Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Koç, Ekşioğlu, BEKO ve Biyografiler
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Hamshen - Համշենի - Hemşin
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 674
Point(s): 70 290
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 6 Déc 2014 - 20:11
MessageSujet du message: Koç, Ekşioğlu, BEKO ve Biyografiler
Répondre en citant

En profesyonel Koç! :

Merhum Uğur Ekşioğlu'nun Biyografisi







Rivayete göre, Yavuz Sultan Selim 1517'de Mısır Seferini yaparken o seferde kumandanlarından Ekşioğlu namındaki birisine Rize'nin İkizdere bölgesini tımar olarak verir. O da ailesini alarak bu bölgeye yerleşir. İkizdere, bugün sayıları 60—70 bini bulduğu söylenen Ekşioğulları'nın yakın yıllara kadar belki de topluca yaşadıkları yer olarak bilinir. Sonraki yüzyıllarda, kendi adlarıyla anılan bir de vakıf kuran sülalenin fertleri Türkiye'nin bir çok yerine dağılır. Koç Grubu'nda en üst düzey profesyonel yöneticilikten emekli olan Uğur Ekşioğlu'nun mensup olduğu sülalenin bir kısmı da takriben 150 yıl kadar önce Ordu'nun Mesudiye kazasına yerleşir: "Mesudiye'ye ilk gelen babamın dedesidir. Dedem Mehmet Efendi tahsildarmış. O günkü şartlar içerisinde orada kanun onlarmış." Ekşioğlu Mehmet Efendi'nin altı kardeşinden birisi, gazeteci Oktay Ekşi'nin de dedesi olan Ali Osman Efendi ise Mesudiye'nin Sandık Eminliği'ni (defterdar) yapacaktır. Mehmet Efendi'nin Ayşe Hatun'la yaptığı evliliğinden Hatice, Cemile, Osman, Şevket, Adil ve Saliha adında altı çocuğu olur.

Bunlardan Uğur Ekşioğlu'nun da babası olan Zeki Osman, 1927'de bir ameliyat sırasında babasını kaybedince ailenin en büyük erkek çocuğu olarak Şebinkarahisar'daki eğitimini yarıda bırakıp baba ocağına döner. Zeki Osman Ekşioğlu 1932 veya 33 yılında ise Mesudiye'de manifaturacılık yapan Yunus Öztekin'in kızı Fatma Hanım'la birleştirir hayatını. Osman Bey, baba mesleğini sürdürmez, polis memuru olmaya karar verir. Ve 1936'da başvuruda bulunur. O yıl, Uğur Ekşioğlu'nun Fatma Hanım'la evliliğinden Uğur adını verecekleri ikinci çocukları (en büyükleri Ragıp. Diğerleri Müzeyyen ve Selma) dünyaya gelmiştir: "Tarife göre ekinlerin hasat zamanında doğmuşum. Bir tarih lazım geldiği için 1 Temmuz'u doğum tarihi olarak kabul ettik." Küçük Uğur, köyün diğer fertlerine göre ileri sayılsa da mahrumiyeti ve sıkıntısı bol bir çocukluk geçirir: "Babamın polis olması sebebiyle bulunduğumuz Giresun'da karne ile ekmek alırdık. Benim hakkım bir ekmeğin dörtte biri idi. Ve ben o dörtte bir ekmeği fırından aldıktan sonra eve gidene kadar yerdim." Zeki Osman Bey, polis olduktan sonra önce Giresun, ardından Ankara ve 1946'dan itibaren de başkomiser olarak emekli olacağı 1960'a kadar İstanbul'da görev yapar. İstanbul'a tayin edildiğinde ailesini de beraberinde götürür.

Sabuncakis'in çıraklığından belediye tanzimine...

