Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Kılıç artıkları
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 619
Point(s): 1 704
Moyenne de points: 2,75

MessagePosté le: Dim 30 Juil 2017 - 11:52
MessageSujet du message: Kılıç artıkları
Répondre en citant

'Babamın adının Sarkis olduğunu tapuda öğrendim'

Hadi Gümüş, öğretmenlik mesleğinden atılmış, 12 Mart ve 12 Eylül'de hapis yatmış.

"Büyük babam Osmanlı Devletinin mağduru oldu, ben de Türkiye Cumhuriyeti'nin" diyor Hadi Gümüş.

O da, biraz sonra Çüngüş'e gidecek olan yolculardan biri.

1915 olaylarının 100. yıldönümünde birçok ülkeden onlarca Ermeni, Diyarbakır'ın Çüngüş ilçesinde Diyarbakır İnsan Hakları Derneği, Gomidas Enstitüsü ve Diyarbakır Barosu tarafından düzenlenen özel bir anmaya katılmak için bir araya geldi.



Hadi Gümüş, "1998 yılında, Danıştay'ın "Ermeni olduğu, komünistlik yaptığı için Atatürk ilkelerine göre davranamayacağından öğretmenlik yapması sakıncalı" kararıyla öğretmenlikten atılmış, 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde siyasi faaliyetleri gerekçesiyle cezaevinde yatmış.

Diyarbakır'da yaşıyor ama aslen Adıyaman'ın Gerger ilçesinin Orbiş Köyü'nden.

Büyükbabası, olaylar sırasında sekiz yaşındaymış ve ağabeyiyle birlikte ağaca çıkıp saklanarak hayatta kalabilmişler.

Geçmişte yaşananlardan dolayı kin tutmadığını söylüyor, ama yaşanan büyük acının hala görülmek istenmediğinden rahatsız.

"Ben Türkleri Talat ve Enver Paşa gibi insanlarla tanımadım, Kürtleri de Hamidiye alayları ile" diyor ve devam ediyor:

"Ama o dönem yaşananların inkarı acılarımızı daha çok artırıyor."

Rahime Karakaş, Sarkis olan babasının isminin üstünün silinerek değiştirilmiş olduğunu yıllar sonra öğrenmiş.
Rahime Karakaş da, Şanlıurfa'nın Siverek ilçesinden emekli bir öğretmen.

38 yaşında babasının Ermeni olduğunu öğrenmiş. "Tapu kaydını almaya gitmiştim. Kayıtta babamın isminin Sarkis olduğunu gördüm. Sarkis'in üzerini kalemle çizip diğer ismini yazmışlardı. O gün bugündür Sarkis'in hikayesinin peşindeyim" diyor.


'65 bin kişiden geriye kalan birkaç yıkık kilise'
Çüngüş, Diyarbakır'ın kuzey batısında, 107 km uzağında yer alıyor. 1915 yılından önce burada Ermeniler yaşardı. 1914'de yapılan nüfus sayımına göre Diyarbakır, ilçe ve köylerinin nüfusu 492.101. Bu nüfusun 65 bin 850'ni Ermeniler oluşturuyordu. Bugün onlardan geriye sadece birkaç yıkık kilise ve Ermenice köy isimleri kalmış.


Çüngüş'e anmaya gidenler yolda jandarma tarafından durdurulup aranıyor
Yolda jandarmalar otobüsü durdurup "güvenlik" nedeniyle kimlik kontrolü yapıyor.

Biz bu duruma alışkınız ama yurtdışından gelenler bu duruma şaşırıyor. İşlem biraz uzun sürüyor.

Bahoz Tomasyan İsviçre'den gelmiş.
korkudan yurtdışına çıkan Bahoz Tomasyan, kendisine çocukken 'Ermeni oğlan, gavur oğlan' dendiğini aktarıyor
Hadi Gümüş'ün yanına oturup Kürtçe bir şarkı söylemeye başlıyor. Şarkısı doğduğu topraklara duyulan hasret üzerine; "Elli yıldır uzaklardayım, bedenim orada ama ruhum burada. Biz bu güneşin çocuklarıyız" diyor.

O da Bitlis'in Mutki ilçesinden.

"Kıbrıs olayları ve Makarios hayatımızı etkiledi, Müslümanlar, ona duydukları öfkenin faturasını biz Hristiyanlara çıkarmaya çalıştı. Korktuk ve köyden çıktık. Önce Midyad'a oradan İstanbul'a, ardından Avrupa'ya gittim. 43 yıldır orda yaşıyorum" diyor.

