Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Aller à la page: <  1, 2
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
anuanu



Inscrit le: 16 Oct 2010
Messages: 4 831

MessagePosté le: Dim 11 Nov 2012 - 23:36
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant

Revue du message précédent :

Bu yazıda Sarkis Torosyan’ın Çanakkale’den-Filistin’e adlı hatırat kitabı üzerine bir inceleme yapılmıştır. İnceleme hatıratın Çanakkale Savaşı kısmı ile sınırlıdır. İnceleme sonucunda ortaya çıkan çelişkiler ve yanlışlıklar belirli bir metodoloji ile verilmiştir. Torosyan’ın hatıratında geçen çelişkiler iddia olarak adlandırılmış bu çelişkilerle ilgili gerçek bilgiler de cevap olarak adlandırılmıştır. Bu yazı bir kesim veya bir gruba karşı yazılan bir yazı değildir. Tarihi düzeltelim derken tarihi hatalara düşülmemesi bu yazının hazırlanmasındaki temel düşüncedir.

http://www.geliboluyuanlamak.com/makale_detay.php?haber_id=401&baslik=a…
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 11 Nov 2012 - 23:36
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
anuanu
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 16 Oct 2010
Messages: 4 831
Point(s): 11 937
Moyenne de points: 2,47

MessagePosté le: Dim 11 Nov 2012 - 23:40
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant

mparatorluk devrinde “Mekteb-i Sultânî” adıyla tanınan ve derslerinin tamamı hem Türkçe hem Fransızca olan tek mektep; ismi Cumhuriyetle birlikte “Galatasaray Lisesi”ne çevrilen eğitim kurumuydu. Tamamı 650 olan öğrenci sayısının yarısına yakını, imparatorluğun Rum, Ermeni, Yahudi, Bulgar, Sırp, Karadağlı gibi gayrimüslim ekalliyet çocuklarıydı. Bu okulun öğrenci ve mezunları, Trablusgarp İtalyan Harbi (1911), Birinci Balkan Harbi (1912), İkinci Balkan Harbi (1913), Birinci Cihan Harbi (1914), İstiklal Savaşı (1921), Kıbrıs Barış Harekatı (1974) gibi savaşlara katılarak 45 şehit vermişler, 150 kadarı da gazi olmuştur.  
 
Askerlik görevini yaparken vatan uğrunda şahadet mertebesine ermek veya gazi olmak her Türk için tabii bir şeydir. Ancak bu 45 şehit ve 150 gazinin durumu başkadır. Zira, bunların istisnasız hepsi, (1909 ve 1914 ‘Askeri Mükellefiyet Kanunu’ gereğince) askerlik vazifesinden ya muaf, ya da 'maksureli' (tescilli) tutulmuş gençlerdir. 
Bu iki kanun, Sultâni mektepleri talebe ve mezunlarını askerlik görevinden ‘maksureli’ ettiği gibi, Balkan Harbi sırasında mer’i olan 1909 kanunu da, üstelik bütün İstanbul halkını askerlik görevinden azade kılmaktadır.  
Bu şehit ve gazilerin hepsi 17-22 yaşındayken ve bir kısmı henüz mektebin lise ve orta kısımlarında, bir kısmıysa mezun ve İstanbul Darülfünunu veya Avrupa üniversitelerinde tahsildeyken, birbirleriyle yarış edercesine askerlik şubelerine koşmuşlar ve gönüllü olarak askere yazılmışlardır. 
Hatta içlerinden Irak cephesinde şehit düşen 646 Celal İbrahim (Kürt Celal), Seferberlik ilanıyla beraber geceden gidip askerlik şubesinin kapısında sabahlamış ve “1 Numaralı Gönüllü” yazılmak şerefini elde etmiştir. Bu gençlerin hepsi mükemmel lisan bildiklerinden, gönüllü kaydolunca karargah hizmetine alınmışlar, ancak cepheye ısrarla talip olarak ön saflarda dövüşmüşlerdir. 

 
 
Mehmet Muzaffer'in taklit parasının ön ve arka yüzü ve taklit paradaki detay:
"Bedeli Çanakkale'de altın olarak tesviye olunacaktır"
 
 
**************************** 


Gerçek paradan detay: "Bedeli Dersaâdet'te altın olarak tesviye olunacaktır"
 
 

 
http://www.girgin.org/ansiklopedi/gslimuzaffer.htm
 

 

 
 

 


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 27 Oct 2014 - 19:58
MessageSujet du message: Aileleri Katledilmeye Gönderilen Çanakkalede Savaşan 40 Ermeni
Répondre en citant

Aileleri Katledilmeye Gönderilen Çanakkalede Savaşan 40 Ermeni Komutanın Hikayesi -

Alin Taşçıyan (Röpartage)







Kunduralarımı İstanbul’da Bıraktım adlı belgeseliyle sinemaseverlerin tanıdığı Lübnanlı Ermeni sinemacı Nigol Bezjian, bu defa iki farklı projeyle karşımızda. Bezjian ile sinema ve çocukları konuştuk.

Lübnanlı Ermeni sinemacı Nigol Bezjian Kunduralarımı İstanbul’da Bıraktım adlı belgeseliyle sinemaseverlerin tanıyıp sevdiği bir sima. Yıllardır Türkiye’ye gidip geliyor ve ilginç çalışmalar yapıyor. Aslen Halepli Bezjian’ın Türkçesi de oldukça iyi. 51. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde Lübnan’daki Suriyeli bir mülteci kampındaki gündelik hayatın trajedisini anlattığı Teşekkürler Bayanlar ve Baylar adlı belgeselin dünya prömiyeri yapıldı. Çanakayna adlı enstalasyonu de şu sıralar Çanakkale Bienali’nde sergileniyor. Bezjian her iki eserini de STAR pazar’a anlattı.

-Teşekkürler Bayanlar ve Baylar adlı şiiriiniz, bir filme nasıl dönüştü?

Suriye’deki durum bana çok dokundu... Tabii bunun benim Halepli olmamla, Ermeni olmamla bağlantısı var. Bir şey yapmam gerekiyordu. Bir gece Teşekkürler Bayanlar ve Baylar adlı şiiri yazdım ve yapımcı arkadaşıma gönderdim. Bununla ne yapmak istiyorsun diye sordu? Spontan biçimde yeni filmimin özü olabilir dedim, o sırada SMS ile haberleşiyorduk çünkü o Manhattan’daydı ben Beyrut’taydım. Bütçeyi acilen gönder, dedi. Hayır diyemedim, çünkü ben önermiştim fikri. Sabaha kadar oturup bütçe çıkardım. Çalışanları bana sözleşme ve para gönderdi ve bir daha hiç karışmadılar ne yaptığıma. Filmlerimi seviyorlar ve ticari olmadıkları için televizyona iş yapamıyorlar ama bu filmi mutlaka yapmam gerektiğini düşündüler. ‘Nasıl istersen öyle yap, karışmayacağız’ dediler, sadece kopyamı verdim.

-Filmin müziği de çok etkileyici, nasıl seçtiniz?

Birçok besteciyle çalıştım ama tatmin olmadım. Sanki dışarıdan gelir gibiydi yaptıkları müzik... Ta ki Abu Ghabi adını kullanan Abderrahmane Ahmed Nour ile tanışıncaya dek. Suriye’deki mülteci kamplarında büyümüş Filistinli bir besteci. Şimdi de Suriyeli bir mülteci oldu! Onunla pek çok deneme yaptıktan sonra öncelikle sesini kullanmaya karar verdik. Filmde dinlediğiniz ses besteciye ait.

“Halepli, hele bir de Ermeni olduğumu öğrenince ‘Niye baştan söylemedin?’ dediler. 14 günde 6 gün çekim yaptım, öncesinde defalarca kampa gittim.”

-Sanırım kamplarda oldukça zaman geçirdiniz.

Aslında kamplara girilmiyor... Erkekler siyasi nedenlerle görüntülenmek istemiyor. Kadınlara kültürel ve dini nedenlerle yaklaşmak yasak.’Çocuklarla ne istersen yapabilirsin’ dediler. Ama kamplarda çekimden önce yeterince vakit geçirince bana açıldılar. Önceleri oldukça kaygılandım, çünkü kampa gittiğimde herkes çadırına çekiliyor ve kimse dışarı çıkmıyordu. Yavaş yavaş birbirimize alıştık. Suriyeli, Halepli, hele bir de Ermeni olduğumu öğrenince ‘Niye baştan söylemedin?’ dediler. Arkadaş olduk, hatta öyle ki bazen kameranın kayıtta olduğunu unuttular. Ama o bölümleri çıkardım, onları teşhir etmek istemedim. 14 günlük bir süreçte 6 gün çekim yaptım. Ama öncesinde defalarca kampa gittim. Orada hayat çok zor, kamptan ayrılmaları yasak. Daha dayanıklı çadırlar inşa ediyorlar. Üç yıldır kampta olanların çadırları daha sağlam. Ama bazıları hala yerde yatıyor. Filmin finalindeki küçük kız gibi, yeni gelmişlerdi kampa. Çok hastaydı, çadırları yoktu, onun için öylece yerde yatıyordu. Yapacak bir şey yok, çocuklara ders veriyorlar. Oyun oynuyorlar. Yetişkinler çocuklar gibi bilyelerle oynuyor filmde görüldüğü gibi. Absürt bir hayatları var. Çocuklar yetişkin olmuş su taşıyorlar, iş yapıyorlar, çimento getiriyorlar, derslere giriyorlar, küçüklere bakıyorlar. Birçok hayvan da var kamplarda. Hayvanlar sağ kalmayı bilir, o yüzden filmde onlara yer verdim.

-Filmde çocukların hali çok üzücü gerçekten...

Bence gözler insanın içine açılan pencerelerdir. Çocukları gülerken, koşarken, ders yaparken görüyorsunuz filmde ama ne zaman gözlerine baksanız o derin keder yansıyor. Filmde çocuklara yer verme benim için önemliydi. Savaşın asıl sivil kaybı çocuklardır. Çünkü yetişkinlerin aksine ne olup bittiğini anlamazlar. Ve bu deneyimleri bir şekilde içlerinde geleceğe taşıyacakla, kuşaklar ve kuşaklar boyu... Savaş çocuklarından, savaşın kimsesiz bıraktığı çocuklardan hiç söz etmeyiz. Bu yüzden Kur’an’dan bölümler, çocuklar ve zor durumdaki kişiler üzerine dualar okuttum filmde.

40 ERMENİ ASKER

-Çanakkale Bienali’nde ilginç bir işiniz yer alıyor...

Çanakayna adını verdim. Osmanlı ordusunda görev yapmış 40’tan fazla Ermeni’nin fotoğraflarından oluşuyor. Bir de Çanakkale’de bir film çektim: Adı Sarkis olan bir karakter Çanakkale Savaşı’ndaki üniformayı giyiyor. Çarşıda dolaşıp insanlara her şeyin yolunda olup olmadığını, bir ihtiyaçları olup olmadığını soruyor... Tepkileri kayıt ettik. Bu zamanla oyunu çok ilginç buldum ve bu yüzden adını Çanakayna koydum. Yüzyıl öncesinin tarihine baktığımız bir ayna sanki.

-Fotoğrafları nasıl temin ettiniz?

Erivan’da Anahit Astoyan adlı bir koleksiyonerden aldım. Ben de araştırma yaptım. Her ay, her hafta yeni fotoğraflar, yeni isimler buluyorum. Beyrut’ta bir arkadaşımın dedesinin Çanakkale Savaşı’nda eczacılık yaptığını öğrendim. Fotoğraflardan birini onunkiyle değiştireceğim. Ayrıca Dr. Avedis Cebeciyan’ın fotoğrafını gördüm. Rütbeli bir askeri doktor olarak Gelibolu’da, Akbaş’ta hastanelerde görev yapmış. Şimdi yurtdışında yaşayan torunlarının da Halep ve Beyrut’tan yakın arkadaşlarım olduğunu keşfettim. Açılışta bir Ermeni kadın vardı, sarsılmıştı. Kalabalık yüzünden yakından bakamamış fotoğraflara ama gördüğü fotoğrafın Rupen Sevak’a ait olup olmadığını sordu. Akrabasıymış ve o yüzden etkilenmiş.

Türk toplumunun net bir manzarası

-Peki çekim sırasında gelen tepkiler nasıldı?

Filmi izleyince günümüz Türk toplumunun net bir manzarasını görebilirsiniz. Bir kadın üniformaya hayran oldu. Bir başkası köpeğinden söz etmek istedi. Bir adam Sarkis’in Ermeni adı olduğunu anladı ve ‘Eskiden burada Rumlar, Ermeniler yaşardı?’ diye anlatmaya başladı. Sadece 15 dakika sürüyor ama sadece ‘Sarkis’ ve ‘Çanakkale Savaşı’nda asker’ demek bile yetti. Bazı insanlar tamamen tepkisizdi, ‘askerimizi severiz’ diyenler de var...

-Türkiye’de filmler yapıyorsunuz. Geçen süre zarfında Türk toplumunda neler gözlemlediniz Ermenilerle ilişkili olarak?

Sanırım bir değişim var. Bir yanda Ermeniler ve Rumlar gibi azınlıklar hakkında konuşma özgürlüğü elde edildi, öte yandan bu duruma tepki de gelişti. İyiyle kötünün birleşip barışçı çözüme ulaşacağı bir geçiş sürecindeyiz. Ben hep olumluyumdur o yüzden umutluyum. Çözüm olmaması için bir neden yok.

-Türkiye’de gerçekleştireceğin yeni projelerin var mı?

