Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> News (Archives/Dossiers) - Haberler (Arşiv/Dosya) - Լուրեր (Արխիւ) Aller à la page: 1, 2  >
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Sam 7 Mar 2015 - 05:50
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Ermeni adaylar da partilere başvuru yapıyor

05 Mart 2015
Demokrat Haber

Ermeni adaylar meclis yolunda: En çok ilgi gösterilen parti HDP Meclis’e girebilmek için







Milletvekilliği seçimleri için siyasi partilerde yoğun mesai başladı. Çok sayıda kişi aday adaylığı için partilere başvuruda bulunuyor. Meclis’e girebilmek için Ermeni adaylar da partilere başvuru yapıyor. AKP, CHP ve HDP’de aday adaylığı için başvuru süreci tamamlandı. Ermeni adayların en çok ilgi gösterdiği parti ise HDP oldu. Agos'tan Uygar Gültekin'in haberine göre; HDP’de başvurular bu hafta içinde tamamlandı. HDP’nin en az bir Ermeni milletvekillini TBMM’ye götürmesine kesin gözüyle bakılıyor. Vekilliğe en yakın isim olarak HDP Merkez Yürütme Kurulu üyesi Garo Paylan öne çıkıyor. Paylan aynı zamanda, Yeşilköy Ermeni İlköğretim okulu kurucu temsilcisi olarak görev yapıyor. Aday adaylığı başvurusu yapmasa da Paylan’ın HDP Genel Merkezi tarafından, seçilebileceği bir yerden aday olarak gösterilmesi bekleniyor. Sasunlu Ermeniler Derneği Başkanı Fikri Çalış ve geçtiğimiz yerel seçimlerde HDP’nin Bakırköy Belediye Başkan adayı olan Nıvart Bakırcıoğlu da aday adaylığı için HDP’ye başvuru yaptı. HDP’ye bir başvuru da Mardin’in Derik ilçesinden geldi. 23 yıl boyunca Avrupa’da kaldıktan sonra yeniden Derik’e dönerek ilçede yaşamaya başlayan üç Ermeni’den birisi olan Zekeriya Sabuncu da Mardin’den aday olmak için başvuruda bulundu.

CHP’DE ERGÜNEŞ KONTENJANA BAŞVURDU

CHP’de milletvekili adaylığı için 55 seçim bölgesinde ön seçim yapılacak. Listeler ön seçimlerin sonuçlarına göre şekillenecek. Ancak CHP listelerinde Genel Başkan’ın kontenjanı da olacak. İstanbul birinci, ikinci ve üçüncü bölgeden beşer olmak üzere toplam 15 kontenjan adayı gösterilecek. Ermeni adaylar, ön seçimde seçilmeleri zor olduğundan kontenjan adaylığı için başvuru yapmayı tercih ediyorlar. Aday adaylığı başvuru sayısı 3 bine yaklaşan CHP’de sadece bir Ermeni aday adayı var. Surp Agop Hastanesi Halkla İlişkiler sorumlusu Talin Ergüneş, Cumhuriyet Halk Partisi’ne aday adaylığı için başvuru yaptı. Ergüneş, İstanbul’dan kontenjan adaylığı için de başvurdu.

AKP’DE ESAYAN İSİMİ ÖNE ÇIKIYOR

Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP) de aday adaylığı başvuruları tamamlandı. En fazla sayıda başvurunun yapıldığı parti, AKP oldu. Milletvekilliği aday adaylığı için bugüne kadar, 6 bin 223 kişi müracaat etti. Başvuranlar arasında sadece iki isim Ermeni. Gazeteci-yazar Markar Esayan ve Surp Pırgiç Hastanesi Başkan Yardımcısı Herman Baliyan milletvekilliği için başvuru yaptı. Esayan’ın ismi AKP kulislerinde uzun süredir öne çıkıyordu. Baliyan ise geçtiğimiz genel seçimlerde de AKP’ye adaylık başvurusu yapmış, ancak aday gösterilmemişti.

SÜRYANİ, EZİDİ VE ARAP BAŞVURULARI DA VAR
Süryaniler de milletvekilliği için partilerin kapısını çalanlar arasında. Sabro Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Tuma Çelik ve Süryani Kadın Merkezi Koordinatörü Aynur Özgün HDP’ye milletvekilli adaylığı için başvuru yaptı. Çelik ve Özgün, Süryanilerin yoğun olarak yaşadıkları Mardin, Şırnak ve Diyarbakır’dan milletvekili adayı olmak istiyor. Ayrıca uzun yıllar Avrupa Parlamentosu milletvekilliği yapan Feleknas Uca da HDP’den adaylık için başvuruda bulundu. Uca’nın da adaylığına kesin gözüyle bakılıyor. Uca, seçilmesi halinde parlamentoya giren ilk Ezidi milletvekili olacak. Türkiye’de ilk Arap Mıhallemi örgütlenmesi olan Mıhallemi Derneği’nin kurucusu ve başkanı Mehmet Ali Aslan da HDP’ye adaylık için başvuru yapan isimlerden.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Publicité






MessagePosté le: Sam 7 Mar 2015 - 05:50
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
IRA
V.I.P.
V.I.P.

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 484
Point(s): 1 325
Moyenne de points: 2,74

MessagePosté le: Dim 7 Juin 2015 - 20:39
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminden günümüze Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant


Թուրքիոյ խորհրդարանի մէջ տարիներ ետք կրկին Հայերու շունչ
Garo Meclise, Biz'ler Meclise
Yolun acık olsun Garo ! Tebrıkler !

7 HAZIRAN 2015 SECIM SONUCLARI

1) Garo Paylan - HDP

2) Selina Özuzun Doğan - CHP

3) Markar Esayan - AKP

TC tarihinde buna benzer bir durumu bir daha görebileceğimi zannetmem...
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Dim 7 Juin 2015 - 22:24
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

IRA a écrit:

Թուրքիոյ խորհրդարանի մէջ տարիներ ետք կրկին Հայերու շունչ
Garo Meclise, Biz'ler Meclise
Yolun acık olsun Garo ! Tebrıkler !

7 HAZIRAN 2015 SECIM SONUCLARI

1) Garo Paylan - HDP

2) Selina Özuzun Doğan - CHP

3) Markar Esayan - AKP

TC tarihinde buna benzer bir durumu bir daha görebileceğimi zannetmem...


2 - Selina Özuzun Doğan - CHP




3 - Markar Esayan - AKP


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Dim 7 Juin 2015 - 22:56
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Cumhuriyet dönemi Ermeni milletvekilleri :

Berç Keresteciyan Türker




Kigork Berç Keresteciyan (Türker) (1870, İstanbul - 1949, İstanbul), Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'e ve milli mücadeleye destekleri olmuş; TBMM 4. Dönem, TBMM 5. Dönem, TBMM 6. Dönem veTBMM 7. Dönem'de (1935-1946) Atatürk'ün gayrimüslimler için ayırma kararı aldığı kontenjandanAfyonkarahisar milletvekilliği yapmış, İstiklal Madalyası sahibi Ermeni asıllı Türk iş adamı ve siyasetçidir.
Cumhuriyet döneminde milletvekilliği yapmış 12 gayrimüslimden (1962 Senato'su ile 13) biridir. Türkersoyadı kendisine, Soyadı Kanunu ile birlikte Atatürk tarafından verilmiştir.
Mustafa Kemal'in Bandırma vapuru ile Samsun'a doğru yola çıkmasından önce, Paşa'nın avukatı Sadettin Ferit'e, "Siz, Paşa Hazretleri'nin hem avukatı, hem zannederim yakın dostusunuz. Paşa hazretlerinin bindiği vapur Boğaz dışında bir İngiliz torpidosu tarafından batırılacak. İkaz ediyorum. Lütfen Paşa Hazretleri'ne iletiniz, kıyıdan gidiniz" bilgisini ulaştırarak kendisini uyardığı ve hayatını kurtardığı yönünde bilgiler mevcuttur. Mustafa Kemal'in bu istihbarat üzerine, Bandırma vapuru kaptanı İsmail Hakkı Bey'e "Mümkün olduğu kadar sahilden gitmemiz kabil midir?" diye sorduğu, Kaptan'ın Karadeniz'e ilk kez çıktığını, nerelerin kayalık, nerelerin sığ olduğunu bilmediğini söylemesi üzerine, "O zaman pusula ile gideriz." dediği, ancak geminin pusulasının da bozuk olduğunu öğrenmesi üzerine, "Ziyan yok. Allah büyüktür. Siz yine mümkün olduğu kadar sahili takip ediniz." dediği belirtilmektedir. Buna göre, Atatürk, bu bilgiden ötürü yıllar sonra Keresteciyan'ı Türker soyadı ile ödüllendirmiştir.
1870 İstanbul doğumludur. Beş yaşındayken İstanbul Gümrüğü Şube Müdürü olan babası öldüğü için Maliye Tercüme Kalemi Müdürü olan amcası Bedros Keresteciyan tarafından yetiştirilmiştir. Osmanlı Devleti'nde Müslüman Türk entelektüeller tarafından basılan ilk gazete olanTercümanı Ahval'de editör olarak da çalışan amcası, bu yolla Agah Efendi, İbrahim Şinasi ve Namık Kemal gibi isimlerle bağlantı halinde olan bir kişiydi. Dilbilimci kimliği de taşımaktaydı ve Türkçenin, kendisinden yüz yıl sonra soydaşı Sevan Nişanyan'ın da kendi Türkçe etimolojik sözlüğünü hazırlarken yararlanacağı, ilk etimolojik sözlüğünü hazırlamıştır.
Berç Keresteciyan önce Galatasaray Lisesi'ni daha sonra ise Robert Kolej'i bitirdi. Hayatının daha sonraki döneminde de iki yıl Maliye Bakanlığı'nda çalıştıktan sonra 1890'larda Osmanlı Bankası'nda çalışmaya başladı. 1911 yılında Hilali Ahmer'in (Kızılay) üçüncü kez yeniden faaliyete geçirilmesi görevini üstlenenlerden biri olarak Cemiyetin Yüksek İdare Konseyi'nde yer aldı. Hilali Ahmer'deki tek gayrimüslim idare konseyi üyesiydi. 1910'lu yıllarda da Osmanlı Bankası'nın üç yöneticisinden biri olarak Hilali Ahmer Cemiyeti'ndeki görevini de sürdürdü.
Kurtuluş Savaşı'nda Hilali Ahmer Cemiyeti'nin ikinci başkanı olarak Anadolu'ya takalarla ilaç sandıkları gönderme işini bizzat organize etti.Sakarya Savaşı'nın en kritik anlarından birinde de, top ateşleme mekanizmaları satın alımı için de, Mustafa Kemal'in ricası üzerine aynı gün şahsi hesabından çekerek 15 bin Lira yardım yaptığı belirtilmektedir. Savaştan sonra, Beyaz şeritli İstiklal Madalyası ile ödüllendirildi. 1925 yılında Taksim Meydanı'nda İtalyan heykeltıraş Kanonika tarafından yapılan ünlü Cumhuriyet Anıtı'nın oluşturulması için kurulan heyette yer aldı.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Ziraat Bankası'nda uzman olarak çalıştı. Milletvekilliği döneminde, Hatay'ın Türkiye'ye bağlanması konusunda yaptığı tarihi meclis konuşması ile akıllarda kalmış, bu konuşma tutanaklara Ermeni asıllı birinin aynı zamanda bir Türk milliyetçisi olabileceğinin kanıtı olarak geçmiştir.
1949 yılında İstanbul'da vefat etti.


