Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 26 Déc 2015 - 13:13
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
Répondre en citant

Dacik basınında ‘Kohen’ olmak








Türk basınında ‘Kohen’ olmak

Fotoğraf: Yeşim Mutlu


Yahudi yasaları, ‘Kohen’lere yönelik özel düzenlemeler içerir. Belki de bu yüzden, Kohenler, öncelikle soyadlarını korumak durumunda kalırlar. Gazeteci Sami Kohen de, mesleğe başladığı yıllarda ‘Kohen’liğini korumak zorunda kalmış. İsmi imzası olarak belirginleşince, önerilen müstear ad kullanması yönündeki teklifler karşısında direnmiş, “babamdan kalan en önemli miras” dediği soyadına sahip çıkmış. Sami Kohen’le, sahip çıktığı şeyler, ‘Kohen’lik ve isimler üzerine söyleştik…

‘Sami’nin anlamı nedir?

Şemuel’in Türkçesi... Nüfus kâğıdımda Sami var, adım böyle konmuş. Bazılarının ismi ‘Samuel Sami’dir, benimki öyle değil, doğrudan Sami. 1928 yılında öyle münasip görmüşler, bence iyi de yapmışlar.

Neden?

Çünkü Türkiye’de yaşıyoruz. Yabancı isimlere ya bilinmediği için veyahut ötekileştirildiği için biraz yan bakılır, garip karşılanır. Bir de şu var: Benim ismim Sami değil Samuel olsaydı, bana hitap edenler “Mösyö Samuel” derdi, halbuki ben her zaman “Sami Bey” oldum, şimdi ise “Sami Abi” olduk… Fakat bu önemli, çünkü isimle bir yakınlaşma oluyor, veyahut bir yabancılaşma olmuyor. Bendeki izlenim bu. Bu yüzden ben de çocuklarıma öyle isimler seçtim. Kızımın ismi Jale. Oğlumun ismi Alp, babamın ismi olan ‘Albert’in kısaltılmışı. Onun için, oğlum şimdi “Alp Bey”; ona, babama dedikleri gibi “Mösyö Albert” veya “Mösyö Kohen” demiyorlar. İntibak açısından, ilk ismimin toplumun bildiği, tanıdığı bir isim olması pratikte yarar sağlıyor.

Fakat aslında isminiz, toplumun bildiği şekilde telaffuz edilmiyor. Yahudiler size hitap ederken ‘a’ harfini kısa tutuyorlar…

Tabii, tabii... “Saami Bey”, “Saami Abi”, “Saami’cim”... Türk toplumu içinde böyle bilinir, bizimkiler ise Sami der. Fakat neticede bu bir vurgu meselesi; Şemuel ile Sami arasında olduğu kadar büyük bir fark yok. Gazeteci olduktan sonra, staj için uzun süre Amerika’da bulundum. Orada kendi ismimle yazılar yazıyordum. Bazı Amerikalılar “Samay Kohın” diye okuyorlardı. Charles de Gaulle yıllarında oradaydım, radyolarda hep “Çarls di Gol” diye, Amerikan şivesiyle söylerlerdi adamın adını. Ben de adımın öyle söylenmesini yadırgamıyordum. Arada düzeltmeye çalışırdım, o zaman da “Sammy” veya “Sam” derlerdi. The Guardian’da (o zaman ‘Manchester Guardian’dı) muhabirlik yapıyordum; ‘Sami’yi beğenmediler, ‘Sam’ diye kısalttılar. Newsweek’te çok uzun yıllar çalıştım, orada Sami Kohen olarak çıkardı yazılarım.

Kohen’in ‘k’si de ‘c’ ile karıştırılıyor mu?

Evet. Amerika’da her gün yazı yazıyordum. Kohen’i ‘c’ ile yazarlardı. Bana da “Böyle daha iyi tanınırsınız, ne olduğunuz daha çok belli olur” dediler. Yani benim ismim çok oynak.

İsminizle bu kadar çok oynanması size neler hissettirdi?

Hiçbir zaman rahatsız olmadım. Eleştiriye de muhatap olmadım.

‘Kohen’ olarak Yahudilik üzerinden eleştirilere hedef oldunuz mu?

