] a.g.y., s. 52-53’te yer alan tablo.

[19] Manastırlar Merkez Kurulu’nun raporu1872-1874, a.g.y., s. 10.

[20] a.g.y., s. 11.

[21] a.g.y.

[22] Maliye kurulunun hesaplarla ilgili raporu, a.g.y., s. 36.

[23] a.g.y., s. 39.

[24] a.g.y.

[25] Kemal Karpat, Ottoman Population, 1830-1914: Demographie and Social Characteristics,Madison: University of Wisconsin Press, 1985, s. 69’da [Türkçe baskı: [i], çoğunluğunu Çerkeslerin oluşturduğu bu Kafkasyalıların 2 milyonunun 1855-1866 arasında, yarım milyonunun da 1879’dan sonra Türkiye’ye göç ettiği tahmininde bulunur.[/i]

[26] Janet Klein, Power in the Periphery: The Hamidiye Light Cavalry and the Struggle over Ottoman Kurdistan, 1890-1914, doktora tezi, Princeton, 2002, s. 5. [Türkçe baskı: [i].[/i]

[27] Klein, a.g.y., s. 6.

[28] Klein, a.g.y., s. 272-73.

[29] Տեղեկագիր Հողային Գրաւմանց Յանձնաժողովոյ Değegakir Hoğayin Kravmants ... [[i]Gasp Edilen Topraklar Komisyonu’nun Raporu], Cilt 1, İstanbul: Ermeni Patrikhanesi, 1910, s. 3 ve yayımlanan dört ciltlik özeti (İstanbul, 1910-1912) ; Տեղեկագիր համարատուութեան, 1912-1914 [Faaliyet Raporu], İstanbul: Ermeni Patrikhanesi, 1914, s. 101 vd.[/i]

[30] Köylerin toptan gasp edildiği pek çok örnek için bkz. a.g.y., s. 28-290.

[31] Van’daki Büyük Britanya konsolosunun raporu, Williams’tan Currie’ye, no 10, Van, 12 Mart 1897: P.R.O, F.O. 424/191, FO 195/1985.

[32] Klein, a.g.y., s. 288; Bitlis, 25 Temmuz 1910: P.R.O, F.O. 424/224.

[33] a.g.y., s. 289.

[34] Ատենագրութիւն Ազգային Ժողովոյ, Վերաբացում 1908-1909 Նստաշրջանի Adenakrutyun Askayin Joğovu, Verapatsum 1909-1909 Nısdaşırçani [[i]Milli Meclis Tutanakları, 1908-1909 Oturumunun Açılışı], İstanbul, 1909, s. 39 ve 49-54.[/i]

[35] a.g.y., s. 55.

[36] a.g.y., s. 57.

[37] Dikran Mesrob Kaligian, The Armenian Revolutionary Federation under Ottoman Constitutional Rule, 1908-1914, doktora tezi, Boston College, 2003, s. 50.

[38] Klein, a.g.y., III. Bölüm, s. 191-255, özellikle s. 214. Bunlar olurken, İTC aşiret reislerini ve ileri gelenleri rejimi desteklemeye teşvik etmeleri için bölgeye özel temsilciler yollamaktadır.

[39] Bu tür sonuçsuz girişimlere genel bir bakış için bkz. Տեղեկագիր Համարատուութեան, 1912-1914 [[i]Hesap Denetim Raporu1912-1914], İstanbul, Patrikhane, 1914, s. 101 vd.[/i]

[40] a.g.y., s. 101-102.

[41] Տեղեկագիր Հողային Գրաւմանց Յանձնաժողովոյ Değegakir Hoğayin Kravmants Hantznajoğovo [[i]Gasp Edilen Topraklar Komisyonu’nun Raporu], Cilt I, İstanbul, Patrikhane, 1910, s. 3. Komisyon 1 Kasım 1910’da oluşturulmuştur.[/i]

[42] a.g.y., İstanbul, Patrikhane, 1910-1912.

[43] 6 Mart 1913 günü Takvim-i Vekayi’de yayınlanan 1 Mart 1913 tarihli Kanun Hükmünde Kararname. 1912’de liberal hükümet tarafından bir kanun tasarısı hazırlanmış, ancak birinci Balkan Harbi nedeniyle yürürlüğe girememiş, nihayet Mart 1913’te Mahmud Şevket Paşa hükümetinin kararıyla onaylanmıştır.

[44] Osmanlı Adliye ve Mezahib Nezareti’nin talebi üzerine 1912/1913’te İstanbul Patrikhanesi’nce yürütülen milli malları tescil ettirme çalışması: A. Safrastyan, “Կոստանդնուպոլսի Հայոց Պատրիարքարանի կողմից Թուրքիայի Արդարադատութեան եւ Դաւանանքների Մինիստրութեան ներկայացուած հայկական եկեղեցիների եւ վանքերի ցուցակները եւ թագրիրներ, 1912-1913 Gosdantnubolsi Hayots Badriarkarani goğmits Turkiayi Artaratadutyan yev Tavananki Minisdrutyan nergayatsvadz haygagan yegeğetsineri yev vankeri tsutsagnerı yev takrirner, 1912-1913 (İstanbul Ermeni Patrikhanesi tarafından Türkiye Adliye ve Mezahib Nezareti’ne sunulan takrirler ve Ermeni kilise ve manastırlarının listeleri)”, Eçmiyadzin 1 (1965)- 6 (1966).

[45]
Tutanaklar… 3 Mayıs 1913 oturumu, a.g.y., s. 3 vd ve 17 Mayıs 1913 oturumu, İstepan Karayan’ın konuşması, s. 49 vd. Ayrıca bkz. AMAE [Fransa Dışişleri Bakanlığı Arşivleri], siyasi yazışmalar Türkiye, n. s., Cilt 85, 86, 87. Örneğin, Fransa büyükelçisinin 10 Mayıs 1913’te bakanına yazdığı bir mektupta şu satırlar yer alır: “Hacin’de, Sis’te söylentiler çıktı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin özel temsilcisi olduğu söylenen esrarengiz şahıslar Müslüman ileri gelenleriyle gizli toplantılar yapıyor ve Ermenilerin 1896’da, 1909’da kendilerini savunmaya çalıştıkları köyleri dolaşıyorlarmış… Sonuçta, Doğu Anadolu’nun her yerinde Hıristiyan nüfus dehşet içinde yaşıyor. Patrikhanenin takrirleri ve konsoloslarımızın raporları Ermenistan’da hüküm süren genel huzursuzluğu tarif konusunda uyuşuyor” (Cilt 87, s. 21 vd). Konsolosluk yazışmalarında, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nden nüfuzlu kişilerin pek çok vesileyle ettikleri, yerel ahaliyi Ermenilere, Rumlara ve Asuri-Keldanilere karşı galeyana getirmeyi hedefleyen kışkırtıcı laflara, Ermeni vilayetlerinin durumunu “huzursuzluk” olarak niteleyen örtmeceden çok daha fazla rastlanır (özellikle bkz. Cilt 87, s. 31, 69).

[46] Les réformes arméniennes et l'intégrité de la Turquie d'Asie, İstanbul, 22 Mart 1913, 4 sayfa; Les réformes arméniennes et les populations musulmanes: les émigrants (mohadjirs) dans les provinces arméniennes, İstanbul, 5 Mayıs 1913; Les réformes arméniennes et le contrôle européen, İstanbul, 14 Haziran 1913, 4 sayfa.

[47] “İmtiyazat-ı Ecnebiyenin (Kapitülasyon) İlgası Hakkında İrade-i Seniyye”, Takvim-i Vekayi, sayı 1938, 17 Eylül 1914. Frank Weber, Eagles on the Crescent: Germany, Austria and the Diplomacy of the Turkish Alliance, 1914-1918, Ithaca ve Londra, 1970, s. 77 ve 165’te bu kararın müttefik Almanya ve Avusturya-Macaristan’la doğurduğu sorunlar da anlatılır.

[48] İstanbul Patrikhanesi Arşivleri/Nubar Kütüphanesi, DOR 3/1-3/3, kilise ve manastır sayılarındaki eksikler, patrikhanenin 1912/1913’te Osmanlı Adliye ve Mezahib Nezareti’nin talebi üzerine gerçekleştirdiği sayım sayesinde tamamlanmıştır: A. Safrastyan, “… takrirler ve Ermeni kilise ve manastırlarının listeleri”, a.g.y.

[49] Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, n° 81 (Aralık 1982), belge 1832.

[50] Bu gizli talimatların bir örneği için bkz. BOA, Meclis-i Vükelâ Mazbatası 198/163.

[51] Orijinali: Takvim-i Vekayi, sayı 2303, 14 Eylül 1915, s. 1-7; Ermenicesi: günümüzde Kudüs Ermeni Patrikhanesi Arşivleri’nde saklanmakta olan İstanbul Ermeni Patrikhanesi Arşivleri (bundan sonra İPA/KPA olarak anılacaktır), է 177-179, Patrikhane Enformasyon Bürosu; Fransızcası: 2 Nisan 1923’te, La Législation turque, Ek B’de yayımlanmıştır, İstanbul, édition Rizzo & Son, s. 1-6 (Service Historique de l’Armée de Terre [Vincennes] arşivleri, seri E, karton 320, Turquie, 260, ff. 49-51v°’de saklanmaktadır).

[52] Orijinali: Takvim-i Vekayi, sayı 2343, 28 Ekim 1915, 25 madde halinde; İPA/KPA, Լ 205, Patrikhane Enformasyon Bürosu; Fransızcası: 2 Nisan 1923’te, La Législation turque, Ek B’de yayımlanmıştır, İstanbul, édition Rizzo & Son, s. 7-15 (Service Historique de l’Armée de Terre [Vincennes] arşivleri, seri E, karton 320, Turquie, 260, ff. 49-51v°’de saklanmaktadır). Dadrian, Histoire du Génocide Arménien. Conflits Nationaux des Balkans au Caucase. Paris: Editions Stock, 1996, s. 361’de [Türkçe baskı: [i] adını vermediği hatalı bir kaynağa dayanarak, 26 Eylül tarihli tamamlayıcı bir kanundan söz eder.[/i]

[53] Orijinali: Takvim-i Vekayi, sayı 2189, 19 Mayıs/1 Haziran 1915/2 Muharrem 1333.

[54] Hilmar Kaiser, “1915-1916 Ermeni Soykırımı Sırasında Ermeni Mülkleri, Osmanlı Hukuku ve Milliyet Politikaları”, Erik-Jan Zürcher (der.), İmparatorluk’tan Cumhuriyet’e Türkiye’de Etnik Çatışma içinde, İstanbul, İletişim, 2005, s. 137-38. Yazar bu kanunun, Ermeni mallarının gasp edilmesi sonucunda Alman çıkarlarında meydana gelen zararın akabinde, 13 Eylül 1915’te Bâb-ı Âli’ye verilen bir protesto notasını yanıtlamak için, Talat Paşa’nın isteği üzerine çıkarıldığını bile ileri sürer.

[55] Orijinali: Takvim-i Vekayi, sayı 2303, 14 Eylül 1915, s. 1. Fransızcası: 2 Nisan 1923’te, La Législation turque, Ek B’de yayımlanmıştır, İstanbul, édition Rizzo & Son, s. 3.

[56] a.g.y.

[57] a.g.y., s. 6.

[58] a.g.y., s. 6. Metin, Sultan Mehmed Reşad’ın yanı sıra “Sadrazam Mehmed Said [Halim], Dahiliye Nazırı Talat, Evkaf-ı Hümayun Nazırı Hayri, Adliye Nazırı İbrahim” tarafından imzalanmıştır.

[59] a.g.y., s. 7.

[60] a.g.y., s. 7-8.

[61] a.g.y., s. 9.

[62] a.g.y., s. 10.

[63] a.g.y., s. 11.

[64] a.g.y., s. 13.

[65] a.g.y., s. 14. Bu uygulama talimatnamesi de kanunla ilgili nazırlardan başka, Enver (Harb), Halil (Hariciye), Ahmed Şükrü (Maarif), Abbas (Nafıa) ve Ahmed Nesimi (Ticaret ve Ziraat) tarafından da imzalanmıştır.

[66] Raymond Kévorkian, The Armenian Genocide. A Complete History, Londra ve New York, IB Tauris, 2011, s. 444-445. [Türkçe basımı: [i].[/i]

[67] a.g.y., s. 369.

[68] Haçin [AF]. “Haçin’de ikamet eden bir yabancının [Miss Edith M. Cold], 16 Aralık 1917 tarihli tanıklığı; Amerikan Ermeni ve Süryanilere Yardım Komitesi tarafından aktarılmıştır”, James Bryce (Vikont), Le traitement des Arméniens dans l’Empire ottoman (1915-1916) içinde, Arnold Toynbee (der.), 2. Baskı, tıpkıbasım, Paris, 1987, belge 56, s. 424-32 [Türkçe basımı: [i].[/i]

[69] PAAA, Botschaft Konstantinopel 98, Bl. 1-3, Deutsche Bank’ın İstanbul şubesinden Alman Sefareti’ne, 17 Kasım 1915; Ümit Üngör ve Mehmet Polatel, Confiscation and Destruction. The Young Turk Seizure of Armenian Property, Londra-New York, Continuum, 2011.

[70] Ümit Üngör ve Mehmet Polatel, a.g.y., s. 691-93; Takvim-i Vekayi, sayı 2611, 28 Temmuz [10 Ağustos] 1916, s. 1-5.

[71] İPA/KPA, Patrikhane Enformasyon Bürosu, դ 368.

[72] La Renaissance, sayı 50, 29 Ocak 1919 çarşamba.

[73] a.g.y.

[74] Spectateur d'Orient, n° 116, 29 Nisan 1919, “İttihat ve Terakki Davası”.

[75] La Renaissance, n° 43, 22 Ocak 1919 çarşamba.

[76] İPA/KPA, կ 759-766, “Ermenilere yapılan zulüm. Ankara vilayeti Ermeni nüfusu”, özellikle de կ 766.

[77] İPA/KPA, İstanbul Ermeni Patrikhanesi Enformasyon Bürosu, կ 769.

[78] Public Record Office, F.O. 371/4174, n° 118377, Amiral Calthorpe’un Lord Curzon’a gönderdiği 1 Ağustos 1919 tarihli mektup.

[79] İPA/KPA, E 900-902, Enformasyon Bürosu’nun 1919-1920 yıllarındaki faaliyetlerine ilişkin raporu, Haziran 1920’de Siyasi Heyet üyesi Garabed Nuryan tarafından hazırlanmıştır.

[80] Zaven Der Yeğyayan, Պատրիարքական Յուշերս Badriarkagan Huşerıs [[i]Patriklik Anılarım], Kahire 1947, s. 301-302 ve 304.[/i]

[81] a.g.y., s. 277; La Renaissance, no. 71, 22 Şubat 1919 Cumartesi.

[82] Patrikhane’ye bu girişiminde, İtilaf Devletleri arası komisyonun oluşturduğu Rum-Ermeni Komitesi yardımcı olur. Bu sorunlar, Rum ve Ermeni patrikhaneleri ve Amerikan Near East Relief [Yakın Doğu Amerikan Yardım Hareketi] temsilcilerinin de katıldıkları, 19 Şubat 1919-29 Mart 1922 arasında düzenlenen 85 koordinasyon toplantısında sırayla ele alınır: FO 371/ 3658, 371/4195, 371/4196, 371/4197, 371/5087, 371/ 5213, 371/5214, 371/6548, 371/6549, 371-7879.

[83] Zaven Der Yeğyayan, Anılar, a.g.y., s. 321.

[84] a.g.y.; La Renaissance, n° 140-141-142, 15, 16 ve 18 Mayıs 1919.