Kaynak : http://tr.wikipedia.org/
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Dim 7 Juin 2015 - 23:48
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Cumhuriyet döneminde azınlık milletvekilleri

Rıfat N. Bali
bağımsız araştırmacı
TOPLUMSAL TARIH


Azınlık nüfusunun son derece azaldığı bir ortamda siyasi partiler için azınlık
adaylarında aranacak tek vasıf, “Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtımına katkıda
bulunması” olmaktadır. Bu nitelikteki adayların sahip olmaları gereken
bir diğer asgari özellik ise geçmişte cereyan eden ve azınlıkların mağdur oldukları
olayları dile getirecek muhalif bir kimliğe sahip olmamalarıdır.


Genelkurmay Başkanı Org. İlker
Başbuğ’un 14 Nisan 2009 tarihinde
Harp Akademileri Komutanlığı’nda
yaptığı yıllık değerlendirme konuşmasında
metin dışına çıkarak
“Azınlıklardan milletvekili olamıyor
deniliyor. Ama onu bize değil siyasi
partilere sormak lazım. Aday niye
göstermiyorlar? Ama belki de haklı
bir sual,”1 demesi medyada yankı
yaratmayacaktı. Bu lakayt tavrın tek
istisnası Agos ve Radikal İki gazeteleri
yazarı Prof. Baskın Oran’ın, görüşüne
başvurulması üzerine, “Azınlıkların
neden siyasete katılmadığının
suçunu siyasi partilere atıyor.
O zaman ben de ‘orduda neden hiç
[azınlık] mensubu yok’ diye sorarım.
1940’larda çıkartılan bir yasayla Türk
ırkına mensup olmayan kimse ordu
mensubu olamaz,” demesi olacaktı.2
Org. İlker Başbuğ’un milletvekilleri
arasında neden hiçbir gayrimüslim
Türk yurttaşının yer almadığı sualinin
siyasi partilere tevcih edilmesi
gerektiği beyanının sebebini anlamak
için siyasi partiler-azınlıklar
ilişkisini incelemek gereklidir.
“azınlık milletvekilleri”
konusunun gündeme gelmesi
Gayrimüslim Türk yurttaşları hem
tek parti döneminde, hem de çokpartili
demokrasi döneminde TBMM’de
temsil edileceklerdi. Tek parti döneminde
CHF’nin azınlıklara karşı dışlayıcı
ve ayrımcı siyaseti yüzünden
partiye üye olmayacak, TBMM’de bağımsız
milletvekili olarak bulunacak
ve karar verici organlarda yer almayacaklardı.
Gayrimüslim yurttaşlar
çokpartili siyasi hayatın başladığı
1945 yılından siyasi hayatın inkıtaya
uğradığı 27 Mayıs 1960 tarihine kadar
TBMM’de temsil edilecek, 27 Mayıs
askeri müdahalesinden sonra Kurucu
Meclis’te de Devlet Başkanı temsilcisi
olarak yer alacaklardı. Ancak Kurucu
Meclis’ten sonra 34 yıl boyunca
TBMM’de herhangi bir gayrimüslim
milletvekiline rastlanamayacaktı.
Gayrimüslim yurttaşların mecliste yer
almamaları 1987-88 yıllarında gündeme
gelecekti. Milliyet gazetesi yazarı
Yılmaz Çetiner 1987 yılında, milletvekili
seçimlerinin 110. yıldönümünü
ele alan yazısında 1961 yılına kadar
azınlık milletvekillerinin TBMM’de
mevcut olduğuna dikkati çekerek
azınlıkların yeniden TBMM’de temsil
edilmelerini isteyecek ve gerekçesini
şöyle açıklayacaktı:
“Dışa açıldığımız, açılmaya mecbur
da olduğumuz Doğu’ya, Batı’ya bağlantılar
kurduğumuz şu günler; güçlü
ve haklı Türkiye’yi (sembolik de
olsa) seçilecek gayri müslim milletvekilleri,
Ermenilerin yalancılığını,
Rumların şımarıklığını, Wall Street’e
herhangi bir menfaatimizi daha inandırıcı,
daha sempatik ortaya koymaz
mı? Hiç değilse birer milletvekili diyoruz.
Fazla değil!”3


1943-1946 dönemi milletvekillerinden Avram Galanti Bodrumlu.

Şakıp Sabancı’nın teklifi
Bu yazıdan sadece üç ay sonra, 1988
yılının şubat ayında, ünlü sanayici
Sakıp Sabancı Başbakan Turgut Özal
ile yaptığı bir görüşme sırasında Yılmaz
Çetiner’in görüşüne paralel bir
görüş dile getirecek ve Başbakan
Özal’a, “Türkiye mozaiğini temsil
eden azınlıklar parlamentoya girmeli”
teklifinde bulunacaktı. Sabancı bu
görüşmeden yedi yıl sonra Tempo
dergisi muhabirine Başbakan Özal’ın
bu teklifine nasıl cevap verdiğini
şöyle anlatacaktı: “Geç vakit olmasına
rağmen, Turgut Bey meseleye yapıştı,
uzun uzun konuştuk kendisiyle.
‘Haklısın, buna bakalım’ dedi. Hatta
ben dedim ki, ‘Tanrı sana deseydi ki,
Turgut bey dile benden ne dilersen,
ne isterdin? Bak düşün’ dedim, ‘ne
istiyorsan Tanrı hepsini verdi. 280
tane parlamenter, koalisyonsuz hükümet.
Bu işi sen yapabilirsin’ dedim.
‘Bu fırsatı kullan, 10 kişiyi bunun içine
koy’. Etkilendi. Sonra, ‘bunu Adnan
beyle (Kahveci) konuş’ dedi.”4
Bu cevap üzerine Sabancı Devlet Bakanı
Adnan Kahveci’ye meseleyi açacak
ve daha sonra Başbakan Özal’a
yolladığı bir mektupta, “Ermeni, Rum
ve Yahudi cemaatlerine mensup bazı
itibarlı kişiler”e milletvekilliği, büyükelçilik,
fahri doktora payeleri verilmesinin
ve bazı derneklerin onur
başkanlıklarına tayin edilmelerinin
Türkiye Cumhuriyeti’nin dış ülkelerde
tanıtımı açısından faydalı olacağını
belirtecekti. Sabancı mektubuna
kimlere paye verilmesi gerektiğini
belirten bir isim listesi de ekleyecekti.
Bu liste şöyleydi:
Ermeni cemaatinden: Karabet Arman
(tıp doktoru), Ara Kuyumcuyan (işadamı),
Garo Mafyan (müzisyen), Ma-
sis Balyan (sanayici), Berç Sakayan
(sanayici), Pars Tuğlacı (dil uzmanı),
Arman Manukyan (iktisat profesörü),
Bedros Turabik (tıp doktoru), Nişan
Nişanyan (tıp doktoru), Raffi Portakal
(antika ve sanat uzmanı).
Rum cemaatinden: Turgut Erenerol.5
Yahudi cemaatinden: Vitali Hakko
(sanayici), Jak Kamhi (sanayici), Eli
Acıman (Manajans Reklamcılık Başkanı),
Sami Kohen (gazeteci), Eli Burla
(işadamı).
Sabancı, Tempo dergisi muhabirine
bu teklifinin temelini şöyle açıklayacaktı:
“Bugünlerde çok güncel ama,
aslında tam 32 senedir gündemimizde
AT ve Gümrük Birliği. Burada,
icapları yaptırmayı beceremiyoruz.
Demek ki, eğitimimiz, kültürümüz,
stratejilerimiz, ikna edici metodlarımız
tamam değil. Bir tarihte,
Sayın Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın
Washington’daki evinde bir davete
katılmıştım. Birçok Amerikalı kongre
üyesi vardı. Konuşma esnasında
ben diyorum ki, niçin peşin hükümlüsünüz.
Kıbrıs’ta sanki biz işgalciyiz,
onlar haklı biz haksız, Ermeni meselelerinde
yine tek yanlılar. Bu neden
böyle oluyor? Adamlar dediler ki,
‘Sabancı, bu memlekette beğen veya
beğenme bazı ehemmiyetli kriterler
var. Bunlardan biri, Rum’un veya
Ermeni’nin oyu var kardeşim. Size
nazaran daha fazla oyu var. Onlar
bize maddi kaynak veriyor, paraları
var, gücü var. Sizde o da yok. Bu ikisi
olmadığı için sizle yürümez. Biz sizi
dinlerken zaten yeterince sıcak değiliz,
bu meseleden etkilenmişiz…’ Ermeni
meselesini veya Kıbrıs işini ben
anlatırken hayalimden geçiyordu ki,
ah şurada azınlıklardan birileri olsa,
onlar bizim parlamenterlerimiz deseydik.
Bunu konuşurken bir Ermeni
milletvekilimiz olsa yanımızda, daha
dikkatli dinlerlerdi bizi.”6

Şakıp Sabancı’nın teklifine tepkiler
Sabancı’nın bu mektubu üzerine
Devlet Bakanı Adnan Kahveci
Sabancı’nın hazırladığı milletvekili
adayları listesinde ismi yer alan
ünlü işadamı İshak Alaton’u arayıp
fikrini soracaktı. Alaton, Sakıp
Sabancı’nın fikrini paylaştığını,
desteklediğini, ancak aday olmayacağını
söyleyecek ve nedenini şöyle
açıklayacaktı: “Aday olmak istemedim,
çünkü bu işi yapacak daha
enerjik gençler var. Mozaiğin farklı
renklerinin parlamentoya girmesi
fikrini alkışlıyorum, çok da önemli
buluyorum. Zaten parlamentoya 50
yaşın üzerindeki insanları götürmemek
lazım. Ben ve benim gibilerin
deneyimlerinden danışman olarak
yararlanabilinir. Türkiye’de azınlıklar
milletvekili hatta bakan olabilir.
Olmalı. Toplum da buna hazır olmalı.
Bence hazır da…”
Sabancı’nın teklif ettiği isimlerden
bir diğeri olan ünlü antika uzmanı ve
Portakal Müzayede Evi sahibi Raffi
Portakal da adaylığı düşünmediğini
şu sözlerle açıklayacaktı: “Ülkenin
realitesi böyle olabilir ancak Sakıp
Bey böyle düşünüyor diye Raffi
Portakal’ın da böyle düşünmesi
beklenemez. Böyle bir olayın içinde
düşünülmem beni onurlandırır, hoş
bir şey ama ben kendimi ayrıcalıklı
hissetmiyorum, kendimi bu ülkede
başka bir statüde görmüyorum. Görev
bu ülkedeki diğer insanlara ne
kadar düşüyorsa, bana da o kadar
düşüyor. Hissettiğim zaman siyasetin
içinde olurum. Kendimi azınlık
olarak görmüyorum…”7
Sabancı’nın bu teklifi hiçbir zaman
yürürlüğü girmeyecekti. Sabancı, hatıratında
fikrinin tatbik edilmemesinin
nedeni olarak Adnan Kahveci’nin
bir trafik kazasında hayatını kaybetmesinden
sonra hiç kimsenin
bu projeyle ilgilenmemiş olmasını
gösterecekti.8

