Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Rum - Pontus - Laz
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou
Administrateur
Administrateur

En ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 899
Point(s): 39 794
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Sam 20 Mai 2017 - 01:55
MessageSujet du message: 19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..
Répondre en citant

19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..



19 Mayıs 2015
Tamer Çilingir
DEVRİMCİ KARADENİZ

Kimileriniz ellerinizde bayraklarla tören meydanlarına koşacaksınız biliyorum.
19 Mayıs’ın anlam ve öneminden bahsedilen konuşmalar yapacak olanları dinleyecek, çoşacaksınız. Bir kez daha ‘’ne mutlu Türküm diyene’’ demenin gururunu hissedeceksiniz.
Çünkü bir kez daha yinelenecek aynı hikaye; işgal altındaki topraklarımızı kurtarmak için İngilizlerden ve Osmanlı Padişahı’ndan gizli olarak yıkık dökük bir gemiyle İstanbul’dan Samsun’a giden bir kahramandan, mavi gözlü sarışın Mustafa Kemal’in Kurtuluş Savaşı’nın nasıl başlattığı hikayesinden dem vurulacak.
Yedi düvele karşı nasıl büyük bir kahramanlık destanı yazıldığı söylenecek. Anti emperyalizm bayrağı altında işgalcilerin nasıl yenilgiye uğratıldığı ve aksi halde adlarınızın Yorgo veya Dimitri olabilecekken, şimdi Ahmetler, Mehmetler olduğunuz ifade edilecek. Büyük coşkuyla ’Gençlik Marşı’nı söyleyeceksiniz.
YALANLARLA YAŞIYORSUNUZ!..
Ne 19 Mayıs 1919 emperyalizme karşı verilmiş bir kurtuluş savaşıdır, ne Mustafa Kemal Samsun’a gizli saklı gitmiştir.
19 MAYIS 1919 SAMSUN
Mustafa Kemal’in 9.Ordu (12 Haziran 1919’dan başlayarakbu unvan 3.Ordu olarak değiştirilmiştir) Müfettişliğine atanmasıyla ilgili yönetmelik Meclis-i Vükela[1]tarafından 6 Mayıs 1919’da onaylanır.
Yani Kemalistlerce 1930’lardan sonra yazılan yeni resmi tarihe göre ’’vatan haini’’ ilan edilmiş İstanbul’daki mecliste alınmış bir karardır, Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişi. Üstelik de bu onayla Mustafa Kemal’e verilen yetki, askeri yönden ’’başkomutanlık’’, mülki idare yönünden “Genel Vali” yetkisidir.
Sadi Borak’ın Atatürk adlı kitabında Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçmeden önce 6 Mayıs 1919’da Harbiye Nazırı Şakir Paşa ile yaptığı görüşme[2] şöyle aktarılır:
“Şakir Paşa bir dosya uzattı bana, (sonra): ‘Bunu okur musunuz?’ dedi. Dosyayı baştan nihayete kadar gözden geçirdim: Özeti şuydu. ‘Samsun ve bölgesinde birçok Rum köyleri Türkler tarafından her gün tecavüze uğramaktadır. Osmanlı Hükümeti bu vahşi saldırıların önüne geçememektedir. Bu bölgenin güven ve huzurunu sağlamak, insanlık adına borcumuzdur.’ (İşgal kuvvetleri subayı) Raporlar İstanbul Hükümeti’ne verilirken bir de protesto ilave edilmişti: Bu tecavüzleri engellemek lazımdır. Eğer siz acizseniz, görevi üstümüze alacağız.”
Görüldüğü üzere öncelikle Karadeniz’de yaşanan duruma dair bir tespitte bulunulmaktadır. Rum köyleri, her gün tecavüze uğramaktadır. Ve Osmanlı yönetiminin bu konuda aciz olduğu iddiasıyla İngilizler, bir uyarıda bulunmuşlardır.
Anlaşıldığı üzere İngiliz yönetimi işgali İstanbul ile sınırlı tutmak istemektedir. Oysa Mondros Mütarekesi Antlaşma maddeleri gereği, pekala İngiliz askerleri sözde bu aciziyeti ortadan kaldırmak için kendileri de Karadeniz’de “önlem alabileceklerken” Osmanlı yönetimini uyarmışlardır.
İşin ilginç yanı ise Osmanlı Hükümeti’nin hakkında arama kararları aldığı hatta idamla yargılanmasını talep ettiği “Kuvayi Milliyeci” subayların bu göreve hem de İstanbul Hükümeti tarafından uygun görülmeleridir. Bu durum çelişkili bir durumdur. Ama bu çelişki, sadece bununla da sınırlı değildir. Mustafa Kemal ve 34 arkadaşı Samsun’a gitmek için İngilizlerden vize almıştır.
MUSTAFA KEMAL VE 34 YÜKSEK RÜTBELİ SUBAYA, İNGİLİZLER TARAFINDAN VERİLEN ’’SAMSUN’’ VİZESİ
Samsun’a gidecek olan sadece Mustafa Kemal değildir. Mustafa Kemal’in yanı sıra 34 kişiye daha İngilizler tarafından Samsun’a gidiş vizesi verilmiştir. İstanbul’da 1919’da İngiliz Karargahı’nda istihbarat subayı olarak görevli yüzbaşı Bennett, Mustafa Kemal ve ekibinin İstanbul’dan ayrılıp Samsun’a gitmesi için vizeyi veren kişidir. Yüzbaşı Bennett, Nezih Uzel’in “Atatürk’e nasıl vize verdim” adlı kitabında da bu vizeyi kaç kişiye, nasıl verdiğinin hikayesini şöyle anlatır:
