Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Hrant Dink / Tuzla Kamp Armen çocuk yuvasi
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 534
Point(s): 69 920
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 22 Jan 2017 - 10:25
MessageSujet du message: Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i
Répondre en citant

Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i HEDEF GÖSTEREN MEDYA'daki İşbirlikçilerine Sıra Ne Zaman Gelecek ?





Hedef haline getiren yazılar

Agos’ta Hrant Dink imzasıyla 6 Şubat 2004’te yayımlanan ve Atatürk’ün manevi kızı, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in Ermeni köklerine ilişkin iddialara yer veren yazı, iki hafta sonrasında Hürriyet’te manşet olmasının ardından bir infial dalgası uyandırmış, Genelkurmay Başkanlığı çok sert bir açıklama yapmıştı.

Bu süreci Dink’in Ermeni kimliği üzerine bir yazı dizisinden alıntılanıp çarpıtılan cümlesiyle hedef haline getirilişi ve mahkemelerle bunaltılması süreci izledi. Doğrudan Sabiha Gökçen haberini hedef alan hiçbir yargılama olmamasına karşın, Hrant Dink’in öldürülüşüne giden süreçte, bu haber yolun başlangıcı telakki edildi.

Hrant Dink’in 7 Kasım 2003’te başladığı ve fasılalarla 13 Şubat 2004’e kadar sürdürdüğü ‘Ermeni Kimliği Üzerine’ başlıklı dizi yazılarının sekizincisinden bağlamından tamamen koparılarak cımbızlanan cümle, uzun süre, Dink’in ‘Türk’ün kanı zehirlidir” dediği şeklinde sistematik bir linç kampanyası için malzeme olarak kullanıldı. Aşırı sağcı gazetelerden ana akım medyaya da sıçrayan bu kişilik katli propagandası, Dink’in öldürülüşüne kadar sürecek bir duruşma kıskacının ve açık hedef haline getirilişinin taşlarını ördü. Oysa ironik biçimde, söz konusu yazılar Ermeni kimliği içerisindeki yapıtaşlarını ele alıyor, Diaspora Ermenilerini tarihsel öfkelerinden arınmak üzere barışa ve Ermenistan’ın refahı için çalışmaya davet ediyordu. Öldürülüşünün onuncu yılında, söz konusu yazı dizisinin ilgili üç bölümünün yanı sıra Sabiha Gökçen’in Ermeni köklerine ilişkin iddialara yer veren yazıyı, vesika olarak yayımlıyoruz.

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 22 Jan 2017 - 10:25
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 534
Point(s): 69 920
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 22 Jan 2017 - 10:25
MessageSujet du message: Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i
Répondre en citant



Nasıl da Kıvırtmıştı ?


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 534
Point(s): 69 920
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 26 Jan 2017 - 18:48
MessageSujet du message: Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i
Répondre en citant

Hedef haline getiren yazılar


Agos’ta Hrant Dink imzasıyla 6 Şubat 2004’te yayımlanan ve Atatürk’ün manevi kızı, ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’in Ermeni köklerine ilişkin iddialara yer veren yazı, iki hafta sonrasında Hürriyet’te manşet olmasının ardından bir infial dalgası uyandırmış, Genelkurmay Başkanlığı çok sert bir açıklama yapmıştı.

Bu süreci Dink’in Ermeni kimliği üzerine bir yazı dizisinden alıntılanıp çarpıtılan cümlesiyle hedef haline getirilişi ve mahkemelerle bunaltılması süreci izledi. Doğrudan Sabiha Gökçen haberini hedef alan hiçbir yargılama olmamasına karşın, Hrant Dink’in öldürülüşüne giden süreçte, bu haber yolun başlangıcı telakki edildi.