Kohen olmak Türk basınında önemli. Bu, dış basında bilinen bir isim taşımak demek, orada bir problem yok. Fakat Türk basınında Kohen olmak bana yük mü oldu, yoksa kredi mi sağladı? Ben meslek hayatına yani profesyonel olarak çalışmaya üniversitedeyken, 1950 yılında başladım, Yeni İstanbul Gazetesi’nde. Çok ciddi ve önemli bir gazeteydi. Sahibi Habib Edip Törehan’dı. Bu zat İsviçre’de yaşamış, çok zengin bir iş adamıydı. Savaş yıllarında Türkiye’den Almanya’ya krom ihraç ediyordu, onun için adı ‘Nazi’ye çıkmıştı. Bir de, eşi Alman’dı; Goebbels ailesinden olduğunu söylerlerdi. Yani ben baltayı taşa vurmuşum. Orada Mustafa Nermi diye bir başyazar ve genel yayın müdürü vardı, çok muhterem bir zattı, o beni gazeteye aldı. Benimle tanışıp biraz konuştuktan sonra, “Dış haberler kısmına birini arıyoruz. Seni Habib Edip Bey’le tanıştırayım” dedi. Ben ‘Habib Edip’ ismini duyunca... Bizim toplumda “Bu adam antisemit” diye konuşmalar vardı, gazetesini boykot ediyorlardı. Neyse, huzura çıktık. Muhteşem bir duruşu vardı adamın. Benimle iyi konuştu, “Bir-iki ay tecrübe edelim sizi, sonra bakarız” dedi. Bir-iki ay iyi geçti, iyi bir performans gösterdim. “Tamam” dedi ve beni dış haberlere getirdi. Fakat ben dış haberler redaksiyonu yapmakla ve tercüme etmekle kalmıyorum. O sıralarda yani Türkiye’nin NATO’ya alınması sürecinde buraya çok önemli insanlar geliyordu. Otel otel dolaşıp bunları buluyor, söyleşiler yapıyordum. İmzam çıkmaya başladı. Bu çok önemli bir olaydı, çünkü Cumhuriyet tarihinde bir ilkim ben. Benden önce imzalı yazı yazan ve profesyonel olarak günlük bir Türk gazetesinde çalışan başka bir Musevi, hatta gayrimüslim olmamıştı. Bir Türk gazetesine girmek kolay değildi. O dönem çok iş aradım. Mesela Anadolu Ajansı ilan vermişti. Lisan bilen birini arıyorlardı. Gittim görüşmeye, adamlar “Harika” dediler. Sonra Ankara’dan “Yok, gayrimüslim olmaz” cevabı geldi. Vatan gazetesi daha uygun görünüyordu; Ahmet Emin Yalman vardı, o da dönme, halden anlar vs. Benimle ilgilendi. Fakat gazetenin sahibi olduğundan, beni başkalarına havale etti, onlar da ‘Kohen’i duyunca pas geçtiler. Yani, hangi kapıyı çalsam... Yıl 1950. Ben de yazılar yazmaya başladım, yazılarım yayımlandı. Bir gün başyazar beni çağırdı: “Sizin yazılarınızı neşrediyoruz, tanışmak isteriz.” Kalktım gittim. Yani bacadan girdim! Gazeteci olmak için kapıları zorladım ve ilk olmanın sıkıntılarını çektim. Düşünsenize, harpten yeni çıkmış dünya, Nazizmin zihniyet olarak kalıntıları duruyor. 21-22 yaşında bir Kohen çıkıyor ortaya, gazeteci olmak istiyor. Haşa huzurdan! Böyle şey olur mu! Zorladık ve başladık. Neyse, röportajlar yapıyorum. Bir gün Habib Edip beni çağırdı, “Evladım, yazıların gayet iyi gidiyor. Yalnız, benim çevremde bazı insanlar soruyor, ‘Bu Kohen soyadı ne demek?’ diye. Ben de izah etmekte zorlanıyorum” dedi. Maksat belli! “Onun için, beraber bir müstear isim bulalım, onu kullanalım bundan sonra, e mi?” dedi. “Neden?” dedim, “Rahat tanınırsınız, kolay olur” dedi. “Hayır!” dedim. Düşünün, koca adam, benim meslek hayatımda ilk haftalarım, “Hayır” diyorum. “Neden?” diye sordu. “Benim babamdan kalan en önemli miras budur, mirasımı reddedemem” deyip kalktım. “Anlıyorum, sizi dostlarınızın karşısında zor duruma düşürmek istemem, müsaade isteyeceğim” dedim. “Yok evladım, dur bakalım, niye sinirleniyorsun” dedi. Babacan bir duruşla oturttu beni ve bir daha bunun sözünü etmedi. Aradan üç-dört ay geçti, beni çağırdı. İsviçre gazetelerini takip ederdi; Almanca gazeteleri göstererek dedi ki “ Bak, İsrail’de ‘kibutz’ diye bir şey varmış, biz bilmiyoruz, bizim basında çıkmıyor. Ne demek bua? Sonra, kadınlar askere alınıyor! Bir İsrail’e gitsene sen... Git, yaz bunları.” Bu, benim ilk dışarıya görevli olarak gönderilmem oldu.

İsrail’le ilgili bir haber yapmak, yazı yazmak o günlerde bugünkünden farklı mıydı? Bu, Yahudi bir gazeteciye nasıl bir sorumluluk veya ne gibi endişeler yüklüyordu?

