Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Roma İmparatorluğu'nu kökünden sarsan devrimci Grigos-Gracchus
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Courant / Contre-courant (points de vue - Տեսակետ - Görüş açısı) -> Histoire arménienne-Հայոց Պատմություն-Ermeni tarihi
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 23 445
Point(s): 66 875
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 3 Juil 2016 - 11:28
MessageSujet du message: Roma İmparatorluğu'nu kökünden sarsan devrimci Grigos-Gracchus
Répondre en citant

Roma İmparatorluğu'nu kökünden sarsan devrimci Grigos-Gracchus kardeşleri








adık Usta yazdı: Roma İmparatorluğu'nu kökünden sarsan devrimci Gracchus kardeşleri biliyor musunuz

Roma devleti, MÖ 140-20 yılları arasındaki büyük toplumsal kasırgaya karşı hazırlıksız yakalanmıştı. Devrim dönemi olarak da adlandırılan bu yıllar, Roma İmparatorluğu’nu temel taşlarına kadar sarsacaktı...



03.07.2016 08:28 Karakter boyutu :

Roma devleti, MÖ 140-20 yılları arasındaki büyük toplumsal kasırgaya karşı hazırlıksız yakalanmıştı. Devrim dönemi olarak da adlandırılan bu yıllar, Roma İmparatorluğu’nu temel taşlarına kadar sarsacaktı...

M.Ö. 146...

3. Pön Savaşı’yla birlikte Kartaca yerle bir edilmiş ve böylece Roma’ya kafa tutacak rakip ülke bırakılmamıştı...

Savaşı Roma kazanmıştı, ama servet ve esir alınan kölelerin yozlaştırıcı etkisiyse orta vadede Kartaca lanetinin galip gelmesini sağlayacaktı...

Eskiden Roma’da herkes köylü karakterliydi ve mütevazı bir yaşam sürerdi...

Romalı komutanlar ve askerler evlerine döner dönmez, yeniden "erdemli" köylüler gibi iş güçleriyle uğraşırlardı.


Bu nedenle de köklü ailelerin soyadları el emeğini ifade eder sıfatlar alırdı: Lentulus iyi mercimek üretmekten gelirdi; Fabius fasulye, Cicero bezelye, Porcius iyi domuz yetiştirmekten, Ovinius koyun, Caprilius keçi, Piso değirmen, Stolo fidan yetiştirmekten gelirdi.

Şimdi Roma, Kartaca’nın yıkılışıyla birlikte muazzam bir toplumsal ve ekonomik dönüşüm yaşayacaktı...

Kanı yalayan kurdun tahrik olması gibi, altın, baharat, gümüş, dokunmuş halı, papirüs, mermer ve köle emeğinin getirdiği servete bağımlı hale gelen Roma, dış politikada “sürekli savaş”ın cazibesine kapılmıştı. Bu da sonuçta toplumsal anlamda açgözlülüğe, zenginleşme hırsına, israfa, rekabete, kölelerin emeğiyle gelen yozlaşmaya, yeni vurgun yöntemleriyle birlikte siyasi entrikalara neden olacaktı...

Roma, yozlaşmanın ve entrikanın merkezi haline gelmiş, toplumsal hoşnutsuzluğu dizginlemek için gösteriler, festivaller, hayvan ve gladyatör dövüşlerine başvurulacaktı.

Roma’da herkes yozlaşabilirdi ama bir kişi hariç: Cornelia.

50 YIL ÖNCE...

Cornelia, MÖ 190 yılında köklü bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmişti. Babası ünlü komutan ve devlet adamı veKartaca’yı dize getiren İhtiyar Scipio idi.

Büyük Tiberius Gracchus da devlet görevleri nedeniyle ülkeden ülkeye, cepheden cepheye koşmaktan evliliğe zaman bulamamış ve otuzlarının sonuna dayanmış başarılı bir komutan ve devlet adamıydı. Cornelia’yı gördüğü ilk anda aşık olmuştu. Ama Tiberius, Cornelia gibi aristokrat bir aileden gelmiyordu. Bu nedenle de evlilik teklifi baba İhtiyar Scipio tarafından hışımla reddedilmişti.