Hrant Dink’in 7 Kasım 2003’te başladığı ve fasılalarla 13 Şubat 2004’e kadar sürdürdüğü ‘Ermeni Kimliği Üzerine’ başlıklı dizi yazılarının sekizincisinden bağlamından tamamen koparılarak cımbızlanan cümle, uzun süre, Dink’in ‘Türk’ün kanı zehirlidir” dediği şeklinde sistematik bir linç kampanyası için malzeme olarak kullanıldı. Aşırı sağcı gazetelerden ana akım medyaya da sıçrayan bu kişilik katli propagandası, Dink’in öldürülüşüne kadar sürecek bir duruşma kıskacının ve açık hedef haline getirilişinin taşlarını ördü. Oysa ironik biçimde, söz konusu yazılar Ermeni kimliği içerisindeki yapıtaşlarını ele alıyor, Diaspora Ermenilerini tarihsel öfkelerinden arınmak üzere barışa ve Ermenistan’ın refahı için çalışmaya davet ediyordu. Öldürülüşünün onuncu yılında, söz konusu yazı dizisinin ilgili üç bölümünün yanı sıra Sabiha Gökçen’in Ermeni köklerine ilişkin iddialara yer veren yazıyı, vesika olarak yayımlıyoruz.

...............
Sabiha-Hatun’un sırrı




Çarpıcı bir iddia... Hripsime Hanım Atatürk’ün manevi kızının yeğeni olduğunu iddia ediyor... Bu iddiayı Ermeni kaynakları da destekliyor.

O sadece Türkiye’nin değil, Türklüğün de simgesel isimlerinden biri oldu. Her şeyden önce Atatürk’ün manevi kızıydı ve ondan aldığı güçle model Türk kadınını temsil ediyordu. Ününe ün katan asıl yanı ise Hava Kuvvetlerinde ilk Türk kadın pilot olmasıydı üstelik de Dersim isyanını bastıran kahramanlardan(!) biriydi.

Sözün kısası, çağdaş Türk kadınının mümtaz bir örneğiydi.

Sabiha Gökçen üzerine sayısız yazı yazıldı, belgesel yapıldı. Ne var ki işte Ermenistanlı Hripsime Sebilciyan’ın önemli bir iddiası bunların hiçbirinde yer almadı.

Hripsime Hanım Sabiha Gökçen’in kendi teyzesi olduğunu iddia etmekle kalmıyor, bunun net bir gerçeklik olduğunu savunuyor. Türkiye’de bir süre temizlik işlerinde çalışan ve şu sıralar tekrar Ermenistan’a dönen Hripsime Hanım’ın anlattıkları hayli ilginç:

“Sabiha Gökçen teyzemdir. Biz aslen Antepliyiz. Kökümüz Sebilciyan ailesidir. Ailenin annesi Maryam Sebilciyan’dı, babası ise Nerses Sebilciyan. Nerses 1915’teki olaylar sırasında öldü. Maryam ile Nerses’in, ikisi kız, yedi çocukları oldu. Kızlardan biri Diruhi benim annemdi, diğeri de Hatun’du. İşte Hatun, Sabiha Gökçen’in ta kendisidir, yani benim teyzemdir. Erkek kardeşlerin yani dayılarımın adları ise Sarkis, Boğos, Haçik ve Hovhannes Sebilciyan’dır.”

Hripsime Gazaryan’ın (Sebilciyan) anlattığı, 29.01.2004 tarihinde banda alınan ve Diran Lokmagözyan tarafından kaleme alınan görüşmenin tam metni şöyle:

“Annem ve o Cibin’deki yetimhanedeydiler. Atatürk o dönemde gelmiş ve evladı olmadığından demiş ki ‘Bir dolaşmalı ve kızların en sevimlisini görerek onu beraberimde alıp kendime evlat edinmeliyim.’ İşte o zaman teyzemi görmüş ve şirin bir kız çocuğu olduğundan parmağıyla işaret ederek demiş ‘Ben bu kızı istiyorum.’ Hangi yetimhanede imişler bilmiyorum. Büyükannem Mariam zaten birçok çocuğun bakımını üstlenmişti. Beş dayım var, bir de teyzem, başka kimsem yok. Annemi ve teyzemi büyükannem götürüp yetimhaneye vermiş. O zaman Atatürk bölgeye gelmiş ve götürmek istemiş. Teyzemi kolundan tutup çekmiş ve kucaklamış, o gitmek istememiş ancak annemin elinden zorla çekmişler. Annem diyor ki ‘O ağlayaraktan gitti, ben de ağladım ve böylece ayrılmışız. İşte o zaman ablam beş-altı yaşında idi.’