“Mustafa Kemal ile 1 Mayıs 1919’da tanıştım… Samsun’a 35 kişinin gideceğini görünce şüphelendim… Evet, bunun için benim mesuliyetimin üstünde gördüm. Bunların hepsine vize vermek, çünkü bana 3-4 kişi gidecek, vize vereceksiniz yani talimat, emir verildi. 35 kişi ve bunların hepsi büyük adamlar. Yani levazım filan değildir. Bütün evrakı aldım. Ve Şişli’deki İngiliz Kumandanlığı’na gittim. 3-4 kişi yerine 35 kişi vize ister, vizeyi verebilir miyim? Onlar telefon ettiler ve cevap geldi ki: Siz veriniz. Biz evvela İngiliz Başkomiserliğine, o zaman Rumbolt komiserdi, sefir yoktu. Onlar bize cevap verdiler: Mustafa Kemal gitsin ve ne ki lazımsa yapsın. Ben derhal gittim, vizeyi verdim. Vizeleri imza ettim ve teslim ettim. Ben anladım ki orada bir heyecan var, anladım ki yani bir şey var, fakat ben hiçbir şey söylemedim… Biliyorsunuz Yunanlar daha işgal etmemişlerdi değil mi? Yunanların işgal ettiği haberi gelince bunlar derhal karar verdiler. Çünkü benim gördüğüm hal, oradaki Harbiye Nezareti’nde hazırlık tamam değildi. Belki bunun için biz 35 kişiye vize verdiğimiz halde, yalnız 19 kişi gitti. Hepsi hazır değildi. Gazete 19 kişi der fakat ben hatırımda çok iyi kalıyor ki 35 kişiye vize verildi. Fakat bu İzmir işgali sebebiyle acele gitmişler ve kim ki hazır değildi, sonra gelsin denildi, ben öyle anladım. Bence İsmet Paşa isteseydi giderdi, evrakı hazırdı, mani yoktu. Vizesi, her şeyi vardı, tabii o biraz geç kaldı. Birkaç hafta sonra gitti değil mi? Ben o zaman irtibat zabitiydim. İstihbarata Eylül’de 3 ay sonra atandım. Bu nisan, mayıs, haziran, temmuzda ben hep, şey, ben hep Harbiye Nezareti’ndeydim.”[3]
İngiliz İstihbarat Subayı vize verilecek olanların 3-4 kişi olduğunu sanıp 35 kişilik listeyle karşılaşınca, şaşkınlığını anlatıyor. Ve bu kadar insana vize verilmeyeceği düşüncesiyle Şişli’deki İngiliz Kumandanlığı’na gittiğini söylüyor. Ama yapılan bir telefon görüşmesiyle 35 kişinin tümüne vize onayı çıkıyor.
İstihbarat subayının anlatımlarındaki “Orada bir heyecan var, anladım ki yani bir şey var, fakat ben hiçbir şey söylemedim” ifadesi de işin arkasında başka bir şey olduğu şüphesini uyandırıyor. Yani Mustafa Kemal ve arkadaşlarının yazdıkları resmi tarihe bakarsak, İngilizlerin tehdit olarak gördüğü kişiler olması gerekiyor. Hem İngilizlerin hem Padişah’ın hem de İstanbul Meclisi’nin düşman olarak gördüğü Mustafa Kemal ve arkadaşlarının üstelik de yüksek rütbeli subaylardan oluşan 35 kişinin Samsun’a gidişinin onaylanması ne kadar olağandır?
Yüzbaşı Bennett’in hikayesini anlattığı vizenin mühürlü fotoğrafı Kazım Karabekir’in “Paşaların Hesaplaşması” kitabında yer almıştır.[4]
Ne hikmetse Kemalistlerce kendilerine karşı anti-emperyalist kurtuluş mücadelesini başlattıklarını iddia ettikleri İngilizler “Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs’ta Samsun’a çıkma vizesi”ni Mustafa Kemal ve arkadaşlarına bu kadar rahat vermiştir.
Kazım Karabekir de günlüklerinde Samsun’a giden Bandırma Vapuru’nda üst düzey bazı subayların isimlerini şöyle aktarır:
“19 Mayıs 1919 Pazartesi
Mustafa Kemal Paşa bugün Bandırma vapurundan Samsun’a çıkmıştır. 16 Mayıs’ta İstanbul’dan hareket etmişler. 21’de ben haber aldım. Yanında Refet Paşa, Miralay Kazım Bey (Erkan-ı Harbiye Reisi), Kaymakam Arif Bey (1. Şube Müdürü), Binbaşı Hüsrev Bey (2. Şube Müdürü),Miralay İbrahim Tali Bey (Sıhhıye Reisi), Doktor Refik Bey (Hususi Tabip).
Rauf Bey nezdinde Recep Zühtü (Gazeteci), Yüzbaşı Tufan Bey, İzmit sabık mutassarrıfı Süreyya Bey olduğu halde Amasya’ya iltihak etmişlerdir.’’[5]
Öte yandan Mustafa Kemal’in Samsun’a kırık dökük bir vapurla (Bandırma) gitmediğini öğreniyoruz… Bunun uydurma olduğunu, Genelkurmay’ın ATASE arşivindeki bir belge yalanlıyor. Belgede “Bandırma vapuruna 20 subay, 5 memur, 50 küçük subay (silahlı), 51 küçük subay (silahsız) bindirilecek. Yanlarına 17 binek hayvanı, 49 katır, 4 tane de otomobil verilecektir” ifadesi yer alıyor.[6]
Zaten Yunanların İzmir’e çıkmasıyla birlikte, İttihat ve Terakki’nin planı olan “Anadolu’yu Hristiyanlardan temizleme operasyonu”nun ikinci etabı için; yani Rumların tehcir ve soykırımı aşamasına meşruluk zemini oluşturulmuştur.
