Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Türk Kürt İşgali Sırasında Urmiye'de Ermeni ve Süryanilere Yaşatılan Ölümden Ağır Günlerin Anlatımı
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Kürt-Ermeni ilişkileri ve 1915 Soykırımı
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 242
Point(s): 37 914
Moyenne de points: 3,10

MessagePosté le: Mar 26 Avr 2016 - 04:27
MessageSujet du message: Türk Kürt İşgali Sırasında Urmiye'de Ermeni ve Süryanilere Yaşatılan Ölümden Ağır Günlerin Anlatımı
Répondre en citant

Türk Kürt İşgali Sırasında Urmiye'de Ermeni ve Süryanilere Yaşatılan Ölümden Ağır Günlerin Anlatımı

http://mamasyria.blogspot.fr/2016/04/turk-kurt-isgali-srasnda-urmiyede.html
24 nisan 2016

TÜRK-KÜRT ÎŞGALt SIRASINDA URMİYE: BÎR MİSYONERİN,* MİSS MARY SCHAUFFLER TARAFINDAN YAYIMA HAZIRLANAN, AMERİKAN PRESBİTERYEN KİLİSESİ YABANCI MİSYONLAR İDARE HEYETİ TARAFINDAN YAYIMLANAN GÜNLÜĞÜ.+


Urmiye, İran, 9 Ocak 1915 Cumartesi



Size geçen hafta burada yaşanan olayları anlatan bir mektupla başlamak istiyorum, gerçi bu mektubun elinize ne zaman ulaşacağını bilemem. Bildiğiniz gibi Ruslar, İran’ın bu kısmım ellerine geçirmişler ve düzeni sağlamışlardı. Dolayısıyla, geçen yıl durum, uzun yıllardır hiç olmadığı kadar sakin ve huzurluydu ve daha fazla refah vardı. Rusların burada, yetenekli ve herkese karşı adil olmaya gayret eden bir konsolosları vardı.
Rusya’yla Türkiye arasında savaş ilan edilince, bunun Urmiye için de savaş demek olduğunu biliyorduk; çünkü tam Türk sınırındaydık ve daha birkaç yıl önce Türkiye bu bölgeyi ele geçirmek istemiş, ama başaramamıştı. Buradaki Rus yetkililer bize, her ne pahasına olursa olsun Urmiye’yi savunacaklarını söylemişlerdi. Bu nedenle şehir siperler, tahkimatlar ve binlerce kişilik takviye kuvvetle güçlendirilmişti.
Adetimiz olduğu üzere yeni yılın ilk günü dostlarımızı kabul ettik. Sayıları kadınlı erkekli l40’ı bulan Müslüman ve Hıristiyan dostlarımız, “yeni yılı kutlamak üzere” davet edilmişlerdi. Ayın 2’si cumartesi günü, berrak gökyüzünden inen ani bir yıldırım gibi, Rus ordusunun çekilmekte olduğu haberini aldık; bir kısmı geceleyin gitmişti, geri kalanı da en kısa süre içinde gidecekti. Hıristiyan nüfus* (Ermeniler ve Süryaniler) içinde hemen panik başladı. Osmanlılar ya da Türkler ve Kürtler, sadece birkaç kilometre uzaktaydılar ve Hıristiyanlar tamamen savunmasızdı.
Ruslar gider gitmez çok sayıda Süryani ve Ermeni de aynı anda köylerini terk edince kötü niyetli Müslümanlar, hiç vakit geçirmeden bütün ova boyunca Hıristiyan köylerini yağmalamaya başladılar. Halk şehirdeki misyonerlerin yanına kaçmaya çalışırken yolda soyguna uğramışlar, üstlerindeki dış giysileri dahil her şeyleri ellerinden alınmış. Bazı köylerde Müslüman ağalar, şehre gitmek veya mallarını şehre götürmek isteyenleri engellemek için muhafızlar yerleştirmiş ve onları koruyacaklarını söylemişler. Gitmek istediklerinde onları soyan gene bu muhafızlar olmuş.

