Welcome Guest: Register | Log in
 
FAQ| Search| Memberlist| Usergroups
 
Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
 
Post new topic   Reply to topic
Armenian on web Forum Index -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Goto page: 1, 2  >
Previous topic :: Next topic  
Author Message
Tarontzi
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 16 Sep 2009
Posts: 383
Point(s): 2,092
Moyenne de points: 5.46

PostPosted: Sun 28 Mar 2010 - 17:53
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Ayhan AKTAR
Taraf Gazetesi

Cumartesi günü, Başbakan Erdoğan sinema sanatçıları ile buluştu ve yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“Sosyal olaylar, tarihsel değişimler en çabuk karşılığını artık sinemada, gösteri sanatlarında buluyor. Bu salonda bulunan ya da bulunmayan onlarca yönetmenimizin, oyuncumuzun çektikleri filmlerle, yaptıkları dizilerle, ortaya koydukları eserlerle Türkiye’yi nasıl değiştirdiklerini, anlatılamayanı nasıl cesaretle anlattıklarını da biliyorum. Bazen tek bir kare, tek bir sahne, bir seans, bir replik, yüzlerce, hatta binlerce sayfada anlatılabilecek konuyu etraflıca izah edebiliyor.”

“Eğer ortada bir sorun varsa, bunun görmezden gelinmesi, işitilmemesi, üzerinin örtülmesi o sorunu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tam tersine, o sorunla cesaretle yüzleşmediğiniz takdirde sorun daha da büyüyor, kangren halini alıyor ve artık bedenin tamamını etkiler bir hale geliyor. Şunu tüm samimiyetimle ifade ediyorum: Eğer bu ülkenin otoriteleri, Yılmaz Güney’in filmlerine kulak vermiş olsalardı, inanın Türkiye bugün çok farklı bir yerde olabilirdi.” (milliyet.com.tr)
Başbakan Erdoğan’ı TV’de izlerken, “1915 hakkında bir film yapılsa ne iyi olur!” diye düşündüm. Birden, Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ın From Dardanelles to Palestine (Boston, 1947) başlıklı anı kitabını hatırladım.
Yüzbaşı Torosyan 1891’de Kayseri, Everek’te (bugünkü Develi) doğmuştur. Everek’te ilkokulu bitirdikten sonra, ailesi onu Edirne Rüştiyesi’ne yollar. Rüştiye’deki sınıf arkadaşı Arap kökenli Muharrem’in paşa babasının yardımıyla Harbiye Mektebi’ne kabul edilir. 1914’te topçu teğmeni olarak mezun olan Sarkis Efendi, üç aylık kurs için Almanya’ya gönderilir. Döndükten sonra, I. Dünya Savaşı patlar.
Teğmen Torosyan, ilk olarak Çanakkale Boğazı’ndaki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atanır. 19 Şubat 1915’teki deniz savaşında ilk düşman zırhlısını Ertuğrul’dan atılan mermiler batırır. Daha sonra Rumeli yakasındaki Hamidiye Tabyası’na komutan olarak atanır. 18 mart günü Sarkis Torosyan’ın komutasındaki tabyadan atılan mermiler düşman zırhlılarını batırmış ve savaşın kaderi değişmiştir. Teğmen Torosyan savaşta yaralanır. Kara harekâtı sırasında ise Alçıtepe’de topçu subayı olarak görev yapar.
Günümüzde Çanakkale Deniz Savaşları’nın tarihini incelerseniz, Ertuğrul ve sonra Hamidiye tabyalarının komutanı olarak Sarkis Torosyan’ın adını kitaplarda bulamazsınız! Yüzbaşı Torosyan’ın adını tarihten silmeye çalışanlar, herhalde onun varlığının “orduyu arkadan vuran Ermeniler” söylemini zayıflatacağını düşünüyorlardı. Devlet memurlarının yazdığı “milli tarih” böyle oluyor!
Enver Paşa, Torosyan’a kahramanlık madalyası verir ve yüzbaşılığa yükseltilir. Fakat Kayseri’den gelen haberler kötüdür. 1915 yazından itibaren Everek Kaymakamı İttihatçı Zeki, Ermeni nüfusu Suriye çöllerine sürmektedir. Aslında, şehrin biraz dışına çıkan kafileler çeteler tarafından önce soyulmakta sonra öldürülmektedir. Yollar cesetlerle doludur. Torosyan ailesi, oğulları subay olduğu için hemen tehcir edilmez. Sonra Kaymakam Zeki, oğullarının savaşta öldüğünü söyler ve Torosyan ailesini de çöle sürer. Sarkis’in anne ve babası Kozan üzerinden İslahiye’ye ulaşırlar. Orada toplu katliama uğrarlar. Kızkardeşi Bayzar ise kurtulur ve Suriye’ye ulaşır.
1917 yılında Yüzbaşı Torosyan Suriye cephesine tayin olur. Ailesinin peşine düşmüştür artık. Suriye çöllerinde “bir deri bir kemik” Ermenileri görür. Musul’daki bir kampta, tesadüfen kızkardeşi Bayzar’ı bulur ve ailesine olanları öğrenir. Sonra, Bayzar da veremden ölür. Artık kimsesi yoktur ve üzerindeki Osmanlı üniformasından nefret etmektedir.
Yüzbaşı Torosyan, Filistin’de Arap ihtilâlcileri ile tanışır. 1918’de firar ederek, Emir Faysal’ın birliklerine katılır. Arap süvari birliğinin başında Osmanlı ordusuna karşı savaşır. İntikam duygusu ona kötü şeyler yaptırır. Bu arada, Torosyan’ın önceden Amerika’ya göç etmiş olan iki kardeşi de Fransız ordusuna katılmışlardır. Bir süre, Çukurova’da birlikte çetecilik yaparlar. 1921’de Ankara hükümeti Fransızlarla anlaşır, artık savaşı Mustafa Kemal kazanmıştır. Yüzbaşı Torosyan, son kez Everek’i görmek ister. Doğduğu topraklarla vedalaşır ve Amerika’ya göç eder.
Torosyan’ın anıları 1915’te yaşanan trajediyi anlatıyor. Eğer, Başbakan Erdoğan sözlerinde samimi ise, Kültür Bakanlığı desteği ile Yüzbaşı Torosyan’ın anılarının filme çekilmesine önayak olmalıdır. Bence, İstanbul’daki gariban Ermenileri sınır dışı etmekten daha hayırlı bir iş yapmış olur!

