Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
1916 Angora Yangını ve Ermeniler - Peder Alexis Doucet, Azize Teresa
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> 24 Nisan 1915'i anma - commémorations, débats, annonces ...
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 461
Point(s): 66 930
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 20 Juin 2016 - 20:29
MessageSujet du message: 1916 Angora Yangını ve Ermeniler - Peder Alexis Doucet, Azize Teresa
Répondre en citant

1916 Angora Yangını ve Ermeniler -

Peder Alexis Doucet, Azize Teresa Kilisesi





Azize Teresa Kilisesi 100 yılı aşkın süredir Ankara Ulus'ta, Gençlik Parkı'nın yanıbaşında duruyor. 1916'dan önce Ermeni cemaatine ait bir okul olarak kullanılan bina, yangında gördüğü zarar nedeniyle bir süre kapalı tutulmuş. 1928 yılında kilise olarak restore edilmiş ve bugünkü görünüme kavuşmuş. Hafıza Kaydı ekibi, Peder Alexis Doucet ile yangına, Hristiyan cemaatinin bugünkü durumuna ve devletin "azınlık" politikalarına dair bir görüşme gerçekleştirdi: 

Yangın, Ermeni Cemaati ve Kilisenin Tarihi

Azize Teresa Kilisesi, 1916 yangını öncesinde bir Ermeni okuluymuş. Bugün ibadethane olarak kulllanılmasını ise okulun içindeki şapele borçlu. Ellerindeki bilgiye göre şimdiki kilisenin okul olduğu zamanlarda, yani yangının hemen öncesinde, Ankara merkezinde 10.000 Ermeni, 3000 Rum, 3000 Yahudi ve 14.000 müslüman Türk yaşıyormuş. Peder Alexis, yangının gerçekleştiği 1916 yılında 1. Dünya Savaşı sürüyor olsa da, yangının nedeninin farklı olduğunu, bu yangının Ankara’yı Türkleştirmek için kasten çıkarıldığını ancak o dönemde tüm yapılar ahşap olduğu için yangının camilere de sıçradığını söylüyor. Yangın sonrasında neredeyse tüm gayrimüslimler şehri terk etmiş ancak şehirde kalan az sayıda Ermeninin bir kısmı Hacıbayram mevkinde yaşamaya devam etmiş. 




 
Ankara’ya henüz 3 yıl önce yerleşen ve Fransız vatandaşı olan Peder Alexis'in Ankara yangınıyla ilgili bilgisi bizi ilk etapta şaşırtıyor. Söyleşi sırasında bu bilginin kaynaklarını da öğreniyoruz, bugün Ankara'da sayısı 300 civarında bulunan Ermenilerin belleğinde kalanlar ve Taylan Esin'in "Yunanca Kaynaklara Göre 1916 Ankara Yangını" makalesi. Peder, Ankara'daki Ermeniler arasında ne yangının ne de 1915 tehcirinin acı hatıralarının çok da dillendirilmediğini ya da dillendirilmek istenmediğini, bu yüzden unutulmaya yüz tuttuğunu da ekliyor.
Yangını takip eden yıllarda, 1920’lerde birkaç Ermeni ailenin, ki bu aileler bugünkü cemaatin de köklerini oluşturan ailelermiş, Ankara’ya döndüğünü öğreniyoruz. Yine aynı dönemde, 1928’de eski Ermeni okulu Fransa tarafından onarılıyor ve 1960’lara kadar Fransız okulu olarak kullanılıyor. Fransızca eğitim veren; büyükelçilik, konsolosluk çalışanlarının çocuklarının gittiği 20-25 öğrencili okul, 1960’larda Çankaya tarafına taşınıyor ve şimdi Lycée Charles De Gaulle adıyla eğitime devam ediyor. Bu tarihten itibaren, eski bir Ermeni okulu olan ve yangından sonra bir Fransız okuluna çevrilen yapı, Azize Teresa Kilisesi ismiyle kiliseye dönüştürülüyor.