Pazar günü halk bizim kapımıza yığılmaya başladı; şehirli olanlar ve yakın yerlerden gelenler geceleyin içeri alındı. Pazar günü girişlere Amerikan bayrağı çektik. Pazartesi günü, iki Süryani’nin eşlik ettiği Dr. Packard, elinde Türk ve Amerikan bayraklarıyla öncü Kürt reisini karşılamak için yola çıktı. Tam zamanında Göktepe’ye yetişerek bir katliamı önlemiş. Şehre kaçmayan Göktepe halkı, yıkıntılardan oluşan, Zerdüştlük zamanından kalma bir tepenin üstündeki bizim kiliseye ve Rus kilisesine sığınmış. Bu kiliselerin bahçeleri balçıktan yapılma yüksek duvarlarla çevrilidir. En sonunda hepsi en yüksek noktada bulunan Rus kilisesine gitmişler. Sağlam kapıları barikatlarla güçlendirmişler, Kürtler saldırdığında erkekler silahlarıyla mevzilerini korumuşlar, kadınlar ise koyunlar gibi kiliseye doluşmuşlar. Dr. Packard oraya vardığında şiddetli ama Hıristiyanlar için ümitsiz bir çatışma devam etmekteymiş. Büyük zorluklarla, vurulmamayı başararak reislere ulaşmış. Bu Kürderden bazıları haftalarca hastanemizde kalıp, Dr. Packard tarafından tedavi edildikleri için onu tanımışlar ve içerideki insanların hayatlarını bağışlamalarını istediğinde onu dinlemişler. Saatlerce yakarıştan sonra, silahlarını ve cephanelerini teslim etmeleri şartıyla insanların onunla gitmesine izin vermişler.

