Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> 24 Nisan 1915'i anma - commémorations, débats, annonces ...
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 445
Point(s): 66 875
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 8 Jan 2016 - 17:56
MessageSujet du message: Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati
Répondre en citant

Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati




İletişim Yayınları, Raffaele Gianighian'ın 1915 Ermeni Soykırımı esnasında yaşadıklarının birinci ağızdan anlatımı olan anı kitabı Hodorçur: Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati'ni okurlara sundu. Hodorçur'da doğan, soykırım esnasında ailesi ve köyündeki insanların katledilmesine tanık olan 9 yaşında bir çocuğun gözünden anlatılan soykırım; aynı zamanda insanın hayatta kalma güdüsünün canlı bir örneği...


Hodorçur, Raffaele Gianighian'ın 1915 Ermeni Soykırımı sırasında yaşadıklarının birinci ağızdan aktarımı. Gianighian, henüz 9 yaşında bir çocukken, ailesinin, sevdiklerinin katledilmesine bizzat şahit olan, iyi kalpli komşularının ve şansının da yardımıyla, ismini, dinini değiştirme pahasına da olsa hayatta kalmayı başarabilmiş, trajediden 60 yıl sonra büyük acıların yaşandığı köyüne geri dönüyor, anılarının peşine düşüyor. Gördükleriyse aslında bu acının, bu kadar zaman sonra bile ne kadar büyük izler bırakabildiğinin kanıtı niteliğinde...

Arka Kapaktan:

"Gianighian'ın yaşadığı acılar zihninde öyle yer etmiş ki, o günlerden bahsederken hiçbir ismi, yer adını atlamıyor. Hepsini adeta bir tarihçi gözüyle kayda geçiriyor. Katliamdan seneler sonra köyünü gezerken, onu eski haliyle hatırlıyor, aktardığı detaylarla okura bir doğa manzarası çiziyor. Hayatta kalma arzusu, insanlara güvenme isteği, sadece kendisininkilere değil, sevdiklerinin, akrabalarının acılarına da tanık olmuş bir insan için şaşırtıcı ama aynı zamanda ilham verici nitelikte..."


Alıntı:

"Babama konuşmaya gidiyorum. Derenin etrafından sinirotlarından topluyorum: Yüzümdeki ve alnımdaki yaralara onlardan sürüyorum. Babamın mezarının üzerine uzanıyorum. Güneş yüzümü yakarken kalkıyorum. Karnım aç, olsun, bir hafta bile aç kalmaya alışkınım. Dereye gidiyorum, soyunuyorum, suyun içinde yürüyüp yüzümü yıkıyorum. Dere kıyısından sinirotu yaprakları bulup yaralarıma ilaç yapıyorum. Ceketimi giyiyorum. Tabiatın sabah şarkısını dinliyorum. Babamın o tatlı sesi kulaklarımda çınlıyor: 'Sana kötülük yapan insanları unut evlat. İyilik ve sevgi hayattır, insanı sev."


http://www.iletisim.com.tr/kitap/hodorcur/9222#.Vo_p8E8mumV

ilk 14 sayfa http://www.iletisim.com.tr/images/UserFiles/Documents/Gallery/hodorcur.pdf


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Ven 8 Jan 2016 - 17:56
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 445
Point(s): 66 875
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 8 Jan 2016 - 17:57
MessageSujet du message: Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati
Répondre en citant

İÇİNDEKİLER
Çevirenin Önsözü
...............................................................
................................................
7
G
İRİŞ
...............................................................
...............................................................
........
11
B
İRİNCİ
B
ÖLÜM
E
RMENİ
T
ÜRK
...............................................................
..................................................
19
H
UNUT
...............................................................
...............................................................
...
27
V
ARŞAMBEK
...............................................................
......................................................
33
T
ATOS
D
AĞI
G
EÇİDİ
...............................................................
....................................
37
K
UŞÇUDİLİ’NE
D
ÖNÜŞ
...............................................................
...............................
41
A
REKİ
K
ÖYÜ
...............................................................
......................................................
45
M
AHMUT
E
FENDİ
...............................................................
..........................................
49
C
İCİBAĞ
...............................................................
...............................................................
..
55
D
OĞDUĞUM
K
ÖY:
K
İSAK
...............................................................
........................
59
İ
KİNCİ
B
ÖLÜM
S
ÜRGÜN
...............................................................
...............................................................
.
69
A
VCI
M
ELKON
...............................................................
.................................................
71
Y
ANGIN
Y
ERİ
...............................................................
....................................................
79
B
AYBURT
...............................................................
..............................................................
83
D
EDENİN
A
YRILIŞI
...............................................................
........................................
87
E
ĞİN
...............................................................
...............................................................
.........
91
F
IRINCILAR
K
ATLİAMI
...............................................................
................................
95
P
EDER
M
ATTEO
...............................................................
..............................................
99
K
ÜRTLER
A
RASINDA
...............................................................
................................
103
B
ÜYÜKBAĞ’DAKİ
A
TÖLYE
...............................................................
....................
107
Ü
ÇÜNCÜ
B
ÖLÜM
F
IRAT
Ü
STÜNDE
T
RAJEDİ
...............................................................
.....................
113
B
ÜYÜKBAĞ’DA
K