Anlaşılmaz olan şudur. Bugüne kadar herhangi bir tarihçi nasıl, bu belgelerle karşılaşıp da şöylesi şüpheler taşımamıştır?
1-Resmi tarihe göre İngilizler tarafından tehlikeli görülen yüksek rütbeli Kemalist subaylara neden Samsun vizesi verilmiştir?
2- Resmi tarihe göre padişah ve İstanbul Hükümeti nezdinde vatan haini olan Kemalistlerin Samsun’a gidişi Padişah ve özellikle de Meclis-i Vükela; yani İstanbul hükümeti tarafından neden onaylanmıştır?
3- Yunanların İzmir’e çıkarılması acaba İngilizlerin bilinçli bir politikası mıdır? Çünkü bu durumda ‘Anadolu’daki Rumlar böyle bir savaşta Yunanların yanında yer alacaktır’ yargısıyla ve tabi propagandasıyla Kemalistlerin Anadolu’daki bütün Rumlara karşı soykırımı ve sürgün politikaları meşru bir zemin kazanacaktır.
4-Askeri olarak hiçbir gücü olmayan, ordusu dağıtılmış, İngilizlere karşı tek kurşun atmadan yedi düvele karşı anti-emperyalist kurtuluş savaşı verdiğini iddia eden Kemalistler, Sevr’e karşı Lozan’ı nasıl kabul ettirmişlerdir?
Mustafa Kemal’den ilk şifre
Ve son olarak 21 Mayıs 1919 Çarşamba tarihinde günlüğüne yazdıkları, daha doğrusu sordukları dikkat çekiyor:
“Mustafa Kemal’den ilk şifre:
Neden Samsun’a çıkmış.
Neden Samsun’da vakit geçiriyor.
Memuriyeti kabul ettim diyor. Neden daha evvel etmedi.
Bu memuriyet nedir? Padişah ve Ferit Paşa’nın birer neferi gibi hizmet edeceğiz diye gazetelerde beyannameleri vardı. Kemal Paşa’yı mukavemet için mi gönderdiler.
‘Fahri Yaver-i Padişahi’ dediğine nazaran Padişah tarafından bir vazifedar mı idi.”[7]
Kazım Karabekir bu günlüklerini yazdığında henüz Mustafa Kemal’in saflarındadır. Ya kafası karışmıştır bütün bu olan bitenden, ya da herşeyin farkındadır ama bunu dile getirmiyor.
Ama bütün bu yazılanların tarihsel bir karşılığı vardır. 19 Mayıs 1919, İttihatçıların başlattığı ve ilk olarak Ermeni, Süryani ve Rumları kapsayan Hristiyanlara yönelik planın, ikinci etabının başlandığı tarihtir. Mustafa Kemal ve arkadaşları, Karadeniz’de yerel çetelerle birlikte, 353.000 kişinin canına, (Karadeniz’den 200 bine yakın) 1 milyon 250 bin Rum’un Mübadeleyle sürgün edilmesine yolaçacak Pontos Rum Soykırımını gerçekleştirmiştir.
Hepinizin çok iyi bildiği Gençlik Marşı, hani güya Mustafa Kemal’in mırıldandığı söylenen marşa gelince; aslen İsveç anonim şarkısıdır. Üç şırfıntı kız (Tre trallande jäntor) adı ile bilinir, üç kız kardeşin ormandaki maceralarını anlatmaktadır. Bestesi Felix Körling’e (1864-1937) sözleri Gustaf Fröding’e (1860-1911) aittir.
Çalışmıştır anlayacağınız… Üzerine Türkçe sözler yazılıp Gençlik Marşı diye yutturulmuştur yüz yıldır…
Tıpkı hayatları çalınan Pontos Rumu 353 bin insan gibi,
tıpkı yurtları ellerinden alınıp sürgün edilen 200 bine yakın Pontoslu Rum gibi,
ve geride kalan bizlerin çalınan geçmişimiz gibi, kimliğimiz gibi…
19 Mayıs Pontoslu Rumlar için acı, hüzün, işkence, ölüm demektir, SOYKIRIMI demektir.
Şimdi kendinize gelin Soykırımı gününü bayram olarak kutlama ahlaksızlığına son verin.
[1] Meclis-i Vükela Osmanlı Devletinde Sadrazamın başkanlığındaki Şeyhülislamla diğer bakanlardan meydana gelen meclisin adı; vekiller meclisi. Bu meclis, devletin iç ve dış siyasetiyle ilgili önemli konularda kararlar alırdı. Buna “Meclis-i Has” “Meclis-i Hass-ı Vükelâ” da denirdi ki Kabine, yani Bakanlar Kurulu demektir.
[2] Sadi Borak, Atatürk, Başak Yayınevi 1973, sayfa 221-224’ten aktaran, Nevzat Onaran Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum mallarının Türkleştirilmesi, Enval-i Metruke’nin Tasfiyesi-2 Evrensel Basım Yayın, Ekim 2013, sayfa 38-39
[3] Nezih Uzel, Atatürk’e nasıl vize verdim, Selis Kitaplar, İstanbul 2008, sayfa 126-131
[4] Kazım Karabekir, Paşaların Hesaplaşması, sayfa 279-283. Aktaran Nevzat Onaran Cumhuriyet’te Ermeni ve Rum mallarının Türkleştirilmesi, Enval-i Metruke’nin Tasfiyesi-2 Evrensel Basım Yayın, Ekim 2013, sayfa 42.
[5] Kazım Karabekir, Günlükler 1906-1948 1. Cilt, Yapı Kredi Yayınları, sayfa 596.
[6] Aktaran, Z. Türkmen „Mütarekeden Milli Mücadele’ye Mustafa Kemal Paşa, Bengisu Yayınları, 2010, sayfa 146.
[7] Kazım Karabekir, Günlükler 1906-1948 1. Cilt, Yapı Kredi Yayınları, sayfa 597.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Publicité