[85] Bkz. dipnot 2.

[86] Zaven Der Yeğyayan, Anılar, a.g.y., s. 312. Bu belge şu isimlerin hazır bulunduğu bir toplantıda hazırlanmıştır: İstepan Karayan, Dr. Krikor Tavityan, Tavit Der Movsesyan, Hayk Hocasaryan, Nerses Ohanyan, Haçik Sıvacıyan.

[87] Zaven Der Yeğyayan, Anılar, a.g.y., s. 321-322.

[88] İPA/KPA, Patrikhane Enformasyon Bürosu, Կ 126.

[89] İPA/KPA, Patrikhane Enformasyon Bürosu, է 181-186, n° 193, patrikhanenin metruke denen emvalin iadesi konusunda Adliye Nezareti’ne gönderdiği 3 Ocak 1920 tarihli mektup.

[90] Takvim-i Vekayi, n° 3747, 12/25 Ocak 1920, s. 6, sütun 1 ve 2. Bu kararnamenin kabul edildiği koşullara dair yorumlar için bkz. Taner Akçam, İnsan Hakları ve Ermeni Sorunu: İttihat Terakki’den Kurtuluş Savaşı’na, İstanbul, İletişim, 2002, s. 444; Suad Bertan, Aynî Haklar: Medenî Kanunun 618-764’üncü Maddelerinin Şerhi (Bu Maddelerle İlgili Kanunlar ve Eski Hükümler), Ankara, 1976, s. 203.

[91] İPA/KPA, Patrikhane Enformasyon Bürosu, է 192, “Menkul mallar”.

[92] La Renaissance, n° 382, 26 Şubat 1920 ve n° 388, 4 Mart 1920. La Renaissance, n° 355, 25 Ocak 1920 pazar, katliam kurbanlarının mallarıyla ilgili yeni kanunun yayınlandığını duyurur. Gazeteye göre, kanun gaspları meşrulaştırmaktadır: “Türk devletinin katledilenlerin tüm mallarının üzerine konmasını hiç kimse kabullenmeyecektir”.

[93] Her halükârda, bu patrikhanenin yorumudur: Zaven Der Yeğyayan, Anılar, a.g.y., s. 321; Traité de paix entre les Puissances alliées et associées et la Turquie du 10 août 1920(Sevr), Madde 288, s. 107-108.

[94] Kanun n° 224, 20 Nisan 1922. Belgenin orijinali için bkz. Salâhaddin Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, Ankara, T.C. Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı, 2008, s. 97-8; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[95] Karar n° 284, 14 Eylül 1922. Belgenin orijinali için bkz. TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Cilt 23, Celse 102 (14 Eylül 1922); Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 122; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[96] Kanun n° 333, 15 Nisan 1923; Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 101-4; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[97] 15 Nisan 1923 tarihli Kanun hakkında 29 Nisan 1923 tarihli Kararname n° 2453; Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 128-9; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[98] Lozan Barış Konferansı: Tutanaklar, Belgeler, Cilt 2/1, Ankara, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi, 1969, s. 162.

[99] Kararname n° 1510, 5 Şubat 1925; Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 136-39; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[100] Kararname n° 2208, 15 Temmuz 1925; Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 139; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[101] Talimatname n° 2208, 13 Haziran 1926; Kardeş, “Tehcir” ve Emval-i Metrûke Mevzuatı, a.g.y., s. 164-65; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[102] TBMM Zabıt Ceridesi, Devre 1, Cilt 29, s. 159-175; Üngör ve Polatel, Confiscation and Destruction, a.g.y.

[103] a.g.y.

[104] Nevzat Onaran, Emvâl-i Metrûke Olayı: Osmanlı’da ve Cumhuriyette Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi, İstanbul, Belge, 2010.

[105] a.g.y.

[106] Talin Suciyan, The Armenians in Modern Turkey: State Policies, Society and Everyday Life, doktora tezi, Münih Üniversitesi, 2013, s. 63.

[107] Marmara, 6 Mayıs 1947, n° 1628, aktaran Suciyan, a.g.y., s. 63.

[108] Marmara, Mayıs 1947, n° 1623, aktaran Suciyan, a.g.y., s. 63.

[109] Suciyan, a.g.y., s. 63.

[110] a.g.y., s. 64.

[111] Yaşar Kemal ve Alain Bosquet, Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor, İstanbul, Toros Yay., 1993, s. 67-69, aktaran Suciyan, a.g.y., s. 64.

[112] Hürriyet, 9 Eylül 2006; Onaran, Emvâl-i Metrûke Olayı, a.g.y. Raffi Bedrosyan’a göre, Osmanlı tapu ve kadastro kayıtlarını bilgisayar ortamına aktarma girişimini Avrupa Birliği’ne katılım müzakereleri çerçevesinde AKP hükümeti başlatmış, ancak silahlı kuvvetler bu verilerin halka açılmasını veto etmiştir.

Alıntı : https://www.collectif2015.org




_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Mer 20 Jan 2016 - 05:30
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi/Ümit Kurt*