...............................................................
....................................
119
İ
LKBAHAR
...............................................................
.........................................................
123
D
EMİRCİ
H
OVANNES
...............................................................
...............................
127
A
NALIĞIM
M
ARTA
...............................................................
....................................
133
N
OEL
A
YİNİ
...............................................................
....................................................
135
M
APUS
G
ELİN
...............................................................
...............................................
139
S
ÜNNET
...............................................................
.............................................................
143
İ
ŞSİZ
...............................................................
...............................................................
......
149
Y
USUF
D
URSUN
D
EDE
...............................................................
...........................
153
N
ANE
...............................................................
...............................................................
....
159
D
URSUN
A
İLESİNİN
B
ÜYÜKBAĞ’DAN
A
YRILIŞI
..................................
165
D
UL
K
ADINLAR
...............................................................
............................................
169
H
ASTALIK
...............................................................
.........................................................
173
S
OYGUN
...............................................................
.............................................................
181
Y
AĞMA
...............................................................
...............................................................
187
B
ÜYÜKBAĞ’A
D
ÖNÜŞ
...............................................................
..............................
191
K
ÜÇÜK
A
ĞA
...............................................................
...................................................
197
N
URİ
...............................................................
...............................................................
......
203
S
İANUK
...............................................................
..............................................................
209
S
AVAŞ
B
İTTİ
...............................................................
...................................................
215
İ
STANBUL
...............................................................
.........................................................
221
S
ONUÇ
...............................................................
...............................................................
.
225
7
Çevirenin Önsözü
Profesör Giorgio Gianighian’la Venedik’te tanıştık. Arkadaş
-
ları kendisini “Nubar” diye çağırıyordu. Bir süre sonra da
-
yanamayıp sordum. Her zamanki muzip edasıyla Nubar’ın
“gerçek adı” olduğunu söyledi. Karşılıklı ilk sınamaları atla
-
tıp arkadaş olmamız uzun sürmedi. Daha o ilk karşılaşma
-
mızda bana Kisak’dan bahsetmiş olmalı. Babasının bir kita
-
bı olduğundan da.
Sanırım, İtalyanca baskısı tükenmiş olduğundan, kitabın
elime ulaşması bir yıla yakın sürdü. Birkaç günde, soluksuz
okuyup bitirdim. Bazı kitaplar vardır, okuyunca orada kal
-
masın, paylaşılarak çoğalsın istersiniz.
Hodorçur
’u bitirdiğim
anda çevirmek istediğimi biliyordum. Nubar’a danıştığımda,
ikiletmeden “Evet,” dedi...
Pietro Kuciukian’ın kapsamlı Giriş yazısına eklenecek faz
-
la bir şey yok. Ben sadece metnin üzerinden birkaç kez geç
-
miş biri olarak bazı düşüncelerimi yazmakla yetineceğim.
Rapael-Raffi-Abdullah-Raffaele’nin olağanüstü metni bir
-
kaç farklı biçimde okunabilir. Gianighian’ın ömrü boyunca
değişen adları bile neredeyse geçen yüzyılın tümünü kapla
-
8
yan ve yaşadıkları/yitirdikleri ve atlattıkları bakımından par
-
mak ısırtan hikâyesinin inanılmaz boyutunu haber veriyor.
Hodorçur
, adına ne dersek diyelim,
Yed Zeghern’i
n, büyük
kırımın, soykırımın, büyük acının, bir halkın göz göre göre