11-12 yaşında olduğu günlerde, annem duymuş ki teyzem Atatürk’ün kızı olmuş, ismini değiştirmişler. Oysa gerçek adı Hatun imiş. İsmini Sabiha Gökçen koymuşlar, ondan sonra da Sabiha Gökçen olarak kalmış. İşte ondan sonra dayılarım hep Türkiye’ye başvurarak onun hakkında bilgi istemişler. Dayımın çocukları da başvurarak ‘Orada halamız var’ demişler. Dayılarım da başvurup ‘Orada bizim kız kardeşimiz var’ demişler ama hiç kimse başvurularına yanıt vermemiş. O dönemde zaten herkes çekiniyordu. Hiçbir bağ sağlanamamış biz de Yerevan’dan birkaç kez ‘Hayreniki Tzayn’ gazetesine ilan verdik ve gazetenin İstanbul’a başvurup aramasını istedik. Annem Hatun teyzemin tarifini yapmış, ‘O benim kız kardeşimdir’ demiş, ‘Onu arıyorum’ demiş. Fakat kendisine mektup göndererek, ‘Elimizden bir şey gelmez’ diye kestirip atmışlar. Çünkü o zamanlar eğer onun Ermeni kızı olduğunu öğrenseler başını yerler ve böylece kendisine zarar verirler. Anneme Atatürk’ün onu evlatlık olarak götürdüğünü söylemişler. Sonra zaten ‘Hayreniki Tzayn’ gazetesine de Türkiye’den yanıt vermişler. Eçmiadzin’e giderek papazlara da başvurarak ilgilenmişler ancak şimdi adının Sabiha Gökçen olarak değiştirildiğini söylemişler, ‘Şimdi artık Hatun değil Sabiha Gökçen’dir’ demişler.

Biz 1946 tarihinde Suriye’den Yerevan’a göç ettik. Annem ve bir dayım da geldiler, ama büyükannem ve dayılarım Suriye’de kaldılar. Büyükannem 15 yıl önce vefat etti. Ben Suriye’ye gittiğimde dayımın kızı bana dedi ki, ‘Biz birçok kez Türkiye’ye başvurduk ve orada bir halamız bulunduğunu söyledik ancak hiç kimseden yanıt alamadık’. Demişler ki ‘Bizim yapacağımız bir şey yok, o onların sorunudur ve fazla ilgilenilmesi yasaktır. Çünkü o bir Ermeni kızıdır ve üsteleyince kendisine zarar verirler’.

Ben hiçbir şey istemiyorum. Annem yalnız kalmıştı ve diyordu ki ‘Eğer kız kardeşim ölmüşse mezarından bir avuç toprak getirip benim mezarımın üstüne koyun ki ben de yattığım yerde rahat uyuyayım. Ancak eğer sağ ise bilsin ki akrabaları var. Annesi var, kardeşleri var, kız kardeşi var, sahipsiz değil’. Bütün bunlar annemin anlattıklarıdır. Öldüğü âna kadar hep böyle dedi. ‘Arayıp kız kardeşimi bulun’ derdi, ‘Sabiha, Atatürk’ün kızıdır. Ve benim öz kız kardeşimdir. Bari nerede gömülü olduğunu bileyim’.

Ben televizyonda teyzemi gördüm. Ölümünden üç ay önce İstanbul’daydım. Bir ziyafet vardı, teyzem Sabiha geldi o ziyafet toplantısına. Tıpkı ninemdi. O kadar benziyordu ki. Bir elmanın ikinci yarısı gibiydi. Zaten kendi resmine de baksanız tıpkı nineme benzediğini görürsünüz. Zamanında bir dostumuz gitmiş ve Halep’te dostu olduğunu söylemiş, ‘Dayımın kızıdır’ demiş. Herhalde annemin dayısının oğluydu. Annemin dayısının oğlu da Sabiha’nın yanına gitmiş, ‘Ben senin dostunum’ demiş, ona para ve altın vermiş. Evini bir görseydiniz, her tür yardımda bulunmuş annemin dayısının oğluna. Bunu annemin öz dayıoğlu anlatmıştır.”

