Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 447
Point(s): 66 883
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 27 Jan 2016 - 20:30
MessageSujet du message: Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar
Répondre en citant

Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar Yalçın Küçük Yine Eteğindeki Taşları Döktürdü







Yalçın Küçük’ten Koç hakkında tartışma yaratacak sözler

Prof. Dr. Yalçın Küçük Mustafa Koç’un ölümünü ve gündemi değerlendirdi.Prof. Dr. Yalçın Küçük gündeme ilişkin Deniz Hakan ve Okan İrtem’e konuştu. Mustafa Koç’un ölümünü değerlendiren Küçük, “Rahmi Koç hâlâ gençti, dünyaları geziyordu. Böyleyken, 2003 yılında bir hanedan kararıyla Koç krallığını bırakıyor, yerine Mustafa Koç getiriliyor. Bu, Koç ailesinin Cumhuriyet’e bağlılığını bitirip, dindar bir politikanın savunucusu olduğu tarihtir” dedi. Küçük, Gezi direnişinde Divan Otel’in kapılarını da işçilerin açtığını iddia etti.

İşte Küçük’ün Hakan ve İrtem’e yanıtları:

Deniz Hakan: Yalçın Hocam, geçtiğimiz hafta Türkiye’nin gündemi oldukça kalabalıktı. Yeni CHP yönetimi belirlendi, ABD Başkan yardımcısı Biden Türkiye’ye geldi, İmralı tutanakları haberleri sürüyor, hepsi üzerine konuşmak istiyoruz. Peki, önce Mustafa Koç’la başlayabilir miyiz? Erken bir yaşta hayatını kaybetti. Ancak ben daha çok, Koç’un ölümünün ertesi günü Hürriyet’te çıkan bir başlık üzerinden soru yöneltmek istiyorum. Hürriyet, Mustafa Koç’un 2003 yılından bu yana “Koç’a bir Koç daha kattığını” yazdı. Çok dikkat çekici bir büyümeden söz ediyoruz, AKP döneminde gerçekleşti. Tüpraş, Koç’a verildi, sizin pek çok kez işaret ettiğiniz gibi Koç bu dönem içinde dayanıklı tüketim malları satıcılığından, üstelik devlet parası ile, harp sanayine girdi. Böylesi bir büyümeyi nasıl açıklarsınız?

Yalçın Küçük: Dediğiniz gibi, genç yaşta bu dünyadan ayrıldı, üzücüdür. Hürriyet gazetesinin haberi nasıl verdiğine baktım, önemlidir, buradan başlayalım. Hürriyet “zamansız veda” yazdı, bu genç Koç’un bu dünyadan ayrılışının beklenmedik bir zamanda olduğunu söylüyordu. Hürriyet’in haberi sunuşuna bakacak olursak, Mustafa Bey sanki Hürriyet’in sahibidir, diyebiliriz, öyle görünüyor. Bunu da sadece buna bakarak söylemek istemiyorum, söylemiyorum, çünkü ben öteden beri Hürriyet’in Koç ailesinin elinde olduğunu düşünürüm.

Hürriyet’in kurulduğu zamanda İsrail sermayesi ile kurulduğu söylenmişti. İsrail’in kuruluşunun ayak seslerinin geldiği, kesin görüldüğü bir zamanda kurulmuştur. Hürriyet gazetesinin Yahudi sermayesi tarafından kurulduğunu, bunların tartışıldığını ben çıkardım, bu tarihtir, ben belleğim. 11 Aralık 1949’da Hürriyet gazetesinde Sedat Simavi “ben bu gazeteyi çıkarttım, çekemeyenler oldu, dedikodular yaptılar” diyordu, “sözde bu gazeteyi Yahudi sermayesiyle çıkarıyormuşum, bu çirkin dedikoduları şimdiye kadar ses çıkarmadım. Ses çıkartıyordu, “Hayır” diyordu, demek ki bu gazetenin Yahudi sermayesiyle ortak olarak kurulduğu konuşuluyordu.

Benim bilgilerimle Simavi ailesi İbrani asıllıdır. Yakında arkadaşım Tekin ile çıkaracağımız “Kökler” kitabında bu konuya açıklık getirebilmeyi ümit ediyorum. Tabii bu arada, Simavi ailesi ile Koç ailesinin akraba olduğuna ilişkin tespitler de var. Yakın arkadaştılar.

SİMAVİ ADINI ÇÖZEMİYORUM

Simavi adını bir türlü çözemiyorum, Semavi de olabilir, bu nihayet yazı meselesidir, biliyorsunuz Arabi’de i’den önce v girer. Bu semavi, göksel demektir, ibrani’deşemai denir, aynı sözcüktür, bunda hiçbir kuşku yoktur. Arabi ile ibrani çok yakındır, bunu da söylüyoruz. “Kökler” kitabında Koç ailesinin de kökünü çıkaracağız. Rahmi Koç ile Erol Simavi’nin çok yakın, birbirinden ayrılmayan arkadaşlar olduğuna dair fotoğraflar kitaplarımda vardır. Çok yakında. Rahmi Bey’in eşi Mustafa ve Ali’inin anneleri Çiğdem Hanım’dır. Çiğdem Hanım Meserretler’in kızıdır, sonradan Rahmi Bey’den ayrıldı, Erol Bey’in kardeşleri Haldun Simavi ile evlendi. Meserretler diyorum, Vali Konağı’na gittiğinizde sol tarafta Meserret oteli vardır, Jön Türk döneminde Meserret Oteli en önemli yerdir, bütün politik buluşmaların olduğu yerdir, şimdi yok. Ben İstanbul’da okurken eski bir kahveydi, altında gazeteciler tavla oynarlardı. Meserret odur. Çiğdem Simavi’nin ailesidir, onlar da Jön Türk döneminin önemli bir ailesidir. İttihat ve Terakki döneminde Meserret Oteli’dir, Cumhuriyet döneminde Ankara Palas yaptılar, devamlılık var. Orada büyük politik toplantılar, kulisler olur. Erken Cumhuriyet’te Ankara Palas vardı, geç Cumhuriyet’te ne vardı, Divan Oteli vardı, resmi bir yerdi. Divan’da yemekler olurdu, politik kulisler olurdu. Güzel. Nedir bu, taziyeleri Divan Oteli’nde kabul ediyorlar, İttihat ve Terakki’den bugüne kadar öyle kabul ediyorlar. Öğrendik, Kemal Kılıçdaroğlu Nakkaştepe’ye gitmiş, onu biraz ayrı kabul etmiş.

