Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Komplo Terorisi Uzmanının Yeni BOMBA İddaları
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Recréation - Ժամանց - Beraber gülelim -> Le Bar de la team - Ընդհանուր Քննարկում - Gelin söyleşelim
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 454
Point(s): 66 906
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 30 Mai 2016 - 13:14
MessageSujet du message: Komplo Terorisi Uzmanının Yeni BOMBA İddaları
Répondre en citant

Komplo Terorisi Uzmanının Yeni BOMBA İddaları








Yalçın Küçük: Rusya Türkiye'ye savaş ilan etti

Rusya'nın Türkiye'ye adı konulmamış bir savaş ilan ettiğini söyleyen Küçük, PKK'nın Rus füzeleriyle Türk helikopteri düşürmesini bu savaşa bağladı.
Yalçın Küçük, Deniz Hakan ve Okan İrtem’e gündemi yorumladı. Rusya'nın Türkiye'ye adı konulmamış bir savaş ilan ettiğini söyleyen Küçük, PKK'nın Rus füzeleriyle Türk helikopteri düşürmesini bu savaşa bağladı. Küçük, 27 Mayıs'ın bir halk devrimi olduğunu söylerken, Menderes'in İsrail Başbakanı ben Gurion'un marifetiyle asıldığını söyledi. Küçük, demirtaş'ın ABD ve Rusya ziyaretleri için ise "Hulusi Bey, bunlara biz mahalle hareketleri deriz. Sokağa çıkış yasağı dediğiniz şeyle evlerden aldığınız silahlarla yenemezsiniz. Morallerini bozacaksınız. Moral bir bütündür. Rusya’ya gitti Demirtaş, ne dedi, çok devlet kurarız, dedi. Bunu Türkiye’deki komutanlar not ederler." dedi.

İşte o söyleşi:

Okan İrtem: Mülakatımızın son günü 27 Mayıs'a, Hürriyet ve Anayasa Bayramına denk düştü. Yalçın Hocam siz, içinde olduğunuzu hep söylüyorsunuz. 27 Mayıs’la başlayalım mı?

Yalçın Küçük: Evet, bizim devrimimizdir ve bayramımız sayıyoruz. Hep kutluyoruz.

Devrimci-demokrat türdendir ve halk devrimidir. Hep şunu hatırlıyorum ve söylüyorum, 29 Nisan 1960’ta, Ankara’da nineler bize, eteklerinde taş toplayıp getirdiler.

Bir kez daha tekrarlıyorum, bakkallar her gün "bugün" diyorlardı ve erteleniyordu. İktidar da biliyordu ve tedbir alıyordu. Adnan Bey 26 Mayıs'ta Eskişehir'de idi, büyük bir gövde gösterisi yaptılar. Karşılamaya çok subay ve asker topladılar, gösteriş yaptılar. Ama subaylar birkaç saat sonra Menderes'i tutuklamak için harekete geçtiler. Menderes kaçıyordu, ordu kovalıyordu, yakaladılar ve tutukladılar.

Gösterişlere güvenilmemesini tavsiye ediyorum.

27 Mayıs başkan'sız "başkanlık sistemi" kurmuştur. Bu sistem bir çift meclis'tir, 27 Mayıs senato getirmiştir. İcranın güçlendirilmesini anlamındadır, ancak şartları çok olacaktır: Senato, bir akşam on yasa çıkarmayı önlemektedir. İki, parlamentoyu daraltmak demektir; çok geniş bir anayasa mahkemesi kurulmuştur. Üç, seçimlerde dar bölge olacaktır. 27 Mayıs, bunun yerine milli bakiye sistemini getirmiştir. Bütün oylar değerlendirilmiştir.

Ve bütün başkanlık sistemleri böyledir, başka türlüsü yoktur. Fransa, Amerika, İngiltere’de sistem budur. Öğrenecekler. "Başkan" teferruattır.

TÜRK SAĞININ MENDERES İNTİKAMI

O.İ.: 27 Mayıs sonrasındaki idamlar çok tartışılıyor. Bu idamlar üzerine sizin düşünceniz nedir?