Kendi kendime diyordum ki, 1) Yazdıklarımı benim ismimle yayımlayacaklar mı?, 2) Yazdığımı propaganda gibi görecekler mi? Görmediler. Yazılarımı Mustafa Nermi alırdı. Hiçbir problem olmadı. Bilakis, teşvik gördüm. Sonra Milliyet’te de hiçbir problemim olmadı. Abdi İpekçi çok yakın arkadaşımdı, bizim frekansta olan biriydi. Fakat açık söyleyeyim, ben de hassas davrandım, ölçüyü kaçırmamaya çalıştım. “Bu yazıya şu şekli versem, bu benim İsrail adına bunu yazıyor olduğum intibaını uyandırır mı?” sorusuyla geçiyordum daktilonun başına. Şunu da eklemek lazım: 60’lı yıllarda Türkiye İsrail’e hayrandı. Son dönemdeki nefret dolu retorik yoktu. Cevat Atilhan diye biri vardı, berbat bir gazetesi vardı. “Dönmenin ve Acem’in gazetesi ve içindeki Yahudi” ifadeleriyle, dönme diye Abdi İpekçi, Acem diye Ercüment Karaca, Yahudi diye benim aleyhime yazılar yazardı. Hedeftik fakat o gazetenin hiçbir önemi yoktu. Bugünkü Milli Gazete gibi değildi. Bu yüzden benim sıkıntım son yıllarda oldu; frenleme, toplumun hissiyatını düşünerek dikkatli yazma, özene bezene kelime seçme... Eskiden bu yoktu. Kaç kere İsrail’e gittim, İsrail’le ilgili yazı yazdım…

İsrail hakkında yazmasaydınız, ‘Kohen’in yerine bir müstear ad kullanmayı kabul etseydiniz, şimdi ne farklı olurdu?

Kim bilir… Gencecik bir adamdım, hiçbir şeyim yok... Karşımda yaşlı, milyarder bir adam... Diretmeyebilirdim ve bugüne kadar müstear isimle devam ederdim. Ama o anda damarım tuttu. Gururuma yediremedim. “Niye değiştirmek istiyor?” dedim. Babam yeni vefat etmişti; ona yapacağım en büyük saygısızlık bu olurdu diye düşündüm. Onun için direndim. Fakat meslek hayatımda yaşadığım tek ayrımcılık olayı bu. Bir kere oldu, bir daha da hiçbir zaman yaşamadım. Bu bana bir yük olmadı. Arada antisemit okuyucu mektupları geliyor, “Kohen değil misin, tabii ki böyle yazacaksın!” filan diye... Bunlara genelde cevap veriyorum. Bir de aslında şu var: Türk kamuoyunun çoğu, benim okuyucularımın önemli bir kısmı, Kohen’in ne olduğunu, dolayısıyla Musevi olduğumu bilmiyor. Bu yüzden de bir sıkıntı olmuyor.

Musevilik açısından ‘Kohen’ olmak ne anlama geliyor?

Dini açıdan çok önemli. Kohen olmak ‘eşitler arasında birinci’ olmak demek. Baştasınız. Kohen’ler takdis ediyor. Toplumu takdis ederken, herkes boynu bükük durur ve bize bakmaz. ‘Tallet’i (Yahudi erkeklerin dua sırasında kullandığı şal) alıp sararız, parmaklarımız özel bir şekil alır. Ben çok dindar değilim ama sonunda bu işi zar zor öğrendik.



Rita Ender

http://www.agos.com.tr


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Sam 26 Déc 2015 - 13:13
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 21 Jan 2016 - 16:26
MessageSujet du message: Türk Yahudi Toplumunu ŞOK Eden Gelişme:Tarihi sinagoga İsrail karşıtı
Répondre en citant

Türk Yahudi Toplumunu ŞOK Eden Gelişme :

Tarihi sinagoga İsrail karşıtı slogan






7 Ocak’ta, uzun yıllardan sonra kalabalık bir yahid topluluğunun duasına ev sahipliği yapan, tarihi Balat İstipol Sinagogu geçtiğimiz günlerde bir çirkinliğe hedef oldu. Medyanın ilgi gösterdiği, sosyal medyada sıkça paylaşılan İstipol’un duvarına İsrail karşıtı sloganlar yazılması tepkilere neden oldu. Duvardaki “Terörist İsrail Allah var” yazısı kısa bir süre sonra boya ile kapatıldı.



http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=97847


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 21 Jan 2016 - 16:31
MessageSujet du message: Şalom Tam Sünni Dacikler Gibi, Farsi Şiaaları Her Hafta Batırıp Batırp
Répondre en citant

Gibi, Farsi Şiaaları Her Hafta Batırıp Batırp Çıkarıyor





AIPAC: Yaptırımların kalkması ABD ve müttefikleri için tehlikeli

Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) İran’la anlaşma hükümlerinin uygulanmaya başlanmasını “ABD ve müttefikleri için tehlikeli bir an!” olarak tanımladı. Yayınlanan bildiride, yaptırımların kaldırılmasının terörist devlet olan İran’ın gücü ve bölgesel hâkimiyeti açısından bir dönüm noktası oluşturduğu ifade edildi.

Geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği füze denemeleriyle BM kararlarını ihlal eden, Suriye’de Esad yönetimi ve Hizbullah’ın baş destekçisi olan İran’ın bölgedeki mevcut tutumunun, nükleer anlaşmaya uyacağı konusunda güven vermediğini savunan AIPAC, Başkan’dan ve Kongre’den “Barış içinde ve güvenli bir dünya için İran’ın hiçbir zaman nükleer silaha sahip olmaması veya komşularını yönetmemesi” için kararlılıkla mücadele etmelerini istedi.



AMERİKA BİRLEŞİK DEVLETLERİ : “İran nükleer anlaşması ile Ortadoğu ve müttefiklerimiz daha da güvende”

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, Viyana’da yaptığı konuşmada “Bugün ABD, dostlarımız, Ortadoğu’daki müttefiklerimiz, dünyanın geri kalanı daha da güvenli çünkü nükleer silah tehdidi azaltıldı” diyerek nükleer anlaşmada varılan noktadan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Kudüs’te ise İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Nükleer anlaşma imzalamasına rağmen İran nükleer silah edinme arzusunu terk etmemiştir. Uluslararası bağımlılıkları sebebiyle Ortadoğu’yu dengesizleştirmeye ve terörü dünyaya yaymaya devam edecektir” açıklamasını yaptı.

ABD, İran’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için baskı dengesini koruyacağına – İran ekonomisini süründüren yaptırımların İran’ın nükleer programında belirgin geri adımlar atması karşılığı kaldırılmasını – dair yemin etti.

Birleşmiş Milletler ABD Büyükelçisi Samantha Power konu ile ilgili yaptığı açıklamada işlerinin nükleer anlaşma ile “daha yeni başladığını” ve İran’ın “yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğu” olduğunu belirtti. ABD’nin İran’a karşı süren kısıtlamalarının tam etki ile devam ettirileceğini ifade etti.

Konuya ilişkin İngiltere Dışişleri Bakanı Philip Hammond ise “ABD, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya ile beraber yürütülen ve yıllar süren sabırlı ve ısrarcı diplomasi meyvelerini verdi” yorumunda bulundu.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeter anlaşmanın hayata geçirilmesini “tarihi bir diplomasi zaferi” olarak değerlendirdi.



http://www.salom.com.tr/haber-97850-aipac_yaptirimlarin__kalkmasi_abd_ve__muttefikleri_icin_tehlikeli_.html


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 7 Fév 2016 - 11:44
MessageSujet du message: Dacikler Musevi İşadamını İshak Alaton'u Batırmak İçin Düğmeye Bastığı
Répondre en citant

Dacikler Musevi İşadamını İshak Alaton'u Batırmak İçin Düğmeye Bastığı Ortaya Çıktı







Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın işadamları İshak Alaton ve Korkmaz Yiğit hakkında 28 Şubat soruşturması başlattığı ortaya çıktı.

Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılan soruşturmada, 28 Şubat 1997 darbesinin öne çıkan isimlerinden olan ve 2000 yılında yaşamını yitiren dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’ya iki iş adamının destek verdiği öne sürüldü.

Erkaya’nın 9 konutu

Erkaya’nın lüks yerlerde aldığı 9 konutundan ikisinin o dönem Korkmaz Yiğit ve İshak Alaton’un sahibi olduğu sitelerden olduğuna dikkat çekilen soruşturma kapsamında Erkaya’nın maddi değeri yüksek konutları nasıl sahip olduğunun altı çizildi. 1998 yılında işadamı Korkmaz Yiğit’in dönemin İçişleri Bakanı Kutlu Aktaş ile arasında geçen ve kamuya yansıyan konuşmasında “Bazı bürokratlara 3 yüz bin dolara Platin Konutlarından villa tahsis ettiği isterse kendisine de tahsis edebileceği” şeklindeki ifadesi de soruşturma yer aldı. Soruşturma çerçevesinde bu iki ismin Erkaya’ya maddi destekte bulunup bulunmadıkları soruşturulacak. Öte yandan soruşturma çerçevesinde ayrıca 28 Şubat sonrası bankaların içleri boşaltılarak hazinenin on milyarlarca zarara uğratılması batan banka sahipleri de incelemeye alındı.

Dava süreci

28 Şubat davası, 28 Şubat sürecinde “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak”le suçlanan 103 sanık hakkında açılan davadır. 2012 yılında açılan davanın sanıkları arasında eski Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, emekli Orgeneral Çevik Bir, emekli Orgeneral Çetin Doğan, emekli Tümgeneral Erol Özkasnak, Emekli Tümgeneral Kenan Deniz, Tuğgeneral İdris Koralp, eski Kara Kuvvetleri Komutanı Erdal Ceylanoğlu ile MHP eski milletvekili ve emekli Korgeneral Engin Alan bulunuyor.

Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye devam eden duruşmada eski Başbakanlardan Tansu Çiller ve Mesut Yılmaz ‘tanık-mağdur’ sıfatlarıyla ifade verecekler isimler arasında.

Erkaya kimdir?