Uğur Ekşioğlu, küçükken yanan ayağına yedi yaşına kadar tedavi uygulayan doktorun da etkisiyle bu mesleğe sempati duyarak eğitimine başlar. İlkokulun üç yılını Mesudiye İlkokulu'nda okuduktan sonra babasının İstanbul'a tayini ile de ilkokulun kalan yıllarını Cihangir'deki 12. İlkokul'da tamamlar. Ardından Kuledibi'ndeki Beyoğlu Ortaokulu'na kaydolur. Babası memur olmasına rağmen, maddi durumları elvermediği için hemen hemen tek oda bir evde oturmak zorunda kaldıklarından küçük Uğur da derslerine çalışamayacak ve vasat bir öğrenci olacaktır: "İstanbul'da adaptasyon zorluğu çektim." Aile maddi açıdan iyi durumda olmadığı için Uğur Ekşioğlu ilkokul yıllarından itibaren birçok işte çalışmak zorunda kalır. İlkokulun 4 ve 5. sınıflarında simit satarak başladığı ticari hayatının ilerleyen yıllarında Sultanhamam'da çorap satmaktan, yazları Tophane'deki Muhallebici Ahmet Efendi'nin yanında çalışmaya, Beyoğlu'ndaki ünlü çiçekçi Sabuncakis'in yanında çıraklıktan Ağa Camii'nin yanındaki bir Rum'un bakkalında çalışmaya kadar birçok ticari deneyimi olur. Ekşioğlu bu kadar çeşitli işi, uzun zamanda değil, ortaokulu bitireceği 1951 yılına, yani 15 yaşına kadar yapar. Yine maddi imkansızlıklar, onu hayatında en önemli dönüm noktası sayılabilecek bir yöne iter: "İmkansızlıklar sebebiyle askeri okula kaydoldum. Abim Ragıp Kuleli Askeri Lisesi'ni kazanmıştı. Ben de 1951'de ortaokulu bitirince girdiğim Deniz Harp Okulu imtihanını kazandım." Ekşioğlu sınavı kazanmıştır ama muayenede sağ gözünden dolayı 'çürük' çıkınca deniz subayı olma şansını kaybeder. Bunun üzerine lise eğitimine o zamanki ismi ile Beyoğlu Erkek, bugünkü adıyla da Atatürk Erkek Lisesi'nde devam eder. Liseyi dört yıl okuyan son dönem öğrencilerden biri olarak 1955'te mezun olur. Uğur Ekşioğlu, lise yıllarında da ticarete devam eder. Zamanın İstanbul Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay, halka ucuz sebze yedirmek için belediye tanzim satış noktalarını hizmete sokmuştur bu yıllarda. Ekşioğlu da Beyoğlu'nda çalıştığı bir manavın yanında oldukça başarılı olur: "Belediyenin o zamanki Reis Muavini Ferruh İlter Bey gelip bir süre faaliyetimizi seyretmiş. Sonra beni çağırttı ve günlüğü 15 lira yevmiye ile belediyenin tanzim satışını bana devretti. 15 gün sonra da ben yanında çalıştığım manava kepenk indirttim." Yaptığı bu işler Ekşioğlu için büyük tecrübe olur. Ekşioğlu, o yıllarda yaptığı işlerden dolayı babasının maaşından daha fazla para kazanmaktadır: "Ferruh Bey, müteakip yıllarda da beni bırakmadı. Dolayısıyla her sene böyle işler yaparak harçlığımı çıkarıyordum. Fakat bu yıllarda okumak şuuru birinci derecede önemli değildi bende." Bu yıllarda futbola da merak salar Ekşioğlu. Lise takımında iken Kuleli Askeri Lisesi ile Atatürk Kupası için İnönü Stadı'nda oynadıkları maçta 1—1 berabere kalırlar. 1996—98 yılları arasında Süleyman Seba'nın başkanlığındaki yönetim kurulunda görev alacağı Beşiktaş'a olan merakı da İstanbul'a gelişiyle başlamıştır.