27 Mayıs’ta, üç kişiyi idam ettiler, Eskişehir milletvekili ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ı neden idam ettiler, bilmiyoruz. İki, Fatin Rüştü Zorlu, "radyo bakanı" idi, tek radyoyu iktidar yanında kullanıyordu. Bir de "yüzde on" deniyordu, ithalat ya da ihracattan yüzde on aldığı iddia ediliyordu. Tek çocuğu, kızı, Sevin, üniversitede, sınıf arkadaşımdı; Fatin'in idam edilmesine üzülmüştüm.

Adnan Bey sevilirdi, "millici" idi, Irak'a gittiğinde, Türk abidelere gittiğinde ağladığını bana oğlu ve dostum Aydın Menderes anlatmıştı. Suriye'yi zapt ile almak istiyordu ve çok saftı, bunu İsrael ile birlikte yapmayı düşünüyordu. İsrael'i eski vilayetimiz sanıyordu; kitaplarımda var. Ve Fitne kitabımda, çok önemli çalışmamdır, Menderes'in idamının Ben Gurion'un marifeti olduğu yazılıdır. Buradayız.

Nasıl mı, ben teoremlerle çalışıyorum ve "İsrael, Türkiye'de, İsrael'den daha güçlüdür" diyorum. Silahlı Kuvvetler ise en güçlü olduğu yerdir. Celal Bayar'ı kurtardılar, has İbrani'dir ve Bursa'da Alyans İsrael'de okumuştur; deli-dolu, muhtemelen de saralı, Menderes'i astılar.

Üç idamdır, üç gencin idamı, Deniz, üniversitede öğrencim Hüseyin ve Yusuf'u Demirel astılar. İntikamdır. Çok tuhaf, Demirel, Menderes'i astıkları için, yerine geçtiler. Korkaktı, ama idamcıdır ve imam-hatip kurucusu oldu. Ama, Akepe gericiliği Demirel'i ulu yobaz saymadılar.

Özal, Demirel'in asistanıydı; Demirel, yedek subaylığını yapmak üzere Planlama'ya gelince Özal'ı da aldılar. İkisi de bizim yanımızda yedek subay oldular. Demirel başbakan olunca, 1965, Özal'ı Planlama'ya müsteşar yaptılar ve ben ikisiyle de çalışmayı reddettim. Ayrıldım. Sonra birisi başbakan ve diğeri cumhurbaşkanı, yarıştılar.

PİRUS VE PÜNİK SAVAŞLARI

Bir, 1998 yılında Öcalan esir alındı ve İmralı'ya getirdiler. Kürt Hareketi'nde yıkılıştır, "çöktü" diyenler de oldu. İki, 12 Eylül 1980 çok idamlar getirmişti; solu, sendikaları, aydını ezdiler. Ve üç, 1991’de Sovyet sistemi dağıldı. Sovyet sisteminin dağılmasına, Amerika "Pünik Savaşı" adını veriyordu, Roma'nın karşısında Kartaca'nın ezilmesi ve yıkılmasıdır.

Ne demek, Amerika şöyle anlattı: O zamana kadar iki "güç" vardı, şimdi bire inmişti, Roma'dır. Sovyetler yıkılınca, Amerika, "biz tekiz" diyordu; "tek kutuplu" dünya sözleri ve Fukuyama'nın "tarihin sonu" demesi de bu zamandadır. Övünme yarışındaydılar.

Bizimkiler, "düşman mühendisler", geri kalmadılar. Demirel "Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar Türk” diyordu, her sabah "Türk'üm, doğruyum..." yerine bunu çığırıyorduk. Özal, "gelecek yüzyıl Türk yüzyılı olacak" deyu haykırıyordu. Sanki iki olmuşlar, oynuyorlardı. Ben başka oynama bilirim, 27 Mayıs 1960’ta, öğleden sonra sokakları açtılar; Kızılay Meydanı'nı hiç öyle görmedim, sanki milyonlar "sen oyna Menderes sen oyna" diyordu ve halk hep oynadılar.

Tekeliyet’ten, birinci cilt, 2003, beş bin basmışlar ve hemen bitmiş, "Pirus ve Pünik Savaşları" kutusu var, 81. sayfa ve öneriyorum. Bu kutuyu, yeni kitaplarıma da yer-leştirmeyi düşünüyorum.