katledilişinin ve geleceğinin onulmaz yaralarla karartılışının
hikâyesi olarak okunabilir. Planlı katliam, cinayet, sürgün,
hastalık, tecavüz, aşağılanma, açlık... Gianighian’ın metnin
-
de “çaresiz” ve “perişan” sıfatları boşuna sık sık karşımıza
çıkmıyor. İnsanın, son ana kadar, ayakta/hayatta kalmaya
gayret eden o mucizevi iradesiyle birlikte.
Metni aynı zamanda, bir tür “memleketimden insan man
-
zaraları” olarak da okumak mümkün. Sadece tehcir yılla
-
rındaki o sefalet, savaş, hunharlık, şefkat, dostluk ve düş
-
manlık manzaraları olarak değil; aynı zamanda aradan 60 yıl
geçtikten sonra, Hodorçur’dan geriye sadece taşlar kalmış
-
ken, aynı yerlerde trajedinin neredeyse süreklilik gösterdi
-
ğini adeta kafalara kazıyan bir metin elimizdeki. Çocuk yaş
-
taki teyze oğluyla evlendirilen Nane’nin 1917’deki feci so
-
nu ile Kisak’dan ve oradaki dayanılmaz yoksunluktan ne pa
-
hasına olursa kaçmaya çalışan Süleymanoğlu’nun karısının
1977’deki umarsızlığı el ele veriyor adeta.
Ermeniceden İtalyancaya yazarı tarafından çevrilmiş olan
metni Türkçeye aktarırken elimden geldiğince onun Türkçe
dünyasındaki sesini ve ritmini yakalamaya uğraştım. Bunu
ne kadar becerebildiğim tartışılır. Yine de soluk soluğa anla
-
tıldığı (ve belki de yazıldığı) ancak en sonunda anlaşılan bu
metnin
flashback
’le başlayan olaylar ve diyaloglar örgüsüy
-
le bir tür senaryo gibi algılanıp okunması da pekâlâ müm
-
kün kanımca.
Hodorçur
’u sayıları son yıllarda artan benzeri kitaplardan
ayıran iki önemli özelliği var. Birincisi, yazarın, adeta bir
günlük tutmuşçasına verdiği yer, insan adları ve olguların
ayrıntı zenginliği. Bu bakımdan tarihçilere değerli bir malze
-
9
me sağlayabileceğini de söyleyebiliriz. Keşke Bay Gianighian
sağ olsa da kendisine, “Nasıl olup da bütün bunları aklınız
-
da, hem de bu kadar canlı tuttunuz?” diye sorası geliyor in
-
sanın. Acıların kurtulunmaz ağırlığı, Köylük’de Dursun De
-
de’nin çiftliğindeki, babası Demirci Garabed’in elinden çık
-
ma o pulluk demirinin toprakta bıraktığı gibi, derin izler aç
-
mış olmalı belleğinde. İkinci ayırt edici özellikse, metne eş
-
lik eden ve pek çoğu Gianighian ailesine ait fotoğraflar ve bir
de editoryal katkı olarak eklenmiş olan haritalar.
Bir dilekle bitirmek istiyorum. Kitap yayımlandıktan son
-
ra, kitaptaki fotoğrafların (varsa daha başkalarının ve video
-
ların) ve haritaların yer alacağı bir serginin yanında,
Hodor
-
çur
’un Ermenice ve Türkçe okumalarının yapılacağı bir top
-
lantının düzenlenmesi, çekilen acının sorumluluğunun or
-
tada kalmasına seyirci olmak istemeyen bizlerin, vatanda
-
şımız Rapael Canikyan’a bir küçük şükran ve saygı gösteri
-
miz olabilir.
Son olarak, İtalyanca baskıda karşılıkları bir tür küçük
sözlükle açıklanan Türkçe kelimeleri, metinde italik olarak
bırakmakla yetindiğimi belirtmeliyim.
S
ERHAN
A
DA
Berlin, 23 Nisan 2015
11
G
İRİŞ
Raffaele Gianighian’ın bu belge-kitabında metin baştan başa
anılardan oluşuyor. Tüm ifade biçimleri “konuşma diline” o
denli yakın ki okur kendini sözlü geleneğe uyan bir tanıklık
-
la karşı karşıyaymış gibi hissediyor.
Bu kitabı yayına hazırlarken, en başta, bu metni “akıcı”
bir İtalyancaya çevirmeyi amaçlamıştım. Daha birkaç sayfa
sonra, böyle yaparsam anlatının özgünlüğünü ve anındalı
-
ğını kaybedeceğinin farkına vararak metni Ermenice aslın
-
dan yazarın kendisi tarafından İtalyancaya çevrilmiş haliyle,
olduğu gibi bırakmayı seçtim. Benim yaptığım, sadece bazı
dil bağlantılarını kurmak, bazı açıklama notları eklemek ve
metni alt başlıklara göre sıraya sokmak oldu.
Kimi yerde, anlatılan olayların nasıl cereyan ettiği iyi an
-
laşılamıyorsa, bu kısmen o olayların yoğunluğuyla zaman
içindeki uzaklığından ve kısmen de İtalyancanın kendisine
ait olmayıp Ermeniceden ödünç aldığı ritimden kaynaklanı
-
yor olabilir.
Raffaele Gianighian’ın metni, anlatının ilk kısmında bi
-
zi bugünün Türkiyesi’ne, Kuzeydoğu Anadolu’ya götürdük
-
14
Belki de elinizdeki değerli tanıklığın anlamı, bizim için bir
uyarı, aynı zamanda yol gösterici olan bu cevapta yatmak
-
tadır.
Metne eşlik eden 1880-1910 dönemine ait fotoğraflar Ca
-
nikyan ailesine aittir. 1977 yılına ait fotoğraflar ise yazarın
kendisi tarafından çekilmiştir.
P
IETRO
K
UCIUKIAN