Nakkaştepe’yi biliyor musunuz? Çıkış’ın ikinci cildinde var, Kuzguncuk’u yazdım orada. Nakkaştepe de Kuzguncuk’tadır. Kuzguncuk’a da ne denir, Küçük Kudüs, Kudüscük, Kuzguncuk’tur. Çok yakınında İstanbul’un en önemli Yahudi mezarlığı vardır.

Ben öteden beri Hürriyet gazetesinin önemli ölçüde Koç ailesinin elinde olduğunu düşünürüm. Zaten Aydın Doğan’ın en önemli işi de, Koç tarafından üretilen bazı makinelerin, ürünlerin perakende satışını yapmasıydı. Bunları başka bir zamanda daha ayrıntılı olarak ele alabiliriz.

Yayımlanan bilgilerle Mustafa Bey’in ne zaman öldüğünü bilemiyoruz, Hürriyet gazetesinin haberinde saat kaçta kalp krizi geçirdiği söylenmiyor.

ÖLÜM SAATİ GAZETELERDE AÇIKLANMADI

Okan İrtem: Sabah sporu yaparken dendi.

Y.K.: İlk müdahaleyi spor hocası ile şoförünün yaptığı söyleniyor, normal değil, her gün, her sabah spor yapan bir insan, denizlere giden, denizleri seven insanın sabah kalkıp sporunu yaparken çok yakınında spor hocası olmaz. Orada bakanlar, görenler demek ki, hemen müdahale ettiler. Bu, dikkat çekici bir durum. Şunu da anlıyoruz ki, Mustafa Bey ile sevgili eşleri aynı çatı altında değiller. O haber vermiyor, o daha sonra geliyor. Daha önemli olan nokta da, Beykoz Devlet Hastanesi’ndeki doktorlardan Mustafa Koç’un hangi saatte bu dünyadan ayrıldığı, hatta bu dünyadan ayrılmış olarak mı hastaneye geldiği öğrenilemedi, bilemiyoruz. Hürriyet gazetesi kötü bir gazetecilik yapmış. Not ediyorum. Çünkü Vehbi Bey’in ölümünde sonra da, şu anda bizi ilgilendirmiyor ama, tartışmalar çıkmıştı. Emin olamıyoruz. Vehbi Bey’in ölümünden sonra bir ara mezarı açılmıştı. O nedenle eksik bilgiler konusunda bir hassasiyetimiz var. Benim özellikle var, bunu söylemek durumundayım. Bunun ayrıntısına girmek istemiyorum, şu anda bizi ilgilendirmiyor. Ama her şeye meraklı olan benim, Mustafa Bey’in ölüm saatinin Hürriyet gazetesi ve hiçbir gazete tarafından açıklanmaması dikkatimi çeker.

D.H.: Yedide diye bir açıklama yaptılar.

Y.K.: Yedide Beykoz’a götürüldü, ondan sonra verilen bilgiler belli değil. Şöyle bir işaret var, Beykoz Hastanesi’nin kalp bölümünden alındı ve Acil’e götürüldü deniliyor. Amerikan Hastanesi’ne aktarılırken Acil’den alınıyor. Doktorların ölümü açıklamasından yarım saat önce bir başkası açıklıyor. Ulusoy, o açıklıyor, ondan sonra açıklanıyor. Dolayısıyla Mustafa Bey ile ilgili bir bilgi eksikliği var. Hürriyet gazetesininki kötü bir gazeteciliktir, onu söylemek istiyorum.

VEHBİ BEY CUMHURİYET ÇOCUĞUYDU

Sorunuza gelecek olursak, Vehbi Bey her şeye rağmen Cumhuriyet’in çocuğuydu ve özellikle İsmet Paşa döneminde zengin oldu. Benim o konuda yazılarım var. Menderes, Vehbi Bey’in Cumhuriyet Halk Partisi’nden kaydını silerek Demokrat Parti’ye girmesi için çok baskı yapmıştı. Vehbi Bey buna mukavemet etmişti, sonunda kabul etmişti. Demokrat Parti’ye girmedi ancak Cumhuriyet Halk Partisi’nden ayrıldı. O sırada İsmet Paşa Hazretleri “koruyalım” dedi ve bir şekilde de korudular. Bunu not ediyorum. Rahmi Bey akepe’nin iktidara gelmesinden ve Tayyip Erdoğan’dan hiç hoşnut olmadı. Erdoğan ile ilgili söylenen “milyar dolarlık zengin oldu, nasıl oldu” sözü de Rahmi Koç’a aittir. Çok bilinen bir sözdür.

Ne oldu peki, acaba II. Bayezid’in oğlu Yavuz Selim’den mi aldık, II. Bayezid’in oğlu Yavuz Selim babasını tahttan indirdi, yerine geçti. Acaba Mustafa Koç ile küçük kardeşi Ali Koç beraberce babaları Rahmi Koç’u tahtan mı indirdiler? “Tahttan mı indirdiler,” sözünü bilerek kullanıyorum, çünkü Hürriyet gazetesine bakacak olursak, bir tür hanedan olarak yazıyor ve hanedanın çocuğu sayıyor. “Çok büyük bir adamdı, yoksullara yardım ederdi, çocukları severdi, adı da Mustafa’ydı,” diyorlar. Orada bir edebiyat var. Şuraya gelmiş oluyoruz, Rahmi Koç hâlâ gençti, dünyaları geziyordu. Böyleyken, 2003 yılında bir hanedan kararıyla Koç krallığını bırakıyor, yerine Mustafa Koç getiriliyor. Bu, Koç ailesinin Cumhuriyet’e bağlılığını bitirip, dindar bir politikanın savunucusu olduğu tarihtir. Çok doğru işaret ettiniz, ne diyor Hürriyet gazetesi, “Koç’a bir Koç daha kattı”. Mustafa Koç başa geldiği zaman hiç beklenmiyordu; ekonomi politiği izleyenler, bizler, hepimiz şaşırdık, “götürebilir mi” dedik. Ama, Koç’a bir Koç daha kattı. Koç ailesi akepe’nin holdingi oldu.



NİYE TESPİHLİ FOTOĞRAFINI KOYDULAR

Hürriyet, ölümünün ertesi günü Mustafa Koç’un çok enteresan şu resmi koydular, tespihli olanı, niye koyuyorlar, bu kadar mı Tayyip Erdoğan’ın önünde mahkumlar, bu kadar mı?