RUSYA SICAK SULARA İNMİŞTİR

Deniz Hakan: Konunun Pirus ve Pünik savaşlarına gelmesi çok iyi oldu. Şimdi herkes yeniden “çok kutuplu” dünyadan söz ediyor. Amerika ve pek çok yatırım yaptığı Sünni cephesi güç kaybediyor, tabii İsrail de. Ortadoğu’da iyiden iyiye yalnızlaştığını hissedince Nato karargahında temsilcilik açma yoluna gitmek zorunda hissetti.

Y.K.: Tabii. Rusya sıcak sulara ve hatta topraklara inmiştir. İsrail artık ikinci sınıf bir devlettir; giderek öyle istediği gibi Arap ülkelerini vuramayacaktır. İsrail’in altın devri sona ermiştir ve Nato kararı Rusya ile arasını açacaktır, şimdiden işaretlerini görüyoruz. Suudi Krallığı artık sürekli düşüştedir.

Ne kadar kısa bir zaman, 1991, sanki dünya tek kutuplu olmuştu, Amerika tek kutup olduğunu ilan ediyordu. Ama ne oldu, üç yıl öncesinde, Rusya yeni silahlar göstermeye başlamıştı, Hazar'dan sıkıyor, Lazkiye yakınlarını vuruyordu. Şimdilerde, Doğu'da bir helikopterimiz düştü, iki üsteğmenimiz öldüler. Füzelerin Rusya'dan verildiği, önce inkar ve sonra teyit edildi. Doğu'da hendek savaşları var, insanlar evlerinden çıkmıyorlar ve sonra esir oluyorlar. Biz teröristleri temizliyoruz, Rusya "iç savaş" demektedir. Rusya bizimle resmen ilan edilmemiş bir savaş halindedir. Savaş gemileri Boğaz'dan geçerken, askerleri, zaman zaman elleri tetikte geçmektedir. Hulusi Paşa, haber vermiyor ve ben özel haber vermek istiyorum, milli görevdir; "savaş" işareti veriyorlar.

“OSMANLI’NIN SONUNU UNUTMAYIN”

D.H.: Bu ay içinde Rusya’dan Türkiye ile ilgili iki, hatta üç ciddi çıkış gördük. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Zaharova, “Ankara Osmanlı’nın sonunu unutuyor,” dedi. Lavrov, Türkiye’den güneyine kara harekatı beklemediğini, çünkü bölgede Rus uçakları olduğunu söyledi. Son olarak da bu hafta içinde, Rusya’nın Türkiye tarafından düşürülen Rus savaş uçağı Su-24'ün öldürülen pilotu ile ilgili dava açtığı haberi geldi.

Y.K.: Deniz Hocam, bunlar kendisini savaşta görenlerin yapacağı sertliktedir. Söylediklerinizin ilki, diplomatik olmaktan çok uzak bir açıklamadır. Rusya, uçak krizinden sonra çok açık olarak söyledi. Biz şeklen, formel olarak Türkiye’ye savaş ilan etmiyoruz, dediler. Ama bu söz, böyle bir zamanda, ancak savaşılan bir ülkeye söylenebilir. Evet, sonra Lavrov, Türkiye’nin Suriye’de kara harekatı yapacağını zannetmiyorum, çünkü bizim uçaklarımız var, dedi. Türkiye uçaklarını kullanamayacak. Kullanırsa Rusya düşürecek. Türkiye çok açık bir şekilde sınırlarına hakim olmayan bir durumdadır.

TÜRKİYE’NİN SINIRLARI BELİRSİZDİR

D.H.: Doksanlı yılların sonunda İngiltere Dışişleri Bakanlığı yapan Robin Cook, “Türkiye’nin güney sınırları belirsizdir” demişti. O noktaya mı geldik?

Y.K.: Ben çok yazdım, biz "tampon" idik, biz yüz yıl boyunca tamponduk, “kuzeydeki ayı”nın, ben öyle demiyorum, ama öyle diyorlar, sıcak sulara inmesini önlüyorduk.

Şimdi hem sıcak sulara indiler ve hem de karalara bindiler.

Ve bugün 27 Mayıs, 2016 tarihindeyiz, 1916 Sykes-Picot Mukavelesi'nden bu yana yüz yıl geçmiştir. Bu mukavele mi, bir oyundur, Demirel-Özal türüdür, Hürriyet'te ve Cumhuriyet'te Verda ve Ceyda, ne çok şey biliyorlar, ama Sykes-Picot dedikleri boş olarak doğmuştur. İngilizler Fransızlara önce vermiş ve sonra almışlardır. Boştur ve daha önemlisi, artık biz tampon dahi değiliz.