Bir Latin-Katolik kilisesi olan Azize Teresa Kilisesi'nin, bugün 50-60 kişilik karışık bir cemaati var. Bu cemaatte Ermeniler, Türkiye’de yaşayan yabancılar ve hatta ayinleri izlemeye gelen Türkler yer alıyor. Cemaatin çoğunluğunu oluşturan Ermeniler, Ermenice’den ziyade Türkçe konuşuyor ve ayinler de Türkçe yapılıyor. Peder Alexis ayinler için Türkçe öğrenmiş. Ermenilerle Türklerin birbirlerine çok benzediğini, örneğin yemek kültürünün, dansların, aile ilişkilerinin ayırt edilmesinin zor olduğunu, bunun da uzun yıllar bir arada yaşamaktan ileri geldiğini ve bu ortaklıkların sahiplenilmesi gerektiğini söylüyor.






Ankara'da Kaleiçi’ndeki Hisar Parkı’nın hemen altındaki Latin-Katolik Azize Teresa Kilisesi’nin yanı sıra Vatikan Büyükelçiliği’ne bağlı bir Latin-Katolik Kilisesi daha var. Kurtuluş’taki Protestan Kilisesi ve Batıkent’teki kilise ile birlikte şehirdeki kilise sayısı dört. Peder Alexis, Ankara’da kilise yaptırmak için pek çok kez başvuru yapılsa da, bunların hiçbirinin kabul edilmediğini belirtiyor.  

20. Yüzyıl Ankarası ve Ermeniler

Peder’in belirttiğine göre, 1960’larda, yalnızca Ermeniler değil, Ulus’taki nüfusun çoğu Ankara’nın diğer bölgelerine dağılmaya başlıyor. Bir kısmı, o dönem bomboş olan ve bahçelerden oluşan Keçiören’e gidiyor ve bu bahçelere yapılan dairelere yerleşiyor. Daha zenginler ise Çankaya’ya taşınıyor. Bugünkü Ulus’ta kimsenin kalmadığını, etraftaki binaların çoğunun boş olduğunu söyleyen Peder, Anadolu’da olduğu gibi Ankara’da da karışık ve kozmopolit yapının korunmadığını ve bunu çok üzücü bulduğunu aktarıyor. Bugünlerde Ulus’un insanları tedirgin eden bir imajı olduğunu; ancak gerçeğin hiç de böyle olmadığını, kendini Ulus’ta çok rahat hissettiğini de ekliyor.
Peder, Ankara’daki yapılaşmanın oldukça hızlı değiştiğinden kaygıyla bahsediyor. Nüfusun bir semtten ötekine yer değiştirdiğini, bir yapılaşma modasını takip ettiğini ve geride kalan yerlerin de bu modadan nasibini aldığını söylüyor. Örneğin son dönemde herkesin gökdelenlerde yaşamak istediğini, bundan sonraki moda her ne olacaksa, onun da şimdinin gökdelenlerinin yerini alacağını düşünüyor.

2000'li Yıllarda "Azınlıklar" ve AKP Hükümeti




Peder Alexis, bugünün Türkiyesinde, ve hatta Ankarasında Ermeniler’in, daha doğrusu azınlıkların eskiye nazaran daha rahat olduklarını düşünüyor. İbadetin Türkiye’de hiçbir zaman sorun teşkil etmediğini ve rahatça yerine getirildiğini, asıl sorunun gayrimüslimlerin mallarının iadesiyle ilgili olduğunu anlatıyor. Erdoğan’ın nazik tavrının, azınlıklarla ilişkileri iyileştirdiğini; öte yandan özellikle İstanbul’da azınlıkların mülklerinin yavaş yavaş geri verilmesinden duyulan memnuniyeti dile getiriyor.