Koç, söylediğiniz gibi, 2003’e kadar dayanıklı tüketim malları üretip satıyordu. Amerika’nın en büyük otomobil üreticisi olan Ford’un Türkiye temsilcisi idi. Turizmde vardı, Divan Oteli’ni biliyoruz. Buzdolabı ürettiler, sonra Murat 24 ürettiler. Aydın Doğan’ın büyük zenginliği, İnan Kıraç ile birlikte Murat 24’ün bayiliğini yapmasından geldi. Bunları küçümsemiyorum. Ancak, eninde sonunda makine üretip satarken birden en büyük sermaye grubu oluşu bu Tayyip Erdoğan’ın dönemindedir. Koç işte bu dönemde harp sanayine bile girmiştir. Tayyip Erdoğan soktu. Devlet parasıyla bu işe girmesini sağladı.

Türkiye’de harp sanayine giren bir tek Nurol Holding vardı, tank, toma yaparlardı, bir tecrübesi vardı. Nurol Holding akepe’ye özellikle sempatik davranmadığı için, normal davrandığı için, onun yerine Koç ailesini soktular.

Ayrıca Türkiye’nin en büyük işletmesi olan Tüpraş’ı da verdiler. Başkalarını da verdiler. Akepe Türk halkının büyüüük zenginliklerini ona verdi.

Akepe iktidara geldikten sonra, Hürriyet söylüyor, bu resmi bir laftır, demek ki iki Koç olmuş. Resmi bir laf olarak söylenmiş olması önemlidir.

YAPI KREDİYİ ALIP ONA VERDİLER

Söylediğiniz başlığın altında bir de kısa tarih veriyorlar. Ne diyor bu kısa tarih? Ne büyük, ne büyük işler yapmıştır diyor. 2005 yılında Yapı Kredi’yi aldı, diyor. Doğrusu, Çukurova sermayesinin Yapı Kredi’yi satmaya mecbur edildiğidir. Çukurova sermayesinden alındı, buraya verildi. Ondan sonra da Tüpraş’ı alıyor. Yani Türkiye sermayesi oluyor.Bu iki kardeş, Rahmi Bey’i arada sırada seyahate gönderip tam akepeli oldular. Mustafa Bey ve kardeşi, Mustafa Bey’in bu dünyada oldukları son geceyi Tayyip Bey’in yanında geçirmişler. Tayyip Bey “şakalaşıyorduk,” dedi, “harp sanayini de konuşuyorduk,” dedi. Bunu açıkladı. Muhtemelen Tayyip Erdoğan, “Yaaa, Mustafaaa, bu Nurol’un olan harp sanayini nasıl sana verdim,” demiştir. Hem harp sanayini verdi, hem de öğrensin diye devletten beş yüz bin lira verdi. Ve bütün bu dönemde Hürriyet’te yalnızca iki muhalefet gördük. Biri, Deniz Feneri açıklamasıdır ki, o da Almanlar’ın işidir. Doğan Holding, Alman sermayesine yakındır, yayınlamamak için çok direndi ve sonunda açmıştır. Son zamanlardaise Devlet-i Muazzama, Erdoğan’dan kurtulmak için basını kullanmak istiyordu ve Erdoğan da 17 Aralık olarak bildiğimiz büyük yolsuzluk açılımını bir büyük devlete bağlıyordu. Ağır sözleri hatırlardadır.

Hürriyet hep köktendinci oldu. Benim kitaplarımı okuyun. Hep destekledi. Üniversite diploması olmayan, sağlığı elverişli olmayan Tayyip Erdoğan’ı iktidara ve cumhurbaşkanlığına getiren Hürriyet gazetesi ve Aydın Doğan’dır. Ben, Mustafa Koç olarak okurum. Bunu benim görüşüm olarak ortaya koyuyoruz.

Benim politik analizlerime bakarsanız, her zaman söyledim, Aydın Doğan’ı hiç önemsemedim, hep Koç’u gördüm ve TÜSİAD’daki bütün kararları Koç ailesinin verdiğini ısrarla söyledim. Bu karanlık dönemde Hürriyet gazetesi ve TÜSİAD daima diktatoryayı desteklemiştir. Bu gayet açıktır.

Şişli Belediye Başkanı Hayri İnönü’yü de cehepe’ye aday olarak bu söylediklerim koymuşlardır oraya. Ve her zaman da söylediğim gibi akepe oligarşinin partisi olmuştur.

RAHMİ BEY ADETA PRENSTİR AYDIN DOĞAN TAŞRALI

D.H.: Ali Koç’un yakın zamandaki, “Eşitsizliği gidermek için kapitalizmin kalkması gerek” türünden açıklamalarına ne diyorsunuz?

Y.K.: Hiçbir şey bilmediğini televizyonda söyledim. Nasıl ciddiye alacağız? Bilmesi gereken, bilmemiz gereken nokta da artık öyle bir dönemdeyiz ki, tekelci dönemde, bu dönemde büyük oligarklar politikacıdırlar. Bu dönemde, parlamento bir dekordur.

Şunu da eklemeden edemem. Her zaman ölümlerin en büyük açıklayıcı olduklarını söylemişimdir. En büyük açıklayıcı olan nedir, patolojidir, oraya gidersin, morga gidersin, oradan kayıtlara bakarsın. Yine Mustafa Bey’i tenzih ediyorum, onu söylemiyorum, ben bilim yapıyorum, ölüm açıklayıcıdır. Sözcü kurulduğunda Aydın Doğan’ındır demiştim, bugünkü Sözcü bunu çok net olarak ispatlıyor, ortaya koyuyor. Zaten baktığın zaman muhabirlere falan, Sözcü’nün muhabirleri bir gün sonra Hürriyet’te çıkan haberleri verirler. Bir de devamlı Tayyip Bey’i güzel güzel ısırırlar, her gün ısırırlar. İçlerinde Bekir Coşkun, Yılmaz Özdil gibi benim beğendiğim yazarlar da var, ama onların hepsi Hürriyet’ten gelmiştir. Ne demiştim, atmıştır Aydın Doğan öbür tarafa, oraya gitmek üzere onları çıkarmıştır, onlar da çok iyi işler yapıyorlar. Aydın Doğan Hürriyet içinde bir tek muhalif bırakmamıştır, Aydın Doğan’da şu anda İmam-Hatip’ten birisi vardır, adı galiba Ahmet Hakan’dı, bir de bir zamanlar benim pek sevgili arkadaşım, şimdi magazin yazarı Ertuğrul Özkök vardır. Başka kimse yoktur.