Dün, o sırada kilisede bulunan görevlimiz Layah’la konuşuyordum. Dr. Packard’ın ilk önce kendilerine işaret vermeye çalıştığını söyledi, onu tanımamışlar ve ateş etmeye devam etmişler, fakat sonunda tanıyınca bir haykırış yükselmiş: “Hekim Sahip bu! Tanrı’ya Şükür! Kurtulduk!” Onlar dışarı çıkınca Kürderin ne yaptığını sordum. Sözlerinde durduklarını ve “Gelin! Gelin! Korkmayın!” diyerek onlara yardım ettiklerini söyledi. Layah, kargaşa sırasında düşerek kolunu kırmış. Şu anda Miss Lamme’nin kanepesinde yatarak istirahat ediyor.
Pazartesi bütün gün boyunca sığınmacılar gelmeye devam etti; ta ki bütün odalar ve depolar dolana dek. Üstelik odaların çoğu, buraya aldığımız insanlar uzanamadığı, sadece oturabildiği halde dolmuştu. Fakat o gece Dr. Packard yanında 1.500’den fazla kişi daha getirince bunları da yerleştirmek gerekti. Bugün cumartesi, binlerce insanın (10.000’den az değildi, belki 12.000 veya 14.000 kişi) bizim avlularımıza sığınmasının altıncı günü. Bize bitişik küçük avlu ve evleri de aldık. Okulumuzun bahçesine bitişik Ingiliz misyonunun arazisi de ağzına kadar dolu. Tabii Ingiliz misyonundaki iki Ingiliz ve onlarla birlikte Rusya sempatizanı önde gelen birçok Süryani de Rus ordusuyla birlikte ayrılmak zorunda kaldılar.
Burada şehirde bazı yağma ve yıkma olayları oldu ama Ermeni mahallesi hariç genel bir düzensizlik olmadı. Rus ordusunun kışlası olarak inşa edilen güzel görünüşlü tuğla binalar sapasağlam ayakta duruyor; sanırım işgalciler bu binaların mayınlanmış olmasından korkuyorlar. En başından beri Şeyh, bizlerin ve bizim insanlarımızın korunacağına söz vermişti. Osmanlı subayları da gelir gelmez şehrin kontrolünü ele geçirerek düzeni korumaya ve Müslümanların yağmasını önlemeye çalıştılar, önceki gün, hırsızlık yaparken Türk muhafızlar tarafından ağır yaralanan Müslüman bir hırsızı tedavi edilmesi için bize getirdiler. Bu örnek, içinde bulunduğumuz durumu anlatıyor: Müslüman bir hırsız Hıristiyanları soyarken Osmanlı muhafızları tarafından vuruluyor ve arkadaşları tarafından bakımı için bize getiriliyor.
Kapılarımız ardında yaşayan herkesin güvenliği için söz verdik, ama kesin olan bir şey yok. Çarşamba sabahı yatakta her zamankinden biraz daha fazla kaldım. Saat yedi buçuk sularında, binlerce gırtlaktan aynı anda bir korku ve ümitsizlik çığlığı yükseldi.
Kalabalık ilk önce kiliseye doğru koştu, sonra nereye gideceğini bilemez bir halde geriye kaçtı. İnsanlar balık istifi oldukları kilisenin pencerelerinden atlamaya başladılar. İlk aklıma gelen Kürderin Müslüman mahallesine açılan arka kapımızı kırdıkları ve katliamın başlamak üzere olduğuydu. Fakat zavallı korkmuş ahali çok geçmeden sakinleşince, paniğin bir yanlış anlamadan kaynaklandığını anladım. Av durumuna düşmüş zavallı insanlar ancak misyonerlik sınırları içinde güvende olacaklarına inanmışlardı.
Rahiplerimizden birinin karısı Hannah, bir sürü perişanlık ve tehlikeden sonra salı günü bize ulaşmayı başardı. Nazi’de yaşıyorlardı, Rusların gideceğini duymuşlar. Bu habere inanamamışlar ama Kürder, pazar öğleden sonra batıdan gelerek yağmaya başlamışlar. Hem orada daha güvende olacaklarını düşündüklerinden, hem de bir dağlı olan oradaki vaizimiz Kasha Oner’in (Vaiz Abner) Kürtler arasında birçok dostu olduğu için etrafı duvarlarla çevrili bir köye sığınmışlar. Pazartesi günü onlarla görüşmeye gelen bir Kürt, Türkler tarafından şehirden gönderilmiş gibi yaparak korkmalarına gerek olmadığını, korunacaklarını söylemiş; fakat sonradan bu kişinin casus olduğu anlaşılmış. Bu adamdan sonra bir Kürt çetesi gelmiş, silahlarını teslim ederek onlarla çay içmiş; ama daha sonra gelen diğerleri yağmaya ve cinayete girişmişler.
İnsanlar korkudan titreyen bir koyun sürüsü gibi toplanmış ve çok sayıda insan katledilmiş. Çoğunluğu ise, Kürtler talan ederken büyük kapıdan geçerek kaçmışlar ve o geceyi yiyeceksiz, barınaksız ve üzerlerinde çok az giysi olduğu halde dağlarda geçirmişler.
Noel tatili için cuma günü evine giden kızlarımızdan Katie de onların arasındaymış. Annesinin öldürüldüğüne tanık olmuş; fakat koşarak kaçtıkları için annesinin cesedini geçidin yanında bırakmak zorunda kalmış.
Ertesi sabah 400’den fazlası şehre varmak için aç, üşümüş ve bitkin bir şekilde yürümeye başlamış; kaçarken ayakkabılarını kaybettikleri için ayakları hem buz kesmiş, hem de kanıyormuş. Hannah buraya geldi, ayaklarına pansuman yapıldı, Miss Lamme’nin evinde, yere serilmiş bir döşekte yatıyor. Kocası ve kızı zaten buradaydılar.
Grubun geri kalan kısmı şehrin üç buçuk kilometre batısındaki kolej binalarına götürüldü. Duyduğumuz hazin katliam ve karın, çamurun içinden kıl payı kurtuluş hikâyelerinin sayısı belirsiz.