Diğer bir kaynak

Aslında Hripsime Hanım’ın bize anlattıkları bizler için o kadar da sürpriz değil. Ermeni dönmeler konusunda artık öylesine efsanevi sürprizlere alışkınız ki artık bu tür bilgileri sıradan vakalar olarak değerlendiriyoruz. Muhtemelen Sabiha Hanım’ın öyküsü de bunlardan biri olmalı. Nitekim Sabiha Hanım’a ilişkin iddialar sadece Hripsime Hanım’ın iddialarıyla sınırlı da değil. Ermenice sözlü ve yazılı kaynaklarda da benzer iddialara rastlamak mümkün.

İşte bu iddialardan biri de yazar Simon Simonyan’a ait. 1972’de Beyrut’ta yayımlanan ‘Ler yev Cagadakir’ (Dağ ve Alınyazısı) adlı kitabındaki öykülerinden biri de bu iddiayla ilgili. Tıpkı Hripsime Hanım’ın iddiaları gibi Simonyan da o öyküsünde Sabiha Hanım’ın kökenine dair benzer iddialarda bulunuyor. İddialar öylesine benzer ki, doğrusu insanın içinden kuşku geçmiyor da değil. Acaba Hripsime Hanım bu yazıdan esinlendi de bazı iddialar mı ortaya atıyor, yoksa her iki iddia da gerçekliği yansıtıyor da, biz mi bilmiyoruz?

Dönmeler meselesi Türkiye’de henüz akademik ciddiyetle ele alınmamış, tabu bir konu olarak duruyor. Biz ise şimdilik sütunlarımızı Ermeni dünyasının Sabiha Gökçen’le sınırlı iddialarının yazılarına ve fotoğraflarına ayırmakla yetiniyoruz.

Araştırmacılara ve akademisyenlere bir ipucu verebiliyorsak eğer, ne âlâ...

Genelkurmay Başkanlığı’nın Sabiha Gökçen haberi açıklaması

Sabiha Gökçen, Türk Silahlı Kuv-vetleri’nin ilk kadın savaş pilotu olarak Türk havacılığının onursal bir ismidir. Sabiha Gökçen aynı zamanda Atatürk’ün Türk kadınının Türk toplumu içinde bulunmasını istediği yeri gösteren değerli ve akılcı bir semboldür. Böyle bir sembolü amacı ne olursa olsun, tartışmaya açmak, milli bütünlüğe ve toplumsal barışa katkısı olmayan bir yaklaşımdır.

Yüce Atatürk, Türk milletini (Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir) şeklinde tanımlamıştır. Atatürk milliyetçiliği görüldüğü gibi etnik ve dini temellere dayanmamaktadır. Anayasamızın 66. maddesinde de Türk vatandaşlığı (Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür) şeklinde ifade edilmektedir.

Bir iddiayı, milli duygu ve değerleri de kötüye kullanarak, bu şekilde yayımlamanın habercilik olarak nitelendirilmesini kabul etmek mümkün değildir. Burada asıl önemli olan husus, yapılan bu haber ile neyin amaçlandığıdır.

Son zamanlarda, Türk medyasının bir bölümünde, Atatürk milliyetçiliğine ve ulus-devlet yapısına karşı sürdürülen haksız ve temelsiz eleştiriler yanında, Atatürk milliyetçiliği yerini almak üzere sağlıklı olmayan ve tehlikeli düşüncelere, bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde ve sorumsuzca yer verildiği kaygı ile izlenmektedir.

Ulusal birlik ve beraberliğimizin en güçlü olması gereken bu dönemde milli birlik ve beraberliğimize ve milli değerlerimize yönelik bu tip yayımların ne amaçla yapıldığı, Türk toplumunun büyük bir kesimince artık anlaşılmakta ve endişe ile izlenmektedir.

Türk milletinin birlik ve beraberliğine, layık olduğu toplumsal barışa, Atatürk’ün manevi varlığına ve düşünce sistemine, Türk milletine yakışır sağduyu içerisinde sahip çıkmanın ve savunmanın, TSK yanında, her Türk vatandaşına ve bütün kurumlarına düşen açık ve seçik bir görev olduğu ortadadır.

Bu kapsamda Türk medyasının Atatürk’ün manevi varlığına, düşünce sistemine, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilke ve değerlerine, Türk milletinin birlik ve beraberliğine, daha duyarlı olması ve yayım ilkelerini bu düşünceler ışığında gözden geçirmesi de ulusça beklenmektedir.

22 Şubat 2004

.....................