Kaynak:narzartonk.org


Back to top
Publicité






PostPosted: Sun 28 Mar 2010 - 17:53
PostPost subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sat 11 Aug 2012 - 20:38
PostPost subject: Çanakkale’nin unutturulan kahramanı Sarkis Torosyan
Reply with quote

Çanakkale’nin unutturulan kahramanı Sarkis Torosyan




Prof. Ayhan Aktar, önümüzdeki hafta piyasaya çıkacak olan ‘Yüzbaşı Sarkis Torosyan - Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne isimli kitapta, resmi tarihin I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda savaşan Ermeni subaylarla ilgili suskunluğunu sorguluyor. Aktar, Çanakkale Savaşları’nın en önemli başarılarının mimarı olan 2. Ağır Topçu Tugayı’nın tarihi,başında Yüzbaşı Sarkis Torosyan olduğu için bugüne dek hiç yazılmadığını söylüyor.


FUNDA TOSUN
fundatosun@agos.com.tr



İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayhan Aktar, İletişim Yayınları tarafından basılan ve önümüzdeki hafta piyasaya çıkacak olan ‘Yüzbaşı Sarkis Torosyan-Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne isimli kitapta, resmi tarihin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda savaşan Ermeni subaylarla ilgili suskunluğunu sorguluyor.

Aktar’a göre, Çanakkale Savaşları’nın en önemli başarılarının mimarı olan 2. Ağır Topçu Tugayı’nın tarihi, sırf başında bir Ermeni subay, yani Yüzbaşı Sarkis Torosyan olduğu için yazılmıyor. Çarpıtma, susturma, yok sayma operasyonlarıyla inşa edilen milli tarih anlatısının Çanakkale Savaşları’nı Cumhuriyet’in kurucu mitlerinden biri haline getirdiğini ve Çanakkale’nin Osmanlı bağlamından kopartılarak resmen Türkleştirildiğini belirten Prof. Aktar, “1930’lardan itibaren ülkemizde bir ‘milli tarih’ anlatısı kurgulanmıştır. Bu anlatı içinde geriye doğru giderek herkes Türk ilan edilmiştir. Efendim, Osmanlı ordusu yoktur, sadece ‘Türk ordusu’ vardır. Dolayısıyla, bu yaklaşıma göre I. Dünya Savaşı’nda cephede dövüşenlerin hepsi Türk ve Müslümandır. Ama maalesef kazın ayağı öyle değil! Osmanlı ordusunda Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Çerkezlerin, Boşnakların Gürcülerin ve Arnavutların yanı sıra Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler de vardı. Bu insanlar da dövüştüler ve bir kısmı öldü” diyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başta olmak üzere çeşitli devlet görevlilerinin, son dönemlerde Ermeni Soykırımı’nın karşısına, aynı yıl yaşanan Çanakkale savaşlarını çıkartan söylemleri dikkate alındığında, Yüzbaşı Torosyan’ın hikâyesinin anlattığı çok şey var.