15 JANVIER 2016

Komisyonlar vilayet ve kazalarda kayıt altına aldıkları Ermeni mal ve mülklerinin miktarı,cinsi,kime ait olduğu,nerede bulundukları gibi birçok bilgiyi içeren,biri esas defter diğeri hesap defteri olmak üzere iki defter oluşturmuştur.Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonlarının Esas Defteri'nde,emval-i metrukenin tasnifi,masrafı ve satışından elde edilen gelirler ondört ayrı bölümde işlenmiştir.Emval-i Metruke Hesab-ı Cari Defteri'nin ise her sayfası dört tabloya ayrılmıştır.Tablolara,nakledilen kişinin mensup olduğu mahalle veya kazasıyla birlikte adı ve komisyon tarafından saklanan dosya numarası işaretlenmektedir. 1915 yılında sürgün edilen Ermenilerin geride bıraktığı malların idaresi için gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet döneminde bir dizi kanun ve kararname çıkartılmıştır.1915'te sürgün ve katliama maruz kalan Ermeni vatandaşların sürgün edilmeden önce sahip olduğu taşınır ve taşınmaz mallar el değiştirmiştir.Osmanlı Ermenilerine ait olan mal ve mülk önce İttihat ve Terakki Partisi (İT) iktidarının ve daha sonra Cumhuriyet rejimi kadrolarının çıkardığı bir dizi kanun,tüzük ve diğer hukuki düzenlemeler aracılığıyla kitabına ve "hukukuna" uydurularak Ermenilerin ellerinden alınmıştır. Dönemin iktidar partisi olan İT'den Cumhuriyet yönetimine tevarüs eden Ermenileri yerinden etme ve mülksüzleştirme planı devreye sokulurken kullanılan şiddetin en temel aracı,bu planı gerçekleştirmeye dönük olarak hazırlanmış hukuksal mevzuattır.Ermenilere yönelik şiddetin ekonomik boyutunu belirlemek ve bu "ekonomik şiddetin" Ermeni Soykırımı'nda oynadığı temel ve yapısal parametreyi ortaya koymak önemlidir.Esas itibariyle burada ekonomik şiddetten kasıt,tehcir edilen ve zorla yerlerinden çıkartılan Ermenilerin geride bırakmak zorunda kaldığı taşınır ve taşınmaz mallara mevcut hukuk sisteminin bütün enstrümanlarından yararlanılarak el konması suretiyle bu topluluğu varlık statüsünden yokluk statüsüne düşürmektir.Aynı süreç Nazi Almanya'sında ve Hitler ordularının işgal ettiği Avrupa'daki birçok ülkede yaşayan Yahudilerin mallarının ve ellerinde bulunan bütün servetin ve gelirin yine "kanun" ve "hukuk" yoluyla Nazi Almanya'sının kasasına aktarılması,bu sayede savaşın finanse edilmesi ve bu rejime destek veren merkezi ve yerel aktörlere ve "Ari ırka" mensup toplumsal kesimlere dağıtılması şeklinde meydana gelmiştir.(1) Yahudiler,Alman vatandaşlığından çıkarılmak suretiyle "sivil ölü" statüsüne indirgenmiş,yani hukuken yok sayılmıştır.(2) İT hükümeti tarafından haklarında tehcir kararı çıkartılan Osmanlı vatandaşı Ermenilerin geride bırakmak zorunda kaldıkları,tehcir edilmeden önce satılmasına,kiraya verilmesine veya başkalarına devredilmesine hiçbir biçimde izin verilmeyen taşınır ve taşınmaz mallara sistemli olarak el konmuş,bu işlemin nasıl yapılacağına ilişkin son derece tafsilatlı bir hukuksal mevzuat ve kanunlar manzumesi hazırlanmıştır.Ermenilere ait mal ve mülklere el konması süreci İT hükümetince kurulan komisyonlar eliyle kuvveden fiile çıkartılmıştır.Bunlar Emval-i Metruke Komisyonları ve Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonları'dır.Bu makalede bu komisyonların nasıl ve nerelerde kurulduğu,fiiliyatta hangi işlemleri yaptıkları ve üyelerinin kimler olduğu üzerinde durulacaktır.Bütün bu faktörler Osmanlı arşivlerinin bize sunduğu belgeler çerçevesinde ele alınacaktır.Bilindiği üzere bahsi geçen komisyonların teşkil edildikleri vilayet ve kazalarda kayıt altına aldıkları Ermeni (Rumlar ve Süryanilerinkiler de dahil) mal ve mülklerinin miktarı,cinsi,kime ait olduğu,nerede bulunduğu gibi birçok bilgiyi içeren,biri esas defter,diğeri de hesap defteri olmak üzere iki tür defter bulunmaktadır.Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonlarının Esas Defteri olarak adlandırılan ilk defterde,emval-i metrukenin tasnifi,masrafı ve satışından elde edilen gelirler ondört ayrı bölümde,ayrı olarak işlenmiştir.İkinci defter olan Emval-i Metruke Hesab-ı Cari Defteri'nin ise her sayfası dört tabloya ayrılmıştır.Nakledilen kişinin mensup olduğu mahalle veya kazasıyla birlikte adı ve komisyon tarafından saklanan dosya numarası bu tablolarda işaret edildikten sonra defter kullanılmaya başlanacaktır. Osmanlı arşivlerinde sözkonusu defterlere ait herhangi bir kayıt olmadığı söylenmesine rağmen,bu kayıtlar mevcut olup araştırmacıların erişimine kapatılmıştır.Sözkonusu kayıtların ve defterlerin araştırmacılara açılmasıyla,1915-1917'de tehcir edilmek suretiyle fiziksel varlıklarının yanında maddi/ekonomik temelleri de ortadan kaldırılan Osmanlı Ermenilerinin mal varlıklarına yönelik çıkartılan tüm kanun ve kararnamelerin özünün,onların Anadolu topraklarındaki izlerini silmek ve yeniden vücut bulmalarını engellemeye yönelik olduğu net olarak ortaya çıkacaktır.Hukuk,özellikle de emval-i metruke kanunları,Ermenilerin ekonomik varlığının ortadan kaldırılmasının,izlerinin Anadolu'dan silinmesinin en önemli aracıdır ve Cumhuriyetin en önemli kanunları arasında yer alır.Bu makalede ortaya koyacaklarımız da konuya ilişkin Osmanlı arşivlerinde mevcut belgelerle sınırlıdır. Emval-i Metruke Komisyonları,10 Haziran 1915 tarihinde yayınlanan,toplam 34 madde olarak hazırlanan,esas olarak Ermenilerin geride bıraktığı taşınır ve/veya taşınmaz mal ve mülklere nasıl el konacağını ayrıntılı olarak düzenleyen yönetmelik uyarınca teşkil edilmiştir.(3) Sözkonusu yönetmeliğin birinci maddesiyle "başka yere nakli yapılan Ermenilere ait taşınmaz mal,mülk ve terkedilen araziler ile diğer hususların" idare ve yürütülmesi için "özel surette teşkil edilmiş kurullar" oluşturulacağı ilan edilir.Bu kurulların başında Emval-i Metruke Komisyonları gelmektedir.Komisyon ve yetkileri 23. ile 34. maddeler arasında düzenlenir.Komisyonlar özel olarak tayin edilen bir başkan ile biri idare diğeri maliye memuru olmak üzere üç kişiden oluşacak ve doğrudan doğruya Dâhiliye Nezareti'ne bağlı olarak çalışacaktır.Tehcir edilen Ermenilere ait mallar hakkındaki tüm işlemler,kurulacak Emval-i Metruke Komisyonları üzerinden yürütülecektir. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde mevcut belgeler ışığında baktığımızda otuzüç Emval-i Metruke Komisyonu'nun kurulduğunu görürüz.Adları arşiv belgelerinde bazen "Emval-i Metruke İdare Komisyonu" olarak da geçen komisyonları şu şekilde sıralamak mümkündürSad4) 1-Sivas Emval-i Metruke Komisyonu 2-Adana Emval-i Metruke (İdare) Komisyonu 3-Haleb Emval-i Metruke Komisyonu 4-Diyarbekir Emval-i Metruke Komisyonu 5-Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) Emval-i Metruke Komisyonu 6-Bitlis Emval-i Metruke Komisyonu 7-Erzurum Emval-i Metruke Komisyonu 8-Ankara Emval-i Metruke Komisyonu 9-Hüdavendigâr (Bursa) Emval-i Metruke Komisyonu 10-Canik (Samsun) Emval-i Metruke Komisyonu 11-İzmid Emval-i Metruke Komisyonu 12-Maraş Emval-i Metruke Komisyonu 13-Trabzon Emval-i Metruke Komisyonu 14-Eskişehir Emval-i Metruke (İdare) Komisyonu 15-Tokat Emval-i Metruke Komisyonu 16-Konya Emval-i Metruke Komisyonu 17-Dersaadet (İstanbul) Emval-i Metruke Komisyonu 18-Beyoğlu Emval-i Metruke Komisyonu 19-Sungurlu Emval-i Metruke Komisyonu 20-Malkara Emval-i Metruke Komisyonu 21-Keskin Emval-i Metruke Komisyonu 22-Edremid Emval-i Metruke Komisyonu 23-Kayseri Emval-i Metruke Komisyonu 24-Develi Emval-i Metruke Komisyonu 25-Adapazarı Emval-i Metruke Komisyonu 26-Niğde Emval-i Metruke Komisyonu 27-Kastamonu Emval-i Metruke Komisyonu 28-Karesi (Balıkesir) Emval-i Metruke Komisyonu 29-Edirne Emval-i Metruke Komisyonu 30-Urfa Emval-i Metruke Komisyonu 31-Erzincan Emval-i Metruke Komisyonu 32-Giresun Emval-i Metruke Komisyonu 33-Ordu Emval-i Metruke Komisyonu 10 Haziran 1915 tarihli yönetmelikten birkaç ay sonra yine İT hükümeti tarafından 26 Eylül 1915'te bir geçici kanun ve bu geçici kanunun nasıl uygulanacağını içeren 8 Kasım 1915 tarihli bir kararname çıkartılır.Ermeni mallarının tasfiyesi doğrultusunda atılan en önemli adım 26 Eylül 1915 tarihli 11 maddelik kanun(5) ve bu kanunun nasıl uygulanacağına ilişkin 8 Kasım 1915 tarihli,25 maddelik kararnamedir.(6) Kanun ve kararnamede,Heyet ve Tasfiye Komisyonları adıyla,farklı görevlere yönelik iki farklı komisyonun oluşturulması (ayrım kararnameyle getirilir),bunların teşekkül şekilleri,ücretler dahil çalışma koşulları,farklı bakanlık ve devlet daireleri ile bu komisyonlar arasındaki görev ve yetki dağılımları,Ermenilerden alacakları olanların borçlarını alabilmeleri için yapacakları başvuruda gerekli belgeler,ilgili mahkemelerin safhaları,malların tasfiye sürecinde izlenecek kurallar,tutulacak farklı defterler ve nasıl tutulacakları,ilgili defter örnekleri gibi maddeler son derece ayrıntılı bir biçimde düzenlenmiştir. Bu niteliğiyle,ilgili kanun ve kararname Ermenilere malları veya değerlerinin geri verilmek istenmediğinin en önemli göstergesi olarak da okunabilir;çünkü böyle bir politika olsaydı,tasfiye sürecindeki titizlik ve ayrıntılı düzenlemelerin,malların veya değerlerinin iadesi sürecinde de sözkonusu olması gerekirdi.26 Eylül 1915 tarihli geçici kanun Tasfiye Kanunu olarak da bilinir.Ana amaç Ermeni mallarını tasfiye etmektir.Geçici kanunla birlikte 10 Haziran 1915 tarihli yönetmelik uyarınca teşkil edilen Emval-i Metruke Komisyonları'nın görev ve yetkileri yine birçok vilayet ve kazada kurulacak olan Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonları'na aktarılır.Bu komisyonlar aracılığıyla tehcire tabi tutulan Osmanlı Ermenilerinin menkul ve gayrimenkul mal ve mülkleri ilgili kanunun hükmü uyarınca mahkeme kararıyla tasfiye edilir. 26 Eylül 1915 tarihli geçici kanuna göre,husule gelen Tasfiye Komisyonları'nı şu şekilde sıralamak mümkündürSad7) 1-Adana Tasfiye Komisyonu 2-Edirne (Tekfurdağı olarak da geçer) Tasfiye Komisyonu 3-Erzurum Tasfiye Komisyonu 4-İzmid Tasfiye Komisyonu 5-Trabzon Tasfiye Komisyonu 6-Canik (Samsun) Tasfiye Komisyonu 7-Yozgat Tasfiye Komisyonu 8-Sivas Tasfiye Komisyonu 9-Tokat Tasfiye Komisyonu 10-Kayseri Tasfiye Komisyonu 11-Develi Tasfiye Komisyonu 12-Haleb Tasfiye Komisyonu 13-Diyarbekir Tasfiye Komisyonu 14-Urfa Tasfiye Komisyonu 15-Ankara Tasfiye Komisyonu 16-Dersaadet (İstanbul) Tasfiye Komisyonu 17-Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) Tasfiye Komisyonu 18-Hüdavendigâr (Bursa) Tasfiye Komisyonu 19-Orhangazi Tasfiye Komisyonu 20-Gemlik Tasfiye Komisyonu 21-Karesi (Balıkesir) Tasfiye Komisyonu 22-Ordu Tasfiye Komisyonu 23-Ayıntab Tasfiye Komisyonu 24-Bitlis Tasfiye Komisyonu 25-Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) Tasfiye Komisyonu 26-Kastamonu Tasfiye Komisyonu 27-Burdur Tasfiye Komisyonu 28-Niğde Tasfiye Komisyonu 29-Giresun Tasfiye Komisyonu 30-Menteşe (Muğla) Tasfiye Komisyonu 31-Merzifon Tasfiye Komisyonu 32-Amasya Tasfiye Komisyonu 33-Antakya Tasfiye Komisyonu 34-Erdek Tasfiye Komisyonu 35-Kozan Tasfiye Komisyonu 36-Maraş Tasfiye Komisyonu 37-Eskişehir Tasfiye Komisyonu 38-Cebel-i Bereket (Osmaniye) Tasfiye Komisyonu 39-Bilecik Tasfiye Komisyonu 40-Konya Tasfiye Komisyonu 41-Adapazarı Tasfiye Komisyonu 42-Sivrihisar Tasfiye Komisyonu Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'ndeki katalog taraması ve araştırması sonucunda ulaştığımız Emval-i Metruke ve/veya Tasfiye Komisyonları'nda görevli memurlar şu şekilde belirlenmiştir:(8) 1-Sivas Vilayeti Tasfiye Komisyonu Reisi Hüsnü Bey 3 Ocak 1916'da Tokat Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne tayin olur.(9) Bunun üzerine Sivas Vilayeti Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne Erzurum Defterdarı Cemal Bey tayin edilir.(10) İlaveten,Erzurum Tasfiye Komisyonu azalarının da yine Sivas tasfiye muamelatında istihdam edilmelerine karar verilir. 2-Berki Bey,Adana-Mersin Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne kâtip olarak tayin edilmiş,ancak bu görevi yürütecek ehliyete sahip olmadığı için şikâyet edilerek başka bir yerde görevlendirilmesi talep edilmiştir.(11) Adana Emval-i Metruke Komisyonu üyelerinden biri de Mülkiye Müfettişi Eşref Bey'dir.(12) 3-Kayseri Tasfiye Komisyonu'nun reisi Halim Bey,azaları Yusuf ve Şevki beylerdir.(13) 17 Ocak 1916'da Halim Bey'e,emval-i menkulenin müzayede yoluyla satılabileceği bildirilmiştir.(14) 13 Nisan 1916 itibariyle komisyonun reisi Hilmi Bey ve adliye azası Yakub Bey'dir.(15) 4-Canik Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonu azalarından biri Neşet Bey'dir.Neşet Bey,20 Şubat 1916'da Amasya Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne tayin edilir.(16) 5-Yozgat Tasfiye Komisyonu'nun reisi Safvet Bey,azalarından biri Latif Bey'dir.(17) Latif Bey daha sonra görevinden istifa etmiştir.(18) 6-Erzurum Tasfiye Komisyonu'nun reisi Celaleddin Bey,azaları Nesimi ve Midhat beylerdir.(19) 7-Urfa Tasfiye Komisyonu'nun reisi Nabi Bey,azaları Talat ve Nuri beylerdir.(20) 8-Bursa (Hüdavendigâr) Tasfiye Komisyonu'nun reisi Mümtaz Bey'dir.(21) 9-Orhangazi Tasfiye Komisyonu'nun azalarından biri Cemal Bey'dir.(22) 10-Trabzon Tasfiye Komisyonu'nun reisi Abdurrahman Bey'dir.Kendisi daha sonra kaymakamlığa atanır.(23) 11-Haleb Emval-i Metruke Komisyonu'nun reisi Hamid Bey'dir.(24) 12-Maraş Emval-i Metruke Komisyonu'nun azalarından biri Naci Bey'dir.(25) 13-Eskişehir Emval-i Metruke İdare Komisyonu'nun reisi Mahmud Raci Bey,(26) komisyon kâtibi Üsküplü Faik Efendi'dir.(27) 14-Sivas Emval-i Metruke Komisyonu'nun reisi Mazhar Bey,azalardan biri eski defterdarlardan Hüsnü Bey'dir.(28) 15-Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) mektupçusu Şevki Bey,23 Temmuz 1915'te Sivas Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti'ne tayin edilir.(29) 16-İzmid Tasfiye Komisyonu'nun reisi Mehmed Nüzhet Bey'dir.(30) 17-Trabzon Emval-i Metruke İdare Komisyonu'nun reisi Nâzım Bey'dir.(31) 18-Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) Emval-i Metruke Komisyonu'nun reisi Rüşdü Bey'dir.(32) 19-Çorum sabık mutasarrıfı Nureddin Bey,8 Eylül 1915'te Ankara Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti'ne tayin edilir.(33) 20-Ayıntab Tasfiye Komisyonu'nun reisi Tevfik Bey'dir. Başbakanlık Osmanlı Arşivleri'nde bulabildiğimiz isimler yukarıdaki gibidir.Ayrıca çeşitli vilayet ve kazalarda kurulan hem Emval-i Metruke hem de Tasfiye Komisyonları'nın faaliyetlerine ve işlemlerine ilişkin arşivlerde mebzul miktarda belge bulmak mümkündür.Örneğin,15 Mayıs 1915'te Zeytun kasabası ile civarındaki dört-beş köy ahalisinin hükümet kararıyla tehcir edilmesinden dolayı bu şahıslara ait emval-i metrukenin idaresi için bir heyet tayin edilir.(34) Doğu Trakya ve Ege bölgesinden genel itibariyle Orta Anadolu'daki vilayet ve kazalara tehcir edilen Rumlar konusunda İT,4 Temmuz 1915 itibariyle 10 Haziran 1915 tarihli talimatnameden ayrı bir talimatname ve düzenleme yürürlüğe sokmadığından,Ermenilerin emval-i metrukesi için öngörülen uygulamaların aynısı Rumlar için de tatbik edilir.