Çocukluğunda köyde kendisine " Kurê Ermeni, kurê fille (Ermeni oğlan, gavur oğlan) derlermiş, ''O zaman anlamazdım bu sözün ne kadar aşağılayıcı olduğunu. Ermenilik hep hakaretle eşdeğer görüldü ne yazık ki" diye devam ediyor Tomasyan.

Üvey babaannesinin, dedesinden önceki eşi ve çocukları olaylar sırasında öldürülmüş.

Tomasyan, "Babaannemin ailesini öldüren adam, onakarışmamış, kendine eş olarak almak istemiş ama kabul etmeyince kafasına bir sopayla vurmuş, öldü diyerek bırakmış. Ama babaannem o ağır yaraya rağmen kurtulmuş. 92 yaşında hayatını kaybetti ve ben onun güldüğünü hiç görmedim" diyor.

Tomasyan, 1915 olaylarının üzerlerinde bırakmayı travmayı anlatırken de şunları söylüyor:

"Bir ağacı dalından keserseniz, yeşerme ihtimali çok yüksek ama ağacı gövdesinden keserseniz siz onu öldürmüş, kökünü kurutmuş olursunuz. İşte bize yapılan da buydu. Katliamı gözlerimizle görmedik ama acısı genlerimize geçti. Hala korkuyoruz. Bu yüzden geride kalan akrabalarımın başına bir şey gelmesin diye bitirmiş olduğum kitabımı bile basmaktan korkuyorum. Şimdi size demeç veriyorum ya, ondan bile korkuyorum aslında.''

"Yaşananları değiştirmek, ölenleri geri getirmek mümkün değil, acımızı anlamayabilirsiniz, ama ağladığımızda gözyaşımızı silebilirsiniz, bu çok mu?"

İki saat süren yolculuktan sonra Çüngüş'e varıyoruz. Derin bir oluğun, ''ölüm kuyusu''nun yaklaşık 50 metre yukarısında Yeniköy adıyla bir ilkokul yapılmış.

Okulun bahçesinde çocuklar, 23 Nisan Çocuk Bayramı kutlamaları için danslı müzikli provalar yapıyor, fondaki müzik "Haydi Halaya" türküsü çalınıyordu.

Kim olduğu bilinmeyen kadın, çocuk ve gencin bu kuyuya atıldığı söyleniyor
Düdenin görüntüsü uzaktan bile ürkütüyor insanı. Çevresine göre çukurda kalıyor. Herkes çok dikkatli iniyor, ayağınız kaydı mı felaketiniz olabilir.

Coğrafik bir terim olarak düdenin ansiklopedik tanımı 'Kalkerli arazide erime ile oluşan daire biçimli kapalı çukur" demek. Ama bu terimin anlamının Ermenilerin hafızasındaki karşılığı çok daha başka bir şey.

Yaklaşık iki metre genişliği, beş metre uzunluğundaki bu derin yarık, çok ürkütücü görünüyor. Derinliği bilinmiyor ama bakıldığında dibi görünmüyordu. Dışardan düdenin içine akan suyun gürültüsü de dipsiz karanlık kuyuyu daha da ürkünç hale getiriyordu.

Herkes önce kuyunun dibini görmeye çalışıyor, ama bu nafile çaba daha sonra yerini gözyaşına bırakıyor. Yüz yıl önce burada yaşananları hayal etmek bile korkunç. Kim oldukları ve nereden geldikleri bilinmeyen kadın, çocuk, genç birçok insanın hayatının bu karanlık, dipsiz ve ürkütücü çukurda son bulduğu anlatılır.

Hadi Gümüş ve Bahoz Tomasyan ve diğer birçok kişi, düdenin başında oturdukları yerde çöküp hıçkırıklara ağlamaya başlıyorlar.

'Gerçekler insan hafızasında'
Diyarbakır Surp Gragos Ermeni Kilisesi Vakfının yöneticilerinden Gafur Turkay kısa bir konuşma yapıyor, "Soykırımda binlerce insan buraya atıldı. Yüz yıl geçtiği halde burada yaşanan vahşet hafızlarda tazedir" diyor ve kelimeler boğazında düğümleniyor.

HDP Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan da anma programı için düdenin başındaydı.

Nursel Aydoğan, "Eğer bu ülkede Ermeni katliamının yapılıp yapılmadığını öğrenmek istiyorsanız Çüngüş'e gelin. Gerçekler tarih sayfalarında değil, insan hafızlarındadır, gelin ve buradaki insanların hafızasına başvurun" diyor.