İki tane var. Bir tanesinin buradaki çekimleri bitti. Şimdi Beyrut, Erivan ve başka yerlerde çekimler yapacağım. Osmanlı dönemindeki savaş yetimleri hakkında bir film. Hep yaptığım gibi spesifik bir konuyu seçip, evrensel boyutta ele alacağım. Çıkış noktam Beyrut’ta I. Dünya Savaşı’nın sonunda çoğu Ermeni bir kısmı da Kürt olan çocukların bulunduğu bir yetimhane. Oraya nasıl geldiler, neden o kadar çok yetim vardı. Diğer projem de bir Ermeni okulu hakkında, onun da İstanbul çekimlerini yaptım.

http://haber.stargazete.com/yazar/kurandan-bolumler-okuttum/yazi-956879


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 18 Jan 2015 - 04:21
MessageSujet du message: Erdoğan'dan Sarkisyan'a 24 Nisan mektubu
Répondre en citant

Davetiye :

Erdoğan'dan Sarkisyan'a 24 Nisan mektubu: Çanakkale'de birlikte savaştık, beraber analım




16 Ocak 2015
http://t24.com.tr/

24 Nisan 2015, aynı zamanda 'Ermeni Soykırımı'nı Anma Günü' 100. yıldönümü...

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, bu yıl “Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü” olan 24 Nisan’da anılacak Çanakkale savaşlarının yıldönümündeki törenlere Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ı da davet etti.
Milliyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan, “Bir diğer dikkat çekici mektubun muhatabı da her yıl 24 Nisan günü, Ermeni soykırımı iddiaları konusunda yapacağı açıklamadaki dili Türkiye tarafından dikkatle takip edilen ABD Başkanı Barack Obama” dedi.
Serpil Çevikcan’ın Milliyet gazetesinin bugünkü (16 Ocak 2015) nüshasında yayımlanan, “Sarkisyan’a Çanakkale mektubu” başlıklı yazısı şöyle:

‘Sarkisyan’a Çanakkale mektubu’
Bu yıl 24 Nisan tarihi, önceki 24 Nisan’lardan çok daha farklı bir anlam taşıyor...
Türkiye her yıl 18 Mart’ı Çanakkale Zaferi’nin yıldönümü olarak kutluyor.
Oysa ki 1. Dünya Savaşı’nın artık filmlere de konu olan bu cephesindeki savaşın bütünü, 1915’in sonlarına kadar uzuyor.
En kritik tarih aralığı ise 18 Mart-25 Nisan.
Birleşik Krallık’a bağlı Anzaklar yani Avustralya ve Yeni Zelanda askeri birlikleri, deniz savaşında ağır yenilgi alan işgal kuvvetlerinin Gelibolu’yu ele geçirme planı doğrultusunda, 25 Nisan 1915 günü, Türk topçu bataryalarını imha için karaya çıkmıştı. Aralık 1915’e kadar uzayan kanlı çatışmaların sonunda Anzaklar yenilgiye uğratılmıştı.
Boğaza bütün gücüyle saldıran işgal kuvvetlerinin 18 Mart’ta hüsrana uğramaları sonunda, Gelibolu’yu işgal kararı almaları ve karaya çıkmaları, ancak burada da yenilerek geri çekilmeleri bu tarihler arasında gerçekleşiyor.
Bu nedenle Birleşik Krallık’ın Avustralya-Yeni Zelanda Kolordusu olarak adlandırılan Anzakların torunları, Çanakkale’de savaşan atalarını anmak için her yıl 25 Nisan’da ve ikinci çıkarmanın yapıldığı 6-9 Ağustos’ta Çanakkale’ye geliyor.
Bu yıl, bu destansı dönemin 100. yıldönümü.
Savaşın 100. yılı nedeniyle Britanya Krallığı, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın bu yıl çok daha görkemli anma törenleri yapmak istediği kamuoyuna yansımıştı.
Bu çerçevede, Avustralya’dan 9 bine, Yeni Zelanda’dan da 2 bine yakın kişinin Çanakkale’ye gelmesi planlandı.
Törenlerin bu yılki konukları arasında Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanlarının yanı sıra İngiltere veliaht prensi Charles ile iki oğlunun da yer alması bekleniyor.

Sarkisyan’a davet

Ankara da Çanakkale savaşlarının yıldönümünü bu sene daha ses getirecek bir biçimde anmaya hazırlanıyor.
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 102 ülkenin devlet ya da hükümet başkanlarına bu plan çerçevesinde 23-24 Nisan tarihleri için Çanakkale davetiyeleri gönderdi.
Çanakkale anma törenlerine, 1. Dünya Savaşı’na katılan bütün devletlerin bütün yöneticileri en üst düzeyde davet edilmiş durumda.
Bu çerçevede Cumhurbaşkanı Erdoğan devlet başkanlarına, Başbakan Ahmet Davutoğlu da başbakanlara birer mektup gönderdi.
Bu mektuplar içerisinde biri çok dikkat çekici.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a da bir davet mektubu gönderdiğini öğrendik.
Bir diğer dikkat çekici mektubun muhatabı da her yıl 24 Nisan günü, Ermeni soykırımı iddiaları konusunda yapacağı açıklamadaki dili Türkiye tarafından dikkatle takip edilen ABD Başkanı Barack Obama.
Anzakların anma gününden iki gün önce, 23 Nisan’da, İstanbul’da bir “Barış Zirvesi” düzenlenmesi planlanıyor.
24 Nisan’da ise zirveye katılacak tüm devlet ve hükümet başkanlarının katılımıyla Çanakkale’de anma töreni düzenlenecek.

‘Birlikte savaştık’

Milliyet’e bilgi veren bir hükümet yetkilisi, Çanakkale anma törenlerine, 1. Dünya Savaşı’na katılmış bütün devletlerin yöneticilerinin en üst düzeyde davet edildiğini, Başbakan Davutoğlu’nun başbakanlara, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da cumhurbaşkanlarına birer mektup göndererek, “Çanakkale savaşlarının 100. yıldönümünde sizi aramızda görmekten mutluluk duyacağız” mesajını ilettiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mektubunda, “barış” vurgusunun ön planda olduğu öğrenildi.
Aynı hükümet yetkilisi, davet gönderilen 102 devlet yöneticisi arasında Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan’ın da olduğunu kaydetti.
Hükümet yetkilisi, Çanakkale’de Mehmetçik saflarında savaşan ve şehit düşen askerlerin içinde çok sayıda etnik kökenden gençler bulunduğunu, bunların aralarından Ermenilerin de olduğu belirtilerek, “Bir nevi birlikte savaştık, o yüzden Sarkisyan da davet edildi” ifadesini kullandı.

Tehcirin 100. yılı

Ermeni tehcir genelgesinin yayımlandığı 24 Nisan 1915 tarihi, Türkiye ile Ermenistan arasında her zaman bir gerilim kaynağı.
Ermenilerin soykırım yıldönümü olarak andıkları bu tarihin de bu yıl 100. yıldönümü.
Bu nedenle, Ankara’nın bu daveti, zamanlama açısından da büyük önem taşıyor.
Ermenistan ve Ermeni diasporası, 100. yıldönümü nedeniyle bu yıl geniş kapsamlı bir anma programı düzenliyor.
Obama ve Sarkisyan’ın bu davete icabet etmesi tarihe not düşülecek büyük bir sürpriz olur.
Keza ABD Başkanı Obama’nın da bu yönde açıklanmış bir programı bulunmuyor.
Ancak Sarkisyan ve Obama, bu törenlere katılmasa da Başbakan sıfatını taşıdığı geçtiğimiz yıl 24 Nisan’da bir ilke imza atarak, Ermenilerin torunlarına yönelik taziye mesajı yayımlayan, 1915’i, “Gayri insani sonuçlar doğuran hadise” olarak niteleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın daveti, bu ilk sürprizden sonra tarihe geçecek önemli bir adım özelliğini taşıyor.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 18 Jan 2015 - 04:26
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant

Sarkisyan'dan Erdoğan'a davet yanıtı: Bizde kendi davetine yanıt almadan, misafir olmak adet değildir

16 Ocak 2015
http://t24.com.tr/

Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'Çanakkale Savaşı'nı birlikte analım' önerisini reddetti

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın “Ermeni Soykırımı’nı Anma Günü” olan 24 Nisan’da anılacak Çanakkale savaşlarının yıldönümündeki törenlere davet ettiği Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan, "Bir buçuk milyon masum kurbanın hatırasını anarak, dünyaya Ermeni Soykırımı'nın tanınmasının unutulmaması mesajının verilmesini tavsiye ederim" diyerek, daveti reddetti.
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, 24 Nisan’nda Türkiye’nin Gelibolu Muharebelerinin 100. Yıldönmü anma etkinliklerine davet mektubuna yanıt verdi.

Sarkisyan mektubunda şunları söyledi:
"Saygıdeğer Sn. Cumhurbaşkanı,
Bana yönelik Gelibolu Muharebesinin 100. Yıl anma etkinliklerine katılım davetinizi aldım.
Birinci Dünya Savaşı, milyonlarca masum insani kayba ve birçoklarının alın yazsını söndüren gerçekten insanlık tarihinin en korkunç sayfalarından biridir.
Osmanlı İmparatorluğu Ordusunun Ermeni topçu teğmeni Sarkis Torosyan da Gelibolu Muharebesine katılanlar arasındaydı, bir subay ki kendini İmparatorluğun savunma ve güvenliğinin teminine adamış, hizmetine sadakat ve başarılarından ötürü Osmanlı İmparatorluğu tarafından askeri ödüllere nail olmuştu. Ancak aynı yıl zirvesine ulaşan Osmanlı İmparatorluğu tarafından Ermeni halkına yönlik önceden planlanmış ve gerçekleştirilen kitlesel katliam ve cebri sürgün dalgası Sarkis Torosyan’ı bile atlamadı. Gaddarca katledilen onun ebeveynleri de Soykırıma kurban giden birbuçuk milyon Ermeni arasındaydı, kızkardeşiyse Suriye çöllerinde öldü.
İşte bu benzeri olmayan katliam sonucunda Raphal Lemkin «soykırım» terimini yarattı ve bunun cezalandırılmaması Holokost’a, Ruanda, Kamboçya ve Darfur soykırımlarına zemin hazırladı.
Size göre Gelibolu muharebeleri sadece Türkiye’nin değil tüm dünya için savaştan doğmuş dostluk ilişkilerinin müstesna bir örneği, muharebe alanı ise savaşın acı mirasını hatırlatan barış ve dostluk anıtıdır. Herkesin çok iyi bildiği Gelibolu Muharebesinin önemi veya Türkiye’nin I. ve II. Dünya Savaşları esnasındaki tartışmalı rolünü bir taraf bırakarak, barış ve dostluğun ilk elde kendi geçmişiyle yüzleşme cesareti, tarihi adalet yanısıra insanlık hafızasının seçmece değil aksine tamamıyla tanıma üzerine kurulması gerektiğini anmak gerekir.

'Anma etkinliklerine teşebbüs etmeden Türkiye, Ermeni Soykırımı'nı tanımalı ve kınamalıdır'

Ne yazık ki Türkiye geleneksel inkarcı politikasına ve Gelibolu muharebeleri, ki bunlar 18 Mart 1915’te başlayıp 1916 yılının Ocak sonuna dek sürmüş, Antant devletlerinin karaya çıkarma operasyonu Gelibolu kara muharebeleri 25 Nisan’da başlamış olmasına karşın 100. Yılını bu yıl ilk kez 24 Nisan’da anarak enstrumanlarını, her geçen yıl tarihin çarpıtılmasını ‘yetkinleştirerek’ devam etmektedir. Bu uluslararası toplumun dikkatini Ermeni Soykırımının 100. Yıl anma etkinliklerinden saptırılması basit amacı değilse, başka ne amaç gütmektedir? Ancak daha anma etkinliklerine teşebbüs etmeden önce Türkiye kendi halkı ve tüm insanlığa karşı çok önemli bir göreve sahiptir: bu Ermeni Soykırımının tanınması ve kınanmasıdır.
Öyle ki, dünya barışına yönelik Sizin mesajlarınızda, birbuçuk milyon masum kurbanın hatırasını anarak, dünyaya Ermeni Soykırımının tanınmasının unutulmaması mesajının verilmesini tavsiye ederim. Gelecek nesillere çarpıtmalardan bağımsız gerçek tarihin aktarılması her birimizin borcudur, bu şekilde cürümlerin tekrarı engellenebilir, özellikle komşu milletler arasında yakınlaşma ve izleyen işbirliği için zemin hazırlanabilir.
P.S. Ekselansları, Sizi daha birkaç ay önce 24 Nisan 2015’te Ermeni Soykırımının masum şehitlerinin hatırasını birlikte anmaya davet ettim. Bizde kendi davetine yanıt almadan, davet edilene misafir olmak adetten değildir.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 18 Jan 2015 - 04:27
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant

Ermenistan, Anayasasinda Bati Ermenistan'da Ermenilerin soyirimindan bahseder, 'Ermenistan' deyip geçistirmez. Bati Ermenistan'daki soykirimin muhatabi Bati Ermenistan'da yasayan Ermeniler olmalidir. Tipki Artsakh (yani Karabagh) in kader tayinini, Karabaglilarin görüsmelere katilmasi gibi, yoksa, savas öncesi Özerk Karabag'i Azerbeycan topraklarina katmak istiyen Azerbeycan ile degil. Bati Ermenistan sinirlari, Osmanli Imparatorlugunun da dahil ve basta abd olmak üzere 7 devlet tarafindan çizilmistir.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Dim 18 Jan 2015 - 05:22
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant

Türkiyeli Ermenilerden ‘Çanakkale’ tepkisi

Vartan Estukyan
16.01.2015
http://www.agos.com.tr

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Aliyev’le birlikte Çanakkale’de düzenleyeceği, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan'ı da çağırdığı anmaya Türkiyeli Ermenilerden de tepkiler büyüyor. Özellikle sosyal medyada büyük tepki toplayan bu daveti, Türkiyeli Ermenilerle konuştuk.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 24 Nisan’da Azerbaycan Devlet Başkanı İlham Aliyev’le birlikte Çanakkale’de 1915’te hayatını kaybedenler için bir anma töreni düzenleyecek. Erdoğan, düzenlenecek anma törenine Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da dahil olmak üzere birçok devlet başkanını davet etti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu daveti, Türkiye’nin Ermeni soykırımının yüzüncü yılı için politik bir stratejisi olarak değerlendirilirken, geçen yıl Ermenilere ilettiği taziye mesajının samimiyetinin de sorgulanmasına yol açtı. Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’ın davete nasıl cevap vereceği merak konusu. Zira Sarkisyan, Erdoğan’ın taziye mesajının ardından kendisini Ermenistan’daki soykırımın anıtına davet etmiş, 1915’te öldürülen Ermenileri orada anmasını talep etmişti.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Aliyev’le birlikte Çanakkale’de düzenleyeceği anmaya Türkiyeli Ermenilerden de tepkiler büyüyor. Özellikle sosyal medyada büyük tepki toplayan bu daveti, Türkiyeli Ermenilerle konuştuk.

Silva Özyerli: ‘Erdoğan dalga geçer gibi’
Erdoğan’ın bu daveti bana itici geldi. Ben bunu dalga geçer gibi zafere vurgu yapma şeklinde okuyorum. Birilerinin ölümü, yokluğu üzerine kurulu bir zaferden bahsediyoruz. 1915’te Çanakkale savaşında birçok etnik kökenle birlikte savaştık, gazi de oldular, şehit de oldular diyorlar ama şimdiye kadar bunu neden demediler? Bir sene önce ortak acı diyen Erdoğan, şimdi kalkmış dalga geçer gibi Sarkisyan’ı en önemli gününde davet ediyor.