(35) Emval-i metrukenin devlet tarafından tasarruf edildiği alanlardan biri muhacirler konusudur.Ermenilerden boşalan yerlere yerleştirilen Müslüman muhacirlere emval-i metrukeden hane ve arazi dağıtılmıştır.Örneğin,Diyarbekir Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti'nin,Diyarbakır vilayeti dâhilindeki karye ve kasabalarda tahliye edilen yerlere muhacirin iskân etmek ve Ermenilerden metruk emval ve emlaki icra ve idare etmek üzere teşkil edildiği belirtilir.(36) Bu minvalde bir başka telgraf da Sivas vilayeti ile Canik Mutasarrıflığı'na çekilir.(37) Ayrıca,tehcir edilen Ermenilerin geride bırakmak durumunda kaldığı gayrimenkullerin bedeli karşılığında Müslüman ahaliye satışına cevaz verilir.(38) Emval-i Metruke Komisyonu reis ve azaları Ermenilerin tehcir edilmesiyle boşaltılan mahallere muhacir iskânından da sorumludur.(39) Emval-i metrukeden faydalanan bir diğer devlet kurumu da ordudur.Ordunun ihtiyaçlarının karşılanması ve bir anlamda savaşın finanse edilmesi için emval-i metrukenin kullanılmasında bir beis görülmemiştir.(40) Örneğin 7 Temmuz 1915 tarihinde İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Trabzon vilayetine çekilen telgrafta,emval-i menkule arasında bulunan hayvanat ve eşyanın ordunun ihtiyaçlarının karşılanması için bırakılması talimatı verilir.(41) 10 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Sivas Emval-i Metruke İdare Komisyonu Riyaseti'ne çekilen bir diğer telgrafta,emval-i metrukeden bozulacak malların satılması,askeriye için gerekli olanların gönderilmesi ve kalanların kayıt altına alınıp muhafaza edilmesi istenir.(42) 11 Ekim 1915'te ise emval-i metrukeden ordunun ihtiyaçları için kullanılabilecek eşyaların belirlenip gerekli yerlere gönderilmesi bildirilir.(43) İlaveten,İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana,Erzurum,Ankara,Bitlis vesair vilayetlerle Urfa,İzmit,Canik,Karesi vesair mutasarrıflıklara 25 Ağustos 1915 tarihinde gönderilen bir diğer telgrafta ise tehcir edilen Ermenilerden kalan emval-i metruke arasında mevcut zahair,hububat ve ordunun ihtiyacına elverişli eşyanın senet veya mazbata mukabilinde askeriyeye verilmesi emredilir.(44) Emval-i metrukede bulunan eşyaların ordunun ihtiyaçları için kullanılması Kasım ve Aralık 1915'te de devam eder;zeytinyağlarının satışından elde edilen gelir bile ordunun ihtiyaçları için tahsis edilir.(45) 22 Aralık 1915 tarihli bir başka telgrafta Müslüman muhacirlere ihtiyaç duydukları eşyaların uygun taksitlerle emval-i metrukeden verilmesi istenir.(46) Görüldüğü üzere Temmuz-Aralık 1915 boyunca ordunun muhtelif ihtiyaçlarının karşılanması için emval-i metruke kullanılır. Esas itibariyle emval-i metrukenin tasfiye komisyonlarında görev alan memurlara satışının uygun olmadığı İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti tarafından birçok vilayetteki emval-i metruke komisyonu riyasetlerine bildirilmiştir.(47) İT hükümeti bu komisyonlarda yer alan resmî devlet görevlilerinin ve bürokratların emval-i metrukeden mal ve mülklerin sahibi olmasına pek sıcak bakmamış ve bu mülklerin devletin kontrolünde ve devletin kasasına girmesini sağlamak istemiştir.Bu bağlamda,İT ayrıca tehcir edilen Ermenilerin emval-i menkulesinin vurguncu/bozguncu kişiler tarafından çok ucuza toplanarak satılmasının önüne geçmeye çalışmış,Ermenilerden arındırılmış bölgelere yabancı şahısların sokulmamasına,tehcir edilen Ermenilerden kalan malların ve mülklerin satışlarına müsaade edilmemesine,hakkında tehcir kararı verilenlerin istedikleri eşyayı götürebilmelerine izin verilmesine dair İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Erzurum,Adana,Ankara,Musul,Van ve Zor ile sair vilayet ve mutasarrıflık ve emval-i metruke komisyonu riyasetlerine çeşitli talimatlar göndermiştir.(48) Ancak bütün bu talimatlara rağmen,Ermenilerin tehcir edildiği Anadolu'nun birçok vilayet ve kazasında bu tür olayların önüne geçilemez. Bunun yanında Osmanlı arşivleri tehcir edilen Ermenilerin geride bırakmak durumunda kaldığı emval-i metrukenin bizatihi devletin resmî görevlileri ve memurları tarafından nasıl yağma edildiğine ilişkin çok sayıda belge ihtiva eder.Bu yağma olaylarından biri Malatya ve Akçadağ'da vuku bulur.İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) vilayetine ve Ma'muret'ül-aziz Emval-i Metruke İdare Komisyonu Riyaseti'ne çekilen 26 Ağustos 1915 tarihli telgrafta,Malatya ve Akçadağ memurlarıyla jandarmalarının beş milyon liralık emval-i metrukeyi yağma ettiği haberinin tahkik edilmesi ve gereğinin yapılması istenir.(49) Hakeza 29 Eylül 1915'te emval-i metruke işlerinde suiistimali olduğu bildirilen Aziziye kaymakamı hakkında tahkikat yürütülür.(50) Aynı şekilde 9 Şubat 1916'da Eskişehir Tahrirat Müdüriyeti'nden emekli Mahmud Raci Bey'in Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti'nde bulunduğu sırada görevini suiistimal ettiği gerekçesiyle hakkında bir soruşturma açılmıştır.(51) Yağmaya ek olarak vurgunculuk ve bozgunculuk vakaları da sıklıkla vuku bulur.29 Ağustos 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Karesi Mutasarrıflığı'na gönderilen telgrafta,vurgun ve bozgunculuğa meydan verilmemek kaydıyla taşınmaz malların satılabileceği söylenir.(52) İT'nin üzerinde durduğu bir diğer nokta Ermenilerin tehcir edilmeden önce mal ve mülkleriyle ilgili herhangi bir tasarrufta bulunmasının önüne geçmektir.Hiçbir Ermeninin malını satmasına,devretmesine veya kiraya vermesine izin verilmez.Örneğin 28 Ağustos 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Erzurum,Ankara,Haleb,Sivas vesair vilayetlerle Urfa,Canik,Kayseri,Niğde vesair mutasarrıflıklar ve Haleb,Adana,Sivas ve Trabzon emval-i metruke idare komisyonları riyasetine gönderilen telgrafta,bu bölgelerden tehcir edilen Ermenilerin tehcir edilmeden sekiz gün öncesine kadar veya tehcir sırasında sattıkları veya devrettikleri emlak ve arazi olup olmadığının ve var ise miktar ve mevkilerinin bildirilmesi istenir.(53) Buradaki esas gaye bu satışları iptal etmektir.Zaten 10 Haziran 1915 tarihli talimatnamede,tehcir edilecek Ermenilerin tehcirden önce emlak ve arazi satması yasaklanmış ve bu gibi satışlar ve devirler varsa hemen iptallerine gidilmiştir.Aynı şekilde 3 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Canik Mutasarrıflığı'na gönderilen telgrafta,tehcir edilen Ermenilere ait mal ve mülklerin sahipleri tarafından kiraya verilmesi yasaklanır;(54) böylece,mallarıyla ilgili herhangi bir tasarrufta bulunma hakkı ellerinden alınır,taşınır ve taşınmaz mallarını/mülklerini paraya çevirmeleri engellenir.(55) 17 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Eskişehir Emval-i Metruke İdare Komisyonu Riyaseti'ne gönderilen cevabi telgrafta ise "mahall-i aharda bulunan Ermenilerin oradaki emval-i gayr-i menkullerinin komisyonca idaresi tabiidir" talimatı verilir.(56) Burada "mahall-i aharda bulunan Ermeniler"den kasıt,tehcir edilenlerdir.Sözkonusu kişilerin mal ve mülklerinin Emval-i Metruke Komisyonu aracılığıyla idare edileceği belirtilir.İlaveten,İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Urfa Mutasarrıflığı'na gönderilen cevabi telgrafta,evleri yanan Müslümanlara tamir için gereken paranın "asilerin emval-i metrukelerinden ödenmesi veya boşalan Ermeni hanelerinden hane verilmesi" bildirilir.(57) Burada da "asilerden" kasıt,Ekim ayında tehcir ve katliamlara karşı direnen Urfa Ermenileridir. Emval-i metrukeye ait taşınmaz mallar,resmî devlet kuruluşlarının ve Müslüman nüfusun yararına da kullanılmıştır.Örneğin,18 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Ma'muret'ül-aziz (Elazığ) vilayetine gönderilen telgrafta,Sanayi Mektebi için emval-i metrukeden tahsisat ayrılması söylenir.(58) Emval-i metrukenin Müslümanlara nasıl dağıtıldığını gösteren bir diğer örnek de Tokat'ta belediyece hane ve dükkânları yıkılan Müslümanlara bedelleri uzun vadeli taksitlerle ödenmek şartıyla binaların tahsis edilmesiyle ilgilidir.(59) Aynı şekilde 25 Ekim 1915'te de Müslüman muhacirlerin Ermenilerin tehcir edilmesiyle boşalan hanelere yerleştirilmesi ve her türlü ihtiyaçlarının karşılanması için emval-i metruke komisyonlarına yazı gönderilir.(60) 30 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana Valiliği'ne oldukça ilginç bir telgraf gider.Bu telgrafta İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti,Deutsche Orient depolarında bulunan Ermenilere ait emvalin sahiplerine nakil edildiğini öğrenmiş ve bu sürecin derhal durdurulmasını belirtmiştir.(61) İlaveten,hükümetin bu sürecin durdurulmasıyla ilgili müracaatını önemsemeyen banka müdürü hakkında takibat başlatılması talimatı verilir. Tehcir edilen Ermenilerden kalan gayrimenkullerin bu malların esas sahiplerinin rızası ve izni olmadan kullanılması ve dağıtılması işlemleri Ekim 1915 boyunca hız kesmeden devam eder.24 Ekim 1915'te İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Kale-i Sultaniye Muhacirin Memurluğu'na çekilen cevabi telgrafta "Emval-i metrukeye yalnız muhacirin-i İslamiye iskân edilebilir" talimatı verilir.(62) 26 Ekim 1915'te ise Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nden Ankara Emval-i Metruke İdare Komisyonu Riyaseti Vekâleti'ne çekilen cevabi telgrafta,sevkleri ertelenen ailelerin din değiştirip Müslüman olanların hanımlarına ait ev ve eşyaların iade edilmesi bildirilir.(63) Tehcir edilen Ermenilere ait mal ve mülkler "Ermeniler tarafından şehit edilen" Osmanlı memur ve bürokratlarına da dağıtılmıştır.30 Kasım 1915'te Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti'nden Trabzon Valiliği'ne çekilen cevabi telgrafta "Ermeniler tarafından şehid edilen mekteb-i sultani coğrafya muallimi Remzi Efendi'nin" ailesine emval-i metrukeden bir hane verilmesi bildirilir.(64) Anadolu'da açılan yetimhaneler için gerekli eşyalar da emval-i metrukeden temin edilir ve bununla ilgili olarak tasfiye komisyonları bilgilendirilir.(65) Emval-i metruke Anadolu'da Müslüman bir burjuvazinin ve sermayenin teşekkül etmesi için yoğun bir biçimde kullanılmıştır.Bu doğrultuda,5 Ocak 1916 tarihli bir telgrafla,Ermenilerden kalan emval-i menkulenin İslam ahalisi arasında kurulan şirketlere dağıtılarak,sermayenin yabancıların eline geçmesi önlenir.(66) Örneğin,Niğde livasında kurulan bir komandit şirket için emval-i metrukeden olan mağazanın kullanılması hususunda Niğde Tasfiye Komisyonu'na emir verilir.(67) İlaveten,sanat ve ticaret müesseselerinin Müslümanlara geçmesi için,emval-i metrukeden olan dükkân ve mağazaların "namuslu ve genç insanlara taksitle satılması" talimatı verilir.(68) Ancak tehcir edilen Ermenilere ait şirketler ve mağazalar Müslüman şirketlere değerinin çok altında fiyatlara satılmaktadır.Bu durumdan haberdar olan İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti,satışların usulüne uygun yapılması talimatını verir.Örneğin,Kayseri'de bir İslam şirketinin Ermenilerden kalan bir mağazayı ucuz fiyata kapatıp iki gün sonra da daha fazla paraya satması üzerine,İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti,Kayseri Mutasarrıflığı ve Kayseri Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ni uyarır ve satışların usulüne uygun bir şekilde yapılması emrini verir.(69) Ayrıca emval-i metruke arasında mevcut şeker,dakik,buğday ve zeytin gibi gıda maddelerinin vurgunculuğa meydan verilmeden satılması amaçlanır.(70) İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne çekilen 9 Mayıs 1916 tarihli telgraf,tehcir edilen Ermenilere ait bankalara rehin olarak bırakılmış veya tasfiye komisyonlarınca el konulmuş mağazalarda mevcut emval ve eşyanın bedellerinin taksitle ödenmesi koşuluyla şirket-i İslamiyeye verilmesi talimatı verilir.(71) Aynı şekilde emval-i metruke Müslüman tüccarlara verilmektedir.(72) Görüldüğü üzere 1916 itibariyle Ermenilere ait malların Müslümanlara dağıtılması ve İslami bir sermayenin tesisi için "çalışmalar" devam etmektedir. 31 Ocak 1916'da ise Maraş'ın Pazarcık kazası için lüzum görülen tohumluğun emval-i metruke ambarlarından satın alınması istenir.(73) Aynı tarihte tehcir edilen Ermenilere ait kiliselerde bulunan tasvirler ve eşyanın ileride Ermenilerin yerleştirileceği yerlere gönderilmek üzere muhafaza edileceği bildirilir.(74) Esasında İT tarafından çıkartılan 10 Haziran 1915 tarihli 34 maddelik talimatnamenin altıncı maddesi,kiliselerdeki "mevcut eşya,resim ve mukaddes kitapların",kilisenin bulunduğu köyün halkına yeni yerleşim yerinde teslim edileceğini karara bağlamıştır.(75) Ancak bu "sahiplerine verilme" işlemi hiç yapılmayacak ve bununla ilgili madde 26 Eylül 1915 tarihli tasfiye kanunuyla birlikte geçerliliğini yitirecektir;çünkü Ermeniler yok sayılacak,yerleştirilmeleri ve mallar veya gelirlerinin karşılığının kendilerine verilmesi hususu kanun ve kararnamelerin konusu olmaktan çıkacak,bir daha ele alınmayacaktır.Daha sonraki süreçte,kiliselere ait eşyalar Maarif Nezareti'nin kontrolüne ve kullanımına girmiştir. Ayrıca,tehcir edilen şahıslara ilişkin emval-i menkule hakkında açılan veraset davaları gözönünde bulundurularak,malların mirasçısı olduğunu ispat edenlere teslim edilmesi talimatı verilir.Ancak bu işlemlerin hiçbiri fiiliyata geçmez ve yerine getirilmez.3 Şubat 1916 tarihinde ise Ermenilerin tehcir edildiği mahallerde doğmadığı ve oturmadığı hâlde buralarda emval ve emlaki bulunan Ermenilerin de bu mallarla mali alakalarının kesileceğinden dolayı mal miktarlarının bildirilmesine,emval-i metrukeden toplanan gelirin mal sandığına teslim edilmesine karar verilir.(76) Aynı tarihte emval-i metrukenin bulunduğu yerleri bildirenlere,ortaya çıkan eşyanın yüzde beşi kadar ikramiye verileceği ilan edilir.(77) 1916 ve sonrasında da tehcir edilen Ermenilerden kalan emval-i metrukeyle ilgili suiistimallerde bulunan kişilerle ilgili birtakım tahkikatlar ve soruşturmalar yapılır.Örneğin bu konuyla ilgili olarak,1 Mayıs 1916'da Viranşehir Kaymakamı Celâl Bey ile Mal Müdürü Hilmi ve Belediye Reisi Recep efendilerle hapishane başgardiyanı Tahir ile ilgili tahkikat yapılır.(78) Tasfiye komisyonlarında görev alan başkan ve azalar emval-i metrukeden pek çok eşya ve mülke el koymuştur.Bu durum merkezi hükümeti son derece rahatsız etmiş,ancak alınan bütün önlemlere rağmen bu durumun önüne geçilememiştir.Örneğin,Urfa Tasfiye Komisyonu Reisi Nabi ve azadan Talat beyler emval-i metrukeden birçok eşya ve parayı ele geçirmiştir.(79) Bu durum üzerine Maliye Nezareti tarafından,Nabi ve Talat beylerin suiistimallerinden dolayı Urfa'ya mülkiye müfettişi gönderilir.(80) Buna benzer bir diğer suiistimal olayı Kayseri Tasfiye Komisyonu Riyaseti'nde de vuku bulur.Komisyonun azalarından Yusuf ve Şevki beylerin hanelerinde emval-i metrukeden emaneten aldıkları eşyalar vardır.