Vehbi Koç'la tanışıyor

Lisedeki arkadaşları tarafından çok ince taktikler uygulayarak ders ve imtihanlarda aldığı başarıları sayesinde "kıl" lakabı takılan Ekşioğlu, lisenin son sınıfında bir karar vermek zorundadır: "Ne olacağıma dair bir muhakeme yaptım. Futbola devam edecek miyim? Futbola devam etmeme kararı aldım ve hesap uzmanı olmak için siyasal bilgiler fakültesine gitmeyi hedef aldım. Derslerime yöneldim ve o sene ne görev verildiyse hiçbirini kabul etmedim. Yıl sonunda bütün notlarım hemen hemen 9—10'du. Liseden sonra hukuk fakültesi imtihanlarına girdim, kazandım. Fakat kısa dönemde hayata atılmak istedim, Sultanahmet'teki İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ne müracaat ettim." Eskinin vasat öğrencisi gitmiş yerine bambaşka bir öğrenci gelmiştir sanki: "Okula girip çıkmam 2 yıl 8 ay oldu. Bütün derslerimden on ortalama ile mezun oldum. Okul tarihinde o rekor hâlâ da kırılamadı." Okulu 1958 Haziran'ında bitiren Uğur Ekşioğlu'nun okul birincisi olması ona yeni bir kapı daha açarken geleceğini de garanti altına alacaktır. Okulu bitirmeden bir yıl önce, 1957 yılında Koç Grubu başarıları ile dikkat çeken öğrencilere okulu bitirince ne olacaklarına dair, gelecekle ilgili sualler içeren bir metin gönderir: "Bunları cevaplandırdık, gönderdik. Bunun üzerinde durulmadı. 26 Haziran 1958 günü mezun olmuştuk. Aynı gün elime bir mektup geçti. Koç Grubu'ndan rahmetli Behçet Osmanağaoğlu ile Kenan İnal Beyler'in 29 Haziran'da okulda olacaklarını ve mülakat yapacaklarını belirtiyordu yazı. Bizi sırayla mülakata aldılar ve beş kişiyi seçtiler. Temmuz'un 27'sinde de, o zaman Koç Grubu'nun Beyoğlu'ndaki merkez şirketinde Vehbi Koç Bey yanında da en üst seviyede beş kişiyle beraber bizi karşısına oturttu. Daha baştan hedef gösterdi ve bize 'Sizi bu arkadaşların yerine yetiştireceğiz' dedi. Pazarlıkla beni ikna etti. Ücret pazarlığı yapmadık ama ben yurtdışına gidip okumak arzusunda idim. Beni daha sonra yurtdışına göndereceğine dair söz verdi. O şekilde Koç Grubu'na girdik. Ben okul birincisi olduğum için başka yerlerden teklifler de vardı." Yapı Kredi Bankası ve Türk Ticaret Bankası imtihansız olarak bin 450 lira maaşla müfettiş muavinliği teklif ederken Uğur Ekşioğlu, 401 lira 25 kuruş maaş veren Koç Grubu'nu tercih eder: "Özel teşebbüsü denemek ve Vehbi Koç'un adı çok geçtiği için bu müesseselere girmek istedim."

Ekşioğlu'na Koç Grubu Yöneticileri iki seçenek sunarlar; Taksim'deki Ford ürünlerinin satıldığı Motor Ticaret veya Koç Grubu'nun bulunduğu Merkez Han'ın altındaki Beko Ticaret. O, kararını Motor Ticaret'ten yana verir. Ancak şirket yöneticileri onu Beko Ticaret'te görevlendirirler. Bu sırada okul birinciliğinden dolayı Alman Konsolosluğu karşılıksız burs vermeyi taahhüt edince Ekşioğlu herşeyini toplar ve Vehbi Koç'un yanına çıkar: "Allah'a ısmarladık demeye çıktım. 'Olmaz' dedi 'Ben seni bırakmam. Senin için başka şeyler düşünüyoruz." O yıllarda döviz bulunmadığı için yurtdışına gitmek de kolay değildir. Ekşioğlu, bu fırsatı kaçırmamak için elinden geleni yapar. Fakat, Uğur Ekşioğlu'nun sadece okuldaki başarılarını bilen, daha önceki ticari başarılarından haberi olmayan Vehbi Koç, onu bırakmaya niyetli değildir. Beko Ticaret'te 1 Ağustos 1958'de satış mümessili olarak çalışmaya başlayan Ekşioğlu'nun yurtdışına gitme isteği askerliğini yaptıktan birkaç yıl sonra gerçekleşecektir.

