Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Kürt-Ermeni ilişkileri ve 1915 Soykırımı
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 932
Point(s): 70 987
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 16 Fév 2017 - 20:17
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant

Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler,

Orta Asya Geçmişleri ...
İspatlı mispatlı garanti..

Meğersem Abdulah Öcalan Bile Hasso Türkmüş..








KÜRT AŞİRETLERİNİN KÖKENİ
Alan Aşireti:

Van yöresinde yaşayan Alan aşireti M.S.3. asırda Kafkasya ve Karabağ bölgesindeki yurtlarını Hun Türklerinin akınları sonucu terk eden Alan Türklerinden gelmektedirler.Bu gün Asetinler olarak bilinen Osetyalılarda Alan Türklerinin torunlarıdır.Osetyalı Prof.Dr Bayçarov’un “Avrupa’nın Eski Türk Runik Kitabeleri” adlı kitapda o çağda Kafkasya ve Van havalisinde yaşayan Alan Türklerinin Orhun alfabesi ile yazdığı kitabelerin bu günkü Türkçeye tercümeleri yer almaktadır.

VAN-TURİŞİN YAZITI

Üstteki resim Van Turuşin yaylasındaki Alan Türklerinden kalma yazıttır.
Buruki Aşireti:

Asya’da,Hisar dağları olan bölgeden bu gün Van dolaylarına yerleşen,Buruki aşireti ile aynı yerden geldiklerini öğrendik.Bu gün Pakistan’ın kuzeyin de,Afganistan sınırındaki dağlık kesimde yaşayan Hunza’lar,Türkmenistan’dan göç eden Buruşaski(Burç-a Saka) topluluklarından oldukları kesin olarak tespit edilmiştir. Bu bölgede Hotan-Saka yazıtları ve Prakrit(Pakrat) yazı parçalarının ele geçirilmesi bilim adamlarına Pakritlerin,Hunza Buruşaski’ler içinde eridiği sonucuna götürmüştür.[1](Bu tespiti Gregoryen tarihçilerin anlatımları da doğrulamaktadır, zira Van bölgesi Ermeni beyliği Pakrat (Bakrat) hanedanı olarak anlatıldığı dönemde,orada yaşayan Akhunların torunları ise bu gün Buruki aşireti olarak adlandırılması tesadüf olması mümkün değildir. Buruki ile Buruşaski adlı boyların ataları olduğu ve Pakradlılarla Hisar dağlarının kuzeyindeki Baktriyadan(Bakturya) birlikte geldikleri anlaşılmaktadır.)

[1] FRYE N.R.-Orta Asya Mirası-Arkadaş yay.-Ank-2009-2.Baskı-Say:133
Torun Aşireti:

Türkiyede en yaygın ve nüfus olarak en kalabalık olan Avşar boyunun “dağlı oymaklarına” genel olarak “Torun yada Torunlu” adı verilir.

Dr.Mustafa Aksoy’un ‘Torunlar’ hakkındaki araştırması Doğu Anadolu’daki aşiretlerin köklerinin İskit boyu olan Avşar olduğunu ortaya koymaktadır. Dr.Aksoy’un Ağrılı Torun(Zilan) aşireti mensubu Ahmet Öner’e dayandırdığı bilgiye göre: 1572 Silvan’dan Revan beyliğine göçen ‘Torun’ aileye ‘Köse’ veya ‘Mala Köselerde’ denilmektedir.[1]Bu günkü Ağrı vilayetimize bir dönem ‘Karaköse’ denilmesi Avşar aşireti olan Torunların yöreye verdiği addan olmalıdır.

Osmanlı arşiv belgelerinde İskitlerin Başbuğu Alper Tonga’nın torunu Barshan’a dayanan Barsak (Varsak) boyuna mensup Tarsus’un Kozan (Kosun>Köse) nahiyesinde Torosların: Meriye, Sağrın, Değürmenlüce, Masırık, Kırba mezralarında yaşayan ‘Kosun taifesinden toplam 102 aile kayıtlıdır. Avşarlar’ın ‘Kosa’ veya ‘Mala Kosa’ oymağının Kars’dan Doğu Anadolu Toroslarından güneye kadar yayıldığı bilinmektedir. Adananın ve Kadirli yöresinin Osmanlı Döneminde Kars-ı Maraş olarak adlandırıldığını biliyoruz. Karslı Avşar sülalelerin Adana, İçel bölgesinde akrabalarının olması binlerce yıllık bu göç trafiğinin kalıntılarıdır.[2]

Dr.Aksoy’un Ağrı ve Aşkale’de yaptığı araştırmalarda: Bu yöredeki Kürtlerin ‘Torun’ sıfatını asil anlamında kullanarak:’Torun ekmeği beni çarpsın’ diye yemin ettikleri tespit edilmiştir. Yine Dr.Aksoy, Urfa ve Siverekte: bir insanın sosyal statüsünün yükselmesini ‘Torunlaşma’ olarak sıfatlandırdıklarını tespit etmiştir. Rohat Alakom’un ‘Kürtlerin aristokratları Torunlar’ adlı kitabında: Torunların Kürtlerin aristokratları olduğunu ve Kars, Kağızman, Ardahan, Digor, Ağrı, Erzurum, Van ve Muş’da yaşadıklarını belirtmektedir. Dr.Aksoy eski Kara Kuvvetleri komutanı Necdet Öztorun’un aslen Erzurum İspir’li olduğunu aşiretinin Konya’ya yerleştiğini kendisinin’de Konya doğumlu olduğunu belirtmektedir. İsmail Beşikçinin doktora tezi olan Bingöl bölgesinde göçebe yaşayan Alikan aşiretininde Torun olduğu, Dr.Aksoy tarafından tespit edilmiştir.

Prof.Dr. Kırzıoğluna göre: ”Korgan ve bozkır kültürünün kurucusu sayılan, Türk soyundan Kimmerler, Sakalar ve Hunlar Torunlardır” Kendiside bir Torun olduğunu dedelerinden dinlemiş olan Dr.Aksoy dedelerinin soylarını Avşar şahı Nadir Şaha dayandırdıklarını belirtmektedir. Adana Kadirlide: Torunoğullar, Uzunkayalar, Hacıağalar, Bozdoğanlar adıyla tanınan sülalelerinde Avşarlı Torunlara dayandığını tespit etmiştir.[3]

Nadir Şah Türkmen Safevi hanedanın hizmetinde bir eşkıya iken Şah Tasmahb’ı taht’dan 1736 yılında indirerek yerine geçmiş. Şialığın devlet dini olmasını sona erdirip, Caferiliği hâkim kılarak; dört halifeye hakareti yasaklayan kişidir.[4]

Dr.Aksoy’un çalışmalarından: Van ve Erciş yöresindeki Torunların bir kısmının Kurmançça bir kısmının Türkçe anadilli olduklarını öğreniyoruz. Adana, Maraş, Gaziantep, Diyarbakır ve Hatay’da 1703 yılında iskân olunan Receplu Avşarları kendilerinin Torun olduklarını iddia ettiklerini öğreniyoruz.

Amik ovasında Reyhanlı aşiretinin kolları olarak: Mursallı, Bahadırlı, Sarıcalı, Kodallı, Corslu, Torunlu ve Kırıkhan adlı oyamaklardan: Pürdeloğulları, Torunlu, Hırfanoğılları, Kılıçoğullar, Kızılkayalar, Köseoğulları, Zortuklar, Vurallari,Falaylar, Kıvraklar, İldaylar gibi geniş sülalelerin Torun aşiretler olduğu anlaşılmaktadır.

Dr.Aksoy’un araştırmalarında: Mardinde soyadı Artukoğlu olan kişilerin Türkçeyi unutarak Arapça konuştukları ancak Diyarbakır Avşarlarının bir kısmının Türkçe ve Zazaca anadil konuştuklarını, 22.dönem milletvekili Cavit Torun’un, Diyarbakır, Çermik Avşarlarından bir Torun olarak anadilinin Zazaca olduğunu tespit etmiştir.[5]

Diyarbakır’da İskitlerin, Avşar boyu ve Subar Türkleri kökenli bir topluluk yaşamaktadır. Asur tabletlerinden M.Ö.7.asıra kadar yörede (Subar) ‘Subiriya’ (Şupiriya) devletinin yaşadığı kesinleşmiştir. Diyarbakır havalisine zaten bu dönem sonrası da İskitler, sonrada Oğuzlar hâkim olduğuna göre kentin halkı İskit ve Subar Türklerinin devamıdır.[6]

Torun aşiretler hakkında benimde Dr. Aksoy’u destekleyen tespitlerim vardır. Dr. Aksoy tamamen haklıdır. Oğuzlar beglerin katıldığı bir meclisle yönetilirdi. Bu meclise ‘Tör’ adı verilir, bu meclisin toplandığı büyük otağa ‘Tören’ otağı denirdi.’Törin’ kelimesi sözlükte:”Kabile, Tayfa, Kan bağı evi”(Kurultay) anlamına gelmektedir.[7]Oğuzların kağanının başkanlığında bu meclise katılan Boy ve oymak beglerine ise ‘Torun’ adı verilirdi. Kazak Türklerinde bu meclis ‘Üç Yüzler’ adı verilen bir meclisle yürürdü.’Ulug Jüz’(Ulu Yüz),Orta Jüz(Orta Yüz) ve ‘Kiçi Jüz’(Küçük Yüz) adı verilen meclis geleneği, İskit Türklerinde de ‘Leypoksay, Alpoksay ve Kolaksay’ adı verilen üç boylar birliği katmanlarından oluşan meclis karar verirdi. Zaten Barulas’lardan olan Timurlenk’in meclisine ‘Tör’ denilmesi ve üyelerine ‘Say. san’ adı verilmesi buradan gelir. Örneğin: Kolaksay kelimesi Kolak boylarının ‘Saygın’ kişileri demektir.’Say’ kök kelimesi ‘Sayın’,’Saygın’ gibi kelimeleri oluşturan asalet köküdür. Timurlu devletinde, Oğuz devletlerinde, İskitlerdeki beglerden oluşan meclislere üye olanlara ‘Torun’denildiği anlaşılmaktadır.

Muş yöremiz İskit boyları ile meskündür. Muş’un eski adı ‘Taron’(Torun)dur. Bu ismin Ermenice olduğunu idda edenler olmuştur. Ancak Kevopyan’ın Ermeni Mitolojik tarihinde Malazgirt kasabasının Ermenilerce kurulduğu iddasından başka bir şey yoktur. Bu gün Muş’da: Lezgi,Begler,Sason,Sipkan,Şahlar ve Torini(Torun) aşiretlerinin İskit Türk oymakları olduğu kesindir.

[1] Türk Dünyası Tarih Dergisi,Sayı:273,Say:48

[2]Y.HALAÇOĞLU.-Anadoluda aşiretler,cemaatler,oymaklar-Say:610

[3] Türk Dünyası Tarih Dergisi,Sayı:273,Say:48

[4] R.NUR-Türk Tarihi-Cilt:5-Say:95

[5] Türk Dünyası Tarih Dergisi,Sayı:273,Say:48

[6] F.KINAL-Sümeroloji Araştırmaları-D.T.C.F.Yay.-1940-Say:1050

[7] Drevneturskıy Slovar-Leningrad-1969-Say:580-581
Digor Aşireti;

Bu günkü Başkurdistan bölgesinden milattan önce 7.asır civarı Kafkasları aşarak inen,Saka Türklerinin “Digor” boyu Saka sonrası çağda Türklerin Oğuzlar olarak adlandırıldıkları devirde “Döger” boyu olarak tanınmışlardır.

Bu gün Urfa çevresinde yaşayan Kürtçe konuşan Döğeran Kürtleri ile Kars Digor ilçesindeki aşiret mensupları “karga burunları,paytak bacakları,esmerlikleri,ortalama 165-170 cm ” boyları ile tesadüf olamayacak kadar bir birlerine benzerler….
Alikan Aşireti:

Bingöl civarında yaşayan bu aşiretinde Torunlu Avşar Türklerinden olduğu Dr.Mustafa AKSOY tarafından ispatlanmıştır.
Patnos Aşireti:

Ağrının Patnos ilçesinin adı Yıva boyundan olan Çulluyan Yörüklerinin “Batnos aşiretinden” gelmektedir.

Anadolunun kapısı olan Kars ve Ağrı yöresinin ahalisinin çok farklı boy ve oymaklara mensup olmasının sebebi budur. Göç yolunda kimi oymaklar hayvanlarına uygun boş alanlar buldukça yerleşmiş diğerleri yola devam etmiştir.

Batnos aşiretinin bir kısmının Ağrı’da yerleşip bakiyelerinin Aydın’ın Ayasulug ve Sultanhisar yörelerine yerleştiği Osmanlı arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır. Patnos’un Türklüğünün ispatı çok önemlidir çünkü bölgede Kürtçülük faliyetleri en çok Patnoslular üzerine yoğunlaşmıştır. [1]

[1] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşireetler cemaatler oymaklar-Cilt:1-Say:253
Hınıs Aşireti:

(16.Yüz yılda Genceye,Bozok(Yozgat) ilinden göçen Hınıslu oymağının başında Emir Göne adlı boy beyi bulunmaktadaydı. Şah Abbas devrinde “Çukur Sad>Sad Çukuru” adı verilen Iğdır, Revan(Erivan) arasındaki bölgenin beyi “Emir Göne” olup sonradan Osmanlılar tarafından tekrardan safevilerin yanına geçmesini önlemek için İstanbula getirilerek Boğaziçinde,”Emir-i Göne”(Emirgan) adı verilen mahale yerleştirlmiştir.[1]Dede Korkut Oğuznamesinde adı adı geçen Kazan han’ın kardeşi “Kara Göne”nin adını ,Avşarların Hınıslu oymağının 16. yüz yıla kadar yaşattıkları anlaşılmaktadırBu gün Iğdır ve Kars’taki Kürtçe konuşan aşiretlerin büyük bölümü “Emir Göne”nin Hınıslu oymaklarıdır.)

Bu günkü Erzurum vilayetimizin Hınıs ilçesindeki aşiretlerde Oğuzların Avşar boyunun Hınuslu oymağı mensuplarıdır.

[1] SÜMER F.-Oğuzlar-Türk Dünyası Araş.Vak.Yay.-İst,1999,5.Baskı,Say:385
Bazuki(Pazuki) Aşireti
Yaklaşık altı yıl boyunca Kürt aşiretlerinin kökenleri üzerine yaptığım araştırmam “Kürtlük Hakkında Bugüne Kadar Yazılmayanlar” adlı kitabımda 2010 yılında yayımlanmıştı.Bu kitapta Abdullah Öcalan’ın da mensubu olduğu Pazuki(Bazuki) aşiretinin de kökenin Oğuz boylarına mensup oymaklardan oluştuğunu ispatlayan Osmanlı devri tahrir belgelerini yayımlamıştım.

Bazuki(Bazeki) aşiretinin “Bozok Türkmeni” olarak Osmanlı belgelerinde kayıtlı olması ile ispatlanmıştır.[3]

1514 yılı Osmanlı belgelerinde:Döger boyundan Bazuki aşiretine mensup Urfa merkez Zeydanlu, Yay Viranı, Koç Viranı, Karapınar, Şems Viranı, Ernelüce,Kesme köylerinde 12 aile kayıtlıdır,Bozili nahiyesinde ise Döger,Dürcü köyünde 2 aile,Suruç nahiyesinde:Eski Suruç,Bibes köylerinde 7 aile,Ank nahiyesinde :Dutluca,Mülk Viranı, Harvanek, İnhaş ,Bozoklu, Altı ,Bağluca ,Çöl ,Mülk Viranı,Mangan köylerinde 52 aile kayıtlıdır.[4]
Yavuz Sultan Selim devri sonrası Safevi Türklerinin İran bölgesinden saldırılarına karşı Alevi Türkmen aşiretleri bastırmak için,Sünnileştirme politikası uygulamış,Sünni Türk aşiretleri “Ekrad” olarak adlandırılmaya başlanmıştır.

Bu değişim Bazeki(Bazuki) aşiretinin bu günkü Kürt kimliğine 30 yılda nasıl yuvarlandığını belgelemektedir…

Urfa merkezde 1521 yılı belgelerine göre: Döger boyundan Bazeki aşiretinden ‘Baba Ali beg’ namıyla maruf,bir Alevi piri liderliğinde 156 ailelilik bir cemaat kayıtlıdır.

2.Selim devrine gelindiğinde aynı aşiretin Sünnileşerek ‘Bazeki Şeyh İzzettin Ekratı’ olarak kayıt edildiği görülmektedir.

Yavuz Sultan Selim devrinde Alevi olan Bazeki aşireti Sünni olunca ‘Ekrat’ namıyla kayıt edilmesinin sebebi Selçuklular ve Osmanlılar Bektaşi idiler. Arap taassubu sonucu melez bir yöre dili olan Kürtçe,Sünnileşme ile oluşmuştur.1521 belgeleri sonrası Döger boyundan olduğu belgeli olan Bazuki aşireti için “Şeyh İzzettin Ekratı” nitelemesi diğer belgelerde görmekteyiz.