(81) 3 Aralık 1916'da ise emval-i metrukenin müzayedeyle satıldığı sırada vazifesini suiistimal ettiği gerekçesiyle Süvari Tahsildarı Mustafa Efendi hakkında Maraş Mutasarrıflığı bilgilendirilir.(82) 1917 itibariyle emval-i metrukeyle ilgili suiistimallerin devam ettiği görülür.8 Nisan 1917 tarihinde,emval-i metrukeden çalınmış eşyanın kayıt altına alınması sırasında vazifesini suiistimal etmesinden dolayı jandarma süvari neferi İshak oğlu Mehmed hakkında bir tahkikat yapılır.(83) 13 Nisan 1917'de Aziziye Kazası Tapu Memuru Salim Efendi hakkında emval-i metrukeden bulunan eşyaları zimmetine geçirmek suçlamasıyla yine bir tahkikat mevcuttur.(84) 4 Haziran 1917'de yine Eskişehir Yirminci Daire Süvari Tahsildarı Mustafa Efendi'nin tahsil ettiği emval-i metrukeden işgal etmiş olduğu bir hane bulunmaktadır ve bununla ilgili bir soruşturma yürütülmektedir.(85) 6 Kasım 1917'de bu sefer Suruç Kaymakam Vekili Abbas,banka kâtibi Osman ve jandarma kumandanı Malik efendilerin emval-i metrukeyi suiistimal ettiği iddiasında bulunur.(86) Görüldüğü üzere,yerel düzeyde devletin resmî görevlileri ve memurları emval-i metrukeden nemalanmak ve pay almak için büyük uğraş vermektedir. 15 Ekim 1919'a geldiğimizde Karahisar-ı Sahib (Afyonkarahisar) Aşair ve Muhacirin İdaresi Kâtibi Faik Efendi'nin emval-i metrukeden işgal etmiş olduğu hanenin icarı hakkında Liva İdare Meclisi'nce verilen karara itiraz edildiğini görürüz.(87) İlaveten,12 Ocak 1920'de çıkartılan bir kanunla İT hükümeti döneminde Ermenilerin mal ve mülklerinin tasfiyesini içeren emval-i metruke kanunları iptal edilir ve Ermenilere malları ve mülklerinin iade edilmesi süreci başlar.Bununla birlikte,bu tarihten sonra emval-i metrukeyi zorla zimmetine geçiren kişilerle ilgili davalar ve soruşturmalar hız kazanır.Örneğin,29 Nisan 1920 tarihinde Bitlis'in Taş Mahallesi muhtarlığında bulunmuş ve emval-i metrukeyi zimmetine geçirmiş olan Ahmed Ağa hakkında dava açılmıştır.(88) 26 Nisan 1921 tarihinde yine Harran kazası sabık Mal Müdürü Osman ve muavini Reşid efendiler,emval-i metrukeyi zimmetlerine geçirdikleri iddiasıyla muhakeme edilir.(89) Görüleceği üzere Ermenilerin tehcirle birlikte geride bırakmak zorunda kaldığı varlıklar,bulundukları mevkilerdeki yerel idareciler tarafından da talan edilmiş ve zorla ellerinden alınmıştır. Sonsöz Yerine Osmanlı arşivlerindeki resmî belgelerde bile 1915-1917 arası dönemde tehcire tabi tutulan Osmanlı Ermenilerine ait olan menkul ve gayrimenkul mal,mülk,eşyalar ve diğer varlıkların yukarıda izah edilmeye çalışıldığı üzere savaşı finanse etmek ve ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için kullanıldığı ortadadır.Emval-i metruke aynı zamanda Balkanlar'dan ve Kafkaslar'dan gelen Müslüman muhacirleri Ermenilerden boşalan hanelere yerleştirmek için bir kaynak olarak kullanılmış,muhacirlere aslen Ermenilere ait olan bağ,bahçe,tarla gibi taşınmaz malların verilmesi için farklı vesileler yaratılmıştır.Bu süreçte emval-i metruke ve daha sonra tasfiye komisyonları hayati bir rol oynamıştır.Komisyonlarda yer alan Dâhiliye,Maliye ve Adliye nezaretlerinin görevlendirdiği memur ve bürokratlar birçok yolsuzluk eylemine karışmıştır ve Ermenilerden kalan mallara sahip olmak için mevkilerini kullanmaktan imtina etmemişlerdir. Ermeni Soykırımı,sadece Ermenilere karşı işlenmiş katliamlarda,tecavüzlerde,insanları yurdundan sürmekte değil,aynı zamanda Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde çıkarılmış bir dizi normal ve sıradan hukuk metinlerinde gizlidir.Ermeni mallarının kimlerine eline hangi yollarla geçtiğini ortaya çıkarmak açısından o dönemde İttihat ve Terakki Merkez Komitesi'ne bağlı olan ve vilayetlerde görevli merkezin yerel ölçekteki genel sekreterleri olan kâtib-i mesullerin tuttuğu defterler hayati öneme sahiptir;ancak Başbakanlık Osmanlı Arşivleri de dâhil olmak üzere Türkiye'deki hiçbir arşiv merkezinde bu defterlerin varlığına rastlanmamıştır.Emval-i metrukeyle alakalı hukuksal mevzuatın Ermenilerin Anadolu'da yaşadıkları vilayetlerde nasıl uygulandığını konu edinen mikro ölçekli yerel tarih çalışmalarının varlığı,Ermenilere ait malların akıbetinin anlaşılması bakımından bize ciddi veriler sunacaktır.Hukuk,özellikle de emval-i metruke kanunları,Ermenilerin ekonomik varlığını ortadan kaldırmanın,onların izlerinin Anadolu'dan silinmesinin en önemli aracı olmuştur... Not:Bu makalenin yazımı sürecinde muhtelif arşivlerde yaptığım çalışmalar Lizbon merkezli Gulbenkian Vakfı'nın Ermeni Çalışmaları Araştırma Fonu'nun değerli katkı ve teşvikleriyle gerçekleşmiştir.Bu vesileyle Gulbenkian Vakfı'na teşekkürü borç bilirim. *** Balyan ve Cisr-i Şugur Kazalarındaki Ermeni Malları İskân ve Aşair Umum Müdürlüğü'nün yazışmalarının bir bölümü Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde (BCA),Toprak İskân Genel Müdürlüğü (TİGMA) evrakları arasındadır.Bu evraklar arasında rastladığımız iki belge Emval-i Metruke Tasfiye Komisyonları'nın görev ve işlevleri ile bire bir ilişkilidir.Aşağıdaki iki belgede Haleb vilayeti dâhilindeki Balyan kazasında ve Cisr-i Şugur kazasının Muradiye Nahiyesi'nde mukim Ermenilerin menkul ve gayrimenkul mallarının ve mülklerinin nasıl kayıt altına alındığını net bir biçimde gösterir.Aşağıdaki belgelerde sözkonusu kaza ve nahiyedeki Ermenilerin nüfusuna;bağ,bahçe,tarla,dükkân,değirmen gibi diğer taşınmaz mülklerine ilişkin sayısal veriler yer almaktadır.Emval-i metruke üzerine önemli çalışmaları bulunan araştırmacı Sait Çetinoğlu,her iki belgeden özet şeklinde de olsa bahsetmiştir.[Bkz.Sait Çetinoğlu,"Ermeni Emval-i Metrukeleri Üzerine",Birikim,8 Haziran 2009. (http://www.birikimdergisi.com/gunce...)].Ancak sözkosunu belgelerin tafsilatlı bir biçimde deşifresi aşağıdaki gibidir. *** 1-Bu konuyla ilgili muazzam bir literatür bulunmaktadır.Müstakilen literatürdeki önemli birkaç eser için bkz.Götz Ally,Hitler's Beneficiaries:Plunder,Racial War,and the Nazi Welfare State (New York:Metropolitan Books,2006);Yitzhak Arad,"Plunder of Jewish Property in the Nazi Occupied Areas of the Soviet Union",YadVashem Studies XXI (2000):109-148;A. Barkai,From Boycott to Annihilation:The Economic Struggle of German Jews,1933-1945 (Hanover,NH:University Press of New England,1989);Martin Dean,Robbing the Jews:The Confiscation of Jewish Property in the Holocaust,1933-1945 (Cambridge University Press,2008.) 2-Ernest Fraenkel,The Dual State:A Contribution to the Theory of Dictatorship (The Lawbook Exchange,Ltd.,2006.) 3-"Ahval-i Harbiye ve Zaruret-i Fevkalade-i Siyasiye Dolayısıyla Mahall-i Ahire Nakilleri İcra Edilen Ermenilere Ait Emval ve Emlâk ve Arazinin Keyfiyet-i İdaresi Hakkında Talimatname" adıyla yayınlanan yönetmelik için bkz. Salâhaddin Kardeş,"Tehcir" ve Emval-i Metruke Mevzuatı (Ankara:T.C. Maliye Bakanlığı Strateji Geliştirme Başkanlığı,2008),s.139-142. 4-Nevzat Onaran "Osmanlı'da Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi" başlıklı önemli çalışmasında Emval-i Metruke Komisyonları'nın yukarıdaki gibi tam listesini vermiştir;bkz.Nevzat Onaran,Osmanlı'da Ermeni ve Rum Mallarının Türkleştirilmesi,1914-1919:Emval-i Metrukenin Tasfiyesi-I (İstanbul:Evrensel Basım Yayın,2013),s.473-476. 5-Takvim-i Vekayi,sayı 2303,14 Eylül 1331 (27 Eylül 1915.) Kanunun tam adı:"Ahar Mahallere Nakledilen Eşhâsın Emvâl ve Düyûn ve Matlûbât-ı Metrûkesi Hakkında Kanun-ı Muvakkat" 6-Takvim-i Vekayi,sayı 2343,28 Teşrinievvel 1331 (10 Kasım 1915.) Kararnamenin tam adı:"Âher Mahallere Nakledilen Eşhasın Emvâl ve Düyun ve Matlubat-ı Metrukesine Mütedair 18 Zilkade 1333 Tarihli Kanun-ı Muvakkatin Suver-i İcraiyesi Hakkında Talimatname".Konumuzla ilgili bazı kanun ve kararnamelerin orijinal metinleri için ayrıca bkz. T.C. Maliye Vekaleti Milli Emlak Müdürlüğü,Milli Emlak Muamelelerine Müteallik Mevzuat (Ankara:Başvekâlet Matbaası,1937);Salâhaddin Kardeş,a.g.e. 7-BOA.DH.ŞFR 59/239,24 Kânunuevvel 1331 [6 Ocak 1916];BOA.DH.EUM.MEM 73/43 5 Şubat 1331 [18 Şubat 1916].Yine bkz.Nevzat Onaran,a.g.e.,s.479-486. 8-Buradaki isimlerin kimler olduğu,İT'deki mevkileri,devletle olan ilişkileri,yerlisi oldukları toplumlarda şahsi ve ailevi iktisadi ilişkileri oldukça geniş bir araştırmayı içeren başka bir makalenin konusudur.Osmanlı arşivlerinde bu isimlerin bir kısmının sicil-i ahval dosyaları mevcuttur. 9-BOA.DH.ŞFR 504/7,21 Kânunuevvel 1331 [3 Ocak 1916]. 10-BOA.DH.ŞFR 529/14,4 Ağustos 1332 [17 Ağustos 1916]. 11- BOA.DH.ŞFR 511/96,18 Şubat 1331 [2 Mart 1916]. 12-BOA.DH.ŞFR 56/32,2 Eylül 1331 [15 Eylül 1915]. 13-BOA.DH.ŞFR 505/89,4 Kânunusani 1331 [17 Ocak 1916]. 14-Aynı yerde. 15-BOA.DH.ŞFR 62/310,31 Mart 1332 [13 Nisan 1916]. 16-BOA.DH.ŞFR 510/25,7 Şubat 1331 [20 Şubat 1916]. 17-BOA.DH.ŞFR 511/113,19 Şubat 1331 [3 Mart 1916]. 18-BOA.DH.ŞFR 570/86,6 Teşrinisani 1333 [6 Kasım 1917]. 19-BOA.DH.ŞFR 516/68,6 Nisan 1332 [19 Nisan 1916]. 20-BOA.DH.ŞFR 522/6,22 Mayıs 1332 [4 Haziran 1916]. 21-BOA.DH.ŞFR 534/61,22 Eylül 1332 [5 Ekim 1916]. 22-BOA.DH.ŞFR57/261,9 Teşrinievvel 1332 [22 Ekim 1916]. 23-BOA.DH.ŞFR 545/89,1 Şubat 1332 [14 Şubat 1916];547/73,8 Mart 1332 [21 Mart 1916]. 24-BOA.DH.ŞFR 476/135,10 Haziran 1331 [23 Haziran 1915]. 25-DH.ŞFR 479/72,27 Haziran 1331 [10 Temmuz 1915]. 26-BOA.ŞD 1628/12,27 Kânunusani 1331 [9 Şubat 1916]. 27-DH.EUM.MEM 69/16,15 Eylül 1331 [28 Eylül 1915]. 28-BOA.DH.ŞFR 54/332,26 Haziran 1331 [9 Temmuz 1915]. 29-DH.ŞFR 480/129,10 Temmuz 1331 [23 Temmuz 1915]. 30-DH.ŞFR 509/105,5 Şubat 1331 [18 Şubat 1916]. 31-DH.ŞFR 58/93,9 Teşrinisani 1331 [22 Kasım 1915]. 32-BOA.DH.ŞFR 31 Temmuz 1331 [13 Ağustos 1915]. 33-BOA.DH.ŞFR 55A/187,26 Ağustos 1331 [8 Eylül 1915]. 34-BOA.DH.İ.UM 5-1/3,2 Mayıs 1331 [15 Mayıs 1915]. 35-BOA.DH.ŞFR 54/296,21 Haziran 1331 [4 Temmuz 1915]. 36-BOA.DH.ŞFR 54/331,24 Haziran 1331 [7 Temmuz 1915]. 37-BOA.DH.ŞFR 54/332,26 Haziran 1331 [9 Temmuz 1915]. 38-İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti'ne gönderilen 7 Temmuz 1915 tarihli telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 54/346,24 Haziran 1331 [7 Temmuz 1915]. 39-İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana,Erzurum,Hüdavendigâr (Bursa),Trabzon,Kayseri,İzmir,Urfa vesair vilayetlerle mutasarıflıkların emval-i metruke komisyonları riyasetlerine çekilen telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 54/442,30 Haziran 1331 [13 Temmuz 1915]. 40-Nitekim İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Canik Mutasarrıflığı'na gönderilen 2 Ağustos 1915 tarihli telgrafta ordu için gerekli olan eşyanın emval-i metrukeden sened-i mahsus mukabilinde verilmesi emir verilmiştir;bkz.BOA.DH.ŞFR 54A/245,20 Temmuz 1331 [2 Ağustos 1915]. 41-BOA.DH.ŞFR 54/334,24 Haziran 1331 [7 Temmuz 1915]. 42-BOA.DH.ŞFR 56/347,27 Eylül 1331 [10 Ekim 1915]. 43-BOA.DH.HMŞ 12/27,28 Eylül 1331 [11 Ekim 1915]. 44-BOA.DH.ŞFR 55/210,12 Ağustos 1331 [25 Ağustos 1915]. 45-BOA.DH.İ.UM 81-2/1-24,2 Teşrinisani 1331 [15 Kasım 1915];89-05/1-47,1 Kânunuevvel 1331 [14 Aralık 1915]. 46-BOA.DH.HMŞ 12/39,9 Kânunuevvel 1331 [22 Aralık 1915]. 47-İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Sivas Vilayeti'ne çekilen telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 54A/99,11 Temmuz 1331 [24 Temmuz 1915].Aynı şekilde İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Adana,Edirne,Erzurum,İzmit,Canik,Çatalca vesair vilayet ve mutasarrıflıklarla,Adana,Erzurum,Haleb vesair emval-i metruke riyasetlerine çekilen telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 54A/259,22 Temmuz 1331 [4 Ağustos 1915]. 48-BOA.DH.ŞFR 54A/388,29 Temmuz 1331 [11 Ağustos 1915]. 49-BOA.DH.ŞFR 55/255,13 Ağustos 1331 [26 Ağustos 1915]. 50-BOA.DH.ŞFR 56/295,16 Eylül 1331 [29 Eylül 1915]. 51-BOA.ŞD 1628/12,27 Kânunusani 1331 [9 Şubat 1916]. 52-BOA.DH.ŞFR 55/294,16 Ağustos 1331 [29 Ağustos 1915]. 53-BOA.DH.ŞFR 55/280,15 Ağustos 1331 [28 Ağustos 1915]. 54-BOA.DH.ŞFR 56/269,20 Eylül 1331 [3 Ekim 1915]. 55-BOA.DH.ŞFR 55A/171,26 Ağustos 1331 [8 Eylül 1915]. 56-BOA.DH.ŞFR 57/61,4 Teşrinievvel 1331 [17 Ekim 1915]. 57-BOA.DH.ŞFR 57/140,4 Teşrinievvel 1331 [17 Ekim 1915]. 58-BOA.DH.ŞFR 57/59,5 Teşrinievvel 1331 [18 Ekim 1915]. 59-İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Tokat'ta Sivas Emval-i Metruke Komisyonu Riyaseti Vekâleti'ne çekilen zeyl telgraf bkz.BOA.DH.ŞFR 57/60,5 Teşrinievvel 1331 [18 Ekim 1915]. 60-BOA.DH.HMŞ 12/28,12 Teşrinievvel 1331 [25 Ekim 1915]. 61-BOA.DH.ŞFR 57/193,17 Teşrinievvel 1331 [30 Ekim 1915]. 62-BOA.DH.ŞFR 57/104,11 Teşrinievvel 1331 [24 Ekim 1915]. 63-BOA.DH.ŞFR 57/131,13 Teşrinievvel 1331 [26 Ekim 1915]. 64-BOA.DH.ŞFR 58/173,17 Teşrinisani 1331 [30 Kasım 1915]. 65-Öksüz yurtlarına gerekli eşyanın emval-i metrukeden verilmesi için tasfiye komisyonlarına emir buyurulmasına dair Sivas Valiliği'nin telgrafı için bkz.BOA.DH.ŞFR 513/69,5 Mart 1332 [18 Mart 1916]. 66-BOA.DH.HMŞ 12/45,23 Kânunuevvel 1331 [5 Ocak 1916]. 67-BOA.DH.ŞFR 520/58,7 Mayıs 1332 [20 Mayıs 1916]. 68-Bu minvalde İskân-ı Aşair ve Muhacirin Müdüriyeti'nden Trabzon Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne çekilen bir telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 60/129;130,13 Kânunusani 1331 [26 Ocak 1916].Bu sanat ve ticaret müesseselerinin Müslümanlara intikalinin kimlere ve hangi usul çerçevesinde yapılacağı hakkında Ordu Tasfiye Komisyonu Riyaseti'ne çekilen telgraf için bkz.BOA.DH.ŞFR 60/277,26 Kânunusani 1331 [8 Şubat 1916]. 69-BOA.DH.ŞFR 60/275,26 Kânunusani 1331 [8 Şubat 1916]. 70-BOA.DH.HMŞ 12/67,13 Kânunusani 1331 [26 Ocak 1916]. 71-BOA.DH.ŞFR 63/260,26 Nisan 1332 [9 Mayıs 1916]. 72-BOA.DH.ŞFR 64/11;64/13,1 Mayıs 1332 [14 Mayıs 1916]. 73-BOA.DH.İ.UM 59-2/1-49,18 Kânunusani 1331 [31 Ocak 1916]. 74-BOA.DH.HMŞ 12/73,18 Kânunusani 1331 [31 Ocak 1916]. 75-"Ahval-i Harbiye ve Zaruret-i Fevkalade-i Siyasiye Dolayısıyla Mahall-i Ahire Nakilleri İcra Edilen Ermenilere Ait Emval ve Emlâk ve Arazinin Keyfiyet-i İdaresi Hakkında Talimatname" adıyla yayınlanan yönetmelik için bkz.Salâhaddin Kardeş,a.g.e.,s.139-142. 76-BOA.DH.HMŞ 12/76,21 Kânunusani 1331 [3 Şubat 1916]. 77-BOA.DH.HMŞ 12/80,21 Kânunusani 1331 [3 Şubat 1916]. 78-BOA.ŞD 1500/14,18 Nisan 1332 [1 Mayıs 1916]. 79-BOA.DH.ŞFR 522/6,22 Mayıs 1332 [4 Haziran 1916]. 80-BOA.DH.ŞFR 522/113,30 Mayıs 1332 [12 Haziran 1916]. 81-BOA.DH.ŞFR 532/87,6 Eylül 1332 [19 Eylül 1916]. 82-BOA.ŞD 2249/38,20 Teşrinisani 1332 [3 Aralık 1916]. 83-BOA.ŞD 1373/15,9 Nisan 1333 [9 Nisan 1917]. 84-BOA.ŞD 1630/7,13 Nisan 1333 [13 Nisan 1917]. 85-BOA.ŞD 1630/19,4 Haziran 1333 [4 Haziran 1917]. 86-BOA.ŞD 2249/39,6 Teşrinisani 1333 [6 Kasım 1917]. 87-BOA.ŞD 1633/12,15 Teşrinievvel 1335 [15 Ekim 1919]. 88-BOA.ŞD 1885/2,29 Nisan 1336 [29 Nisan 1920]. 89-BOA.ŞD 2252/45,26 Nisan 1337 [26 Nisan 1921]. *Ümit Kurt,Emval-i Metruke ve Tasfiye Komisyonlarının Yapısı ve İşlevi,Toplumsal Tarih,Sayı:259,Temmuz 2015,s.20-[28].