Ermeni kimliği üzerine (6) Ermeni’nin ‘Türk’ü


Küresel ve evrensel değerlerin yerel değerleri tahakküm altına aldığı çağımızda, kültürel kimliğini tam anlamıyla yaşamak bir yana, kimliğini bir nebze yaşatabilmek için dahi Diasporanın özel çaba göstermesi gerekir.

Bu özel çabanın ise her zaman için özel nedenlere ve araçlara ihtiyacı vardır.

Ermeniler ve Yahudiler bu özel nedenlere sahip Diasporanın bilinen iki klasik örnekleridir.

Her ikisinin de özel nedeni aynıdır... Soykırıma uğramış olmak.

Dolayısıyla onlara kimliklerini korumayla ilgili insanlığın tanıdığı hak bir miktar ayrımcı ve pozitif durumda olmalıdır.

Hakikaten de, Yahudiler bu pozitif hakkı layıkıyla kullanabilmiş ve kimliklerini korumada onlara bahşedilen toleransı çok iyi değerlendirerek, dini inanışlarından aldıkları ‘Tanrı’nın ayrıcalıklı halkı’ unvanını dünyadan aldıkları ‘yeryüzünün ayrıcalıklı halkı’ noktasına kadar taşımışlardır.

Ne var ki aynı durum Ermeni halkı için söz konusu olmamıştır.



Dünya Yahudi soykırımına karşı gösterdiği hassasiyeti Ermenilerden esirgemiş, bu ise Ermeni kimliğinde en büyük tahribatın yaşanmasına sebep olmuştur.

‘Hakkı esirgenmiş Ermeniler’ bundan böyle kimliğini ‘gerçekleri talep etme inadı’ üzerinden yaşamaya çabalamış, gelinen noktada da bu inat Diaspora Ermeni kimliğinin temel düsturu haline dönüşmüştür.

Diasporanın ilk kuşakları için ayakta kalabilmenin, tükenmemenin adı olan bu inat, üçüncü ve dördüncü kuşaklarla birlikte gerçekleri dünyaya kabul ettirme inadına dönüşmüştür.

İşte bu inadın ortaklaşmış hali Ermeni Diasporasının ruhsal pozisyonunu yansıtır.

Bu ruhu sürekli tutmak ise Ermeni kimliğini yaşatmanın temel aracı durumundadır.



Dünyanın gerçekleri hâlâ kabul etmemiş olması bir yana, Ermeni kimliğini asıl tahrip eden, Türklerin bu konuda kıllarını bile kıpırdatacak bir yaklaşım içinde olmamalarıdır.

Nitekim kıyaslandığında görülecektir ki, Yahudilerin bugünkü seviyeye erişmesinde asıl etken kendi becerilerinden ziyade, onlara soykırım uygulayan Alman halkının sonradan oynadığı şefkatli roldür.

Soykırım sorumluluğunu üstlenen Almanların Yahudilerden özür dilemesiyle birlikte bu halk yaşadığı travmayı üzerinden atarak ruh sağlığına kavuşmuş ve ancak bundan sonra kültürel kimliğinin açılımlarını sağlayabilmiştir.

Ne var ki Ermeni halkının travmatik hastalığı hâlâ sürmektedir ve kimliği asıl kemiren ve tüketen de bu sağlıksız ruh halidir.



Ermeni kimliğini analiz ederken “İslam” ve “Türk” olgularının bu kimlik üzerinde oynadığı rolün hakkını teslim etmek gerekir.

Sonuçta Ermenilerin bin yılı aşkın süre İslam’la ve Türklerle yaşanmış bir biraradalığı mevcuttur.

Öyle ki, Ermenileri Batılı Hıristiyanlardan ayıran önemli özelliklerden biri, onların öteden beri İslamlarla birlikte yaşamış olmalarıdır. Batılı Hıristiyanlar daha ziyade Hıristiyan-Hıristiyan’a yaşarken, Ermeniler çoğu kez İslamlarla yan yana, kimi zaman da iç içe yaşayarak farklı bir deneyimin sahibi olmuşlardır.

Bugünün güncel tartışmalarında çok söylenegeldiği gibi Avrupalı Hristiyanlar, Müslümanların da içinde yer aldığı çokkültürlü bir yaşam biçimine henüz yeni yeni adapte olurken, Ermeniler Doğudaki Hıristiyan milletler gibi (Süryaniler, Keldaniler vs) bu realiteyi iyi ve kötü yönleriyle uzun süre yaşamışlardır.