11 Ocak 1915 Pazartesi

Degala’dan birçok aile bizim salonumuzda kalıyor, iki gece evvel kadınlardan biri, Victoria, bana gelerek, biraz önce kendisine sorulan hiçbir soruya cevap veremeyen yaşlı bir kadının geldiğini haber verdi. Bahsettiği kadını salonun bir köşesinde çömelmiş vaziyette buldum. Çok üşüdüğünü söyledi. İlk önce hiçbir şey yiyemedi, fakat biraz çay içtikten sonra düzeldi. Taş zeminden başka ona verebilecek bir yerimiz yoktu; fakat benim yatak odamdan bir halı aldık ve onu bu halıya sararak üst kattaki koridora çıkarttık, uykuya daldı. 25 km güneydeki Barbarud kilisesinin kapıcısıydı. Kürtler, orada birkaç gün önce ellerinden gelen her türlü kötülüğü yapmışlardı. Yaşlı kadın, yiyeceksiz, yarı çıplak, yalınayak kaçmayı başarmış. Bir iki gün sonra öldü.
Hem kocası, hem oğlu öldürülen zavallı bir kadın aklını kaçırmıştı ve merdiven altında karanlık bir gömme dolaptan başka onu koyacak yerimiz yoktu. Gece yarısı onun kapıya vurduğu yumruklarla uyandım. Memede bir bebeği vardı. Tanrıya şükür, bugün onu buradan daha iyi bakılabileceği hastaneye götürdüler, (iki gün sonra öldü). Hastanenin bulunduğu kolej binalarında sadece 2.000 kişi var, bizde ise belki 12.000 kişi ve her gün gelmeye devam ediyorlar. Müslüman dostlarının yanına sığınanlar da gün geçtikçe bize geliyorlar, ama onları yerleştirecek yerimiz yok. Ölüleri arazimizden içeri alamıyoruz, onları kilisenin yanındaki küçük araziye gömüyoruz - şu ana kadar 27 kişi. Her gün birileri ölüyor, ne kefen var, ne tabut.