Gönderen : MUSTAFA ARSLAN
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 24 Avr 2016 - 00:30
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

'Atatürk Ermeni gayrimenkullerini devlet adamlarının ailelerine dağıttı'
Murat Bardakçı: Atatürk’ün Ermeni tehcirine karşı çıktığı Türkiye’ye karşı anti-propaganda maksadıyla oluşturulmuş büyük bir yalandı

20 Nisan 2014


Gazeteci-tarihçi Murat BardakçıMustafa Kemal Atatürk’ün  İttihad ve Terakki’nin “tehcir” politikasını desteklemediğine ilişkin söylemlerin yalan olduğunu belirterek, “Ermeniler’in katlettiği devlet adamlarının ailelerine Atatürk’ün isteğiyle o dönem için servet sayılacak maddi yardımlarda bulunulduğunu göreceksiniz” dedi. Bardakçı yarıdmların kaynağının "Tehcir edilen değil ama Türkiye’yi terk etmiş olan Ermeniler’den bazılarının gayrımenkulleri" olduğunu söyledi. 
Murat Bardakçı, İttihad ve Terakki liderlerinin özel arşivlerindeki belgelerden yola çıkara kaleme aldığı 2008 tarihli “Talât Paşa’nın Evrak-ı Metrukesi”nin ardından “İttihadçı’nın Sandığı” kitabını yayınladı.
Murat Bardakçı, HaberTürk gazetesiden Gülenay Börekçi’ye verdiği söyleşinin bir kısmı şöyle:
“İttihadçı’nın Sandığı”nda Atatürk dönemiyle ilgili belgeler yer alıyor, bunların önemi nedir?
Diasporanın ağzından konuşan bazı çevreler, bugüne kadar Türkiye’de bir konuda hep yanıltıcı propaganda yaptılar ve Atatürk’ün Ermeni tehcirine karşı çıktığını, hiçbir şekilde İttihad ve Terakki’nin tehcir politikasını desteklemediğini, bu konuda partinin eski yöneticilerini her vesileyle suçladığını söylediler. Bu, Türkiye’ye karşı anti-propaganda maksadıyla oluşturulmuş büyük bir yalandı. Kitabın ilk bölümündeki belgelerde, Ermeniler’in katlettiği devlet adamlarının ailelerine Atatürk’ün isteğiyle o dönem için servet sayılacak maddi yardımlarda bulunulduğunu göreceksiniz.
Kaynağı neydi o yardımların?
Tehcir edilen değil ama Türkiye’yi terk etmiş olan Ermeniler’den bazılarının gayrımenkulleri...
‘İttihadçılar’ı Ergenekon’a bağlamak saçma’
Aslında bundan önce İttihad ve Terakki’yi konuşmalıydık belki de... İttihad ve Terakki tam olarak neydi?
İlk kurulduğu dönemde bir gizli cemiyet, daha sonraysa resmi bir siyasi partiydi. Bugün hakkında çeşitli yorumlar yapılıyor ama bunların çoğu yanlış. İttihad ve Terakki, Sultan Abdülhamid yönetimine karşı harekete geçen Jöntürkler’in sonraki nesli tarafından oluşturulmuş siyasi bir örgüttü; sonra da siyasi bir partiye dönüşmüştü. “İttihadçı zihniyet Türkiye’ye ne getirdi, halen devam ediyor mu?” şeklinde tartışmalar sürüyor ama hepsi tarih bilmemekten kaynaklanıyor. Uzun yıllar önce kendi kendini feshetmiş bir siyasi partinin ruhu bir hayran kitlesinde devam edebilir belki ama uygulamada devam edemez... Tarihi olaylar meydana geldikleri dönemlerin şartlarıyla değerlendirilmeli. İttihad ve Terakki’nin kuruluşunda iki ana sebep vardır. Birincisi, Sultan Abdülhamid’in istibdadına ve iktidarına son vermek; ikincisi, dağılma sürecine girmiş olan imparatorluğun toparlanmasını sağlamak yahut hiç değilse o süreci yavaşlatmak.... Bunun dışında başka bir sebep yoktur. Bugüne bakın; ne dağılmak üzere olan bir imparatorluk var, ne de Sultan Abdülhamid tahtta... 
İttihad ve Terakki bugün Ergenekon’a falan bağlanıyor.
Boş laf bunlar! Aradan 100 yıl geçmiş, şartlar tamamen değişmiş. Bugünkü hiçbir oluşumun, kuruluş ve varoluş maksadı ortadan kalkan ve 1918’de tarihe intikal eden bir siyasi partiyle alakası olamaz.
İttihad ve Terakki hedeflerini gerçekleştirebildi mi?
1909’da Sultan Abdülhamid’i tahttan indirdiler. 1913 sonrasında tek başlarına iktidara geldiklerindeyse, dağılma sürecini engellemeye çalıştılar ama bu kez başarılı olamadılar. 
Kitabınıza dönersek; “İttihadçı’nın Sandığı”ndaki belgeleri nasıl temin ettiniz?
Bana ilk kez toplu halde evrak veren kişi rahmetli Talât Paşa’nın eşi Hayriye Hanım’dır. 1983’te vefat etti. Onu her zaman rahmetle anarım. Kendisi beni bu konuda ilk teşvik eden kişidir.
‘Kâğıt sevmeyen bir milletiz’ 
Kitapta İttihad ve Terakki’nin ileri gelenlerinin yazışmalarından oluşan toplam 220 belge yer alıyor. Hepsi özel arşivlerden bulduğunuz belgeler. Özel arşivlerin önemi nedir?
Tarihi bir dönemi, olayı, kişiyi araştıran akademisyenler, araştırmacılar veya gazeteciler resmi belgeler ve evrakla yetinmez, mutlaka özel arşivlere de girmeye çalışır. Resmi belgelerde bulamayacağınız şeyler özel arşivlerde muhakkak vardır. Fakat bizde özel arşivlere girilmez; özel arşivler kullanılmaz bile. Aileler ellerindeki belgeleri göstermez, çünkü Türkiye’de bir belge korkusu vardır. 
“Başıma iş açılırsa” korkusu...
Tabii. Kâğıt sevmeyen bir millet olduğumuz için bir devlet adamı ölünce, karısı elde ne varsa yakar. Çok rastlanır böyle şeylere, şahit olmuşsunuzdur. Belgeye, evraka önem verilmez. Korunabilen belgelere ulaşma becerisini de tarihçiler gösteremez. Halbuki bir konuda yazacaksanız, o konunun dışında kalarak yapamazsınız bunu, içinde olacak, hissedeceksiniz. O dönemi teneffüs edecek, o çevreyi tanıyacaksınız. Tanımadan çok zor.
 
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Hayjan
Inspector
Inspector

Hors ligne

Inscrit le: 31 Jan 2008
Messages: 5 354
Point(s): 15 945
Moyenne de points: 2,98

MessagePosté le: Jeu 9 Juin 2016 - 21:16
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Talat pasa nin karisi oldugunde Murat Bardakçı efendi kaç yasindaydi? Kadin 1983 de olmus,olmeden iki sene evvel verdiyse Bardakçi hazretleri 26 yasinda olmali.

Alt tarafi basit,bilgisiz ve hiç bir tecrubesi olmayan bir gazeteci olan Bardakçi efendinin ne ozellikleri varmis ki Talat'in karisi belgeleri kendisine teslim etmis.


Revenir en haut
azad
V.I.P.
V.I.P.

Hors ligne

Inscrit le: 06 Sep 2006
Messages: 530
Point(s): 1 646
Moyenne de points: 3,11

MessagePosté le: Sam 11 Juin 2016 - 03:58
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Yaşar Kemal’in kaleminden: Ermeni mülkleriyle ‘cumhuriyetin şişirdiği keneler’



http://www.karakedizmir.org/
05 NİSAN 2015
Serdar Korucu

Kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.
Nobel Edebiyat Ödülü’ne aday gösterilen ilk Türkiyeli yazar Yaşar Kemal, kaldırıldığı hastanede yoğun bakım ünitesinde. Van’ın Muradiye ilçesine bağlı Ernis (bugün Ünseli) köyünden Adana’ya (bugün Osmaniye sınırları içinde kalıyor) taşınan, kendi deyimiyle “Cumhuriyetin ilk yıllarında bir Türkmen köyünde tek Kürt ailenin çocuğu olarak doğan” Yaşar Kemal, eserlerinde büyüdüğü topraklardaki Ermeni geçmişine sık sık atıfta bulundu.
Son olarak 2011’de Fransa’dan onur nişanı “Legion d’Honneur”, 2013 yılındaysa Ermenistan’dan “Krikor Nargatsi Nişanı” nişanına layık görülen Yaşar Kemal’in Adana bölgesindeki Ermeni mülkleriyle ilgili en bilinen satırları “Yağmurcuk Kuşu” romanında geçiyor:
“Annesi İsmail Ağa’ya şöyle öğütler: ‘Bir de senden dileğim, oğlum, o kasabaya gidersen, o Ermenilerden kalma evleri, tarlaları kabul etme. Sahibi kaçmış yuvada, öteki kuş barınamaz. Yuva bozanın yuvası olmaz. Zulüm tarlasında zulüm biter.”
‘Ermeniler kuş değil, evleri yuva olamaz’
İsmail Ağa bu öğüde uyarak romanın sonraki bölümlerinde “Sağol ama Bey, ben Ermeni konağı, çiftliği, tarlası istemem” diyordu ancak konağı öneren kişi teklifinin reddedilmesine kızıyordu.
“Onlar kuş değil Ermeni” diye bağırdı, bir çelik tel gibi zangırdayarak Arif Bey, ayaklarını yere vurup tepinerek, “Sen ne söylüyorsun, be akılsız Kürt, deli Kürt, onlar kuş değil, kuş değil… Evleri de yuva, olamaz.”
‘Cennet yatırımı’ olarak ‘Ermeni öldürmek’
Yaşar Kemal, bölgede var olan “şu kadar Ermeni öldüren cennetliktir” propagandasını da İsmail Ağa’nın dostu Onnik’i öldürmek isteyen köylülerden kurtarması üzerinden anlatıyordu:
“Ver Ermeni’yi bana, onu öldürmeliyim ben. Cennete gideceğim. Bu Ermeniyi de öldürürsem, benim sayım tamam olacak, cennete gideceğim, ver onu bana da sevaba gir. Ben onu Rıza’dan satın aldım”
‘Çoğu Ermenilerden kalma topraklar’
Yaşar Kemal 1980’de yazdığı bu romanından çok daha önce, 1950’de kaleme aldığı İnce Memed’in ilk cildinde de Ermeniler’e yer veriyordu:
“Ali Safa Beyin son ele geçirdiği çiftlik, Karadutla sınır sınıradır. Çiftliğin topraklarının yarıdan çoğu Ermenilerden kalmadır. Gerisi de Karadut köylülerinden zorla, hileyle alınmadır.”
‘Kurtuluş savaşı olmasaydı eğer’
Yaşar Kemal İnce Memed’in ikinci cildindeyse Ermeni mülklerinin “el değiştirme” sürecine odaklanıyordu.
“Kurtuluş Savaşı olmasaydı eğer, bu toprakların bir avucuna bile sahip olmayı düşünemezdi. Bu toprakların büyük bir kısmı Sultan Abdülhamidin, dere-beylerin, Mısırlı dedikleri Arapların, bir de Ermenilerindi.”
Mustafa Kemal’e ‘hediye’ Ermeni mülkü
“Arif Saim Bey Dörtyolda kaldığı süre içinde oranın zenginleri, ayan ve eşrafıyla konuştu. Dörtyolda da Hazineye kalmış Ermeni mülkleri ve portakal bahçeleri vardı. Arif Saim bu mülklerden ve bahçelerden en güzelini Paşaya hediye ettirdi. “Ne demek!” diyordu. “Bu yurdun kurtarıcısının burada bir bahçesi olmasın! Olur mu?” Öfkeden köpürüyor, utançtan yerin dibine geçiyordu.”
Türkmen dostuna evini bırakan Ermeni
“Ahmet Beyin Çukurovada en çok beğendiği ikinci toprak Akmezar köyünün yakınındaki bir küçük çiftlik oldu. Ermeniler kaçarlarken, bu küçük çiftliğin sahibi Ermeni çiftliğini bir Türkmen dostuna satmış oldu. Türkmenle Ermeni can arkadaştılar. Ermeni dedi ki: “Eğer döner gelirsem kardeş, toprağımı bana geriye verirsin. Geriye dönemezsem çiftlik senin olsun. Anan sütü gibi ye iç, kullan, helal olsun.”
Yıkılmaya yüz tutan Ermeni mahallelerinde Kürtler
“Ermenilerin bırakıp gittikleri mahalle yıkıntıya yüz tutmuştu. Burada şimdi Doğu Anadolundan göç etmiş Kürtler oturuyorlar, kasabadaki en küçük bir olayla bile ilgilenmiyorlardı. Toprak damlı Ermeni evlerinde oturan Kürtlerin mahallelerinden durmadan Kürtçe bağrışmalar geliyordu.…
Eski Ermeni mahallesinde ulu zeytin ağaçları, incir ağaçları sıcakta toz içinde kalmış, kavruluyorlardı. Yıkık Ermeni mahallesinde yıkıntılar arasında nar bahçeleri, nar bahçelerinde sevişirlerken ocaktaki demirler gibi kıpkırmızı kesilen kaya yılanları, uzun uzun…”
Yaşar Kemal, Ermeni mülklerini eline geçirenlere yönelik en sert eleştirilerini ise İnce Memed’in üçüncü cildinde yer verdi. Bu kesimi “Cumhuriyetin şişirdiği keneler” diye niteliyordu:
“Öyle ötekiler gibi hazinenin, ya da Ermenilerin topraklarına konmamıştı Murtaza Ağa. Ve hem de bununla övünürdü. Yalnız, şimdi bu oturduğu konağı, kaçarken ona Ermeni dostu Karabet Keklikyan vermişti. Herkes konağın Karabetten zorla alındığını söylüyordu ya, Murtaza Ağa bu iftiraya cin ifrit oluyordu. Hayır, o, bu görkemli konağı gasp etmemiş, Ermeni dostu Keklikyana çil çil altınlar sayarak satın almıştı. Konakları gasp edenler Zülfüydü, Taşkın Halil Beydi, Molla Duran Efendiydi, Mustantık Rüştü Beydi. Ötekilerdi. Bir kuruş vermeden, ne devlete ve ne de konakların sahiplerine, onlar gidince, babalarının malları gibi gelip oturuvermişlerdi.”…
“Ötekiler düşmüşler yazıya yabana, Ermenilerin çiftliklerini, Yörüklerin kışlaklarını, öteki Hazine tarlalarına pay ediyorlar, bir türlü de gözleri toprağa doymuyordu. Taşkın Halil Bey, Zülfü, emekli yargıç Hüdai, Mustafa Rüştü Bey, bunların hepsi hepsi birer sahtekardı. Hepsi, Çamuroğulları, Tazıgiller, Yiğitoğuan üç beş yılın, Cumhuriyetin şişirdiği kenelerdi.”
Ermenilerin güvendiği Amber ev
Yaşar Kemal, İnce Memed’in dördüncü ve son cildindeyse Ermeni komşularının emanetlerine sahip çıkan “iyi” karakterlere yer verdi.
“Savaş başlayıp da kasaba halkı biribirine düşünce, ortalık karışıp da herkes Müslüman, Ermeni, diye ikiye ayrılınca, göç etmekte olan Ermeniler Amber Ağaya başvurmak zorunda kaldılar.…
Kasabadaki birçok kişi Ermenileri de, onların Amber Beydeki servetlerini de unutmuş gitmişlerdi. Gece yarısı Amber Beyin kapısı çalındı, yıllardır bu vakitlerde onun kapısını hiç kimse çalmamıştı.…
“Biz seni soymaya, Ermenilerin sana bıraktıkları emanetleri almaya geldik.”…
“Şimdi siz geldiniz, benim yirmi bir yıldır sakladığım komşuların emanetlerini elimden aldınız, bu emanetlerin bende olduğunu herkes biliyor, bunları benden sizin aldığınızı millete nasıl söylerim de, onları nasıl inandırırım. Benim derdim bu.”…
“Seni öldürelim mi?” diye sordu Ferhat Hoca.
“İnsanlığım lekeleneceğine beni öldürün. İnsanların insanlara güveni kalmayacağına, bu dünyada güvenilir bir insanın bile olmayacağına insanların inanması, insanlığın ölümü demektir. Ben buna sebep olacaksam, ölmem daha iyidir. Haydi bir şey yapın öyleyse.”
Yaşar Kemal, Ermenilerin mülklerini güvendikleri Müslüman komşularına bırakma nedenini bir başka romanında, “Akçasazın Ağaları” dizisinin ilk kitabı olan “Demirciler Çarşısı Cinayeti”nde anlatıyordu.
‘Kansız bir safa sürmesin’ diye verilen Ermeni mülkleri
“Bu konak, ona Ermeni bir arkadaşının armağanıydı. Ermeni arkadaşı bir gece, daha kaçkaç, daha sürgün falan yokken ona gelmiş, «Bizim sonumuz yok. Bizi ya öldürecek, ya sürecekler,» demiş, evin tapusunu ona vermişti. Güya evi Beye üç bin altına satmıştı. Bey şaşırmış, «Amanın dostum, bu nasıl olur, sizi kira sürer, kim öldürür?» diye Ermeniyi teselliye çalışmış, sözünü dinletememişti. Ermeni diyordu ki, «Bu konağı özendim bezendim yaptırdım, içinde de iki yılcık oturamadım. Baktım ki gidiyorum. Konağımda kansız, ciğeri beş para etmez birisi safa sürecek. Düşündüm ki bu ev kime layık, Sarıoğlu Derviş Beye layık. .. Al, helal olsun ev sana. Al, güle güle otur. Sana böyle bir ev değil, bin ev layık. Saraylar layık.»”
“Çadırdan gelip konağa yerleştiler”
Yaşar Kemal, Ermeni mülklerinin bölgede kalan halkı nasıl zenginleştirdiğini de sert bir eleştiri diliyle ele aldı.
“Süleyman Sami:
“Ulan o Ermeniler kaçmasalardı, sen de avucunu yalardın. Sazanlı toprağına sen de, Abdül de kurban olurdunuz. Gül Fatma Çukurovada namlı orospu, sen oduncu olur kalırdınız. Şükret ulan, şükret, iki dinli Serkise… Serkis Hazneciyana… Serkis Efendiye. Serkis olmasaydı… Ya kaçmasaydı…” …
“Ne kadar bir zaman oldu şu Ermenilerin gittiği zamana? Çok olmasa gerek. Daha evlerin badanaları öyle duruyor. Şu ev de Serkisin. Bunu kim verdi sana Veli Hasan? Serkis senin baban mı?”…
“Kasabaya geldiğinde yalınayaktın. Ve Ermeniler kaçtığında en güzel Ermeni evine sen kondun. Artin Külekyanın evini, Kendirlinin konağını sen ilkokul yaptın. Tanıdıklarına, konar göçer Türkmen Ağalarına, ileri gelenlerine teker teker Ermeni evlerini sen dağıttın. Çadırdan çıkıp Ermeni konaklarına geçtiler, işte simdi seninle Çukurovayı paya çıkmış olanlar bu Ağaların oğullandır. Hayk Topuzyanın toprağını kan eder çiftliğinin tapusunu nasıl çıkardın muallim Bey, nasıl?”…
“Altı bin dönümlük Vartan Beğyanın tarlasını hemen onun üstüne bir gün içinde yapıverdin, niçin?”…
“Kim akıl ederdi ki bu kasabanın nüfusu iki binden üç bine, üç binden on bine yükselecek? Yarısına Kürtlerin yerleştirildiği, geriye kalanı da harabolmuş Ermeni örenlerinin dolacağını senden başka kim, kim, kim akıl edebilirdi?”
Yaşar Kemal aynı eserde Ermenilerden zor kullanarak alanlar olduğu gibi “paylaşımın” sonraki aşamalarında da gerginlik yaşandığını, “Süleyman” karakterinin Mustafa Ağa’nın evini dokuz silahlı kişisiyle basması üzerinden ifade ediyordu.
“Buradan çıkacaksın. Panosyan’ın mirası bana düştü. Panosyanın oğlu olduğumdan değil… Çünküleyin Panosyan’ı ben iteledim. Ol sebepten Panosyan’ın bütün malı mülkü, konağı, tarlası, çiftliği, dükkanları hep bana kaldı”
Ancak bu romanın içeriğini en iyi anlatansa, belki eserden de daha ünlü olan, içinde sık sık geçen cümlesiydi:
“O iyi insanlar, o güzel atlara bindiler gittiler”