Hürriyet’in, Koç Dinasti’ye ve Sözcü’nün de Aydın Doğan’a ait olduklarını bulduk, pek güzel de, Aydın Doğan’ıne yapacağız; kime vereceğiz, işte mesele budur. Ve“eureka”, Aydın Doğan bir “kahya”, İngilizce bir “steward” yaya da “erkek hostes” olmalıdır veyerini bulmalıdır. Şunu demek istiyorum, Doğan, Koç Hanedanı’nın kahyası’dır ve böylece,“Kahyadoğan” tarifine ulaşıyoruz. Dört kızı var, oğlu yok; ilerliyoruz.

Ne tuhaf kızlarının hepsini de Yahudi asıllı bir zengine vardılar. Üçünden eminiz ve birisi, Mehmet Ali, “Kökler” çalışmamızı beklemektedir.

Peki kahya’nın özü’nü biliyor muyuz, “öz” mü, en iyi anlatımı “düşünüyorum, o halde varım” tespitinde yazılıdır. Düşünmek, insanın tarifidir, en iyi tarifidir; düşünmüyorsak, insan değiliz, ve bir aileden sayılmak, iki, arada bir kendisi için de çalışmak, her zaman kahyayı tarif etmektedir. Öyle mi, Rahmi Koç’un bazen kahyasına kızdığını biliyoruz; kendisi için fazla çalışmıştır. Ancak aynı zamanda, Aydın Doğan’ı Rahmi Bey’e benzetecek kadar aileden sayanların da olduğunu unutmuyoruz. Demek aileden mi, biz sayıyoruz; pek “biz” kimiz, biz büyük halkımızız, diyebiliyoruz.

Neredeyse kardeştirler; güzel, ancak Rahmi’nin hakkını yemeyelim, Aydın Doğan’da hep bir taşralı havası var ve Rahmi Bey adeta prens’tir. Amma el hak benzerler. Birbirine baka baka, seve seve, benziyorlar.

SAYEK GENEL BAŞKAN MI OLACAK

O.İ.: Kılıçdaroğlu için de “Aydın Doğan’ın valesi” diyordunuz?

Y.K.: Tabii, kaset komplosunu, hepsini biz yazdık. Kahyadoğan, bir, “Kılıçdaroğlu’nu ben genel başkan yaptım” der mi, demişse ben inanırım. Neden olmasın, diyoruz. Şimdi de, şu Sayek’i onun yerine koyayım, diyor mu; gazetesine bakarsak, demiyorsa, usül değiştirmiştir, çünkü koyuyor. Sayek, Kemal Derviş’in ikramıdır; kalkınma modeli olarak Güney Kore’yi ilan etmişti, faşige sözünü unutmuyoruz. Pek sevdiğim Arsuz’dan olduğunu öğreniyoruz. Arsuz halkımızın çoğu Ortodoks Hristiyan’dır ve kalanı Alevi’dir. Sayek’ler Ortodokslar, babaları İskender Hoca, çok saygın bir tıp profesörü, tam hatırlamıyorum, herhalde benden küçüktür. Benim Hıristiyan çok arkadaşım vardı; yakın zamanlarda, özellikle Arsuz’da aradım, hiçbirini bulamadım.

Öte yandan, Sayek Hanım, bizim ekonomi bölümünü, odtü’yü bitirmiş. Bizleri kovdular ve odtü’de de artık iktisat kalmamıştır; iktisat yerine matematik öğretiyorlar, hiç bilmezler. Ve Arsuz’dan Sayek, tüm delege oylarının yarısını alabilmiş, Kahyadoğan bir şişiriyor ki; Kılıçdaroğlu döneminde, oyların yarısı ile seçilmek bile zordur, ama Kahya’dır ve şişirmek işidir. Galiba oy verenlerin çok büyük çoğunluğu Alevi imiş ve bizimkiler Hıristiyanları severler; ancak Kahyadoğan’ın yeni işi zordur. Gene de bu bir oligarşi kemirdir, Kahya’ya şişirmek düşmektedir. Oligarşinin talimatıdır.

“Kimleri başbakan yapmadım ki ve kimleri cumhurbaşkanı”; Kahyadoğan’ın böyle bir türküsü var mı; Tayyip Bey, “sen bunu söylüyorsun,” demektedir ve kızmaktadır. Peki Kahyadoğan, bu sözü söylediler mi; bilemem, ancak bunun için, Erdoğan’ı yapmak üzere, çok çalıştılar. Benim kitaplarım var;2007seçimini “kazandım”, Erdoğan’ı durdurdum. Amma sonra bütün orduyu hapse attılar, Kahyadoğan ve kahyanın kahyası Ertuğrul bunu çok alkışladılar, ben de hapisteydim; ve Kahyadoğan, muradına vardılar.

Ama dünya değişmiş, büyük devletler, artık Erdoğan’ın inmesinden yana görünüyor ve Erdoğan da hanedanın kahyasına,“sen bu lafı ediyorsun” demeye başlıyor. Çok kızgındır ve açıkça“sen dedin,”diyor.

Sanki Abdülhamit episodu var. Abdülaziz intihar etti; Mithat Paşa, Murat’ı tahta çıkardı ve Murat ise kısmen akıl hastası çıktı; bu defa Paşa, indirdi ve Abdülhamit’i çıkardı, özetlemiş oluyorum. Mithat Paşa indiriyor ve çıkarıyor; peki tahta çıkardığı Hamit ne yaptı, o da Mithat Paşa’yı boğdurdu. Peki burada mıyız ve güzel, hikayeye göre ilerlersek ne oluyor, önce bütün önemli komutanlar tıkılıyor ve tahtın önü açılıyor. Sonra ise, bizim Kahyadoğan birden, “Ben Kelkitliyim” diyor, Tayyip Erdoğan da“Kasımpaşalı”, ve peki sonra Hürriyet’e boynu kalının adamları sokuyorlar. Gerisi mi, çok yakındadır ve hep biliyoruz.

Ve Kahya şimdi sakin ve benim ekleyeceğim ise şudur; Kahya’nın“ben Kelkitliyim” dediği ve Bodrum’da gösterilere çıktığı zaman, Mustafa Koç’un timarı olan harp sanayi birden işlemez olmuş, yavaşlatmışlar. Demek sonra Mustafa Koç çok çalışmışlar; Tayyip Erdoğan, “ölümünden birkaç saat önce beraberdik” dediler ve hem de Ali,“savunma sanayiini konuşuyorduk”eklediler. “Sordum, Mustafa Rakı’yı azalttın mı” ve demek bu kadar yakınlaşmışlar, ölüm olmasa bilmiyorduk. Bu neşeli geceyi, ölümden öğrendik.