Misak Hergel: ‘Erdoğan Ermenistan’a gitmeli’
İlk aklımdan geçen, Sarkisyan’ın da bir davette bulunup, “Asıl biz sizi bekleriz. Önce siz gelin, sonrasına bakarız” demesi. Ben çok önemsemedim açıkçası, böyle gırgır bir cevap verse güzel olur diye düşündüm. Bildiğim kadarıyla 23 Nisan’da bir zirve toplantısı yapılacak, o kapsamda bütün dünya liderlerini Türkiye’ye davet ediyorlar ve bu yüzden de anmayı 24’ü çekiyorlar. Dolayısıyla tüm dünya liderlerine davet gönderiyorsa Ermenistan Devlet Başkanı’na da göndermek durumunda.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan farklı bir devlet adamı, farklı bir politikacı... Bilemiyorum, bu farklılığı yaratanlar danışmanlarıdır belki. Geçen yıl ‘1915 Taziyesi’yle şaşırtmış ve birbirine düşürmüştü Ermenileri; anlaşılan o ki, bu yıl da Sarkisyan’a gönderdiği, ‘24 Nisan’da Çanakkale’de Buluşalım’ mektubuyla yapmak istiyor aynı şeyi...
Haberi okuyunca aklıma ilk gelen, Sarkisyan’ın da cevaben şöyle bir şeyler yazması iyi olurdu oldu: ‘Baba, Çanakkale anması yapacak başka gün mü bulamadın allasen, o güne ‘Kısır Partisi’ koymuştuk biz; yoksa koşarak gelirdim vallaaa...’

Kayuş Çalıkman Gavrilof: ‘Terbiyesizce bir hamle’
Türkiye’nin 2015’i mümkün olduğunca sessiz, sakin geçireceğini düşünüyordum ama bu davet son derece terbiyesizce, riyakâr bir davranış. Hükümet bundan önce de Ermeniler için kritik olan tarihlerde suni bir gündem yaratarak dikkatleri üzerine çekti. Bunun örneklerini Rusya’da gördük. Bu davet siyasi bir strateji, böylece diğer ülkelerin devlet başkanları da Ermenistan’a değil, Türkiye’ye yönlendirmeye çalışıyor.

Garo Paylan: ‘Felaket es geçilmemeli’
24 Nisan 1915, Anzak askerlerinin Çanakkale’de karaya çıktıkları gün. Erdoğan’ın, ölen Anzak askerlerini anması önemli, ancak aynı gün aynı saatte 200 Ermeni aydın gözaltına alınıp öldürüldü; soykırımın başlangıcı oldu. Bir zamanlar ülkenin %20’sini oluşturan Ermenilerin başına gelen bu felaketi es geçen bir cumhurbaşkanının, o konuda söylediklerinin samimiyetini sorgulatır.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 30 Jan 2015 - 08:17
MessageSujet du message: Dacik Barbarların Gözünden Kaçmadı : Çanakkale Ajandasında Yerevan
Répondre en citant

Dacik Barbarların Gözünden Kaçmadı : Çanakkale Ajandasında Yerevan Ermeni Soykırımı Anıtının Ne İşi Var ?







DIŞİŞLERİ Bakanlığı’nın 2015 için, ‘Çanakkale Kahramanlık ve Ebedi Dostluk Anısına’ başlığıyla bastırdığı, ‘Çanakkale Özel’ ajandasında, Erivan’daki Ermeni Soykırım Anıtı’nın fotoğrafına yer verildiği ortaya çıktı. Bakanlık yetkilileri, söz konusu fotoğrafın yanlışlıkla basıldığını, ihmali olanlarla ilgili soruşturma başlatıldığını söyledi.



Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın, 1915 olaylarının yıldönümüne denk gelen 24 Nisan’da yapılacak Çanakkale Savaşları’nın yıldönümü törenlerine Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyan’ı da davet etmesine ilişkin tartışmalar sürerken, Dışişleri Bakanlığı’nın 2015 yılı için bastırdığı ‘Çanakkale Özel’ ajandasında yer alan Ermeni Soykırım Anıtı’nın fotoğrafı şaşkınlık yarattı.



Çanakkale Zaferi’nin 100’üncü yılı dolayısıyla basılan ajandanın nisan ayı sayfasındaki şehit fotoğraflarının arasında Ermeni Soykırım Anıtı ve burada gerçekleşen bir törenin karesi bulunuyor.



AÇILIM DEĞİL YANLIŞLIK

Dişişleri Bakanlığı yetkilileri, fotoğrafın “Yanlışlıkla diğer fotoğrafların arasına karıştığını ve bu şekilde basıldığını” söyledi. İhmali olanlarla ilgili soruşturma başlatıldığını belirten yetkililer, ajandanın dağıtımının yapılmadığını, sadece birkaç kopyanın gönderildiğini belirtti. Sözkonusu fotoğrafın Ermenilerle ilgili bir açılımın parçası olmadığını vurgulayan yetkililer, açılımın unsurları olarak Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın mesajlarının dikkate alınması gerektiğini ifade etti.

Sevil ERKUŞ / ANKARA- h(Z)urriyet

http://www.hurriyet.com.tr/gundem/28081601.asp

sezgin yılmaz demek ki dışişleri çalışanlarının bazıları aldıkları maaşı hak etmeyen aptallardan oluşuyor.
Öne Çıkar13 dakika önce

osman osmanoğlu Kamalist beyinler yorum yapmış
Öne Çıkar04 dakika önce

ali fatih aksüt Asimetrik paralelcilerin işi.Ya da kulplu beygirlerin.
Öne Çıkar05 dakika önce

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR Böyle bir yanlışlık olabilir mi, aklınız alıyormu bunun bir yanlışlık olduğunu??? Kesinlikle kimin başının altından çıktığı araştırılmalı. Tesbit edildiğinde de en sert şekilde cezalandırılmalı. Aynı olayın tersine şeklini düşünün; Ermenistan' da olsaydı, yapanı bulur kurşuna dizerlerdi... YERYÜZÜNDE VATAN HAİNİ BU KADAR BOL BİR MİLLET DAHA YOKTUR!
Öne Çıkar17 dakika önce

nurgül eryılmaz yanlışlıkla basılır mı? aleni kasıt var
Öne Çıkar29 dakika önce

enver küçükvar türkiye nin yüz karası kamu kuruluşlarından biri daha. saltanat şımarıklığından kontrol etmeye vakit mi bulamadınız.reziller.
Öne Çıkar19 dakika önce

Deniz Deniz Altına da soykırım için özür dileriz yazsaydınız...
Öne Çıkar19 dakika önce

murat gökdemir OLUM BUNUN İKİ AÇIKLAMASI OLABİLİR. YA ÇOK MALSINIZ, YADA ŞEYTAN KADAR HİN'SİNİZ.
Öne Çıkar210 dakika önce

özgür akyol Sehven memurların sehven çalışmaları....
Öne Çıkar310 dakika önce

Arife Ergin Mason insanlardan ne beklenir
Öne Çıkar313 dakika önce

gün güngör İTİRAZ OLUNCA YALNIŞ DENİLİYOR, ASLINDA İNSANLARIN TEPKİSİ ÖLÇÜLÜYOR...
Öne Çıkar715 dakika önce

Bir Millet Uyuyor Ermenilere de bir açılım yapıp Doğu Anadolu'yu vermeleri yakındır
Öne Çıkar416 dakika önce

Lacivert ∞ Saçma sapan işler, insan kontrol etmez mi ya?!
Öne Çıkar317 dakika önce

haluk skorsky Eh, Turkiye topraklarinda Kurdistan olayini halletttik... Darisi Ermenistan projeleri bakalim... 2015 Hayirli olsun... Turklere dahada toprak kalirsa bakariz duruma gore daha sirada baska azinliklar var zaten ....
Öne Çıkar417 dakika önce

old-n-wise Smile Bunu da ya paralele yada ergenekona bağlarlar şimdi.
Öne Çıkar323 dakika önce

sezgin yılmaz demek ki dışişleri çalışanlarının bazıları aldıkları maaşı hak etmeyen aptallardan oluşuyor.
Öne Çıkar13 dakika önce

osman osmanoğlu Kamalist beyinler yorum yapmış
Öne Çıkar04 dakika önce

ali fatih aksüt Asimetrik paralelcilerin işi.Ya da kulplu beygirlerin.
Öne Çıkar05 dakika önce

TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR Böyle bir yanlışlık olabilir mi, aklınız alıyormu bunun bir yanlışlık olduğunu??? Kesinlikle kimin başının altından çıktığı araştırılmalı. Tesbit edildiğinde de en sert şekilde cezalandırılmalı. Aynı olayın tersine şeklini düşünün; Ermenistan' da olsaydı, yapanı bulur kurşuna dizerlerdi... YERYÜZÜNDE VATAN HAİNİ BU KADAR BOL BİR MİLLET DAHA YOKTUR!
Öne Çıkar17 dakika önce

nurgül eryılmaz yanlışlıkla basılır mı? aleni kasıt var
Öne Çıkar29 dakika önce

enver küçükvar türkiye nin yüz karası kamu kuruluşlarından biri daha. saltanat şımarıklığından kontrol etmeye vakit mi bulamadınız.reziller.
Öne Çıkar19 dakika önce

Deniz Deniz Altına da soykırım için özür dileriz yazsaydınız...
Öne Çıkar19 dakika önce

murat gökdemir OLUM BUNUN İKİ AÇIKLAMASI OLABİLİR. YA ÇOK MALSINIZ, YADA ŞEYTAN KADAR HİN'SİNİZ.
Öne Çıkar210 dakika önce

özgür akyol Sehven memurların sehven çalışmaları....
Öne Çıkar310 dakika önce

Arife Ergin Mason insanlardan ne beklenir
Öne Çıkar313 dakika önce

gün güngör İTİRAZ OLUNCA YALNIŞ DENİLİYOR, ASLINDA İNSANLARIN TEPKİSİ ÖLÇÜLÜYOR...
Öne Çıkar715 dakika önce

Bir Millet Uyuyor Ermenilere de bir açılım yapıp Doğu Anadolu'yu vermeleri yakındır
Öne Çıkar416 dakika önce

Lacivert ∞ Saçma sapan işler, insan kontrol etmez mi ya?!
Öne Çıkar317 dakika önce

haluk skorsky Eh, Turkiye topraklarinda Kurdistan olayini halletttik... Darisi Ermenistan projeleri bakalim... 2015 Hayirli olsun... Turklere dahada toprak kalirsa bakariz duruma gore daha sirada baska azinliklar var zaten ....
Öne Çıkar417 dakika önce

old-n-wise Smile Bunu da ya paralele yada ergenekona bağlarlar şimdi.
Öne Çıkar323 dakika önce

old-n-wise Smile Sizin icraatınız hep böyle "sehven" hatalarla dolu zaten. Allah sizi bildiğigibi yapsın.
Öne Çıkar523 dakika önce

musa kılıç İlahi adalet...
Öne Çıkar028 dakika önce

ulaş ay Ya arkadaş bu mallıktan da öte birşey...
Öne Çıkar328 dakika önce

Yusuf Öztürk Dışişleri bakanının kim olduğunu bilen var mı
Öne Çıkar530 dakika önce

İlker Okan Badem kafası ile ancak bu kadar. Hepimiz badem gibi oldu. Rezalet demek bu olay içinhafif kalır.
Öne Çıkar331 dakika önce

Hür Basın Allah'ım neden dünyanın tüm salaklarını bize verdin.
Öne Çıkar431 dakika önce

Ozgur Gucuk Bi kez olsun yanlışlıkla da olsa türk milletinin lehine birşeyler yapsaniz ......
Öne Çıkar536 dakika önce

ayhan mehmet Başbakanın danışmanın bir Ermeni asıllı olduğu da unutulmamalı
Öne Çıkar837 dakika önce

mavi yunus neden son bir kaç yıldır sevr'i düşünüyorum hep? yok yok o kadar da değil artık, o kadarına dayanmaz kalbim...
Öne Çıkar238 dakika önce

murat yaren işin acı tarafı ne biliyor musunuz. gerçekten yanlışlıkla basılmış olma ihtimali var bunun. düşünsenize yanlışlıkla neler olabilir başka. sen ihaleyle ajanda bastırırsan böyle olur. devletin basımevlerini matbaalarını kapatırsan böyle olur.
Öne Çıkar140 dakika önce

ayhan mehmet Çevir da kaz yandı...ne yazık sağ elin yaptığından sol elin haberi yok
Öne Çıkar441 dakika önce

Cem Aşkalli Disisleri bakani kimdi.
Öne Çıkar243 dakika önce

ozgur gencer Devlet çalışanlarının kimlerden oluştuğunu gösteren, tamamen bilinçli yapılmış olduğuna inandığım bir rezalet.. İleriyi görme yeteneğinden yoksun zavallı solcu kisvesindeki ermenilerin+ kürdoların, "Herkes vatandaş herkes eşit olsun. Her vatandaş her işe girebilmeli" saçmalıklarına kulak verip, devlette işe yerleştirilmelerinin neticesi...
Öne Çıkar345 dakika önce

Blue gold hahahah osmanliya sallayanlr var Smile sabah sabah komedi bu olsa gerek ecdatdn bahsediyor canakkalede olanlarin osmanli soyunu insanlrin unutmasi normal sakamisiniz usta sabah sabah Smile)
Öne Çıkar147 dakika önce

kemal katikan Sevgili Can KOZ... Bu algı operasyonunu yapanlar, Hrant Dink'in de deşifre etmeye hazırlandığı sırada öldürüldüğü kripto Ermeniler.
Öne Çıkar150 dakika önce

tolgahan karaca devletin her konumuna sızmış artık oçları

...

malüm müsvettenin yorumcuları


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Sam 31 Jan 2015 - 05:12
MessageSujet du message: Ama biz de Çanakkale’de öldük! – Ayhan Aktar
Répondre en citant

Çanakkale savaşı, Ermeniler ve 24 Nisan


Ama biz de Çanakkale’de öldük! – Ayhan Aktar


http://www.taraf.com.tr/yazarlar/ama-biz-de-canakkalede-olduk/
25 Ocak 2015 
·          
·                 
2015 yılı, ‘devletlû’ takımı açısından zor geçecek. Ermeni soykırımının tanınması için yapılan baskılar artacaktır. Baskılara karşı direnmek için de ‘acıların yarıştırılması’ yöntemi devreye sokuluyor. 2015’te dünya kamuoyuna ve Ermenilere şu söylenecek: “I. Dünya Savaşı hepimiz için acılarla doludur. Evet, Ermenilerin başına kötü şeyler gelmiş olabilir, ama biz de çok çektik. Biz de savaş meydanlarında can verdik. Biz de mağdur ve mazlumuz!” Ermenilerin Büyük Felaketi varsa, bizim de savaş meydanlarında kefensiz yatan yüzbinlerce şehidimiz var!
Aslında, bu savunma hattının işaret fişekleri daha 2011 yılında görülmüştü. O zamanlar Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu, 25 Nisan 2011 tarihinde Çanakkale’de bir konuşma yapmıştı. Yeni Şafak haberi şöyle veriyordu: “Çanakkale’ye gelen Bakan Davutoğlu, ‘Çanakkale adını duyup da kalbi hoplamayan, yüreği titremeyen, damarlarındaki kan akış hızı artmayan bir Türk olamaz’ dedi. Davutoğlu, konferansına, ‘Bütün dünyaya 2015 yılını tanıtacağız. Bazılarının iddia ve iftira ettiği gibi bir soykırım yıldönümü olarak değil, bir milletin şanlı direnişinin, Çanakkale direnişinin yıldönümü olarak tanıtacağız’ diyerek başladı.
Çanakkale Savaşları, genellikle 18 Mart 1915’te müttefik donanmasının Çanakkale Boğazı’nı geçmek için giriştiği taarruzun yıldönümünde anılır. O gün, İngiliz ve Fransız Donanması Çanakkale Boğazı’nı geçmek amacıyla bir taarruz başlatmıştır. Osmanlı topçuları, boğazın iki yakasındaki tabyalardaki topların ve boğaza dökülen mayınların yardımı ile müttefik donanmasının geçişine engel olmuştur. 18 Mart Zaferi, Osmanlı Ordusu’nun I. Dünya Savaşı’ndaki en ciddi başarılarından biridir. İngiliz ve ANZAC (Avustralya ve Yeni Zelanda Kolordusu) birlikleri için ise, 25 Nisan 1915 tarihi önemlidir. Çünkü, o sabah saat 04:30’da Gelibolu Yarımadası’na çıkartma harekâtı başlamıştır. Çanakkale’de can veren İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin torunları, Anzak Koyu’nda her yıl sabah şafak sökerken yapılan dinî ayinle dedelerini anarlar.
 