Ama Cornelia,Tiberius’u yıllarca bekleyecekti...

Cornelia sadece Roma’nın en güzel kızı değil, aynı zamanda saygın, ağır başlı ve kültürlü genç kadını olarak da isim yapmıştı...

Mısır Kralı VIII. Ptolemaios da evlilik teklifinde bulunmuş, hatta Cornelia’ya tacını bırakmaya hazır olduğunu da belirtmiş, gel gör ki Cornelia bu teklifi anında reddetmişti. İşte böyle bir kadındır Cornelia, sağlam karakterli, vefakar ve tok gözlü.

Nihayet uzun yıllar sonra kalın kafalı İhtiyar Scipio öbür dünyaya göçmüştü... Ama gel gör ki aile meclisi, buna rağmen evliliğe bir 18 yıl daha izin vermeyecekti. Bu nedenle Cornelia 30’ların ortasında Tiberius ise ancak 50’sinin ortalarında evlenebilmişlerdi.

Hemen ardından da Cornelia, sanki geç kalmışlığın coşkusuyla kocasına, 10 yılda birkaçı ikiz olan 12 çocuk vermişti.

FAZLA MUTLULUK TANRILARI KISKANDIRIRMIŞ...

Herkes mutluydu...

Ama bu kadar mutluluk ve sevgi tanrıların hazımsızlığına neden olmuştu...

Sanki bütün tanrılar,Cornelia’nın mutluluğunu ve sevincini yerle bir etmek içinortak bir karar almışlardı...

MÖ 151 yılında Azrail elinde tırpanıyla Gracchus konağının kapısından içeri dalmış önce Tiberus’u ardından da 3 yıl içinde 9 çocuğunu birbiri peşi sıra Cornelia'dan koparmıştı. Geriye sadece iki oğlan ve bir de içe kapanık bir kız çocuğu bırakmıştı: Sempronia, Genç Tiberius ve henüz emekleyen Gaius...

GENÇ TİBERİUS

Yaşamın bir gence bahşedebileceği en büyük nimetler sanki Tiberius Gracchus’un beşiğine konmuştu. Cornelia Tiberius’u MÖ 162 yılında doğurmuştu; ona kültür ve felsefenin inceliklerini o öğretmişti. Babasındansa siyaset, devlet adamlığının yanı sıra doğruluğun ve halkçılığın ilkelerini öğrenecekti.

MÖ 146 yılında, Kartaca yerle bir edilirken Romalı başkomutan Scipio’nun (Tiberius’un kız kardeşinin kocası) yanı başında 16 yaşındaki Tiberius da askerlik sanatının en önemli inceliklerini öğreniyordu. Eniştesi Tiberius’un kahramanlıklarını bolca ödüllendirmekle kalmamış Roma’da ünlenmesini de sağlamıştı.

Kartaca’dan Roma’ya dönerken Tiberius, tahayyülünün ötesinde bir İtalya’yla karşılaşacaktı: Köyler viraneye dönmüş, arazilerine el konan köylüler yerlerinden yurtlarında edilmişti. Toprak baronları, köylülerin arazilerine el koymakla kalmıyor, onlara topraklarında ve çiftliklerinde iş de vermiyorlardı. Çünkü artık Roma’nın atölyelerinde ve topraklarında çalışacak yüz binlerce kölesi vardı.Sonra Roma’ya gelince de terhis edilen askerlerin işsiz güçsüz ve perişan bir halde varoşlarda sefil bir hayat sürdüklerine tanık olmuştu.

Yoksullar içinde huzursuzluk had safhaya varmıştı...

Bu böyle devam edemezdi. Roma’nın siyasi ve toplumsal temelleri büyük bir yıkım tehlikesiyle karşı karşıyaydı, çünkü Roma’nın büyüklüğünün ve gücünün temelini köylüler oluşturuyordu. Onun yok olması İmparatorluğun köklerinin kuruması demekti.

FIRTINA ÖNCESİ SESSİZLİK...

Halk arasında bezginlik, bıkkınlık, batıl inanç, yozluk vs. alıp başını gitmişti.