Oramiral Güven Erkaya, 28 Şubat döneminde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı görevini yürütüyordu. Erkaya, 1996 Ağustos ayında yapılan MGK toplantısında, “Aşırı dinci akımların devletin geleceği konusunda tehlike oluşturduğunu düşünüyorum. Ve bunun üzerinde görüşme açılmasını istiyorum” diyerek 28 Şubat geleceğinin ilk işaretlerini vermişti. Güven Erkaya, bu isteğini Aralık 1996 MGK toplantısında yine gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel bu isteğe cevap vermedi. Erkaya, Ocak 1997’deki toplantıda, “Görüyorum ki MGK gündeminde bu konu hala yok. İzninizle bir hususu vurgulamak istiyorum. Aşırı dinci akımlar bugün Türkiye’nin en önemli ve birinci öncelikli sorunu haline gelmiştir” dedi. Dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya’nın bu talebi 28 Şubat 1997’de MGK’nın gündemine alındı. Güven Erkaya 24 Haziran 2000 yılında hayatını kaybetti.



28 Şubat nedir?

28 Şubat süreci, Necmettin Erbakan’ın başbakan, Tansu Çiller’in dışişleri bakanı olduğu 28 Şubat 1997’de olağanüstü toplanan Milli Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı, ordu ve bürokrasi merkezli bir süreç. Türkiye siyasi tarihine geçen kararlar ve bu kararların uygulanması sırasında Türkiye’de siyasi, idari, hukuki ve toplumsal alanlarda yaşanan değişimlere neden olan bir süreçtir. Yaşananlar, post-modern darbe olarak da adlandırılmıştır. Bu dönem başörtüsü yasağı gibi uygulamalara ve insan hakları ihlallerine sahne olmuş, başörtülü öğrenciler okullardan atılmış, ikna odaları kurulup başlarını açmaları için zorlanmış ve çok sayıda kamu personeli işinden atılmıştır. “İrticayla mücadele eylem planı” ile anılan bu süreçte verilen kararların ve yaptırımların uygulanıp uygulanmadığı denetlemek için Çevik Bir öncülüğünde Batı Çalışma Grubu kurulmuştu.


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 10 Fév 2016 - 17:23
MessageSujet du message: Hipermetrop ŞALOM Mecmuasının Hezeyanı :“Fransa’da Yahudi olmak
Répondre en citant

Hipermetrop ŞALOM Mecmuasının Hezeyanı :“Fransa’da Yahudi olmak “Fransa’da Yahudi olmak tehlikeli”İMİŞ

Şaka Gibi Yahu...








Yukarıdaki başlık Fransa’da her sinagogun önünde komandoların nöbet tuttuğu haberini veren Yedioth Aharonot gazetesine ait. Fransa’da meydana gelen ve hedefte Yahudilerin olduğu terör saldırıları sonrası her sinagogun, her Yahudi cemaat binası, okulu, sosyal tesisi önünde tepeden tırnağa silahlı nöbetçiler bulunuyor.

Artık Yahudi cemaati, sosyal hayatının geçtiği mekanlarda makinalı tüfekli askerleri görmeye alıştı. Örneğin Paris’in 19. Bölgesi’nde bulunan Lucien de Hirsch adlı Yahudi lisesi son önlemlerden sonra askeri bir kale gibi görünüyor.

Yuva sınıfından lise sona kadar eğitim yapılan okulda öğrenciler için her an devriye gezen askerler günlük manzaralardan biri oldu. Yedioth habercisi Itamar Eichner haberinde, “Eyfel Kulesinde ve civarda onlarca asker nöbet tutuyor. Hepsi saldırı tüfeklerine sahip ve elleri tetikte. İşte 2016’da Fransa’nın hali, burada artık Yahudi olmak tehlikeli” şeklinde yazdı.

Fransa Yahudi cemaat üyeleri arasında yapılan bir araştırmada nüfusun yüzde 57’sinin başka bir ülkeye yerleşmeyi düşündüğü ortaya çıktı. Yakın zamanda yapılan araştırmadan çıkan bu sonuç geçmiş yıllara göre en yüksek oran.

http://www.salom.com.tr/haber-98080-fransada_yahudi_olmak_tehlikeli.html

vahe'ye cevap vermeyi bırak 24 saat daciklerden küfür işitip sesini çıkarmayan biçare yahudi soydaşlarnı haber yap. ukela mecmua


http://www.salom.com.tr/haber-98080-fransada_yahudi_olmak_tehlikeli.html


Dernière édition par vahe2009 le Jeu 25 Fév 2016 - 10:41; édité 1 fois
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 17 Fév 2016 - 11:23
MessageSujet du message: ABD Yahudi Kuruluşları: “Türk Yahudileri güvende” (alan memnun satan
Répondre en citant

ABD Yahudi Kuruluşları: “Türk Yahudileri güvende”

(alan memnun satan memnun haberidir )






Geçtiğimiz Pazar günü Jerusalem Post gazetesine konuşan Büyük Amerikan Yahudi Teşkilatları Başkanlar Konferansı Yönetim Kurulu Başkanı Stephen Greenberg, Türk Yahudilerinin güvende olduğunu belirtti.