Milletvekili adı soyadı mezhebi seçildiği siyasi parti görev yaptığı dönem



Cefi Kamhi’nin milletvekili seçilmesi
Gayrimüslim yurttaşlarının 1961 yılında
Kurucu Meclis’te temsil edilmelerinden
sonra yeniden meclise
seçilmeleri için 1995 yılını beklemek
lazımdı. 24 Aralık 1995 milletvekili
genel seçimlerinin arifesinde
DYP Genel Başkanı Tansu Çiller’in
talebi üzerine, İspanya’dan kovulan
Sefarad Yahudilerinin Osmanlı
topraklarına göç etmelerinin 500.
yıldönümünü 1992 yılında kutlamak
için kurulan 500. Yıl Vakfı Başkanı
ünlü sanayici Jak Kamhi’nin oğlu Cefi
Kamhi DYP’den İstanbul milletvekili
adayı gösterilecek ve seçilecekti.
Cefi Kamhi’nin aday gösterilmesindeki
en önemli sebep, 500. Yıl Vakfı
Başkanı Jak Kamhi’nin Amerikan
Yahudi kuruluşlarıyla teşriki mesai
edip Birleşik Amerika Kongresi’nin
ve Temsilciler Meclisi’nin Yahudi
asıllı üyeleri nezdinde yaptığı lobi
faaliyetleri sonucunda her yıl Birleşik
Amerika Kongresi’ne sunulan “24
Nisan gününün Ermeni soykırımını
anma günü olarak kabul edilmesi”ni
teklif eden karar tasarılarını başarıyla
engellemiş olmasıydı. 24 Aralık
1995 genel seçimlerinde rastlanacak
bir diğer azınlık adayı ise kısa ömürlü
Yeni Demokrasi Hareketi’nin İstanbul
adayları arasında yer alan ancak
seçilemeyen Yahudi asıllı işadamı
Mario Rodrik olacaktı.9

Cefi Kamhi’den sonraki yıllarda durum
Cefi Kamhi’nin görev süresinin sona
ermesinden sonra TBMM’de bir daha
herhangi bir gayrimüslim Türk yurttaşına
rastlanmayacaktır. İleriki yılların
seçimlerinde aday listelerinde
azınlıklara yer vermekte en çok heves
edecek olan siyasi parti sosyalist
görüşlü Özgürlük ve Dayanışma Partisi
(ÖDP) olacak, ancak hiçbir aday
seçilemeyecekti.10 Bu durum nedeniyle
İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim
üyesi Doç. Dr. Semra Somersan
TBMM’de azınlıklar için kota konulmasını
talep edecekti.11 22 Temmuz
2007 genel seçimlerinde ise Süryani
asıllı Gebro Tokgöz CHP’nin Mardin
listesinden, Ermeni asıllı Efrim Bağ
ise DP’den aday gösterilecek, ancak
onlar da seçilemeyeceklerdi.12 Günümüzde
azınlıklara sadece nüfus
açısından yoğun olarak yaşadıkları
semtlerin (örneğin Bakırköy ve Şişli)
yerel yönetimlerinde rastlanmakta.
sonuç
Azınlıkların siyasi partiler tarafından
aday gösterilmelerinin yegâne sebebi
nüfuslarının azlığından dolayı
yeterli oy tabanına sahip olmamalarıdır.
Azınlıkların TBMM’de temsil
edilebilmeleri için siyasi partilerin
onları seçilme şansı yüksek olan bir
bölgeden ve sıradan aday göstermeleri
şarttır. Bunun yapılabilmesi için
o azınlık adayının ya önemli sayıda
bir seçmen kitlesinin oylarını çekmesi
veya Türkiye Cumhuriyeti’nin
“çokkültürlü, çokdinli, hoşgörülü bir
toplum olduğu”nu ve dolayısıyla “yabancı
mihrakların Türkiye’ye yönelttikleri
soykırım suçlamalarının yersiz
olduğunu” kanıtlama amacına uygun
faaliyetlerde bulunması şarttır. Dolayısıyla
azınlık nüfusunun son derece
azaldığı bir ortamda siyasi partiler
için azınlık adaylarında aranacak tek
vasıf “Türkiye Cumhuriyeti’nin tanıtımına
katkıda bulunması” olmaktadır.
Cefi Kamhi’nin milletvekilliği ve
Sakıp Sabancı’nın teklifi bu gerçeği
kanıtlamakta. Bu nitelikteki adayların
sahip olmaları gereken bir diğer
asgari özellik, geçmişte cereyan
eden ve azınlıkların mağdur oldukları
olayları dile getirecek muhalif bir
kimliğe sahip olmamalarıdır. Bu vasıflara
sahip olmayan adaylara kitle
partileri değil, marjinal sayılabilecek
bir tabana sahip siyasi partiler (örneğin
ÖDP) rağbet etmekte ve de
tabii ki adaylar milletvekili seçilememekteler.

Siyasi parti liderlerinin, azınlıkların milletvekili olmaları hakkında
1995 yılındaki beyanatları13

Mesut Yılmaz, ANAP Genel Başkanı:
Azınlıklar şeklinde nitelediğiniz
vatandaşlarımız, çoğunluğu İstanbul,
İzmir gibi büyük şehirlerimizde
oturan Ermeni, Rum, Yahudi
asıllı vatandaşlarımız ise, Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olarak farklı
görülmelerini doğru bulmam. Bu şahsi
bir tercih meselesidir. Siyasete atılmayı
arzu eden her Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşı, bizce bu katılımda
bulunmalıdır.
Mustafa Timisi, SHP Genel
Sekreteri:
Onlar bizim yurttaşlarımız.
Siyaset yapma özgürlükleri var.
Siyasi partilere üye olabilir ve bu
konuda mücadele verebilirler. Hiçbir
siyasi partinin de onları engelleyen
tutumları olduğunu düşünmüyorum.
Bizim belediye meclislerimizde,
demokratik yarışa girip kazanan
birkaç kişi biliyorum. Siyasi mücadele
özveri istiyor. Azınlıklar; kendilerini,
enerjilerini başka alanlarda
değerlendiriyorlar. “Oy potansiyelimiz
yok” kaygısına kapılmalarını da
doğru bulmuyorum. Çalışmalarına
bağlı olarak seçilme şansları herkes
kadar vardır. İmaj olarak ise,
Türkiye’nin böyle bir ihtiyacının
olduğunu düşünmüyorum. Bizim
parlamentomuzda azınlık milletvekili
var diye bir imaja gereksinimimiz
yok. Demokratik ve yasal haklarımız
var mı yok mu bu önemli ki, o da var.
Avrupa’da bizim vatandaşlarımız belirli
bölgelerin içerisine hapsedilmiş olarak
oturuyorlar.
Rıza Ulucak, RP Genel Başkan
Yardımcısı:
Önce şunu belirtmek lazım,
bazı hadiseler azınlıkları azaltmıştır.
Bugün toplasanız sayıları 100 bin kişiyi
bulmaz. Siyasete müstakil girmeleri
de mümkündür ama sayı açısından
bu mümkün gözükmemektedir.
Siyasete girmelerinde bir mani
yoktur ama sayıları itibariyle başka
yönlere yönelmektedirler. Ticaret
sahalarını azınlıklar yönetmektedir.
Resmî şekilde değil ama fiyatları
onlar tayin etmektedir. O bakımdan
belki milletvekilliğini önemsemiyor
da olabilirler. Sayıları az ve heves
etmemiş olacaklar. Milletvekili olup da
ne olacak? Bir maaşa talim edecekler.
Bunu düşmanlık diye söylemiyorum,
yanılabilirim, ama yanılmadığımı
sanıyorum, Türkiye’nin kaymağını onlar
yemekteler. Biz onları asla dışlamış
değiliz. Bize göre bir mahzur yok ama bu
seçilmeye yeter mi yetmez mi, orasını
bilemem tabii.
Sümer Oral, DYP Genel Başkan
Yardımcısı:
Türkiye’de mevcut
seçim kanunları var. Milletvekilleri
buna göre seçiliyor. Azınlıkların
bu anlamda yolunu kapayan bir engel
yok. Parlamentoda olmalarını normal
karşılarım ama onların kişisel
tercihleri şu an için bu değil gibi
görünüyor. Biliniyor ki, Türkiye’de
bu yol açık. O nedenle, olmaları
Türkiye’nin imajı açısından bir şey
değiştirmez.
Rıza Müftüoğlu, MHP Genel
Başkan Yardımcısı:
Bugüne kadar
yapılan 4 Anayasanın seçimleri
düzenleyen maddelerinde Lozan
Antlaşması ile vurgulanan azınlıklarla
Türk vatandaşları arasında hiçbir
hususta ayırım veya kısıtlama
olmamıştır. Bu sebeple parlamentoda
1960 sonrasındaki yıllarda hiçbir azınlık
milletvekili olmaması bu kesimin
bence siyasete soğuk bakmasından
kaynaklanmaktadır. Türkiye’de
partilerce uygun görülen ve takdir
edilen her aday milliyet
farkı gözetmeksizin oy alabilirler.
Partilerde hiç görev almayan vatandaş
grubumuz varsa onların da siyasete
girmesi Türk siyasetine daha çok
katkıda bulunur ve siyasetimiz daha da
renklenir.14


Dipnotlar
1 “Org. Başbuğ açıklama yaptı”, Hürriyet, 16 Nisan
2009. Bu yazının taslağını okuyup görüşlerini
bildiren Doç. Dr. Elçin Macar’a teşekkür ederim.
2 “Yarım yamalak açılım olmaz”, Birgün, 16 Nisan
2009.
3 Yılmaz Çetiner, “Seçimlerin 110. yılı ve gayri
Müslim milletvekilleri”, Milliyet, 30 Kasım 1987.
4 Figen Akşit, “Azınlıklar Parlamento’ya…”, Tempo,
24 Ocak 1995, Sayı 4,s. 18-24.
5 Turgut Erenerol Papa Eftim’in oğlu olup söz
konusu tarihte Türk Ortodoks Patriği olmalıydı.
Sakıp Sabancı’nın bu kişiyi “Rum cemaatinden”
olarak değerlendirmesi yanlıştır, zira
Erenerol kendisini Türk Ortodoks olarak
tanımlamaktaydı.
6 Figen Akşit, “Azınlıklar Parlamento’ya…”, Tempo,
24 Ocak 1995, Sayı 4, s. 18-24.
7 Figen Akşit, “Azınlıklar Parlamento’ya…”, Tempo,
24 Ocak 1995, Sayı 4, s. 18-24.
8 Sakıp Sabancı, Bıraktığım Yerden Hayatım,
Doğan Kitap, İstanbul, 2004, s. 414.
9 Rıfat N. Bali, Cumhuriyet Yıllarında Türkiye
Yahudileri Devlet’in Örnek Vatandaşları (1950-
2003), Kitabevi, İstanbul, 2009, s. 402
10 “ÖDP’nin gözü azınlık oylarında”, Yeni Yüzyıl, 18
Mayıs 1996; “Saruhan Oluç: Azınlıklar ÖDP’de”,
Cumhuriyet, 15 Şubat 1999.
11 Semra Somersan, “Azınlıklara Meclis’te
Sandalye”, Radikal İki, 11 Nisan 1999.
12 “Meclis yine “azınlık”sız kaldı”, Radikal, 26
Temmuz 2007.
13 Figen Akşit, “Azınlıklar Parlamento’ya…”, Tempo,
24 Ocak 1995, Sayı 4, s. 18-24.
14 Figen Akşit, “Azınlıklar Parlamento’ya…”, Tempo,
24 Ocak 1995, Sayı 4, s. 18-24.