İhtilalin yakın tanığı

1958'de Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasal ortam hiç de iç açıcı değildir. Ekşioğlu, bu ortamda Beko Ticaret'e girdikten bir sene sonra 1959'da 49. Dönem Yedek subay olarak Ankara'da, sonra da İstanbul Avcılar'daki 61. Tümen Levazım Bölüğü'nde askerliğini yapmaya devam ederken Harbiye'deki ordu kumandanlığından bir telefon gelir: "Ordu Kooperatifi (Orko)'yu kurmaya karar vermişler, bu işi yapabilecek kim var diye Birinci Ordu subaylarını gözden geçirmişler. Hem tahsilim itibariyle hem de Koç Grubu'ndan geldiğim için oradan Harbiye'ye tayinim çıktı. Orada Orko'yu kurdum." 1. Ordu Komutanı Orgeneral Fahri Özdilek Paşa'dır ondan Ordu Kooperatifi'ni kurmasını isteyen. Ekşioğlu, öyle bir dönemde öyle bir yerde askerlik yapar ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasal hayatı böyle bir olaya resmi olarak ilk defa şahit olacaktır. Memleketteki gidişattan memnun olmayan küçük—büyük rütbeli herkes ihtilal yapmaktan bahsetmektedir. Fahri Özdilek, 1. Ordu Komutanı olarak Harbiye'deki tek yetkili kişidir, Uğur Ekşioğlu da Harbiye'de görevli olduğu için olayların yakın tanıklarından biri: "Mesela kolordu kumandanı geliyor ihtilali ne zaman yapacağız paşam diyordu. Binbaşı geliyor, 'Valla birliğimi alıp gidip oturacağım oraya' diyordu. Herkesin ağzında ihtilal vardı. Yani 2+2=4 eder gibi ihtilali hepimiz biliyorduk ama zamanını bilmiyorduk. Gittikçe de ısınıyordu, olduğunda da hiç şaşırmadım. 61. Tümen'de iken General Muharrem İhsan Kızıloğlu, onunla beraber Harekat Şubesi Başkanı olan Kurmay Binbaşı Şefik Soyuce, —o da çok yakın dostumdu— o da ihtilalin içinde çıktı. Fakat Fahri Özdilek Paşa'nın ihtilalden bilgisi yoktu. O gece çok olaylara şahid oldum. Namık Gedik'in vermiş olduğu emirler filan... Orko'daki odamda Fahri Özdilek'in bulunduğu bir anda gelen telefon talimatı üzerine Fahri Bey'in 'Talebeye nasıl kurşun sıkma talimatı verebilirim' diye ağladığına yakinen şahid oldum. Ertesi gün havaalanında kurşun yerine su sıktırdı." Uğur Ekşioğlu izin kullanmak ister fakat Özdilek Paşa ona iznini sona saklamasını söyler. İhtilal 27 Mayıs 1960'ta olur. İznini sona saklayan Ekşioğlu'nun 2 Haziran'da teskere alması gerekmektedir: "İzinlerin hepsi kaldırılmıştı. Paşam dedim böyle böyle sözünüz vardı." 2 Haziran'da Beko'daki görevine Satış Müdürü olarak dönen Ekşioğlu, ihtilalin askeriyede ne anlama geldiğini de anlamıştır artık: "İhtilalin ertesi günü ben Harbiye'deki işimin başına gittim. Bütün subaylar bir aradayız. Orhan Erkanlı, binbaşı. Binbaşı önde, arkasında Kurmay Binbaşı Şefik Soyuce, onun da arkasında 62. Tümen Kumandanı Tümgeneral gelerek Harbiye'ye girdiler. Özdilek Paşa'ya gidip onu ikna ettiler. Dolayısıyla ihtilalin askerlikte bile ne mânâya geldiğine, ilk defa binbaşının tümgeneralin önünde, tümgeneralin de onun arkasından gelmesi ile o sabah şahit oldum."

"Koç artık Türk sanayiinin lideri değil"

Askerlikten sonra 1960'ta yeniden başladığı Koç Grubu'nda şahit olduğu bazı olaylar Ekşioğlu'nun Grup'tan ayrılmak istemesine yol açar: "Gruba katıldığım seneden itibaren bir rapor hazırlamam gerekiyordu. Milletin işine sarılmadığını, politika ile uğraştığını, aşağıdan yukarıya adam yetiştirmek istemediklerini müşahede ettim. Bunlar benim cesaretimi oldukça kırmıştı." Ekşioğlu, ikna edilir ve çalışmaya devam eder. Beko'daki montajla başlayan ticaret, üretim aşamasına geçişle devam eder, ardından taksitli satışlar gündeme gelir. Ekşioğlu, 1962 ile 63 yılları arasında da Vehbi Koç'un emri ile Aygaz'ın bayi teşkilatını kurar, Beako'daki işinden ayrılmaksızın. Yine Arçelik'in bayi sisteminin temellerini atar: "Bunlar nirengi noktalarıdır. Dolayısıyla oldukça hatırı sayılır emeğim vardır bunlarda. Bunları kitap olarak yazmayı düşünüyorum." Ekşioğlu'nun çok istediği yurt dışına gitme isteği ancak 1964'te gerçekleşir. Önce İngilizce için Londra'ya, ardından da mamül eğitim almak için Amerika'daki General Electric şirketine gider. Döndüğünde de 1972'ye kadar yine Beko'da Genel Müdür Muavini olarak görev alır. Rahmi Koç da bu sırada Beko'nun Yönetim Kurulu Başkanı olmuştur: "Rahmi Bey, bizim dışarıya bakan penceremizdi. Birkaç sene sonrası için Türkiye'de iş hayatında neler olabileceğini bize vermiştir, bizi yönlendirmiştir. Çok toleranslı bir patronluk yapmıştır. Rahmi Bey, yenilikçi karakteri ile bize örnek olmuştur. Vehbi Bey ise muhafazakârdır. Bu, yıllar geçtikçe daha fazla tutuculuğa dönmüştür. Koç Grubu, uzun seneler Türk sanayiinin ve iş hayatının liderliğini yapmıştır. Fakat bugün bu konumda değildir. Profesyonelleşme konusunda ise, çabalar bana göre neticeye ulaşmamış, şirket şu anda varlığını aile şirketi kavramını daha fazla kuvvetlendirerek sürdürmektedir."