Greenberg’in bu açıklaması, ABD’deki Yahudi kuruluşları çatı örgütü olan Büyük Amerikan Yahudi Teşkilatları Başkanlar Konferansı’nın kalabalık bir grupla Türkiye’yi ziyareti sonrası Kudüs’ten geldi.

Başkanlar Konferansı’nın (Conference of Presidents of Major American Jewish Organizations) Kudüs’te yapılan toplantısı Greenberg’in yaptığı konuşma ile açıldı.

Greenberg konuşmasında sözü, geçtiğimiz hafta yaptıkları Türkiye ziyaretine getirdi ve Türkiye’deki Yahudilerin güvenliği ile ilgili olarak son derece olumlu bir tablo çizdi.

Türk devletinin Yahudi vatandaşlarını korumak için elinden gelen her imkanı kullandığını belirten Greenberg şöyle konuştu: “Türk Yahudi Cemaati’nin hükümet ile çok iyi ilişkileri var ve güvenlik konusunda bir endişeleri yok.”

Büyük Amerikan Yahudi Teşkilatları Başkanlar Konferansı, geçtiğimiz hafta pazartesi-salı günü, 35 kişilik bir grupla Türkiye’yi ziyaret etmiş, Ankara’da Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu ile görüşmüştü.

http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=98163


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 17 Fév 2016 - 11:24
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
Répondre en citant



Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 21 Fév 2016 - 15:48
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
Répondre en citant

Fransa´nın Yahudi kültür bakanı



Fransa’nın yeni kültür bakanı Fas Kralına danışmanlık yapmış bir Tunuslu Yahudi’nin kızı. Kamuoyunun az tanıdığı Audrey Azoulay’ın babası, Fas Kralı 6.Muhammed’in danışmanı Andre Azoulay, annesi ise yazar Katia Brami.

Geçen hafta hükümette yapılan son değişikliklerle Azoulay, kültür ve iletişim bakanlığını elde etti. 43 yaşındaki Azoulay, Dauphine Üniversitesi ve Lancaster Üniver-sitesi mezunu; hayli prestijli Sciences Po School’dan siyasi bilimler dersleri aldı.

Akademik hayatından sonra siyasi kariyerine hükümet genel sekreterliğinde sivil yönetici olarak başlayan Azoulay, kamu sektöründe bir takım pozisyonlardan sonra 2006’da Fransa Milli Sinema Merkezi yardımcı yayın yönetmenliğine yükseldi. 2011 ve 2014 arasında görsel/işitsel ve dijital medya merkezi başkanlığı yaptı. 2014’de Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın kültür ve iletişimden sorumlu danışmanı oldu. Audrey Azoulay, Hollande’ın hükümetinde üçüncü kültür bakanı oldu.

http://www.salom.com.tr/newsdetails.asp?id=98178

şimdi Şalomûn hipermetrop kalemşörleri ne diyecek merak konusu


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 25 Fév 2016 - 09:19
MessageSujet du message: 42'den Beri Türk Yahudileri Dacikler Gücenecek Diye Gıkları Çıkmazdı,
Répondre en citant

42'den Beri Türk Yahudileri Dacikler Gücenecek Diye Gıkları Çıkmazdı, Baktılarki Diğer Yahudi KARDAŞLARINA Ayıp Olacak Mecburen Anmaya Başladılar

Struma Faciası'nda Ölen/Bence Katledilen 768 Romen Yahudisi Başhaham İsak Halev'nın Önderliğndeki Seçkin Gurup Tarafından Anılmış








İstanbul Valiliği, 1942 yılında Karadeniz'de 768 kişinin hayatını kaybettiği Struma Faciası'nın yıldönümünde bir anma programı düzenledi. İstanbul Valiliği, 1942 yılında Karadeniz'de 768 kişinin hayatını kaybettiği Struma Faciası'nın yıldönümünde bir anma programı düzenledi. Sarayburnu Limanı'nda gerçekleştirilen törende, 1942 yılında Almanya'dan kaçan Yahudilerin içinde bulunduğu "Struma" adlı geminin Karadeniz'de Rus denizaltısı tarafından batırılması sonucunda hayatını kaybeden 768 kişi anıldı.


Törene, İstanbul Valisi Vasip Şahin, Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva, Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh, Almanya'nın İstanbul Başkonsolosu Georg Birgelen, İsrail'in İstanbul Başkonsolosu Shaı Cohen ve Romanya'nın İstanbul Başkonsolosu Grzegorz Michalski katıldı.