Akşam

Koridorlardan ve odalardan toplanan 50-60 kişiyle salonda Şükür Duası ettik, kendimizi daha neşeli hissediyoruz. Eğer Paul ve Silas sırtlarında kamçı izleriyle zindanda şükür ilahileri söyleyebiliyorsa, bunu biz de yapabiliriz diye düşündük.
13 Ocak Çarşamba Ayın 4’üne gelen pazartesi’nden beri ekmek dağıtıyoruz. Sabahları parası olanlara satıyoruz, öğleden sonra ise satın alamayacak durumda olanlara parasız veriyoruz. Günde dört tondan fazla ekmek dağıtıyoruz. Şehirli sığınmacıların neredeyse hepsinin kendi yiyeceği var, köyden gelen bazılarının da öyle.
Ekmeği pazardan alıyoruz, becerikli ve istekli genç bir Süryani ekmeklerin tartılmasına ve dağıtımına nezaret ederken, bir grup genç de satıyor ve dağıtıyor. Ekmekleri taşımak için sahip olduğumuz tek şey çamaşır sepetleri ve tenekeden eski banyo küvetleri; oldukça da iyi iş görüyorlar. Müslümanlardan sığınmacılar için yiyecek bağışları aldık. Adamın biri 300 kilodan fazla et verdi, pişirip bir bölümde dağıttık; fakat bu kadar kalabalık bir topluluğa ekmekten başka bir şey dağıtmak çok zor. Sadece burada, bu tesiste yaptıklarımızı anlatıyorum. Buradaki sığınmacıların sayısı diğer yerlerle kıyaslanmayacak kadar fazla.
Aynı işleri Sardari’de (Erkek Okulu’nun bulunduğu kısım) ve kolej tarafında da yapıyorlar. Mr. McDowell hijyenin sağlanması ve insanların tek içme suyu kaynağı olan avluların arasından akan suyla ilgileniyor; koşullar oldukça düzeldi. Dağlardan gelen ve gidecek yeri olmayan yüzlerce kişi var. Bu olay olmadan önce onları köylere dağıtmış ve özellikle onlar için belli sayıda okul açmıştık. Bu insanlar sonbahar başında Kürtler tarafından evlerinden kovuldular. Çoğunun durumu hayvandan biraz hallice -kirli, tembel, uzanacak bir kovuk ve midelerini rahatlatacak bir parça ekmekle yetiniyorlar. Tabii ki hepsi değil, ama yüzlercesi böyle.
Çoğunlukla kilisede ve geniş sınıflarda kalıyorlar. En kötü durumda olanlar, eskiden beri rahata ve iyi koşullarda yaşamaya alışmış olanlar. Halbuki şimdi ne yeterli elbiseleri, ne de yiyecekleri var, hayvan sürüsü gibi üst üste yığılmışlar. ' Göktepe’de yaşanan kaçışın ertesi günü bir torba dolusu ekmekle geniş salonlardan birine gittik. Bu salondakiler, daha önceki güne kadar rahatlık içinde yaşayan, fakat yanma hiçbir şey alamadan kaçmak zorunda kalan veya yanlarında getirmeye çalıştıkları neleri varsa alınan, kendine saygısı olan insanlardı.
Ekmek dağıtılacağını görünce ağlamaya başladılar ve yüzlerini kapadılar. Ekmekleri kucaklarına bırakmak zorunda kaldık çünkü onlar uzanıp almıyorlardı. Tabii ki, mevcut koşullar altında yardım olarak dağıtılan ekmeği yemenin utanılacak bir şey olmadığını anlattık. İnsanlar kaçarken paralarını bize bırakmak istediler. Veznedarımız, faiz ödemeksizin kullanmak ve şartlar normale dönünce geri ödemek şartıyla bu paraları kabul etti. Bu paralar sayesinde ekmek alıp bu insanları açlıktan kurtarıyoruz.
Her gün yeni bebekler doğuyor. Çoğunun döşeği bile olmayan bu kadınlara iki küçük oda vermeyi becerdik. Ağzına kadar dolu kilisede bile doğumlar oluyor. Bu durumu anlatan bir kadın üzgün bir sesle bazılarının, bu şardarda bir tane yetmezmiş gibi, “iki tane birden” doğurduğundan şikâyet ediyordu. Bugün ilk defa çöpleri taşımak için eşekler bulmayı başardık. Çok yakında ölüleri de mezarlığa götüreceğimizi umuyorum.

14 Ocak Perşembe

Mr. Ailen, Nazlu Çay köylerine yaptığı seyahatten dün akşam döndü. Binlerce kişi Rusya’ya kaçmış; birçoğu da Müslümanların yanına sığınmış. Ama şimdi o Müslümanlar, onları da Müslüman olmaya, kızlarını evlenmek üzere Müslümanlara vermeye zorluyorlarmış. Ada’da çoğu genç erkek olmak üzere yüze yakın kişi öldürülmüş. Söylenildiğine göre Kürtler, bir merminin kaç tanesini öldüreceğini görmek için onları arka arkaya sıraya dizerek ateş etmişler. Benim odamın altındaki odada kalan kadını görmeye gittim,
Karacalu’daki ağabeyinin ölüm haberini almıştı. Her yerde hüzün ve ağıt vardı, onun ağabeyi için yaktığı ağıt binlerce yüreğin feryadıydı:
“Ah Yeremia, kardeşim!
Evimizin direği, hepimizin babası,
ah Yeremia, Yeremia!
Bizi rahat ettirdin!
Bedenin de dev gibi, ruhun da dev gibi.
Ah! Yeremia, kardeşim, ah kardeşim,
Yeremia, yüreğim senin için paramparça!
Kardeşim! Ah kardeşim, ocağın ıssız, çocukların yetim.
Ah, Yeremia, Yeremia!
Sen dürüst adam, yoksullara merhametli adam!”