• Çanakkale Savaşları’na dair askeri tarih anlatılarında Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ın adına rastlamamamızın “tarihin susturulmasına” örnek olduğunu ifade ediyorsunuz. Tarihin susturulması ve Torosyan’ın bu bağlam içinde nereye oturduğunu anlatabilir misiniz?

Çok basit bir soru ile başlayalım. Ben size, “Geçenlerde Londra Olimpiyatlarının açılış törenini seyretmiştiniz, gördüklerinizi anlatın?” diye bir soru sorsam, ne anlatırdınız? İki saatlik açılış töreninde sizin kendi ilgi alanlarınız açısından önemli bulduğunuz detayları, anlatırdınız değil mi? Örneğin, ben sosyal bilimci olduğum için İngilizlerin toplumsal değişimi canlandırmaları, tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişi bir tiyatro oyunu gibi sergilemeleri dikkatimi çekti. Ama ben bir mühendis olsaydım, herhalde Olimpiyat meşalesinin küçük bakır külahların yan yana gelmesinden oluşan tasarımı benim daha çok ilgimi çekerdi. Eğer sağlık sektöründe çalışan biri olsaydım, İngilizlerin Ulusal Sağlık Kurumu (NHS) ile ilgili canlandırmaları kafama kazınırdı. Dolayısıyla, iki saatlik bir olayı anlatırken bile bizim düşünce sistemimiz, ilgilerimiz, toplumsal varoluş kaygılarımız ve mesleki takıntılarımız olup biteni anlatma şeklimizi belirliyor.

http://www.agos.com.tr/yazdir.php?detay=2274


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Mon 13 Aug 2012 - 07:10
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote



http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1097042&Yazar=PINAR-OGUNC&CategoryID=97


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Mon 13 Aug 2012 - 16:30
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Önce kahraman ilan edildi sonra vatan haini MÜJGAN HALİS






Bilgi Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Ayhan Aktar tarafından yayına hazırlanan ve önümüzdeki günlerde İletişim Yayınları tarafından yayımlanacak olan "Çanakkale'den Filistin Cephesi"ne adlı kitap, Türkiye'nin gayrıresmi tarihinin bilinmeyen bir gerçeğini ortaya çıkaracak. Kitaba göre, topçu subayı Yüzbaşı Sarkis Torosyan Çanakkale Savaşı sırasında Ertuğrul Tabyası'nın komutanı olarak görev yaptı. 19 Şubat 1915'te İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazı'nı zorladığı zaman bir düşman gemisini batırdı. 1915 yılının mayıs ayında Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından "savaş kahramanı" olarak İstanbul'a davet edildi. Ayrıca kendisine "Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Harp Madalyası" verildi. Yüzbaşı Sarkis Torosyan ailesinin Ermeni tehciri nedeniyle Kayseri, Develi'den Suriye çöllerine sürülmesinden ve Suriye'deki kamplarda kız kardeşi Bayzar'ı sefalet içinde bulmasından sonra, intikam amacıyla Filistin Cephesi'nde Nablus muharebeleri sırasında 19 Eylül 1918'de Şerif Hüseyin'in Arap Ordusu'na katıldı ve eski ordusuna karşı savaştı. Daha sonra Adana'dan bir gemiye binerek, Amerika'ya gitti ve hayatını anlatan bir kitap yazdı. Ayhan Aktar; Torosyan'ın Genelkurmay arşivlerinde ve Çanakkale'yle ilgili yazılan Türk tarih belgelerinde yok sayıldığını savunuyor.


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 2 Sep 2012 - 10:44
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Osmanlı ordusunda Ermeni yüzbaşı var, Nazi ordusunda Yahudi yüzbaşı yok

Çanakkale’de savaşırken taraf değiştirince vatan haini ilan edilen Ermeni askerin hayatı tarihin o dönemine ışık tutuyor.