MessagePosté le: Sam 20 Mai 2017 - 01:55
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

En ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 899
Point(s): 39 794
Moyenne de points: 3,09

MessagePosté le: Sam 20 Mai 2017 - 01:58
MessageSujet du message: 19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..
Répondre en citant

19 mayıs bayram değil Pontos Pogromu ve yas günüdür.

Yannis Vasilis Yaylalı

Pontos kısa tarihi
Pontus [1](Yunanca: Πόντος, Pontos) antik Yunanca “deniz” anlamına gelmesi ve Yunan mitolojisinde Gaia’nın oğlunun adı olmasının yanı sıra Amasyalı Strabon’dan itibaren antik yazarlarca Karadeniz’in güney kıyısında Halys ırmağının (Kızılırmak) doğusunda yer alan Kuzey Anadolu sahillerini hinterlandıyla birlikte tanımlamak için kullanılmıştır. Batı’da Pontos‘ta (Samsun, Giresun, Tokat, Ordu, Amasya) Doğu’da ise (Trabzon, Rize, Gümüşhane) illerini kapsamaktadır

Pontos halkının; varlığı Karadeniz’de M.Ö 4. yüzyıla kadar dayanır. Elen soyundan gelen Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Stafanos[2] ve onu referans alan Ayşe Hür’ün belirttiği Gürcü halkının iki kolu dedikleri olan Lazlar ve Tznalar’ın da Pontoslu’lukta erime tezini pek gerçekçi olduğuna inanmıyorum. Bugün Pontos’da ancak Rize ve Trabzon’un bazı köylerinde Romeika konuşulmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz korunma altına alınmaz ise kaybolmak ile yüz yüze kalacaktır.Pontos halkının konuştuğu dil Romeika’dır. Bugün Pontos’da ancak Rize ve Trabzon’un bazı köylerinde Romeika konuşulmaktadır. Konuştuğumuz dilimiz korunma altına alınmaz ise kaybolmak ile yüz yüze kalacaktır.
Osmanlı’nın 1461 yılında Pontos’u işgal etmesi ile dil ve din asimilasyonu politikaları da başlar.
Pontos’da bu yaşadığımız işgal ve saldırı anlamında Osmanlı’nın yaptığı elbette ilk değildir. Daha önce bir çok güç bunu denemek istemiş yer yer de başarı sağlasa da bizim için sonun başlangıcı olacak soykırım ve asimilasyon politikaları Osmanlı ile birlikte gelip, İttihat Terakki ile devam eden ve genç faşist cumhuriyet ile doruğuna ulaşan süreçtir.Latinlerden kaçarak Trabzon’a gelen Bizans Kommenos hanedanlığı kurduğu Trabzon Rum imparatorluğu 1461 yılında Fatih sultan Mehmet tarafından alındı. Trabzon’un 1461 yılında Osmanlı tarafından işgali sonrasında İslamlaşmaya başladığını görüyoruz.Trabzon’da 1461 yılında yüzde yüz olan Hristiyan nüfusu, 1523 yılında yüzde 86’a geriler:[3]
Müslümanlar % 14.32
Rum Ortodoks % 69.22
Ermeni Ortodoks % 12.93
Latin Katolik % 3.53
Bunca saldırı ve asimilasyon çalışmalarına karşı Osmanlı’nın 1914 kayıtlarına bakıldığında samsun’dan Rize’ye 450 bin pontos’lu rum yaşadığını görüyoruz. Hatta bir çok yerde nüfus’un %50’sini geçen bölgeler vardı. Osmanlı’nın Pontos halkına saldırılarını bir kaç örnek ile verelim.
Pontos halkına Osmanlı saldırısı en üst seviyesine Köprülüler dönemi-1656-1670 ile çıkar.
Osmanlı’da sadrazamlık 1656-83 arası Köprülü Mehmet Paşa sonra oğlu Fazıl Ahmet paşa ve damatları Kara Mustafa paşa sürdürür.Bu dönem’de Pontoslu Rum halkına baskılar oldukça artmıştır. Kendisi de Amasya’lı olan Kara Mustafa Paşa da her türlü şeyi bahane ederek Rum halkına baskı uygulamaya devam ettiğini görüyoruz. Fakat asıl baskı 1670 ile birlikte gelir Rumca konuşmak yasaklanır. Rumca konuşanların ölümle cezalandırılacağı duyurulur. Bununla da yetinilmez, Osmanlı askerleri ve muhbirleri sürek avı başlatır ve çarşı pazar Rumca konuşan insanlar aranır.