Tiberius henüz 18’indeydi ama o, Roma’nın Ahlak Denetleme Kurulu’nun üyeliğine seçilmişti. Tiberius’un endişesi ahlaki bozulma değildi, yoksulluktu ve bu çok tehlikeli bir hal alıyordu. Herkes bu soruna değiniyor, önlem alınmasını talep ediyor, reformların yapılmasını zorunlu görüyor ama kimse kılını kıpırdatmıyordu...

Tiberius birkaç yıl boyunca bu konuya dair bilgiler toplayacak, Roma’da varoşlara,taşradaysa köylülerin arasına karışacak; köyleri ziyaret edecek, yoksulluğu ve açlığı yerinde saptayacak; kadınların, yaşlıların ve çocukların feryadını dinleyecekti.

Yoksul köylünün biri durumu şöyle özetlemişti:

“Kendimi bildim bileli varlıklı bir komşum vardı. Ama eskiden yanım yönüm köylülerle doluydu, şimdiyse kimse kalmadı; herkes göçüp gitti. Birçok aileyi doyuran topraklar bugün sadece zengin bir adama ait. Köylülere ait çiftlikler viraneye döndü, atalarımızın mezarlarımız kayboldu, tapınaklarımız sökülüp atıldı. Sonra da herkes alıp başını gitti.”

Forum Romanum’unda yeni hatipler türemişti; siyasal söylevler on binleri topluyordu.

Tiberius her gün bu sorunu nasıl çözeceğine dair kafa patlatıyordu...

Ama o, bunun çaresini bulacaktı da...

Tiberius bir konuyu enine boyuna tartmadan harekete geçmez, fakat bir kez karar verdiği anda da artık geri adım atmazdı. Her zaman olduğu gibi reform sürecinde de kendisi kadar ağır başlı olmayan, ama atılgan ve her an bir çözüm önerisiyle yanı başında biten kardeşi Gaius ise onun en büyük destekçisi olacaktı.

Öteden beri Cornelia’nın salonu filozofların, yazarların ve düşün adamlarının toplantılarına ev sahipliği yapıyordu. Büyük fırtınadan önce yapılan bir gece sohbetine ünlü tarihçi Polybios da katılmış ve şu anlamlı saptamayı yapmıştı:

“Gösteriş ve ihtişamlı bir yaşam toplum için büyük bir tehlikedir. Eğer bir yerde ortalığı sınıfların kibri kaplarsa, eğer bir yerde devletin önemli makamları için kıyasıya bir rekabet yaşanıyorsa; o zaman bu, tarihsel deneyimlerin de gösterdiği gibi korkunç şeylerin olacağına bir işarettir...”

Ne büyük isabet!

Roma devleti, MÖ 140-20 yılları arasındaki büyük toplumsal kasırgaya karşı hazırlıksız yakalanmıştı. Devrim dönemi olarak da adlandırılan bu yıllar, Roma İmparatorluğu’nu temel taşlarına kadar sarsacaktı...

ROMA’DA SİYASAL DENGELER VE KURUMLAR...

Roma devleti, toplumsal sınıfların çıkarlarını dengeleyen kurumlarıyla ünlüdür. Pleblerle, patrisyenler arasındaki siyasi ve toplumsal denge, siyasi kurumlar üzerinden sağlanmıştı. Bu kurumlardan biri de mutlak dokunulmazlığa sahip Tribünlük (halk temsilciliği)’tü. Gücünü doğrudan halktan alırdı, çünkü halkın oylarıyla seçilirdi.

MÖ 133 yılındaki seçilen tribünden biri de Tiberius Grachus’tur.

Romalı aydınlar içinde saygın bir yeri olan Stoacı filozof Blossius, Tiberius’un eğitmeni ve danışmanıdır.

Gracchus’un amacı asker-köylü birlikteliğine dayanan eski ideal Roma devletini yeniden inşa etmekti. Bu amacını da hiçbir zaman gizlemiyordu.

Ona göre yaşananların hiçbiri “Romalıların vicdanına ve adaletine” uymuyordu.