TAMPON DEVLET BİTMİŞTİR

O.İ.: SSCB’nin dağılmasından beri hem Nato hem de AB, Doğu Avrupa’da tampon türü devletleri ortadan kaldırmaya yöneldiler. Bütün Doğu Avrupa ülkeleri Nato şemsiyesi altına alınmaya çalışıldı. Putin’in ve Rusya’nın yükselişi de benzer bir tabloyu ortaya koydu, Rusya da ilişki içerisinde olduğu ülkeleri, Nato genişlemesine yanıt olarak, kendisine bağlama politikası izledi; yer yer renkli devrim ülkelerini tekrar elde ederek Amerikan etkisinden çıkardı. Dolayısıyla bu iki büyük güç, Amerika ile Rusya, giderek birbirlerine komşu oldular ve aralarındaki bölgede bulunan tampon devletler tampon olma özelliklerini yitirdiler. Eğer iki büyük gücün yönelimi bu ise, bu koşullarda Türkiye tampon olma özelliğini nasıl koruyabilir?

Y.K.: Tampon bitmiştir artık, bambaşka bir dünya geliyor, Türkiye önemini yitirmiştir, bundan sonra İsrail canının istediği gibi Araplara bomba yağdıramayacaktır. Suudi Arabistan eskisi gibi zengin olamayacaktır. Söylediklerimin hepsini Katar ile birleştirin, orada ordu kuruyorlarmış, bizim sorunlarımız bunlar. Ordu kuracaklarmış, Türk devletini Katar, Suudi Arabistan ile beraber düşünüyorlar. Hulusi Bey, Riyad’a seferi kıyafetiyle gitti; Sare annemizin umresine gitti dediler, onu da biz açıkladık, İslam ordusu kuruyorlarmış. Hayır efendim, İslam ordusu kurmak bizim yasalarımıza göre imkansızdır. Şimdi bambaşka bir dünyayı söyleyeceğiz.

Bir süre sonra ne olacağını görüyoruz, ne yazdık sizlerle beraber, Çıkış-1’de Obama doktrini diye söylenmemiş bir sözü söyledik, daha sonra doktrin dendi ama bizden sonradır. Biz Obama doktrini ile Truman doktrini arasında bir paralellik kurduk, Truman doktrini 1951’den itibaren Türkiye’yi parlattı, silahlar verdi, bir devlet olarak çıkarttı, güçlü bir devlet olarak. Şimdi ise, Çıkış’ta, 2014’te yazdık, Kürtleri silahlandıracak ve eğer bir Türk ve Kürt devleti olursa, çok büyük bir ihtimalle Kürtler ön planda olacak. Bunu o zaman söyledik, şimdi daha başka şeyler söylüyoruz. O sırada Rusya, “ayı”, sıcak sulara inmemişti. Ne yapıyor, boğazdan geçiyor, sizin söylediğiniz o kızın söylediği gibi geçiyor, adı neydi, Dışişleri Sözcüsü, Zaharova, silahla geçiyor. Çok enteresan. İstediği zaman sıcak sulara geçiyor. Türkiye ise, meşhur ifadeyle şu durumda: Ölmüşük de haberimiz yok.

1833’teki Hünkar İskelesi Antlaşması’nı, tarihimizde, şu anda bizim teorisini yazmaya başladığımız ve kitaplarımızda da geliştirdiğimiz tampon ülke kavramının başlangıcı olarak görebiliriz. Mehmet Ali Paşa çok ilginç bir adamdı, Arnavut, orada bir kuşkumuz yok; Halep’i aldı. Oğlu İbrahim Paşa, çok önemli bir adamdı, daha ileri yürüdü. Benim tespitlerime göre, Halep’ten Kütahya’ya kadar bütün kapılar açıldı; hiçbir savaş yapılmadı. Bu nedir, Osmanlı çökmüştü, bitmişti. Hep kapı açıldı, İbrahim Paşa yürüdü. Sonra Kütahya savaşını yaptı, meşhur savaştır, ve Rusya “dur” dedi ona. Hünkar İskelesi’nde durdurdu, orada bir anlaşma yaptılar. Rusya, “burada duracaksın” dedi. Rusya durdurmasa ne olacaktı, İstanbul’u alacaktı.