Rumca konuşurken yakalanan kadınların ve çocukların dilleri kesilir, erkekler ise idam edilir. 8 ila 15 yaş arasındaki çocuklar, ailelerinin elinden zorla alınarak (Türkçe konuşmaları ve Müslüman olarak yaşamaları için) bilinmeyen yerlere götürülür.
Kız kalesi direnişi
Halkımız tüm baskılara rağmen dilini ve kültürünü yaşamaya devam etmekister.Halkımız Her türlü baskıya rağmen Bafra ve civarında kendi dili ve kültürünü sürdürmek isteyince Amasya’lı Kara Mustafa Paşa, Bafralı Rumları cezalandırmak için Osmanlı beylerinden Hasan Ali bey sadece Bafra rumlarını cezalandırmak değil yaptığı katliamla diğer bölgedeki Rum halkına korku salmak için yüzlerce insanı Bafra’da katleder.
Bu arada bu katliamdan kurtulmak için 1500 kadın ve çocuk Bafra’da bulunan Kız kalesine sığınır.Direniş kaleye ulaşır ve uzun bir direnişin ardından Osmanlı kaleye girmeyi başarır.Yine Maliyaris yayınlarından çıkan Pontos ansiklopedisinin anlatımlarına göre 30 kadın Osmanlı’nın eline geçmektense kendini kale surlarından aşağıya uçuruma bırakmştır. Bu yüzden o kale unutturulmaya bırakılmıştır.Barındırdığı o direniş kültürünü ortaya çıkarmak istenmemiştir.Tabiiaynı zaman da yaptıkları katliam da ortaya çıkacak dı.Osmanlı yaptığı baskının sonrasında gördüğü direnişten ürker ve geri çekilir.O günden sonra o kalenin ismi kız kalesi olarak kalacaktır.
Ya Dilimizden vazgeçmemiz ya da dinimizden vazgeçmemiz istendi
Osmanlı bu olayların ardından yeni bir yöntem üretiti.Padişah’ın imzasıyla çıkarılan bir ferman ile Pontoslu Rumlara “YA DİNİNİZİ YA DİLİNİZİ DEĞİŞTİRECEKSİNİZ” emri yollanır.
İşte bu ferman Pontos’un ve biz pontoslu’ların dünden bü güne kaderimizi belirleyen önemli bir özellik taşıdı. Bu ferman sonrasında Pontos’un batı kısmı (Samsun, Giresun, Tokat, Ordu, Amasya) yaşayan Rumlar, Ortodoks Hristiyan olarak dinlerini sürdürmeyi, dillerini değiştirip Türkçe konuşmayı kabul ettiler.
Pontos’un doğu kısmı ise (Trabzon, Rize, Gümüşhane) yaşayan Rumlar ise tam tersine Rumca konuşmayı sürdürmeyi, dinlerini değiştirip Müslüman olarak yaşamayı kabul eder. Ancak ileriki yıllarda anlaşılacağı üzerine Pontos’un doğusunda yaşayanlar bir kısmı dışarıya Müslüman görünürken, gizli Hristiyan olarak dinlerini de devamettirir.Bu konuyu Yunanistan’da yaşayan Pontoslu yazar Yorgo Andreadis kendi aile hikayesinden yola çıkarak gizli din taşıyanları kitabına işlemiştir
Tarihimiz bir çok direniş ve aynı zamanda da yenilgiler ile doludur.Osmanlı’dan ittihatçılara ve ardından kurulan Türkiye devletine bir çok saldırıya karşı çok uzun soluklu direniş tarihimiz olmuş,fakat zamanla yalnızlaştıkça, tehcir ve uygulanan soykırım’a karşı iki yüzlü uluslararası ilişkiler yüzünden zaman için de halkımız bu saldırılara karşı koyamaz duruma gelmiştir. Sonrası çorap söküğü gibi geldi .Büyük Pontos pogromunda ölmeyenler, önce gizli gizli kendi kültürünü yaşamaya çalışsa da yavaş yavaş , artık tüm olup bitenlerin korkusundan dolayı kültürel aktarmayı yapmayı bıraktılar.
Osmanlı’nın dağılma ve ulusal uyanış dönemi elbette Türkler’de olduğu gibi Pontos Rumları içinde geçerliydi.
Osmanlı ve İttihat Terakki ve sonraki kadroları, hatta bu güne kadar olan resmi ideolojinin en çok kullandığı yalan, Emperyalist güçler Osmanlı imparatorluğuna saldırdığında, bu güçler ile Rum halkının,Ermeni halkının,hatta Kürt halkının birlik olup Türklere ihanet ettikleridir.Ulusal uyanış demek , feodal sistemin yerine, kendi iç pazarları olan devletlerin ortaya çıkması anlamına gelir. Bu anlamı ile yaklaşıldığında Türk burjuvazisi nasıl kendisi için bir iç pazara dayanan devlet kurmak istiyor ve bunun için çaba gösteriyorsa, diğer ulusların uyanışları ve kendi devletleri için çabaları anormal değil, tam tersine normal bir tutumdur.