Rahmi bir kenara atılmış; Mustafa ile Ali, hem holdingi işletiyorlar ve bir kat atıyorlar ve hem de diktatoryayı çalıştırıyorlar. Ve bana kutlamak düşmektedir.

Ve birden fark ediyorum; ben neler biliyorum ve neler yazıyorum! Yazarken içim yanıyor.

Yine de sağ olasın Doğu Arkadaşım, diyorum. İyi ettin ve televizyon programını, beni kestin; bunları bir de televizyonda anlatacaktım. Anlatmaya anlatırdım ama, yüreğim kaldırmazdı, korkuyorum. Doğu, sen sağol, emi ve ben diyorum.

İLAHİYAT FAKÜLTESİ SAPMADIR

O.İ.: Yalçın Hocam, aslında daha çok gündem başlığımız var, devam edeceğiz, ama madem bu meseleye bu kadar çok boyutlu girdik, sizin cenazeyi de yakından takip ettiğinizi biliyorum. Dikkatinizi çeken ayrıntılar var mı?

Y.K.: Olmaz mı? Mustafa Koç'un cenazesinin, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii'nden kaldırılacağını haber ettiler; bir "deviation" saydım, sapma'dır. Avrupa Yakası'nda ve Vehbi Bey'in yanına defnedilecekti; öyleyse, "ünlüler" camii Teşvikiye uygundu, amma ve lakin, Marmara İlahiyat Camii'ni uygun buldular. Peki ne demek; uzun yıllardır, Marmara İlahiyat'tan kalkanları da kaydediyordum, bir tür Anadolu Yakası'ndaki "Teşvikiye" olarak biliyordum. Tabii sayıyordum, kalkanları benzerdirler. Not ediyorum.

Yukarıda Nakkaştepe ve aşağıda Bülbülderesi, Sonra Marmara İlahiyat ve şimdi Kilyos'ta tepede yeni camii, hepsini birden "istatistikliyorum". Yalnız bana haksızlık yapmayınız, soyadıma bakıp küçük görmeyiniz, Harp Sanayii'ni de ihmal etmiyordum,"diktatör" de diyorlar ve benhep, Tayyip Bey hitapediyorum, bizim Sabri Çarmıklı'nın Nurol'unun elindenaldılar veKoçzade Mustafa Bey'e verdiler. Ve ölümden bir gece öncede birlikte oldular. Peki harp sanayii mi Tüpraş'ın yanındadır. Oraya koydular.

Tabii Nakkaştepe Mezarlığı da olabilirdi, Hanedan'ın,"Koç Holding" demek istiyorum, "sarayları" oradadır;kaldı ki Ansiklopedi'minikinci cildinde, Kuzguncuk'uda yazdım,çok "holy" bir mezarlıktır. Bilirim, Müştak Erenus çok istemişti, Müştak'ın arkadaşı İlhan Selçuk çok çalışmıştı, Nakkaştepe'de yer alabildik ve oraya koymuştuk, pek tarihidir. Kitabımda tarihi daha uzundur ve hep tavsiye ediyorum. Bu ara, bizim Müştak'a iki dua okunduğunu hatırlıyorum. Ben mi, küçük görmeyin, çok dikkat ediyorum.

Ama, ne sürpriz, Marmara İlahiyat'tan kaldırdılar. Orada kıldılar ve Hürriyet'in yavrusu Sözcü'nün de bir bayramına vesile oldular. Namazını kıldıran baş imamın anlattığını göre, Hürriyet'in yavrusu Sözcü aktarmıştı, Mustafa Bey, sık sık ve herhalde gizlice, buraya gelirmiş ve dua ederlermiş ve bu da, Sözcü'nün bayramlarına vesile olmaktadır. Ve bana artık burada durmak kalmaktadır.

Bu arada bir açıklamam var, bana çok sordular, tabutun üstündeki "Osmanist" seccade nedir, dediler. Cevabım mı, işte burada size söylediklerimdir. Daha çok cevap mı, "Kökler" eserimiz beklemelerinizi öneriyorum.

Kuzguncuk, ki "Kudüscük" de diyoruz, Üsküdar'ın içindedir ve akepe, henüz değiştirmediyse hâlâ oradadır. Sanki tam dediğim yerde bir Kudüs kökü var.

D.H.: Peki, bu bölümü Koç tartışmasına ayırmış olduk. Öyleyse bu bölüm için son bir soru sorayım. Gezi Direnişi sırasında boğucu gazdan kaçanlar Divan Oteline sığınabildiler diye Koç güzellemeleri yapanlar, Koç’u neredeyse cumhuriyetçi bulanlar var. Ne dersiniz?

Y.K: Müteveffa Mustafa Koç, insanlarımızı Divan’a davet mi etti, hâşâ, Gezi combatant’ları kaçmak zorundaydı ve açık kapılardan girdiler ve sığındılar. Ve orada, Divan’da, emekçiler vardı, çalışıyorlardı; kapıları kapatmazlar.

Ne güzel sözlerimiz var: Ne utanmaz köpekleriz / Edepsizlikte tekleriz / Kimi görsek etekleriz.

(Devam edecek.)

Deniz Hakan ve Okan İrtem'in notu: Röportajın hukuksal denetimini yapan Yiğit Akalın ve Sedat Akçelik'e teşekkür ederiz.

Odatv.com

http://odatv.com/vehbi-ve-rahmi-koc-cumhuriyete-bagliydi-indirdiler-2701161200.html


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Mer 27 Jan 2016 - 20:30
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 447
Point(s): 66 883
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 27 Jan 2016 - 20:34
MessageSujet du message: Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar
Répondre en citant

Çılgın Prof. Yalçın Küçük’ten Adana Sohbetleri….


9.TÜYAP Kitap Fuarında Prof. Yalçın Küçük’le hem küçük bir sohbet etmenin hem de onun o her zamanki ilginç konuşmalarından birini dinlemenin zevkini yaşadım…

‘’-Mübadele yıllarında Yunanistan a Türkiye de yaşayan Rumlar gönderiliyordu. Karşılığında da Yunanistan da Türk adı altında yaşayan Sabetayistler gönderildiler... Türkiye ye gönderilenler üç İl e yerleştirildiler. KAYSERİ, ANTALYA, TRABZON…Trabzon aslında bir Rum kentidir. Ama buralara Sabetayistlerde yerleştirildiler. Türkiye de en fazla Sabetayistin yerleştirildiği il Kayseridir. Bilin bakalım Türkiyenin en zenginleri nereden çıkar ? Kayseriden. Çünkü çoğunun ataları Yahudi Sabetayist kökenlidir...Her ihtilalci Ermeni toprağını alan adamdır. Benim dayılarım da ihtilalcilerdi. Ermeni topraklarını almışlardı. Ben o toprakların satılmasından gelen paralarla okudum.