Tarihimizde böyle iki önemli olay vardır. Birinde Rusya durdurdu; öbüründe Rusya gidiyordu, bu kez İngilizler Rusya’yı durdurdu 1878’de. Durdukları yer Ayastefanos, Yeşilköy. Hakiki bir barajdır. Ondan sonra biz hep tampon olduk. 1833’te Rusya, “Mehmet Ali Paşa ve İbrahim Paşa gelirse, İstanbul’u alırsa, modernize eder, benden gider,” dedi. “Benim için orayı tutacaksın,” dedi. 1878’de ise, Rusya’yı özellikle Büyük Britanya durdurdu, “benim için burası kalacak, çok da geri, birazcık gelişsin ama çok da gelişmesin,” dedi.

Devamlı bunu yaptılar. Tamponu nerede yapmak istedi emperyalistler, ilk fikir Kafkasya idi. Sonradan vazgeçildi, Anadolu seçildi, 1919 ile 1920 arasında oldu bu. Churchill, büyük bir emperyalistti, Yunanlılar İzmir’e çıkınca, “Hangi çılgın bunu yaptı,” dedi. Ona göre Yunanlılar burayı tutamazdı, ancak Türkler burayı tutar diye düşünüyordu. Türkler iyi askerdir. Nerede, iki yerde, iki örnek var. Bir, Kut-ül Amare, 1915, müthiş bir şeydir. Bir de Çanakkale, büyük bir insanlık efsanesidir Çanakkale, hem bizim açımızdan, hem öbür taraf açısından bu böyledir.

Bizi güçlendirmek istediler, tampon kabul ettiler, çünkü biz güçlü bir tampon olmazsak, ayı aşağıya inecek, böyle düşündüler. Bizim işimiz ayıyı indirmemekti. Onun için bizi tutacaklardı. Biz de epey iyi gittik ama 1945-1946’ya geldik, Soğuk Savaş denen şey başladı. Ve bizim asıl tamponluğumuz Truman Doktrini iledir. Biz ayının sıcak denizlere inmesine engel oluyorduk, onun için Marshall Planı yaptılar, süt verdiler, öbürlerini verdiler, kuvvetli olacağız, silah verdiler, öğreneceğiz, edeceğiz. İşimiz tektir, bizim yüzyılımız ayının sıcak denizlere inmesini engellemektir. Şimdi ayı inmiş ve tampon bitmiştir. Şimdi Türkiye sadece Arap göçmenleri tutmak için ülkedir ve bu da geçicidir. Başka nedir, seyircidir.

CUMHURİYET’İN EN GERİ NOKTASINDAYIZ

D.H.: Rusya’nın sıcak denizlere inmesinde en büyük pay belki de Suriye’de başından beri savaş çığırtkanlığı yapanlar. Elbette sürekli Şam’da namaz kılma hayalleri kuran, cihatçılara desteğini saklamayan Akepe de var burada. Ancak bununla da kalmıyor. Böyle giderse, Türkiye küçülecek diyerek, yıllardır uyarıyorsunuz. Bugün küçüldüğünü görüyoruz, kendi sınırlarına dahi müdahale edemediğini görüyoruz. Bunda yalnızca dış dengelerin etkisi yok herhalde. Erdoğan ile Akepe’nin attığı her adım Türkiye’yi daha da tehlikeli bir batağa saplıyor. Geçtiğimiz haftalarda Kilis halkı gazetelere ilan vermişti, “Kilis saldırı altında, Vatan saldırı altında” diyordu. Bu, Işid füzelerinden ve Genelkurmay’ın şu kadar Işidli vurduk diye açıklamalar yapmasından sonra... Öte yandan, Erdoğan “PKK’yı yendik” açıklamaları yapıyor; Kürtler ise Washington’da Dışişleri Bakanlığı Müsteşarıyla görüşüyor, yer yer özerklik diyor, yenilmiş bir hallerini göremiyoruz...