Yörede Sünni taassup altında ,dile Arapça kelimelerin girmesiyle Kürtçe konuşma başlamıştır. Zaten Anadolu Türkleri,Selçukludan beri Fars dilinin erozyonu anltında iken bu dönemde başlayan Arapça etkisi Şeyhlerin kontrolüne giren aşiretlerin öz dillerinden uzaklaşmasına sebep olmuştur.[5)
Osmanlı tahrir defterlerinde;Urfa’da Döger boyundan olan Bazeki aşiretinin 253 ailelik bir kolu yazılıdır.
1540 yılı kayıtları olan bu evraktan sonra aynı yörede aynı Bazuki aşiretleri yoğun Sünnileşme sonrası 1584 yılı belgelerinde ‘Kürt’(Ekrat) olarak yazılmıştır. Örneğin: Ank nahiyesinin; Dutluca, Harvanek, İnhaş, Bozoklu, Altı, Bağluca, Çöl, Mülk Viranı, Mangan köyleri 1539.1559.1570 yılları kayıtlarında “Türkmen” olarak kayıtlıdır.[7]Ancak Sünnileşmenin yoğun yaşandığı bir süreç sonunda ,1584 kayıtlarında aynı köylerdeki aynı Döger boyu ‘Bazuki aşireti’ bu sefer “Ekrat” olarak yazılmıştır. Bu belgeler ışığında “Bazuki” aşiretinin köklerinin Türk olduğu kesinleşmektedir.[8]
1568 yılı kayıtlarında Urfa Ank nahiyesi köylerinde yerleşik,Döger boyuna mensup Bazuki aşiretinden olarak daha evvelden kayıt edilmiş köyler,[9]1584 gelindiğinde Bazuki Ekratı olarak kayıt edildikleri görülmektedir. Bu süreçde bu yöre halkının, Alevi pirlerini bırakıp Sünni Şeyhlere bağlanmaları sonucu toplu bir Sünnileşme yaşandığı anlaşılmaktadır.[10]
Selim devri kayıtlarında Kınık boyundan olan Bazuki aşiretinin Siverek’teki göçer kolu,237 aile mevcutları ile ‘Şeyh İzzettin Ekratı’ olarak yazılmıştır. Bu örnektende anlaşılacağı üzerine Şeyh İzzettin adlı dervişe bağlanan Bazuki aşiretleri kendilerinin Döger, Kınık, Yıva gibi farklı Oğuz boylarına mensup olarak kayıt edilirken beyan etmişlerdir.
Osmanlı belgelerinde Ekrat(Kürt) tanımı da 16.yüzyıl ortalarından itibaren görülmektedir. Akkoyunlu Alevi Türkmenleri ile savaş halinde olan Osmanlı siyaseti gereği Sünni islama yaslanarak yöredeki aşiretleride Sünni ulemaya bağlanmaya zorlamıştır. Bunu kabul etmiyenler ya kılıçtan geçirilmiş, yada sürülerek arazilerine dağlı aşiretler iskan edilmiştir. Yöredeki aşiretler Farsça ve Arapça arasında sıkışarak dillerini kaybetmişlerdir.[11]

[1] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:283,284,285

[2] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:288

[3] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:296

[4] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:290

[5] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:291

[6] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:291

[7] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:290

[8] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:292,293

[9] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:283,284

[10] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:292,293

[11] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:296
Urfa kazasında Yıva boyundan Bazeki Ekradı olarak 46 aile yazılıdır.[1]Buradan Bazeki Ekradının,Yıva boyunun göçer oymağı olduğu anlaşılmaktadır.

[1] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:371

Urfa kazası Küçük Depe, Ömer,Gök Azaklu,Buğday ve Arpalu mezralarında ‘Rışvan-Bazeki taifesi’ olarak Çelikanlı aşiretinden 44 aile kayıtlıdır.Bazeki aşiretinin çoğunlukla Döger boyundan, Rışvan aşiretininde Bayındır ,İgdir, Avşar boylarından oluştuğunu ispatlamıştır.[1]

[1] HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:525

Mardin’de Döger boyundan Bazeki aşiretine mensup 60 aile kayıtlıdır.[1]
Döger boyundan Bazeki aşiretine mensup 11 aile (…Kethuda’ya tabi) diye yazılmış iken aynı aşiretin yine Mardinde ‘Küçük İzzettin’ adlı Şeyhe bağlı olanlarının Ekrat olarak kayıt edildiğini tespit ediyoruz.[2]

[1] HALAÇOĞLU.Y.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:290

[2] HALAÇOĞLU.Y.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:290
Meman Aşireti

Bu günkü doğu Türkistandan M.S.4. Asırda göçen Mamık ve Konak bey adlı boy beglerinin oymakları olarak Anadoluya yayılmışlardır.

“Meman” adı “Mamıkon” isminin zamanla bozulmuş telaffuzudur.
Kikan Aşireti

Kalaçlar ya da Halaçlar adıyla bilinen Türk boylarının bir kısmının Malazgirt ve Erciş yöresi Kürt aşiretlerinden kurulan Hamidiye alaylarından 63.Alayın “Kalaçan”(Kalaç>Halaç) boyundan geldiği Osmanlı salnamelerinde mevcuttur.Şükrü Kaya SEFEROĞLU’da Mardin,Diyarbakır,Urfa havalisinde yaşayan Kikan Kürtlerinin bu Kalaçan Kürtlerinden geldiğini iddia etmiştir.[1]

Aynı hususu Arap Mesudi’nin 943 yılında yazdığı “Mürüc’üz Zeheb” adlı kitabındada görmekteyiz.Arab müellif Urfa,Diyarbakır,Mardin yöresinde 24 oymaktan oluşan “Kiki Halacan” ve “Malazgirt Halacan Kürtlerinden” bahis etmektedir.Bu kitaptan Arapların Kürtleri Türk olarak o çağda nitelendirdikleri ortaya çıkmaktadır.



[1] SEFEROĞLU Ş.K.,101 Soruda Kürtlerin Türklüğü,TKAE Yayınları,Ankara,1982
Doğubeyazıt Aşireti

Mardin sancağında Çunkar boyundan Beyazıt oymağından 47 aile kayıtlıdır. Maraş ve Aydın Ayasulug kazalarına kadar yayılmış olan kimi yerde ‘Beyazıt Fakih’ adlı bir derviş liderliğinde göçmüş bir oymaktır. Osmanlı belgelerinde kimi yerlerde ‘Beyazıtlı oymağı’ adıyla maruftur. Batnos aşireti gibi ‘Beyazıtlı oymağınında’ Aydın Ayasulug ilçesine göçmüş olması göç yolunda bu iki oymağın aynı güzergâhı izleyerek Ağrıdan geldiklerini kanıtlamaktadır. Yıva boyunun ‘Batnos’ oymağı Patnos ilçemizi kurmuş, Çunkarların ‘Bayazıtlı’ oymağıda batıdaki Bayazıtlılara nispet ‘Doğubayazıt’ı kurmuştur. Bu belgeler bize orta Asyadan gelip Ağrı’ya konan bu iki oymağın Aydın’a kadarki göç macerasını anlatmaktadır.[1]

[1] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşiretler cemaatler oymaklar-Cilt:1-Say:260


Çolamerg Aşireti

Türkmenistanın “Çölmerik” adlı kenti civarının Nasturi Türkmenleri batıya doğru göçerek bu günkü Hakkari kentini kurdular.

Cumhuriyetin ilk yıllarında “Çölmerik” olan kentin adı sonradan Hakkari olarak değiştirilirken yöredeki aşiretler kendilerini Çolamerg aşiretinin alt kolları olarak tanımlamaktadırlar.
Botan

Kürtler hakkında ilk kitap 16. Yüz yılda Bitlis’li Şeref Han tarafından yazılmıştır.

ŞereHan,Kürtlerin atasının Dede Korkut Oguznamesindeki Buğdüz Aman adlı boy beyi olduğunu açıkça yazmıştır.

Güneydoğu Anadolunun Bir kısmına ve Botan (Boğtan) çayına;Boğti>Boğtan>Botan adları yöresel telaffuz farklarını göre verilmektedir.

Bu gün ki Botan Aşireti iki asır evvel Boğtiler adı verilen Oğuzların Buğduz boyu mensuplarıdır.
Bahtiyari Aşireti(Loristan)

Oğuzların Buğduz boyundandırlar.
Şekakan Aşireti
(Çemişkezek)

“Şeka Kan” adı “Saka Kan” sözünden bozulacak günümüze ulaşmıştır.

Çemişkezek ilçemizin zaten aşiretleri M.Ö.8 Asır Saka Türklerinin göçleri ile Anadoluya gelmişlerdir.
Pilavanik(Pilvakan) Aşireti(Pertek)

“Pil”(Pol>Kol) yani “Poleman>Koluman” adıyla Mısır da M.Ö.3. asırda yerleşmiş Kuman Türklerindendirler.

Aşiretin yaşlıları atalarının Mısırdan göçtüklerini nakil etmişlerdir.
Çarsancak Aşireti (Pertek)

Türkmenistan ın Çarsancak bölgesinin dağlık arazisinde göçen yaylacı aşiret Anadolunun Harput>Pertek havalisine yerleşen göçebe dağlı Türkleridir.
Homeki(Hormakan)Aşireti(Nazimiye)

Kimmer Türkleri ( Kara Oğuzlar) soyundan gelme oldukları Anadoluya Horasan dangeldiklerini tespit ettik.


Picanlu Aşireti (Halfeti-Birecik)

Dede Korkut Oğuznamesinde “Bay Pican” olarak adlandırılan Oğuz beyinin oymağının.
Dodkan Aşireti(Viranşehir)

Oğuzların Dodurga boyu mensuplarıdır.
Naymanlı Aşireti(Viranşehir)

Özbek Türklerinin bir boyu olan Naymanlı Türklerinden Anadoluya eski çağlarda göçen bir oymaktır lar.
Kalender Sürgücü Aşiretleri(Derik,Gercüş)

16. Asır Osmanlı tahrir defterlerinde Ak Keçili Yörükleri ve Dulkadirli Türkmenleri kayıtlı Oğuz aşiretidirler.
İspirti Aşireti
(Midyat-Cizre)

Erzurum’un İspir ilçesi Kıpçak Türklerinin İspirli oymağının M.Ö.1. asırda yerleştiği bir beldemizdir.

Oymağın geri kalanının Mardin’e yerleştiğini M.S.4. asırda yazılan Dede Korkut Oğuznamesinden tespit ettik.

Oğuznamede Mardin kentinin bir Kıpçak kenti olduğu ve Oğuzlarla, Kıpçak Türklerinin savaştığı şu sözlerle anlatılmaktadır:

“Merdin kala sının Kıpçak Melik ini kan şorlattım.”


Kulp Aşireti(Diyarbakır)

Türklerde ordu komutanlarına “Kol -ada”(Kol-ata) adı verilirdi.

Kulp adı “Kol-ad>Kolap” olarak günümüze ulaşmıştır.
Alikan Aşireti(Diyarbakır)

Alikan Aşireti Avşar Boyu mensubu dur.
Şemskan Aşireti
(Kars,Digor,Kağızman)

“Şem”(Işık) “”Sakan ” yani “Ak Saka” menşeli bir Saka Türk oymağıdırlar.
Baykan Aşireti(Diyarbakır)

Horasan dan önce Kars ve Erzurum sonrada Siirt veDiyarbakır’a göçtüler.

Siverekte de bir kollarıvardır.Baykan aşiretleri Oğuzların Bayındır boyu mensuplarıdır.

Kars ve Erzurum merkezdekiler Türkçe konuşur Diyarbakır ve Siirttekilerin ise bir kısmı Kürtçe konuşurlar.
Botan Aşireti (Diyarbakır)

Oğuzların Buğduz boyu mensuplarıdır.
Bekiran Aşireti (Diyarbakır)

Orta Asya da “Bakır Balık”(Bakır kent) adlı yerleşim bölgesinden gelme bir Türk boyudur.

Altay destanında Tengri Bayülgen’in dokuz yiğit oğlundan birisi “Bakır Han” dan türediği varsayımlar halkın yerleştiği kente “Bakır Balık” adı verilmişti.

Bu kent ahalisi orta Asyadan göçtüklerinde bir kol Kars Digor bölgesine yerleşip Bekiran Aşireti adı almış bakiyeleri de güneye yerleşmiş ve yerleştiği kente sonradan “Diyar-ı Bakır”(Diyar-ı Bekir) adı verilmiştir.
Uçar (Diyarbakır)
Azarbaycan ın “Uçar reyonundan”(İlçe) göç etmiş olan Bayındırlı boyu Oğuzların dan gelmediler.
Dodikan Aşi(Diyarbakır)

Oğuzların Dodurga boyu mensuplarıdır lar.

Dodikan adı ” Dodur Kan” sözünden gelmedir.
Başhan Aşireti(Diyarbakır)

Avşar Oğuzların dan “Baş Han” boy beyinden gelmediler.
Şikak(Van)

Saka Türklerinden gelmedirler.
Korukçu(Van)

Oğuz aşiretidirler.
Kotan(Van)

Saka Türklerinden bir oymak olarak orta Asyadan geldiler.
Zirki(Van)

Orta Asyada “Türk Sir Budun” olarak adlandırılan Göktürk oymaklarındandır.

“Zir” adı “Sir” adının bozulmuş telaffuzudur. “Sir-kişi” kelimesi zamanla “Zir-kişi” ve “Zir-ki” ye dönüşmüştür.

Bingöl ile Van da iki kol halinde yaşarlar.

Şerefname yedinci bölümde ‘Derzini begi’ ve Zırkan aşireti reisi Yakup beg Bin Muhammet oğlu Duman begin 1579 da şehit düşmesine kadar Gırdıkan aşireti ile çatışmaları ve Osmanlı ordusuna aşireti ile katılarak Safevi Türkleri ile yapılan Çıldır harbinde şehit düşmesi anlatılmaktadır. Zirkan aşireti Karakoyunlu Türkmeni Osmanlı belgelerinde’de ‘Karaulus Türkmeni olarak’ kayıtlıdıZirkan’lar Bingöl, Bitlis ve Diyarbakırda bazı köylerde yaşamaktadırlar.[1]

[1] Şerefname-Say:191
Sakan(Van)

Saka Türklerinden gelmediler.
Cibranlı(Van)

Harzemşah Türklerinden bir oymaktır lar.
Hormik ( Van)

Kimer Türkleri (Kara Oğuzlar) menşeilidirler.
Lolan(Van)

Göktürk lerin bir kolu olan Türk Sir Budun boylarına mensupdurlar.

1957 yılında Bacot tarafından yayımlanan bir Tibet belgesiyle ortaya çıkmıştır. Bu belgede Göktürk Kağanı Kapagan devrinde 750 yıllarında “Türk-Sir” boylarından 12 tanesinin Uygur Türklerinin baskılarına rağmen Bakır Balık adlı bir kentte yaşadıkları ortaya çıkmıştır. Belgeye göre Bakır Balıkta yaşayan on iki Türk-Sir boyları;

1-Kagan’ın boyu olan” Zana”, 2-“Hali”(Kali),3-“A-cha-ste”(Aşat>Aşut),4-“Çar-du-li(Kardu’li>Kardu’lu),5-“Lo-lad”(Lolan),6-Par-sil(Barsil>Barzil>Barzani),7-“Rngi-ke(Runik),8-“So-ni”(Sorani),9-“Yol-to”(Yolcu>Yörük),10-“Yan-ti”(Jan>Can),11-Heb-dal(Ebdal>Afdalit),12-Garga-pur(Karkın) adlarını taşımaktadır.[1]

Bu boy isimleri Tibet yazısı ile yazıldığı için okunuşlarını bizim tamamlamamızla daha anlaşılır bir hale gelmiştir. Bu Tibet belgesini “Kök Türkler” adlı kitabında yayımlayan Prof.Dr. DİVİTÇİOĞLU, Türk-Sir budunun kağan boyu olan “Zana” boyunun Basmıl Türklerinin kağanı Ozmış’ın boyu olduğunu tespit etmiştir.[2]

10 Ağustos 1908 tarihinde uzun süredir Dersim havalisinde isyan ve çapulculuk yapan aşiretlere operasyon yapıldığında Kozat(Hozat) aşiretleri ile beraber “Lolan” aşiretide teslim olduğunu tespit ettik. Bu tespit ışığında Tunceli havalisindeki Lolan aşiretinin Gökyürk kitabelerinde adı geçen “Türk-Sir budun” adlı boyun aşiretlerinden birisi olduğu kesindir.[3]

[1] Prof.Dr.DİVİTÇİOĞLU-Kök Türkler-Y.K.Y. Yay.-İst-2000-Say:190

[2] Prof.Dr.DİVİTÇİOĞLU-Kök Türkler-Y.K.Y. Yay.-İst-2000-Say:190

[3] KEMALİ Ali-Erzincan-Kaynak Yaya.-3.Baskı-İst-2013,Say:162


Kulihani(Van)

Kul Han adlı bir Türk beyinin oymağıdırlar.
Kul Han(Van)

Tarihde Kul Han olarak bilinen boy beyinin ahvadıdırlar.
Bıradost>Tirgever(Van)
Dübınan Boht>Yezidi(Van)
Barahkani(Van)

“Barak Han” adlı boy beyinin oymağıdırlar.Bu oymağın devamı Gaziantep’e yerleşmiş Barak Türkmenleri olarak bilinen kitleler.
Göçer(Van)

Yörükan yada Kara Ulus Türkmenleri adı verilen göçebe oymaklardandırlar.
Homik(Van)

Hormekli adıyla Muş Varto da yaşayan bu aşiretin bir kolu da Van da yaşar.

Kökenleri Kimmer Türklerindendir.
Torin(Muş)

Oğuzların Avşar boyundan gelmedirler.
Sipkan(Muş)
Badikan(Muş)

Batman dan Muş’a yerleşmiş oymaklarıdır.

16.yüzyıl Osmanlı tahrir defterlerinde “Batu” yada “Batı” olarak kayıtlı olan Oğuz oymaklarının adına binaen “Batı-man” kelimesi günümüze bozulacak “Batman” olarak gelmiştir.