kaynak: agos.com.tr
_________________

Karanlık aydınlıktan, yalan gerçekten kaçar, Güneş yanlız olsada etrafa ışık saçar,üzülme doğruların kaderidir yanlızlık, kargalar sürüyle, kartallar yanlız uçar.


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 10 Sep 2016 - 10:53
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Bankalardaki altın hesapları eriyor



Bu yılın ilk yarısında rekor üstüne rekor kıran altın fiyatlarının etkisiyle tasarruf sahipleri, bankalardaki altın hesaplarından çıkarak diğer yatırım araçlarına yönelirken, altın depo hesabı büyüklüğü 76 tona geriledi

http://www.dunya.com/finans/haberler/bankalardaki-altin-hesaplari-eriyor-haberi-329223


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 617
Point(s): 1 649
Moyenne de points: 2,67

MessagePosté le: Mer 9 Nov 2016 - 09:56
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Meclis'te "Darphane'de bulunan 99 çuval altın kimin" tartışması



Sayıştay: Değeri 15 milyon 990 bin lira.

Hazine Müsteşarlığı'nın 2015 yılı hesaplarını inceleyen Sayıştay, Darphane ve Damga Matbaası Genel Müdürlüğü'nün deposunda içerisinde altın, gümüş ve ziynet eşyası olan depoda tartı olmadığı için sayımı yapılamayan 99 adet çuval buldu. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda altınların kime ait olduğu konusunda ise tartışma yaşandı. Sayıştay altınlar Hazine'nin hesabın göründüğünü belirtirken Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, altın ve ziynet eşyalarının Hazine'ye değil, İstanbul Defterdarlığı'na ait olduğunu söyledi.

Sözcü'den Erdoğan Süzer'in haberine göre, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcılığı bütçeleri görüşülürken CHP'li Bülent Kuşoğlu, Sayıştay'ın Hazine raporuna yazdığı kritik bir değerlendirmeyi gündeme getirdi.

Kuşoğlu, Sayıştay'ın Darphane Matbaası'nı incelerken depoda 99 adet çuval içinde altın bulduğunu, çuvallardaki altın ve gümüşlerin sayı ve değerinin de bilinemediğini söyledi. Kuşoğlu, "O altınlar orada ne geziyor? Hesaplarda 1.2 milyon lira görünen o altınlar, gümüşler, sikkeler kimin, Hazinemizdeki altınları gümüşleri sayamıyor muyuz" diye sordu.
Şimşek: Bizim değil

Soruyu yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, altın ve ziynet eşyalarının Hazine'ye değil, İstanbul Defterdarlığı'na ait olduğunu söyledi. Şimşek, “Darphane, kullandığı binanın bir kısmını İstanbul Defterdarlığı'na kiraya vermiş. Altınlar, defterdarlığın icralarla geçici olarak depoladığı ziynet eşyalarıdır. Sayım yapmamız mümkün değil çünkü onlar bize ait değil. Hazine kendi uhdesinde olmayan bir şeyi mi sayacak. Biz sadece kiralık vermişiz” dedi.
"O altınlar emanet"

Daha sonra söz isteyen Başbakan Yardımcısı Nurettin Canikli ise, altın dolu çuvalların Hazine ile ilgisi olmadığını söyledi ve “Depodaki menkul kıymetler, saymanlığa çeşitli nedenlerle, Cumhuriyet savcılıklarınca el konulan, emanete alınan mallardır. Mahkemeler sonuçlanınca ya devlet onlara el koyacak ya da iade edecek” dedi. Deponun 3 anahtarı olduğunu, 2 anahtarının saymanlık 1 anahtarının ise veznedarda bulunduğunu belirten Canikli, "Hepsi belli, kayıt dışı değil. Hem fiziki hem de hesap kaydı var" diye konuştu.
Sayıştay: Hazine'nin hesabında görülüyor

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Süreyya Sadi Bilgiç, altınlara ilişkin farklı açıklamalar yapılması üzerine denetimi yapan Sayıştay'dan açıklama istedi. Sayıştay adına konuşan Başdenetçi Mehmet Okan Ateş, “Bu menkul varlıklar Hazine Müsteşarlığı'nın 217 No'lu varlık hesabında görünüyor. Değeri 15 milyon 990 bin lira. Hazine bize cevabında Maliye ya da İstanbul Defterdarlığı'na ait olduğunu söylemiyor. Biz Darphane'de yerinde denetim yapınca muhasebat denetiminin de yapıldığını gördük" şeklinde konuştu.
Vergiyi altınla mı topluyorsunuz?

Tartışmalar üzerine MHP'li Mehmet Günal, duruma tepki gösterdi. Günal, "Böyle şey olur mu? Sayıştay Hazine'nin diyor, Hazine Maliye'nin diyor. O halde ben de soruyorum; Maliye vergiyi nakit yerine altınla, gümüşle mi topluyor? İstanbul Defterdarlığı'nın kaç kese altını var? Reel olarak değerini neden bilemiyorsunuz?” diye eleştirdi.


http://t24.com.tr/haber/mecliste-darphanede-bulunan-99-cuval-altin-kimin-tartismasi,369824


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 21 Déc 2016 - 10:24
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Tanımadığımız bir Mustafa Kemal daha varmış



Mustafa Kemal Atatürk'ü bu kez ders kitaplarından çıkarak anlatan bir video sosyal medyada gündeme oturdu.Mustafa Kemal Atatürk'ü bu kez ders kitaplarından çıkarak anlatan bir video sosyal medyada gündeme oturdu.

Youtube'daki Argonomi kanalından paylaşılan videoda Atatürk hakkında bilinmeyen anekdotlar paylaşıldı. Pelin Öztürk'ün sunduğu ve Prof. Dr. İlknur Güntürk'ün destek verdiği çalışmada, UNESCO'da yaşanan Atatürk tartışmasına da yer veriliyor.

İşte o video.



Odatv.com

http://odatv.com/bizim-tanimadigimiz-bir-mustafa-kemal-daha-varmis-2112161200.html


Selanikli fukara bir ailenin çocuğu olarak doğup ,döneminin en zengin lideri !!! olmanın hekayesi...

yorumlar:

vz • 2 saat önce

Döneminin açık ara en zengin lideri olmasını, iki ara bir dere bunları nasıl edindiğini de bir anlatsaydın ya cimcime. Haksız itham ve imada bulunurken bunu da düşüneceksin. Biri çıkar gerçeği yüzüne vuruverir. Hem nazifeleri, nakiyeleri, kevserleri, karafatmaları sonraki yıllarda kömürcü, makarnacı diye aşağılamaları da bu millet unutmayacak. Zübeyde hanimın kara çarşafını fotoşopla beyaz yapmak iyi fikir olabilir ama sonucta sahtecilik. Daha neler var ama amaç önderimizi eleştirmek değil, amaç bugün kendine "Atatürkçü" diyenlerin densizlikleri. Kendini bilmezlikleri. Vatan evlatlarina düşmanlık beslemeleri. Atatürkü rahat birakmanızı ve güzel güzel tarihteki yerine yerleştirmenizi tavsiye ederim. Yoksa kurcaladıkça siz batacaksiniz. Hiç gerek yok. Farklı bir çağdayız artık. Sizin de bu çağa atlama zamanınız gelmedi mi artık. Ataturkçülük deyip faşistlik yapmaktan vazgeçin artik.


Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
Hasan Yvz • 2 saat önce

Döneminin açık ara en zengin lideri olmasını:evet en zenginiydi (milletin tamamının kalbini çalmıştı,şu anda Akp'ye oy veren seçmenlerin dedeleri dahil)...Türkiye'de istisnasız herkes tarafından sevilmek kadar büyük bir zenginlik var mıdır?Kemal Paşa geliyormuş diyince insanların onun geleceğini düşündükleri yerlere akın etmeleri,kendiliğinden etrafını çevirmeleri...Sen daha ne zenginliğinden bahsediyorsun...
1

Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
Yvz Hasan • bir saat önce

Kıvırma.

Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
rkilic Hasan • bir saat önce

sn hasan, iki soruyua cevap bulamadım, belki siz bulabilirsiniz
1-gazoz paşa kimdir
2-Atatürkün dedesi kimdir,
yardımcı olabilirseniz sevinirim, şimdiden teşekkürler


Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
TC Feyyaz Akbas rkilic • 43 dakika önce

gazaz pasa senin pasandir

Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
Yvz • 2 saat önce

Atatürkçüler sahteliğe saptıkça milleti Atatürkten soğutuyorlar.


Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
ZEREN41 • 4 saat önce

Dünyada sorun yok zaten...Türkiyedeki Aklarda sorun var.....

2

Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
Ali İhsan • 8 saat önce

Bu mükemmel sunumu hazırlayanları gönülden kutlarız.

1

Yanıtla

Paylaş ›

Profil Görseli
Hasan • 10 saat önce

Atatürk'ün karizması karşısında insanın iki seçeneği var 1)hürmetle yad etmek ve şükran duymak 2)öfkeyle ve kıskançlıkla kudurmak...3'üncü bir seçenek maalesef yookkk!!!

1

Yanıtla

Paylaş ›


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 23 Déc 2016 - 20:34
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

ABD’de Nazilerin yağmaladığı eserleri geri almaya yardımcı yeni yasa




Nazilerin yağmaladığı sanat eserlerini orijinal sahiplerine ya da varislerine geri vermeye yardımcı olacak yasa tasarısı ABD Senatosu tarafından onaylandı.


Senato, HEAR olarak adlandırılan ‘Holokost’ta İstimlak Edilmiş Sanat Eserlerinin Geri Alınması’ yasa tasarısını geçtiğimiz hafta oybirliğiyle onayladı. ABD Temsilciler Meclisi aynı yasa tasarısını 7 Aralık’ta onaylamıştı. Yasa tasarısının yasa haline gelmesi için Başkan tarafından imzalanması gerekiyor.