"İNSANLIĞIN ŞEYTANLAŞMASININ YOL AÇTIĞI ACILARIN TEKRARINI ÖNLEYEBİLİRİZ"

Törende bir konuşma yapan Türk Musevi Cemaati Başkanı İshak İbrahimzadeh şunları söyledi:

"Bizler ancak bu yaşananlardan öğrenebilir ve insanlığın şeytanlaşmasının yol açtığı acıların tekrarını önleyebiliriz. Struma olayı felaketinde de, tarafların hepsinin kendilerine göre kutsal doğruları vardı. İngilizler yayınladıkları beyaz belge ile Yahudilerin Nazilerden kaçabilecekleri tek yer olan Filistin'e girişlerini, bölgeyi kontrol altından tutabilecekleri gerekçesiyle engellemişlerdir. Rumenler kurtuldukları Yahudilerini geri istemiyorlardı. Amerikalılar konuya duyarsız kalmayı tercih ettiler. Ruslar, Karadeniz'de dost, düşman, sivil bakmadan herkesi bombalıyorlardı. Struma'yı da bombaladılar. 500 yıl evvel bizleri engizisyondan kurtarmak için gemilerini İspanya'lara gönderen, bugün milyonlarca mülteciye kapılarını açan Türkiyem ise birkaç metre ötemizde demirlemiş, ölümüne terk edilmemek için sığınacak bir yer arayan 768 Yahudiyi kurtaracak dirayetli adımı bu sefer tarafsız kalarak, savaştan korunabileceği gerekçesiyle atmadı. Ancak tarih bizlere bir daha öğretiyor ki; sığınmaya, saklamaya çalışılan kutsal doğrular er ya da geç ortaya çıkıyor ve tarih hepsini kutsal olanın doğrusuyla yargılıyor. Onun için, geçmişin gerçekleri tüm çıplaklığıyla ortaya çıktığında artık onlarla yüzleşebilmeliyiz."

"EGE DENİZİ'NİN HÜZÜN DENİZİ HALİNE GELMEMESİ İÇİN TÜRKİYE'NİN ÇABALARI TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİLDİR"

İstanbul Valisi Vasip Şahin de şöyle konuştu:

"Bu elim hadisede birçok ülkenin sorumluluğu bulunmaktadır. Ancak bugün bizlere düşen suçlu aramak değil, tarihten yaşanan trajediden ders çıkartarak ve hafızalarda yer etmesini sağlayarak, bu hadiselerin tekrarlanmasını önlemektir. Tarihin en büyük felaketlerinden biri olan ve 2. Dünya Savaşı yıllarında 10 milyondan fazla insanın dinsel, ırksal farklılıklarından ya da siyasi görüşlerinden ötürü sistematik bir şekilde öldürülmesini ifade eden Holokost'a (Yahudi soykırımı) yol açan antisemitizm, ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve bir başka inanca düşmanlık gibi olgularla mücadele edilmesi bir insanlık görevidir. Ne var ki; tam da insani değerlerin ve insan haklarının evrensel birer değer haline geldiği ve insan haklarını koruma mekanizmalarının tarihte hiç olmadığı kadar geliştiğini düşündüğümüz günümüzde, üstelik bu değerlerin beşiği olarak gördüğümüz Avrupa'da, yabancı düşmanlığı, ırkçılık, dini ayrımcılık gibi olguların artmakta olduğunu, Struma ve benzeri facialarda gerekli derslerin alınmadığını gözlemliyoruz. Maalesef bugünlerde yaşadığımız mülteci krizi bunun en güncel örneği olarak önümüzde durmaktadır. Tıpkı bundan 74 yıl önce Struma gemisinde 768 kişinin sığınma hakkı tanınmaması neticesinde Karadeniz'in karanlık sularında hayatlarını kaybetmesi gibi, bugün de Suriye'deki zulümden kaçanlar, sonu çoğu kez ölüm olan umut yolculuklarına çıkmaktadır. Ülkemiz geçmişte olduğu gibi bugün de topraklarına sığınan insanlara kapılarını açmakta ve her türlü yardımı yapmaktadır. Ancak yeni Struma facialarının olmaması, Ege Denizi'nin hüzün denizi haline gelmemesi için Türkiye'nin çabaları tek başına yeterli değildir. Tüm devletlerin ve uluslararası toplumların sorumluluklarını yerine getirmesi öncelikle gerekmektedir. İşte tam da bu yüzden, tarihin bu acı olayında hayatını kaybedenleri anmak için bu töreni gerçekleştirmekteyiz. İnsanlık bu hadiseyi unutmasın ve benzer acılar bir daha yaşanmasın diyelim."

Vali Vasip Şahin, Ankara'daki son terör saldırısına da değinerek, "Başkentimizde yaşanan ve 29 insanımızın yaşamına mal olan terör saldırısını da huzurlarınızda lanetlemek ve bu menfur saldırıda hayatını kaybeden tüm vatandaşlarımızı saygıyla anmak istiyorum. Bu tür saldırıların bizleri yıldırmayacağı ve terörle olan mücadelemizi sekteye uğratmayacağı unutulmamalıdır" diye konuştu.

VALİ ŞAHİN DENİZE ÇELENK ATTI

Konuşmaların ardından, Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva, Struma faciasında hayatını kaybedenler için dua etti. Duaya, törene katılanlar da eşlik etti.