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 445
Point(s): 66 875
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 23 Juil 2016 - 09:02
MessageSujet du message: Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati
Répondre en citant

Nazan Maksudyan: Yazımı kışa çevirdin, viran oldu evim yurdum*


Hodorçur’a yolculuk, Canikyan için ayı zamanda cennete geri dönüşle eş gibi. Rapael, cennette geçen çocukluğunu arıyor, fakat karşılaştığı yıkıntıların, yanından hiç ayırmadığı, Peder Hagop Taşçıyan’ın 1910’da çektiği Hodorçur fotoğraflarıyla alakası yok. Raffaele Gianighian, ya da Rapael (Raffi) Canikyan, 1906 yılında Hodorçur’da doğar. Hodorçur, Kuzeydoğu Anadolu dağlarının arasında, Karadeniz kıyılarından Kaçkar Dağları zinciriyle ayrılan, içinden Çoruh nehrinin geçtiği bir vadidir. Rapael için vatan, ev, mutluluk demektir Hodorçur. Aynı zamanda da sürgün, kayıp, acı ve ölüm demektir. 1915 Ağustos’unda zorla sürülmesinin ardından farklı yerlerde, bambaşka hayatlar yaşamak zorunda kalan Raffi, babasının son nefesini verirken söylediklerini hiç unutmaz: “Oğullar, Hodorçur’a dönün, bizim vatanımız orası.”

Kayıp vatanına geri dönmek nasip olmasa da, Hodorçur’u en azından son bir kez görmek için, yaşı yetmişe dayanmışken bir yolculuğa çıkan Raffi, yaşadıklarını hem sürükleyici hem de bir o kadar iç burkucu bir gezi günlüğüne dönüştürür. Anlatının ilk kısmı, Canikyan’ın 1977’de gerçekleştirdiği geziyi ve sürekli tekrar eden dün-bugün karşılaştırmalarına odaklanırken, ikinci kısımda Raffi ve ailesinin 1915’teki sürgün ve soykırım hikâyesi var.
Ben bir hacıyım

“Vatanımı aramaya gidiyorum. Yetmiş yıllık ayrılıktan sonra yola koyulan bir hacıyım.” (s. 19)
“Anamın mezarını bulmaya geldim; ben bir hacıyım! Memleketimi son bir defa görmek istiyorum.” (s. 28)
Rapael Canikyan, soykırım sırasında zorla koparıldığı topraklarına, 1977’de yaptığı yolculuğuna hac adını veriyor, kendisine de her defasında hacı diyor. Doğduğu büyüdüğü toprakları çok sevdiği, büyüklerinden de işittiği gibi memleketinin kutsanmış olduğuna inandığı bir gerçek. O yüzden Hodorçur’a tekrar ayak basmayı, annesinin mezarı başında dua etmek gibi, dini bir vecibeyi yerine getirmekle eş tutuyor.