Gayrimüslim Türk yurttaşları hem tek parti döneminde, hem de çokpartili
demokrasi döneminde TBMM’de temsil edileceklerdi. Tek parti döneminde
CHF’nin azınlıklara karşı dışlayıcı ve ayrımcı siyaseti yüzünden partiye üye
olmayacak, TBMM’de bağımsız milletvekili olarak bulunacak ve karar verici
organlarda yer almayacaklardı.



1950-1954 dönemi Demokrat Parti milletvekillerinden Ahilya Moshos.


1950-1960 dönemi DP milletvekillerinden Aleksandros Hacopulos.


1961 kurucu meclis devlet başkanı temsilcisi Hermine Agavni Kalustyan.


1950-1954 dönemi Demokrat Parti milletvekillerinden Andre Vahram Bayar.


1946-1954 dönemi Demokrat Parti milletvekillerinden Salamon Adato.

Kaynak : CUMHURİYET TARİHİ, TOPLUMSAL TAR‹H 186 HAZİRAN 2009, s. 60 - 64
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Lun 8 Juin 2015 - 00:02
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Cumhuriyet dönemi Ermeni milletvekilleri :

Dr. Zakar Tarver

Dr.Zakar Tarver, (d. 1893, Eğin) - (ö 19 Eylül 1960), Ermeni asıllı Türk siyasetçi ve radyolog hekimdir.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunudur. Fransa ve ABD’de Röntgen İhtisas yapmıştır. Serbest Doktorluk, TBMM X. ve XI. Dönem İstanbul Milletvekilliği yapmıştır. Evli ve bir çocuk babasıdır.[1]
Hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]
1894 yılında ailesi İstanbul’a göç etmiştir. Öğrenimini Topkapı'da Levon-Vartuhyan Bahçecik Amerikan Koleji ve İstanbul Tıp Fakültesi'nde tamamladı. 1933’te radyoloji alanında uzmanlaştı. Uzmanlığını yurtdışında güncelleştirdi ve Uluslararası Radyoloji Kurumu üyesi oldu. II. Dünya Savaşı yillarinda askerliğini Sivas’ta yüzbaşı olarak yaptı. 1949-1951 ve 1951-1954 dönemlerinde Surp Pirgiç Hastanesi Vakfi yönetimine seçildi ve bu hastanede müdürlük ve başhekimlik yaptı. 1954-1957 ve 1957-1960 dönemlerinde Demokrat Parti’den İstanbul milletvekili oldu. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na önemli hizmetleri dokundu. 27 Mayıs 1960 Darbesi'nden sonra Adnan Menderes ile birlikte sevkedildiği Yassıada'da19 Eylül Yassıada'da ölen ilk milletvekili Ermeni cemaatinden radyolog doktor Zakar Tarver'dir. Milletvekilleri pencereleri gazeteyle kapatılmış vapura bindirmiş, Yassıada'ya götürülmüşlerdir. Vapura binerken Zakar Bey'in ayağına bir subay çelme takıyor, Zakar Bey baş üstü yere düşüyor, bir iki gün içinde Yassıada'da vefat ediyor.

Kaynak : http://tr.wikipedia.org/
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Dernière édition par mafilou le Lun 8 Juin 2015 - 00:11; édité 1 fois
Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Lun 8 Juin 2015 - 00:10
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

27 Mayıs'ın Unutturulmuş Kurbanı Dr. Zakar Tarver



AGOS
10 Haziran 2011


27 Mayıs 1960'ta yaşanan askeri müdahale Demokrat Parti iktidarına son verirken, Türkiye'de on yılda bir yaşanacak darbeler döneminin de başlangıcı oldu. Ordu, 27 Mayıs darbesiyle siyasete el koydu, iktidarı gasp etti, seçimle ve çoğunluğun oyuyla iktidarda bulunan Demokrat Parti'yi devirdi. Yassıada'da görülen 'Anayasa'yı ihlal' davası, vatana ihanet suçlamasıyla açılmıştı.
Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'le birlikte, 401'i milletvekili olmak üzere, 500'den fazla Demokrat Partili, darbecilerin kurduğu mahkemelerde sanık oldu ve yargılandı. Davanın vatana ihanet suçlamasıyla açılmasının sebebi, cumhurbaşkanının ancak vatana ihanet suçu kapsamında sorumlu tutulabilmesi ve yargı önüne çıkarılabilmesiydi. O tarihte 78 yaşında olan Celal Bayar'ın idam cezasına çarptırılabilmesi için gereken 'hukuki' zemin, Türk Ceza Kanunu'ndaki 65 yaş sınırının kaldırılmasıyla hazırlanmıştı.
Darbeciler ve yandaşları 27 Mayıs askeri darbesini bir 'devrim' olarak adlandırmıştı. 27 Mayıs darbesi, 1963'te, İsmet İnönü hükümeti tarafından 'Hürriyet ve Anayasa Bayramı' adıyla resmi bayram ilan edilerek kutlanmaya başladı. 27 Mayıs okul kitaplarına alınarak, 1960'tan 1983'e kadar çocuklara bir 'devrim' olarak okutuldu.
Lideri idam edilmiş bir siyasi geleneğin devamı olan ve Demokrat Parti'nin yerine kurulan Adalet Partisi, ne ironiktir ki, 12 Mart'ta darbecileri desteklemişti. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam kararına ilişkin Meclis görüşmelerinde Süleyman Demirel sıralara vurarak "Üç isteriz" diye bağırmış, 27 Mayıs'ta asılan üç siyasetçiye karşı üç gencin idam edilmesi yönünde oy kullanmıştı.
Cuntanın yaptığı 27 Mayıs darbesi çok yakın bir tarihe kadar kendine aydın-solcu diyen insanlar tarafından bile 'devrim' olarak kabul edilmekteydi. Ancak son yıllarda darbecilik tartışmaları 27 Mayıs'ın da yoğun bir şekilde konuşulmasını sağladı. O tarihlerde yaşananlar, acı hikâyeler anlatılmaya, yazılıp çizilmeye başladı. Genç Siviller gibi girişimler ve demokrat aydınlar 27 Mayıs konusunda bir farkındalık yaratarak, o dönem yaşanan acıları ve hukuksuzlukları gözler önüne serdiler.
27 Mayıs darbesinin kurbanları denince akla ilk olarak idam edilen Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan gelir. Ancak bu darbenin kurbanları sadece onlar değildi. Yassıada'ya götürülenlerden 10 milletvekili ve bürokrat işkence sonucu hayatını kaybetti. Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Lütfi Kırdar, duruşma sırasında kalp krizi geçirerek hayatını kaybetti. Yusuf Salman, Lütfü Şaylan, Gazi Yiğitbaşı, Emekli Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut, Yümnü Üresin ve Kenan Yılmaz, Anayasa davasında yargılanırken, Yassıada'da vefat ettiler. İçişleri Bakanı Namık Gedik, Ankara'da Harp Okulu'nda hayatını kaybetti, ölüm nedeni 'intihar' olarak açıklandı. Herkesin ortasında askerlerden dayak yemeyi gururuna yediremeyen Cemil Keleşoğlu bileklerini keserek intihar etti. İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay da 30 Eylül 1960'da, işkence sonucu hayatını kaybetti.
27 Mayıs'ta maruz kaldığı muamele sonucu ölen politikacılardan biri de Ermeni'ydi. Demokrat Parti İstanbul Milletvekili ve Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi'nin eski başhekimlerinden ve Türkiye'nin ilk radyologlarından Zakar Tarver de 27 Mayıs'ın işkence sonucu ölen kurbanlarından biri oldu. Tarver 27 Mayıs'ta tutuklanmıştı. Yassıada'da hayatını kaybeden Tarver'in ölüm nedeni kayıtlara "kalp krizi" olarak geçti. Ancak dönemin tanıkları, milletvekilinin gerçek ölüm nedeninin farklı olduğunu söylüyor. Anlatılanlara göre, Tarver bir askerin çelme takması sonucu düştükten sonra darp edildi ve hayatını kaybetti.
Tarver'in yaşadıkları 27 Mayıs'ın bilinmeyen hikâyeleri arasında yer alıyor. Bugüne dek bu konu üzerine kayda değer ne bir haber ne de bir yazı yayımlandı. Tarver'in hikâyesini merak edip araştırmaya başladığımızda, bu talihsiz ölümün izini sürmenin çok da zor olmayacağını düşünüyorduk. Bu kadar değerli bir bilim insanı ve dönemin önemli bir siyasi aktörü hakkındaki bilgilere kolaylıkla ulaşabileceğimizi sanıyorduk. Ancak araştırmaya başlar başlamaz gördük ki küçücük bir bilgi kırıntısına ulaşmak dahi bir hayli zor olacak. Türkçe gazeteler de, Ermenice gazeteler de, Zaker Tarver'in ölüm haberini, Sıkıyönetim Komutanlığı'nın yayımladığı açıklamayla vermiş ve ölümün kalp krizi sonucu olduğunu yazmışlar. Tarver'in, binlerce kişinin katılımıyla gerçekleşen ve bir tür darbe karşıtı sessiz gösteri olduğu anlatılan cenaze töreni, gazetelerde haber dahi olmamış.
Zakar Tarver, Balıklı Ermeni Mezarlığı'nda yatıyor. Bugün onun hikâyesini anlatabilecek pek kimse kalmadı. 27 Mayıs darbesi üzerine yaptıkları çalışmalarla bilinen Emine Gürsoy Naskali ve H. Emre Oktay, Yassıada'yı yaşamış olanlardan dinlediklerinden yola çıkarak Tarver'in ölümünün askerlerin kendisine reva gördüğü muameleyle ilgili olduğunu söylüyor. Emine Gürsoy Naskali, Yassıada sanıklarından, Türkiye'nin üçüncü cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın torunu. H. Emre Oktay ise, dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Faruk Oktay'ın oğlu. Tarver ailesinin üyelerini bulma çabamız ne yazık ki olumlu bir sonuç vermedi. Ailenin yakınlarından birine ulaşabildik, ancak o da yaşadıklarını anlatmaktan çekindi ve yalnızca, doktorun ölümüne kadar olan süreç hakkında kısa bilgiler verdi. Tarver'in ölümü ve cenaze töreni hakkındaki sorularımızı ise, gözyaşları içinde kaldığı için, yanıtsız bıraktı. Bu durum, 27 Mayıs sonrasında yaşanan korkunun, Tarver ailesi ve genel olarak Türkiyeli Ermeniler üzerinde yarattığı travmanın bir yansıması.