Y.K.: Deniz Hocam, Türkiye’yi bitirdiler. En gericilerin hükümeti ele geçirdikleri bir zamanda Türkler, Cumhuriyet'in en geri noktasındadır. Lavrov tahrik edercesine, Türkiye kara harekatı yapamaz çünkü bizim uçaklarımız var, diyor. Bu Rus uçakları hem kara harekatını önlüyor hem de hava harekatını. Türkiye bitmiştir. Böyle bir durumda Genelkurmay Başkanı ne yapıyor? Gidiyor, Kilis valisine plaket veriyor. Saldırı var, tek bir uçak kaldıramıyorlar, plaket veriyorlar. Nasıl bir Türk Genelkurmay’ı? Bir hükümet böyle bir durumda nasıl kalabilir?

TOPLA HİÇKİMSEYİ VURAMAZSINIZ

O.İ: Genelkurmay roket saldırıları sonrasında sürekli şu kadar Işidli öldürdük diye açıklama yapıyor ama sizce Türkiye ciddi anlamla Işidle mücadele ediyor mu? Kilis en sıcak gündemken Demirtaş, Genelkurmay’a “Bari birkaç gün sonra açıklama yapın. Ne zaman öldürdünüz? Ne zaman saydınız? Ne top atışı var, ne mücadele var” diyordu, inandırıcı bulmuyordu...

Y.K.: Öyle demişse doğru demiş, bilemezsin. Tayyip Bey de söylememiş miydi, hava kuvvetleriyle dahi kimseyi yenemezsin, kara ordusuyla girelim demişti. Topla bir tek adam öldüremezsiniz diyor söylediğinizden anladığım kadarıyla Demirtaş da. Öyle diyorsa, doğru diyor. Topçu savaşında en önemli iş ileri gözetleyicinindir. Düşmanın hemen yanına kadar gelir, çok yakındır, sonra fısıltı halinde tarif eder yerini. Bu bilgiyi alan topçu ateş eder. Bu olmadan vuramazsın.

1951 Kore savaşında bunlar üstteğmendiler ve bir de hiç bilmiyorlar, ABD bunlara eski obüsleri vermişler, bunları biz 74’te kullanmaya başlamıştık, çoğu da çöktü, savaş alanını bulamadı. 51’e geldiğimizde, ABD bir de bizim üstteğmenlere telsizler vermiş, bir buçuk iki metre anteni var, Kuzey Koreliler anteni görür, eliyle koymuş gibi üstteğmenleri bulur, vururdu. Sonra üstteğmenler ölüyor diye kadro yasasını değiştirdiler. Bizim zamanımıza gelince yedek subaylar gözetleyici oldu.

Kıbrıs’ta ileri gözetleyicimiz bir İnce Memed vardı, İnce Memed derdim ben. Sabaha karşı savaşa giderken yanıma gelip “Komutan,” derdi, “gel seni öpeyim, aileme şehit olduğumu haber ver”. İleri gözetleyici olan adam hemen kendini şehit olarak kabul ederdi. Eskisi gibi değildi, ama çok yakın olacaksın, vururlardı.

Biz savaşta top atışı karşısında nasıl davranırdık, biliyor musunuz? Matadorlar gibiydik, şöyle bir çekilirdik, kaçması kolaydır. Bizim Alper de Filistinlilerle birlikte iki yıl savaştı, o da hep anlatır, topun etkisi pek sınırlıdır, toptan kaçmak pek kolaydır. Gelişini duyarsın, görürsün, çekilirsin, kurtulursun.

Dolayısıyla yüksek komutanlara, Genelkurmay Başkanına arz ediyorum, böyle şeyler söylemeyin. İkinci Başkan Yaşar Güler’e, Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki Çolak’a, Genelkurmay Başkanı General Akar’a af dileklerimle birlikte söylerim ki söylediklerinin bana hiçbir inandırıcılığı yok ve orgeneral rütbesine gelmiş Türk ordusunda hiç kimseye de bu sözleri yakıştıramam. Ben hem topçuyum, top atışı eğitimleri aldım, Salih Zeki Paşa da almış, bana açıklasın, diyorum. Sonra, hem gaziyim, hem de bu komutanlardan farklı olarak benim savaş tecrübem var. Hele bir gün sonra, 30 Işidci öldürüldü diyor, nereden biliyorsunuz, nasıl biliyorsunuz, ileri gözetçiniz mi var? Bunları doğru kabul edemeyiz.

O.İ.: Yalçın Hocam, teknoloji ilerlemiş olamaz mı?

Y.K.: Olabilir, yeni teknikler varsa ben yanlış olabilirim ama bildiğimiz, topçu atışlarıyla, öbürüyle olmaz. Kara ordusu gerekir. Olsa zaten Obama Kürt askerlerine bu kadar güvenmez. Oradakiler, savaşı onlar yapıyor.