Bir bakıma o, yıkılmakta olan vatanı kurtarmak istiyordu. Köylüleri güçlendirerek kentleri, kentleri güçlendirerek köyleri kurtarmayı planlıyordu. Böylece hem ülkenin savunma gücünü artırmayı hem de askerlik süresini kısaltmayı umuyordu.

Bu nedenle Gracchus, Tribünlüğe aday olmuş ve halktan büyük bir destek görerek de seçilmişti. Seçilir seçilmez de yaptığı ilk iş, toprak reformu programını bütün ülkeye duyurmak ve böylece yeni bir devrimci hareket başlatmak olmuştu.

Seçildiği yıl Sicilya’da baş gösteren ve Roma’nın başına bela olan bir köle ayaklanması da ne kadar haklı olduğunu gösteriyordu, çünkü ayaklanmaya birçok özgür yurttaşın yanı sıra yoksul köylüler de katılmıştı. Köylülerin ve özgür yurttaşların köle ayaklanmasına katılması olacak şey değildi...



ÇATIŞMAYA GİDEN SÜREÇ...

Gracchus, toplumsal bedenin omurgasını oluşturan köylülerin ve yoksulların haklarını korumak için Senato’yu birkaç kez uyarmış ve yasalar sunmuştu.

Herhangi bir hareket görmeyince de halkın yasama gücüne dayanarak 200 yıldır uygulanmayan eski bir yasayı yeniden yürürlüğe sokmuştu. Yeni yasaya göre toprak sahipleri topraklarında belirli bir sayıda özgür işçi çalıştırmak zorundaydı. Bu yenilik baronlar için kârdan zarar etmek demekti. Ayrıca her aile babası, ancak 125 hektar toprağa sahip olabilirdi. Kalan fazla topraklar hemen topraksız köylülere dağıtılacaktı.

Ancak Senato üzerinden ilerleyemeyen Tiberius mazbatasını aldıktan üç ay sonra Forum Romanum’da halka doğrudan hitap ederek onları çözümün parçası olmaya davet edecekti.

Herkes kıpır kıpırdı. Meydan hırca hınç doluydu, birçok yurttaştaşradan gelmişti. Bütün Roma, Konsüller, senato üyeleri, zenginler ve yoksullar, aristokratlar ve halk... Herkes konuşmayı merakla bekliyordu...

Tiberius kürsüden sakin bir ses tonuyla şunları söylemişti:

“Yurttaşlar! İtalya’da yaşayan her vahşi hayvanın yatacak ve kafasını sokacak bir ini var. Ancak İtalya için savaşan ve bu uğurda canını veren kahramanlar, soluduğumuz şu hava ve güneşten aldığımız şu ışıktan başka hiçbir şeye sahip değiller. Evsiz ve yurtsuz bir şekilde eşleri ve çocuklarıyla İtalya’nın bir yerinden bir başka yerine sürüklenip duruyorlar...”

Sonra sesini yükselterek:

“Sizin, savaşırken kutsal tapınaklarınızı, atalarınızın mezarlarını ve baba ocağınızı koruduğunuzu iddia eden komutanlarınız var ya, açıktan yalan söylüyor ve sizi aldatıyorlar.

Çünkü siz, savaşçı kahramanlar, hiçbirinizin savunabileceği ne bir kutsal toprağı ne de bir baba ocağı var...

Sizler başkalarının serveti ve debdebe içindeki hayatlarını savunmak için savaş alanlarına sürülüyorsunuz. Size sözüm ona ‘dünyanın efendileri’ denmektedir, halbuki kafanızı sokacak dört duvarlarınız bile yok...” demişti.

Konuşmasını yaptıktan sonra da “herhangi bir komplo peşinde olmadığını, herhangi bir ayaklanma planlamadığını, ama yüzyıllardır uygulanagelen haksızlıklara ve adaletsizliklere artık bir son verilmesi ve her Romalının hakkı olan topraklara kavuşması gerektiğini” belirterek, bundan böyle “hayatını bu işe adayacağını ve bu yasaların hayata geçmesi için elinden gelen her şeyi yasal yoldan yapacağını” açıklamıştı.