Anmaya katılanlar, benzer acıların yaşanmaması için 24 Nisan'ın kınanması çağrısında bulunuyor
Hilal Mermutlu da düdenin başına çöküp kalanlardan. Çok üzgün görünüyor. Bitlis'in Ermenilerinden ama anmaya katılmak için İstanbul'dan gelmiş. Gözleri dolmuş ve sigarasını çıkarıp yakıyor. "Civar köylere giderseniz, yaşanan vahşeti size anlatırlar. Ne diyeyim ki, her şey şu kuyunun dibinde" diye konuşuyor.

Bahoz Tomasyan ağlayarak "Yok canım, kim demiş ki Ermeniler soykırıma uğradı diye, bakın kuyuya, burada ölü görüyor musunuz, yalan, külliyen yalan canım' diye konuşuyor kinayeli bir şekilde ve oturduğu yerde ağlamaya devam ediyor.


Çüngüş'teki anmada kuyunun başına karanfiller bırakıldı
Hadi Gümüş, onu teselli etmeye çalışıyor ama o da ağlıyor. Bahos Tomasyan'ın yarım bıraktığı sözü o tamamlıyor:

"Bu civarda yaşayan 'Kılıç artığı' kadın ve çocukları sürüye sürüye buraya getirip diri diri bu çukura atmışlar. Acımızı paylaştığınız ve bugün burada bizimle olduğunuz için teşekkür ediyoruz. Bir daha bu acıların yaşanmaması için, 23 Nisanı kutlayanlara 24 Nisanı da lanetleyin diyorum"

Düdene gürültüyle akan su, ağlayan insanların sesini bastıramıyordu.

Orada bulunan insanlar ellerindeki karanfilleri mezara bırakır gibi düdene atıyor ve dua ediyorlar. Mezarı olmayan çok sayıda Ermeni için gözyaşı döküyorlar.

Yeniköy İlkokulu'nun bahçesinde ise 23 Nisan Bayram provaları devam ediyor fonda Telli Turnam türküsü çalıyor:

"Telli telli telli şu telli turna. Sanma ki yaralı uçmaz bir daha. Takılmış kanadı göçmen buluta. Döner gelir bir gün konar yurduna."




Telif hakkı HATİCE KAMER
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 30 Juil 2017 - 11:52
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 619
Point(s): 1 704
Moyenne de points: 2,75

MessagePosté le: Dim 30 Juil 2017 - 21:44
MessageSujet du message: Kılıç artıkları
Répondre en citant