Dolayısıyla asırlar süren bu İslamla biraradalığın Ermeni kimliğinin şekillenmesinde de yadsınamaz bir rolü elbette olacaktır ancak Ermeni kimliğinin bugünkü yapısını şekillendiren ve Ermeni kimliğinde bir tür kanserojen tümör işlevi gören asıl etken “Türk” olgusudur.


Ermeni’nin ve Türk’ün birbirleriyle ilişkileri ve birbirlerinden etkileşimleri öyle iki kelimeyle geçiştirilecek bir sıradanlıkta değildir. Asırlar süren ilişkilerde birbirinden alınan o kadar çok iyi ve kötü kimlik donanımları söz konusudur ki, kimi zaman davranış biçimlerinde birini diğerinden ayırmak hayli güçtür.

Yaşanılan birliktelik öylesine derindir ki bu birlikteliğin bozuluşunu ihanet olarak tanımlamak her iki tarafın da kullandığı karşılıklı bir argümandır. Ermeni milletini Sadık millet olarak adlandıran ancak daha sonra ihanet ettiklerini iddia eden Türk görüşü karşısında, Ermeniler 1915’te yaşananları salt bir halkın topluca imhası olarak yorumlamaz, bunun aynı zamanda asırlar süren ilişkiye ihaneti de içinde barındırdığını belirtirler.

Türk-Ermeni ilişkisinin günümüzde geldiği nokta ise şudur: Ermeniler ve Türkler birbirlerine bakışlarında klinik iki vaka durumundadırlar. Ermeniler travmalarıyla, Türkler de paranoyalarıyla.

İçinde debelendikleri bu sağlıksız halden kurtulmadıkça -Türkler belki değil ama- Ermenilerin kendi kimliklerini sağlıklı şekilde yeniden yapılandırmaları mümkün gözükmemektedir.

Özellikle Türkler 1915’e bakışlarında empatik bir yaklaşıma girmedikçe Ermeni kimliğinin sancılı kıvranışı devam edecektir.



Sonuçta görülüyor ki işte “Türk” Ermeni kimliğinin hem zehiri, hem de panzehiridir.

Asıl önemli sorun ise Ermeni’nin kimliğindeki bu Türk’ten kurtulup kurtulamayacağıdır.

Hrant Dink



Ermeni kimliği üzerine (7) ‘Türk’ten kurtulmak


Ermeni kimliğinin “Türk”ten azad olmasının görünür iki yolu var. Bunlardan biri, Türkiye’nin (devlet ve toplum olarak) Ermeni ulusuna karşı empatik bir tutum içine girmesi ve nihayetinde Ermeni ulusunun acısını paylaştığını belli edecek bir anlayış sergilemesidir.

Bu tutum hemen olmasa da, zaman içinde “Türk” unsurunun Ermeni kimliğinden uzaklaşmasına yol açabilir.

Ne var ki bu şıkkın gerçekleşmesi şimdilik zor bir olasılık.

İkinci yol ise bizzat Ermeni’nin ‘Türk’ün etkisini kendi kimliğinden atması.

İlkine göre bu ikincisi, daha bir kendi iradesi ve inisiyatifine bağlı olduğundan, gerçekleşme ihtimali daha fazla.

Esas olarak tercih edilmesi gereken yol da budur.



Ermeni dünyasının bunu nasıl başarabileceği ise tamamıyla mevcut duruma yeni bir anlayışla bakabilmesiyle ilişkilidir.

1915’e bakmak örneğin...

Ermeni dünyası yaşadığı tarihi dramın gerçekliğinin farkındadır ve bu gerçeklik bugün dünya ülkelerinin ya da Türkiye’nin kabul edip etmemesiyle değişecek değildir. Onlar kabul etmese de Ermeni ulusunun vicdanında olan bitenin adı başından beri kazınmıştır. Dolayısıyla Dünya’dan ne de Türkiye’den bu gerçekliğin tanınmasını beklemek Ermeni dünyasının yegâne hedefi olamaz.

Gayrı herkesi kendi vicdansızlığıyla baş başa bırakma zamanı gelip de geçmiştir.