Küçük Kaynarca antlaşmasına kadar , yani 15. yüzyıldan 18. yüzyıla kadar Pontos’da yapılan ticarete genel olarak müslümanlar hakimdi.Küçük Kaynarca antlaşması ile Fransa, Rusya, Avusturya ve İngiltere’ye Osmanlı devleti imtiyaz tanımak zorunda kaldı. Rusların hem denizcilik hem de dil yeteneklerinden dolayı Pontos’da yaşayan Rum halkını Müslüman halka karşı tercih etti. Bu nedenlerden dolayı bir çok meslek alanında Pontos’da Rumlar ticarete hakim olmaya başladı. ”19. yüzyılın sonuna gelindiğinde, Samsun-Trabzon hattında özellikle taşımacılık, bankacılık, sigortacılık ve ticaret artık Ermeni ve Rumların tekeline geçmişti”[5] Tabii herkes iyi bilir ki ekonomik uyanış beraberinde diğer üst yapısal şeyleri de tetikler ve harekete geçirir.
Pontos Rumlarında siyasi bilincin gelişmesi , Balkan ve Birinci Dünya savaşı ile birlikte Osmanlı saldırısına karşı Pontos halkının kendini savunması.
Elbette yukarıda söylediğim Pontos toplumundaki ekonomik hareketlenme uzunca bir olgunlaşma sürecinden sonra sırası ile Pontos halkının siysi aktör olarak ortaya çıkmasını 1) 1908 jön Türk devrimi ve getirdiği olanaklar 2) Balkan savaşı ve gerçekleşen ulusal kurtuluş hareketleri ki, Yunanistan’ın kurtulması en büyük etkenlerden biri olarak gösterilebilir 3) Birinci dünya savaşının başlamasını gösterebiliriz. Osmanlı’nın balkanlar da toprak kaybetmesi , daha agresif ve intikamcı politikaları devreye sokmasın neden oldu. Ardından Osmanlı’nın yine emperyal çıkarları doğrultusunda birinci dünya savaşına girdi. Balkan savaş ve birinci dünya savaşı nedeniı ile birlikte seferberlik adı altında Pontos Rumları Amele taburlarına alınmaya başlandı.Osmanlı ve İttihatçıların devreye soktuğu soykırım politikaların da Amele taburlarının önemli bir yeri olduğunun bugünden baktığımızda açıkca görüyoruz. Pontos halkı da bu uygulamalardan büyük rahatsızlık duymaya başladı.Bu durum yetmez gibi bir de Osmanlı üstüne Samsun’un Rum köylerine balkanlardan getirdiği göçmen nüfusunu zorla yerleştirmeye kalkınca, hatta göçmenleri kabul etmeyen Samsun’un Çarşamba yolu üzerindeki kirazlı köyü ve Çırahman, Ökse, Tevkeris, Çinit, Andreandon, Çınarlı köylerini yoğun baskı uygulaması hatta daha sonra göçmen kabul etmeyen üç köyün Osmanlı tarafından yakılması, Pontos’un ilk direniş birliklerinin de örgütlenmesine, karşı koyuş eylemlerinin ortaya çıkmasına neden oldu. Pontoslu’lar artık toplu şekilde askere gitmeyi, amele tapurlarına gidip kölece ölmeyi ret ediyordu. Bu şekilde ortaya çıkan asker kaçakları sonradan Pontos halkının öz savunmasını oluşturacak partizan birliklerinin de ana gövdesini oluşturmuş oldu.
Doğal olarak ki Osmanlı despot imparatorluğu dağılırken, Biz de tüm diğer tüm uygar halklar ve uluslar gibi, yaşadığımız Pontos’da halkımızın hakları için mücadele ettik. Fakat uluslararası konjektür bizden yana değildi, Rusya ve Sovyet Rusyası hariç,tüm diğer uluslararası güçler,Bizim canımız ve malımız üzerinden yükselen Türk devletini desteklemeyi yeğledi.Bize uygulanan katliamlara çoğunlukla bu yüzden sesiz kalındı.
Bu yazımda da bir kaç kere bu ifade ettiğim gibi, Osmanlı arşivlerinde görüleceği üzerine 19 yüzyılın sonlarına doğru Pontos’da bir çok iş kolu ve meslekte hakimiyet Rum halkına ve Ermeni halkına aitti. Bu kapkaçcı Türk burjuvazisinin iştihanı oldukça kabartmış olduğunu bugün artık kimse inkar etmiyor.Bizim zenginliğimiz bize uygulanan soykırım politikalarında en belirleyici aktör olmuştur.