16 Ocak Cumartesi

Dün Abicalu’daki bir grup insan ekmek istemek için geldi, halbuki daha bir hafta önce durumları oldukça iyiydi. Bilindik soygun, kovulma ve dehşet hikâyesi.
Bir Kürt, Şamaşa Sayad’ın kızını kaçırmaya kalkınca, kız kendini bir kuyuya atmış ve saatler boyunca çenesine kadar suyun içinde kalmış. Birkaç gün önce biri, “Tanrı ölüleri kutsasın” dedi, ben de aynı sözleri tekrarladım.

18 Ocak Pazartesi

Bütün bu panik, acı ve ölümün arasında iki düğün yaptık. İkisinin de Süryani yeni yılı olan 14 Ocak günü yapılması kararlaştırılmıştı. Her iki töreni de Dr. Shedd icra etti. İki gelinin de çeyizi hazırdı ama zamanın gösteriş yapmaya uygun olmadığını düşünerek törenlerde sıradan elbiseler giydiler. Şu son birkaç gün içerisinde şehirli ailelerinden bazıları yanlarına çok az şey alarak korka korka evlerine döndüler. Bu, haddinden fazla kalabalık odaların biraz ferahlamasını sağladı. Bu öğleden sonra Miss Schoebel odaların süpürülmesi - daha doğrusu küreyerek çöplerden temizlenmesi - için insanları bir süreliğine dışarıya çıkarmaya çalışacak.
Herhangi birine bir iş yaptırmak insanın bütün enerjisini tüketiyor. Bütün sorumluluk ve fiili emeğin neredeyse hepsi misyonerlerin üzerinde. Tabii, en iyi adamlarımız Rusya’ya kaçtı, kalanlar arasında lider ruhlu olanlar çok az. Yine de, hem burada, hem Kolej’de göze çarpan bazı istisnalar var. örneğin, misyonerlerin yardımı olmaksızın 850 mültecinin bakımını üzerine alan ve bu işi gayet iyi başaran Jacob David. Başka bir genç dükkân sahibi de ekmeğin alımı, tartılması ve dağıtılması işini üstlendi. Bu işi şaşırtıcı bir beceri ve özveriyle yapıyor. Genç erkeklerden kurulu gruplar ekmeklerin dağıtılması için her gün hazır. Geceler üç vardiyaya ayrıldı ve genç erkekler bekçilik yapmak üzere bu vardiyaları aralarında paylaştılar. İngiliz misyonu kısmından sorumlu Mr. Nisan, bu gece bekçilerden bazılarını uyurken yakalamış. Ertesi gün bu bekçiler, diğerlerine bir uyarı olsun diye, üzerinde “Güvenilmez Bekçiler” yazan bir levhayla birlikte ağaca bağlandılar. Akarsulara bekçilik etmek çok gerekli ve çok zor bir görev.
Mr. McDowell yüzlerce Süryani’nin içinde bu gibi işler için güvenilebilecek ya da bir işi bir saatten daha uzun süre yapabilecek birilerini çok zor buluyor. Bazılarını evlerine dönmeleri için teşvik ediyoruz. Birçoğu korkuyor ve biz de onlara güvenlik garantisi veremiyoruz.
Kürtlerin bir kısmı gitti, ama bazıları hâlâ etrafta. İnsanlar misyonerlere gelip ailelerine bir küçük oda verilmesi için yalvarıyorlar, hepsinin kendine özgü sebepleri var. Onlar için şu anda en büyük tehlikenin, bu kadar dar bir alanda bu kalabalıkta kalmak olduğunu söylememiz pek etkili olmuyor. Bu insanların onda dokuzu bir biçimde kaderci, her şeyin Allah’m takdirine” bağlı olduğunu düşünüyorlar, “ölümümüz Kürtlerin elinden olacağına Tanrı’nm elinden olsun” diyorlar.
Havalar alışılmadık biçimde iyi gidiyor; sadece iki gün hava kötüydü ve soğuk olmadı. Bir Müslüman’ın, “Görüyor musunuz Allah Hıristiyanları ne kadar seviyor? Kışın ortasında böyle hava görülmüş mü?” dediği söyleniyor.
Merkezimizi hükümete karşı Dr. Shedd temsil ediyor. O ve Mr. Packard, her gün İran ve Osmanlı yetkililerinin karşısına çıkarak, Hıristiyanlar için ricalarda bulunma işini üstlendiler. Bize söylendiğine göre önde gelen Müslümanlardan biri şöyle demiş: “Dr. Shedd şehirdeki en iyi Hıristiyandır! Bu insanlar için yalvarmak amacıyla her gün çamurların içinde debelenerek buraya kadar nasıl geldiğine bakın!”