1972'den itibaren beş yıl boyunca da Beko Genel Müdürü olarak Koç Grubu'nda vazife alan Ekşioğlu, bu tarihten sonra 1 Ocak 1977 tarihi itibariyle Koç Holding Dayanıklı Tüketim Ürünleri Grubu Koordinatörlüğü'ne gelir. Türkiye'nin Turgut Özal'la dışa açıldığı yıllar da dahil çok uzun yıllar (1990'a kadar) bu görevde kalan Ekşioğlu, aynı yıl Holding'in otomotiv hariç Sanayi Grubu Başkanlığı görevini üstlenir. 60 yaşını doldurup emekliye ayrıldığı 1996'da ise, Koç Holding İcra Komitesi Başkan Vekili olarak en üst profesyonel yönetici unvanı ile Koç'taki 38. yılını geride bırakmıştır artık.

Vakt—i zamanında Tunus'ta fesçilik yapan, Girit'ten İzmir'e gelip yerleşmiş Hamit Kaya Fesçi'nin kızı Süren Hanım'la 1966'da yaptığı evliliğinden ilki 1967'de dünyaya gelen ve şu anda Alan Yatırım Menkul Değerler Aş'nin müteşebbis ortağı olan Alp, diğeri Serdar Bilgili Başkanlığı'ndaki Beşiktaş Yönetim Kurulu'nda görev alan 1969 doğumlu Berk, sonuncusu da Colombiya Üniversitesi'nde master eğitimi almakta olan ve Berk'ten dört yıl sonra doğan Can olmak üzere üç oğlu bulunan Uğur Ekşioğlu şimdilerde danışmanlık, şirket birleşmeleri ve satışları gibi konularda hizmetler veren Timsan adlı şirketiyle emeklilik günlerinde bile çalışmaya devam etmektedir, sıkıntılı geçen çocukluk yıllarındaki çalışma azminden birşey kaybetmeden...

email: ckalyoncu@hotmail.com

kalyoncucemal@yahoo.com



Süren-Uğur Ekşioğlu


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Sam 6 Déc 2014 - 20:11
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 788
Point(s): 39 416
Moyenne de points: 3,08

MessagePosté le: Jeu 22 Juin 2017 - 01:55
MessageSujet du message: Koç, Ekşioğlu, BEKO ve Biyografiler
Répondre en citant

Vehbi Koç kimdir ve BEKO neyi ifade ediyor..!?



Vehbi Koc, Haim Nahum’un oğludur.
Haim Nahum, Osmanlı Bankasından çaldığı paraları İsviçre’ye aktardı.
Haim Nahum çaldığı paraların yarısını bir oğlu Bernar Nahum’a diğer yarısını da diğer oğlu Vehbi Koç’a verdi.
Bernar Nahum ve Vehbi Koç ortaklasa BEKO’yu kurdular.

Vehbi Koç’un serveti, Osmanlı Parasıdır.

*****

Abdurrahman Dilipak’dan:

“Koç ve Doğramacı ailesini yakın izlemeye almak gerek.. Vehbi Koç kimdir? Bakarsınız ipin ucu Bandırma vapuruna kadar gider.. Bernard Nahum da çok önemli bir isim ve tabii Haim Nahum Efendi de öyle.. Koç deyince bugün akla Mustafa Koç, Rahmi Koç gelse de, aslında Koç ailesinin asıl önemli isimleri Kıraçlar. İnan Kıraç da damat..!