Bu gerçekliği kabul edip etmemek esasen herkesin kendi vicdani sorunudur, bu vicdan da temelini bizatihi insanlık denilen ortaklığımızdan –‘insan’kimliğimizden– alır.

Dolayısıyla gerçeği kabul edenler, asıl olarak kendi insanlıklarını arındırırlar.

Ermeni kimliğinin sağlığını Fransız’ın, Alman’ın, Amerikalının ve ille de Türk’ün soykırımı kabul edip etmemesine endeksli bir durumda bırakmak, Ermeni dünyasının artık terk etmesi gereken bir hatadır. Gayrı bu hatadan uzaklaşmanın ve ‘Türk’ü Ermeni kimliğindeki bu etkin rolünden ötelemenin zamanı gelip de geçmiştir.

Ermeni kimliğinin çektiği bunca sancı artık yeterlidir, sancıyı bundan böyle biraz da insanlık denen aleme terk etmek gerekir.



Kimliksel dinginliğini ‘Türk’ün olumsuz ve kayıtsız varlığına kilitleyen Ermeni dünyasının, tüm ortak performansını dünya üzerinden ‘Türk’e baskı uygulamaya ve soykırımı kabul ettirmeye ayırması, ne yazık ki kimliğin uyanışını erteleyen koca bir zaman kaybından başka bir şey değildir.

Ermeni dünyası, kimliğinin geleceğine bundan böyle, öylesi kavramlar yüklemelidir ki bu kavramlar bu ulusun körelmiş üretim yeteneğini tekrar fişekleyebilecek iticilikte olsun.

İşte bu nedenle, “Kendi acısını sırtlayacak ve gerekirse mahşere kadar da onuruyla kendisi taşıyacak” bir anlayışı Ermeni kimliğine hâkim kılmak en temel yönelim olmalıdır.

Aksi durumda Ermeni dünyası kendini başkalarının gerçeği kabul edip etmeme insafına zincirlemiş olur ki...

Bu da gerçek tutsaklığın ta kendisidir.




Ermeni dünyasının kendisini ‘Türk’ten kurtardığında, kimliğinde bir boşluk yaşayacağını ve özellikle de Diaspora Ermenilerinin kimliksel çözünürlüğünün hız kazanacağını sananlar aldanırlar.

Ermeni kimliğinde ‘Türk’ten geriye kalacak boşluğu dolduracak çok daha yaşamsal bir olgu söz konusudur o da bizatihi bağımsız Ermenistan devletinin varlığıdır.

Bundan on beş yıl önce var olmayan bu yeni heyecan, artık her türlü etkinin ve etkenin üstünde Ermeni kimliği üzerinde büyük bir rol oynamaya namzettir.

Ermeni dünyasının geleceğini, bu minik ülkenin gelecekteki refahına ve içinde yaşayanların mutluluğuna endekslemesi aynı zamanda kendi kimliğini rahatsız eden sancılardan kurtuluşunun da bir işareti olacaktır.

***

Ermeni kimliğinin ‘Türk’ten kurtuluşunun yolu gayet basittir:

‘Türk’le uğraşmamak...

Ermeni kimliğinin yeni cümlelerini arayacağı yeni alan ise artık hazırdır:

Gayrı Ermenistan’la uğraşmak.

30 Ocak 2004



Hrant Dink


Ermeni kimliği üzerine (8) Ermenistan’la tanışmak


‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil damarında mevcuttur.

Yeter ki bu mevcudiyetin farkında olunsun.

Bu farkındalığın asıl sorumlusu ise Diaspora’ya yayılmış Ermenilerden ziyade Ermenistan yönetimleridir. Ermenistan hükümetlerinin sorumluluklarının bilincinde olmaları ve gereğini yerine getirmeleri aslolandır.



Ne var ki 12 yıllık bağımsızlık döneminde Diaspora ile Ermenistan ilişkilerine bakıldığında, Ermenistan hükümetlerinin henüz bu sorumluluğun bilincine yeterince varmadıkları görülür. Birkaç gösterişli ‘Pan Armenian Buluşması’ dışında işlevsel bir “Diaspora-Ermenistan buluşması” mekanizması dahi kurulamamıştır.