YOL ARKADAŞLIĞI VE SAKLANAN MENDİLİN ÖĞRETTİĞİ

Tekirdağ İstanbul otobüsüne bindim.
Yanımdakine "iyi yolculuklar" deyip, yerime oturdum.
"Size de" diyerek yanıt verdi.
Yola koyulduk.
"Buralı mısınız?" diye sordu.
"Hayır" dedim.
"Benziyorsunuz da" dedi.
İstanbul'da yaşadığımı Amasyalı ve Ermeni olduğumu söyledim.
"Ben de Kayseri Pınarbaşılıyım, Kayseri'de yaşıyorum. Ufak oğlan asker onu ziyaretten dönüyorum" dedi.
İyi teskereler diledim.
Bir süre sonra.
"Vaktiyle Kayseri'de çok Ermeni yaşarmış" dedi.
"Evet öyleydi, Kayseri köylerinde, ilçelerinde, merkezde çok sayıda kiliseleri okulları, kültür merkezleri, spor kulüpleri, gazete ve dergileri varmış, ayrıca Kayseri ve Kayseri kilisesi Ermeniler için önemli bir merkezdir" dedim.
"Ermenilere ne olduğunu büyükleriniz anlatmazlar mıydı?" diye sordum.
Yanıt vermedi. Dalgın ve sabitlenmiş bir şekilde dışarıyı seyrediyordu.
Haber saatiydi, önümdeki TV'yi açıp bir süre haberleri izledim.
"Biraz evvelki soruma yanıt vermediniz, daldınız" dedim.
"Evet evet haklısınız" dedi ve devam etti, "Büyüklerimiz anlatırlardı, çok kötü günlermiş" diye kısa bir yanıt verdi ve yine sustu.
Sonra "Aslında bunları konuşmasak daha iyi" dedi.
Nedenini sormadım. "Nasıl isterseniz" dedim ve devamla "Ama bunlar bu topraklarda yaşananlar, acılar" dedim.
Önümdeki TV yi açtım.
Bir süre sonra "Size bir şey söylemek istiyorum" dedi.
"Tabii buyurun söyleyebilirsiniz" dedim.
"Yaşananların, acıların ben de şahidiyim, benim büyük anam de Ermeniydi, dedemin ikinci imam nikahlısıydı" diye söze başladı. "Çocuktum hatırlıyorum, çok severdim. Herkes severdi. Mahallelinin tumanlarını, entarilerini, tulumlarını hep o dikerdi. Elinden her iş gelirdi. İğne yapardı, ebelik yapardı. Pek konuşmazdı, yalnız kalmak isterdi. Onu hep siyahlar giymiş olarak hatırlarım. Zaman zaman ağladığını, bazı günler sessizce dua ettiğini ev halkı hep bilirdi ama bilmezlikten gelirlerdi. İsmi Hediye idi. Ama ona gözlerinin rengi nedeniyle Çakır Abla derlerdi. Bizim köyde büyük anam gibi başkaları da varmış ama pek dillendirmezlerdi" dedi.
Söylediklerinin bu toprakların gerçeği olduğunu söyledim ve devam ettim.
"Doğrudur, Kayserinin köylerinde sizin gibi binlercesi var, hem de bunlar belgeli" dedim. "1915 de ölüm yolculuğuna çıkartılan Ermenilerin geride bıraktıkları evlerine, işyerlerine, tarla, tapanına ganimet olarak el koyanlar, ailelerinden kopartılan ve Kayseri'de köylere ve Müslüman ailelere dağıtılan genç kadın ve kız çocuklarına da sahip oldular. Ve onları önce İslam geleneğine göre Müslüman yaptılar, sonra imam nikahlı kuma oldular*. Büyük annenizin hikayesi de bunlardan biridir" diye devam ettim.
İlgiyle dinledi...
Kayseri'deki S.Kirkor Lusavoriç kilisesinin Ermeniler için önemini, Anadolu Ermenilerini, Kilikya'yı anlattım.
Memur emeklisiydi, "Kızım öğretmendi bunları ona da anlatacağım" dedi. Yol boyu sohbet ettik. Otogar'da vedalaşıp, ayrılırken telefon numaramı istedi.
İki ay sonra aradı:
"Geçen hafta Kayseri pastırmacılar çarşısında bir hareketlilik vardı. 'İstanbul'dan otobüslerle Ermeni ziyaretçiler gelecek' dediler. "Kilisenin günüymüş, pazar gün ayin varmış, ben de kızımla kiliseye gittim. Gelenlerin çoğu yaşlı kadındı ve Kayseriliydi, duygulanarak, ağlayarak anılarını anlatıyorlardı. Onlar 1915'de hayatta kalabilen Ermenilerin torunlarıydı. 'Bizler büyüklerimizi, dedelerimizi bilmeyiz. Allah düşmanıma onların yaşadıklarını yaşatmasın'" diyorlardı.
Kilise çevresinde, şimdi yıkılan Ermeni mahallesindeki evlerinin yerini görmek istiyorlardı, birkaç kişiyle dışarı çıkıp çevreyi gezip döndük.
Çekinerek kızımla kiliseye girdik, mumlarımızı yakarak mumluğa diktik. Bizlere geçmişini hiç anlatmayan büyük annemi düşünerek, ona dua ederek, sonuna kadar ayini izledik. Ayinin 'iveri' diye başlayan bir bölümü çok etkileyiciydi.
Büyük annem acaba bu kiliseye gelmiş miydi?
Vaftizi bu kilise de mi yapılmıştı?
Kilisenin yanındaki yıkık eski okul binasında okumuş muydu?
Evleri neredeydi?
İsmi, soy ismi neydi?
Buraya gelen Ermeniler içerisinde akrabası olan veya ailesini tanıyan var mıydı?...
Bunları konuşarak, düşünerek kızımla kiliseden ayrılırken çıkanların çoğunun bir tarafa yöneldiğini gördük.
Yanımızda iki kadın vardı. Mezarlığa gittiklerini öğrendik. Konuşarak yürümeye başladık. Birinin adı Gülüzar'dı. Büyük annemin de Ermeni olduğunu söyledim. İsmini, kimlerden olduğunu sordu. Ermeni ismini bilmediğimi Türk isminin Hediye olduğunu söyledim.
"Nıver desene" dedi. Ne dediğini anlamadım."Onun adı Nıver'dir Nıver" diyerek devam etti. "Nıver Ermeni kadın ismidir. Türkçesi Hediye demektir. Benim aslım Develili çok kullanılan bir isimdi" dedi.
"Gülüzar hanımın söyledikleri büyük annemin bize söyleyemediği bir sırrını anlamama neden oldu.
Orada bir taşın üzerine çöktüm, büyük annem gözümün önüne geldi.
Onun elinden, koynundan hiç eksik etmediği bir mendili vardı. Kimseye vermezdi. Mendilin bir köşesinde Arapça alfabeden "N, H" harfleri işlenmişti. Diğer köşesinde de bir şey vardı ama onu bilmiyorduk. Mendilim onun için önemini hiç söylemezdi. Bizimkiler de sormazlardı.
Belli ki 'N' harfi büyükannemim Nıver isminin, 'H' harfi de Hediye isminin yada soyadının ilk harfiydi. Diğer köşedeki işaretler ise Ermeni alfabesinden olmalıydı.
Bunu orada kızımla paylaştım, bir süre konuşamadık. Büyük anneme üzülme duygularımız ağır basmıştı. Büyük annemin köklerinin de bulunabileceği mezarlığı dualar ederek dolaştık.
Büyük annemi ve yaşadıklarını düşünerek eve dönerken tekrar kiliseye uğradık. Bu defa büyük anneme Nıver ismiyle dualar ettik ve buruk anılarla ayrıldık.
Büyük annemi her düşündüğümde "içim sızladı" sözünün ne anlama geldiğini o gün öğrendim..."
Yervant Özuzun