Peder, Adalet ve Kalkınma Partisi ile birlikte bir zihniyet değişikliğinin yaşandığını düşünüyor. 2002 öncesi dönemde daha seküler bir anlayışın hakim olduğunu ve bu anlayışın dindarları düşman olarak gördüğünü, ancak 2002 sonrasında bunun değiştiğini ifade ediyor. Bu sebeple artık asıl meselenin dindar olup olmamak olduğunu; Hristiyanlar da dindar oldukları için Türklerle kardeşliğin tesis edilebildiğini düşünüyor. Bütün bunları söylerken, dindarlığın net bir kavram olmadığını, herkesin kiliseye gitmediğini ve bu sebeple dindar olmanın kendisinin de biraz siyasi bir yönünün olduğunu sözlerine ekliyor. Peder Alexis, bu zihniyet değişikliğinin, Türklüğü de kapsadığını; Balkanlar’dan gelenlerin, Alevilerin ya da Kürtlerin değil; Sünni, Anadolulu ve Türkçe konuşanların gerçek Türk olduğunu varsayan milliyetçi anlayışın eskisi kadar katı olmadığını, rahatladığını düşünüyor. Bu rahatlamanın, yabancı addedilen Hristiyanların yaşamını da kolaylaştırdığını anlatıyor. Ulus’ta herkesin kendisini tanıdığını, yabancı ve peder olduğunu bildiği halde hiç kimsenin kendisine karışmadığını, herhangi bir mahalle baskısı hissetmediğini söylüyor.

***Görüşlerini ve arşiv fotoğraflarını bizlerle paylaşan Peder Alexis’e teşekkür ediyoruz...***
 
 
2- 1914 ve 1916 Tokat Yangınları - Dördüncü Kuşak Tanık, Sibel Yükler

Mayıs 1914 ve Ocak 1916 Tokat. 1914’teki ilk yangında Çarşı’nın büyük bir kısmı ve kent merkezinde 3 han ve 100’e yakın dükkan yanmıştır. Dükkanların çoğu o dönemde bakırcılık, satencilik, ipek ticareti, boyacılık yapan Ermenilere aittir. 1916’daki yangında da evler, dükkanlar ve bir han zarar görmüştür.


900 adımda 900 yıllık tarih’ diye tabir edilen tarihi Sulusokak, Tokat’ın ilk yerleşim bölgelerinden. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine tanıklık etmiş Sulusokak aynı zamanda şehrin merkezinde yer alıyor. Ermeni, Rum ve Yahudilerin yaşadığı bu bölgede, günümüzde yalnızca adı kalan Yahudiler Sokağı ile birlikte Ermeni zanaatkârların çoğunlukta olduğu bir esnaf alanı mevcutmuş. Vaktiyle o  sokakta sinagog ve kilise yan yana yer alıyormuş, ancak Varlık Vergisi ‘ne tekabül eden 1940’lı yıllarda yıkıldığı söylenir. İpek Yolu’nun da geçtiği bu bölgede o dönem Ermeni, Rum ve Yahudi esnafın bulunduğu hanlar, dükkânlar bulunuyormuş. Yine günümüzde yalnızca adıyla kalan Kuyumcular Çarşısı da mevcut. Yangının bu Sulusokak’tan başlayarak çarşıya kadar yayıldığı anlatılır. Birçok ev, dükkân ve han büyük zarar görmüş. Yangının neden çıktığına dair çeşitli söylentiler var. Babaannemin anlatımlarına göre birden fazla noktadan çıkmış ve bir anda hızlıca büyüyen bir yangına dönüşmüş. Ancak Tokat’ta 1914, 1916 yangını, Ali Sabri Sineması, Şeftali Sokağı gibi farklı zamanlarda birbirine benzer birçok yangın çıkıyor. Üç kuşak ailemin tanık olduğu bu yangınlar özellikle Ermeni, Rum ve Yahudilerin yoğunlukla yaşadığı mahallelerde çıkıyor. Tehcirde, gerek sürgünle gerek ‘şehirdeki saldırılarla’ çok fazla kayıp yaşanan Tokat’ta, ailemin de o dönem yaşadığı Şeftali Sokağı’ndaki yangından sonra, Müslüman olmayan çok az insan kalıyor. Tokat’taki Hristiyan ve Yahudilerin 1960’lı yıllarda artık tamamen gittikleri anlatılırken, Şeftali Sokağı Yangını da bu tarihlere denk geliyor (17 Ağustos 1964). Bir zamanlar* Ermenilerin büyük vilayetlerinden biri olan ve sanatçısından zanaatkarına esnafın büyük çoğunluğunu gayrimüslimlerin oluşturduğu Tokat’ta şu an Ermeni veya Yahudi bir hane bulunmuyor. Müslümanlaş(tırıl)mış Ermeniler varsa da bilinmiyor.  