Zakar Tarver kimdir
Zakar Tarver'in asıl adı Rupen Zakar Zakaryan'dı. Soyadı Kanunu çıktıktan sonra Zakar Tarver adını aldı. 1894'te, o zamanlar yaklaşık 5 bin 500 kişilik bir Ermeni nüfusa sahip olan Eğin'de (bugünkü Kemaliye) dünyaya geldi. Doğduğunda, annesi Yevkine 16 yaşındaydı. Babası Ohan Zakaryan, manifaturacılık yapıyordu. 1895'te, Eğin'de Ermenilere yönelik saldırılar sırasında Zakaryan ailesinin evi ve dükkânı yakıldı. Kendi memleketinde can güvenliği ve barınacak yeri kalmayan aile İstanbul'a göç etti.
Zakar Tarver Bey'in babası Ohan Zakaryan, manifatura dükkânına gelip giden doktorlardan çok etkilendiği için "Oğlum okursa doktor yapacağım" diyordu. Nitekim öyle oldu. İlkokulu İstanbul Makriköy'deki (Bakırköy) Bezazyan'da, ortaokulu da Bahçecik Amerikan Koleji'nde okuyan Zakar Tarver, 1917'de, o zamanlar Haydarpaşa'da bulunan İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Bölümü'nden başarıyla mezun oldu.
Zakar Zakaryan, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Ordusu'nda subay olarak görev yaptı. O dönemde Anadolu Ermenileri tehcir ve katliamlarla karşı karşıyaydı. Tarver'in nerede görev yaptığını bilmiyoruz. Osmanlı ordusundaki pek çok Ermeni er, amele taburlarında hayatını kaybetmişti. Ancak subay olanların hayatta kalma şansları nispeten yüksekti. Tarver de onlardan biri oldu.
Radyoloji alanında uzmanlaşmak için Fransa'ya giden Zakar Zakaryan, 1919-1922 yılları arasında Maria Curie'nin yanında asistanlık yaptı. Dönemin ünlü tıp profesörlerindan eğitim alan Zakar Tarver, önemli sağlık kurumlarında çalıştı. İstanbul'a ilk röntgen cihazını o getirdi. Bir süre Surp Pırgiç Hastanesi'nde radyolog olarak çalıştı. Uluslararası Radyoloji Derneği üyesi olan, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa'da birçok konferansa katılan Tarver, Türkiye'de tıp biliminin gelişimine önemli katkılarda bulundu.
Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi'nde,1923-1925 ve 1927-1933 yılları arasında Radyoloji Kliniği Şefi; 1948-1955 yılları arasında ise başhekim olarak görev yaptı. Hastanede pek çok yeniliğe imza atan Tarver, bugün de devam eden Surp Pırgiç dergisinin yayımlanmasını sağladı.
'R. Zakaryan' ve 'Z. Kar' mahlaslarıyla Ermenice öyküler ve yazılar yazdı. Ermenice ve Türkçenin yanında Fransızca, Almanca ve Rusça biliyordu. Hayatının büyük bir bölümünü okumaya vakfeden doktorun, çok büyük bir kütüphanesi vardı.
Doktor Tarver, İkinci Dünya Savaşı yıllarında gayrimüslimlerin toplu halde askere alındığı Yirmi Sınıf İhtiyat Askerliği kapsamında, 48 yaşındayken ikinci kez askere gitmek zorunda kaldı; 1942-1943 yıllarında Sivas'ta yüzbaşı rütbesiyle yedek subay olarak görev yaptı.
Böylece, her iki dünya savaşı sırasında da askerlik yapmış oldu. Tek parti iktidarı döneminde CHP'nin Varlık Vergisi ve Yirmi Sınıf İhtiyat Askerlik gibi ayrımcı uygulamalarını bizzat yaşayan Tarver'in, çok partili dönemde neden Demokrat Parti'de siyaset yapmayı tercih ettiği sorusunun yanıtını da bu deneyimlerde aramak gerekir sanırız.
Siyasete ilk olarak İstanbul Belediyesi'nde Meclis üyesi olarak girdi. İsmini vermek istemeyen bir yakınının deyimiyle, "Günümüzde milletvekili olmak için paralar saçılırken, o, çevresindekilerin yoğun ısrarları kıramayarak" aday oldu ve 1954'te milletvekili seçildi.
Milletvekili Zakar Tarver, 27 Mayıs Darbesi'nde tutuklanarak, pek çok parti arkadaşı ve bürokratla birlikte, camları gazete yapıştırılarak kapatılmış bir gemiyle Yassıada'ya götürüldü. Kısa bir süre sonra da ölüm haberi geldi. Tarver'in yakını, o günlerde yaşadıklarını şu sözlerle anlatıyor:
"19 Eylül'de ailesine haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Cenazesini Gülhane'deki Adli Tıbba götürmüşler. O tarihte Adli Tıp Gülhane'deydi. Zakar Bey'in bütün vücudu mosmordu. Belli ki çok dövmüşler. 'Menderes'e bile neler yaptılar, kim bilir bu gâvura neler yapmışlardır' diye düşündük. Yaşlı olduğu için dayanamamış... Zaten hassas bir insandı. Gazeteleri annesinden sakladık, oğlunun ölüm haberini okumasın diye. 'Asker gazeteleri yasakladı' dedik. Sonra duyunca annesi yıkıldı, çok acı çekti."
Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın torunu Prof. Emine Gürsoy Naskali de, Yassıada'da yaşananları şu sözlerle anlatıyor:
"O yıl ben 10 yaşındaydım. İzmir'de annem, anneannem ve kız kardeşlerimle ev hapsindeydim. Darbeden sonra, davalar başlayana kadar hiç kimseyle temasımız olamadı, o sebeple Zakar Bey'in cenazesine katılamadım. Zakar Bey'in, Yassıada'ya götürülürken gemiye bineceği veya gemiden ineceği sırada görevli subay tarafından itilip düşürüldüğü, başını çarptığı ve darp edildiği anlatıldı. Ölümüne bu hadise sebep olmuş. Beyin kanaması olmuş, revire kaldırılmış. Bu olayı ben annemden dinledim. 'Öyle olduğunu nasıl kanıtlarız, bunu anlatacak şahidimiz var mı?' diye sormuştum anneme. Zakar Bey'le birlikte Yassıada'ya götürülenler hadiseyi o yıllarda bu şekilde anlatmışlar. Yani oradakilerin hepsi şahit. Aynı grup içinde bulunanlar görmüşler ve hadiseyi böyle anlatmışlar."


"Yassıada cehennemi"nden notlar
Emekli psikolog H. Emre Oktay, 27 Mayıs darbesi öncesinde İstanbul Emniyet Müdürü olan Faruk Oktay'ın oğlu. Darbe yapıldığında, Faruk Oktay, Demokrat Parti yanlısı olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Zakar Tarver'in ölümünden 11 gün sonra, 30 Eylül 1960'ta, Faruk Oktay'ın ölüm haberi ailesine ulaştırıldı.
H. Emre Oktay o sırada 12 yaşındaydı. Aile, darbenin yoğun baskı ortamında, bu acı olayın yasını dahi gerektiği gibi tutamadı. H. Emre Oktay'la, babasının ölümünü, ailesinin yaşadıklarını ve Zakar Tarver'i konuştuk. Onun yaşadıkları, Tarver ailesinin anlatılamayan hikâyesi hakkında da bir fikir veriyor.

CHP döneminde gayrimüslimler tedirgindi
Demokrat Parti (DP) 1950'de iktidara geldi. DP'den önce Tek Parti dönemi vardı. Tek parti döneminde, gayrimüslimler ve iktidar, yani İnönü'nün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) arasında bir gerginlik vardı. Varlık Vergisi çok sıkıntılar yaratmıştı, Yirmi Sınıf Askerlik vardı. Varlık Vergisi'ni veremeyenlerin borcuna önce faiz yükleniyor, daha sonra bu kişiler Aşkale'ye, çalışma kampına gönderiliyordu.
Bir de Sirkeci'de çalışma kampı kurmuşlardı, oraya da gönderilenler oldu. Milli Şef İnönü, Almanların uygulamalarına özenmişti. Gayrimüslimlere silahlı eğitim yaptırmıyorlar, onları yol yapım işinde çalıştırıyorlardı. Demokrat Parti iktidara gelince, gayrimüslimlerle CHP arasındaki gerginlik ortadan kalktı. Meclis'te Musevi, Rum, Ermeni milletvekilleri görmeye başladık. Zakar Tarver de bunlardan biriydi. 1950'de DP iktidara gelince azınlıklarla ilişkiler normalleşti.

Babamı almaya tankla geldiler
27 Mayıs darbesi yapıldığı zaman babam İstanbul Emniyet Müdürü'ydü. O dönem Nişantaşı Valikonağı Caddesi'ndeki Hayat Apartmanı'nda oturuyorduk. Evin önüne, üzerinde bir top olan tank ve tam teçhizatlı iki cemse (askeri kamyon) asker geldi. Cemsenin projektörleri yandı, askerler evi çevirdiler.
Evde ben, ağabeyim, annem ve babam var. Ben 12 yaşındayım, ağabeyim 14 yaşında; yani öyle tankla, topla, iki kamyon askerle gelmeyi gerektirecek bir durum yok. Sanki babamın milis kuvvetleri varmış gibi geldiler. Birden böyle bir baskın olunca çok korktuk tabii. Tankın topu evimizin camına çevrildi, o kadar çok askeri görünce şok olduk. Eve iki asker geldi, "Beyefendiyi karargâha götüreceğiz" dediler. Babam üzerini değişti, götürdüler.

İlaçlarını vermediler
Babamı Davutpaşa Kışlası'na götürmüşler. Düzenli almak zorunda olduğu ilaçlar vardı. Tansiyon ve kalp hastasıydı. İlaçlarını annem, ağabeyime verdi babama götürmesi için. Ağabeyim kışladan döndü bembeyaz bir suratla. "Ne oldu?" diye sordu annem.
Genç bir subay eline vurmuş, ilaçları yere atmış, "Burası hastane mi? Defol git!" demiş. Şimdi Balyoz'da, Ergenekon'da tutuklananlar GATA'ya gidiyorlar, çok iyi şartlar altındalar. Ondan sonra babamı Yassıada'ya götürdüler. 500'den fazla kişi götürülmüş adaya, ve Zakar Tarver, Başbakan Menderes, bakanlar, diğer milletvekilleri, bürokratlar, inanılmaz kötü bir muameleye maruz kalmışlar.

Herkesi susturdular
İlk ölen, İçişleri Bakanı Namık Gedik oldu. Darbeden üç gün sonra, henüz adaya götürülmeden, Harp Okulu'nda öldü. "İntihar etti" dendi. 19 Eylül'de Yassıada'dan haber geldi, Zakar Tarver öldü diye. Nasıl öldü peki? "Kalp krizi"nden öldü dendi. Rapor falan yok tabii ortada. O döneme ait kayıt, evrak yok. Olamaz da zaten, her şeyi toplayıp el koydular. Tedbirler Kanunu vardı.
O dönem herkes sinmiş vaziyette, herkes korkuyor, "Aman başıma birşey gelmesin" diye. Bizim akrabalarımız evimize gelmediler. Dayılar, halalar, teyzeler korkularından bize selam bile vermediler. Çok korkunç bir ortamdı.
Zakar Bey'den 11 gün sonra 30 Eylül'de babam Faruk Oktay öldü. Yassıada çok kötü olayların yaşandığı bir cehennem. 27 Mayıs darbesi dendiği zaman herkesin aklına üç infaz gelir, halbuki Yassıada'da on kişi öldü. Yassıada'nın bir komutanı var, Yarbay Tarık Güryay. Nazi esir kampındaki gestapolardan farkı olmayan bir adam. Gazeteci Turan Dilligil o zaman bir kitap yazmıştı Tarık Güryay hakkında, adı 'Allahsız Gardiyan'dı.