24 NİSAN HESAPLARI VE DİPLOMATİK FİYASKO
Bu yıl 24- 25 Nisan tarihlerine kaydırılan Çanakkale Savaşlarını anma törenlerine 102 ülkenin liderlerinin davet edildiğini öğreniyoruz. İngiltere’den Prens Charles da iki oğluyla törene katılacakmış. 25 Nisan’ın askerî açıdan bir anlamı var, ama 24 Nisan günü anma programına neden dâhil edilmiş acaba? Bilindiği gibi, 24 Nisan 1915 tarihinde İstanbul Ermenilerinin önde gelen 250 aydını gözaltına alınmıştır. Daha sonra, bu insanlar Çankırı ve Ayaş’a tehcir edilmiş ve 174 kişi geri dönmemiştir. Bu nedenle, 24 Nisan ‘Ermeni Soykırımı’ günü olarak anılmaktadır. Anlaşılan, küçük bir tarih oyunuyla ‘Ermeni soykırımını tanıma baskısı’ Çanakkale Savaşları ile perdelenmek istenmektedir.
Bütün bu ince hesaplara ilaveten, maalesef bir de diplomatik fiyasko yaşandı. 24 Nisan’a kaydırılan Çanakkale Savaşları anma törenlerine, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ermenistan Lideri Sarkisyan’ı da davet etti! Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu davetle ilgili şunları söylemiş: “Biz, bu olayları sadece 2015 yılı olarak görmüyoruz, bir yıl için değerlendirmiyoruz… Ermeni iddialarına karşı çalışmalarımızı yürütüyoruz. 2015, sadece Ermeni iddialarının yıldönümü değil. Çanakkale Savaşları bir taraftan Türkiye’yi işgal etmek için gelen işgal güçleriyle diğer taraftan vatan topraklarını savunmak isteyen Mehmetçik arasındaki savaş… Savaştan etkilenen tüm ülkeleri davet ettik… Ermenistan da var, çünkü Osmanlı ordusunun içinde Ermeni askerler de var.
Bu daveti yapanlar, 24 Nisan günü Sarkisyan’ın Erivan’daki Soykırım Anıtı’ndaki töreni bırakıp Çanakkale’ye geleceğini nasıl düşünebilirler, anlamak mümkün değil. Ayrıca, eğer ‘devletlû’ takımı Çanakkale’de Osmanlı vatandaşı Ermenilerin savaştığını kabul edip ‘barış açılımı’ yapmak istiyor ise, İstanbul’daki Ermeni Patrik Vekili Aram Ateşyan’ı törenlere davet etmesi gerekirdi. Çünkü, Türkiye Ermenilerinin dedeleri Çanakkale’de savaşmıştı. Biyografisinden Karabağ doğumlu olduğunu öğrendiğimiz Serj Sarkisyan’ın dedesi, eğer I. Dünya Savaşı’na katılmış ise, muhtemelen Rus Ordusu’nda savaşmıştır. Eğer bir ‘açılım’ düşünülüyor ise, önce bizim Ermenilerimizden başlamak doğru olmaz mıydı?
 
ÇANAKKALE’DE ERMENİ ASKERLER DE SAVAŞMIŞ!
İlginçtir, Bakan Çavuşoğlu resmî tarih tezinin aksine, Çanakkale Savaşlarında Ermeni askerlerin de savaştığını itiraf ediyordu. Ne yalan söyleyeyim, bu itiraf benim pek hoşuma gitti. Çünkü, benim yayına hazırladığım Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ın Çanakkale’den Filistin Cephesine başlıklı anılarının 2012 yılında piyasaya çıkmasından sonra kıyamet kopmuş, yaklaşık bir yıl süren sert tartışmalar yapılmıştı (Tartışma için bkz. http://www.ayhanaktar.com). ‘Alaturka’ tarihçilerimiz pehlivan tefrikası gibi yazılar döşenip Yzb. Torosyan’ın ‘yalancı’ ve anılarının da ‘kurmaca’ olduğunu iddia ederek ‘inkârcı’ kesimin değirmenine su taşımışlardı. Hatta Genelkurmay Başkanlığı da tarihinde ilk kez bir anı kitabı hakkında resmî açıklama yaparak, “Çanakkale Cephesinde Sarkis Torosyan isimli bir subay yoktur!” demek gereğini bile hissetmişti (Hürriyet, 16 Aralık 2012). Kısacası, birileri Çanakkale’de bir Ermeni topçu subayının savaşmış olmasını, sanki Türk milletinin ‘harîm-i ismetine’ yapılan bir tecavüz olarak algılıyordu.
Cumhurbaşkanı Sarkisyan da Yzb. Torosyan’ın anıları etrafında kopan tartışmadan haberdar olmalı ki, Erdoğan’ın davetini geri çevirdiği mektubunda şunları yazıyordu: “Ermeni kökenli Topçu Yüzbaşı Sarkis Torosyan da Çanakkale Savaşı’nda Osmanlı İmparatorluğu ordusunda görev yapanlar arasındaydı. Torosyan, İmparatorluğun savunma ve güvenliğine hayatını adamış bir subaydı, sadakat ve kahramanlığı Osmanlı ordusunun askeri nişanlarıyla ödüllendirilmişti. Ancak, aynı yıl, Osmanlı İmparatorluğu tarafından önceden planlanan ve uygulanan kitlesel cinayetler ve zorunlu yer değiştirmeler de en yoğun noktasına ulaştı ve katliam dalgası Sarkis Torosyan’ı bile kuşattı. Gaddarca öldürülen annesi ve babası ve Suriye Çöllerinde yitip giden kız kardeşi Soykırımın 1,5 milyon Ermeni kurbanı arasına katıldı” (17 Ocak). Böylece, Yzb. Torosyan’ın anıları bu kez de devlet başkanları arasındaki söz düellosunda yer alıyordu.
 
PROF. HALAÇOĞLU GÖREVİNİN BAŞINDA!
Bir zamanlar yüce devletimizin Ermeni işlerini emanet ettiği Prof. Yusuf Halaçoğlu da (O şimdi MHP Milletvekili!) resmî tezlerimizin tehlikede olduğunu görüp şunları söylemiş: “Çanakkale cephesinde kaç Ermeni, kaç Türk vardı? Cephede parmakla sayılacak kadar Ermeni vardı. Çanakkale savaşlarında mücadele edenler Ermeniler değildi. Ermeniler Çanakkale savaşları sırasında Van İsyanını çıkardılar… Ermenilerin haklı olarak, davet sırasında Mademki vatanı birlikte kurtardık. Bizi neden sürgün ettiniz sorusunu dillendirebileceklerini vurgulayan Halaçoğlu, Erdoğan’ın tarihi bir yanlış yapmak üzere olduğunu söyledi” (Yeniçağ, 18 Ocak).
Çanakkale Cephesi’nde kaç Ermeni asker bulunduğu meselesine girmeden önce, yüz yıl öncesine gidelim. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Sarıkamış’ta bir kolorduyu, yani yaklaşık 50.000 askeri karlara gömdükten sonra 11 Ocak 1915’te Doğu Cephesi’nden ayrılmıştı. Rus Ordusu da karşı saldırıya geçmiş, Van’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Sarıkamış yenilgisi, önce basına uygulanan askerî sansür ile halktan gizlendi. Örneğin, 4 Ocak 1915 tarihli Tasvir-i Efkâr gazetesi, hiç utanmadan “muzaffer olarak ilerleyen ordularımızın … Sarıkamış mevkiini de zapt ettiklerini ve bu esnada birçok esir ve ganimet aldıklarını” bildiriyordu! Fakat sırf sansür yetmezdi, İttihat ve Terakki kadrolarına da yenilginin hesabını vermek lazımdı. Yoksa, birileri çıkıp ‘çapsızlık ve yeteneksizlik’ nedeniyle Enver Paşa’yı devirebilirdi. Aranan mazeret bulundu: Efendim, Ermeniler isyan ettiler, ordumuzu arkadan vuruyorlar!
 
ÇANAKKALE CEPHESİNDEKİ ERMENİ ASKERLER
Enver Paşa’nın 25 Şubat 1915 tarihinde Ordu ve Kolordu Kumandanlıklarına yolladığı tamimde, Anadolu’nun çeşitli kentlerinde Ermenilerin isyan ettikleri vurgulanıyor ve “düşmanlarımız tarafından memleket dâhilinde bir ihtilal” girişimi hazırlandığı ifade ediliyordu. Bu tamimin birinci maddesinde, artık Ermeni erlerin kesinlikle silahlı hizmetlerde kullanılmaması emrediliyordu. Bu emir, tabii ki Çanakkale’deki III. Kolordu Kumandanı olan Esat Paşa’ya da ulaştı. 5 Mart günü, Esat Paşa da kendine bağlı birliklere emri tebliğ ederken “III. Kolorduya bağlı askeri birliklerde sayıları yüzde 3’e ulaşmayan [Ermeni] erler umumiyetle şüpheden uzak görülmekte” olduklarının altını çizdikten sonra İstanbul’dan gelen emrin yerine getirilmesini istiyordu. Esat Paşa, emri yumuşatarak şöyle devam ediyordu: “Ermeni erlerin çoğunluğu zaten sanat sahibi insanlar olmak itibarıyla, birliklerde silahlı hizmetten birer vesile ile alınarak sanatları icabına göre kendilerine görev verilmesi uygundur” (Esat Paşa’nın yayımlanmamış anıları, s. 451- 452).
Acaba, Çanakkale’yi savunmakla görevli III. Kolordu’nun asker mevcudu neydi? Edward J. Erickson’unGelibolu: Osmanlı Harekâtı başlıklı kitabında verdiği sayılara göre Şubat 1915’te Çanakkale Cephesi’nde 34.500’den fazla asker bulunuyordu (s. 23). Bu mevcudun yüzde 3’ten azını hesaplarsak yaklaşık 1000 kişilik bir Ermeni asker sayısına ulaşırız. Kısacası, Çanakkale’deki Ermeni askerlerin sayısı, Halaçoğlu’nun sandığı gibi “parmakla sayılacak kadar” az değildi. Ayrıca, bu miktara Rum ve Yahudi askerleri de ilave edersek, III. Kolordu’nun askerlerinin yüzde 8-10’unun gayri-Müslim erlerden oluştuğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
İngiliz Arşivindeki askerî istihbarat raporlarında da Osmanlı savaş esirlerinin sorgulanması sonucu elde edilen önemli bilgiler vardır. Örneğin, 25 Nisan günü 27. Alay’dan esir düşen üç er, ‘telefoncu’ olarak görev yaptıklarını ve alaydaki Hıristiyan erlerin ise ‘silahsız hizmette’ kullanıldıklarını belirtmişlerdir. 26/27 Nisan günü esir düşen ve Ermeni olduğu tahmin edilen bir subay da, 77. Alay’da görev yaptığını, 57. ve 72. Alaylarla birlikte 19. Tümen’i oluşturduklarını ve Tümen Kumandanı’nın da Yarbay Mustafa Kemal (AtatürkBey olduğunu anlatmıştır (İngiliz Milli Arşivi, WO 157/668, April 1915). Altı yıl sonra, Avustralya resmî tarihini yazacak olan Charles Bean de, Mustafa Kemal’in ismini ilk kez bu raporlarda gördüğünü yazar. Kısacası, Prof. Halaçoğlu fazla kendini kasmasın, Ankara’daki Askerî Arşivler ‘normal fânilere’ kapalı olsa bile, İngiliz Arşivleri herkese açıktır!
Ama Halaçoğlu’nun haklı olduğu bir taraf var: Ermeniler, “mademki birlikte savaştık, bizi neden sürgün ettiniz” sorusunu sorabilirler. Zaten Osmanlı Arşivi’nde, ailesi tehcir edilen Ermeni subayların ailelerini geri getirtmek için yazdıkları dilekçeler vardır. Yzb. Torosyan da anılarında Dâhiliye Nazırı Talat Paşa’ya dilekçesini şahsen vermek için çabaladığını anlatır. Unutmayalım, 2012’de Torosyan’ın anıları yayımlandıktan sonra resmî tarihin suskunlukları bozuldu ve tartışma başladı. Sonunda yetkililerden “Osmanlı ordusunun içinde Ermeni askerler de vardı” itirafı geldi. Yzb. Torosyan’a ne kadar teşekkür etsek azdır!
 