Yasa tasarısı çalıntı sanat eserlerine yönelik davalardaki zaman aşımı süresini söz konusu sanat eserinin tespit edilme tarihinden ve hak sahibinin sanat eserinin sahibi olduğuna dair kanıt göstermesinden itibaren altı seneye çıkaracak. Önceki bazı davalarda, davalılar zaman aşımı süresinin üç sene gibi kısa bir süre olmasından dolayı sanat eserlerini sahiplerine geri verme zorunluluğundan muaf olabiliyordu.

HEAR Yasa Tasarısı’nı ABD Senatosu’na her ikisi de Cumhuriyetçi Parti’den olan Teksaslı Senatör Ted Cruz ve John Cornyn ile Demokrat Partili Connecticut Senatörü Richard Blumenthal ve New York Senatörü Charles Schumer sundu. Konuyla ilgili açıklama yapan Cruz, “Bugün, Holokost kurbanlarının aileleri için gecikmiş bir zafer kazandık. Her iki partinin de desteklediği bu yasa tasarısı korkunç bir haksızlığı ortadan kaldıracaktır. Bu yasa tasarısı Amerika’nın Nazi rejiminin tüm zararlı izlerini silme konusundaki çabalarını sürdüreceğini de açıkça göstermektedir. 70 sene önce meydana gelen korkunç mezalimin kurbanlarının haklarını korumak ve onları güçlendirmek için her iki partiden meslektaşlarımla birlikte çalışmaktan gurur duyuyorum. Holokost kurbanı ailelere barış ve adaleti getirmek için savaşımız devam edecektir” dedi. Cornyn de açıklamasında, “Holokost’ta kaybolan sanat eserleri yalnızca birer eşya değildir. Birçok kurban ve aileleri için ailelerinin yok olan dünyalarından kalan birer anıdır” dedi.

http://www.salom.com.tr/haber-101470-abdde_nazilerin__yagmaladigi_eserleri_geri_almaya_yardimci_yeni_yasa.html


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 5 Mar 2017 - 06:00
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Sonsuz talan, gasp, imha...İnkâr!

YUNUS NADİ'NİN TALANI

Emval-i Metruke Kanunu, her ne kadar da Ermenilerden kalan malların müsaderesi ve satışından elde edilecek gelirin gerçek sahiplerine ödemeleri yapılma gerekçesiyle yürürlüğe sokulmuş olsa da devlet görevlilerinin uygulamaları bunun tersine işaret ediyor. Bunun en acı örneği hiç kuşkusuz Vahan Matosyan adlı Ermeni işadamının Matosyan Matbaası adlı işyerinin 20’de biri fiyatına 7 yıl taksitlerle Cumhuriyet gazetesinin patronu Yunus Nadi’ye satılması olayıdır. Türkiye’de cadı avının başlatıldığı günlerde yasal yolları kullanarak İsviçre’ye giden Matosyan ailesine ait, döneminin en modern matbaası, sahibinin tüm itirazlarına karşın Yunus Nadi’ye satıldı.
Vahan Matosyan’ın 4 bin 547 lira 47 kuruşluk borç sebebiyle 80 bin lira değer biçilen tesisinin gasp edilerek, Nadi’ye adeta peşkeş çekilmesi süreci, türlü kurnazlıklar ve bürokratik kayırmalara sahne oldu. Genç cumhuriyetin ‘gözde’ gazetecisi, Mustafa Kemal’in en yakınındaki isimlerden biri olan Yunus Nadi, 1924 senesinde ele geçirdiği matbaa için bir miktar para ödedikten sonra hiç para ödememiş, üstelik devlete ödediği paranın kendisine derhal verilmesini dahi talep etmişti. Zira makinaların tesliminden kısa bir süre sonra bilinmeyen bir sebeple yangın çıkmış, çıkan yangında her nasıl olmuşsa matbaa makinalarının demir aksamlarından dahi geriye en ufak bir iz bulunamamıştı. Matosyan Matbaası’nda bulunan her türlü demirbaş ve kişisel eşyayı satışa çıkaran Yunus Nadi, elde ettiği ganimeti en ufak parçasına kadar değerlendirmiş, hatta Matosyan’ın kütüphanesindeki kitapları dahi Milli Eğitim Bakanlığı’na satmış; sonrasında bu kitaplar Gazi Eğitim Enstitüsü’ne verilmiştir. Dönemin Tanin Gazetesi’nin verdiği haberde, Matosyan’ın kitaplığının değerinin bile tek başına, Yunus Nadi’nin Matosyan Matbaası için devlete ödemeyi taahhüt ettiği miktardan daha fazla olduğuna dikkat çekilmişti.
YOLSUZLUK BASINA VE MECLİSE TAŞINDI
Matosyan Matbaası’nın Cumhuriyet Gazetesi’ne satışına dair ayrıntılar 21 Şubat 1924 Perşembe günü Tevhid-i Efkar ve 22 Şubat 1924 cuma günü Tanin gazetelerinin sütunlarından yayınlanmış, aynı yıl konu Meclis gündemine gelmiş, son olarak da 7’nci dönem Rize Milletvekili Fahri Kurtuluş tarafından Meclis gündemine getirilmiş ve yolsuzluklar Meclis kürsüsünden dile getirilmişti. Tüm bunlara ek olarak Refik Halit de “Bir Avuç Saçma” adlı kitabında Matosyan Matbaasından 109’uncu sayfasında bahsetmektedir.
MATOSYAN’IN PROTESTOSU
Matbaanın sahibi Vahan Matosyan ise 11 Mart 1925 tarihinde Beyoğlu Adliyesi’ne yolladığı protesto mektubuyla yaşadıkları hakkında şu cümlelere yer vermişti, “ ……80 bin lirayı Türki kıymeti hakikisi olan mezkûr matbaa makine ve alât ve edevatının bilâsebep tarumar edilmesi yevmiye 30 lirayı Türki zarar ziyanı intaç ve bu suretle dört hane halkının evladları ile zaruret ve perişaniyete dücar edilmesi muvafıkı nısfet ve madelet almıyacağı derkârdır.” Ailenin girişimine herhangi bir cevap verilmemişti. Söz konusu protesto Maliye Bakanlığı’na iletilmiş, Maliye Bakanlığı ise olaya kayıtsız kalarak herhangi bir cevap vermemişti.
BİR GÜNDE 15 BİN ERMENİ KATLEDİLDİ
Osmanlı ordusunda gönüllü görev alan Venezuellalı Yüzbaşı Rafael Mendez De Nogales görev yaptığı süre boyunca Ermeni katliamlarına tanıklık ettiğini, bu katliamların hükümetin bilgisi ve direktifleri doğrultusunda olduğunu “Osmanlı Ordusunda 4 Yıl’ adlı kitabında şu cümlelerle anlatıyor: “Sokakta Ermenilere ateş edilmesine rağmen belediye reisine yaklaşabildim. Eylemi kendisi yönetiyordu. Beni valinin emrini yerine getirmekten başka bir şey yapmadığını söyleyerek adamakıllı şaşırttı. Emir, 12 yaşından büyük Ermeni erkeklerinin yok edilmesiydi. Ne kadar istesem de bu sivil buyruğa karışamazdım. O zaman jandarmalara çekilme emri verdim ve işin sonuna kadar bekledim. Bir buçuk saatlik kıyımdan sonra Adilcevaz'da yalnız 7 Ermeni kalmıştı". Anılarında Bitlis’e de yer ayıran Yüzbaşı De Nogales, “O gün Komutan Cevdet Bey, Kagikyan Efendi'yle birlikte, Bitlis'in 200 ileri gelen Ermeni'sini, onlardan 5000 altın lira sızdırdıktan sonra astı. Bu parayı Komutan Halil Bey'le aralarında paylaştılar. Bununla da kalmayarak, kentteki bütün erkek Ermenilerin 50 kişilik gruplar halinde civardaki dağlarda yalnız bir yere götürülerek, mezarlarını kazdırdıktan sonra öldürülmeleri emrini verdi. Asker atölyelerinde gerekli olan bir avuç Ermeni ustayı öldürmedi. Genç kadınlar ayak takımı arasında bölüşüldüler ve yaşlılarla, 12 yaşından aşağı çocuklar sürgün edildi. Bitlis kenti ve çevresinde 15 bin kadar Ermeni, bir günde yok edildi” bilgisine yer veriyor.
KİM NE DEDİ?
Araştırmacı-Yazar Sevan Nişanyan: Devletin Başı Çalıntı Köşkte Oturuyor…
Kitapları ve yazılarında başta resmi tarih ve etimoloji (dil bilimi) üzerine eleştirel yazılar yazan araştırmacı-yazar Sevan Nişanyan, Matosyan Matbaası’nın Cumhuriyet Gazetesi’nin eline geçmesi konusunun, tek başına Cumhuriyet’i anlatır nitelikte olduğunu söyledi.
Anadolu sermayesi ve burjuvazisinin yaratılması için azınlıkların kurban edildiğine vurgu yapan Nişanyan şunları söyledi: ''Nihayetinde Cumhuriyet gazetesinin matbaası olayı okyanusta bir damladır. 1913 ile 1923 arasında Anadolu'da toplam mal varlığının yüzde otuzdan fazlası gasp ve yağma yoluyla el değiştirdi. Bu hadiseyi anlamadan Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş koşulları hakkında herhangi bir şey anlamak mümkün değildir. Tek Parti döneminin TBMM üyelerinin hangisini incelesen, mutlak surette ya Ermeni ya Rum emval-i metrukesi ile zengin olmuş adamlardır. Yanısıra hemen hemen hepsinin evinde bir, üç, beş Ermeni yetimi veya cariyesi vardır. Memleketin her ilinde 'Atatürk Köşkü' adı verilen konaklar vardır bilirsiniz. İstisnasız hepsi yağma malı gayrımüslim konutlarıdır.
Uzun söze ne hacet? Bu ülkenin cumhurbaşkanlığı konutu Kasapyan Köşküdür. Daha bundan öte söze gerek var mı? Devletin başı çalıntı köşkte oturuyor, bir gariban Yunus Nadi kelepir matbaaya göz koymuş, çok mu?
1915'İN PROVOKAS 1908'DE YAPILDI
Eski Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkan Vekili, İstanbul Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Sabah Ve Taraf Gazeteleri Yazarı Süleyman Yaşar:
Resmi tarihin, Ermenilerin başta Doğu Anadolu olmak üzere ülkenin her yerinde sabotaj ve isyanlar başlattıkları gerekçesiyle tehcire tabi tutulduğu ileri sürümünün geçersiz olduğunu, işin temelinde ekonomik kaygıların yattığını doğrulayan İstanbul üniversitesi öğretim görevlisi Süleyman Yaşar, Ermeni tehcirinin altında yatan temel etkenin etnik ya da dini farklılıklar olmadığının altını çizdi.
Ermeni ve Rum gayrimüslim azınlığın ekonomik hayatı ellerinde bulundurmasının özellikle Makedon ve Balkan kökenlilerin işrahını kabarttığını söyleyen Yaşar, bu alanda 1908 yılında Abdulhamit’e yönelik Hareket Ordusu baskısının gözden kaçırılmaması gerektiğine vurgu yaptı.
1908 hareketinin, 1915 Ermeni tehcirinin provası niteliğinde olduğunu belirten Yaşar şöyle konuştu: ”Gayrimüslim azınlığa yönelik devlet destekli kalkışmalar, ilk defa 1915 tehcirinde hayata geçirilmemiştir. 1915 tehciri, 1908 yılında yapılan provanın, tatbikatın; gerçekçi hareketidir. Makedon ve Balkan kökenlilerin siyasi ve ekonomik nüfuzlarını arttırmak için gereksinim duydukları burjuvazi sınıfının yokluğu, İstanbul’da 'gerici bir ayaklanmanın' patlak vermesi ihtiyacını doğurmuş; böylelikle İstanbul’a askeri müdahaleyle gelen Makedon ve Balkan kökenliler burada 1915 tehcirinin ilk provasını, gayrimüslim azınlığa yönelik kaçırtma hareketiyle başlamışlardır.
Abdülhamit'e karşı 1908'de Hareket Ordusunu örgütlediler. İttihat ve Terakki'yi, o dönemde Rum ve Ermeni tüccarlardan oluşan sermayenin tekelini kırmak amacıyla desteklediler. Sonra, ulus devlet özlemlerini gerçekleştirecek olan CHP'yi kurdular. İşte bugünkü statükocu İstanbul sermayesini, bu eski sermayedar grubun uzantıları oluşturuyor.”
Agos Gazetesi Yayın Yönetmeni Gazeteci Rober Koptaş: İmha Planı 1800’lerde Başladı…
Anadolu’da Ermeni mallarına yönelik saldırıların tarihi olarak 1800’lerin ikinci yarısında yaşandığını dikkat çeken Rober Koptaş, cumhuriyet kanunları oluşturulurken, ermeni mallarının talan edilmesi için her türlü hukuki düzenlemeyi yaptığını söyledi.
İttihat ve Terakki Partisi’nin güçlenmek amacıyla Taşnak Sütyun Partisi ile dirsek temasına da geçtiğini belirten Koptaş anlattıkları şöyle: ''O tarihlerde, Osmanlı devletinin modernleşme ve sıkı bir şekilde kontrol altında tutamadığı yöreleri merkeze bağlama çabaları kapsamında, Kürt ve Ermeni nüfusun yoğun olduğu vilayetler adeta ‘yeniden fethedilmişti’. Bu sürecin en önemli mağduru Ermeniler oldu, çünkü göçebe Kürt aşiretlerinin iskan edildiği alanlarda onlar yaşıyordu ve onların silahlı tehdidine maruz kaldılar. Bu aşiretler Ermenilerden haraç alıyor veya onların mallarına, hayvanlarına el koyuyor, kızlarını kaçırıyorlardı. Bu dönemin ikinci önemli gelişmesi ise Kafkasya Müslümanlarının Rus Çarlığı yönetimi altında uğradıkları muameleden kaçarak Osmanlı topraklarına yerleşmesi oldu. Onlar da Ermenilerin yaşadıkları alanlara, üstelik Hıristiyanlara karşı bir hınçla geldi ve silahlıydılar.
Mallara el koyma sürecinin bir diğer perdesi de Abdülhamit’in iktidarı döneminde yaşanan katliamlar sırasında yaşandı. 1890’lı yıllarda tüm Ermeni vilayetlerinde katliamlar ve gasplar yaşandı. Hatta, İkinci Meşrutiyet ilan edildiğinde, İttihat ve Terakki ile Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnaktsutyun) arasındaki ittifakın ana gündem maddesi o dönemin gasp edilen topraklarının iadesi anlamına gelen ‘toprak meselesi’ydi… Ancak İttihatçılar verdikleri sözleri tutmadılar. Aksine, 1915’te Abdülhamit katliamlarından çok daha büyük, şiddetli ve planlı bir kırım politikası uyguladılar. Katledilen veya göçertilen Ermenilerin mülklerinin dağıtımı ve işgali de belli bir plan ve program dahilinde işledi. Bu süreç Cumhuriyet döneminde de son bulmadı. Anadolu topraklarında 1000 kadar Ermeni okulu, 2000 kadar kilise, yüzlerce mezarlık ve belki on binlerce şahsi mülk vardı. Bunlar üzerinde şu an Ermeniler değil, başka etnik ve dini kökenlerden insanlar yaşıyor. Bir kısmı ise doğrudan devletin mülkiyetinde. Cumhuriyet rejiminin ayrıca, birer Osmanlı bakiyesi olan gayrimüslim vakıf mallarına el koymak için her türlü hukuki düzenbazlığa başvurduğunu da unutmamak gerekir.”

Hişyar Barzan Şerefhanoğlu
15 Eylül 2011 Bitlis
ANF NEWS AGENCY
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 17:23
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Statistiques, Chronologie, Archive Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4
Page 4 sur 4
Sauter vers:  

 



Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com