Hodorçur:
Canikyan’ın ısrarla artık yaşlı olduğunu, topraklarını son bir kez görmeye geldiğini söylemesi, her hacı gibi onun da kutsal topraklarda ölmek istediğini de düşündürüyor. Yerle bir olmuş evler, taş yığınları, yıkıntılar altında ailesinin mezarlarını ararken, köylünün biri mezarları kaplayan mermer taşların sökülüp tarlanın sınır duvarı olarak kullanıldığını anlatıyor. Tarlanın kenarından yürüyüp, mezar taşlarını tek tek bulan Rapael, isimleri okuyor, Krikor, Harutyun, Serop, Kaspar, Nanuz, Hripsime, Takuhi. Anası Recina Takuhi’ye seslenirken, “sen şanslıydın,” diyor. “Kisak’da öldün; gurbetin acılarını çekmedin; insanlık dışı aşağılanmalara uğramadın.” (s. 63). Bir yandan annesinin vatanında ölmesine sevinirken, bir yandan da “kabrin yabancı bir ülkede, artık burada mezarına çiçek koyacak, başında dua edecek tek bir akraba kalmadı” diye üzülüyor. Hatta taş yığınları arasında bulduğu khaçkarları yeni memleketi Cortina’ya götürmeyi hayal ediyor. Yıkılmış bir medeniyetten geriye bir tek onlar kalmış bu viran yerlerde...

Kayıp cennet

Hodorçur’a yolculuk, Canikyan için ayı zamanda cennete geri dönüşle eş gibi. Rapael, cennette geçen çocukluğunu arıyor, fakat karşılaştığı yıkıntıların, yanından hiç ayırmadığı, Peder Hagop Taşçıyan’ın 1910’da çektiği Hodorçur fotoğraflarıyla uzaktan yakından alakası yok. Hayalindeki cennetin sonsuza dek kayıp olduğunu, fotoğraflar da olmasa kimsenin Hodorçur’un refahına inanmayacağını fark ediyor. Areki’de evinde misafir olduğu, eski tanışı, bölgenin en yaşlılarından Mahmut Ağa, ailesi fotoğraflara şaşırırken, “Ermenilerin büyük sürgününden sonra bizim buraların kaderi fena oldu, o gün bugündür sefalet içindeyiz,” diyor (s. 52). Kötülük yaptık, kötülük gördük tarzında kaderci yorumları bir kenara bırakırsak, Mahmut Ağa aslında “cenneti yaratan emekti,” diyor. Emek verenler gidince, geriye bir şey kalmıyor.
Canikyan’ın vatanına bunca hasret oluşu, yolu olmayan, köprüsü yıkık, suyu akmayan köyleri, dere tepe, tabana kuvvet gezmesi, bildiği herkesin köyünü, evini, mezarını araması, toprağından koparılmanın insanlarda yarattığı doldurulmaz boşluğu anlatıyor. Fakat öte yandan, gezdiği tüm köylerin sefaleti, bereketsizliği, fakirliği, şunu da düşündürüyor: Soykırım sadece insanı topraktan koparmıyor, aynı zamanda toprağı da kimsesizleştiriyor, küstürüyor, yaban kılıyor. Yüzyıllardır kendilerinin de kök saldığı bu toprağı sulayan, çapalayan, üstüne terini döken insanlar gittiğinde toprak da çoraklaşıyor.
Yıkıntılar yılan, çiyan

Ermeni mallarını yağmalamak, evlerini işgal etmek, bağının bahçesinin üstüne konmak için şuradan buradan getirilip köylere yerleştirilenler belki birkaç yıl, belki bir kuşak hazırda var olan zenginliğin keyfini sürüyorlar. Fakat ellerindekilerin üstüne bir şey katmıyor, vatanım diye benimsemiyor, kök salamıyor, besbelli sevmiyorlar. Canikyan’ın gezisi boyunca çok çarpıcı olan, her köyde tanıştığı tüm gençlerin göç hayalleri kurması. İstanbul, Almanya, Amerika neresi olursa gitmek istiyorlar. “Toprakla uğraşıp duruyoruz,” diyorlar, “fakat tarlalar taşlı, hasatlar bereketsiz.” Nereden bilecekler, bir zamanlar “Hodorçur’un bahçelerinde yeşil çimen yerine çil altın biter,” dendiğini...
Raffi sonunda doğduğu köye, Kisak’a ulaştığında, kendi ailesinin bir zamanlar sahip olduğu her şeyin üstüne konmuş olan ailenin hanımı, dedesinin hazinesinin yerini sorunca emek ve zenginlik ilişkisi netleşiyor. Dedesinin, şimdi camiye dönüştürülmüş Cicibağ Katedrali içindeki mezarını ziyaret etmesine dahi izin vermeyen aile, Der Garabed’in “kasa kasa altınlarını” (da) istemeye utanmıyor.
“Hanım, senin ailen köyün sahibi, bir ev devraldınız, tarlalarınız, hayvanlarınız, meyve bahçeleriniz var. İnanılır gibi değil, yetmiş sene sonra kendi mülkünüzde saklı hazine arıyorsunuz. Mutlu mesut olmalısınız, cennette yaşıyorsunuz. Bir gün zengin olacaksınız. Hodorçur kutsanmış bir yer.”
Yüzüne bakıyorum, perişan, itiraz ediyor: “Doğru söylemiyorsun, burası lanetli, Hodorçur’un laneti tarlalarımıza indi, yıkıntılar yılan, çiyan kaynıyor.” (s. 60)
“Bu köyden yedi kişi kurtuldu, biri de benim”