20 Ocak Çarşamba

Şehirlilerin bazıları evlerine geri döndüler, böylece bizim umudumuz da arttı; ama dün ve bugün Nazlu Çay çevresinden ve Çarguşa’dan başkaları geldi. Mart Maryem (Aziz Meryem ) kilisesinin bahçesine açılan çukura 36 ceset gömüldü; büyük çoğunluğu çocuktu. Erdişeli Kaşa (Vaiz) David’in kızı Lusi bebeğiyle birlikte, bir süreden beri sığındıkları ve gece gündüz Kürt korkusuyla yaşadıkları Gülbasan’dan dün geldi. Müslüman komşularından ve köyü korumaları için gönderilen Türk muhafızlardan da korkmuşlar. Onun köyü aslında Çarguşa. Köy Kürtler tarafından kuşatılınca insanlar dehşet içinde damlara çıkmışlar. Hiçbir kaçış yolu da yokmuş.
Kürtler damlara çıkarak insanlara aşağıya inmelerini emretmişler. Biri merdivende, ikisi tepesinde olmak üzere etrafı Kürtler tarafından çevrilen Lusi, sırtındaki bebeğiyle birlikte aşağı inmiş. Avluda, on beş yaşında güzel bir kız olan kardeşi Şerin’i görmüş, bir Kürt tarafından sürüklene sürüklene götürülüyormuş. Kendisini kurtarması için Lusi’ye yalvarıyormuş, ama Lusi çaresizmiş. Gözyaşı ve hıçkırıklar içinde bana bunları anlatan Lusi şöyle söyledi: “Her gece uyumaya çalıştığımda onun yakarmalarını duyuyorum, ‘Aman Lusi, kurbanın olam, kurtar beni, Lusi!’ Ona, ‘mendilini yüzüne kapa, yüzlerine bakma’ diye seslendim. Yüzünü gizlemeye ve yüzüne çamur sürmeye çalıştı; fakat o kadar güzel siyah gözleri ve gül yanakları vardı ki! Kürtler, her biri kendi için güzel bir tane bulana kadar bütün genç kadın ve kızları yakalayarak yüzlerine dikkatlice bakıyorlardı. Aradıklarını bulunca da çeke çeke götürüyorlardı. Eğer kız kardeşimi sadece öldürselerdi, ‘Birçokları gibi o da öldü, bitti’, diyecektik; ama o şimdi Kürtlerin elinde olmalı, işte buna dayanamayız!” Bu tutsaklardan bazıları kurtarıldı ama Şerin’den bir haber yok.

Kaynak:

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Publicité






MessagePosté le: Mar 26 Avr 2016 - 04:27
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Kürt-Ermeni ilişkileri ve 1915 Soykırımı Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com