*"Yüz Yıl Önce Türkiye'de Ermeniler" adlı esere göre 1914'te yapılan nüfus sayımında Ermeni nüfusu kent merkezinin üçte birini teşkil ediyormuş. Tokat Sancağı'nın tümünde ise sayıları 22.733 imiş. Yedi tane Ermeni kilisesi varmış, bir tane de manastır. 1910 ile 1912 arasında İris adında ilk zamanlar haftalık, sonra da aylık çıkan bir dergileri varmış. 1960'lara kadar çok olmasa da yine de Ermeniler varmış şehirde. 
 




***Görüş ve arşiv fotoğraflarını paylaşan Hafıza Kaydı ekibinden Sibel Yükler’e teşekkür ederiz ***
 
3- Büyük Ankara Yangını - İkinci Kuşak Tanık, Cemile Erdinç (Yücel)

1950'den beri Ankara Keçiören’de yaşayan Yücel ailesi, Çubuk kökenli. 19. yüzyıl ortasında Çubuk ilçesine geldikleri bilinen ailenin bir kısmı 1916 yılında Ankara merkezinde bulunmuş. 1924 yılında doğan Cemile Erdinç'in okuma-yazması yok, dönemin Ankarasına dair belleğinde kalanları, babasının ve çevresindeki diğer insanların 1916 Yangını ve Ankara Ermeni nüfusu hakkında anlattıklarını Hafıza Kaydı’yla paylaştı.


Cemile Erdinç (evlenme öncesi soyadı Yücel)





 
H.K: 1916 yangını öncesine ve Ermenilere dair neler anlatılırdı?

C.E:
O zamanlar Ermenilerin Hacı Kadın’da, Kaledibinde ve Hacı Bayram’da evleri varmış. Ayrıca Samanpazarı’nda yaşarlarmış; tiftik, buğday ekini satarlarmış. Eşekleriyle Hacı Kadın’a gidip gelerek ticaret yaparlarmış. O zaman Türkiye’de o kadar tüccar yokmuş, çoğunlukla Ermeniler zenginmiş. Önceleri ufak tefek evler kurarak Ankara’ya yerleşmişler, sonra zengin olmuşlar. Çok çocukları olmazmış, ya bir ya iki çocukları olurmuş. Kadınlar da dahil kiliseye düşkünlermiş, giderlermiş, en çok da Pazar günleri giderlermiş.

H.K: O dönemde Ankara merkezinde yaşamış tanıdıklarınız da var mıydı?

C.E:
Abdullah Amca diye biri vardı. Erzurum’dan gelmiş Ankara’ya, yatacak yer bulamamış. Çok fakirmiş ve 2-3 gün aç gezmiş. Hacı Bayram civarına gitmiş. O zaman da Ermenileri kovuyorlarmış Türkiye’den (1914-18 arası 1. dünya savaşı döneminden bahsediyor.) Hacı Bayram’da Ermenilerin boş bir evini bulmuş, orada yatmış. Yiyecekleri varmış, onları yemiş; yataklarında yatmış. Abdullah Amca’nın kendisi anlattı bunları. Sonradan da Ankara’da yaşamaya devam etti. Aktepe’de 2-3 tane evi ve kamyonu vardı yine 3 tane. Bir kum ocağı sahibi oldu ve inşaatlara kum taşırdı. Zengin oldu sonradan sonraya.     Sonra babam anlatırdı; Hacı Kadın’da bir Ermeni ölmüş. Karısı şöyle ağlamış: “Andrika Andrika niye öldün? Yiyecek balın mı yoktu? Harcayacak altının mı yoktu? Anırgan eşeğin mi yoktu? Niye öldün Andrika?” Babam da oradaymış, bunu duymuş. Biz o zamanlar Çubuk’ta yaşıyorduk, babam yazları Hacı Kadın’a halamların yanına çıkardı. Andrika’nın eviyle halamların evi yan yanaymış. (Andrika'nın Ermeni mi Abhaz mı olduğundan emin değil)

Dedem; 1916 döneminde askermiş. Çizgili çizgili, pespembe şallar getirmiş bir gün köye. Ankara’dan Ermenileri kovarken onlardan almış bu malları. Ben doğduktan sonra o şalvarları bana verirken söylediler bunları. Bir de kocaman bir makas getirmiş dedem. Bütün köy onu kullanırdık biz. Herhalde makası aldığı Ermeni bir terziymiş.