*1915 Tehciri öncesinde Dahaliye Bakanlığı tüm yerleşim birimlerindeki Ermenilerin nüfusunu şifreli telgraflarla mahalli yönetimlerden sorar. Sonra bir program dahilinde bunların hangi güzergahı takip ederek "tehcir" edileceğini yine şifreli telgrafla ilgililere bildirir. İlgililer de gereğinin nasıl yapıldığını cevap yazısıyla Bakanlığa bilgi verirler. Usul böyleydi.
Sonrasını Kayseri Mutasarrıfı Zekai'nin Bakanlığa yazısından öğreniyoruz. 49 bin 947 Ermeni her şeylerini geride bırakıp ölüm yollarına sürülmüş...
Belgeye göre kalan 4 bin 911 Ermeni köy(lü)lere dağıtılacakmış. Bunların, kadın ve kız çocuklar olduğunu biliyoruz.
Osmanlı geleneğinde, kumalık, hizmetçilik, kölelik, ırgatlık, devşirmelik... yok mu?

Kayseri Mutasarrıflığından Dahiliye Bakanlığına gönderilen şifreli bilgi telgrafı:
Osmanlı Arşiv Belgelerinde Ermeniler Sayfa 95 (Günümüz Türkçesiyle)
Bab-ı Alî Dâhiliye Nezâreti Şifre Kalemi
Mahreci KAYSERİ
Merkez ve merkeze bağlı yerlerde, erkek, kadın ve kız kırk altı bin dört yüz altmış üç Ermeni ve bin beş yüz on yedi Katolik ve bin dokuz yüz elli yedi Protestan ki toplam kırk dokuz bin dokuz yüz kırk yedi Ermeni nüfusu tespit ve kayıt edilmiş olup bunlardan kırt dört bin iki yüz yetmiş biri Halep ve Suriye ve Musul vilayetlerine sevk edilmiş ve yedi yüz altmış beş nüfus evvelce yola çıkartılmış iken firar edip yakalanmış ve tutuklu olarak sevk edilmiş olduğu ve Kayseri dahilinde geride kalan DÖRT BİN DOKUZ YÜZ ON BİR ERMENİ YÜZDE BEŞ ORANINDA KÖYLERE DAĞITILMAKTA OLDUĞUNU BİLGİLERİNİZE SUNARIM.
BOA.DH.EUM.2.Şb.68/ 75 C.3 Eylül sene (1)331.(16 Eylül 1915)
Kayseri Mutasarrıfı Zekâî “

Bu tüm illerdeki sürülenler için geçerli bir uygulamaydı. İşte Ankara örneği.
Osmanlı Arşiv Belgelerinde Ermeniler S.101 (Günümüz Türkçesiyle kısaltılmış şekli.)
Ankara, Kalecik ve Keskin'deki Ermenilerin Sevki
22 Eylül 1915 Şifre Nr. 2.Şb. 68/79
Ankara'daki Ermenilerin Eskişehir yoluyla sevk edilmekte olduğuna, Kalecik ve Keskin'deki Ermenilerin çoğunun Müslüman köylere dağıtılması icap eden kadın ve çocuklar türünden olduğuna dair Ankara Valililği'nden Dahiliye Nezâreti'ne şifreli telgraf.

Yervant Özuzun

Alıntı Hyelist

http://hyetert.blogspot.gr/2017/07/yol-arkadaslg-ve-saklanan-mendilin.html?…
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 16:05
MessageSujet du message: Kılıç artıkları

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com