Herkes donup kalmıştı... 27 yaşında ve henüz hayatının baharında bir genç, yüzyıllardır yerleşik olan zalim bir sömürü düzenine kafa tutuyordu...

Tiberiusbir anda halkın sevgilisi olmuştu. Söyledikleri kulaktan kulağa ağızdan ağıza bir kahramanlık destanı gibi bütün İtalya’da yankılanmıştı...

Herkesin toprağı ve başını sokacağı bir hanesi olacaktı. Yılların birikmiş sorunlarının bir anda dile gelmesi, bütün İtalya’da dalgalanma yaratmış ve halkı umutlandırmıştı.

Gracchus etkili bir konuşma yapmakla, yani tarihsel bir çıkış yapmakla birlikte amacı kesinlikle Roma İmparatorluğunu kapsayacak köklü bir devrim değildi. O, esas olarak topraksız köylülerin ve savaştan yeni dönen işsiz askerlerin durumlarında bir iyileştirme ve bunun için de büyük toprak baronlarının elindeki arazilerin dağıtılmasını istiyordu.

Ne var ki söz konusu yasa, senatörlerin ve aristokratların sınıfsal çıkarlarının tepkisiyle karşılaşmıştı. Reformu çıkmaza sokmak için ne reform komisyonu (üç kişilik komisyon Tiberius, kayınpederi ve kardeşi Gaius’tan oluşuyordu) için bir ödenek ayrılmıştı ne de toprakların kime ait olduğunu ortaya çıkaracak görüşmelerin ve sorgulamaların yapılmasına izin vermişlerdi.

Tam da bu esnada Tanrı Tiberius’un yüzüne gülmüştü, Bergama kralı III. Attalos ölmüş, ülkesini ve bütün servetini Roma’ya bıraktığını vasiyet etmişti. Tiberius şimdi bu serveti kullanabilirdi ama bunun için de önce bir yasa çıkarmalıydı. Bunun için de halk oylamasına başvurmuştu. Bu olacak şey değildi, çünkü Roma’nın uluslararası ilişkilerinden kaynaklanan sorunları ve işleri Senato’nun görev alanına giriyordu. Ama Tiberius, yasaları devrimci bir anlayışla yorumlayarak kökleşmiş siyasi gelenekleri de yerle bir ediyordu.

Ne var ki aristokratların kışkırtması sonucu tribünlerden biri önerilen yasayı veto etmişti. Bunun üzerine Gracchus, daha da ileri giderek Roma tarihinde görülmemiş bir yöntemle halkın oylarıyla seçilmiş ve mutlak dokunulmazlığı olan bir başka tribünü halk oylamasıyla görevden aldırtmıştı. Bu Roma tarihinde ilk kez oluyordu. Tiberius bununla yasalara devrimci bir içerik kazandırmıştı. Böylece yüz yıl sürecek olan bir süreçte hem siyasetin devrimcileşmesinin hem de halkın politize olmasının önü açılmıştı.

Arazileri yok pahasına kapatan baronlar için bu tedbir bir savaş ilanıydı, çünkü onlar arazilerine büyük yatırımlar yapmışlardı. Senato bu hareketin kısa süre içinde sönümleneceğini ummuştu ama Tiberius’u yanlış tanımışlardı.O, işini ciddiyetle takip eden biriydi ve toprak baronlarını ardı ardına sorguya alıyor ve toprakları paylaştırıyordu.

Dolayısıyla o Senato’nun yürütme haklarını de elinden almıştı...

Halk içinde ise heyecan doruktaydı...

Büyük umutlar yeşermiş ve sokaklar coşkulu kalabalıklarla dolup taşıyordu. Senato ve aristokratlarsa bu gidişata bir son vermenin hesabını yapmaya başlamışlardı bile.

Amaçları bir yıl sonra Gracchus’un işini bitirmekti. Roma geleneklerine göre bir Tribüne dokunmak günahtı ve tanrı katında lanetlenmek demekti. Toprak reformunu bir yıl sonra da güvence altına almak için Gracchus, bir adım daha ileri giderek ikinci kez aday olmuştu. Bu da Roma’da ilk kez oluyordu.