***Cemile Erdinç'e teşekkür ederiz...***

http://www.hafizakaydi.org/13eylultanikliklar1/


Dernière édition par vahe2009 le Lun 20 Juin 2016 - 20:31; édité 1 fois
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Lun 20 Juin 2016 - 20:29
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 461
Point(s): 66 930
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 20 Juin 2016 - 20:30
MessageSujet du message: 1916 Angora Yangını ve Ermeniler - Peder Alexis Doucet, Azize Teresa
Répondre en citant

1916 Büyük Ankara Yangını*





 
1861 yılında Ankara’ya gelip kentte bir süre kalan Georges Perrot, ekonomik durumu kötü olan Yahudier dışında, hem Ermenilerin hem Rumların hem de Müslümanların neredeyse tamamının bir bağ evi bulunduğunu, en güzel bağ evlerinin de Esat’ta olduğunu anlatmış. 1916 yılının Eylül ayında Ankara merkezinin büyük bir kısmını küle çeviren büyük yangında sadece 5 kişinin hayatını kaybetmiş olması nüfusun büyük bir kısmının o dönemde bağ evinde oturuyor olmasına ve yanan yerlerin önemli bir kısmının sakini binlerce Ermeninin aylar öncesinde tehcire tabii tutulmuş olmasına bağlanabilir.
1916’nın Türkçesiyle harik-i kebir (büyük yangın), o dönemde Ankara’nın başına gelen tek büyük felaket değildir…
 
Yangın Öncesi Ankara
Temmuz 1915’te Ankara Valisi Mazhar Bey, Dahiliye Nezareti’nden gelen tehcir talebini uygulayamayacağını bildirdikten bir süre sonra emekliye sevk edilir. Yerine vekaleten İttihat ve Terakki’nin koyu milliyetçi üyelerinden Mustafa Atıf atanır.
Rum Ortodoks, Gregoryen ve Katolik cemaatleri ile Frerlerin mülklerine 1916’dan 2 yıl önce el konulmaya başlanmıştır. Ülke savaştadır ve ordunun masrafları “bağış” sistemiyle toplanmaktadır. Özellikle okul binaları ve varlıklı kesime ait özel mülklerin bir kısmı hazine mülküne alınır.







1915’in ikinci yarısı, Ankara’daki Hristiyan nüfus -özellikle de Ermeniler- için geri dönüşü olmayan bir sürecin başlangıcıdır. Ağustos 1915’te Anadolu’nun bir çok diğer ilinde olduğu gibi Ankara’da da tehcir ismiyle başlatılan süreç birkaç hafta içinde katliama dönüşür. İslamı kabul etmeyen, çoğunluğu Gregoryen ve Katolik erkekler önce tutuklanır, sonra sürülür veya öldürülür. Tutuklu bekletilen ya da halihazırda yola çıkarılmış olan bir grup Katolik Ermeni, Papalık ve Fransız Büyükelçiliği’nin girişimiyle serbest bırakılır. Bu süreçte Ankara’da yaşayan 10bin Ermeni “kaybolur”. 







1916 yılının başlarında Ankara’da kalan Katolik, az sayıda Gregoryen ve Protestan; İslamiyet’i kabul etme zorunluluğu ile karşı karşıya kalır. Ayinler, kiliselerden evlere taşınır. 1916 yılı Ankarası’nda vali ve polis müdürü eliyle yürütülen bir “getto” sistemi vardır. Zorla çalıştırma, taciz ve mülklere el koyma yaygındır. Bahar aylarında, 2 bin dükkan, 3 katedral, 9 kilise, okul ve evlerdeki eşyalar atlı arabalarla İstanbul’a taşınacaktır. Bunun dışında kalan bir takım “değersiz” eşya ise müslüman ailelere verilir.
1916 Eylül’ünde şehirdeki Hristiyan nüfusun bir kısmı zaten mülksüzleştirilmiştir. Şehirde kalan ailelerin çoğunluğu da bir şekilde ticaret yapan ve sarayla ilişkisi olan (örneğin saray için sof üreten) ailelerdir. Yangından sonra bu aileler de şehrin günlük yaşantısından silinecektir.
 