İttihat Terakki-İstanbul hükümeti-Mustafa Kemal ve Topal Osman evlerimizin son taşları gibi bizi söküp attılar topraklarımızdan…
Bize yapılanlar,Topal Osman ile o dönem Sinop mebusu Dr. Rıza Nur “Hayatım ve Hatıralarım” adlı eserinde anlattığı bir dialog çok güzel anlatıyor. Topal Osman’a belki yine değinebilirim ama bilmeyenler için 1912-1923 yılları arasında bize uygulanan soykırımın da baş sürdürücüsü iken Ermeni ve Kürt halkına karşı uygulanan katliamların da baş zanlılarındandır.Aynı zaman da Mustafa Kemal Atatürk’ün fedaisi diye de ün salmıştır.
Taş üstüne taş koyma, bir daha burada kilise vardı, diyemesinler dedim.
Bir gün Topal Osman ile karşılaşan Dr. Rıza Nur arasında şu konuşma geçer;
– Bu gâvurlardan hayır yoktur. Ben bu işleri iyi yapıyorum diye yapıyorum. Kötü ise iyisini söyleyin. Derhal öyle yaparım. Ben cahil bir adamım. Yalnız bir gayretim var; Türküm, Müslümanım. Evet, Türk’ü, dini gavurlardan kurtarmak için çalışıyorum. Başımı bu yola koydum
– Osman Ağa’nın bu sözü bana çok te’sir etti. Pek sevdim. Hem dindar, hem Türkçü. İkisi birden bu cahil adamda, mükemmel şey. Sonra bilfiil büyük bir cesaretle harpler ediyor. Yanıma çağırıp oturttum ve kendisine;
Ağa! Sen Ferid Bey’e, bilmem kime bakma! Yaptığın yanlış değil. Tamamıyla doğrudur. Haklısın, vatana büyük hizmetler etmişsin. Bildiğin yolda devam et! Dedim.
– Ya bunlar sonra bir şey yaparsa?, dedi.
– Ben senin tarafındayım. Korkma! Dedim.
– Ağa, Pontus’u iyi temizle, dedim.
– Temizliyorum, dedi.
– Rum köylerinde taş taş üstüne bırakma, dedim.
– Öyle yapıyorum ama kiliseleri ve iyi binaları lazım olur diye saklıyorum, dedi.
– Onları da yık, hatta taşlarını uzaklara yolla, dağıt. Ne olur ne olmaz, bir daha burada kilise vardı, diyemesinler dedim.
– Sahi öyle yapayım. Bu kadar akıl edemedim, dedi.
Vapur kazanlarında kömür yerine Pontos Rumu yakıldı.
Ayşe Hür’ün birikim dergisine yazdığı ‘çağımızın bir başka kahramanı’ yazısında Türk çetecisinden ve katilinden nasıl kahraman çıkarıldığına işaret ederken , dünden bu güne aslında hiç bir şeyin değişmediğini bize göstermektedir. ”. Falih Rıfkı’ya göre Topal Osman[4] basılan her Türk evine karşı 3 Rum evini basmak, mezarını kendine kazdırıp diri diri adam gömmek, vapur kazanlarında kömür yerine canlı adam yakmak gibi zulüm ve işkenceleri ile bölgeyi Rumlardan tamamen temizler. Görevinde ne kadar başarılı olduğunu Genelkurmay raporlarından anlarız. O tarihte çetecilik olayına karışan Rum sayısı 11.118 iken Rum çeteciler tarafından öldürülen Türk köylü sayısı 1817’dir. 1914 Osmanlı Salnamesi’ne göre Trabzon, Sivas ve Kastamonu vilayetlerinde yaşayan 450 bin Rum’dan 86 bini 1. Dünya Savaşı sırasında Rusya’ya göç etmiş, 322 bini 1923 nüfus mübadelesiyle Yunanistan’a gitmişti. Aradaki fark olan 65-70 bin Rum’un 1916-1923 arasında şu veya bu şekilde hayatını kaybettiği tahmin edilir. ”(Aktaran Stefanos Yerasimos, Pontus Meselesi, Toplum ve Bilim, 1988-89 Güz sayısı.)
Türk devleti bizim canımız ve malımız üzerinden yükselmişdir.