İNKÂRCI ‘DEVLET AKLI’
Peki, ‘devletlû’ takımı 2015 yılında neden böyle tarih kaydırma operasyonuna girişti? Aslında, acıları yarıştırma üzerine kurulan ‘inkâr’ politikalarının da bir tarihî geçmişi var. Maalesef, ‘devlet aklı’ da bu çemberin dışına çıkamıyor. 30 Ekim 1918 günü Mondros Mütarekesi imzalandıktan sonra, 2 Kasım gecesi Enver Paşa ve arkadaşları bir Alman torpidobotu ile memleketten kaçarlar. 13 Kasım günü de, İtilaf Devletleri donanmasına ait 44 parça savaş gemisi İstanbul limanına demirler. Dört yıldır yalanlarla aldatılan İstanbul’un Müslüman ahalisi, mağlubiyeti ve işgali ‘travmatik bir biçimde’ yaşar. İşgal günlerinde Osmanlı Meclisi açıktır ve 1914’te seçilmiş olan mebuslar hâlâ görevdedir. Osmanlı Meclisi’nde, Ermeni meselesi ilk kez 1918 yılı Kasım ve Aralık aylarında tartışılır. Meclisteki Ermeni mebuslar tehciri, katliamları, el konulan malları ve Anadolu Ermenilerinin yaşadığı felaketi açıkça dile getirirler.
İttihat ve Terakki Partisi’ne mensup mebuslar da savunma hattını şu şekilde kurarlar: Savaşta, Türkler de ‘mazlum ve mağdur’ olmuştur. Peki, Türklerin haklarını kim koruyacaktır? Örneğin, 11 Aralık 19181 günü Musul Mebusu ve ‘milli şair’ Mehmet Emin (Yurdakul) ateşli bir konuşma yapar. Ermenilere yapılan kötü muameleyi Türklük ile ilişkilendirmek isteyenlere itiraz eder. Kötü muamele ile ilgili iddiaları Türklerin “milli seciyeleri” adına reddeder. Artık çok iyi bildiğimiz ‘ecdat’ edebiyatını tekrarlayan Mehmet Emin Bey, Türklerin her zaman mazlumları koruduğunu hatırlatır. Rum ve Ermeni mebusların anlattığı zulüm ve kötü muameleyi yapanların kimler olduğunu bilemediğini (!) söyleyen Mehmet Emin Bey, kötü birkaç şahsın yaptıklarından da Türk milletinin sorumlu olamayacağını belirterek sözlerini şöyle bağlar: “Binaenaleyh efendiler, öteki muhterem, mağdur, mazlum vatandaşlarım hakkında arz etmiş olduğum davanın yanına, mazlum Türklerin davasını koyuyorum.” Milli şairimiz ‘acıları yarıştırma’ işini çok iyi bilmektedir.
12 Aralık 1918 günü yapılan toplantıda, yine Türklerin de mağduriyetleri dile getirildiği zaman Kozan Mebusu Matyos Nalbantyan Efendi dayanamayıp söz alır. Mehmet Emin Bey’e şu cevabı verir: “[Mehmet Emin Bey], biz mağduruz, Türkler de mağdur diyorlar. Fakat Türklerin mağduriyeti, millet-i hâkime şeklinde bir mağduriyettir … Bir takım insanlar, [yani] Ermeniler hayvan sürüleri gibi öldürüldü. Elbette Türklerin mağduriyetini kabul ederim. Yalnız, şekil bakımından [ölümlerde] bir ulviyet [yücelik], bir de mezellet [alçaklık] var. Bunu her halde kabul edelim. Türkler serhatlerde [sınırlarda savaşırken]kahramanca öldüler, Ermeniler de mezelletle [alçaklıkla] öldürüldüler.
Görüldüğü gibi, AKP hükümetinin 2015’te ‘acıları yarıştırarak’ dünyaya kendini ‘mağdur ve mazlum’ olarak gösterme çabalarının kökeni hayli eskiye dayanıyor. AKP’nin mağduriyet üzerinden kendini savunma stratejisi, İttihatçıların 1918’deki ‘inkârcı’ tezlerine benziyor. Sizi bilmem ama, ülkemizde ‘devlet’ aklının bu kadar kısır bir daire içinde kalmış olması bana hüzün veriyor. Bu arada, acıları yarıştırmayı meslek hâline getirenlere en okkalı cevabı veren Kozan Mebusu Matyos Nalbantyan Efendi’yi saygıyla anıyorum.


*Prof., İstanbul Bilgi Üniversitesi
ayhanaktar@gmail.com
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Ven 6 Fév 2015 - 05:10
MessageSujet du message: Çanakkale yıldönümü, Ermeni soykırımını gizlemeye yönelik utanç verici bir girişim'
Répondre en citant

Çanakkale yıldönümü, Ermeni soykırımını gizlemeye yönelik utanç verici bir girişim'



Independent’ın Ortadoğu muhabiri Robert Fisk'ten Erdoğan’ın 24 Nisan çağrısına sert eleştiri

20 Ocak 2015
Ermeniler, soykırımın 100. yıldönümünü olan 24 Nisan'ı tüm dünyada etkinliklerle anmaya hazırlanırken; Türkiye'nin Çanakkale Savaşı'nın yıldönümü dolayısıyla aynı tarihte dünya liderlerini Çanakkale'ye davet etmesine Ermeni çevrelerinin sert eleştirileri sürüyor.
Ankara'nın bu kararına İngiliz Independent gazetesinin tanınmış yazarı Ortadoğu uzmanı Robert Fisk'ten de ağır tepki geldi.
Robert Fisk, "Çanakkale yıldönümü, Ermeni soykırımını gizlemeye yönelik utanç verici bir girişim" gibi sert bir başlıkla yayınlanan yazıda "Dünya liderleri, Çanakkale için yapılan 1. Dünya Savaşı muhaberesini anmayı planlarken diğer bir korkunç yıldönümünün gözünden kaçması riski bulunuyor" dedikten sonra şu değerlendirmelerde bulunuyor:
"Aralarında Prens Charles ile Avustralya ve Yeni Zelanda başbakanları dahil dünya liderleri Türk hükümetinin daveti üzerine Nisan ayında 1. Dünya Savaşı muhaberesini anmak üzere Çanakkale'de toplandığında katledilen bir buçuk milyon Hristiyan Ermeni'nin hayaleti, onlarla birlikte yürüyecek."
Türkiye'nin Çanakkale Savaşı'nın yıldönümünü 24 Nisan'da anma kararı için "görülmemiş bir diplomatik çılgınlık eylemi" olduğunu kaydeden Fisk, Türkiye'nin, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan dahil 102 ülkeye davet gönderdiğini anlattıktan sonra 2013 yılında dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çanakkale muhaberisinin 98. yıldönümünü 18 Mart'ta andığını anımsatarak, "O zaman Türkiye'de hiç kimse Çanakkale'nin 24 Nisan'da anması gerektiğini söylememişti" eleştirisinde de bulunuyor.

http://www.demokrathaber.net
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 7 Fév 2015 - 21:36
MessageSujet du message: Ermeni Askerleri Ottoman Saffında Canlarını Ortaya Koyarken Aileleri
Répondre en citant

Ermeni Askerleri Ottoman Saffında Canlarını Ortaya Koyarken Aileleri Kaflelerde KESİME Gönderildi






1914’te Çanakkale cephesinde savaşan bir grup Ermeni asker. Mesrob Kaçperuni, Mardiros Zurikyan, Mıgırdiç Khancıyan, Mıgırdiç Şalcıyan. (http://www.genocide-museum.am)

Çanakkale ve Sarıkamış’taki Ermeni askerleri ve katledilen aileleri


Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Çanakkale Savaşı’nın 100. yıldönümü anmasını 23-25 Nisan tarihleri olarak açıklaması ve tam da soykırımın 100. Yıldönümünde Ermenistan Cumhurbaşkanı’nı Çanakkale anmaları için Türkiye’ye davet etmesi büyük bir polemiğe yol açtı. Birbirine karşıt olarak sunulmaya çalışılan Çanakkale ve soykırım anmaları ekseninde, Hamburg Üniversitesi’nden Doçent İşhan Çiftçiyan’ın farklı kaynaklardan derlediği Osmanlı ordusundaki Ermeni subayların öykülerini sunuyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti’nin cumhurbaşkanı, ülkesinin bu yıl 23-25 Nisan tarihlerinde Çanakkale savaşının kurbanlarını yüksek düzeyde bir protokolle anacaklarını resmen ilan etti. Bu savaşta yaşamını yitiren İngiliz, Avustralyalı ve Yeni Zelandalı askerlerin aileleri, anma törenine şeref konukları olarak katılacak. Gerçi bu yıl anma etkinliği anlaşılmaz ya da çok kolay anlaşılır bir şekilde 18 Mart’tan 24 Nisanı da kapsayacak şekilde 23-25 Nisan tarihlerine taşındı, ama olsun.

Türkiye’nin uluslararası topluma yönelik resmi mesajı, bu anma vesilesiyle Ermeni soykırımının acısıyla yarışma isteğini ifade ediyor. Karşıt edebiyat, karşıt tarih ve bunlara bağlı olarak da karşıt hafıza. Bir yenilik yok burada.

Bir yanda Türkler, diğer yanda İngilizler, Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar. Geçmişte birbirine karşı, şimdi ise yan yana konumlanmış bu iki unsurun dışında biz Ermenilerin de dahil olabileceği üçüncü bir unsur var mı? Bu aşamada anımsatmalıyız ki Ermeni tarafı Çanakkale zaferinin ardından coşkusunu çok yüksek perdeden haykırmıştı. Dönemin basını buna tanıklık etmektedir. İzmir’de yayınlanan “Taşink” adlı siyasi gazetenin köşe yazarı 1915’te şöyle yazıyordu: “Böylesi bir zafer için her devlet can atar. Dünyada bir kalenin beş saat içerisinde en güçlü birliklerini yarı yarıya yok etmesi ve savaşma gücüne ortadan kaldırması görülmüş şey değil, savaş tarihi içinde ordularımız ilk kez böyle bir başarı elde etti. Haberi aldığımızda gazete ofisini bayraklarla donattık. Acaba Avusturyalılar ve İngilizler de bizim kadar sevindiler mi bu zafere?..”

Biz de bu üçüncü tarafın katmanlarına değinmek istiyoruz. Bu konuda aslen Bitlisli Boğos Bey Kaçperuni’nin büyük oğlu, küçük yaşlardan itibaren İstanbul’a gelip burada eğitim görmüş olan Mesrop Kaçperuni’nin hayat hikâyesine bakacağız.

Anne babası, ailesi akrabaları ve hemşerileri kıyıma uğrayan Mesrop Kaçperuni, bir asker olarak bu durumu kabul edemedi ve Enver Paşa’ya hitaben kaleme aldığı mektubunda “Anavatanın kurtuluşu için bize bel bağlanıyor. Peki ana-babalarımızın hayatı, namusu ve malının, mülkünün korunması konusunda, uğruna savaştığımız devlete değilse, biz kime bel bağlayacağız” diye yazdı.

Enver Paşa’ya isyan

Mesrop Kaçperuni, askeri akademiden mezun olmuştu ve yedeklerin eğitimini üstlenmişti. Piyade bölüğünde Çanakkale Savaşı’na katıldı ve gösterdiği cesaretten ötürü ödüllendirildi. Burada akciğerinden yaralandı ve koma halinde hastaneye götürüldü. Ardından İstanbul’da üç ay süren bir tedaviye maruz kaldı. Taşradaki Ermenilerin katlini de bu süreçte öğrendi. Anne babası, ailesi akrabaları ve hemşerileri kıyıma uğramıştı. Bir asker olarak bu durumu kabul edemedi ve Enver Paşa’ya hitaben kaleme aldığı mektubunda “Anavatanın kurtuluşu için bize bel bağlanıyor. Peki ana-babalarımızın hayatı, namusu ve malının, mülkünün korunması konusunda, uğruna savaştığımız devlete değilse, biz kime bel bağlayacağız” diye yazdı.

Bu mektuba cevap olarak İstanbul’dan uzaklaştırılarak Sivas’a gönderildi. Dönemin Sivas Valisi Muammer’in faaliyetlerini anlayabilmek için Garabet Kapikyan’ın tanıklıklarına bakmak gerekir:

“Kaçperuni, Haydarpaşa’dan memleketine doğru yola çıktı. Kendisini yolcu etmeye gelenler arasında asker arkadaşları, sözlüsü ve onun ailesi bulunmaktaydı. Ne de olsa bilinmeze doğru bir yolculuğa çıkıyordu. Sivas’a ulaşarak görevine başladı. Katliamın izlerini görünce intikam duygularıyla dolu olarak 12 arkadaşıyla birlikte dağa çıktı.

Birkaç hafta boyunca Sivas’ta dehşet saçtıktan sonra Rus-Türk cephesini aşarak Kafkasya’ya yöneldi. Bu esnada Rus ordusu Erzincan’ı işgal etmişti. Türk ordusunun komutanı Vehip Paşa karargahını Suşehri’ne kurmuştu. Kaçperuni Suşehrin’den cepheye ulaşmalıydı ama bölgenin stratejik konumunu bilmiyordu. Gündüzleri saklanarak geceleri ilerleyerek yol aldılar. Ancak Türk askerleri tarafından fark edildiklerinden çatışma kaçınılmaz oldu ve şehit düştüler.”
Asker ve devleti

Bu örnekte gördüğümüz şey, bir Osmanlı ordusu subayının kendi devletinin uyguladığı kırıma tanık olarak saf değiştirmesidir. Osmanlı ordusundaki bütün Ermeni subay ve askerlerin Osmanlı ordusuna sonuna kadar sadık kaldıklarını iddia etmek saflık olacak. Türk ordusuna hizmet eden ve Çanakkale’de savaşan Ermeni askerler de vardı, yapılanlara hem sözlü hem de fiili olarak karşı gelen Ermeni askerler de.

Askere alınanların çoğu henüz acemi asker konumundayken zorunlu ameleliğe tabi tutuldu ve orada öldürüldü. Şüphesiz ki pek çoğu Çanakkale Savaşı’na katıldı. Yine şüphesiz ki pek çoğu da ‘vatana ihanet’ ederek Rus cephesine geçti. Ancak bunların hiçbiri bir halka ve onunla birlikte tüm insanlığa yönelmiş olan cinayetlere gerekçe olamaz ve biz bunun adını soykırım olarak koymaktan usanmayacağız.

Önce Çanakkale ardından Süveyş cephesine gönderilen Mikael Kuyumcuyan’ın eşi ve çocukları da kendisi askerdeyken çöle gönderildi. Savaştan sonra eve dönüş yolunda Rumkale’de 200 kadar Müslümanlaştırılmış Ermeni kadına rastlayan Kuyumcuyan, onları kurtarmak için mücadele verdi.

Uzanan el

Bu noktada Zeytunlu bir askeri de anmadan edemeyeceğim. Bursa’daki ipekçilik okulundan mezun olan, önce Çanakkale ardından Süveyş cephesine gönderilen Mikael Kuyumcuyan’ın (1880-1954) eşi ve çocukları da kendisi askerdeyken çöle gönderildi. Savaştan sonra eve dönüş yolunda Rumkale’de 200 kadar Müslümanlaştırılmış Ermeni kadına rastlayan Kuyumcuyan, onları kurtarmak için mücadele verdi. Ardından kuşatma altındaki memleketi Zeytun’dan Halep’e geçerek oradaki göçmenlerin hayatının yeniden düzenlenmesi çalışmalarında çok önemli rol oynadı. Meydan bölgesinin arazilerinin satın alınması ve Zeytunlu ailelerin oraya yerleştirilmesi faaliyetlerine yardımcı oldu.