9.TÜYAP Kitap Fuarında Prof. Yalçın Küçük’le hem küçük bir sohbet etmenin hem de onun o her zamanki ilginç konuşmalarından birini dinlemenin zevkini yaşadım. Bana iki de bir Jale hanım diye hitap ediyordu. Yasemin diye düzeltiyordum o yine dönüp dolaşıp Jale hanım diye bana hitap ediyordu.

Prof.Yalçın Küçük konuşmasını Adananın tarihi ve geçmişi üzerine yaptı. Bu tarihi bizzat kısım kısım kendisi de içinde olarak yaşamıştı. Çünkü ,Yalçın bey İskenderunluydu. Teyzesi bir Adanalıyla evli olduğu için yaz tatillerini genellikle onların Adana daki bağlarında geçirdiğini söyledi. Tabii bağlar dediği yerler şimdiki Mahfesığmaz ve civarlarıydı.

SAYIN KÜÇÜK ÜN KONUŞMALARINDAN NOTLAR…

‘’-Mübadele yıllarında Yunanistan a Türkiye de yaşayan Rumlar gönderiliyordu. Karşılığında da Yunanistan da Türk adı altında yaşayan Sabetayistler gönderildiler .Herkes Türkiye ye gönderilenlerin Türk olduğunu sanır ama öyle değildi. Çok azınlığı Türktü çoğu ise Sabetayistti.

Türkiye ye gönderilenler üç İl e yerleştirildiler. KAYSERİ, ANTALYA, TRABZON…Trabzon aslında bir Rum kentidir. Ama buralara Sabetayistlerde yerleştirildiler .Türkiye de en fazla Sabetayistin yerleştirildiği il Kayseridir. Bilin bakalım Türkiyenin en zenginleri nereden çıkar ? Kayseriden. Çünkü çoğunun ataları Yahudi Sabetayist kökenlidir.

Abdullah Gül e atalarının Sabetayist asıllı olduğunun karşılıklı konuşmalarımızda bizzat kendisine söyledim. Güldü.

Adanalı sandığınız SABANCILAR, HAS AİLESİ hep Kayseri kökenlidirler.

6-7 Eylül olaylarında tüm gayri-müslümlerin evleri dükkanları yağmalanırken Yahudilerin evlerine dokunulmamış bununla da kalınmayıp onlardan varlık vergileri alınmamıştır.Türkiye de Musevilerin gizli dokunulmazlıkları vardır.

KOZAN IN ESKİ ADI SİS TİR VE ERMENİ KRALLIĞININ BAŞKENTİYDİ

Dörtyol Payas civarları Kozan ve çevresi Ermeni Krallığıydı.Başkenti şimdiki Kozan ın merkezi olan SİS di.1915 Ermeni techiri sırasında Kozan ı bir kısmı terk ederlerken bir kısmı da topraklarını ve mallarını bırakıp gitmek istemediklerinden Müslümanlığı seçerek aramıza karışmışlardır.

Her ihtilalci Ermeni toprağını alan adamdır .Benim dayılarımda ihtilalcilerdi .Ermeni topraklarını almışlardı. Ben o toprakların satılmasından gelen paralarla okudum.

Türkiye ilk defa Truman doktriniyle ABD nin himayesine girdi.1951 yılında Kore savaşının başlamasıyla Pamuk fiatları tavan yaptı. Çünkü barut pamukla yapılır. Böylece Adanalılar birden bire zengin oldular. Bu durum da o eski Yeşilçam filmlerinde gördüğünüz gibi HACI AĞALARI yarattı.

ASLINDA AKP DİN DEĞİL SERVET TRANSFERİ PARTİSİDİR

Dünyada farklı dönemlerde servetler el değiştirir. Ekonomik düzen tamamen Emperyalist sisteme göre oluşturulduğu için siyasal yapılanmayı yönetir. Aslında AKP görüldüğü gibi din eksenli bir siyasi parti değil servet transferi partisidir .Onun döneminde çok servet el değiştirmiştir. Her servet transferi iktidara yakın birilerini zengin eder. Tarihi hiçbir zaman yoksullar yazmamıştır.

BATININ TÜRKLERDEN NEFRET ETTİĞİ ÜÇ DÖNEM VARDIR…

1-İstanbulun Fethi… 2-1915 Ermeni techiri… 3- IŞİD e destek olması…

IŞİD i Türkiye yarattı. Destekledi…Bunu kabul etmek lazım.

En önemlisi Musul u almazsanız Diyarbakır ı verirsiniz. Ben bunu yıllar önce söylemiştim. Yine aynını tekrarlıyorum. Türkiye mutlaka ama mutlaka Musul u almak zorundadır.

İLGİNÇ OLAN NEDİR BİLİYORMUSUNUZ ?..

TÜRKİYEYE YÖNETİME GELEN GİDEN TÜM İSLAMİ GÖRÜŞDEKİ YÖNETİCİLER HEP ATATÜRK OLMAK İSTEMİŞLERDİR…’

http://www.ekspresgazete.com/?/yazi/oku/14028


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 447
Point(s): 66 883
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 31 Jan 2016 - 20:28
MessageSujet du message: Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar
Répondre en citant

‘Hayat çok hızlı geçiyor’

Türkiye’nin en zarif kadınlarından Türkan Sabancı ile Sakıp Bey’i, 47 yıl süren mutlu evliliğini, vakıf çalışmalarını ve hayatını konuştuk


Türkiye’nin en saygın, en sevilen ailelerinden birine sahip olan Türkan Sabancı, 2004’te kaybettiğimiz 47 yıllık hayat arkadaşı Sakıp Sabancı’nın hem eşi hem de en yakın dostu oldu. Özel hayatları ve örnek çalışmalarıyla Türkiye’de çok önemli işler yapan Sabancı Vakfı bünyesinde, birçok özel projeye imza atılmasına önayak oldu. Sanata, sanatçıya önem veren, ödüllendiren bu vakıf, birçok öğrenciye de eğitim bursu sağladı. Kayseri’de doğan Türkan Sabancı, çocukluk ve gençliğini Adana’da geçirdi. 21 yaşındayken evlendiği Sakıp Sabancı ile 47 yıl aynı yastığa baş koydu. Metin, Dilek ve Sevil adında üç çocuğu, bir de torunu oldu. Her zaman şık, her zaman zarif biri olan Sabancı ile vakıf çalışmalarını, eşi Sakıp Bey’i ve hayatın nasıl devam ettiğini konuştuk.