Ermenistan’ın Diaspora ile ilişkileri bazen Diaspora’nın bazen de Ermenistan’ın inisiyatifinde ağır aksak yürütülmüş, kalıcı ve daha ziyade Ermenistan merkezli bir kurumlaşmaya gidilememiştir.



Oysa Ermenistan’ın çoktan özel ve çok güçlü bir Diaspora Bakanlığı kurmuş olması gerekirdi. Bu bakanlık sayesinde de dünyanın en ücra köşelerine dahi dağılmış ve dağılacak tek Ermeni bireyinin dahi nasıl kucaklanabileceği temel bir kaygıya dönüştürülebilir, sonrasında bu kaygı doğrultusunda hareket edilir ve buna göre projeler geliştirilebilirdi.

Bunun yapılmamış olması hâlâ büyük bir eksik olarak gözüküyor. Bu kaygısızlığıyla Ermenistan kendisinin ne denli bir ana kök olduğunun farkında değil ki Diasporadakilere de bunu hissetirebilsin.

Bu da gösteriyor ki Ermenistan elbette layık ama Ermenistan yönetimleri henüz Diasporalıya layık değil.



Ermenistan’ın Diasporalı bireyle kuracağı birebir ilişkinin Diaspora Ermenisi’nin kimliğinde ve kimliğin yeni cümlelerinin kuruluşunda oynayacağı rol çok büyüktür ve tartışmasızdır.

Bugün Diaspora’da açık tutulan Ermeni okullarının, dil kurslarının, sosyal ya da kültürel kurumların ya da diğer tüm kolektif faaliyetlerin yegâne amacı Ermeni kimliğini yeni kuşaklara taşımak, korumak ve mümkünse geliştirmektir. Bu amaç için milyonlarca dolar harcanır. Sonuçta elde edilen, bilinen ama konuşul(a)mayan bir dil ile arada bir kilisesine giden ama o kadarla yetinen bir kimliktir.

Oysa diğer taraftan öyle bir gerçek vardır ki bunun gereğini yerine getirmek artık kaçınılmazdır.

O da Ermenistan’la Diasporalının kuracağı moral diyaloğun bizatihi kendisinin en doğal okul olduğudur.



Diasporalı gencin bu okullarda okumamış, bu kiliselere gitmemiş olsa da bir kez Ermenistan denilen doğal okulla tanışması kimliği için çok şey ifade eder.

Diaspora gencine on yıllar içinde eğitimle ve kiliseyle verilen Ermeni kimliğiyle, o gencin Ermenistan’ı bir kez ziyaret ederek edineceği kimlik arasında ikincisinin lehine ağır basan bir köklülük söz konusudur.

Bu dediğimizin ne denli doğru olup olmadığını denemek o denli pahalı bir şey değildir. Bir kenara ayırılacak üç beş kuruşla bir gencin yıllık tatilinin 15 gününü Ermenistan sokaklarında geçirmesi pekâlâ sağlanabilir.



Ermenistan’ı ziyaret eden ve öncesinde Ermeni kimliğinden bir hayli de uzak gözüken gencin, 15-20 günlük bu sürede edinmiş olduğu kimliğin nasıl damardan absorbe edildiği görülecektir.

Artık o dakikadan itibaren gencin bu kimliğini dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun unutması bir daha olanaksızdır.

Gayrı o kimlik ona damardan şırıngalanmıştır...

Dolayısıyla gençler için Ermenistan’a özel seyahat turlarının düzenlenmesi birincil derecede kimlik kazandırıcı faaliyettir. Bu çalışmalar ne pahasına olursa olsun her yerde yıllık programların başına alınmalıdır.



Ermeni kimliğin doğrudan Ermenistan’dan edinilecek cümleleri, kelimelerle anlatılamayacak denli zengin kazanımlardır.

Bu durum, saksıda yetiştirilmeye çalışılan narin bir bitkinin kendi toprağı, kendi suyu ve kendi güneşiyle tanışmasına da benzetilebilir.

Denemesi bedavadır... Herkese önerilir.

Hrant Dink

13 Şubat 2004

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 04:33
MessageSujet du message: Şehit Gazeteci/Devam Eden Soykırımın Son Kurbanı Hırant Dink'i

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Hrant Dink / Tuzla Kamp Armen çocuk yuvasi Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com