Kapigyan’ın tanıklığına göre Sivas’tan tehcir edilen son kafile Aramyan Okulu’nun da bulunduğu bölgeden, Karatoprak mahallesinin halkından oluşuyordu. Kafile Sivas’ın güneydoğusunda, Malatya’nın kuzeyinde bulunan ve daha önceki kafilelerin de uğrak yeri olan Hasançelebi’ye ulaştı. Gruptaki 300 kadar erkek hapishaneye ve ahıra tıkıldı. Birkaç saat sonra müdür onları çağırarak daha önce buradan geçen bütün kafilelerin erkeklerinin kendilerine ulaşan ‘irade’ uyarınca ve Şeyhülislam’ın fetvası gereği katledildiklerini buyurdu. “Siz de aynı akıbete uğrayacaktınız, ancak Sultan’dan af geldi, öldürülmeyeceksiniz. Gidin Padişah efendimizin duacısı olun. Sadece kafileden iki kişi seçin, gelip beni görsünler.” Kafile adına temsilci olarak Avedis Ağa Aginyan ve avukat Dimeteos Taşçıyan görüşmeye gitti. İkisi de hapsedilip aynı gece idam edildi. Diğerleri serbest bırakıldı.
Kurtarıcının ailesi

Sarıkamış’ta Avedis Ağa Aginyan’ın yaşadıklarını Kapigyan şöyle kayda geçiyor: “Avedis Aginyan tanınmış bir boyacı ve kendi halinde bir aile babasıydı. Sınırlı bir eğitim almıştı ama sağduyu sahibi bir adamdı. Sivas’taki yerel mecliste temsilciydi. Oğlu Hovhannes Aginyan, Sivas’taki Aramyan Okulu’ndan mezun olmuştu. Meşrutiyet ilan edilince İstanbul’a gitti ve devletin askeri okuluna kaydoldu. Okulun ilk Ermeni subaylarındandı. Balkan Savaşı’nda yaralandı. Cihan Harbi’nde Erzurum’da Kafkasya cephesindeydi. Sarıkamış’ta Enver Paşa’nın basiretsizliği sonucunda ağır bir yenilgiye uğrayan orduda 4000 Türk askeri yarı bellerine kadar karın içinde dondu. Enver’in Rusların eline düşmesi an meselesiydi. İşte o noktada subay Hovhannes, Türk ordusunu kısmen de olsa kurtarıp ve Enver’i esir düşmekten kurtardı. Enver Paşa Erzurum’a dönüşünde Sivas’ta, Konya’da ve İstanbul’da subay Hovhannes’e ve Ermeni askerlerin fedakâr davranışlarına övgüler dizdi. Ancak bu fedakâr subayın hizmetlerinin karşılığı da ailesinin tehciri ve babası Avedis Ağa’nın Hasançelebi’de katledilmesi oldu. Suruç’a ulaştığımızda bu kalabalık aileden birkaç iskelet kalmıştı orada sadece. Diğerleri yolda ölmüşler ya da kaybolmuşlardı. Suruç’ta kaymakam Sivas kafilelerinde Avedis Ağa’yı ya da onun ailesinden hayatta kalan birilerini aramaktaydı. Sonradan öğrendik ki Enver Paşa tebrik ve teşekkür yazısı hazırlamış. İmparator’un tuğrasını taşıyan bu mektubu Sivas’ta subay Hovhannes’in ailesine vermek istemişler. Ama tehcir edildiklerini duyunca Suruç’a kadar aileyi aramışlar. Manzarayı tamamlamak için şunu da ekleyelim. Türkler Ruslara karşı savaşa koştukları sıra, subay Hovhannes’in annesi İstanbul’dan Sivas’a dönerken Karadeniz’de Rusların eline düştü ve orada kayboldu.”

Kapigyan meseleyi o kadar canlı anlatmış ki, biz bir nokta koyup geçelim. Ama son söz olarak şunu da ekleyeyim ki Çanakkale’den Sivas’a ve Sarıkamış’a bir savaşın 100 yıllık hafızasından soykırımın 100 yıllık inkârına karşı söyleyecek bir şey yok. Bunların cevabı Kaçperuni’dir, Kuyumcuyan’dır, Aginyan’dır. Sadece onlar mı?..

Kaynaklar:

“Düşmanın itirafı ”, Taşink milli ve siyasi günlük gazete, İzmir, 11/24 Mart 1915 Cumartesi.
M. Avedyan, Ermeni Milli Kurtuluş Hareketinin 50 Yılı (1870-1920) ve Antranik Paşa, Paris, 1954.
Khoren Tavityan, Hayatımın Kitabı, Beyrut, 1967.


İşhan Çiftçiyan

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 22 Mai 2015 - 10:22
MessageSujet du message: Patrik'ten Çanakkale'deki Rum şehitlere ilk dua
Répondre en citant

Patrik'ten Çanakkale'deki Rum şehitlere ilk dua





İstanbul Rum Patrikhanesi, 100 yıl önce Çanakkale Savaşı'na katılmış Rum Ortodoks cemaatini ilk kez Conkbayırı'nda anıyor.


Çanakkale Savaşı'nın 100. yıldönümü anmaları çerçevesinde İstanbul Rum Patriği Bartholomeos bugün önemli bir ziyaret gerçekleştiriyor.

Patrik Bartholomeos doğduğu ve çok sevdiği adası Gökçeada'ya gitmeden önce Çanakkale Savaşı'nın kritik bölgelerinden Conkbayırı'nı ziyaret edecek.

Patrik Bartholomeos, defne yapraklarından hazırlanan bir çelengi bırakacak, savaşa Osmanlı cephesinde katılan Rum Ortodoks cemaati üyeleri için dua edecek.


İstanbul Rum Patriği Bartholomeos tarafından Çanakkale Savaşı'nın yaşandığı bölgede okunacak dua ilk olma özelliği taşıyor.

Ziyarette İstanbul Rum Patrikhanesi'nde Patrik Bartholomeos'un yakınında bulunan isimlerden, gazeteci-fotoğrafçı Nikolaos Manginas da yer alıyor.


Manginas, Çanakkale'de şehit olan dedesinin de aralarında bulunduğu, Osmanlı saflarında savaşan Rum Ortodokslar için okunacak duanın önemini şu ifadelerle anlatıyor: "Dedem Nikola Nikolaidis'in de şehit düştüğü bu topraklarda ilk kez Patrik tarafından dua okunacak. Bu dua çok değerli ve anlamlı. Hepimiz için çok duygu yüklü bir an olacak. Bu tarihi nitelikte bir ziyaret. Aradan 100 yıl geçmiş olsa da savaşta Rum Ortodoks cemaati üyelerinin de unutulmadığını gösteriyor. Patrik Bartholomeos'a Çanakkale Savaşı'ndaki Rum Ortodoks cemaati üyeleri için Conkbayırı'na düzenleyeceği ziyaret ve edeceği dua için çok müteşekkiriz"


Bartholomeos: "Hiçbir korkum ve endişem yok"

Çanakkale Savaşı'na bugün sayısı net olarak bilinmese de Osmanlı topraklarında yaşayan çok sayıda Rum Ortodoks cemaati üyesi de katılmıştı.

Savaşta bu topraklar için canını feda edenler şehitlikte son yolculuklarına uğurlanırken, bir kısmı geri dönmüş, dönenlerin bazıları yaşadıkları travmaları atlatamamıştı.

http://www.cnnturk.com/turkiye/patrikten-canakkaledeki-rum-sehitlere-ilk-dua


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 164
Point(s): 68 860
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 27 Mai 2015 - 19:25
MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
Répondre en citant



Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 473
Point(s): 38 550
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Lun 8 Fév 2016 - 03:24
MessageSujet du message: Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ Ermenilerine ne oldu?
Répondre en citant

I

    Ermeni Mahallesi (Zafer Meydanı), Ermeni okulu, papazın evi ve Surp Kevork Kilisesi. GÖRSELLER • ZAKARYA MİLDANOĞLU ARŞİVİ

    Çanakkale, Gelibolu, Tekirdağ Ermenilerine ne oldu?

    Zakarya Mildanoğlu 23.04.2015
    http://www.agos.com.tr/
    GÜNCEL
    Citation:
    Bir tepenin yamacındaki dev harflerle yazılı 18 Mart 1915 tarihi, Çanakkale Boğazı’ndan geçen herkesin dikkatini çeker. Her yıl bu tarihlerde, yurt içi ve yurt dışı katılımlarla kitlesel anmalar yapılırdı. Devlet aklı, anmanın 100. yılı için bu tarihin üzerine bir çizgi çekti. Anmayı, Ermeni Soykırımı’nın başlangıç tarihine denk getirerek, 24 Nisan’da yapılacağını açıkladı. Anma törenleri için pek çok devlete de davetiye gönderildi. Devlet aklının nasıl çalıştığına dair bu son örnek, hiç de iyi hatırlanmayacak. Öte yandan, Osmanlı döneminde Edirne Vilayeti sınırları içinde yer alan Çanakkale Boğazı ve çevresindeki yerleşim yerlerinde, Ermeniler de yaşıyordu. Çanakkale anmaları demişken, biz de Çanakkale ve civarında yaşayan Ermenileri analım istedik.

    Ermenilerin Çanakkale ve çevresine yerleşmeleri, çok eskilere dayanmaz. Ermeni kilise arşivlerinde, 16. yy’ın ilk yarısında İran’dan 83 ailenin geldiği, 1669’da inşa ettikleri şapelin 1691’de Türkler tarafından yıkıldığını, 1718’de III. Ahmed’in padişah fermanıyla şapelin tekrar inşa edildiği bilgileri yer alıyor.   
    Çanakkale Ermeni Mahallesi, limana yakın bir alanda oluşsa da, 1865 Yangını’nda yok oldu. Aynı yangında, Rum ve Yahudi mahalleleri de büyük hasar gördü. Ermeniler, zaman içinde bu kasabada önemli bir ekonomik güce sahip oldular. Genellikle ticaret ve zanaat işleri yapıyorlardı. 1915 başlarında, Ermeni nüfusu 1.500 civarındaydı. İki kiliseleri vardı. İlki Gregoryanlara ait Surp Kevork Kilisesi, diğeri ise Ermeni Protestan Kilisesi’ydi. 1836 ve 1875’te kurulmuş bir erkek, bir de kız okulu ve ayrıca Abahunyan adlı 92 erkek ve 102 kız öğrenciye sahip bir karma okulları vardı. Çanakkale Ermenileri, Tekirdağ Ermeni Ruhani önderliğine bağlıydı. Çanakkale doğumlu bazı Ermeni düşünürler, Çanakkale toplumsal yaşamında ve devlet katında önemli roller üstlendiler. Krikor Efendi Hagopyan, tanınmış bir ipekböcekçisi olması dışnda, resmî okullardaki öğretmenlerin yöneticisiydi. Doktor H.S. Celalyan ise, o zamanlar ünlü bir gazeteci olarak adından söz ettirdi. II. Abdülhamid’in ünlü Maliye ve Hazine Bakanı Hagop Kazazyan Paşa ve Ohannes Sakız Paşa, Çanakkaleli Ermenilerdendir. Kudüs Jarankavorats Okulu’ndan mezun Armenolog ve dilbilimci Boğos Efendi, çevirmen ve yazar Hayg Taykesenyan, ünlü avukat Haçik Efendi Berberyan ve kızkardeşi öğretmen yazar Zabel Berberyan (Tovmasyan), maliyeci Harutyun Aratyan, ressam Bayzar Arutyan, tarihçi Hovhannes Acemyan gibi tarihte iz bırakan pek çok Çanakkaleli Ermeni daha vardır. 
    I. Dünya Savaşı başlangıcında yoğun bombardımandan altında kalan Çanakkale’de Müslümanlar ve Museviler, Türklerin yaşadığı köylere; Rumlar, gemilerle Erdek’e; Ermeniler ise Ezine, Gelibolu ve Tekirdağ’a göç etmek zorunda kaldılar. Tehcir kararı çıktıktan sonra, Ermeniler yaşadıkları yerlerden sürgüne gönderildi ve yollarda kayboldular.
    Çanakkale, aynı zamanda Anadolu’nun her yerinden gelen Ermeni askerlerin de yurdu oldu. Her meslekten pek çok Ermeni, Çanakkale’de hayatını kaybetti. Bu savaştan sağ kurtulup memleketlerine dönebilen Ermeni askerler ise başka bir felaketle karşılaştılar. Ana babalarının, akrabalarının ya katledildiğini ya da sürgüne gönderildiklerini öğrendiler.

    Tarihi Gelibolu iskelesi

    Ezine, Biga, Ayvacık, Bayramiç, Lapseki Ermenileri
    Çanakkale Yarımadası’nın başka yerlerinde de Ermeniler yaşıyordu. 670 nüfuslu Ezine’de Ermeniler dört yıllık Aramyan Okulu’nda 40 erkek ve 33 kız öğrenci, bir kadın öğretmen nezaretinde eğitim görüyor, ibadetlerini ise 1839’da inşa edilen ve 1889’da yenilenen Surp Kevork Şapeli’nde yapıyorlardı. ‘Poşa’ olarak adlandırılan Ermeni Çingeneler ise, Ezine’nin güney kısmında Türk köylerine yerleşmişlerdi.  
    409 nüfuslu Biga’daki Ermenilerin dört yıllık Surp Nersesyan Okulu’nda 20 erkek ve 15 kız öğrenci, bir erkek öğretmen nezaretinde eğitim görüyordu. Ayvacık, Bayramiç ve Lapseki kazalarında da Ermeniler yaşıyorlardı. 
    Ezine Ermenileri, Çanakkale’den gelen Ermenilerin tehcirinden bir ay sonra sürgüne gönderildi. Önce Mıhaliç’e (Karacabey) doğru yola çıkartıldılar. Dört-beş gün sürecek yol, jandarmaların müdahalesi ile ancak üç haftada tamamlandı. Pek çok aile yolda soyuldu. Ardından Karacabey’den Bursa-Bilecik yönüne, oradan da Der Zor ve Musul’a yönlendirildiler ve içlerinden çok azı hayatta kalabildi. 
    Günümüzde Çanakkale’de Ermeni yaşamıyor. Ermeni Mahallesi’nin ana meydanı, günümüzde Zafer Meydanı adını taşıyor. Ermenilerin bu meydana bakan viraneye dönmüş evleri, ticarethaneleri, Çanakkale Üniversitesi’ne tahsis edilen Surp Kevork Ermeni Kilisesi, bitişiğindeki rahip evi, hemen yanındaki kütüphaneye (Korfmann Kütüphanesi) dönüştürülen Ermeni okulu, varlığını koruyor. 
    Tavit Badrigyan Gelibolu’yu anlatıyor
    Gelibolu Ermeni Mahallesi