İsyancı aşiret lideri Ali Batı’nın devletle ters düşmesi sonrası bu oymaklarından bir kısmı Muş’a göçerek orada “Batkan”(Batı Han) adı ile yaşamlarını devam ettirdiler.

Ne yazık ki devlete ihanete aşiret üyelerinin Sakık soy adı alanlar devamettiler.Sırrı Sakık ve Şemdin Sakık halen gençlerimizi bölücü ve kabileci söylemlerle kandırmaktadırlar.
Hormet(Muş)

Hormet adı ile bilinirler.

Kimmer Türklerinden(Kara Oğuzlar) gelmedirler.
Beleki(Sason)

Türkmen beylerinden “Belek bey’in” oymağıdırlar. Bir kısmı Sason da yaşarken batıya göç eden Belek Yörükleri Antalya Belek kasabasının kurmuşlardır.
Reşkotan(Sason)

Saka Türklerinin Kotan oymağının göçerlehine “Reş”(Kara) Kotan derler.

Tıpkı Orta Asyada Kırgız Türklerinin Dağlarda yaşayan göçerlerin de “Kara Kırgız” adı verilmesi gibi her boyun dağlı-göçerlerine “Kara” timsali “Kürt” (Karaca Kürt) adı verilir.

Tatarların dağlılarına “Kara Tatar”,Nogayların dağlı ların “Kara Nogay” gibi…
Raman(Batman)

Osmanlı tahrir defterlerinde Batı yada Batu olarak kayıtlı Oğuz oymaklarından gelmedirler.
Milan(Sason)

Merkitler Türklerinin bir boyu olarak Anadoluya geldiler.
Adaman(Sason)

İskit beglerine Milattan önceki çağlarda Ataman adı verilirdi.“Adaman” adı “Ataman” kelimesinin zamanla bozulmuş halidir.
Huyut(Sason)

HayTürkleri,Hoy Türkleri olarak Horasan da yaşayan Türk kitlesinin koparak Anadoluya gelmişlerdir bir oymaktır lar.
Torin (Ağrı)

Oğuzların Avşar boyundan gelmedirler.
Atmaneki(Ağrı)

Saka Türklerinden beylere Ataman adı verilirdi.

Saka Türklerini 8.asırada Anadoluyu feth lerin sonrası Kars,Bayburt,Erzincan’a kadar yayılmış Ataman ve Atamanlı sülaleler halen yaşamaktadırlar.

Ağrıda ki bu aşirette Ağrı yöresi Ataman beyinin oymağı olarak kalmıştır.
Jirki (Hakkari)

Özbek Türlerinden olan Ertuşi oymaklarından koymuşlardır.

Goyan(Hakkari)
Bünyaniş>Pinyaniş(Hakkari)

Oğuzların Çunkar boyuna mensuptur lar. Oymaklarından bir kısmı Çölmerik’e(Hakkari) yerleşim kendi batıya doğru görenler Kayseri Bünyan kasabası kurdular.

Hakkari deki “Bünyan-iş” oymağı ile Kayseri Bünyanlılara aynı oymağın iki farklı koludurlar. …
Ertuşi(Hakkari)

Hakkari,Şırnak, bölgesindeki köylere yayılmış meşhur bir korucu aşiretidir.Aşiretin ağalarından birisiyle 2004 yılında Antalyada yemek yediğimizde bana “atalarımız Semerkandan göç etmişler” demişti.Bunun gerçek olduğuna aradan üç yıl geçtikten sonra vakıf oldum.Oğuz destanında:Semerkant ilinin iktaa(Tımar) olarak verildiği “Tuşi Koca” olarak bir alperenden bahis edilmektedir.[1]”Koca” ünvanı İslam öncesi çağlardaki evilayalara verilen sıfattır.Dede Korkut destanında da “Uşun Koca” adlı veliden bahis edilmiştir.”Koca” ünvanlı Alperenlerin diğer sıfatı ise “Er”dir.Dede Korkutun Kazak Türkleri arasında adı “Er Korkut”dur.”Tuşi Koca” nın da ünvanının “Er Tuşi” olduğu kesinleşmektedir.Bu aşiretin “Er Tuşi Koca” nın oymağı olduğu anlaşılmaktadır.

[1] ÖGEL B.-Türk Kültürünün Gelişme Çağları-Türk Dünyası Araştırmaları Yay.-İst-2001-Say:510

Beritan(Bitlis)

Türkmen oymağı olduklarını bizatihi kendileri söylerler.
Alikan(Bitlis)

İsmail Beşikçinin doktora tezi olan Bingöl bölgesinde göçebe yaşayan Alikan aşiretinin Torunlu Avşarlarından olduğu, Dr.Aksoy tarafından tespit edilmiştir.

Avşarlar da Oğuzların 24 boyundan birisidir.
Dodikan(Diyarbakır)

Oğuzların Dodurga boyu oymaklarına Diyarbakırda Dodikan (Dodurkan),Urfa da Dodkan adı verilir.
Karakeçi(Diyarbakır)

Urfa’da ve Diyarbakır’da yerleşmiş olan Karakeçili aşireti Oğuzların Kayı boyundandırlar.

Mardin’e yerleşen aşiretler ise 16.yüzyıl Osmanlı tahrir defterlerinde kendilerine Ak Keçililer adı verdikleri anlaşılmaktadır.
Canbagi(Diyarbakır)

Can bey adlı oymak beyinden adını almıştır.
Peçari(Diyarbakır)

Paçenek Türklerindendirler.
Marsini(Mardin)

Saka Türklerinin, Barsi (Marsi) oymaklarındandır lar. Marsini oymaklarının bir kısmı Mardin’i mesken tutmuş batıya doğru göçerek devam edenler bu gün Mersin Yörükleri olarak adlandırılmaktadır lar.
Badilli(Urfa)

Oğuzların “Bey dilli” boyu oymaklarına Urfada bozuk telaffuzla Badilli diye söylenir.
Pijanlı(Urfa)

16.Yüzyıl Osmanlı tahrir defterlerine göre bu aşiret Oğuzların Döger boyuna mensuptur:

Suruç nayesin de:Döger boyunun Berazi aşiretlerinden 213 aileden oluşan,nam-ı diger,’Şefkat beğ cemaati olarak ‘Bican cemaatinden’(Dede Korkut’da;Bay Bican) 82 aile kayıtlıdır.Bican cemaatinin bu üçüncü kolu Osmanlı arşivlerine ‘Ekrat’ olarak kayıt edilme sebebi nahiyede bu kolun hayvancılıkla uğaşmasından olsa gerek.[1]

[1] Y.HALAÇOĞLU.-Anadolu’da aşiretler oymaklar cemaatler-Say:353


Canbek(Urfa)

Can Bey adlı oymak beyinin ahvadlarıdırlar.
Bejdeli(Urfa)

Oğuzların “Beydilli” boyu yerleştileri Urfa nın bazı köylerinde “Badıllı” bazı köylerde ise “Beydeli” olarak bozulmuş telaffuzudur ile söylenmektedir.
Dagor(Urfa)

Urfa da bazı köylerde “Dögeran”, bazı köylerde ise “Dagor” adı verilen aşiretler Oğuzların Döger boyuna mensuptur.
Kavan(Urfa)(Kaban)

Kırgız Türklerinin bir boyu olan Kaban Türklerinin bir kısmı Bayburt, Gümüşhane dolaylarına bakiyesi Urfa ya yerleşmiştir. Urfada bir “Kaban” ismi zamanla bozulacak “Kavan” şeklinde söylenir olmuştur.
Baziki(Urfa)

Pazuki aşiretinin farklı köylerde, farklı telaffuzudur.
İzol(Urfa)

Mehmet Şerif Fırat’ın, “Varto Tarihi ” adlı eserinde 1930’lu yıllarda yörede bulunmuş olan bir şecerenamede göre İzol aşireti Horasan dan göç etmiş bir Türk oymağıdırlar.

Söz konusu şecerename: Derviş Beyaz adlı Alevi pirinin Selçuklu Sultanı Allaatin Keykubat tarafından yazdırılmıştır.
Koçgiri(Refahiye)

“Varto Tarihi ” adlı eserinde Mehmet Şerif Fırat;Alaettin Keykubat devrinde Derviş Beyaz adlı Alevi önderine yazılmış şecerenamede Koçgiri aşiretininde Horasan dan göçen Türk oymaklarından oldukları ortaya çıkmıştır.
Canbegan(Sıvas)

Can Bey adlı oymak beyinin Sivas da yaşayan göçer akrabalarıdır.
Canbegan(Kığı)

Can Bey adlı oymak beyinin ahvadlarıdırlar.
Çekan(Kığı)

Saka Türklerine “Sak” kelimesinin Kafkasyadaki telaffuzu olan “Çek”(Çak) adı da verilir.”Çek-an” adı etimolojik olarak “Sak-an” demektir.Sakan da Saka Türkü demektir.

Gutan(Kığı)

Saka Türklerinin tarihin farklı dönemlerinde farklı coğrafyalarda farklı adları olmuştur.

Kotan aşireti olara Ağrı,Kars ve Gümüşhane ye yerleşen oymaklarından bir kısmı da Kığı da “Gutan”(Kotan) olarak adlandırılmıştır.
Çarekan(Kığı)

M.Ö.8. Yüz yılda Saka Türklerinden bir bölümüne Çar İskitler(Kara İskitler) adı verildiği Heradot tarihinden biliniyor.

Moğol Türklerinin komutanlarından birinin adı da Bodonçar dır.”Çar’e Kan” adı “Kara Han” anlamına gelmektedir.
Karsan(Nazimiye)

Varto Tarihinde Alaaddin Keykubat devrindeki şecerenamede; Horasan dan göçen Türk oymaklarından birisi olarak anlatılmaktadır.
Parçikan(nazimiye)

Saka Türklerine Kafkasyada “Çik” (Nox-Çik>Çeçen) adı da verilir.

“Çik-an” adı “Sak-an”(Saka Türkü) anlamına gelir.Sakaların diğer bir koluna ise Barsil adı vverilir.Sakaların Barsil (Bar) ve Çikan oymaklarının birleşiminden bu aşiretin teşekkül ettiği anlaşılmaktadır.


Porikan(Nazimiye)

“Pori”(Börü>Kurt) anlamına gelmektedir.

“Pori-Kan”(Kürt Han) anlamına gelmektedir.Buradanda bu aşiretin Kürt Han adlı bir boy beyinin torunları oldukları anlaşılmaktadır.
Alan(Naimiye)

Alban Türklerinden bir oymaktır.
Hormakan(Nazimiye)

Hormekli,Hormekli olarak da adlandırılan tarihde “Kim-mek”(Kimmer) Türkleri adı verilen bazı Türk kitabelerinde “Kara Oğuzlar” adı verilen kitlenin torunlarıdır lar. .
Alan(Mazgirt)

Alban Türklerindendirler.
Gotan(Mazgirt)

Kut yada Kutluk Türkleri olarak bilinen boyun oymağıdırlar.
Tarkondveyzi(Kerkük)

Saka Türklerinden beglerine “Tarkon>Tarkond” adı verilirdi.

“Tarkond-Veysi” adlı bir Türk beyinin oymağıdırlar.
Zengene(Kerkük)

Zengi Türklerindendirler.
Şerefbeyani(Kerkük)

Şeref Bey adlı oymak beyinin ahvadıdırlar.
Emirhanbeyi(Kerkük)

Türklerde liderlere “Mir”(Bir>Birinci) adı verilir,boy beglerine “E-mir”(A-mir) sıfatları kullanılırdı.

Emir Han adlı bir oymak beyinin ahvadıdırlar.
Azizbegi(Kerkük)

Aziz Bey adlı bir Türk beyinin oymağıdırlar.
Kazaniye(Kerkük)

Oğuzların Başbuğuna Kazan Han ünvanıverilirdi.Bu ad Oğuzların “doyuran,besleyen” anlamında bir sıfattır.

Bu yüzden Yeniçeri komutanlarına da “Çorbacı-başı” sıfatı verirlerdi.Yeniçerilerin isyanlarda da ” Kazankaldırmak” derlerdi.
Talabani(Kerkük)
Tavguzi(Süleymaniye)

Şeyh Said isyanı sonrası Silvan’dan Irak’a kaçan bu aşiretin reyisi Tavberli Molla Ahmet Türk jandarmanın pusu kuran bir asi idi.”Tav-guz” adı Tav (Tağ>Dağ) ,Guz (Oğuz) kelimelerinden gelme “Dağ Oğuz’u”(Tav Guz’i) anlamındadır.

Şeyh Said isyanı sırasında bu aşiretin “Tavberli”(Tağ yerli >Dağ yerli>Dağlı) aşireti olarakta adlandırılmışlardır.
Maman(Erbil)

Mamık bey’in oymaklarındandır lar.
Sperti(Silopi)
Reşikan(Silopi)

“Reş” kelimesi “kara” anlamına gelen Türkçe bir kelimedir.

Türkçede “Ruz” kelimesi “Uz”(Işık,hüzme) gelme “Aydınlık ” anlamında kullanılır iken “Reş” ise “Eş”(Kadın,karanlık) anlamında kullanılmıştır. “Reş-kan” adı “Kara Han” adlı bir Türk beyinin oymağının adı olarak günümüze ulaşmıştır.
Meman(Silopi)

Uygur Türkistanın dan gelen Mamak ve Konak beylerin oymaklarındandır.

Dede Korkut Oğuznamesinde Sasanlı erleri savaşta Şehid düşen Mamak bey için:”Demir donlu Mamak bey” ifadesi geçmektedir.
Barzan(Musul)

İngiliz arkeolog Sir L. Woolley’in 1926 yaptığı kazılarda ‘Abargi’ adlı bir kral ve hatunu ’Şubad’ adlı kraliçenin Türk defin usullerine göre mücevherleri, silahları, kap, kacak’ları ile gömüldüğü tespit edilmiştir. Altaylardan Tuna’ya kadar binlerce Kurganda Türk asilzadeleri öteki dünyaya eşyaları ile yollanması gibi Sümer kralı Abargi’de eşyalarıyla gömülmüştür.[5]

M.Ö.208 yılında İran ve Suriye ve bu günkü ‘Varsak eli’(Barsak) yani Mersin; Adana yöresinde devlet kuran Sakander(İskender) in eski ordu komutanlarından 3.Andaoğuz(Antiokus) un devletini tarihçilerin ‘Selositler’ olarak adlandırdıklarını tespit etmekteyiz. [6]

Tarihçi Rıza Nur:”Büyük İskender ölünce generelleri müstakil kırallıklar kurdu. Bu generallerin en önemlisi Selevkuz Anadolu ve İranı kapayan bir devlet kurdu Part Türklerinden Aşek(Arşak) M.Ö.256 da isyan ederek Part imparatorluğu veya Arsasit’ler denilen devleti kurdu. Partlar Çit(Sit>İskit)lerdir.[7]

Tarihçi Plutarhos, Roma komutanu Casius Cesar ile Arşaklı ordusunun M.Ö.53 yılında Harran>Hararn(Carhhae) da yaptıkları savaşta Arşaklıları Partlar olarak anlatmaktadır. Prof.Dr Kırzıoğluda Casius Sezar’ı yenenlerin Part(Arşaklı>İskit) olduklarını ispatlamıştır.[8]

Tarihde Partlar olarak bir dönem adlandırılan topluluğun. Fransız stratejist ve tarihçi G.Chaliand sadece İskitlere mahsusu ‘Üç perli ok’ adı verilen bir ok kullandıklarını tespit etmiştir. Part’ların ‘onlu harp tertibinde’savaş düzenlerinide Medlerin ardılı Ahamenitlerden aldığını tespit etmiştir. Fransız tarihçi Part, Ahamenit topluluklarının İskit olduğu sonucuna ulaşmıştır.[9]

İran’ın kuzey doğusundaki bölgeye ‘Sistan’ adı verilmektedir.Sistan isminin eski çağlarda bu bölgeye yerleşen Sakalardan(Su>Sü>Si) olarak (Sitistan>Sistan)dan geldiği Brockelman tarafından tespit edilmiştir.[10]

Part’ların İskit Türkü olduklarını Roma’lı yazar Pompey Traog’da: ”Parf’lar (Part) İskit muhacirleridir… Onların dilleri İskit ve Medya dilleri arasındadır, her ikisinin karışmasından ibarettir.”demektedir. Büyük dil bilimci, Selahi Diker, Part Türklerinin yazısı ile Aramice, Uygurca yazısının İskit yazısından geliştirildiğini mukayeseli olarak ispatlamıştır.