Kim bilir neler yaptılar
İstanbul Sıkıyönetim Komutanı darbecilerle birleşti. Ankara Sıkıyönetim Komutanı bunu yapmayı reddedince canına okudular Yassıada'da. Daha sonra babamın yanında kalan arkadaşlarından öğrendik, Yassıada'da Bizans döneminden kalma zindanlar varmış, bu zindanları kullanmışlar. Biz 2009 yılında adaya gittik. Zindanlar karşılıklı hücreler şeklinde, her hücre iki metreye iki metre genişliğinde. Ayağa kalkamazsınız, yere oturamazsınız. Yerde çamur ve su var.Bu zindanda babamı üç gün tutmuşlar.
16 Haziran 1960'ta Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyesi Lütfü Saylan öldü. Onun için de kalp krizi dediler. Kim bilir ne yaptılar adama. Kimse bilmiyor ki o zaman adada ne olup bitttiğini... Adanın etrafı tel örgülerle, askerle, gemilerle çevrili. O zaman hak arama diye bir şey yok. Biri gidip "Ne oluyor?" falan dese onu da tutuklarlar.
İnsan haklarının 27 Mayıs'taki kadar yok sayıldığı bir dönem olmamıştır. 27 Mayıs bir afet. Zaten bütün darbelerin temelinde o var. Çünkü 27 Mayıs çok kolay yapıldı ve yapanlar ceza görmediler. Yüz buldular, sonra darbeler başladı.1961'de Askeri Nizamname'yi kanuna çevirdiler, iç hizmet kanunu yaptılar. Nizamnamenin "Askerin görevi Cumhuriyeti kollamak, korumaktır" şeklindeki 35. maddesini kanunlaştırdılar ve buna dayanarak sürekli darbe yaptılar. 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat ve 27 Nisan haricinde, 15'e yakın darbe teşebbüsü var.

50 kelimelik mektuplar
Tedbirler Kanunu vardı. 27 Mayıs aleyhinde imada bile bulunsanız, DP'yi övseniz beş yıl hapis cezası alıyordunuz. Herkesi susturmayı başardılar. O dönem darbeciler aleyhinde biri bir haber yapsa öldürürlerdi hemen. Alır götürürlerdi, bir daha da haber alamazdınız. Çok zalimdiler. Askere göre Demokrat Partili olmak demek vatan haini olmak demekti. Biz evimizdeki fotoğrafları bile yırttık. Sürekli baskın yaptılar. Celal Bayar'ın bile birçok evrakı kayboldu o dönem.
Yassıada'ya yazılan mektuplar en fazla 50 kelimelik olabiliyordu, daha fazlasına izin yoktu. "Nasılsın, iyi misin, kazağa ihtiyacın var mı?" sadece bu kadar yazabiliyorduk.

Cenazeyi verirken dalga geçtiler
Babam tutuklandıktan dört ay sonra, 30 Eylül'de bir telefon geldi, annem açtı. "Kocanız öldü, cesedini Kasımpaşa Deniz Hastanesi morguna gönderdik, oradan alın" demişler. Bu kadar! Ne oldu, nasıl öldü, bir bilgi veren, açıklama yapan yok. Ağabeyim cenazeyi almak için hastaneye gitti. Hastanede iki subay gelmiş yanına, ilgili bir şekilde yaklaşmışlar.
Ağabeyim "Faruk Oktay'ın cenazesini alacağım" demiş. "Hangi Faruk?" diye sormuş subaylar. Faruk adında bir subay ölmüş o günlerde, o zannediyorlar. Yassıada'da ölen Faruk Oktay olduğunu öğrenince dalga geçerek gidiyorlar. Cenazeyi ağabeyime iki er teslim ediyor.
Babamın göğsünde kocaman bir yara varmış. Yassıada'da kalan İstanbul Eski Valisi Ethem Yetkiner, "Hamama gittik, Faruk Oktay'ın vücudundaki yaraları görünce şaşkına döndük" diyor. Dövmüşler babamı.
O dönem 28 Nisan olayları vardı. Öğrencileri sokağa döktüler. Öğrenciler her yana saldırdı. Sonra yüzlerce öğrenci öldü diye dedikodular çıkardılar. Güya öğrencilerin ölülerini kuyulara atmışlar, Et ve Balık Kurumu'nun buzluklarına atmışlar, kıyma makinalarından geçirip Konya asfaltının altına saklamışlar! Buna çocuklar bile güler fakat o zaman aydın geçinen insanlar inanıyorlardı.

Sahte hürriyet şehitleri
Babama adadaki sorgusunda "Ölüler nerde?" diye soruyorlar. Babam da "Hangi ölüler?" diyor. 28 Nisan'da Beyazıt'ta çıkan olaylarda sadece iki kişi ölmüş. Biri, tank üstünde slogan atan Nedim Özpolat; tank hareket edince, tankın altında kalarak ölüyor. Diğeri de Turan Emeksiz; nereden geldiği belli olmayan bir kurşunla hayatını kaybediyor. Kurşun sekmiş, belli, çünkü Emeksiz'in vücudundan çıkan kurşun eğri. Yani kaza sonucu ölmüş. Sonra adını bir vapura verdiler Emeksiz'in.
Babama diyorlar ki, "Celal Bayar, Adnan Menderes sana ateş et emri verdi, öğrenciler öldü. Nerede ölüleri?" Babam, "Nerede bu öğrencilerin aileleri? Ölü falan yok. Bize kimse ateş emri vermedi, biz de ateş etmedik" diye cevap veriyor. Darbeden sonra 'hürriyet şehidi' diye beş kişiye daha merasim yaptılar.
Onlar kim biliyor musunuz? Biri, darbeci subaylardan, Radyoevi'nin önünde, darbe yapılırken ölen İhsan Kalmaz. Onun adını da bir vapura verdiler. Bir başka 'hürriyet şehidi' de yanına çocuğunu almış, darbe oldu diye sevinirken askerler ateş ediyor, çocuğu ölüyor. Demokrat Partililer öldürmüş gibi tören yapıyorlar. Babama yöneltilen suçlama bu. "Söyle, ölüler nerde?" diyerek dövüyorlar babamı. Zaten ilaçlarını da vermemişlerdi. Babamı kaybetmemiz böyle oldu.

Ağabeyim üzüntüden verem oldu
Babam öldükten sonra annem hayata küstü, hep yas tuttu. Sadece bizim için, çocukları için yaşadı. Ağabeyim Ömer, üzüntüden verem oldu. Bir gün bembeyaz oldu, baktık kan kusuyor. Ertesi gün doktora gittik, üçüncü dereceden verem olmuş. Bir sene yatmak zorunda kaldı. Annem çok ilgilendi, o kurtardı ağabeyimin hayatını. Ben psikolojik travma geçirdim. Yan binadaki CHP'liler babam hapiste diye alay ettiler benimle. Ben de çocuğum, susmadım; 'Babamın bir suçu yok' deyince beni dövdüler.

Tarver'in 6-7 Eylül olaylarına ilişkin meclis konuşması
Dr. Zakar Tarver'in 6-7 Eylül olayları sonrasında TBMM kürsüsünden yaptığı bir konuşma, onun, Cumhuriyet'in azınlıklar için çizdiği 'sadık gayrimüslim vatandaş' portresinin tipik bir örneği olduğunu gösteriyor. Ancak, "Memleketimizde yaşayan ufacık gayrimüslim azınlık mukadderatını bu memleketin mukadderatına bağlamış, bu memleketin iyiliğine candan sevinen ve maazallah felaketine de samimiyet üzülen insanlardan mürekkeptir" diyen Tarver'in bu duruşu bile, 27 Mayıs sonrasında Yassıada'da 'Ermeni milletvekili' olarak özel bir muameleye tabi tutulmasına engel olamadı.
Muhterem Arkadaşlarım, memleket büyük bir felakete maruz kalmıştır. Bu vandalizmi işleyenler teşhis edilmiştir. Milli hayatımıza kasteden kuvvetin başka kisvelere bürünerek caniyane tasavvurlarının tahakkukuna uğraştığını görüyoruz. Binaenaleyh ilk vazifemiz bu kisveleri ortadan kaldırmak olmalıdır.
Bunlar nedir? Henüz bazı geri kafalı dimağlarda mevcut Müslim-Gayrimüslim ayrılığı. Bu felakete maruz kalan azınlığa karşı Sayın Başvekilimizin sempatisine, şahsen şahidim. Delillerini de verebilirim. Örfi idare ilan edilmiştir. Eminim ki bu Vandalizm'i işleyenlere, vazifelerinde tekâsül gösterenlere kanun müstahak oldukları cezayı verecektir ve mağdur olanlara, bilhassa küçük esnafa Devlet her nevi yardımı yapacaktır.
Ancak saltanat ve halifelik devirlerinden kalma bir zihniyetin izleri mevcuttur. Bazı örümcek bağlamış kafalar, Türkiye Cumhuriyetinin laik bir devlet olduğunu henüz anlamamış bulunuyorlar. Artık bu memlekette dini faikıyetin değil ancak ve ancak istidat ve kabiliyet önünde bütün kapıların açık olduğunu daha görememiş olanlar vardır.
Din bir vicdan işidir (...) Türkiye'yi temsil eden bütün unsurlar şüphesiz ki, hepsi Türktür. Aynı eşit muameleye tabidir (...) Memleketimizde yaşayan ufacık gayrimüslim azınlık mukadderatını bu memleketin mukadderatına bağlamış, bu memleketin iyiliğine candan sevinen ve maazallah felaketine de samimiyetle üzülen insanlardan mürekkeptir.
Asırlardan beridir Türkiye'de yaşayan Ermeni azınlığın ifa edegeldikleri hizmetler cümlenin malumudur (...) Dosta ve düşmana karşı bizleri utandıracak olan son Vandalizm'i gösterileri dolayısıyla azınlıkların bu samimi duygularını bu kürsüden belirtme memleketin yüksek menfaatlerine uygun olacağı kanaatindeyim. Allah bu memleketi korusun.

Kaynak: Ahmet Yaşar Akkaya, Menderes ve Azınlıklar, İstanbul, 2011
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Lun 8 Juin 2015 - 13:35
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Cumhuriyet dönemi Ermeni milletvekilleri :



Mıgırdıç Şellefyan

Mıgırdıç Şellefyan (1914, Adapazarı - 10 Aralık 1987), Ermeni asıllı Türk siyasetçidir.
Lise mezunu olan Şellefyan Fransızca ve az miktarda İngilizce ve İtalyanca bilmekteydi. Türkiye’deki Ermeni cemaati ve Patrikhane, öldüğü 10 Aralık gününü matem günü ilan etti.[1] Tüccarlık, Ermeni Cemaati Merkez Mütevelli Heyeti Başkanlığı, İstanbul Şehir Meclisi Azalığı, TBMM XI. Dönem İstanbul Milletvekilliği yapmıştır. Evli ve iki çocuk babasıdır.[2]
27 Mayıs Dönemi Temsilciler Meclisi'ne ve 1962 Cumhuriyet Senatosu'na yapılmış iki atama sayılmazsa, Meclis'e seçilen son Ermeni Türk vatandaşı olmuş bir siyasetçi ve iş adamıdır.
Süleyman Demirel'in 1960'lı yıllardaki Başbakanlığı esnasında kendisine ve ailesine çok yakın bir isim olarak tanınmıştır. Türkiye'nin sonradan tanık olacakları yanında miktar açısından nispeten önemsiz kalacak, Gaziantep Havaalanı ihalesini kazanıp parayı aldıktan sonra batması, teneke kaçakçılığı (yolsuzluğu) ve Başbakan'ın yeğeni Yahya Demirel ile ortaklaşa sunta mobilya hayali ihracatı gibi konularla akıllarda kalmıştır.