Bu Hayim Nahum adı önemli.. Lozan’ın perde gerisindeki Siyonist o.. Türkiye’deki “Arap Düşmanı Kemalist Milliyetçilik”in sponsoru da O. Daha sonra gitti Nasır’a danışman oldu, Arap Yahudilerini örgütledi ve Türk düşmanı Arap milliyetçiliğinin liderliğini üslendi..!

Arap düşmanı Kemalist Türk milliyetçiliği fikrinin arkasında kimler vardı bakın bakalım. Kod adı Tekinalp olan Moiz Kohen ve daha sonra dinde reform bayraktarlığı yapan “Türk’ün Dini Kemalizmdir” diye kampanyalar yürüten Osman Nuri Çerman..

Mesela birçok ülkede Siyonistler, bizzat Anti-Siyonist hareketleri kendileri örgütlerler ve kontrol ederler.. Zaten Yahudileri göçe zorlayan soykırım meselesi de böyle bir şey değil mi idi? En azından biri bunu kullandı..

Baksanıza Lenin de Yahudi imiş. Hitler için de aynı şey söylenir.. Şimon Zwi oluyor Şemsi Efendi, Moiz Kohen oluyor Tekinalp! Türk Ocakları’nın kuruluşundaki en büyük maddi desteği kim sağlamıştı, hatırlayın: Lazaro Franco..!”

*******

İşte Bediüzzaman Said Nursi’nin Emirdağ Lahikası’ndaki ilgili bölüm:

“Türklere dinlerini ve din temsilciliğini feda ettirmek şartıyla, sun’î istiklâl işinde gizli anlaşmanın müessiri, tek kelime ile, Yahudiliktir. Buna memur-u müşahhas kimse de, şimdi Mısır Hahambaşısı bulunan Hayim Naum’dur. Bu Hayim Naum, bu korkunç teşebbüse evvelâ Amerika’da Türkler lehinde bir seri konferans vermek ve emperyalizma şeflerine, Türkün maddesini serbest bırakmaları, buna mukabil ruhunu, tâ içinden ve kendi öz adamlarına yıktırmaları fikrini telkin etmek suretiyle başlamıştır. Yani, masonluk hasebiyle Kur’ân’ın ahkâmını kaldırmak, milleti dinsiz yapmak. Hayim Naum müthiş plânının zeminini Amerika’da hazırladıktan sonra İngiltere’ye geçmiş ve hâlis Yahudi olan Lord Gürzon ile temas ederek şu teklifte bulunmuştur:

“Siz Türkiye’nin mülkî tamamiyetini kabul ediniz. Onlara ben İslâmiyeti ve İslâmî temsilciliklerini ayaklar altında çiğnetmeyi taahhüt ediyorum.”

******

Erbakan’ın Hatıralarından: (1977 Nisan-Günaydın Gzt.)

Tarihin ilk ayakkabılı eylemi Erbakan’ın milli sanayi mücadelesiyle yapılıyordu
Dünya da ilk ayakkabılı protestonun patenti de bize ait çıktı. Hem de tam 50 yıl önceki bir olaydı.