Altaylardan Mesopotamyaya, Avrupa’da kurulmuş eski Türk devletlerine kadar nerede ise tamamında hükümdarlığın kutsiyet yüklenen kişiliklerce yürütüldüğünü tespit ediyoruz. Roma imparorluğunun kurucusu Etrüsklerde Kralın ‘Teberlik’ unvanı olan ‘Thbarie Velinus’(Teber Veli) olduğunu ‘Pyrgi(Pirgi) Altın levha yazıtından tespit etmekteyiz. Bu unvan ‘Bar’ sıfatını da kapsadığı için aynı zamanda Etrüsk hakanın İskitliğinin de emaresi olmaktadır.[11]

Dağda Tanrı ‘yarlığına’ mahsar olunma anı eski Destanlarda gökte ‘Ay ve Yıldızın’ birleştiği kavuştuğu an olarak anlatılmaktadır. Türkleri bu kutsal birleşme adına ‘Ay, Yıldız’ lı bayrağı kutsal kabul ettikleri anlaşılmaktadır.Divanı Lügat-ı Türk’de aşağıdaki metin benim meallendirmeme göre şöyledir:

“Yay baruban erküzi (Hilal koruyucusu erkişi)

Aktı akın mınduzı (Sana mahsariyet akdı)

Toğdı yaruk yılduzı (Tanrı yarlığı yıldız doğdu)

Tangle sözün külgüsüz”(Tanrı kelamını telaşsız dinle)[12]

Prof.Dr. Sinor M.Ö.6. asır sonrası Karadeniz’de Kırımın kuzeyine yerleşen İskitlerin yöneticilerine ‘beg’ boyu dendiğini tespit etmiştir. Aynı şekilde Rusve Doğu Alman bilim adamları Rus Çar ailesi dahil,Rus asil ailelerinin 15.asıra kadar ‘beg’ ünvanı kullandıklarını tespit etmiştir.[13]

İskit Türklerinden kalma Kafakasya da bir çok yer adları tespit ediyoruz. Van ilimizin İskit torunları olan ‘Buruki’ aşiretlerinin yaşadığı Muradiye ilçesinin eski adı ‘Bargiri’dir. Bu coğrafi adın İskit Türkçesi olduğunun bilincinde olmayan devlet görevlilerince ilçenin adı Türkçe olmadığı sanılarak değiştirilmiştir.[14]

Burukilerin İskit Türkü olduğuna dair diger bir işaret şudur.Buruki aşireti begleri soy adı kanunu çıkınca İskitlerin kutsal kuşu Kartal soy adını almışlardır.Zaten Kazak ve İskit Türkçelerinde kartal Burkut>Buruk>Buruki (Kartaldan gelen) dönüşerek bu güne geldiği anlaşılmaktadır.Eski Van milletvekili Kinyas KARTAL ve bu günkü aşiretin risi Hasan KARTAL İskit beglerindendirler.

Van bölgesine Urartu devlatine akınlar yapan Kimmer ve sonrada İskit akınları tarihi bir realitedir. Urartu devletini M.Ö.6. y.yılda yıkıp bu bölgeye yerleşmiş olan İskit Türkleri sanki buharlaşmış gibi Van’da İskit varlığı yok farz edilmektedir. Van merkeze bağlı Çitören ve Aşağı Çitli köylerinin adı Çitler>Sitler>Şedler>Şedadlar olarkta adlandırılmış olan İskitlerden gelmektedir.Gürpınardaki Sakalar köyü buradaki 26 asırlık İskit yerleşiminin kalıntılarındandır. Köyün adı binlerce yıldır değişmeden korunmuştur. Van’ın yerleşim adlarının tamamı binlerce yıldır Türkçedir. Hoşab kalesi, Çavuştepe kalesi, Kalecik kalesi, Körzut kalesi gibi eski garnizonların da İskit çağından Selçuklular,Osmanlılara intikal ettiği bilinmektedir.

Tunceli Pertek ahalisi Saka Türklerinden oluşur. Zaten ‘Pertek’ İskit Türkçesi olup Pertek kalesinin üstündede İskitlerin ongunu Karakuş(Çift başlı Kartal) vardır.[15] Kendilerini Alper Tonga soyundan sayan Selçuklu devletinin arması ve sancağı da ‘çifte başlı kara kartaldır’.

Tibetçe yazılmış 8.asıra ait bir belgede Kafkasyada Barsillerin (Parsil) Bulgarlarla yaşadığı tespit edilmiştir. İskitlerin bakiyesi Barsillerin böylece 8.asıra kadar Kafakasyada varlığını korudukları anlaşılmıştır.[16]

Kafkasya da Gürcistandaki Acara bölgesinde Barsillerin(Ahıska) yaşadığı yöre olduğu için 15.yüz yıl tarih belgelerinde ‘Barateli’ denmektedir.[17] Bugünkü Dağıstanın Derbent kentinin eski adı’ Suburan’ olarak İskit oymaklarından Subar adıyla anılmakta idi.[18]Dağıstan Derbent kenti yakınlarında bugün Terekeme Türklerin yaşadığı bölgeye ‘Barşlı’ adı verilirdi. Bu örneklerden anlaşılacağı üzere İskitlerin M.Ö.623 yılında anadoluyu ele geçiren başbuğu Bars han sonrası, İskit boy ve oymaklarında ‘Bar’ sıfatı yaygınlaşmış, yaşadıkları beldelerede ‘Bar’ kelimesinden türetilme adlar vermişlerdir.[19]

Kazak Türklerinin ‘Türü ilk Ata’ efsanesine göre,ilk insana Türk denirdi ve Issık göl civarına yerleşmişti.Bir gece civardaki büyük bir dağın tepesinde bir ateş gördü.Bu kutsal dağa gündüz çıktığında ateşi bulamadı ama Tanrı inayeti ile bu dağda barınması için gerekli olan keçe çadır,Kürk ve Kalpak yapmayı öğrendi.(Isık göl mıntıkasına yapın tarif edilen Alatav(Aladağ)dır)Bu dağa Kazaklara göre ‘İdigart’(İdikurt) diger Türkistanlılara göre ‘Asgar Tav’ adın verdi.Ahalisi Saka(İskit) olan Kağızman’ın kurulduğu platonun karşısındaki dağa Altaylardan göçen Sakaların Aladağ adı vermeleri bu efsane ve destanlar ışığında daha net anlaşılmaktadır.Kağızmanlıların çok sık kız alıp verdiği akrabaları olan Erzurum Oltu’lular da Sakaların ‘Parın’ oymağından gelmektedirler.Oltu kenti’de ‘Tav-Asker’(Tavusker) tepesine kurulmuştur.Erzurum barının menşei Oltu da yaşayan Barın(Parın) Türkleridir.Kazakistandaki Ahıska(Aksaka)ların Bar oynadıkların televizyondan ‘Türksoy ile İpek yolu’ programından izlemiştim,[20]

İskitlere Sakalar denildiği gibi Alper Tonga torunu Bars han (Bartatua) dan sonra farklı devir ve coğrafyalarda ‘Barsiller’ ‘Burukiler’ ‘Barulaslar’ gibi adlar verilmiştir.Bu gün ahalisi İskit (Aksaka) olan Kağızman’da ordugah kurduğunu tesbit ettiğimiz ,Ermeni tarihçi Mar Apas Katinaya göre Barshan (İsgayorti Baru)(İskitoğlu Baru)dur.[21]9.Yüz yıl Arap seyyahlarından İbni Fadlan Kafkasyadaki Subarlar için ‘Barşula’,’Berzila’ veya ‘Barsalya’ adları geçmektedir.[22]

Tarihin en büyük fatihlerinden olan Timur’un mensup olduğu boy dağlı Türk boylarından olan Kurikan’ların Barlas boyudur. [23]Timur’un Çağatay Türkü olduğu bazı tarihçilerce tespit edilmiştir.Zaten Çağataylar’da,Kurikanlarda İskit Türklerindendir.Timur’un türbesinde “Gur emir” sıfatı yazdığınıda göz önüne alırsak Timur’da dağlı Türk beylerindendir. Bu gün güneydoğu Anadoluda Demirtaş, Timuroğlu, Demir,Özdemir,Öpözdemir gibi on binlerce aile Türklerin kutsal elementi Demir>Timur adı taşıması bu ailelerin mensubiyetleri ile ilgili olsa gerek!

Barshan’dan, Talmut’da da bahis edilmektedir. Nuh Tufanın anlatıldığı bölümde Ağrı dağı çevresindeki bölgenin hâkimi olarak adı geçmektedir. Talmut’da Tufan bittikten sonra Nuh’un gemisinin konduğu dağda gemiden kalıntılar olduğu Talmut’un yazıldığı dönemin seyyahlarına dayanılarak anlatılırken; işte o bölgenin hâkimi olarak ‘Parshandatha’ (Barshan ata) adlı yörenin hükümdarının adı verilmektedir. Buradanda Ermeni tarihçi Mar Apas Katina ile Talmud’daki bilgilerin örtüştüğü ortaya çıkmaktadır. Prof.Dr Avram Galante, Talmut’da birçok Türkçe kelime tespit etmiştir. Buradanda Talmut’un yazıldığı M.Ö.5. asırda Yahudilerin Türklerin arasında yaşadıkları ortaya çıkmaktadır.[24]

Irak’daki Yahudi Kürtler üzerine yıllarca saha araştırmaları yapmış olan Yona Sabar(Soyadının Sabar olması bu şahsın Subar olduğunu ortaya koyar) Barzanilerin aşiretinin yarısının Yahudi olduğunu ortaya çıkartmıştır. Bu konu üzerine yazdığı kitabı Barzilerin kökenlerinin dayandığını idda ettiğimiz Barshan ile ilgili Talmut’da yazılan bölümle başlatması tesadüf olmamalıdır. Y.Sabar baştan sona kadar Barzanilerin Yahudi zümresini anlattığı kitabını Barshan ile ilgileri olmasa neden özellikle Talmud’daki o bölümle başlatsın?

Barzaniler içindeki Yahudi zümre dünyanın diger bölgelerindeki Yahudiler gibi bezirgânlık ile uğraşmak yerine Dağlarda çobanlık yapmaktaydılar. Bu dağlı Yahudiler 1950 yılında İsraile göçtüklerinde Kudüsün dağlık bölgelerine yerleşmiş ve böylece dağlı geleneği devam ettirmişlerdir.[25]

Barzanilerin Yahudi zümresi din adamlarına diger Yahudiler gibi Haham demez Türkçe ‘Kam’(Dinadamı) kelimesinden türeme ‘Hakam’ derler.[26]

Barzani’lerin Yusuf ile Züleyha öyküsünde: Yusufu kurtaran, yer tanrıça bir kişilik olarak Asena(Asenat) adı geçmektedir. Barzi’ler dini öykülerine bir şekilde Tanrıça Asenayı mutlaka katmışlardır. Oysaki orijinal Yahudi Yusuf öyküsünde Asena yoktur. Bu eski Tanrıça Asenayı İskit soyundan Barzilerin Talmudi geleneğe uyarlamasıdır. Bu gelenege uyan Hakam(Haham) Samuel Barzani’de kızına Asena adı vermiştir. Barzaniler aşiretinden bu güne kadar yirmi tane Hakam(Haham) çıkmıştır.Bunların en ünlüsü Samuel Barzani’dir.1630 yılında ölen Samuel Barzani yerine en iyi şekilde Tevrat dersleri verdiği kızı Asena(Asenat)’ı Yahudi geleneğine uymadığı halde dini lider yapmıştır.Asena ile Musuldaki Yahudi mektebinin Hahamı Jakop evliliğinden yine Samuel adlı bir oğulları oldu.oda din adamı oldu..[27]

Barzanilerin din adamlarından diger biriside Samul Ben Nathan Barzani’dir.Tevrat geleneğinde şiirler yazan alimin kızının adıda Asena(Asenat)dır.[28]Natan Barzani ve kızı Asena’ya mal edilen Yusuf ile Züleyha hikâyesinde Asena iyi kişilik olarak ortaya çıkmaktadır. Asena Yusuf’u zindandan kurtaran kutsal dişi olarak nakl edilmektedir. Orjinal hikâyede olmamasına rağmen Barzanilerin Tevratdaki bir hikâyeye Altay efsanelerindeki ‘kurtarıcı dişi kurt’ motifini ustaca monte etmeleri dikkat çekicidir.[29]

Talmut yazıldığı M.Ö.5.asırda Pers kralı Kurus’un desteği ile Golan tepelerinden Musul ve Ararat dağı bölgesine kadar yayılan dağlı Yahudiler Torkom(Targum>Türkçe) dili olarak bilinen Aramice konuşuyorlardı. Burada Aramicenin Türkçe kökenine girmeyeceğim çünkü o konuda Tanrının Türkleri,1.Cilt’de örnekler vermiştim. Ancak bu bölgede Kürt olduğunu idda eden Subar yâda İskit olarakta adlandıracağımız geniş bir kitle vardır. Prof.Dr. Yalçın Küçük’ün Hakkârili Yılmaz Erdoğan için ‘Dağlı Sebutay’ iddasını 1999 yılında ilk okuduğumda aslında bende inanmamıştım. Prof.Dr. Y.Küçük’ün rahmetli İhsan Doğramacı için Erbil’li Sebutay nitelemesini abartı olarak kabul etmiştim. Ancak Yona Sabar’ın kitabında Musul ve Erbil Yahudilerinin sadece hayvancılık ve ‘Doğramacılık’ mesleği ile meşğul olduğunu ve kitabın 243. sayfasında ‘Mutlu Doğramacı’ menkıbesini görünce çok şaşırmıştım.[30]

1650 yılında Abd Allah Ben Sibar adlı Tavrat vaizinin yazdığı ‘Midrashim’ adlı vaaz kitabı vardır. Musul ve Erbil ‘dağlı Musevilerin’ kutsal kitablarından birisi olan kitab da aslında İskit Dağ Tanrılarından ‘Mitra’ya atflar yer almaktadır. Sümerlerle Mezopotamyaya yerleşen Subariler İskitlerin bakiyesi Barshani (Barzani)lerle kaynaşmışlardır. Zaten İskitler ve Subarlar aynı Altaylı boyun farklı kollarıdır. Mesut Barzani’nin eniştesi Hoşyer Zebari(Sebari) ile kaynaşması gibi bu kitleler birleşmiştir.

Türkiyedeki Sebutayların(İsmail Cem İpekçi’nin kızı) Barzaniler ile akrabalık bağları kurarak, bir Kürt devleti kuruluşuna destek olma çabaları gerçekten soy birliğine dayanan bir dayanışmamıdır?Yoksa küresel çıkarlara destek olma çabasımıdır?

Barzani aşiretinin yarısı Yahudi diğer yarısı ise Nakşibendî Şeyhi olduğunu idda etmektedir. Bu aşiret bir tarafdan Nakşibendîliğin Türkiyedeki siyasi nufuzunu diger yanda Dünya Yahudilerinin desteğini alarak Kürdistan kurmaya çalışmaktadırlar. Tüm kurnazlıklarına rağmen başarı şanslarının olmadığını ‘Kürt meselesinin siyasi boyutları’ ile ilgili kitabımda geniş olarak ortaya çıkartacağım.

Bu gün ‘Eşkenaz’ adı verilen Talmudi Musevilerin soyları İskit olan Karaimlerden farklı olarak Hazar gölünün üzerinden değil Türkmenistandan gelen İskitlerin torunları Part Türklerinden olduklarını İranlı tarihçi Musa Horeni tesbit etmiştir. Arsak’lı devleti olarak bilinen M.Ö.247 de Barshan’ın torunları tarafından kurulmuş devletin diger adı ‘Eşkani’ devletidir. Türkiyedeki bir kısım Musevilerin Eşkenazi sıfatı taşıması bundandır. Biz bunları Karaim Türk Yahudilerden ayrı zannetsekte değillerdir. Aşkenazlarda Yahudi Barzanilerde Türktür. Bu gün Aşkabat’da küçük bir Eşkenaz cemaati halen vardır.