Öncelikle başınız sağolsun, Mustafa Koç’u kaybettik. Sizin de onu sevdiğinizi biliyorum...

Mustafa Koç, bizim çok sevdiğimiz, ailece değer verdiğimiz biriydi. Genç yaşta aramızdan ayrılması hepimizi derinden üzdü. Çok akıllı ve bilgiliydi. Yaşasaydı ülkemize daha da çok katkıda bulunacaktı. Allah’tan rahmet, Koç Ailesi’ne sabır diliyorum.

Türkan Hanım, siz de ailece zor zamanlar geçirdiniz. Böyle dönemleri nasıl atlattınız?

Seneler insanı çok değiştiriyor. İnsan kendini aynada gördükçe “Bir sene daha gitti” diyor. Bu yüzden zamanımı neşeli, güzel ve kaliteli yerlere giderek geçirmeye çalışıyorum. Televizyonda da daima neşeli programlar izliyorum. Eşimi kaybettikten sonra daha az dışarı çıkmaya başladım. Özellikle kışın evde vakit geçirmek beni mutlu ediyor. Güzel müzik dinlemek, açık havalarda yürüyüş yapmak, bahçemde misafirlerimi ağırlamak ve tekneyle Boğaz turuna çıkmak bana mutluluk veriyor. Kasvetli, karanlık ve kapalı havaları hiç sevmem. Bir de hayatta başkalarıyla değil hep kendimle yarışırım. Hiç kilo problemi yaşamadım ama 3 yıldır diyetisyene devam ediyorum. Gerçi insan yaşlandıkça sağlığından ödün veriyor. En iyisi akışına bırakmak, zaten her şey olacağına varıyor.

Sabancı Vakfı da size güç veren şeylerden biri sanırım...

Sabancı Vakfı, aile büyüğümüz merhum Hacı Ömer Sabancı’nın “Bu topraklardan kazandıklarımızı bu toprakların insanlarıyla paylaşmak” felsefesiyle 1974’te kuruldu. En büyük desteği tüm mal varlığını bağışlayan annemiz merhume Sadıka Sabancı’ydı. 120’den fazla kalıcı eseri toplumun hizmetine sunduk. En önemli kalıcı eseriyse, Sakıp Bey’in de çok önem verdiği Sabancı Üniversitesi oldu. Üniversite, 42 binden fazla burs, 1000’i aşkın ödül verdi. Her yıl yaklaşık 1500 üniversite öğrencisine karşılıksız burs sağlamaya devam ediyor.

Vakfın eserleriyle sizin adınız da kalıcı hale geldi...

Evet, Türkan Sabancı Görme Engelliler İlköğretim Okulu ve İş Okulu, Türkan Sabancı Bebek Parkı ve Trakya Üniversitesi’nin içinde açılan Türkan Sabancı Kültür Merkezi benim adımı taşıyor. Ayrıca Sabancı Üniversitesi öğrencilerine vakfımız bünyesindeki fonumdan Türkan Sabancı Bursları veriliyor.

“Manevi dünyanız zengin olsun, maddi zenginlik ardından gelir” diyen eşiniz Sakıp Bey’i sosyal sorumluluk projelerinde yer alırken anar mısınız?

Evet, Sakıp Bey her zaman aklımdadır. Ben de kendime göre bir şeyler yapıyorum; görebilseydi, çok mutlu olurdu.

Sakıp Sabancı tedavi görürken de hayır işlerine hiç ara vermedi, hasta yatağından bile bağışta bulundu...

Sakıp Bey, ağır hasta olduğu dönemde bile kendini hep hayır işlerine adadı. Hasta yatağında yanan Kandilli Kız Lisesi’ne bağışta bulunmuştu. Biliyordu ne kadar hasta olduğunu, buna rağmen sürdürdü.

‘22 YILDIR SANAT ÖDÜLLERİ VERİLİYOR’

Dilek Sabancı akraba evliliği sebebiyle yaşanan sorunlardan bahsetmiş, “Her şeyin bir nedeni var. Babam olmasaydı, Türkiye’nin ilk bilinçli spastik çocuklar rehabilitasyon merkezi ve kemik hastanesi açılmayacaktı. Bu sayede şimdi birçok çocuk ameliyat olabiliyor” demişti. Ne kadar güzel bir bakış açısı. Sanıyorum çocuklarınız da sizinle aynı yardımsever ruhu taşıyor...

Çok. Özellikle Dilek çok yardımseverdir. Yapılacak işlerle eksiksiz ilgilenir. Annesi olarak bu duruma çok seviniyor, onunla gurur duyuyorum.

Sakıp Sabancı’nın hat ve resim koleksiyonundan derlenen “Altın Harfler” sergisi, New York Metropolitan Müzesi’nde sergilenen ilk Türk koleksiyonu, aynı zamanda ilk özel kaligrafi koleksiyonu oldu...

New York’taki o sergi çok ses getirdi, aylarca ziyaretçi akınına uğradı. Gerçekten unutulmaz ve gurur verici bir olay. Biz bu işe yeni yeni adım atıyoruz ama yabancılar çok önem veriyor.

Sabancı Vakfı sanat alanındaki başarıları desteklemeye, Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri’ni yaşatmaya devam ediyor mu?

Sakıp Bey’in sağlığında başlayan “Sakıp Sabancı Sanat Ödülleri”, sanatı ve sanatçıyı teşvik etmek amacıyla 22 yıldır düzenli olarak veriliyor. Sakıp Bey, sanatın ve sanatçının toplumların zenginliği olduğuna inanır, başarıların ödüllendirilmesini isterdi. Biz de onun vasiyetini sürdürüyoruz. Bugüne kadar 198 öğrenci bu ödülü almaya hak kazandı. Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden resim, heykel ve geleneksel Türk sanatları bölümlerinden ilk üçe girip mezun olan öğrencilere her yıl toplam 240 Cumhuriyet Altını karşılığı ödül veriyoruz. Sabancı Vakfı’nın sanat alanındaki faaliyetleri bununla sınırlı değil; Uluslararası Adana Tiyatro Festivali ve Uluslararası Ankara Müzik Festivali’ni de destekliyoruz. Metropolis Antik Kenti kazı çalışmaları ve Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası da vakfın desteklediği kültür-sanat faaliyetleri arasında. Ben de elimden geldiğince etkinliklere katılıyorum.