Ankara Yanıyor
13 Eylül 1916 gecesi herkes uykuya daldıktan sonra Emekli Binbaşı Ferid Bey’in emrindeki askerlerin kaldığı evden sesler yükselir. Yangın çıkmıştır. Evin bitişiğinde henüz bir yıl önce yetim ve öksüz kalan çocuklar için açılmış olan yurt (Dârüleytâm) vardır. Çocuklar hızla dışarıya çıkarılır. Yangın söndürme çalışması başlamış görünmektedir. Başka anlatılarda yangının, Dârüleytâm bitişiğinden değil de Katolik Ermeni mahallesinde başlamış olduğu ve hatta 13 Eylül’de değil 11 Eylül’de başladığı da söylenir. Döneme ait belgeler yoluyla kesin bir sonuca ulaşmak mümkün değildir, ancak yangının birkaç ayrı noktada başladığı bilgisi, anı ve tanıklıklarda tekrarlanan ciddi bir iddiadır. Ferid Bey’in emrindeki askerlere yangın sonrasında ulaşılamaması da kundaklama şüphesini artıran bir faktördür.







O gece Ankara’da rüzgar yoktur. Yangının tahmin edilenden çok daha yüksek bir hızla yayılması ve şehir merkezinin neredeyse tamamını sarmasını, sokakların çok dar olmasına, ahşap evlerin birbirine çok yakın olmasına bağlayanlar olmuştur. Şehirdeki tulumbacı sayısı da yetersizdir. O dönemde devlet için Ankara’ya oranla çok daha önemli bir konumda bulunan Eskişehir’den istenen takviye, ancak 14 Eylül akşam üstü şehre vardığında yangın zaten tüm şehri sarmış durumdadır. İtfaiye yangını durdurmakta etkili olamaz. Bu durumu Refik Halit Karay, “yangın yakacak başka şey bulamayınca kendiliğinden söndü,” diyerek özetlemiştir.
3 gece 2 gün boyunca söndürülemeyen bu yangını "körükleyenler" olduğuna dair tanıklıklar vardır. Tanıklar, evlerin ve dükkanların üzerine ya da sönümlenen alevlerin üzerine gazyağı döküldüğünü ve yangını söndürmeye çalışanların engellediğini anlatırlar. Örneğin, yangının çıkış noktasından uzak Aziz Nikolaus Kilisesi’ne doğru yaklaştığını gören Ortodokslar neredeyse kiliseyi kurtarmışken, kurtarma çalışması yürüteceklerini söyleyen bir grup gelip, kiliseye su yerine gazyağı döker. Bu sırada papazı da darp ederler. Benzer şekilde bugün Ulus Çarşısı’nın bulunduğu yerde yer alan Rum Metropolitliği’nin arşivleri de yanıp kül olur. Ermeni cemaate ait mahallede de yanan evlere su yerine gaz yağı döküldüğünü söyleyen tanıklar bulunmaktadır.
Polis teşkilatı, Dahiliye Nezareti (İçişleri Bakanlığı) ve hükümet arasında o dönemde geçen yazışmalar, yangın sırasında polis teşkilatının zafiyet içinde olduğunu gösterir. İktidardaki İttihat ve Terakki Partisi tarafından Ankara’ya özellikle gönderildiği bilinen polis şefi Mustafa Durak’ın emrindeki polislerin, yangına bilinçli şekilde müdahale etmediği konusunda şikayetler gelmiştir. Benzer şikayetlerin, aynı dönemde Anadolu’nun 20 ilinde çıkan/çıkartılan yangınlarda da gelmiş olması; bu yangınların İttihat ve Terakki Partisi’nin sürgün ve yok etme politikalarıyla ilişkisine dair bir gösterge olarak yorumlanabilir.