Fakat Senato, halkın aktif siyasete katılımını tehlikeli bir durum olarak yorumlamış ve “olağanüstü hal” ilan etmişti. Başlarında Senatör Scipio Nasica’nın bulunduğu bir grup çapulcu ve asker kalıntısıyla birlikte Gracchus’un Forum’daki toplantısını basmışlardı. Hazırlıksız yakalanan Gracchus ve taraftarları feci bir katliama (Roma sınırlarında kılıç bulundurmak yasaktı, sadece kama ve sopa) uğramışlardı. Binlerce taraftarıyla birlikte Gracchus ve baş öğretmeni Diophanes hemen orada öldürülmüşler ve cesetleri de Tiber (Tiberius’un adı Tiber nehrinden gelir) nehrine atılmıştı.

Ölümden kurtulan filozof Blossius mahkemede örnek bir konuşma yaparak ölen arkadaşına bağlılığını göstererek herkesi hayretler içinde bırakmıştı. Mahkeme onu serbest bırakmak zorunda kalmıştı. Roma’da daha fazla kalmayan Blossius’u tarih, bir kez daha, ama bu kez de Bergama’daki ünlü Aristonikos ayaklanmasında karşımıza çıkaracaktı...

Bergama’nın ünlü kralı Attalos’un evlilik dışı oğlu olan Aristonikos’la birlikte herkese özgürlük ve eşitlik vadetmişlerdi. Aristonikos’un Güneş Ülkesi’ne çağrısı yüzbinleri harekete geçirmiş ve Roma’nın büyük komutanlarına kök söktürecekti.

Ama bunun hikayesi ise bir başka yazının konusudur...

Katliamı örgütleyen Nasica (karga burun) Aristonikos ayaklanması sırasında görevli olarak Bergama’ya gönderilecek ve orada ölüsü bile bulunamayacaktır...

Gaius Gracchus saldırıdan kurtulacak, ama tarih onu yeniden abisi Tiberius’tan daha etkin bir hatip olarak karşımıza çıkaracak ve on yıl sonra aynı reformu hayata geçirirken abisi gibi katledilecektir... Ama onun hikayesi de bir başka yazının konusudur...

SENE 1797... GRACCHUS YENİDEN...

Avusturya ordusunda subay olan Claude , ölüm döşeğinde oğlu Babeuf’ün eline Roma’nın ünlü biyografi yazarı Plutarchos’un kitabını tutuşturarak, "hayatımda hep Gracchus gibi büyük bir iş başarmak istedim ama yapamadım... Bana, yaşamının sonuna kadar halkın davasına bağlı kalacağına söz ver" der.

Babasının öğüdünü dinleyen Babeuf, genç yaşlarında Gracchus ismini edinecek ve 1786 yılında devleti ele geçirmek için devrimci bir ayaklanma girişiminde bulunacaktı. Savunmasında Gracchus Babeuf şunları söyler:

“Sürekli palazlanan, üretmeyen ama doymak bilmez bir hırs için sürekli tüketen küçük bir azınlık, artık üreten ve çalışmaktan başka bir şey yapmayan toplumun ezici çoğunluğunu açlık ve sefalete mahkum edemez...

Üretim ve bölüşüm ilişkisi öylesine düzenlenmek gerekir ki herkesin bütün ihtiyacı karşılansın ve hiç kimse açlık ve sefalet içinde yaşamak zorunda kalmasın.”

Gracchus Babeuf, 1797 yılında sosyalist görüşlerinden ve devleti yıkma girişiminden dolayı idama mahkum edildi...

Babeuf’ün hikayesiyse bir başka yazının konusudur...

Sadık Usta

Odatv.com

http://odatv.com/roma-imparatorlugunu-kokunden-sarsan-devrimci-gracchus-kardesleri-biliyor-musunuz-0307161200.html


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 3 Juil 2016 - 11:28
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Courant / Contre-courant (points de vue - Տեսակետ - Görüş açısı) -> Histoire arménienne-Հայոց Պատմություն-Ermeni tarihi Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com