Adana Tiyatro Festivali’nden bahseder misiniz?

Sabancı Vakfı 17 yıldır Devlet Tiyatroları işbirliğiyle Sabancı Uluslararası Adana Tiyatro Festivali’ni düzenliyor. Tiyatro festivalimiz her yıl 80 binden fazla seyirciyi ağırlıyor. Türkiye’nin en uzun soluklu uluslararası tiyatro festivali, her yıl 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde başlıyor.

Sizin için en büyük mutluluk eşinizin adına ödül geleneğini devam ettirmek olsa gerek...

Sakıp Bey sanatçıların yaratıcı gücüne inanır, başarılarına katkı sunmaya önem verirdi. Onun başlattığı bu ödülleri devam ettirdiğimiz ve değerli vasiyetini sahiplenip bugünlere taşıdığımız için mutluluk duyuyorum.

Vakfınızın yakın gelecekte farklı projeleri olacak mı?

Sabancı Vakfı, kadın, genç, engelli alanlarında sorunlara çözüm üretecek projelere destek veriyor ve özellikle son 10 yılda sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin gelişmesine önderlik ediyor. Önümüzdeki dönemlerde odaklanacağımız konuları belirlemek amacıyla bu yıl bir strateji çalışması yapıldı, bunun sonuçları kamuoyuyla paylaşılacak.

'ÇOCUKLARIN İSTEKLERİNİ BABALARINA PEK DUYURMAZDIM'

Hanginiz çocuklarınıza karşı daha otoriterdiniz, Sakıp Bey mi, siz mi?

Çocukların isteklerini, bana uygun geldiği müddetçe babalarına pek duyurmaz, her sorunu kendim halletmeye gayret ederdim. Ama bence anneler ve babalar çocuklarına biraz otoriter davranmalı.

Sakıp Bey’i birkaç kelimeyle anlatın desek aklınıza ilk neler gelir?

Şakacı, esprili, neşeli, yardımsever ve mizah anlayışı olan bir insandı. Bazen kafası o kadar meşgul gelirdi ki bir şey sorduğumda beni duymazdı. Arkadaşlarıyla buluşmayı, misafir ağırlamayı çok severdi. Bence bu onu dinlendirirdi.

Onun en çok hangi özelliklerini özlüyorsunuz?

Komik mizaçlı, güler yüzlü bir insandı. Unutamadığım birçok anım var. Mesela bir keresinde Avrupa dönüşü Yunanistan’a gitmeye karar vermiştik. Yunanistan’da bir yemekteyken yan masada bir elmanın iki yarısı gibi duran iki kız kardeş gördük ve biraz sohbet ettik. Türkçeleri pek iyi değildi, biri eşim Sakıp Bey’e dönüp “Sen nesin?” dedi. Sakıp Bey de, “İnsanım” diye cevap verdi. “Canım, onu sormuyorum; Rum musun, Ermeni misin?” diye ısrar etti kız. Sakıp Bey bu sefer de “Erkeğim” diye cevap verdi. Kızların suratını görmeniz lazımdı. Masadan kalktılar, onlar gidince gülmeye başladık. İnanın sabaha kadar gülmekten çenemiz ağrıdı.

'GİDİP GÖRÜLECEK YERDE DEĞİL Kİ GÖREYİM'

Sakıp Bey’e özleminiz dayanılmaz hale geldiğinde ne yapıyorsunuz?

Odamda bir düğünde çekilmiş fotoğrafımız var, ona bakıp anıyorum. Gidip görülecek bir yerde değil ki göreyim. Kabristana çok giderdim ama geçirdiğim kazadan dolayı onu da pek yapamıyorum. Ancak dua ediyorum, huzur içinde yatsın diye.

Maddi açıdan iyi durumda olup Sakıp Bey kadar sevilen çok kişi yok. Siz ne düşünüyorsunuz?

Sakıp Bey, 7’den 70’e herkes tarafından sevilirdi. Vefatının üzerinden onca yıl geçmesine rağmen gençlerin onu tanıması ve sevmesi beni çok mutlu ediyor.

'İNGİLİZCE'Yİ DAHA İYİ KONUŞMAK İSTERDİM'

Alışverişi sever misiniz?

İhtiyacım olan şeyleri alırım ama nerede duracağımı bilirim. İsraf kötü.

Modayı tanımlar mısınız?

Modanın insanın kendine yakışanı giymesi olduğunu düşünüyorum.

En büyük tutkunuz nedir?

Ailem. Seyahatlerimi bile kısa keserim. Doğayı, yürümeyi çok severim. Evimin yakınındaki parkta yürüyüş yapmak bana çok keyif veriyor.

Pişmanlıklarınız var mı?

Pek olmadı ama mesela İngilizce’yi daha iyi konuşmak isterdim. Londra’da bulunduğum senelerde bu konuda eksiklik hissettim. Bir de enstrüman çalmayı isterdim. Bir yaştan sonra öğrenmek zor.

Hayatla ilgili felsefeniz nedir?

İnsanların birbirine empatiyle yaklaşması, birbirine yardım etmesi benim için çok önemli. Ancak bu şekilde daha mutlu bir toplumun temellerini atabiliriz.

Ne tarz kitaplar okursunuz?

Çok güzel bir şey okumak; senden karşılık beklemez. Yeter ki kendini ona bir arkadaş gibi ver. Okumayı çok severim, keşke daha fazla zaman ayırabilsem.

Vakıf çalışmalarınızla ilgili bir kitap yazmayı ister misiniz?

Evet düşünüyorum, en kısa zamanda bunun ile ilgili bir çalışmamız olacak.

'ARTIK MUTLU EVLİLİK GÖRMEK ZOR'

Mutlu evliliğin sırrı nedir?

Karşılıklı sevgi, saygı, birbirini anlamak. Eften püften şeyler için birbirini kırmamak. Hayat çok hızlı geçiyor. Artık herkes “Ben” deyip direksiyona geçmenin peşinde, mutlu evlilik görmek çok zor.

Sağlıklı beslenmeye özen gösteriyorsunuz, nelere dikkat ediyorsunuz?

Kilo aldıran şeyler yemiyorum. Akşam yemeklerinde çok az yerim, çoğu zaman çorba içerim, yetiyor zaten


Dilek BİRGEN/ GAZETE HABERTÜRK-PAZAR

http://www.haberturk.com/yasam/haber/1188792-hayat-cok-hizli-geciyor


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 21:21
MessageSujet du message: Yahudiler Ve Dönmeleri Onun Adını Duymak İstemiyor Çok Gıcık Oluyorlar

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com