Yangının yayılmasıyla beraber yağmacılar da devreye girer. Sivillerin katılımıyla süren söndürme çalışmaları arasında eşyalarını taşıyıp kurtarmaya çalışanların mallarının bir kısmı yağmada yitip gider.
Yangın söndürüldüğünde özellikle Hristiyan cemaatlerin yaşadığı mahalleler tamamıyla zarar görmüş ve neredeyse küle dönmüştür. “İmkanı olanlar iki gün içinde ev kiralasın” direktifi gelir. Müstakil evlerini bırakan çoğu kişi, tek veya iki odalı dairelere taşınır. Taşınacak durumu olmayanlar için Hilal-i Ahmer Cemiyeti (Kızılay) çadır gönderir. Ancak çadırların büyük çoğunluğu gerek olmadığı gerekçesiyle iade edilecektir. Bu iadenin bilinçli şekilde Hristiyan nüfusun şehirde barınmaması için mi, yoksa çadır sayısını 1914 nüfus sayımına göre belirleyip, 1915’te başlayan tehcir ve katliamın şehirdeki Ermeni nüfusu büyük oranda yok ettiğini hesaba katmayan bir bürokratik hata mı olduğunu bilmek zor. Bilinen şu ki 1916 Ankara Yangını, Hristiyan cemaatin evleriyle ve yurtlarıyla olan bağını iktisadi, siyasi, kültürel ve toplumsal olarak tamamen koparmıştır.
 
Yangına Dair Veriler
1916 yangınına dair kaynak ve bilgi azdır. Taylan Esin ve Zeliha Etöz’ün bu konuda yaptıkları kapsamlı çalışma* döneme dair anlatıları, çeşitli elçilik raporlarını ve akademik araştırmaları bir araya getirilerek şu bilançoyu ortaya çıkarmıştır:







  • Ankara merkez kazasının 19 mahallesinden 8’i tamamen, 11’i ise kısmen yanmıştır. Tamamıyla yanan mahalleler; Hisar’ı Fukara, Hisar’ı Ağniya, Kurt, Çakırlar, Kethüda, Hacı Mansur, Yeğenbey, Mihriyar’dır. Bu mahallelerde 735 hane kül olmuştur. Kısmen yanan mahallerdeki hane kaybı ise 298’dir. Tamamıyla yanan 8 mahallenin 7’sinde yalnızca Hristiyan veya Yahudi nüfus yaşamaktadır.
  • 1914 nüfus sayımına göre, Ankara merkezinde 69.066 Müslüman ve 14.500 Hristiyan yaşamaktadır. Nüfus oranıyla ters düşecek biçimde yanan kilise sayısı 7 iken, cami sayısı 2’dir. Yangın öncesi Ankara’da 44 cami ve 12 kilise bulunmaktaydı.
  • Yangın sonrası, devletin ilk resmi önlemi şehirdeki hapishane ve polis sayısını arttırmak olmuştur.
  • Yangında mülklerinden olan Hristiyan yurttaş sayısının 8.000 ila 14.000 arasında değiştiği tahmin edilmektedir.
  • Yangında 5 kişi hayatını kaybetmiştir.
  • Yanan yer olan Dış Kale-Hisarönü, şehrin en gösterişli semtlerinden biridir.
  • Yangın, varlıklı Türkleri de etkilemiştir. 
  • Yangın sonrasında kentin ortasında büyük ve sahipsiz kalan yanmış alan ancak 1950'lerde yeniden imar ve inşa edilmiştir. 

*Kaleme aldıkları "Büyük Ankara Yangını: Felaketin Mantığı" kitabıyla, hikayenin yazımına katkı sunan Zeliha Etöz ve Taylan Esin'e teşekkür ederiz. Kitap üzerine yazarlarla yapılan söyleşi için tıklayınız


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 22:48
MessageSujet du message: 1916 Angora Yangını ve Ermeniler - Peder Alexis Doucet, Azize Teresa

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> 24 Nisan 1915'i anma - commémorations, débats, annonces ... Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com