MAHALLE ÇATIŞMASI

D.H.: Tayyip Erdoğan’ın “PKK’yı yendik” açıklamasına ne diyorsunuz? Biz mi anlamıyoruz, yendi mi?

Y.K.: Ben Ulusal Kanal’da dersler verdim. Yendik diyebilmeniz için ne kadar silahını almışsın, ne kadar esir almışsın, bunları görmemiz lazım. Çatışmada almış mısın, merkezlerindeki silahlara el koymuş musun? Öyle Hürriyet’in birinci sayfasından zafer ilan ediyorlar, şu kadar teslim aldık, ben de inanıyorum, sonra bakıyorum, teslim aldık dedikleri, çatışma yok, bir şey yok, eve sıkıştırmışlar, evden almışlar. Biz buna mahalle çatışması dedik. Budur, ve tehlikelidir. Morallerini bozdular mı, moralleri bozuk mu, değil mi, hiç değil. Nasıl yenmiş oluyorsun? PKK ile savaş oldu mu, yeniyorsunuz? Hulusi Bey, bunlara biz mahalle hareketleri deriz. Sokağa çıkış yasağı dediğiniz şeyle evlerden aldığınız silahlarla yenemezsiniz. Morallerini bozacaksınız. Moral bir bütündür. Rusya’ya gitti Demirtaş, ne dedi, çok devlet kurarız, dedi. Bunu Türkiye’deki komutanlar not ederler. Amerika’ya gitti geldi, o zaman ne dedi, çok meclis kurarız, dedi. 1921’de olduğu gibi federatif yapı diyorlar. Bakın, biraz önce Amerika’nın Dışişleri Müsteşarı ile görüşüyorlar, dediniz. Tayyip Bey de bunu öğrensin, daha önemli bir adam yoktur Dışişlerinde. En önemli bakanlık Dışişleri Bakanlığı, en önemli adam müsteşardır. Bir de Kerry var. Kerry de dolaşır, turist Kerry...

Dönecek olursak, mu moral bozukluğu? Adamlar neredeyse, bize başka bir düzen verin, diyorlar.

Tabii, hep söylüyoruz, öyle yerel yönetim, özyönetim, fazla abartmasınlar. TİP’in çalışmaları vardı, benim Bölge Planlama deneyimim var. Bunlar olur. Büyütmemek gerek. Ama federatif yapı diyorlarsa, 1921 gibi diyorlarsa, o dönem Türkler büyük kayıp vermişti. İstiklal Marşı’nda Türk adı geçmiyor, diyorum, bunun etkisi vardır; çok tavizkar metindir. Ancak şimdi, Kürtler kaybetmediği gibi, Türkler de kaybetmedi.

YAPILMAYAN SAVAŞ

D.H.: O zaman İstiklal Marşı’na Türk sözü koymadılar, diyorsunuz. Şimdi anayasadan çıkması talepleri var.

Y.K.: Önemli bir değişiklik yokken hangi yeni anayasadan bahsediyorlar? Akepe Türkleri mi yendi, Türk adı çıkacakmış... Biz Akepe’ye yenildik mi, Kürtlere yenildik mi? Ben diyorum ki, böyle bir savaş olmadı.

Kürtlerle savaş dediğiniz şeyde komutanlıkları kaymakamlara verdiniz. Şimdi valilere plaket veriyorsunuz. Güvenlik toplantısı oluyormuş, Kilis valisi de katılıyormuş, Genelkurmay Başkanı da katılıyormuş. Böyle şeyler olmaz. Genelkurmay Başkanı Genelkurmay Başkanı’dır. Başbakanlıkta olan her güvenlik toplantısına gitmez. Çok açık.

Katkıda bulunanlar: Kazım Yiğit Akalın, Sedat Akçelik, Serkan Günel

(Mülakatın ikinci bölümü Çarşamba günü yayınlanacaktır.)

Odatv.com

http://odatv.com/rusya-turkiyeye-savas-ilan-etti-3005161200.html


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Lun 30 Mai 2016 - 13:14
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Recréation - Ժամանց - Beraber gülelim -> Le Bar de la team - Ընդհանուր Քննարկում - Gelin söyleşelim Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com