Türk devleti 19 Mayıs 1919 tarihini kendisi için bir kurtulma tarihi olarak göstermektedir.Biz resmi ideolojinin yalan propagandalarından biraz da olsa kendini sorgulayarak sıyrılmış olanları, iyi biliyoruz ki o gün ve o yıllar bizim canımız ve malımız üzerinden bu devlet yükseldi.O yılların kayıtları yavaş yavaş ortaya çıkmaktadır.O yıllarda kurtulduk dedikleri bizlerdik aslında, varlığımız ve malımız bu inkarcı devletin maalesef harcı oldu. Mustafa Kemal Atatürk’ün sözde Pontos halkı Topal Osman gibi çetelerden koruması için İstanbul hükümeti Karadeniz’e göndermişti.Peki ne oldu biliyor musunuz daha ilk ayında Topal Osman ile Atatürk havza’da bir araya geldiler. halkımıza karşı sürmekte olan katliamın örgütsüz olduğu kararı üzerine Topal Osman’a daha fazla zalimlik yapabilsin diye bir katliam birliği oluşturdular.Bakın biz neden o tarihi seçtik iyi anlaşılsın diye bir şeyi daha aktarmak istiyorum.
Bu Topal Osman çetesinden sadece biz şikayetçi değildik.o dönemin mülki amirleri de şikayetçiydi. bu konu da her fırsatta hükümet bilgilendiriliyordu. İstanbul hükümetinin Ermeni ve Kürt halkına karşı uygulamalarından idam cezası almış olan ve bunca hakkında şikayet olan Topal Osman’a Atatürk ricası ile af çıkarıldı. İstanbul hükümeti- sonradan oluşacak Ankara hükümeti ( Mustafa Kemal ve diğer ittihatcı artıkların) bilgisi dahilinde bize bugün sürekli kanıtlamaya çalıştığımız büyük POGROM uygulandı.
Pontos halkına karşı 1914-1923 arası uygulanan pogrom sonucunda 353.000 insanımız acımasızca katledilmiştir.Yüz binlerce Pontos’lu yerinden yurdundan zorunlu Tehcir’e tabii edildi.babalarından annelerinden kopartılan on binlerce çocuğun bugün hala akibeti bilinmemektedir.Türkiye devleti kabul etmese’de ilk olarak Yunanistan Meclis’inin 1994’de aldığı kararla Pontus Rumlarının soykırımını anma günü olarak kabul etti.Bu sene ise Avusturya ve Ermenistan,Çek cumhuriyeti meclisleri Pontos soykırımını tanıdığını kabul ettiler.
Bir Pontos’lu olarak bir kere daha Türkiye devletini Pontos soykırımını tanımaya çağırıyoruz . Her türden inanç ve halkları adaleti gelmeyen bir soykırımın yasını tutamayan Pontos halkı olarak bizimle dayanışmaya çağırıyorum.
……………………………….
kaynakça:
1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Pontus
2) http://www.gelawej.net/pdf/Pontus-Meselesi.pdf
3) Trabzon Şehrinin İslamlaşması ve Türkleşmesi 1461-1583, Heath W. Lowry, Boğaziçi Üniversitesi yaYayınevi 5.Baskı, Sayfa 84.
4) 3)Ayşe Hür http://www.birikimdergisi.com/…/cagimizin-bir-baska-kahrama…
5) Pontos’un gayri resmi tarihi Ayşe Hür
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
losturcos
Sanctionné - Պատժուած - Cezalı
Sanctionné - Պատժուած - Cezalı

Hors ligne

Inscrit le: 27 Juin 2017
Messages: 2
Point(s): 2
Moyenne de points: 1,00

MessagePosté le: Mar 27 Juin 2017 - 09:42
MessageSujet du message: 19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..
Répondre en citant



Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 03:41
MessageSujet du message: 19 MAYIS SOYKIRIMI GÜNÜNÜ BAYRAM OLARAK KUTLAMA AHLAKSIZLIĞINI BIRAKIN!..

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Rum - Pontus - Laz Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com