Kaynak : Wikipedia
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Lun 8 Juin 2015 - 13:37
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

2015’ten figüran yerine aktif Ermeni vekil çıkar mı?

Nayat Karaköse
Agos
04.03.2015


Mıgırdiç Şellefyan, TBMM’de 1957-1960 döneminde seçilmiş son Ermeni vekil.1960’tan bu yana, herhangi bir partiden başka bir Ermeni vekil seçilmedi.
Eğer soykırım olmasaydı, “Bu sene, Meclis’e acaba 1960’tan beri ilk defa bir Ermeni vekil girer mi?” sorusu yerine, “Acaba bu yıl 60 mı, yoksa 70 mi Ermeni vekil Meclis’e girer?” gibi sorular soruyor olurduk.
Bu yıl, AKP, CHP ve HDP, Ermeni aday gösterecek gibi görünüyor. AKP, 2015 seçimlerinin ardından Meclis’e yüksek ihtimalle Ermeni bir vekille girecek. Dünyaya ve özellikle Diaspora’ya, “Bakın, artık Ermeniler vekil ‘bile’ olabiliyor!” diyecekler.
Bu hamle, bir kısım Ermeni’yi ziyadesiyle memnun edecek. Bu hamlenin samimiyetini sorgulayanlar veya aday gösterilen vekilden memnuniyetsizliklerini dile getirenler de, “makbul Ermeni” kategorisinden “kıymet bilmez Ermeni” kategorisine sürgün edilecekler. “Siz de hiçbir şeyden memnun olmuyorsunuz” denilerek, yıllar sonra az da olsa verilen bazı haklar, büyük bir lütufmuş gibi sunulacak ya da pazarlanacak.
Nitekim, 2002 veya 2007 seçimlerinde aday gösterilecek bir vekil, çok daha iyi bir ‘samimiyet’ göstergesi olurdu. Bu sadece AKP’nin meselesi de değil. 2002 öncesinde, 1961’den bu yana faaliyet gösteren onca partinin adım atmamakta ısrarcı olduğu, 54 yıllık bir ayıp. Eğer, müstakbel vekilimiz, dört yıl boyunca bir vitrin süsü olacak, sözünü söylemeye çekinecek, haysiyetinden vazgeçmek zorunda kalacak, bir sonraki seçimde en az 3 adayın gösterilmesine vesile olmayacaksa, ilettiği talepler ‘hallederiz’ diyerek geçiştirilip figüran vekil kontenjanından Meclis’e girecekse, ne yararı var ki?.. Ha, eğer Ermeni bir aday, 1961’den bu yana seçilen ilk Ermeni vekil olma isteğiyle tarihe adını yazdırmak istiyorsa ve figüranlık hiç mühim değilse, o zaman ayrı tabii…
CHP de, “Bakın, AKP bir aday gösteriyor, biz de gösterelim” diyerek, Ermeni bir aday gösterme gayretine girecek gibi görünüyor. Bu niyet de ikna edici olmayacak, birçokları için. “Yıllar önce neredeydiniz?”, “AKP, bu adımı atmasaydı, Ermeni aday gösterecek miydiniz?” gibi sorular sorulacak veya vakıf mallarının iadesine engel olmak için Anayasa Mahkemesi’ne koşan CHP’ye, çok daha mesafeli yaklaşacak birçok Ermeni.
HDP ise kurulduğu ilk günden bu yana, vekillik için Ermenilerden aday gösterme tutumu sergileyerek, seçmenin kafasında samimiyetle ilgili en az soru işareti oluşturan parti. Ermeniler arasında da HDP’ye giderek artan bir sempati var, geçmişte AKP’ye oy veren Ermenilerin bir kısmı, cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bu yana, HDP’ye kaymış durumda. Bir Ermeni’nin vekilliğinin pasif veya figüranlık boyutunda kalma ihtimalinin en az olduğu parti, HDP gibi görünüyor.
Öyle ya da böyle, 2015 seçimleri, hiç şüphesiz, samimiyetin test edildiği bir seçim de olacak…

http://www.agos.com.tr/
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 484
Point(s): 66 991
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 11 Juin 2015 - 08:49
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant



http://www.rotahaber.com/gundem/yeni-vekil-baslarken-55-bin-tl-para-alacak-h535443.html



http://www.haberturk.com/ekonomi/is-yasam/haber/1089480-yeni-vekiller-15-temmuzda-55-bin-lira-alacak


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 484
Point(s): 66 991
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 25 Juin 2015 - 10:34
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Cübbeli Ahmet Hoca: Bir de çıkmış Meclis'te yemin ediyor dinsiz, kitapsız, şerefsiz!




'Kim vatanı bölmek niyetindeyse...'



Kamuoyunda Cübbeli Ahmet Hoca olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü, Meclis'teki yemin törenine ilişkin olarak, "Dinsiz, kitapsız! Memleketi bölmek için uğraşıyorsun, vatanı bölmek için uğraşıyorsun, namusun ve şerefin üzerine yemin ediyorsun. Sana şerefli denebilir mi? Tam şerefsiz!" dedi.

"Kimseden bahsetmiyorum, genel konuşuyorum" diyen Cübbeli Ahmet, "Kim vatanı bölmek niyetindeyse ondan bahsediyorum. 'Ben değilim' diyene laf zaten vurmuyor. Sen niye gocunuyorsun ki?" ifadesini kullandı.

Cübbeli Ahmet Hoca'nın Vahdet'te "Dindar ve ehil bir doktora danışın" başlığıyla yayımalanan (25 Haziran 2015) yazısından bazı bölümler şöyle:
‘Namus ve şeref üzerine yeminin hükmü’

Adam evden işe gittiğinde kadın ne yapıyor? Belli değil! Allah namus versin. Mahkemeye gidiyorsun, namusun ve şerefin üzerine yemin ettiriyorlar. Yemin edilmesi caiz değil. Çünkü Allah’a yemin edilir, namusa yemin edilmez. Hâkim, kadına “Namusun ve şerefin üzerine yemin eder misin?” demiş. Kadın da “Hâkim Bey bende namus ne arar?” demiş. O kadın mertlik yapmış. Yani kadın “Kendini avutma, bu yeminden bir şey olmaz” demek istiyor. Öbürü zaten şerefsiz. Sen şerefsize “Şerefin üzerine yemin et” diyorsun. Ee adam zaten şerefsiz. Şimdi böyle şerefsizler var.
‘Genel konuşuyorum’

Şimdi çıkıyor Meclis’te “Namusum ve şerefim üzerine yemin ederim” diyor. Dinsiz, kitapsız! Memleketi bölmek için uğraşıyorsun, vatanı bölmek için uğraşıyorsun, namusun ve şerefin üzerine yemin ediyorsun. Sana şerefli denebilir mi? Tam şerefsiz! Kimseden bahsetmiyorum, genel konuşuyorum. Kim vatanı bölmek niyetindeyse ondan bahsediyorum. “Ben değilim” diyene laf zaten vurmuyor. Sen niye gocunuyorsun ki?


http://t24.com.tr/haber/cubbeli-ahmet-hoca-bir-de-cikmis-mecliste-yemin-toreni-ediyor-dinsiz-kitapsiz-serefsiz,300759


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 484
Point(s): 66 991
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Ven 26 Juin 2015 - 15:40
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant



Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 484
Point(s): 66 991
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 1 Juil 2015 - 09:19
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

Garo Paylan: Bence Markar Esayan'ın Mehmet Metiner'den farkı yok



‘Partimdeki Kürtleri ve Türkleri, mesela AKP'den seçilen Markar Esayan'a tercih edebilirim’HDP’den milletvekili seçilerek Meclis’e giren Garo Paylan, AKP’den seçilen Markar Esayan’ı eleştirdi. “Markar Esayan'ın son dönem performansına baktığımızda bir Mehmet Metiner'den çok farkı yok” diyen Paylan, “Yalnızca Ermeni kimlikli olması benim için çok da bir şey ifade etmiyor” ifadesini kullandı.

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan’a konuşan Garo Paylan, “Üç Ermeni milletvekili seçilmesi önemli ama ben partimdeki Kürtleri ve Türkleri, mesela AKP'den seçilen Markar Esayan'a tercih edebilirim” diye konuştu. Paylan, Esayan’a yönelik eleştirilerini şöyle sıraladı:

http://t24.com.tr/haber/garo-paylan-bence-markar-esayanin-metinerdden-farki-yok,301413


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Dim 19 Juil 2015 - 00:13
MessageSujet du message: Ermeni olmak tıpkı Türk olmak gibi suç değildir - Selina Doğan
Répondre en citant

Selina Doğan: Ermeni olmak tıpkı Türk olmak gibi suç değildir



CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Adalet Bakanı Kenan İpek tarafından cevaplandırılması için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına soru önergesi verdi.