Tarihçi Heradot’un kraliyet İskitleri olarak adlandırdığı Avrupada ‘Parulat’(Barulat) Orta Asyada ‘Barulas’(Barlaslar) olarak tanınan İskit asilzadeleri bütün Türk devletlerinde nerede ise etkin olmuşlardır. Cengiz Han’ın Moğol devletini kurmada ‘Barulas’ oymağının etkisi Altan Tobcu adlı eserde zikr edilirken Timurlenk’de Çağatay ulusunun hakanı olana kadar mensubu olduğu Barlas oymağının liderliği için mücadele vermiştir.[31]

Heradot’un İskitlerin kraliyet boyu adını verdiği (Baralat)‘Paralat’lar üzerine çalışma yapan bilim adamlarından Grantovski, Hazanov, Rayevski :’Paralat’ ibaresinin ‘Ezelden atanmışlar’ veya ‘Ezelden tayin edilmişler’ anlamında ruhani bir boy olduğunu benimsemişlerdir. Barulas’lar İskitlerin doğudaki Baralat (Paralat)ları olarak Cengiz Han’ın Asya hâkimiyetinde, Kubilay Han’ın Çin hâkimiyetinde, Timurlenk’in Asya hâkimiyetinde, Babür Şah’ın Hindistan hâkimiyetindeki esas güç oldukları ortaya çıkmaktadır. Rus bilim adamı Abaev ise ‘Paralat’ ibaresinin ‘seçkinler, seçilenler, ezelden atanmışlar’ olarak açıklamaktadır.[32]

Bu görüşleri doğrulayan kozmolojik olgular vardır.Heradot tarihinde İskit kozmolojisine göre ‘Baralat’ (Paralat)’lara ‘Teberzin’ adı verilen ‘Balta’ kutsal eşya olarak düşmüştür.Tarımcı İskitlere ‘Kotan’(Saban) düşerken Paralatlara (Teberzin) düşmesi ‘Teberlik’ verildiğine işarettir.Bu kitabın ikinci bölümünde ‘Teber’ kavramı üzerine yaptığımız analizlerle birlikte değerlendirilirse okur konuyu daha net olarak kavrayacaktır.[33]

Eski adı ‘Sekan’(Zegan) olan Zigana yöresi Kotan aşireti bir kısmı kendini Kürt sayan bir kısmı Türk sayan Gümüşhane, Bayburt, Ağrı yöresi topluluğudur. Saka bölgesi olan Sakana(Zigana) havalisi tarihde hep Sakaların yurdu olan yöreden Pontus Rumu diye göç ettirilenlerde Saka Türkleridir. Osmanlıların bölgeyi feth ettiklerinde yöredeki Sekan(Zegan) kalesi Kiril Kabasika(Kabasaka) adlı Hristiyan Saka begi kendilerine itaat etmiştir. Bu Sakaların müslümanlaşanlarına Kotanlı aşireti denildi.Hristiyanlığı tercih edenlere ise Pontus dendi.Pontus isyanına karıştıkları için Yunanistana göç ettirildiler. Şimdi Yunanistanda da Hristiyan Türk oldukları için dışlanmaktadırlar. Pontus Rumlarının bir kısmı Kotan aşiretinin Hristiyan akrabalarıdır. Kotan aşiretinin begi 27 Mayıs ihtilali sonrası bazı devlete kötü niyet besleyen aşiret liderleri ile bir tutulup bir süre hapis edilmiştir. Baki Tuğ gibi Türkiyenin en önde gelen milliyetçisinin babasının bile yanlışlıkla Kürtçülükle suçlanması, devleti yönetenlerin bile Türklük ve Kürtlüğü bilmediklerini gösterir. Sonra yanlışlık anlaşılmıştır Kotan aşiretine itibarı iade edilmiştir.[34]

Barulas boyundan Kubilay(Hubilay) ve kardeşi Kudüs’ün 1200 yılında Cengiz han’a katıldıklarını ve İskitlerin diğer bir kolu Parın(Barın)lardan Korçi-Usun(Dede Korkuta Usun Koca ismi geçer) adlı bir komutanın Barulaslarla katılanlardan olduğunu Cengiznameden anlamaktayız.[35]

İskit kurganlarında yapılan kazılarda Alpin ırk ve Mongoloid kafataslarının aynı kurganlardan çıkmasına şaşmamak gerek çünkü İskitler bütün Türkler gibi ırk esasına değil inanç ve dil birliğine göre toplumsallaşmıştır. Kazakistanlı bir tanıdığımın annesinin adının Zühre Hanım olduğunu öğrendiğimde; Kazaklarda Zöhre adı olmaz, siz hangi boya mensupsunuz diye sorduğumda; Kazakların Şerkes(Çerkes) boyu mensubu olduğunu Astragan’lı olduğunu söylediğinde şaşırmıştım. Çünkü çekik gözlü Çerkes ilk defa görüyordum. Sonra izlediğim bir belgesel filmde kumral hafif çekik gözlü Çerkesleri izlediğimde konu kafamda netleşti. Cengiznamedede Kafkasya seferinde karşılaştıkları Çerkesler Kazak tanıdıklarım gibi Şerkes olarak tellafuz edilmektedir. Önceki bölümde Mesaget ve İskitlerde Zöhre adının mitolojik kökenini yazmıştım. Çerkeslerin İskitlerin bir kolu olması, Moğolların içindeki çekik gözlü Barulas ve Barınlar oymakları, İskitlerin ne kadar geniş bir sahaya yayıldıklarını gösterir.[36]

Kafkasları aşarak M.Ö.626 yılında Asur devletine saldıran İskit Başbuğu Bars Han(Asur yıllıklarında: Partatua/Bartatua) kızılırmak nehrine kadar olan bölgeyi hâkimiyetine aldıktan sonra Asur kralı ile anlaştı. Asur kralının kızı ile evlenip krallık merkezini Kurezman (Kağızmanda) kurdu. Asurlarla anlaşıp Altaylı Kimmer Türklerini Anadoludan sildi. Bars Han M.Ö.612 yılında bu sefer Asur’un başkenti Ninovaya saldırarak kral Banipal’in başını kesip Asur devletini yıkar. Ninova (Musul) yakınlarında yerleşen Barshan ordusunun kalıntıları Barshan (Barzan) adlı kasabayı kurarlar ve bunlar kendilerine Barshani(Barzani) adı verirler.[37]

Ninova harabelerine 15 km. mesafede ‘Tel Arpaçay’ adlı çok eski bir yerleşim yeri vardır. Türk boylarını göçtükleri yerlere geldikleri coğrafyanın isimlerini verdiklerini biliyoruz. Kars Arpaçay’dan muhtemelen Barshan ordusu ile buraya akın eden İskitlerin kurduğu bu yerleşim Ermeni Tarihçi Mar Apas Katina’nın Bars Han ile ilgili anlatımlarını doğrulamaktadır.[38]

[1] S.N.KRAMER-Sümerlerin kurnaz Tanrısı Enki-Say:61

[2] Ş.GÜNALTAY-Yakın Şark-Cilt:1-Say:202

[3] Ş.GÜNALTAY-Yakın Şark-Elam,Mezopotamya-Say:192

[4] S.N.KRAMER-Sümerler-Say:431

[5] Ş.GÜNALTAY-Yakın Şark-Cilt:1Say:232

[6] R.NUR-.Türk Tarihi-Cilt:5-Say:258

[7] R.NUR-Türk Tarihi-Cilt:5-Say:60

[8] G.CHALİAND-Göçebe İmparatorluklar-Say:22

[9] G.CHALİAND-Göçebe İmparatorluklar-Say:28

[10] C.BROCHELMANN-History of the İslamic people-Say:88

[11] S.DİKER-Türk dilinin beşbin yılı-Say:149

[12]M.KAŞGARİ.-Divanı Lügat-ı Türk-Ank. Ün. Bas.evi-Say:341

[13] D.SİNOR-Erken iç Asya tarih-Say:148

[14] F.KIRZIOĞLU-Osmanlının Kafkasellerini fethi-Say:186

[15] M.Z.YOLGA-Dersim Tarihi-Say:46

[16] L.N.GUMİLOV-Eski Türkler-Say:203

[17] F.KIRZIOĞLU-Osmanlının Kafkasellerini fethi-Say:297

[18] F.KIRZIOĞLU.-Osmanlının Kafkasellerini fethi-Say:305

[19] F.KIRZIOĞLU-Osmanlının Kafkasellerini fethi-Say:311

[20] T.PARLAK-Aralın Sırları-Say:3

[21] KEVOPYAN-Ermeni Mitolojik Tarihi-Aras Yay-Say:90

[22] D.SİNOR-Erken iç Asya tarih-Say:320

[23] KAHUN L.,Asya Tarihine Giriş,Say yay.2006

[24] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:14

[25]Y.SABAR -Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:25,39

[26] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:135

[27] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:198,199

[28] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:45

[29] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:70

[30] Y.SABAR-Kürdistani Yahudilerin Halk Edebiyatı-Say:253

[31]G.CHALİAND.-Göçebe İmparatorluklar-Say:119

[32] V.İ.ABAEV-Osetinsky Yazık-Say:186

[33] E.V.SEVORTYAN-Etimologiçeskiy Slovar Turskıy Yazıkov-1974-Cilt.2-Say:57

[34] F.KIRZIOĞLU-Osmanlının Kafkasellerini Fethi-Say:35

[35] A.TEMİR-Moğolların Gizli Tarihi-Say:55

[36] AÇTEMİR-Moğolların Gizli Tarihi-Say:185

[37] KEVOPYAN-Mitolojik Ermeni Tarihi-Say:

[38] B.OĞUZ-Türkiye Halkının Kültür Kökenleri-Cilt:2-Say:305
Zebari(Musul)

Altay destanlarında, orta Asya taş Kitabelerinden Elegeş yazıtlarında ‘Sekkiz adağlık Barım’ ibaresi, Prof.Dr.H.N.Orkun’da dahil olmak üzere bir çok uzman için tartışma konusu olmuştur. 1999 yılında başladığım Sümeroloji araştımalarım ve diger Altay destanlarından edindiğim bilgiler yazıttaki ‘Barım’ ifadesinin ‘Varım’ (Tanrım>Varlığım) anlamında kullanıldığını ortaya çıkartmıştır. Buna göre yazıttaki ‘Sekkiz adaglıg Barım’ (Sekiz hikmetli Yer Tanrım) anlamını taşımaktadır. Sümer tabletlerinde göklerin ilahesi Utu, deniz Tanrısı Enki’ye ‘Bar mı’ (Barım >Varım >Tanrım ) diye seslenmektedir.[1]

Sümerologlar ‘Ön Sümerlerin’ Türkistan dan gelen Subari ler olduğu konusunda birleşmektedirler (Prof.Dr.Vecihe Hatipoğlu, Landsberger, Muazez İlmiye Çığ).Altay dağlarının güney eteğinde Türkmenistan’ın başkenti Aşkabat yakınlarındaki ANAV harabeleri M.Ö.9000 yılında kurulmuş ilk medeniyetlerdendir.Zaten hemen kuzeyindeki Altayların zirvesine ‘Üç Sümer Dağı’ denerek kutsiyet atf edilmesi bu toplumun kendine daha sonra ‘dağ tapım’ inançlarını sıfat edindiğini göstermektedir.[2]

Babil kentinin kurulmasından evvelki dönemlerde Fırat’ın en garbi kolu üzerinde Barsip kenti kurulmuştu. Bu kentinde Sümerlilerin yer tanrısı adına Barsip olarak adlandırıldığı anlaşılmaktadır. Sonradan bu kente yakın Babil kenti kurulmıştur.[3]

Sümer tabletlerinde Kral Şulgi, Subarileri itaat altına almak için Aramdu adlı valisine gönderdiği mektuplar ve Aramdu’nun cevaben yazdığı mektuplar yer almaktadır. Kral Şulgi mektupun sonunda. ”Subarileri itaatkâr hale getir; ülkenin temellerini sağlamlaştır. Bu iş acildir.”demektedir.[4]

Diyarbakır’da İskitlerin, Avşar boyu ve Subar Türkleri kökenli bir topluluk yaşamaktadır. Asur tabletlerinden M.Ö.7.asıra kadar yörede (Subar) ‘Subiriya’ (Şupiriya) devletinin yaşadığı kesinleşmiştir. Diyarbakır havalisine zaten bu dönem sonrası da İskitler, sonrada Oğuzlar hâkim olduğuna göre kentin halkı İskit ve Subar Türklerinin devamıdır.[1]

[1] F.KINAL-Sümeroloji Araştırmaları-D.T.C.F.Yay.-1940-Say:1050

Bu belgeler ışığında bu günkü Zebari aşiretinin Sümer Türkleri çağıda Siberya(Sibiryadan) gelen “Sibir>Subar” Türklerinin torunları olduğu kesinleşmektedir.
Herki(Erbil)

Türkmenistandaki “Kerki” kenti civarından batıya göçen oymaklar bu günkü “Kerkük”(Kerkik) adlı kenti oluşturmuştur.

Kerkük kentine yerleşerek tarımcılığı benimseyenler bu gün Türkmen olarak adlandırılırken “Dağlı” oymaklarda “Kurman” yani “Kürt olarak adlandırılmıştır.
Artuşi(Musul)

Avşarların ‘Artanlu Oymağının’ bir kolunu Revandan nahiyesinde 64 aile olarak Başbakanlık Osmanlı arşivlerinde izine rastlamaktayız. Artanlu oymağı Musabeglü Ekradı adıyla Revedanda kayıtlı iken aynı oymağın Kilis’deki 29 ailelik kolu sadece Musa Beglü cemaati adıyla yazılmıştır.

Artanlu oymağının asıl yurdu Iğdır olup Saka İskit ordusu ile Altaylardan M.Ö.626 Anadoluya gelen Bars han’ın ordusu ile gelen boylardır. Iğdır’da bu gün ‘Artantaş’ adıyla maruf ailelerin hepsi Avşar’dır.Van ve Muş’da bugün ‘Artan’ veya ‘Ardan,Artantaş’ soy adlı sülalelerin hepsi ‘Artanlu oymağındandır’.[1]

Musul da yerleşik olan Artuşi aşireti de Avşarların “Artanlu oymağının” bir koludur.

[1] Y.HALAÇOĞLU-Anadolu’da aşireetler cemaatler oymaklar-Cilt:1-Say:153
Anteri(Hanikin)

Oğuzların Avşar boyundan Anterlü oymakları Kuzey Irak Hanikin den Diyarbakır,Urfa’dan Yozgat’a kadar yayılmışlardır.
Kazanlu(Hanikin)

Oğuzların Başbuğlarına Kazan Han (Doyuran,Besleyen) sıfatı verilirdi.

Kazanhan’ın oymaklarına bir çok yerde Kazan,Kazanlu sıfatları verilir.Kars Digor da da Kazan ve Kazanlu sülalelerin vardır.
Palan(Hanikin)

Kuman Türklerindendirler.

..............




Üstteki resim Van Turuşin yaylasındaki Alan Türklerinden kalma yazıttır.

vay anam babam vay hakis nuhlis hayernce hiyegrolif yazıyı bile kendilerine maletmiş..

https://kurtasiretleri.wordpress.com/2016/02/12/kurt-asiretlerinin-kokeni/


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Jeu 16 Fév 2017 - 20:17
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 932
Point(s): 70 987
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 9 Avr 2017 - 09:00
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant

Dağ /Kart Kurt Türkleri Yani Bilinen İsmiyle Kürtler Referandumda Oylaının Rengi Ne ?




16 Nisan tarihi halk oylamasına adım adım yaklaşırken anketler, analizler havada uçuşuyor. Bu süreçte, sandığın sonucunu etkileyecek seçmen gruplarını analiz etmeye çalıştım. Bugün de 16 Nisan halk oylamasında sandığın kaderini belirleyecek seçmenler içinde büyük bir kitleyi oluşturan Kürt kökenli seçmenleri analiz etmeye çalışacağım. Öncelikle, son söyleyeceğim sözü ilk başta söyleyerek başlayacağım: Kürt kökenli seçmenlerin tercihi ‘Etnik değil’, diğer seçmen gruplarında olduğu gibi ‘İdeolojik’ olacaktır.

Uzunca yıllardır yaptığımız tüm kamuoyu araştırmalarında, bu ülkede yaşayan en muhafazakâr seçmenlerin Kürt seçmenler olduğunu hep gördük, söyledik. Kürt kökenli seçmenlerin, kurulduğu günden bu yana ilk tercihi,7 Haziran seçimleri hariç,hep AK Parti oldu. İlk defa,7 Haziran seçimlerinde HDP, bu tabandan AK Parti’den
daha fazla oy aldı.

Yüzde 18-20 seçmen

Ancak HDP bu üstünlüğünü, 1 Kasım’a kadar sürdüremedi. 1 Kasım seçimlerinde, yine Kürt kökenli seçmenlerin birinci tercihi AK Parti oldu. Türkiye haritası üzerinde seçim sonuçlarına bakıp seçim sonuçlarını analiz etmeye çalışanlar, bu görüşüme katılmayabilirler.

Araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de yaklaşık yüzde 18, yüzde 20 civarında Kürt kökenli seçmen var ve bunların yarıdan fazlası Doğu ve Güneydoğu’da değil, Akdeniz’de ve İstanbul başta olmak üzere metropollerde yaşıyor. Özetle, söylemeye çalıştığım; Hakkari’ye, Şırnak’a, Batman’a, Diyarbakır’a bakarak Kürt kökenli seçmenlerin tercihi budur demek, matematiksel olarak mümkün değil. Örneğin, İstanbul bu gün dünyada sayısal olarak Kürt kökenli seçmenlerin yoğun yaşadığı bir il.
16 Nisan’a giderken sayısal olarak bu kadar büyük bir kitlenin nasıl bir tavır alacağını herkes merak ediyor.
7 Haziran ve 1 Kasım’dan sonra bölgede yaşananlar da dikkate alınarak pek çok analizlerde bulunuluyor. Sözlerime başlarken, Kürt kökenli seçmenlerin diğer seçmen gruplarında olduğu gibi, etnik kökenlerine bağlı olarak veya gündelik yaşamlarına bakarak değil, ideolojik tercihleri doğrultusunda
oy kullanacaklarını söylemek yanlış olmaz.

Elbette bazı tezler ileri sürülebilir. Benim araştırmalarda gördüğüm, siyasi ve ideolojik tercihleri doğrultusunda Kürt kökenli seçmenler yüksek oranda evet diyecekler. Bugün pek çok araştırmacı, anket sonuçlarına bakarak HDP seçmeninin ezici bir çoğunluğu hayır diyor bulgusuna rastlıyor. Ancak Unutmayalım ki araştırmacıların araştırmalarda bulduğu ‘Bugün seçim olsa oyumu hâlâ HDP’ye vereceğim diyenlerin tercihi bu’. Yani bugün araştırmalarda 7 Haziran 2015’te veya 1 Kasım 2015’te HDP’ye oy vermiş seçmenleri bire bir bulmak mümkün değil. Anketlerde, bugünkü tercihlerini geçmiş tercihleriymiş gibi söylüyorlar.


Çoğunluğu ‘Evet’

Toparlayacak olursak;

benim araştırmalarda gördüğüm, muhafazakâr

Kürt kökenli seçmenlerin büyük çoğunluğu 16 Nisan’da ‘Evet’ diyecek. Bu sonucu 16 Nisan akşamı ortaya çıkacak il sonuçlarında daha doğru görme ve analiz etme şansına sahip olacağız.

Sadece Kürt kökenli seçmenler değil, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan veya yurt dışında oy kullanacak tüm vatandaşlarımız, tercihleri ne olursa olsun, başta siyasetçiler olmak üzere, baş tacı edilmelidir...