    Çanakkale Boğazı’nın uç kısmında yer alan Gelibolu, idari ve ruhanî önderlik açısından Tekirdağ’a bağlıydı. Üç asır önce 12 Ermeni aile, Kemah, Amaduni, Agn (Eğin/Kemaliye) tarafından göç ederek buraya gelmiş ve zamanla nüfus 200 haneye yükselmişti. Gelibolu, 1356’da Osmanlı egemenliğine girdi. Borçları Kazaz Artin Amira tarafından ödenen, 70 yıllık Surp Toros adında kiliseleri; 53 erkek ve 58 kız öğrencinin eğitim gördüğü, yeni inşa edilen Surp Lusavorçyan-Hripsanyan adlı bir de okulları vardı.
    Şehrin çoğunluğunu 1.300 aile ile Türkler oluştururken, Rumlar 800, Museviler de 250 ailelik bir nüfusa sahiptiler. Ermenilerin nüfusu ise 1.190 kişiydi. Pek çok yerde olduğu gibi Gelibolu’da da çok dilli bir yaşam vardı. Rumca, Ermenice ve Türkçe sokak dili olup kartpostalların üzerinde, bu üç dille yazılmış Gelibolu ifadesi eksik olmazdı.
    Keşan ve Mürefte kazaları; Şarköy, Maydos ve Evreşe köyleri idari olarak Gelibolu’ya bağlıydı. Sayıları az olmakla birlikte, buralarda da Ermeniler yaşıyorlardı.
    Ermeni nüfusun büyük çoğunluğu tarım, balıkçılık, ticaret ve çeşitli zanaat işleri ile uğraşırdı ve genel olarak fakirdiler. Buğday, arpa, pamuk, üzüm, kavun, karpuz gibi tahıl ve meyve üretimi ile uğ deraşırlardı. Çuha üretimi ise Avrupa ile yarışacak düzeydeydi. Az sayıdaki tüccar ve zengin, gayrimenkul, kiralama, tefecilik, ithalat ve ihracat işleriyle uğraşırlardı.
    ‘Armenia’ (Ermenistan) Tıp Merkezi doktorlarından Tavit Badrigyan, o günleri şöyle anlatıyor: 
    “Doğum yerim, benim vatanımdır. Ben, Yerevan’da doğmuşum. Doğum yeri ve vatan, eğer biri diğerinin yerini tutamayacak bu iki değer aynı adı taşıyorsa, büyük mutluluk. Çünkü eğer sen başka bir ülkede doğup büyümüşsen, ne kadar vatanperver de olsan; doğum yerinin toprağı, suyu, havası senin için başka kokulara sahiptir. Senin çocukluğun orada geçmiş, sen orada rüya görmüş ve büyümüşsündür. Doğum yeri, rüyalar ülkesidir. Ben her seferinde ailemin hangi hasretle Dardanel (Çanakkale) Boğazı’nı, deniz kıyısını, evlerini, sokaklarını, taşlarını ve insanlarını anlattıklarını hatırlıyorum.”
    Tavit Badrigyan’ın ailesi, İstanbullu Ermenilerdendi. Babası Ardaşes Badrigyan, Gelibolu’dan Yunanistan’a göç ettiğinde 20 yaşındaydı. Dedesi Hampartsum demirci, babası Ardaşes ayakkabıcı; her ikisi de dürüst çalışmalarıyla yaşayan ve yaratan insanlardı. Nine Kohar, Türkçe konuşur; ancak tüm bir ‘Nareg’i (Ermenice bir dua kitabı) ezbere bilirdi. Yaşamında üç hac merkezini, Kudüs, Armaş Çarkhapan Meryem Ana Manastırı (İzmit) ve Ermenistan Eçmiadzin’i ziyaret etmişti.
    Tavit Badrigyan’ın annesi Azniv,  doğum yeri Silivri’yi terk ederek ailesiyle göç yollarına düşüp Yunanistan’a vardıklarında, 13 yaşındaydı. Aradan 60 yıl geçtikten sonra, akrabalarını ziyaret etmek amacıyla doğum yerine döndü. Silivri’ye vardıklarında, aracı durdurarak yaya olarak yoluna devam etti. 13 yaşındaki kızın hatıraları, onu doğrudan, babasının inşa ettiği, ailesinin yaşadığı eve yönlendirdi. Kapıyı çalınca bir Türk kadın karşılaşmıştı onu. 60 yıl boyunca her şey aynı kalmış, sadece sahipleri değişmişti.
    Tavit Badrigyan’ın ailesi, 1946’da ‘Vatana Dön’ çağrısıyla Yunanistan’dan Ermenistan’a dönen ilk kâfilede yer aldılar. Dönüş yolunda, Dardanel Boğazı’na varıldığında, doğum yerleri Gelibolu’yu gördüler. Büyükanne Kohar, son kez yaşadıkları o eve baktı. Evden çıktıklarında, bir gün mutlaka geri dönecekleri inancıyla tüm kapıları kendisinin kilitlediğini hatırladı. Eve baktı ve umutla bu kadar yıl sakladığı elindeki ağır anahtar demetini, yavaşça Boğaz’ın sularına bıraktı.

    Tekirdağ Çarşı yolu ve Ermeni değirmenleri

    15 bin Tekirdağlı Ermeni’ye ne oldu?
    Tekirdağ,  Edirne Vilayeti’nin en önemli sancaklarından biriydi. Balkan Savaşı sırasında bir dönem Bulgar, ateşkesten sonra ise bir süre Yunan işgalinde kaldı.
    Tekirdağ Ermenileri, Batı Ermenistan’ın Agn (Eğin / Kemaliye), Kemah ve Erzincan tarafından gelmişlerdi. Daha sonraki yıllarda ise aralarına İstanbul’dan gelenler de katıldı. İlk gelen Kemahlı Ermeni ustaların inşa ettiği Paşa Camisi, Türkler için önemli bir dinî mekân oldu.
    Bir ticaret şehri olan Tekirdağ ve çevresinde, 1915 öncesinde, 15 bini Ermeni olmak üzere, Türk, Musevi ve Rumlardan oluşan 30 bin kişilik bir nüfusa sahipti. Tekirdağ, aynı zamanda bölge Ermenilerinin ruhanî merkeziydi.
    Ermeniler, göze batan bir ticari etkinliğe ve çeşitli zanaatlara sahiptiler. Mavnalarla İstanbul’a yapılan kavun ticareti yapılan, gül suyu ve gül yağı ile ünlü bir yerdi Tekirdağ.
    Osmanlı arşivinde yer alan kayıtlar ve kiliselerin ferman belgeleri, Tekirdağ Ermeni kiliselerinin tarihine ışık tutacak niteliktedir. Tekirdağ’ın en eski kilisesi olan Surp Hıreşdagabed Kilisesi, 1607’de inşa edildi. 1629’da Takavor Mahallesi’ne yapılan saldırı sonucu tahrip edilen kilise, 1630-1632’de yeniden inşa edilerek Surp Pırgiç adını aldı. 1882’de ikinci kez yakılan kilise, 1907’de yeniden yapıldı. 
    18. yüzyılın sonunda cemaat nüfusunun artmasıyla, Surp Haç adında ikinci bir mahalle kuruldu ve 1804’te ahşap olarak inşa edilen kilise, 1847’de taş bir yapıya dönüştürüldü. Ermeniler, son olarak 1841’de, Surp Takavor Kilisesi’nin temelini attılar; fakat bu kilise 1912 Depremi’nde yıkıldı.
    Öte yandan, limanda yaşayan 50 kadar Protestan Ermeni de 19. yy’ın sonlarında kendi ibadethanelerini kurdular. 
    Surp Takavor, aynı zamanda İstanbul ve farklı yerleşimlerden gelenlerin sıkça ziyaret ettiği bir hac merkeziydi. Ermenilerin Surp Hovhannes adında, anlaşmazlıklar nedeniyle Rumlar tarafından yakılan bir kiliseleri de vardı. 
    Ermenilerin Surp Takavor Mahallesi’nde (8.600 nüfus) Hovnanyan adlı 6 yıllık, 274 erkek ve  286 kız öğrenci ile 13 öğretmenin bulunduğu; Surp Haç Mahallesi’nde ise (6.400 nüfus) Hisusyan adlı yedi yıllık 181 erkek ve 112 kız öğrenci ile 7 öğretmenin bulunduğu iki ilkokul ve ortaokulları vardı.
    Tekirdağ toplumsal yaşamında Ermeniler, doktor, dişçi, öğretmen, avukat, mimar ve resmî kurumlarda görev yapan yöneticiler yetiştirerek, önemli roller üstlenmişlerdi. Kunduracılık, demircilik, tenekecilik, kuyumculuk ve marangozluk gibi geleneksel mesleklerde çalışan Ermeniler, tarımla da uğraşıyorlardı. Ayrıca, sivil ve askerî gemilerde kaptanlık yapanlara, hatta armatörlere ve bankacılara rastlamak da mümkündü. 1903 yılında kurulan Ermeni Ayakkabıcılar Birliği vasıtasıyla, ürettikleri ayakkabıları Türkiye’nin değişik bölgelerine gönderiyorlardı. 1908’de kısa süreli de olsa ‘Gayzer’ (Kıvılcımlar) adlı bir gazete de yayımladılar.
    Tekirdağ’daki Ermeni katliamı ve tehciri, pek çok yerde olduğu gibi planlı bir uygulamanın sonucu gerçekleştirildi.15.000 Ermeni’nin önemli bir kısmı, önce amele taburlarında görevlendirildi. Temmuz ayının başında askerlerin yaptığı katliam, ‘olayları bastırmak’ olarak nitelendi. Ağustos sonuna doğru başlayan genel seferberlik, Ermeni mahallesinde çıkan yangın, “Bulgarların Tekirdağ’a girmesine yardım etmek” gibi gerekçelerle cezalandırmalar, Eylül başlangıcında ise ekonominin bel kemiği olan Keremyan Kardeşler, Camciyan Kardeşler, Hovagim Karanfilyan, Hovhannes Papazyan gibi müteşebbisler, Anadolu’ya trenlerle sevk edildi. Ekim sonuna kadar yaklaşık 10.000 kişi, bu uygulamalara maruz kaldı. Kasım sonunda ise 3 bin kişilik bir kafile daha yola çıkarıldı. 
    Bir dönem Edirne valisi olan Çerkes Zekeriya Zihni Bey, bu operasyonun temel direği oldu. Salim Paşa, Jandarma Komutanı Derviş, Sabık, Emvali Metruke Komisyonu Başkanı Sahir Bey, İttihatçı Adil, Rahmi ve benzerleri, Tekirdağ bölgesindeki Ermeni katliamlarının ana örgütleyicileri oldular. Reymond Kevorkyan, ‘Ermeni Soykırımı’ adlı kitabında bu isimlere pek çok İttihatçı temsilci, asker, eğitim, ziraat alanında görevli devlet memurunun adını ekliyor ve Ermeni mallarının nasıl yağmaladığına, yeni türeyen zenginlerin nasıl oluştuğuna, Türkleştirmenin nasıl gerçekleştiğine ışık tutacak bilgiler sunuyor.  
    Tekirdağ Ermenileri, iki farklı yoldan tehcir edildi. İlk kâfile, Muradlı yolu üzerinden İstanbul’a, oradan da Konya, Halep, Tamasgos’a; başka bir kâfile ise deniz yolu ile İzmit’e, oradan da Meskene, Rakka’ya sürüldü. Binlerce insan, yollarda hayatlarını kaybettiler. Bölgede görevli Ermeni din adamlarından, neredeyse kimse kalmadı. Oğlu orduda veteriner olduğu için sürgünden muaf tutulan 69 yaşındaki Ruhanî Önderlik Vekili Peder Mampre Kirazyan, kilise eşyalarının yağmalanmasına tanık olduğu için yüreği daha fazla dayanamadı ve 1916’nın Mayıs ayında hayata veda etti. Peder Horen Camcıyan ise, 128 kişilik bir kâfileyle birlikte, bir balıkçı mavnasıyla 22 gün boyunca denizde sürüklendikten sonra, geri getirildi. Yok edilenler arasında, Tekirdağlı ünlü avukatlar Krikor Şuşanyan ve Bekeryan da yer alıyordu. 

    Malkara genel görünüşü ve Ermeni kilisesi

    Malkara’da Ermenilerin 300 yıllık tarihi
    Tekirdağ’ın kuzeybatısında yer alan ve tarım alanında gelişmiş ünlü bir köy olan Malkara’ya Ermenilerinin çoğu, 1606’da Kemah’ın Pakariç köylerinden gelerek yerleşmişlerdi.
    Surp Toros (Teodoros) adında bir kiliseleri vardı ve Mamigonyan ve Hripsimyan adlı beş yıllık 173 erkek ve 129 kız öğrenci ile 7 öğretmenin bulunduğu iki okula sahiptiler.
    1915 öncesi, 3.500 kadar Ermeni yaşamaktaydı. Savaştan önce pek çok aile, dertleri nedeniyle Bulgaristan’a gitmişti. Felaket yıllarında erkekler ve gerekli zanaatkârlar, sürgünden muaf tutuldular; diğerleri ise Adana ve Der Zor’a sürüldüler. Avukat Harutyun Tokatlıyan, Diyarbakır’da katledilen Doktor Mihran Rupinyan, ticaret adamlarından Dobazyan Kardeşler, Hovhannes Acemyan, Setrak Malhasyan gibi pek çok kişi, sürgün yollarında yok edildi.
    Malkara, aynı zamanda 24 Nisan sabahı tutuklanan ve İstanbul’dan yola çıkarılan aydınlar kâfilesinde babası ile birlikte yer alan ve Derbend yakınlarında katledilen ünlü yazar Ardaşes Harutyunyan’ın da doğum yeriydi. 
    Ermenilerden boşaltılan yerlere ise Sırbistan’dan getirilen göçmenler yerleştirildi. 1915 sonrasında, Malkara’da sınırlı sayıda Ermeni kaldı. Zaman içinde onlar da dünyanın dört bir yanına dağıldı.
    Surp Toros Kilisesi, uzun süre sinema, düğün salonu, daha sonra da uzun süre bir kooperatifin deposu olarak kullanıldı. Definecilerin tahribatı sonucunda, yıkılma noktasına geldi.  