Duanın ardından, Vali Şahin, İsak Haleva ve İbrahimzadeh denize çelenk bıraktı.


Anma törenine katılanlar da denize beyaz karanfiller attı. - İstanbul

http://www.haberler.com/struma-faciasi-nda-hayatini-kaybedenler-anildi-8191638-haberi/


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 309
Point(s): 69 258
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 25 Fév 2016 - 16:18
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
Répondre en citant

Bunu Kısaca:



şeklinde ifade edilebilir...


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 669
Point(s): 1 778
Moyenne de points: 2,66

MessagePosté le: Dim 28 Fév 2016 - 11:15
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak
Répondre en citant

Struma’yı anlamlı kılmak!



Türkiye’nin Holokost ile kesiştiği olaylardan biridir Struma… Ülkemiz kamuoyu tarafından pek bilinmeyen hazin bir öyküdür aslında. Hazinden öte, isyan ettiricidir. İnsan hayatının değersizleştiği yıllarda yaşanmış binlerce olaydan yalnızca bir tanesidir. Bizim için özel olan, Türkiye’de geçmiş olması, Türkiye’yi ilgilendirmesi… Yoksa birçok masumun ölümü ile sonuçlanan dönemin alelade yaşanmışlıklarından bir farkı yoktur.

Türkiye’nin Holokost ile kesiştiği olaylardan biridir Struma… Ülkemiz kamuoyu tarafından pek bilinmeyen hazin bir öyküdür aslında. Hazinden öte, isyan ettiricidir. İnsan hayatının değersizleştiği yıllarda yaşanmış binlerce olaydan yalnızca bir tanesidir. Bizim için özel olan, Türkiye’de geçmiş olması, Türkiye’yi ilgilendirmesi… Yoksa birçok masumun ölümü ile sonuçlanan dönemin alelade yaşanmışlıklarından bir farkı yoktur.
Son dönemlerde Struma Olayı her sene anılır oldu. Bu sene de, tıpkı geçen yıl olduğu gibi, Sarayburnu sahilinde yâd edilecek, göz göre göre ölüme gönderilenler. Esas itibarı ile Holokost ile ilgili bir farkındalık yaratır diye umutlanmıştım en başlarda. Belki basın sütunlarına konu ile ilgili derinlemesine incelemeler taşır ya da ekranlar açılır ve tarihçiler yalnızca Struma’yı değil, nedenlerini, niçinlerini tartışırlar bu olayın. Yok, öyle olmadı bugüne dek maalesef.
Ve görünen o ki, bu anma, yine, bir protokolden öteye gitmeyecek; 27 Ocak’larda yapılan toplantıların esprisine uygun geçecek, sessizce, fark edilmeden. Şalom ve birkaç internet sitesinde yazılar çıkacak. O kadar!
Toplumun geneli Holokost’u yine bilmeyecek. Olmuşları olmamış gibi değerlendirecek. Abartılı bulacak. Nazi ideolojisinin yaptıklarını alenileştirecek. Yahudilerin bundan rant elde ettiklerini dile getirecek. Filistin sorununa atıfta bulanarak İsrail’i Nazi İmparatorluğu ile bir tutacak. Hitler’in ne kadar büyük bir adam olduğunu söyleyip onu kutsayacak.
Oysa Holokost’u bir insanlık trajedisi olarak algılayan, bunun üzerinden yabancı düşmanlığını, ırkçılığı, her tür ayırımcılığı ret eden devletler topluluğunun bir üyesidir ülkemiz. Konu Yahudileri ilgilendirse de, onlar üzerinde odaklansa da, esas itibarı ile evrensel bir trajedidir. Yahudilerin özne olarak seçilmiş olmalarının günümüzde çok bir şey ifade etmediği, yaşananlar üzerinden açıkça görülüyor. Gönül isterdi ki, toplumumuz aydınlık yüzü ile Holokost’u bilsin, anlasın… Husumetin toplulukları nasıl kemirdiğini; düşmanlığın, insanlıktan çıkardığı yığınları nasıl teslim aldığını görsün. Belki çıkaracak dersleri olurdu, kim bilir?
Ortadoğu karmaşası, Arap Baharı ile başlayan süreç ve gelinen noktada hüküm süren vahşet, burada yaşayan halkları avucu içine alan kin ve nefret, insanları sonsuz mülteci konvoylarına mahkûm eden zihniyet, Struma’dan beri hiç değişmedi. İnsanlık yerinde sayıyor. Umursamazlık diz boyu. Güçlü olandan yana esiyor her daim rüzgâr. Ve bizler bu rüzgârla savruluyoruz. Kimi zaman kendimize rağmen, ancak çokça da farkında olmadan!

Marsel RUSSO ÜÇ NOKTA... perspektif@salom.com.tr

http://www.salom.com.tr/haber-98273-strumayi_anlamli_kilmak.html


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 04:36
MessageSujet du message: Dacik basınında ‘Kohen’ olmak

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com