Adil Gür

Rakamların Dilinden
adlgr@hotmail.com

http://www.milliyet.com.tr/yazarlar/adil-gur/kurt-secmenlerin-tercihi-2428965/


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 932
Point(s): 70 987
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 10 Avr 2017 - 11:08
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant



http://odatv.com/aksam-8de-ona-haritayi-gosterecegiz-0904171200.html


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 010
Point(s): 2 694
Moyenne de points: 2,67

MessagePosté le: Lun 21 Aoû 2017 - 10:57
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant

Öcalan’ın kardeşinden ilginç açıklamalar



PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi ve terör örgütünün eski yöneticileridnen Osman Öcalan, Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’a konuştu.PKK lideri Abdullah Öcalan’ın kardeşi ve terör örgütünün eski yöneticileridnen Osman Öcalan, Barzani’ye yakınlığıyla bilinen Rudaw’a konuştu. Osman Öcalan, annesinin etnik kimliğine ve Kuzey Irak Referandumu’na dair ilginç açıklamalar yaptı.

Rudaw’daki röportajdan ilgili bölümle şöyle:

“(…) Annenizin Türk olduğu oldukça yaygın bir söylenti. Bu gerçek mi?

Anneannemin aslen Türk olduğu söyleniyor. Belki Arnavut, belki de diğer halklardandır. Anneannemin Kürt olmadığını biliyorum. Başkan Öcalan Kenya’da yakalandığı zaman annemizin Türk olduğunu söylemişti. Fakat az önce de belirttiğim gibi bölgede toplumsal değişimler olmuştu. Balkanlardan gelip de Türk olduğunu iddia edenler vardı.

Baba tarafım halis mulis Kürt fakat anne tarafımda Kürtlük, Asurilik, Araplık ve Türklük var. Biraz karışık, belki annemin bir yanı Türk’tür. Bu durumda yüzde yüz Türk olduğunu söyleyemeyiz.

http://odatv.com/ocalanin-kardesinden-ilginc-aciklamalar--2008171200.html


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 010
Point(s): 2 694
Moyenne de points: 2,67

MessagePosté le: Mer 4 Oct 2017 - 19:06
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant

KÜRTLER MİLLET MİDİR(ŞEREFNAME DÜZLEMİNDE BİR UFUK TURU)?(*)




Sözlüklerimiz, “Millet” kavramını, “çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan; aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu-ulus” olarak tarif ediyorlar(1).

Bu anlamda Kürtlerin millet olmadıkları, daha doğrusu milletleşme sürecini henüz tamamlayamamış bir topluluk olduğu sonucuna rahatlıkla varabiliriz. Zira Kürtlerin başlı başına bir ortak tarihlerinin, ortak kültürlerinin ve ortak dillerinin olduğunu hiç kimse iddia edemez. Ortak vatan ise zaten bulunmuyor. Ortak tarihin, ortak kültürün, ortak medeniyetin ve ortak dilin varlığını ortaya koyacak olan şey, eser ve belgelerdir. Peki, bu anlamda Kürtlerin ortaya koydukları başlı başına bir eser var mı? Kurmançi lehçesiyle yazılmış “Mem û Zîn” gibi birkaç eser dışında olduğu da pek söylenemez.

Öte yandan Kürtçe denilen dilin, Türkçe, Arapça, Farsça, Ermenice ve bölgedeki bazı yerel dillerden devşirilen kelimelerle oluşturulmuş salata bir dil olduğu de su götürmez bir gerçektir. Şaşılacak şey ise 19. yüzyılın sonlarında hazırlanan Kürtçe bir lügatta bulunan 8378 kelimeden 3080’inin Türkçe, 2000’inin Arapça, 1030’unun da Farsça olduğudur(2).

Ayrıca Kürtlerin, bugüne kadar, bilim çevrelerince şeksiz ve şüphesiz bir şekilde kabul edilebilecek tarzda kurdukları herhangi bir devletin bulunmuyor olması da, bu halkın henüz milletleşme sürecini tamamlayamayan, aşiret ve kabile hayatına bağlı bir şekilde varlığını devam ettiren bir etnik unsur olduğu sonucuna götürür bizi. Karduk ve Eyyubiler’in Kürt kimlikli devletler olduğu iddiaları ise tamamıyla birer safsatadan ibarettir! …

İtiraf etmeliyim ki; bu konuya ilgi duymama, Sayın Yrd. Doç. Dr. Mustafa Aksoy ve Sayın Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya sebep oldular. Daha doğrusu bu iki bilim adamının yazılarında kaynak olarak kullandıkları bir eser; Şerefname. Zira gerek Sayın Aksoy’un 28 Aralık 2007 günü yayına verilen “Kürtler hakkında Mitolojik Teoriler ve yalman paşa Gibilerin Cehaleti” başlıklı yazısı, gerekse M. Safet Sarıkaya’nın 6 Ocak 2008 günü yayına verilen ve Sayın Aksoy’un yazısına da atıfta bulunduğu “Kürtlerin Menşei, Yezîdîler ve Tahtacılar Üzerine Bazı Notlar” başlıklı yazısında, diğer birçok kaynağa ilave olarak Şeref Han Bitlîsî tarafından telif olunan Şerefname’ye de sık sık başvuruluyordu. Söz konusu yazılarda Şerefname’deki bilgilerden hareketle vurgu yapılan ortak konulardan birisi de Türk Hakanı Oğuz Han tarafından Hz. Muhammed’e bir elçilik heyeti gönderildiği ve bu heyetin içinde bazı Kürt unsurlarının da bulunduğu idi. İşte bu konu, benim az çok bilgi sahibi olduğum ve ilgi alanıma giren bir konu idi ve bu konuya ilgisiz kalmamam gerektiğini düşünerek balıklama atladım konunun üstüne. İnşallah bu hususta pot kırıp bir yanlış yapmış olmamışımdır!

Sayın Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya, yukarıda bahsi geçen yazısının girişinde her ne kadar “Burada ne medyadaki ilgili polemiklere katılacağım ne de Kürt kelimesinin etimoloji ve tarihçesiyle ilgili tahlil teşebbüsüne girişeceğim. Başlıkta görülen üç farklı zümrenin birbirleriyle çakıştıkları bazı bilgi notları sunacağım.” demiş olsa da, biz mevzua yine de onun yazısından hareketle dalış yapmaya çalışacağız(3). Ancak öncelikle söylememiz gerekirse; bizim de polemik yapmak gibi bir niyetimiz yok. Sayın Profesörün yazısını sadece bize ışık tutması ve yazımızın çerçevesinin oluşturulmasında bize yol göstermesi açısından ele alacağız. Yoksa, hocalarla polemiğe girmek, haddimize değil…
***
Türklerin, miladi 4. yüzyıldan itibaren Anadolu’da ve Orta Doğuda görüldükleri kesindir (4). İstemi Han ile birlikte başlangıçta Yabguluk, daha sonra bağımsız devlet olarak hüküm süren ve M. 552-630 yılları arasında ayakta kalan Batı Gök Türklerinin tarihi İpek Yolu’nu ele geçirmek maksadıyla Bizanslılar ve Sasanilerle sürekli rekabet ve savaş halinde oldukları da bilinmektedir. İşte bu bilgiler, Türk-Arap ilişkilerinin geçmişini, en azından Hunlar’a kadar götürmektedir. Hunlara kadar uzanan ilişkilerin, Hz. Peygamber devrinde de devam ettiği kesindir ki; Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’nın bir çok eserinde Hz. Peygamber’in yakın çevresinde Türklerin bulunduğundan, bu bakımdan Hz.Peygamber’in Türkler hakkında bir çok hadis söylediğinden(5) hatta Hz. Peygamber’in, sefer esnasında “Kubbet’üt Türk” adı verilen bir Türk Çadırı’nı kullandığından ve Türk yapımı bir zırh kuşandığından bahsedilmektedir. Bunlara ilave olarak İslam’ın ilk kadın şehidi olan Sümeyye (R.A)’nın da bir Türk kızı olduğu ve klasik kaynaklarda asıl adının Türkçe “Pamuk” anlamına gelen “Yamih” ya da “Pamih” şeklinde geçtiği belirtilmektedir. Yani, Zekeriya Kitapçı ve başka bir çok araştırmacıya göre ünlü sahabi Ammar Bin Yasir’in annesi ve İslam’ın ilk kadın şehidi, bir Türk kızı olan “Yamih” ya da “Pamih”, daha doğrusu “Pamuk” hanımdır(6).

Hz. Ömer devrinde Araplarla-Sasaniler arasında 642 yılında yapılan Nihavent Savaşı’ndan sonra ise Türklerle Müslüman Araplar arasındaki ilişkiler çok daha belirgindir. Zira bu savaşta, Sasani ordusu içinde önemli derecede Türk unsuru bulunmaktaydı. Emeviler devrinde yoğunlukla başlayıp, Abbasiler devrinde zirveye çıkan Türk-Arap ilişkilerini ise sanırım anlatmaya gerek yoktur.

Selman-ı Fârisi ise bilindiği gibi İran asıllıdır. Doğum tarihi bilinmemekle birlikte M.656 yılında vefat ettiği kabul edilmektedir. Bir rivayete göre öldüğünde tam 150 yaşında idi. İranlıların, İslamiyet’i ondan öğrendikleri konusunda ve onun, İslamiyet’i ilk kabul edenler arasında olmasını, Hz. Peygamber’in ve Hz. Ali’nin yakın çevresinde bulunmasını, milletleri adına gurur ve övünç vesilesi yaptıkları şeklinde yoğun bilgiler bulunmaktadır.

Şerefnâme’den nakledilen “Oğuz Han, Medine’ye Hz. Peygamber’e bir heyet gönderdi. Bu heyetin başında da, Kürt büyüklerinden ve ileri gelenlerinden Büğdüz adlı bir kişi’de bu heyette idi. Çirkin görünüşlü, iri yapılı bu elçi, Hz. Peygamber’in (sav) gözüne görününce Peygamber’in canı sıkıldı ve ondan nefret etti. Elçiye, kabilesi ve mensup olduğu soy sorulunca, Kürt topluluğundan olduğu cevabını verdi. İşte o zaman Hz. Peygamber (sav) Kürtler’e beddua ederek şöyle dedi: Yüce Allah bu topluluğu, kendi arasında ittifaka ve birleşmeye muvaffak etmesin” şeklindeki bilgiler, bilimsel olmaktan oldukça uzaktır ve tamamen kulaktan dolma rivayetlere dayanmaktadır.

Öncelikle söylemem gerekirse; rivayette adı geçen Oğuz Han kimdir? Eğer Oğuz Han’dan maksat, Hun İmparatoru Oğuz Kağan, yani Mete Han ise, bu imkânsızdır. Zira Oğuz Kağan ile Hz. Peygamber arasında yaklaşık 8 asırlık bir zaman farkı vardır. Çünkü yaygın görüşe göre; Oğuz Kağan, M.Ö. 209-174 yılları arasında yaşamışken, Hz. Peygamber, M.S.570(571)-632 yılları arasında yaşamıştır. Ayrıca, Hz. Peygamber’e gönderilen elçilik heyetinin başındaki Büğdüz isimli kişinin Kürt olduğu söyleniyor ki; bu ismin Kürt olması mümkün değildir. Zira Büğdüz, Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya’nın da belirttiği gibi bir Türk boyunun ismidir. Ve bugün Anadolu’da Büğdüz adını taşıyan birçok köy vardır. Hatta bu köylerden birisi bugün Esenboğa Hava limanı yakınlarında olup, muhtemelen Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlıdır.

Şeref Han’ın yaptığı gibi, Büğdüz’ün Kürt olduğunu kabul etsek bile, Türk elçilik heyetinin başına bula bula bir Kürd’ün bulunması, oldukça enteresandır! Aslında Bitlisli Şeref Han demek istiyor ki; “Bu Türkler var ya; kaba saba insanlardır. Nerede nasıl konuşulacağını bilmezler. Diplomasiden de hiç çakmazlar! Bu sebeple vaktiyle Oğuz Han, Hz. Peygamber’e göndermiş olduğu heyetin başına Büğdüz isimli bir Kürt’ü atamıştır!..”. Bu durum, olsa olsa Bitlisli bir Kürt olduğu anlaşılan Şeref Han’ın uydurmasıdır.

Kimse kusura bakmasın ama ben, “Şeref Han Bitlîsî” isminden tamamen bunu anlıyorum. Bu tavır, tam tamına, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden koparak ayrı bir devlet kurmayı kendilerine politik hedef olarak seçenlerin, şerefli geçmişlerini araştırırken, kendilerini, Türk komutan ve hükümdarı Selahattin Eyyûbi’ye dayandırdıkları tavrı hatırlatmaktadır(7). Şeref Han’ın 1543 yılında doğduğunu, Şerefnâme’yi ise 1597 yılında tamamladığını düşünürsek, bu konuda fazla abartma yapmadığımız ortaya çıkar. Mâlum, 16. yüzyıl, Osmanlı Ordusu’nun Doğu ve Güney’e seferler yaptığı, fetihler gerçekleştirdiği ve dolayısıyla Osmanlı’ya karşı bölgedeki bazı halklar üzerinde hissedilir derecede antipatilerin oluştuğu bir yüzyıl olmuştur. Şerefnâme, işte bu duygu ve düşüncelerin etkisinde kaleme alınmış bir eser olmalıdır…

Üstelik, Şerefnâme’de bulunan “Çirkin görünüşlü, iri yapılı bu elçi, Hz. Peygamber’in (sav) gözüne görününce Peygamber’in canı sıkıldı ve ondan nefret etti.” şeklindeki cümle, tamamen Hz. Peygamber’e iftira niteliğindedir! Zira, Veda Hutbesi’nde bile “Rabbiniz birdir. Babanız da birdir. Hepiniz Adem’in çocuklarısınız, Adem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız O’ndan en çok korkanınızdır.”diyen bir Peygamber’in, değil sıradan bir insana, bir başka devleti temsilen kendisiyle görüşmek üzere gelen bir sefire böyle davranması insani ve İslami olmaktan uzaktır.

Bu itibarla; bazı düzmece rivayetleri, “Esasen menkıbevî bir hüviyete sahip iki rivayette yer alan bilgiler tarihî vakıalara uygundur.” deyip geçiştirmek, sanırım doğru ve bilimsel bir yaklaşım değildir. “Çünkü tarihî kayıtlar, Türklerin VI. yy’da Anadolu’da göründüklerini, daha sonra gelen Hazar Türklerinin de bölgedeki hâkimiyetlerini haber verir. Nitekim Müslüman Arap orduları Mâverâunnehr cephesinden önce, Hazar Türkleriyle Anadolu cephesinde karşılaşmışlardır.” şeklindeki izahatlar da bu yanlışlığı ortadan kaldırmaya yetmemektedir.

Vaktiyle merhum babamdan dinlediğim ve tıpkı Şeref Han’ın uydurmasında olduğu gibi Türkleri yermek maksadıyla uydurulduğu anlaşılan şu hikâye geldi aklıma:
Hz. Peygamber Medine’de mescidine oturmuş, gelen konuklarını ve yabancı heyetleri kabul ediyordu. Onlarla görüşüyor ve onlara İslam’ı tebliğ ediyordu. İlk önce Arap heyetini aldı içeri.
Araplar içeri girdiklerinde,
-“Esselamü aleyküm ya hatimen nebiyyîn” diye selam verdiler.
Hz. Peygamber bu sözlerden hoşnut oldu ve onlara,
-“Aleykümselam ya Arab-ı Kureyşî” diye tebessüm ederek karşılık verdi.
Sonra Kürtler ve Fârîsiler girdi içeri ve onlar da Hz. Peygamberi;
-“Esselâmü aleyküm ya seyyidil mü’miniyn” şeklinde selamladılar.
Hz. Peygamber onlara da tıpkı Araplara yaptığı gibi gülümseyerek,
-“Aleykümselam ya Kürd-ü Fârisîn” diye mukabelede bulundu.
Daha sonra Türk heyeti girdi içeri ve Hz. Peygamber’i şöyle selamladılar,
-“Selâmün aleyküm Memet dayı!”
Hz. Peygamber biraz gerildi, yüzünü buruşturdu ve Türklere şu karşılığı verdi;
-“Aleykümselam Türk oğlu Türkler!”
***
“Esasen menkıbevî bir hüvviyete sahip iki rivayette yer alan bilgiler tarihî vakıalara uygundur.” şeklindeki yargıya varırken esas alınan “Cümle doksan bin asker idi… Oğuz-Yolunca bunlar, bir Tâife idi; Bayındır-Khan’un askeri idi. Bizüm Peygamberimiz dünyaya gelmezden mukaddem bunlar, kırk yıl Gürcistan keferesiyle ceng-cidal edüp, Tokuz-Tümen Gürcistan Beğlerinden kharac aldılar. Peygamberimiz gelip, İslâmlık yayılmaya başlayınca, Bayındır Khan’ın timsâli, onu rüyasında görüp, ‘iman getirdikten sonra’, üç Beği’ni Mekke’ye Elçi gönderüp, o’na ümmet olduğun bildürdi.
Peygamberimiz, Selmân Farisî’yi, İslâm’ın esaslarını ona öğretmek üzere, bu elçilerle gönderdi. Selmân da, bu işini bitirince Dede Korkud’u içlerine Şeykh dikdi” şeklindeki ikinci rivayette geçen Dede Korkut ve Emir Bayındır’dan maksat kimlerdir? Bu iki isim, belli bir devirde (elbette aynı devirde, yani birbirlerinin çağdaşı olarak) ve bu isimlerle yaşamış iki kişi midirler? Yoksa, en azından eski Türk Kültürü’nde hükümdarlara “Bayındır Han”, halk arasında yaşayan bilge kişilere de “Dede Korkut” unvanı veriliyor olamaz mı? Akkoyunlu soyundan olup 1481 yılında ölen ve Ahlat’ta adına kümbet şeklinde anıt mezar yapılmış olan Ahlat şahlarından Emir Bayındır, bu hikayenin neresindedir? Bu sorulara makul ve mantıklı cevaplar vermeden, “Esasen menkıbevî bir hüviyete sahip iki rivayette yer alan bilgiler tarihî vakıalara uygundur.” demek sanırım çok doğru bir yaklaşım olmasa gerekir.
***
Prof. Dr. Muharrem Ergin tarafından konu ile ilgili olarak yapılan incelemeler esas alınarak oluşturulduğu söylenen bir internet sitesinde bulunan “Dede Korkut’un destanların ilk anlatıcısı olduğu tahmin edilmektedir. Hikayelerde veli bir kişi olarak ortaya çıkar. Oğuzlar önemli meseleleri ona danışırlar. Keramet sahibi olduğuna inanılır. Gelecekten haberler verdiği söylenir. Ozan ve kamdır. Kopuz çalıp, hikmetli sözler söyler. Kopuzuna da kendine duyulduğu gibi saygı duyulur. Oğuzname’de, Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığı ve Hz. Muhammed’e elçi olarak gönderildiği anlatılmaktadır. Oğuz Han’a vezirlik yapmış olduğu da düşünülmektedir” (8) ve bir gazete haberinde geçen “Bu yıl, Dede Korkut Destanı’nın doğuşunun 1300. yılı. Doğu Anadolu ve Azerbeycan’da yaşayan Müslüman Oğuz boylarını anlatan ve yalnız Türklerin değil, dünyanın ortak zenginliği olan Dede Korkut Destanı’nın’nın 1300. yaşı, Azerbeycan ve Türkiye’nin UNESCO nezdinde yaptığı girişimler sonucunda sadece Türk devletlerinde değil, tüm dünyada kutlanıyor. UNESCO’nun Haziran ayında Paris’te yaptığı 1300. yıl kutlamaları, “Dede Korkut Sergisi” ile başlamış ve dünyanın muhtelif ülkelerinden 64 sanatçı ve bilim adamı katılmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür İşleri Daire Başkanlığı da,Dede Korkut Destanı’nın doğuşunun 1300. yılını bir dizi etkinlikle kutluyor. Konser, sempozyum, film gösterimi, tiyatro ve sergilerin yeraldığı kutlama programı “Dede Korkut 1300” adıyla CRR Konser Salonu’ndaki açılış töreninin ardından Cuma günü (yarın) başlayacak”(9) şeklindeki bilgileri doğru kabul edip yan yana getirirsek, Dede Korkut’un en iyimser tahminle, 295 yıl ve M.S.400-700 yılları arasında yaşadığı ortaya çıkar. Bu bilgi ile Dede Korkut’un, Türk Kağanı adına Hz. Peygamber’e elçi olarak gönderilmiş olabileceği sunucuna varmak mümkünse de, onun Oğuz Han adına Hz. Peygamber’e gönderilmiş olması yine de mümkün değildir. Zira pek çok kaynakta Oğuz Han’ın M.Ö. 209-174 yılları arasında yaşadığı belirtilmektedir.