    Dr. Rupen Sevag’ın Silivri’si
    Çatalca’ya bağlı Türk, Rum ve Ermenilerden oluşan bir sahil kasabası olan Silivri’de, 1915 öncesinde Ermeniler 160 haneydi ve yaklaşık 1.000 kişilik nüfusa sahiptiler. Dört yıllık Azkanazyan adlı okulda 65 erkek ve 45 kız öğrenci, 3 öğretmen nezaretinde eğitim görüyorlardı. Surp Kevork adlı bir kiliseye sahiptiler. Silivri, Çankırı’da Taniyel Varujan ile birlikte katledilen ünlü şair ve doktor Rupen Sevag’ın doğum yeriydi. Silivri Ermenileri de sürgüne gönderildiler. Surp Kevork Kilisesi Pederi Garabed Dişliyan, Der Zor yolunda katledilenler arasındaydı.
    Yozgat’ta Çorlu’ya 
    Çorlu, Tekirdağ’ın yakınında, İstanbul yolu üzerindeki bir kasabadır. 1915 öncesi Çorlu’da, 2 bin civarında Ermeni yaşıyordu. Kasabanın ilk Ermeni sakinleri, 1610’larda Yozgat’ta baş gösteren Celali yağmalarından kaçıp gelenlerdi.
    Ermenilerin ticaret ve çeşitli zanaat işleri yanında, çiftçilik, tarım, hayvancılık, bağcılık ve peynircilik ana işleriydi. Ekonomik durumları oldukça iyiydi. İçlerinde Dişliyan, Hokvotsyan, Aprahamyan, Cebbaşyan, Tarpinyan gibi büyük arazilere sahip zengin çiftlik sahipleri vardı.
    Surp Kevork Kilisesi’nde ibadet ederlerdi. Dört yıllık Surp Kevorkyan Okulu’nda 114 erkek ve 76 kız, 6 öğretmen nezaretinde eğitim görüyorlardı. 
    Çorlu Ermenileri 1915 Ekim ayında, Kaymakam Sakıp, Demiryolları Müdürü General Osman Nuri, Polis Şefi Şefik Bey, Jandarma Komutanı Eşref Hasan, İttihatçı Yegenzade ve aralarında avukat, hekim, belediye görevlisi, vergi tahsildarı gibi kişilerin olduğu bir ekip tarafından, bir gece ansızın sürgüne çıkarıldılar. Önce gemilerle İzmit’e, oradan da Der Zor’a sürüldüler. Tümüne yakını 1916 Ağustosu’nda katledildi. Bu felaketten sadece asker ailesi oldukları için 50 kişi kurtulabildi. Trakya’da Lüleburgaz ve Hayrabolu’da da nüfusu 20’şer haneden oluşan Ermeni cemaati vardı. Kiliseleri ve okulları yoktu. Ancak, Bulgar savaşından sonra, Hayrabolu’da papazı olmayan küçük bir şapel inşa etmişlerdi. 1915’te, hepsi tehcire gönderildi.  
    Kaynakça
     * S. M. Dzotsigyan, ‘Arevmıdahay Aşkharh’ (Batı Ermenistan Dünyası), New York, 1947
     * H.S. Eprigyan, ‘Badgerazart Pınaşkharhig Pararan’ (Resimli Dünya Sözlüğü), Venedig,
       1902
    * Teotig, ‘Golgotha Hay Hokevoraganutyan yevir Hodin 1915 Ağedali Darin’ (Ermeni
       Rahipleri ve Cemaatlerinin Felaket Yılı 1915’teki Çile Yolu), İstanbul, 1921
    Raymond H. Kévorkian - Paul B. Paboudjian, ‘1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu'nda
       Ermeniler’, Aras Yayıncılık İstanbul, 2013
    Raymond H. Kévorkian, ‘Ermeni Soykırımı’, İletişim Yayınları, İstanbul, 2015
    * Zakarya Mildanoğlu, ‘Vicagatsuyts Kavaragan Azkayin Varjaranats Turkio, 1901, 1901-
       1902  G.  Bolis’, (1901 ve 1901-1902 Taşra Ermeni Okulları Raporu, İstanbul Ermeni
       Patrikhanesi Tedrisat Komisyonu,  İstanbul, 1901, 1903), yayınlanmamış çeviri. 
    _________________
    Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


    Revenir en haut
    Visiter le site web du posteur
    mafilou
    Administrateur
    Administrateur

    Hors ligne

    Inscrit le: 04 Sep 2006
    Messages: 12 473
    Point(s): 38 550
    Moyenne de points: 3,09

    MessagePosté le: Jeu 7 Avr 2016 - 03:52
    MessageSujet du message: Ahmet Hakan'dan Ermeni Soykırımı'nı ispatlayan 7 madde
    Répondre en citant

    SOYKIRIM13:42, 30 Nİsan 2015

    Ahmet Hakan'dan Ermeni Soykırımı'nı ispatlayan 7 madde



    Türkiye’de yayınlanan “Hürriyet” gazetesi köşe yazarı Ahmet Hakan Ermeni Soykırımı’nın gerçekleştirildiğini ve inkar edilemez bir gerçek olduğunu 7 maddeyle ispatladı.

    TEZ BİR: Emperyalistler "soykırım" diye tutturuyorsa... En büyük "emperyalist" ABD, neden "soykırım" sözcüğünü kullanmak yerine olayı ince bel ve gerdan kırışlarıyla geçiştirmeye çalışıyor? Niye "soykırım" demiyor? 
    TEZ İKİ: Ermeni çetelerinin saldırısı söz konusu olduysa ve bütün sorun bundan çıktıysa... Bütün bir Ermeni toplumunu tehcire tabi tutup Ermeni kırımına yol açmak da neyin nesi? Çetelerin günahı, neden günahsız Ermenilerden çıkarıldı? 
    TEZ ÜÇ: Biz neden tehcire ve kırıma yol açan İttihatçıları dede bellemek yerine... Ermenileri koruyup kollayan Vali Reşit Bey'leri, "Allah'tan korkarım" diyen Vali Mehmet Celal Bey'leri, "Dinime uymaz" diyen Mutasarrıf Faik Ali Bey'leri kendimize dede bellemiyoruz ki? Neden "Bizim asıl dedelerimiz bunlardır" diye haykırmıyoruz ki? 
    TEZ DÖRT: "Hiçbir şey olmadı, hepsi iftira" diyenlere soruyorum: Bu toprakların kadim haklarından olan Ermenilere ne oldu? Nereye gittiler? Mallarına mülklerine ne oldu? Kimler kondu o malların mülklerin üzerine? 
    TEZ BEŞ: Tarihleri katliamlar, soykırımlar, kıtallerle dolu ülkeler bize ders veremez... Tamam... Doğru... Doğru ama... Bize laf eden ülkelerin sicillerinin bozuk olması, bizim sicilimizi temize çıkarır mı? Kendimizle yüzleşsek ve ondan sonra dönüp bize laf edenlere laf çaksak... Çok daha doğru bir tutum almış olmaz mıyız? 
    TEZ ALTI: "Ermeni" kelimesini küfür olarak kullanıyorsak... "Ermeni" demeden önce "affedersin" diyorsak... "Atalarımız az bile yapmış" mesajlarını sosyal medyada havalandırıyorsak... Memlekette zaten bir avuç kalmış Ermenilere bile aba altından sopa gösteriyorsak... Hrant Dink'in katledildiği Agos'un önüne böyle bir günde siyah çelenk bırakıyorsak... Nasıl olacak da yeryüzünün en hümanist insanları olduğumuza, karıncayı bile ezmediğimize dünyayı ikna edebileceğiz? 
    TEZ YEDİ: Hadi diyelim ki soykırım değildi... Bu bizi yüzleşme zahmetinden kurtaracak mı? Tertemiz mi olacağız? Tarihimizin bütün günahlarından arınmış mı olacağız? Tehcir zulmüne imza atan zalimleri ne yapacağız? "Ermeni kesimi var, koşun" diyenleri ne yapacağız? Dökülen kanları ne yapacağız? Sönen ocakları ne yapacağız? 
    Çanakkale ne değildir? 
    ÇANAKKALE... "Yüzde 50" ile "yüzde 50"nin karşı karşıya geleceği bir yer değildir. 
    Çanakkale... Cepheleştirme politikalarının odunu ya da kömürü değildir. 
    Çanakkale... "Bizler" ve "onlar" edebiyatının para ettiği bir yer değildir. 
    Çanakkale... "Olmasaydın da olurduk" pankartının asılacağı yer değildir. 
    Çanakkale... İç çatışmaların kışkırtılmasına malzeme temin edilecek yer değildir. 
    Çanakkale... Sadece bir partinin borusunu öttürmeye müsait bir alan değildir. 
    Çanakkale... Sadece tek bir partiye mensupların dedelerinin şehit olduğu bir yer değildir. 

    Kaynak:   Ermenihaber.am
    _________________
    Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


    Revenir en haut
    Visiter le site web du posteur
    mafilou
    Administrateur
    Administrateur

    Hors ligne

    Inscrit le: 04 Sep 2006
    Messages: 12 473
    Point(s): 38 550
    Moyenne de points: 3,09

    MessagePosté le: Lun 20 Mar 2017 - 03:32
    MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler
    Répondre en citant

    Gayrimüslim şehitlerimiz :

    Çanakkale'de hristiyan olduklarından şehit mertebesi verilmeyen ama vatanları için en ön saflarda çarpışan gayrımüslim şehitler



    http://www.hurriyet.com.tr/gayrimuslim-sehitlerimiz-4102588
    Sefa KAPLAN
    18 Mart 2006

    Onların mezar taşlarında Agop, Artin, Bedros, Jojen, Panayot, Yorgi, Nikola, Konstantin, Mihail, Dimitri gibi pek de alışık olmadığımız isimler yer alıyor. Doğum yılları bir miktar farklı olsa da ölüm tarihleri aynı: 1915. Onlar Çanakkale’da kahramanca savaşan gayrimüslim şehitlerimiz. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan 6 ciltlik, "Şehitlerimiz" kitabında hepsinin künyelerini bulabilirsiniz. Çanakkale’ye giderseniz de ay-yıldızlı mezar taşlarını...

    HİÇ kuşkusuz en etkileyici olan, Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati’nin, omuz omuza savaştığı Ali Çavuş’a söylediği sözler...

    Çanakkale Savaşı’nın ölüm-kalım günlerinde Yüzbaşı Dimitroyati vurulmuştur. Doktor olduğu için de yarasının ölümcül olduğunu fark etmesi uzun sürmeyecektir. Bunun üzerine, kendisi için çırpınan Ali Çavuş’a dönerek şunları söyler Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati:

    "Bak Ali Çavuş, öldüğümde gávur-mavur deyip başka yere gömmeye kalkarlar. Sakın, beni sizden ayırmalarına müsaade etme."

    KUTSAL VASİYET

    Ne var ki, bir süre sonra Ali Çavuş da vurulmuş ve hastane çadırına kaldırılmıştır. Yarasını ve çektiği acıyı unutan Ali Çavuş, kucağında can veren komutanının vasiyetini yerine getirebilme telaşına düşmüştür hastane çadırında. Başında duran sıhhıye erine Yüzbaşı Dimitroyati’nin vasiyetini aktaracak, bu vasiyetin komutanlığa mutlaka iletileceği ve gereğinin yerine getirileceği sözünü alınca da huzur içinde son nefesini verecektir.

    Bu çarpıcı ayrıntı, Kemal Demirel’in, "Anafartalar’ın Beş Günü" adlı kitabında anlatılıyor. Yüzbaşı Dimitroyati, Çanakkale’de vatan için can veren gayrimüslim askerlerin ne ilki, ne de sonuncusu. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan 6 ciltlik "Şehitlerimiz" adlı kitapta, Çanakkale Savaşı sırasında kaybettiğimiz 105 gayrimüslim asker ve subayın künyeleri mevcut.

    YÜZBAŞI SOKRAT

    "Çanakkale, Gelibolu, Kanlısırt, Arıburnu, Kitre, Seddülbahir ve I. Dünya Savaşı’na sahne olan Çanakkale harp sahalarını gezmek ve binlerce isimsiz vatan şehidinin yattığı bu mübarek toprakları ziyaret ederek ruhlarına bir Fatiha okumak her Türk’ün bir vecibesi ve yurt vazifesi olmalıdır. Bu harp sahalarını ziyarette bulunan her yurttaşın Hac’ca gitmiş kadar sevap işleyeceğine imanım vardır."

    Bu satırlar ise Çanakkale Savaşları sırasında Makineli Bölük Komutanı olan Sokrat İncesu’ya ait.

    Yüzbaşı Sokrat İncesu, savaştan sağ kurtulabilenlerden. 1964 yılında yayımlanan, "Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale-Arıburnu Hatıralarım" isimli kitabında neler yaşadıklarını son derece çarpıcı bir üslupla anlatıyor.

    Bağrımızda yatıyor

    "Gavur-mavur deyip başka yere gömmeye kalkarlar, beni sizden ayırmalarına müsaade etme" diyen ve son arzusuna kavuşan Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati’nin ay-yıldızlı mezarı, Çanakkale Şehitliği’nin restorasyon ekibi tarafından temizlendi ve yeniden boyandı.

    Yılların emeği

    YILLARDIR bütün emeğini Çanakkale Savaşı’na harcayan gazeteci Gürsel Göncü ile emekli asker Şahin Aldoğan tarafından hazırlanan "Siperin Ardı Vatan" adlı kitap, bu konuda yapılmış birkaç orijinal çalışmadan biri olma niteliğini taşıyor. Kitaba yazdığı önsözde, "Toprak demeyip geçtiğimiz yerleri tanımaya çalışıyoruz" diyen Gürsel Göncü, Çanakkale savaş tarihinin hálá yazılmayı beklediğini de özellikle vurguluyor.

    Onlar vatan şehidi

    PEKİ, I. Dünya Savaşı’nda Çanakkale dahil muhtelif cephelerde Osmanlı ordusu saflarında çarpışıp can veren gayri müslim askerlerimiz şehit olarak kabul edilebilir mi? Prof. Hayrettin Karaman şöyle dedi: "Dini bakımdan şehit diyemeyiz ama yüz yıldan fazla bir süredir literatüre ’vatan şehidi’ kavramı da girmiştir. Bu açıdan baktığımız zaman, Çanakkale’de savaşan gayrı müslim vatandaşlarımız elbette ki vatan şehididir."

    Diyanet: Namazları kılınır

    Çanakkale Savaşı konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan emekli Albay İsmail Özdilek’in, "Çanakkale’de can veren gayrimüslim askerlerimiz şehit midir" sorusuna Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesinden verilen cevapta Müslümanların yanında savaşırken ölen gayrimüslimlerin, "dünya hükümleri bakımından şehit kabul edileceği, cenaze namazları kılındıktan sonra kanlı elbiseleri ile defnedileceği" belirtiliyor.

    Şehit diyemeyiz

    Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz: "Şehitlik İslami bir kavramdır. Bu itibarla, Çanakkale’de ölen gayrimüslim vatandaşlarımıza şehit diyemeyiz. Vatanlarını müdafaa maksadıyla can verdikleri için Allah onların mükafatını ayrıca verecektir."
    _________________
    Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


    Revenir en haut
    Visiter le site web du posteur
    Contenu Sponsorisé






    MessagePosté le: Aujourd’hui à 17:22
    MessageSujet du message: Çanakkale Savaşında Şehit Olmuş Bazı Gayrımüslim Askerler

    Revenir en haut
    Montrer les messages depuis:   
    Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
    Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2
    Page 2 sur 2
    Sauter vers:  

     



    Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
    phpBB
    Template by BMan1
    Traduction par : phpBB-fr.com