Kisak’ın yeni köylülerinden biri, şimdi senin hemşehrin olan Hodorçur köylüleri Türkiye’nin ne tarafında diye sorduğunda, Raffi 1915’teki sürgün ve soykırım hikâyesini anlatmaya başlar: “1915’te Jön Türk partisi yaklaşık on bin insanı katletti. Hodorçur’un on bin sakininden yedi kişi kurtuldu, biri de benim.”
1915’ten 1919’a kadar süren oldukça detaylı anlatıda acının ve kaybın her biçimi var. Ailesinden geriye bir kişi bile kalmayanlar, yaşadıkları karşısında dayanamayıp aklını yitirenler, eziyetin her türlüsüne, işkenceye maruz kalanlar... Hayatta kalanların çoğu gibi ismini, dinini ve kimliğini gizlemek zorunda kalan Raffi, geçen dört yıl boyunca Kürtlerin arasında yaşar, anadili Ermeniceyi tamamen unutur. Savaşın bitiminde Amerikan misyonerlerinin de desteğiyle başlatılan “yetimlerin toplanması” kampanyası sırasında Ermeni olduğu hatırlanır ve ailesinden birkaç kişiyle birlikte 1919 yazında İstanbul’a gelir. Kıyafetlerini değiştirir, gerçek ismini kullanmaya başlar, unuttuğu dilini yeniden öğrenir. Artık bir “Hıristiyan delikanlı” olmuştur.
Yaşadıklarını sakin, abartısız, soğukkanlı bir dille anlatmasına karşın, Canikyan’ın kitabı insanda güçlü duygular uyandırıyor. Kimi zaman lanet okuyor, sık sık gözyaşlarına boğuluyor, ufak şeylerle teselli buluyorsunuz. Fakat netice değişmiyor: müreffeh, güzel köşkleri, büyük konakları, tarihi kiliseleri olan Hodorçur’un yerinde artık bir harabe var. Soykırım sadece insanları öldürmedi, koskoca bir kültür mirasını yıktı, yağmaladı, hafızalardan sildi.
Yaşadıkları toplumun son derece entegre bireyleri olan Ermeniler, iktisat, sanat, kültür vs. hayatında etkinlerdi. Türkiye’de ezberden tekrarlanan resmi söylemin yeniden yeniden ürettiği, ayrılıkçı, terörist, bölücü, eli silahlı tehdit unsuru stereotipinden son derece uzaktılar. Kesintiye uğrayacağından haberdar olmadıkları bir hayata yatırım yapıyor, üretiyorlardı. 1915’in yol açtığı “kesinti” bir yandan kültürel, ekonomik, entelektüel üretimi durdurmakla kalmadı, aynı zamanda 1915 öncesine dair bilgi ve birikimin yeni kuşaklara aktarılmasına da engel oldu.
Cennettin en güzel yorumlarından birinde, Nabokov orada kayıp sevdiklerimizle kayıp eşyalarımızı bulacağımızı söyler. Arşivlenmeyen, saklanmayan, tasnif edilmeyen, kaybolan bütün eşyalarımızı, bütün mektupları ve notları, tokaları ve gözlükleri, gömlekleri ve şalları, yelpazeleri ve opera dürbünlerini… Hodorçur bu kayboluşu (ve bu cenneti) anlatıyor. Kaybedilmiş hatırayı ortaya çıkarıp, bize cenneti gösteriyor.

* Âşık Kerem'in “Yazımı Kışa Çevirdin” türküsünün Neşet Ertaş yorumundan iki dize.

https://www.blogger.com/blogger.g?blogID=8166017720403053906#editor/target=post;postID=3029497211556277519


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 16:38
MessageSujet du message: Hodorçur - Vatanını Arayan Bir Gezginin Seyahati

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> 24 Nisan 1915'i anma - commémorations, débats, annonces ... Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com