Buradan çıkarılacak sonuç şudur; Oğuz Han, yani Hun İmparatoru Mete, 35 yıl gibi kısa bir ömür yaşamıştır. Bu bilgileri bir tarafa atıp Oğuz Han’a tıpkı Dede Korkut gibi 300 sene ömür biçsek bile hem Dede Korkut’a, hem de Hz. Muhammed’e çağdaş olması mümkün olmuyor. Dede Korkut’un 295 yıl yaşadığını ve Hz. Muhammed’e elçi olarak gönderildiğini doğru kabul etsek bile o zaman “Oğuz Han’ın elçisi olarak Hz. Muhammed’e gönderilmiştir” değil de “Oğuz Hanı’nın elçisi olarak Hz. Muhammed’e gönderilmiştir” demek daha doğru olur. Yok eğer, birinci söyleyişle söylersek, o zaman da Bitlisli Şeref Han’ın bahsetmiş olduğu Oğuz Han’ın, İslami devirde hüküm süren Oğuz soylu Türk Devletleri’nin birisinde hükümdarlık yapmış ve “Hükümdar” ve “Kağan” sıfatı yerine “Han” sıfatını kullanmış birisi olduğuna hükmetmemiz gerekecektir. Eski Türklerde Büyük Kağan’ın emrinde görev yapan ve bugünkü Valileri andıracak tarzda yarı özerk yetkilere sahip kişilere “Yapgu”, “Han” ya da “Şad” denildiğini biliyoruz. Hatta Orta Asya’da Rus işgaline kadar Kazan ve Astragan hanlıkları adı altında bazı hanlıklar bulunduğunu ve bu hanlıkların emirlerine Han denildiğini, meşhur Sokollu Mehmet Paşa’nın Don ve Volga nehirlerini birleştirmek ve bu yolla Hazar Denizi üzerinden Orta Asya’ya varmak suretiyle Asya’daki Rus işgalinin önüne geçmeyi planladığını da.

Öte yandan bahsi geçen Oğuz Han, Amanullah Han ve Eyüp Han örneklerinde olduğu gibi Afganistan ve Pakistan’da kullanıldığı, ya da Şerefnâme’nin yazarı Şeref Han’da olduğu gibi bir isim olabilir diyeceğim ama, o zaman da böyle sıradan insanların Dede Korkut gibi bir adamı Hz. Peygamber gibi yüce bir şahsiyete elçi olarak göndermesi biraz abes kaçar!..

Dede Korkut’un, Hz. Peygamber’le görüşüp görüşmediği ve bu ismin belli bir şahsa ait olup olmadığı kesin değildir. Ancak kesin olan bir şey varsa, o da Dede Korkut hikâyelerinin İslami Devir Türk Edebiyatı’nın sözlü ürünlerinden olduğudur. Yani bu hikâyelerin, Türklerin İslam Dini’ni kabul ettikten sonra oluştuğudur. Zira hikâyelerde geçen Dede Korkut’a sık sık “Adı görklü Muhammed’e salavat getirtilmesi” bu anlama gelmektedir. Bu da, söz konusu hikâyelerin, daha çok 8. yüzyıldan itibaren özellikle Kuzey Doğu Anadolu’da yerleşmeye başlayan ve İslamiyet’le tanışan Türk Boyları’nda ortaya çıktığı şeklindeki tezin doğru olabileceğini göstermektedir. Böyle bir bilgi, yukarıda verilen gazete haberini de teyit eder niteliktedir. Ancak şöyle bir ihtimal de akla gelmiyor değil; bu hikâyeler sadece, 8. yüzyıldan itibaren Kuzey Anadolu Bölgesi’ne yerleşen Türk boylarına ait olmayıp, kadim ortak Türk Kültürü’nün ürünüdürler. İslami devirde yapılan ise, sadece bu hikâyelerin içine bazı İslami unsurların karıştırılmış olmasıdır. Bu ihtimal de insana mantıklı gelmiyor değil hani…

Dede Korkut hakkında verilen; “Bazı rivayetler İshak Peygamberin soyundan olduğunu söyler. 9. ila 11. yüzyıllarda Türkistan’ın Aral Gölü bölgesinde Sir-Derya nehrinin Aral Gölüne döküldüğü yerde doğduğu, Ürgeç Dede adında bir oğlu olduğu ve bu bölgelerde hüküm süren Türk hakanlarına danışmanlık yaptığı destanlarından anlaşılmaktadır. 570-632 yılları arasında (Muhammed zamanında) yaşadığı da rivayet edilir. Kıpçakların Oğuz Türkleriyle yaptığı mücadeleler Dede Korkut Hikâyeleri’nin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Korkut kelimesinin “kork-” fiil kökünden türemiş olma ihtimalinin yanı sıra Arapça kökenli olup elçi manasına gelmesi de mümkündür. Her iki ihtimalde de Korkut kelimesinin bir lakap, bir unvan olduğu görülmektedir. Dede kelimesinin ise ata manasında kullanıldığı tahmin edilmektedir. Fakat destanlarda daha çok halk arasında büyük hürmet ve kutsallık kazanmış halk bilgini anlamında kullanılmıştır”(10) şeklindeki bilgiler de bize bu konuda önemli fikirler vermektedir…

Şeref Han ve Şerefnâme

Kaynaklarda “Şeref Han” ve eseri “Şerefname” hakkında oldukça geniş bilgiler bulunmaktadır. Onlardan birisinde şu bilgilere yer verilmiştir.

“(Şeref Han)1220 – 1650 yılları arasında Bitlis’te hüküm sürmüş olan Şerefhanlar sülalesinin bir mensubudur. 1543 yılında doğan Emir Şeref Han’ın babası Emir Şemsettin, annesi ise Türkmen olup Tokat Bayındırlı diye bilinen Emir Han Musullu bin Külabi Bey Bin Emir Bey’in kızıdır. Babası Emir III. Şeref, Osmanlı’ya karşı geldiğinden İran’a kaçarak Şah Tahmasb’a sığınmıştır. Şeref Han, İran Şahı Tahmasb tarafından, Nahcivan Valiliği’ne gönderilmiştir. Oradan III. Murad’a mektup yazarak Osmanlı’ya bağlılığını bildiren Şeref Han, Sultan III. Murad tarafından hediyeler gönderilerek Bitlis Beyliği’ne atanmıştır. 1604 yılında Bitlis’te vefat etmiştir. Mezarları Bitlis’te, Şerefiye Külliyesinin avlusundaki türbenin içindedir.

Şerefname’nin yazarıdır. Şeref Han’ın 60 yaşında ve 1597 tarihinde tamamladığı bu eser Farsça olup Doğu Anadolu’nun tarihi, beylikleri, soy kütükleri, Bitlis Beyleri ve vuku bulan olayları anlatmaktadır. Bu eser, Farsça’nın dışında Türkçe, İngilizce, Arapça ve Rusça’ya tercüme edilmiştir. Yazdığı bu eseri, “Eğri Fatihi” olarak anılan Sultan III. Mehmed’e ithaf etmiştir(11).

Diğer bazı kaynaklarda ise konu ile ilgili olarak şu bilgilere yer verildiği gözlenmektedir:
“Şerefname, Doğuda hüküm sürmüş Kürt sülalelerinin ayrıntılı tarihçesidir. Bitlis hükümdarı Beşinci Şeref Han tarafından 1597 tarihinde Farsça olarak kaleme alınmıştır. Kürt tarihine ilişkin en önemli özgün kaynaklardan biridir. Rojkanlı 5. Şeref Han, Bitlis Emiri Şemseddin Han’ın oğlu, Osmanlılarla 1514’te ittifak andlaşmasını imzalayan ve Bitlis’teki Şerefiye Camii’ni inşa ettiren 4.Şeref Han’ın torunudur.”(12) Şerefname, Kürtler’in orijini konusunda iki rivayet aktarır. Birine göre onlar Dahhak’ı iyileştirmek için öldürülmekten korkup dağlara sığınanların soyundandırlar. Diğerine göre ise bütün Kürtler Cezire hükümdarlarının çocuklarından olan Boht (Boxt) ve Becn (Becnewi aşiretinin atası) adlarındaki iki kardeşin soyundan türemişlerdir. Şerefname’nin Kürt olarak tanımladığı ünlüler de bir ipucu olabilir. Şeref Han‘a göre Rüstem bin Zal (yani Zal oğlu Rustem) (Şeref Han, Firdevsi’nin Şahnamesi’nde ona Rustem-i Kürd denildiğini aktarır), Behram Çupin (Şeref Han’a göre “Kürdiler ve İslam dönemindeki Guri“ sultanları onun soyundandır), Gırgin Milad, Hayreddin Paşa adıyla ün yapan Osmanlı Sultanı Orhan’ın sadrazamı Mevlana Taceddin-i Kurdi, Şirin’e aşık olan ünlü Ferhat (Şeref Han’a göre Ferhat Kelhur Kürtleri’ndendi ve İran hükümdarlarından Hüsrev Perviz’in zamanında yaşadı) gibi ünlüler Kürt idiler (Bk. Şerefname, s. 23). Doğru ya da yanlış bu isimler de birer ipucu gibi görülüp değerlendirilebilir”(13).

Prof. Dr. M. Saffet Sarıkaya’nın, “Şerefnâme’ye göre, Cezîretü’bni Ömer, Ardelen, Gurgil, Finek emirleri neseben Halid b. Velid’e; Süleymaniye, Meyyafarikîn emirleri II. Mervan’a ve Culamerkî ve Mahmûdî şefleri ise diğer Emevîlere bağlanıyordu” dedikten sonra Ahmet Turan isimli yazarın “Yezidiler” isimli eserinden “Fırkanın kendisine nispet edildiği Şeyh Adî b. Müsâfir de Emevî ailesindendir.” (14) şeklinde aktardığı bilgiler, Şeref Han gibi Kürt kökenli yazarların, sürekli olarak Kürtleri bir yerlere istinat ettirmeye çalıştıklarını, bunun için de zaman zaman kendilerini Kureyş Araplarının en şovenist kabilesini teşkil eden Beni Ümeyye’ye, yani bilinen adıyla Emevilere bile nispet etmekten çekinmediklerini göstermektedir.

İşin şaşırtıcı olan tarafı ise M.Saffet Sarıkaya ve eserinden alıntı yaptığı Ahmet Turan gibi yazarların, “Bütün bunlar Kürtlerle Yezidîler arasında kurulan ilişkinin arka planını göstermekte, Yezîdî adlandırmasıyla ilgili Müslüman yazarların görüşlerini desteklemekte ve Yezîdîliği eski İranî, Asûrî vb. farklı menşe’lere dayandırarak Kürtlerin millî dinî gibi sunma çabalarını boşa çıkarmaktadır” (M.Saffet Sarıkaya, agm.) diyerek Şeref Han ve benzeri Kürt tarihçilerine destek vermeleridir. Açık söylemek gerekirse; Şeref Han gibi Kürt kökenli tarihçilerin vermiş oldukları bilgileri doğru kabul eden yazarlar, Yezidiliğin Kürtlerin Milli dini olmadığını ve Kürtlerin İranî ve Asûrî kökenli bir kavim olmadıklarını ispat etmek için, onların Arap kökenli bir kavim olduğu konusundaki iddialara en azından sessiz kalmaktadırlar. Ve bu grup yazarlar, Kürtlerin, aslında Türk soylu bir kavim olduklarını, hatta Türkan, Karakeçili ve Torunlarda olduğu gibi bazı Kürt gruplarının sonradan, belki de Osmanlı asırlarında Kürtleştiklerini bir türlü söyleyemiyorlar.

Bugün ağırlıklı olarak Tunceli (Dersim), Bingöl (Çapakçur) ve Elazığ (El-Aziz) yörelerinde yaşayan ve Zazaca konuşan insanların kendilerini Türk olarak tanımladıkları bilinen bir gerçektir. Bu husus, geçtiğimiz yıl içinde TTK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu tarafından Kayseri’deki bir toplantıda da dile getirilmiş, bu görüş, Kamer Genç gibi bazı siyasiler tarafından da desteklenmiştir(15).

Gazeteci Avni Özgürel de Şerefname isimli eser ve müellifi Şeref Han’ın Kürtlerle ilgili görüşleri hakkında şu ilginç bilgi ve tespitleri aktarmaktadır:

“Yasaklamalar dolayısıyla Türkçe çevirisi ancak 1971’de çıkan Şerefname’nin Kürt tarihi ve sosyolojisi açısından ne denli önemli bir kaynak olduğunu biliyoruz. Şerefname, Bedlis (Bitlis) beyi Şeref Han tarafından 1597’de Farsça yazıldı. Orijinal el yazma nüshası Oxford Üniversitesi’nin Bodleian Kütüphanesi’nde bulunan eser 1669’da yine Bitlis beylerinden Ahmed Mirza Bey ve 1681 yılında Şem’i takma isimli bir yazar tarafından iki defa Arap harfleriyle, 1930’da ise Diyarbakırlı öğretmen Süleyman Savcı tarafından Latin harfleriyle olmak üzere üç kez Türkçeye çevrildi, ancak yayımlanmadı. İlki 1971’de çıkan M. Emin Bozarslan çevirisi ise sonra tekrar basıldı.

Burada Kürt beyi Şeref Han’ın Kürtler’e dair değerlendirmelerini aktarmak istiyorum. ‘Birbirlerinin sözüne uymaz, asla birlik ve beraberlik içerisinde hareket edemezler’ diye tanımladığı Kürtler konusunda Şeref Han hayli esprili bir dille, hikâyeler anlatarak hükümler verir. Örneğin Hz. Muhammed ile görüşmeye giden heyette yer alan Buğduz adlı bir Kürt’ün çirkinliğini gördükten sonra Hz. Muhammed’in, ‘Yüce Allah bu topluluğu, kendi arasında ittifaka ve birleşmeye muvaffak etmesin, yoksa birleştikleri takdirde, onların elleriyle insan nesli mahvolur’ dediğini nakleder sonra da ekler: ‘O zamandan beri bu topluluk birleşik büyük bir devlet, birleşik büyük bir saltanat kurmaya muvaffak olamamıştır’ Keza, ‘Kürtler arasında şimdilik, genel olarak emrine uyulacak ve yargısı uygulanacak kimse olmadığı için, bu halk en ufak ve önemsiz nedenlerle ayaklanarak, önemsiz hatalar ve küçük suçlar yüzünden büyük suçlar işlerler’ der.. Ve, ‘Kürtler üreyip kısa zamanda çoğalırlar, ancak aralarında öldürme yaygın olduğu için nesilleri çoğalmaz!’ hükmüne varır…Diyebilirsiniz ki Şeref Han’ın değerlendirmesi yanlıştır, bakın nasıl Barzani ve Talabani’nin liderliğinde birleşti Kürtler, devlet olma yolunda en önemli safhayı atlattılar v.s. Türkiye’de de Öcalan’ın otoritesini kabul ettirdiğini öne sürebilirsiniz…Ama unutmayın ki bu fotoğraf, devam eden oyunun şu an görünen sahnesinden. Müteakip ‘karelerde neyin olduğu da daha belli değil. Son üç asırda zaman zaman ayağa kalkmış ama her defasında ‘kullanılmışlığın’ pençesine düşüp hüsrana uğramış bu acılı halkın şimdi önüne düşenlerin ‘doğru’ yerlerde saf tuttuğundan fazla emin olmamak lazım.”(16).
***
Şerefname’nin ilmi değeri, bilimsel önemi, doğu ve güneydoğu Anadolu’da yaşamış ve halen yaşayan insanların geçmişleri hakkında vermiş olduğu bilgilerin ne derece sıhhatli olduğu ile ilgili olarak hüküm verme konusunda kendimde hak ve yetki görmüyorum. Çünkü eseri inceleme ve başka eserlerle kıyaslama imkânı bulamadım. Esasen almış olduğum eğitim de bu konuda herhangi bir fikir yürütme konusunda bana yeteri kadar ışık tutmamaktadır.