CHP İstanbul Milletvekili Selina Doğan, Ceza Kanunu’nun ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçunun düzenleyen 216 maddesine savcıların duyarsız kaldığını iddia ederek ‘savcılar kör ve sağır’ dedi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in, kendisine ‘Ermeni’ demesinden dolayı gazeteci-yazar Hayko Bağdat hakkında manevi tazminat davası açtığına dikkat çeken Doğan, “ Böyle bir davanın açılıyor olabilmesi başlı başına bir ırkçılıktır. Ermeni olmak tıpkı Türk olmak gibi suç değildir. Ermeni kelimesi de tıptık Türk kelimesi gibi kimseye karşı bir hakaret olarak kullanılamaz” dedi. “Hayko Bağdat yalnız değildir” diyen Selina Doğan, “ Yoksa bizler de Kars caddelerinde Ermeni avına mı çıkalım” diyen MHP Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel’in durumunu da Adalet Bakanı Kenan İpek’e sordu. Selina Doğan’ın yazılı açıklaması şöyle:
"Bir halkın ya da bir grup insanın diğer halk ya da insanlar¬dan üstün olduğunu savunmak bir suçtur. Hiçbir devlet de kendi vatandaşları arasında, farklı bir kesimin diğer kesim üzerinde baskı kurmasına, bir kesimin diğer kesimi aşağılamasına seyirci kalamaz, kalmamalıdır.
Türk Ceza Kanunu’nun 216’ıncı maddesi ile “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçu olarak düzenlenmiştir. Ancak hemen hergün etnik ve dini azınlıklara karşı nefret ve aşağılayıcı söylemler kullanılmasına karşın savcılar bu maddeye karşı kör ve sağırlar.
Sadece savcılar değil siyasetçiler ve kanaat önderleri de bu söylemleri görmeyerek, kınamayarak dolaylı yoldan bu suça ortak olmaktadırlar.
“Ermeni” kelimesini başkalarına karşı bir hakaret kelimesi olarak kullanan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, kendisine “Ermeni” diye hitap edilmesinden dolayı gazeteci /yazar Hayko Bağdat hakkında manevi tazminat davası açması, bu konuda yaşananların son örneğini oluşturmuştur. Böyle bir davanın açılıyor olabilmesi başlı başına bir ırkçılıktır.Ermeni olmak tıpkı Türk olmak gibi suç değildir. Ermeni kelimesi de tıptık Türk kelimesi gibi kimseye karşı bir hakaret olarak kullanılamaz.
Hangi kademede olursa olsun kamu yöneticileri söylemlerine dikkat etmek zorundadır.
Hayko Bağdat yalnız değildir
Adalet Bakanı Kenan İpek’e yöneltilen MHP Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel’le ilgili sorular şöyle.
Devletler vatandaşları arasında, farklı bir kesimin diğer kesim üzerinde baskı kurmasına, bir kesimin diğer kesimi aşağılamasına seyirci kalamaz. Birçok devletin kanunlarında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suç olarak kabul edilmiştir. Nitekim Türk Ceza Kanunu’nun 216’ıncı maddesi “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçunu düzenlemektedir.
Türkiye’de Türk ve Müslüman olmayan azınlıklara ilişkin hemen her gün aşağılayıcı ve ırkçı ifadeler kullanılmaktadır. Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel, caz piyanisti Tigran Hamasyan'ın Ani Harabeleri'nde konser vermesinin ardından Ermenileri ve Hristiyanları hedef gösteren açıklamalar yapmıştır. Adıgüzel, “Yaptıkları bu hareketle ne amaçlanmak isteniyor? Bunların içerideki destekçileri kimlerdir? Hangi satılmış basın mensupları bunlar ile ortaklaşa hareket ediyor? Herkes haddini bilecek ve bu saatten sonra ayağını denk alacaktır. İçeriden ve dışarıdan satılmış hain beyinler tarafından sabrımız zorlanmak mı isteniyor? Yoksa bizler de Kars caddelerinde Ermeni avına mı çıkalım?” demiştir. Konserin “papaz kıyafetiyle” yapılmasına da tepki gösteren Adıgüzel, bir dini ve etnik kesimi açıkça tehdit etmiş ve aşağılamıştır.
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü de Twitter hesabından “Manukyan'ın Adana'daki yeğeni mutludur. Üç teyze çocuğu daha meclise girdi. AKP, CHP ve HDP den. Ne kadar gururlansa azdır" ifadelerini kullanmıştır. Sözlü, bu ifadeleriyle Matild Manukyan'ın Ermeni olmasıyla milletvekili seçilen 3 Ermeni arasında bir bağ kurmuş ve böylece 3 milletvekilini etnik kimliğinden dolayı aşağılamak istemiştir.
Doğu Türkistan’da yaşanan olayların ardından Türkiye’de yaşayan Çinliler ve çekik gözlüler bazı kesimlerin hedefi olmuştur. Çekik gözlü turistlere saldırılar olmuş, Çin lokantaları basılmış ve bazı sokaklara “Burnumuzda tütüyor Çinlinin kan kokusu” yazılı pankartlar asılmıştır. Çinlilere yönelik çok açık ırkçı ifadeler kullanılmıştır.
Bu bilgiler kapsamında;
1-Kars Ülkü Ocakları Başkanı Tolga Adıgüzel ve Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü hakkında bir soruşturma başlatılmış mıdır?
2-Çinlilere yönelik saldırılar ve ırkçı söylemlerin ardından kaç kişi hakkında soruşturma başlatılmıştır?
3-2005 yılından bu yana 216’ıncı maddeden dolayı kaç kişi hakkında soruşturma açılmıştır?
4-2005 yılından bu yana 216’ıncı maddeden dolayı kaç kişiye dava açılmıştır?
5-2005 yılından bu yana 216’ıncı madde kapsamında kaç kişiye ceza verilmiştir?
6-Aynı tarihler arasında 216’ıncı madde kapsamında açılan davalardan kaç tanesi etnik ve dini azınlıklara karşı işlenen suçlara ilişkin olmuştur?"
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 247
Point(s): 37 927
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Sam 17 Oct 2015 - 20:56
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri
Répondre en citant

CHP’den Diasporaya 100. yıl hediyesi

Türkiye’yi soykırımcı olarak ilan eden ve Ergenekon davasında müdahil olan avukat Erdal Doğan’ın eşi Selina Özuzun Doğan, İstanbul 2. Bölgede birinci sıra adayı yapıldı

09 Nisan 2015
http://www.aydinlikgazete.com/
Zihni Erdem / Ankara



ABD ve AB sözde Ermeni Soykırımının 100. yılı için anma hazırlıklarını sürdürürken CHPde boş durmadı. CHP, Kurtuluş Savaşını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni soykırımcı ilan eden Erdal Doğan’ın eşini kontenjandan İstanbul 2. Bölgeden 1. Sıra adayı yaptı. Kılıçdaroğluyapılan uyarıları da dinlemedi. “Kim, nasıl anlam verirse versin” diyerek Doğan’ın adaylığında ısrar etti. Selina Özuzun Doğan adaylığının açıklanmasının hemen ardındanAgos gazetesine yaptığı açıklamada, adaylık teklifinin çok yeni ve birinci sıradan aday gösterilmesinin ise sürpriz olduğunu belirtti. Doğan, adaylığının CHP içindeki değişimin en önemli kanıtı olduğunu kaydederek, adaylığının Ermeni soykırımının 100. yılına gelmesinin simgesel bir anlamı olduğunu ve bunun CHP’ye olumlu yansımaları olacağını söyledi.

TÜRKİYE’Yİ ŞİKAYET ETTİ
Selina Özuzun Doğan’ın eşi Erdal Doğan’ın hem CHP’yi hem de Mustafa Kemal Atatürk’ü soykırımcılıkla suçladığı ve Türkiye’yi uluslararası mahkemelere şikayet ettiği de ortaya çıktı. Sözde “Soykırım” iddialarının tanınması için hukuki yol arayan ve bunun için mahkeme kararı çıkarma arayışında olan Doğan, bu amaçla, Türkiye hakkında, “Kültürel soykırım” yaptığı gerekçesiyle Lahey Uluslararası CezaMahkemesi(UCM)’ye dilekçe vermiş.
Erdal Doğan’ın bir özelliği daha var. Doğan; Zirve, Poyrazköy Davasının müdahil avukatı. Zirve davasının Ergenekon tertibi ile birleştirmesi ve yurtseverlerin daha ağır cezalara çarptırılması için çaba gösterenlerden.
KILIÇDAROĞLU: BU DÜNYAYA ÖNEMLİ MESAJ
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni milletvekili adayı tablosunu Hürriyet’e değerlendirirken, “Ermeni kökenli Selina Özuzun Doğan da var ki Ermeni kimliğinden öte bilgisi, birikimi ve eğitimiyle TBMM’de bize büyük katkı sağlayacak. Uzmanlık komisyonlarında faydalanacağız. Ayrıca dünyaya da önemli bir mesaj” dedi. Kılıçdaroğlu, ‘Ermeni Tehciri’nin 100’üncü yılında Selina Özuzun Doğan’ın adaygösterilmesi’yle ilgili değerlendirmeler hakkında ise “Kim, nasıl anlam verirse versin. Bizim için bütün anlamlar geçerlidir” yorumunu yaptı.

‘CHP TÜRKİYE’Yİ ARKADAN HANÇERLEDİ’
Talat Paşa Komitesi Başkanı İsmail Hakkı Pekin de yaptığı açıklamada CHP’nin Ermeni soykırımı yalanını savunan birini aday göstermesine tepki gösterdi. Pekin şunları söyledi:
“Talat Paşa Komitesi olarak Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran bir partinin Türkiye Cumhuriyeti’nin illegal bir devlet olduğunu, Ermeni Soykırımı üzerine kurulduğunu iddia eden bir kişiyi kontenjandan 1. sıradan aday göstermesi esef vericidir. CHP bu tavrıyla Ermeni Soykırımı yalanına destek olmuştur. Bu tutum ülkenin birliğine değil bölünmesine hizmet eder. Bu kararın sözde Ermeni soykırımı iddialarının 100. yılına rastlamış olması da ayrıca üzüntü vericidir. Başta ABD olmak üzere batılı birçok ülke soykırım yalanı bahanesiyle Türkiye aleyhine karar almaya çalışırken CHP bu tavrı ile Türkiye’yi arkadan hançerlemiştir. CHP’ye oy vermeyi düşünen vatandaşların bu konuyu dikkate almalarını öneririm.

‘SOYKIRIM YOKTUR’ DİYEN ADAY LİSTE DIŞI
Selina Özuzun Doğan tercihi, PM’ye ismi Iğdır 2’nci sıradan milletvekili adayı olarak giren Uluslararası Asılsız Ermeni İddialarıyla Mücadele Derneği Genel Başkanı Göksel Gülbey’in isminin çizilmesine de neden oldu. “Ermeni bir adayı liste başı yapıyorken Göksel Gülbey’in Iğdır’dan listeye girmesi tezat olur” uyarısı üzerine Kılıçdaroğlu, PM’den ismi değiştirme yetkisi aldı ve bu yetkiyi kullandı. Birinci sıradaki Adil Aşırım’a dokunmayan Kılıçdaroğlu 2. sıradaki Gülbey’in yerine İrfan Bakır’ı getirdi.

DOĞAN: DERSİM DE SOYKIRIM
Erdal Doğan, Kürmeş Derneği’nin internet sitesinde, “Dersim soykırımı” başlıklı yazısında açıkça Atatürk’ü “soykırım”cılıkla suçladı. Doğan, Alevileri de cellatlarına aşık olanlara benzetti.
1937-38 tarihindeki askeri harekatla Dersim’i tümden “imha etmenin” amaçlandığını öne süren Doğan, “Bu bölge özelinde gerçekleşen tüm süreci ve yaşananları dikkate aldığımızda soykırımı Dersim Soykırımı diye adlandırmak en doğru yaklaşım olacaktır” dedi.
Ermenilerin 1915’den beri maruz kaldıkları mağdurlukların halen devam etmekte olduğunu görüşünü savunan Doğan, sözde “Soykırım” iddialarının tanınması için yapılacak hukuki girişimlerle ilgili de bilgi verdi.

‘CHP’NİN DOĞAN’I ADAY GÖSTERMESİ ANLAMLI’

Doğan’ın rakibi Vatan Partisi İstanbul 1. Bölge 1. Sıra adayı Tayfun İçli, CHP’nin kontenjandan aday gösterdiği Selina Özuzun Doğan ve açıklamaları ile ilgili olarak şunları söyledi: “Çok talihsiz bir açıklama. Kurtuluş savaşını ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunu da içine alan emperyalist bir yalanın CHP İstanbul 2. Bölge kontenjandan 1. Sıra adayına yaptırılmış olması bir rastlantı değildir. Anlaşılan o ki Yeni CHP ülkeyi bölme, milleti ayrıştırma parçalama şeklindeki emperyalist oyuna ortak olmuştur. Bu açıklamanın soykırım yalanının 100. yılında yapılması ve bu kişinin de simgesel olarak aday gösterilmesi anlamlıdır. Yeni CHP yönetiminin bu kararı Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı saygın Ermeni yurttaşlarımızı da incitmiştir. CHP Ermeni soykırımı iddialarını destekleyen değil reddeden bir Ermeni kökenli vatandaşımızı aday gösterseydi Türkiye’nin birliğine hizmet etmiş olurdu.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Dernière édition par mafilou le Sam 17 Oct 2015 - 21:02; édité 1 fois
Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 15:02
MessageSujet du message: Cumhuriyet döneminde günümüze kadar Ermeni milletvekilleri

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> News (Archives/Dossiers) - Haberler (Arşiv/Dosya) - Լուրեր (Արխիւ) Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: 1, 2  >
Page 1 sur 2
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com