Peki, ayakkabıyı fırlatan ile muhatap olan kim olmaktaydı?
Yıl 1961. Yer Ankara… Birinci Otomotiv Sanayi Kongresi yapılmaktaydı. Kongre’ye katılanlar arasında işadamları, bürokratlar, mühendisler, gazeteciler vardı. Kongre’nin öncülüğünü yapan isimse daha sonra Türkiye’nin siyasi hayatına damgasını vuracak olan Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dı.
Erbakan,1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor Fabrikasını kurarak Türkiye’nin ilk büyük sanayi hamlesini gerçekleştirmiş, yine 1960 yılında Ankara’da yapılan Sanayi Kongresi’nde ilk kez “Türkiye’nin kendi otomobilini üretebileceği” fikrini ortaya atmıştı. 1961 yılındaki Otomotiv Kongresi bu çabaların bir sonucu toplanmıştı. Kongre salonu oldukça kalabalık ve heyecanlıydı. Salonda Türkiye’nin kendi otomobilini üretebileceğinin inancı ile heyecanlanan mühendislerin yanı sıra, yerli otomobil fikrine karşı çıkan işbirlikçi Masonlar da bulunmaktaydı.
Bunlardan biri de, Bernar Nahum’dur. Bernar Nahum, Lozan gizli danışmanlarından olan ve Türkiyenin adım adım İslam’dan uzaklaştırılmasını, her yönden zayıflatılıp parçalanmasını amaçlayan Siyonist Yahudi planın fikir babası Haham Hayim Nahum takımındandı.
Bernar Nahum, Koç Otomotiv Grubu’nun temsilcisi olarak toplantıdaydı.
Parantez açalım: Vehbi Koç ile Bernar Nahum 1944 yılında tanışmış, bu tanışma Koç Grubu için tarihi bir dönüm noktası olmuş, . Grup hızla büyümeye ve küresel bir şirket olmaya başlamıştı. Koç ile Nahum ortaklaşa Otokoç’u kurmuş ve başına da Nahum atanmıştı. Bir iddiaya göre Bernar Nahum, Lozan anlaşmasının mimarı meşhur Hayim Nahum’un oğlu olmaktaydı. Bir iddiaya göre de Koç grubu’na ait, BEKO’nun BE’si Bernar’dan, KO’su Koç’tan alınmaydı.
Gelelim ayakkabılı eyleme:
Bernar Nahum, Birinci Otomotiv Kongresi’nde konuşurken salondaki hava giderek elektriklenmeye başlamıştı. Çünkü Otokoç’un ortağı ve yöneticisi Nahum, salondaki heyecanın aksine otomotiv sanayinin zorluklarından bahsetmekte ve yerli otomobil fikrine karşı çıkmaktaydı.
O sırada ön sıralarda oturan genç bir mühendis, bir kürsüde konuşan Bernar Nahum’a, bir de ayakkabılarına bakmaktaydı. Makina Kimya Endüstrisi’nde (MKE) çalışan Erbakan’ın Millici ekibinden olduğu anlaşılan mühendisin ayağında kurumun yeni dağıttığı postallardan vardı. Nahum konuşmasına devam ederken ön sıradaki genç ise, postalının bağcıklarını çözmeye çalışmaktaydı. Çünkü öfkesi iyice kabarmıştı.
Nahum; “Bursa’da şeftali üretmek otomotiv üretmekten hem daha kolay hem daha kazançlıdır” dediği anda da ortalık karışmıştı. Nahum’un “otomotiv yerine şeftali üretmeyi” önermesine dayanamayan genç mühendis ayağından çıkardığı postalı kürsüye fırlatmıştı.
Postal, Nahum’un alnına çarparken, MKE’li vatansever: “Bize otomobili siz ürettirmiyorsunuz, sizler bizi batıya mahkûm ve mecbur ediyorsunuz” diye bağırmaktaydı. Ve bu genç mühendis te Erbakan gibi, milli ve yerli kalkınma sevdalısıydı.
Herkes unutmuş olsa da işte bu olay ilk ayakkabılı protestoeylemi olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.
Artık yazmak zorundayız. Her şeye rağmen Türkiye’nin ilk yerli otomobili “Devrim”i yapma fikri bu kongre’nin sonucunda ortaya çıkmıştır. Yapılmıştır da… Ama biliyorsunuz benzin koymayı unuttukları() için yürümemiş ve öylece kalmıştır.
Oysa, Erbakan ilk yerli otomobil fikrini 50 yıl önce ortaya attığında, ne Kore’nin Hyundai’ı, Ne İran’ın Samand’ı, ne Hindistan’ın Tata’sı, ne Çin’in Cherry’si vardı. Ne kadar acıdır ki, şimdi sokaklarımız Hyundai, Tata, Cherry ile dolup taşmaktadır.
Son bir not: Türkiye’ye “Otomobil yerine şeftali üretilmesini” öneren Bernar Nahum hakkında bakın Rahmi Koç yıllar sonra ne buyurmuşlardı:
“Koç’un otomotiv sanayi işine girmesini, büyümesini ve kâr etmesini sağlayan Mösyö Bernar’dır. Vehbi Bey’in büyük itimadını kazanmış biriydi ve Vehbi Bey, o ne derse kabul ederdi. Bernar Nahum eldeki paranın daima otomotiv işine yatırılmasını istemiştir.” (Capital Dergisi-2008)

http://dunyagerceklerim.blogspot.fr/2013/07/vehbi-koc-kimdir-ve-beko-neyi-i…
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 01:48
MessageSujet du message: Koç, Ekşioğlu, BEKO ve Biyografiler

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Hamshen - Համշենի - Hemşin Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com