Ancak yukarıda verilen bilgilerden hareketle bir okuyucu olarak diyebilirim ki; Şeref Han, Fatih Sultan Mehmet’in Uzun Hasan yönetimindeki Akkoyunlular’a, torunu Yavuz Sultan Selim’in ise Şah İsmail yönetimindeki Safevilere karşı yürütmüş oldukları siyasetten kendilerince zarar görmüş ve yöresel de olsa ellerindeki otorite ve gücü kaybetmiş bir aileye mensuptur. Çünkü verilen bilgilerden, bu ailenin, Han adı altında Bitlis’te uzunca bir süre hakimiyet sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Annesi Musullu bir Türkmen (muhtemelen Akkoyunlu) sülalesine mensuptur. Babası Emir Şemsettin ise, tıpkı bugün Barzani ve Talabani’ye özenerek başkaldırma emareleri gösteren teröristler gibi Osmanlı’ya karşı gelmiş ve Yavuz Sultan Selim’in önünden kaçarak İran Şahı’na sığınmış bir şahsiyettir(17).

İnanç veya diğer saiklerle Osmanlı’dan kaçarak İran’a sığınan babası sebebiyle çocukluk ve gençlik çağlarını İran’da geçirdiği anlaşılan ve Şah Tahmasb tarafından Nahçivan valisi yapılacak kadar İran sarayının itimadını kazanan Şeref Han’ın, Osmanlı Sultanı III. Murat’tan aman dileyip affı şahaneye mazhar olduğu ve ancak bu yolla Bitlis’e dönebildiği de anlaşılmaktadır. Yazmış olduğu Şerefname isimli eseri Osmanlı Sultanı III. Mehmet’e sunmuş olmasını ise, ancak onun Osmanlı’ya yaranma isteği ile açıklayabiliriz.

Bütün bu sebepleri alt alta koyunca, Şeref Han’ın, özelde Osmanlı’ya, genelde de Türklüğe karşı iyi gözle baktığı ve iyi duygular beslediğini söylemek herhalde mümkün değildir. Üstelik, Avni Özgürel’in tabiriyle; mensubu bulunduğu Kürtler hakkında bile alaycı ve esprili bir dil kullanan Şeref Han’ın, muhtelif konularda vermiş olduğu bilgilere ne derece bel bağlanacağının ve bu bilgilerin, bilimsel çalışmalarda hareket noktası kabul edilip edilmeyeceğinin takdirini okuyuculara bırakmak istiyorum. Benim kanaatimi sorarsanız, Şerefname’deki bilgiler, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yapılacak sosyolojik ve kültürel araştırmalarda ışık tutucu olabilir. Ancak tarihçilik ve tarih yazarlığı konusunda söz konusu eserdeki bilgilere ihtiyatla yaklaşılmasında önemli faydalar olacağına inanıyorum.
______________
(*) Bu yazı ilk defa 18.01.2008 http://www.haberakademi.net isimli internet sitesinde “Şeref Han ve Temel Kürt Kaynaklarından Şerefname Düzleminde Bir Ufuk Turu” başlığı ile yayınlanmıştır.
1- Türkçe Sözlük, TDK Yayını, c,2, Ankara-1998, s, 1563.
2- http://www.ktuvakfi.org.tr/kurtce-uzerine-bir-inceleme/ & http://www.angelfire.com/tn3/tahir/trk08.html
3- Bu konuda yapmış olduğum kısa yorum, elektronik posta vasıtasıyla Prof. Dr. M.Saffet Sarıkaya’ya gönderilmiştir. Ayrıca daha önce Sayın Mustafa Aksoy’a da bu konuda bazı açıklamalar gönderilmiştir.
4- Daha geniş bilgi için bkz. Prof. Dr. Erol Güngör, Tarihte Türkler, s.22, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1989 – Prof. Dr. Mehmet Şeker, Fetihlerle Anadolu’nun Türkleşmesi ve İslamlaşması, s.3, DİB Yayını, Ankara, 1999 – Ömer Sağlam, Çöldeki Osmanlı ve Kavm-i Necip (Türk-Arap İlişkilerinin İçyüzü), s. 165, Ömer Sağlam Kitaplığı Yayını, Ankara, 2003.
5- “Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre; bir defasında Hz. Peygamber’in huzurunda el-Acem; yabancı kavimler konuşuldu, onların durumları dile getirildi. Hz. Peygamber bu münasebetle buyurmuşlardır ki; “Onlarla veya onlardan bazıları ile birlikte olmam benim için, sizlerle veya sizlerden bazıları ile birlikte bulunmamdan daha güvencelidir”.(et-Tirmizi, Sünen-i Tirmizi)
Abdullah İbn Mesud’dan rivâyet edildiğine göre Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur; “Türkler size dokunmadıkça sakın siz de Türklere dokunmayınız. Çünkü, Allah’ın ümmetime vermiş olduğu bu mülk ve saltanat nimetini ilk defa bu Kantura oğulları onların elinden çekip alacaklardır”(Et-Taberani, el-Mu’cemü’l-Kebir, X. s.181. Es-Suyûti, Hasâisu’l Kubrâ, II. S.434.).
Yukarıdaki bilgiler Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı’nın “Hz. Peygamber’in Hadislerinde Türkler” isimli eserinden nakledilmiştir. Söz konusu eserde bunlar gibi bir çok hadis daha bulunmakta ve bu hadisler çeşitli yönlerden tenkide tabi tutulmakta(Hadis dilinde buna cerh ve tadil denilmektedir), neticede bu hadislerin sahih oldukları, yani Hz. Peygamber’e ait oldukları vurgulanmaktadır. Hadislerde geçen Acemler’den maksat, Türkler ve İranlılar, yani Araplar dışındaki yabancılar, Kantura oğullarından maksat ise sadece Türkler’dir.
6- Zekeriya Kitapçı kitabında şöyle diyor: Büyük İslam Alimi Merhum Prof. Dr. Muhammed Hamidullah bu konuda şunları söyler: “Hz. Peygamber’in büyük sahabelerinden Ammar b. Yasir, Yemen asıllı idi. O’nun babası (Yasir) Mekke’ye göç ettikten sonra Sümeyye ile evlendi. Bu aile İslam Dini’ne ilk girenlerden ve çok samimi bir Müslüman idiler. Müslüman olduktan kısa bir zaman sonra Sümeyye, efendisi Ebû Cehil tarafından şerefsiz bir şekilde öldürülmüştür. Belazurî, Sümeyye’nin aslen Kesker mıntıkasındaki Zandaverd’ten olduğunu söylemektedir. Müteveffa Prof. Z.V.Toğan, bu bölgenin İranlılarla, Türklerin birlikte yaşadıkları, karışık bir yer olduğu kanısındadır. O’nun maceralarla geçen hayatını ayrıntılı bir şekilde veren Belazurî; Sümeyye’nin asıl adının Yamîh olduğunu ilave etmektedir (İst. Yazması). Prof. A.Karahan, kelimenin “Pamih” olarak okunması gerektiğini Türkçe Pamuk (cotton) kelimesinin telaffuz farkı olabileceğini, zira Türk kadınları arasında bu ismin yaygın olduğunu söylemektedir. Gerçek böyle ise, Sümeyye (Pamuk) hanım Türk asıllı ilk Müslüman sahabiye olmaktadır. Bununla birlikte İslam’ın ilk şehid kadını da O olmuştur. Allah O’na rahmet etsin). Amin”(Bkz. Prof. Dr. Zekeriya Kitapçı, Türkler Nasıl Müslüman Oldu, s.10,11, Yedi Kubbe Yayınları, 2004, Konya).
Nureddin Çankaya isimli bir yazar ise şunları söylüyor: “İslam’ın ilk şehidi, cennetle müjdelenen Ammar bin Yasir’in annesi PAMUK idi. Pamuk, Özbek Türkü’ydü. İranlı mecûsilere esir düşmüş, müşrik Araplar’a köle olarak satılmış, adı Sümeyye olarak değiştirilmişti. İslam’ın ilk şehidi olmak bu Türk kadınına nasip olunca, Kantura yolunda, İslam tarihinde Türk olmanın ne olduğunu görmüştük.”(http:// www.otuken.net/arsiv isimli internet sitesinde bulunan “Tarihimizi öğrendik sandık hep” başlıklı yazısı”
Not: Bu konuda “Türk Kızı Sümeyye (İslam’ın İlk Kadın Şehidi)” başlığı ile 2005 yılı içinde yazmış olduğum bir makalenin, bugün, çoğu yerde ismimiz ve imzamız silinerek, bazen de başka imzalar altında kullanıldığı görülmektedir. Bilgi ve bilim hırsızlığının, ulaşmış olduğu boyutu göstermesi açısından burada konuyu bir kez daha zikretmek istedim. Ömer Sağlam.
7- Selahattin Eyyubi, bir çok kaynakta, “Eyyûbîler Devletinin kurucusu. Künyesi, Melik Nâsır Ebû Muzaffer Yûsuf bin Eyyûb bin Şâdî’dir. 1137’de Tikrit’te doğdu. Babası Necmeddîn Eyyûb; Âzerbaycan’da Erivan’ın Devin kasabasındaki Hazbânî kabîlesine mensup olup, Büyük Selçuklu Sultânı Mesud Şâhın Tekrit muhâfızıydı…Selçuklu atabeklerinden Nûreddîn Mahmûd Zengî’nin yanında Haçlılara karşı yapılan muhârebelere katıldı. Muhârebelerde cesâret ve yiğitliğiyle dikkat çekti. On yedi yaşındayken, Atabek Nûreddîn Mahmûd Zengî’nin sarayına alındı. Böylece devlet teşkilâtı ve idâresini de mükemmel bir şekilde öğrendi…” şeklinde tanıtılmaktadır. Bu ve benzeri bilgiler, onun Türk olduğu konusundaki görüşleri son derece güçlendirmektedir. Zaten Mısır’da Eyyubilerin yerine kurulan Memluk Devleti de tamamen Türk karakterli bir devlet olarak tarihe geçmiş bulunmaktadır.
8- http://www.geocities.com/d5mcsg/dedekorkut/dosyalar/kisiligi.htm.
9-http:// www.yenisafak.com.tr/arsiv/1999/aralik/02/ internet sitesinde bulunan “Dede Korkut 1300 yaşında” başlıklı haber.
10 -http://www.wikipedia.org/wiki/Dede_Korkut+
11- http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp
12- bk.http://wikipedia.org/wiki/%C5%9 Şerefname).
13-bk. Seyfi Cengiz, “Kürtlerin Orijini” başlıklı makalesi,
http://www.zazaki.de/zazakide/s-cengiz/kurtlerinorijini.htm.
14- Prof. Dr. M.Saffet Sarıkaya, 06.01.2008 tarihli ve “Kürtlerin Menşei, Yezîdîler ve Tahtacılar Üzerine Bazı Notlar”başlıklı ilmi makalesi, http://www.haberakademi.net.
15- M. Saffet Sarıkaya’nın, bahsi geçen makalesinin 21 nolu dipnotunda geçen “Yezîdî aşiretleri de Kürt aşiretleriyle aynı hatta göç etmişler; Tiflis, Erivan’a kadar çıkmışlardır.” şeklindeki cümleyi görünce ilave bir şeyler söylemeye ihtiyaç duymuş durumdayım.
Bundan birkaç yıl önce televizyonda yerli yapım bir belgeselde izlemiştim(Yanlış hatırlamıyorsam Beyza Güdücü tarafından hazırlanıp sunulan “Nâr-ı Beyza” isimli programdı). Programda Ermenistan ve bu ülkede yaşayan halklar tanıtılıyordu. Bu halklardan birisi de Yezidiler’di. Ekrana gelen görüntülerden de gördüm ki; Ermenistan’da yaşayan Yezidiler, cenazelerini üstü açık tabutta ve yanılmıyorsam tamamen çıplak olarak nakletmekte idiler…Vaktiyle gazeteci yazar Faik Bulut’un, “Ortadoğu’nun Solan Renkleri” isimli kitabında da okumuştum, Yezidiler, Adî Bin Müsafir’i yarı peygamber, yarı tanrı bir insan olarak kabul ediyorlar. Melek Tavus adı verilen Şeytan’ın Yezidilik’te önemli bir yeri vardır. Ve Melek Tavus, Yezidilik’te kutsal kabul edilen bir varlıktır. Dini merkezleri Kuzey Irak’ta Musul yakınlarında bulunan Laleş’tir ve burada bulunan tapınak ve Âdî bin Müsafir’e ait türbe, kutsal mekân olarak kabul edilir ve Yezidiler, hac için buraya giderler. Bugün Hakkari kent merkezinde vaktiyle görme fırsatı bulduğum Âdî Bin Müsafir’e ait bir makam vardır ve bu makam, yöredeki Müslümanlarca da kutsal mekân ve ziyaretgâh olarak kabul edilmektedir. Makamın kapısında Abdulkadir Geylani’ye ait olduğu söylenen şu söz yazılıdır: “Peygamberlik eğer çalışmakla kazanılsaydı, bu hak mutlaka Âdî Bin Müsafir’e verilirdi”. Anlaşılacağı üzere; Âdi Bin Müsafir, bölgedeki Müslümanlara göre Velî (Evliyaullahtan) bir kul, Yezidîlere göre ise yarı tanrısal bir şahsiyettir. Yezidîler, bugün Ermenistan ve Gürcistan’dan başlayıp aşağıya doğru ta Yemen’e varıncaya kadar birçok ülkede küçük gruplar halinde yaşamaktadırlar. Yemen’de çok daha güçlü oldukları bir vakıadır. Ve Yezidiler, İngilizlerle işbirliği yaparak Yemen’de Osmanlı’ya başkaldıran ve devleti oldukça uğraştıran gruplardan birisidir(bk. Cemal Kutay, Lavrense Karşı Kuşçubaşı, s.44-5, Neşreden Mustafa Unan, Tarih Yayınları Müessesesi, İstanbul, 1965. Ayrıca bk. Ömer Sağlam, Çöldeki Osmanlı ve Kavm-i Necib (Türk-Arap İlişkilerinin İç Yüzü), s. 243, Ömer Sağlam Kitaplığı Yayını, Ankara, 2003). Bugün gelinen noktada, diğer birçok inanç sistemi gibi iyice sulandırılıp çığırından çıkarılmış haliyle Yezidiliğe ne kadar İslamî denilir, bunun takdirini konunun uzmanlarına ve bu uzmanların insafına havale ediyorum.
16 -bk. Avni Özgürel, 02.10.2005 tarihli Radikal Gazetesi’nde bulunan “Türkiye’nin iki asırlık engelli yolu” başlıklı yazısında yer alan “Şerefnamede Kürtler” başlıklı alt bölüm.
17- Emir Şemsettin’e hâmilik ettiği anlaşılan Şah Tahmasp, 1514 yılında Çaldıran’da Yavuz Sultan Selim’e yenilerek tacını, tahtını kaybeden Şah İsmail’in oğludur. 1514 yılında İsfahan’da doğmuştur. Babasının ölümü, Alevi ve şii söylemiyle Hakka yürümesi üzerine 1524 yılında, yani henüz on yaşında bir çocuk iken tahta çıkarılmıştır. Ömrü boyunca, var olan devlet sınırlarını korumak, Alevi inancının kurumlarını oluşturmak için çalışmıştır. Kendisini rahat bırakmayan, başta Osmanlı devleti olmak üzere çeşitli güçlerle savaşmış 1576 yılında Kazbin’de vefat etmiştir (Ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.alevikonseyi.com/).

https://www.turkishnews.com/tr/content/2017/10/02/kurtler-millet-midirserefname-duzleminde-bir-ufuk-turu/


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 079
Point(s): 40 281
Moyenne de points: 3,08

MessagePosté le: Jeu 5 Oct 2017 - 17:47
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta
Répondre en citant

vahe2009 a écrit:


..............




Üstteki resim Van Turuşin yaylasındaki Alan Türklerinden kalma yazıttır.

vay anam babam vay hakis nuhlis hayernce hiyegrolif yazıyı bile kendilerine maletmiş..

https://kurtasiretleri.wordpress.com/2016/02/12/kurt-asiretlerinin-kokeni/


Resim ters, tipki 'pantalon üstü' gibi...


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 16:50
MessageSujet du message: Resmi Söylem ;Kart Kurt Türkleri /Dağ Türkleri yani Kürtler, Orta

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Kürt-Ermeni ilişkileri ve 1915 Soykırımı Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com