Sarkis Torosyan I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusunda savaşmış, sonra ailesi tehcir edilince saf değiştirmiş bir Osmanlı yüzbaşısı. Kendisinden haberdar olmamızı sağlayansa bir kitap: ‘Yüzbaşı Sarkis Torosyan: Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne’. Kitabın yazarı Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayhan Aktar, Sarkis Torosyan ismiyle 1990’larda Harvard Üniversitesi’nde misafir araştırmacı olarak çalışırken tanışmış. O gün bugündür onu araştıran Aktar kitabında Yüzbaşı Sarkis Torosyan’ın Harp Okulu’nu 1914’de bitirmiş Kayseri-Develi’den bir Ermeni olduğu anlatıyor. 18 Mart’ta müttefik donanması Boğaz’ı zorladığında Torosyan Rumeli Hamidiye Tabyası’nın komutanı. Fakat resmi askeri tarihte adına rastlanmıyor. Prof Dr Aktar; “I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda Ermeni subayların muharip sınıfta savaştıklarını bilmiyordum. Torosyan’ın hayatı bu yüzden önemli” diyor.

RESMİ ANLATIYI BOZUYOR:

Genelkurmay Askeri Tarih Arşivi’nin (ATASE) yayınlarını dikkatlice okudum. Torosyan adının resmi tarihlerde geçmemesi bence onun Arap isyanına katılması ve eski ordusuna karşı savaşmasıyla ilgili değil. Ermeni kökenli bir subay olarak Torosyan’ın varlığının resmi anlatıyı bozmasından. Bu, ‘I. Dünya Savaşı’nda cephede savaşanların hepsi Türk ve Müslümandır’ yaklaşımı. Oysa Osmanlı ordusunda etnik Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Boşnak, Gürcü ve Arnavutların yanı sıra Ermeni, Rum ve Yahudiler de vardı. Bu insanlar da savaştı ve bir kısmı öldü.

NEDEN ORDUSUNA KARŞI SAVAŞTI?:

Torosyan, 18 Mart’ta ağır yaralanıyor. Enver Paşa hastaneye gidip onu İstanbul’a davet ediyor ve rütbesini yüzbaşılığa yükseltiyor. Torosyan sonra Çanakkale’de topçu taburu komutanı olarak Kirte’de, Makedonya, Romanya, Irak ve Filistin cephelerinde savaşıyor. Enver Paşa’nın ‘subay ve askeri doktorlar kesinlikle tehcir edilmeyecek’ emrine rağmen ailesinin tehcir edildiğini ve katledildiklerini öğreniyor. Bunu ‘emanete hıyanet’ olarak görüyor ve saf değiştiriyor.

ERMENİLERE YAHUDİLERE YAPILANLAR YAPILDI DİYENLER:

“1940’larda Nazi Almanyası’nda Yahudilere yapılanların aynısı Anadolu’da Ermenilere yapıldı” diye işi basite indirgeyenler açısından açıklanması zor bir durum var. Çünkü Nazi ordusunda Yahudi kökenli Alman subayları Nürnberg yasalarıyla ordudan atılmışlardı. Bu mantığa göre, Nazi usulü bir soykırımı gerçekleştirdiği iddia edilen Osmanlı ordusunda da Ermeni subay olmaması lazım! Ama hem topçu subayı, hem de askeri doktor, veteriner ve eczacılar da orduda yer alıyor.

Şehriban OĞHAN soghan@hurriyet.com.tr


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Mon 3 Sep 2012 - 06:57
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Torosyan’ın anlattıkları hayal ürünü





Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Tarih Bölümü öğretim üyeleri Yard. Doç. Dr. Mithat Atabay ile Yrd. Doç. Dr. Burhan Sayılır, Ermeni yazar Sarkis Torosyan’ın tartışma yaratan “Çanakkale’den Filistin’e” adlı kitabının, hayal ürünü bir eser olduğunu ve bir senaryoyu andırdığını savundu.

Komutan iddiası

Torosyan’ın 1929’da kaleme aldığı, 1947’de ABD’de İngilizce yayınlanan kitap, Haziran’da Türkiye’de yayınlandı. ÇOMÜ’lü tarihçiler, Torosyan’ın hatırat kitabında kendini komutan ve subay olarak tanıtıp Çanakkale Savaşları sırasında üsteğmen rütbesiyle görevliymiş gibi göstermesinin tamamen düzmece olduğunu, bu rütbede komutanlık görevinde bulunmuş bu isimde bir subayın da Çanakkale Savaşları sırasında kesinlikle görev almadığını tespit ettiklerini açıkladı. Sayılır, Sarkis Torosyan’ın kitaptaki en büyük yalanının, 19 Şubat 1915’de 2 düşman zırhlısını batırdığını iddia etmesi olduğunu belirterek, “Bu tarihte ne Çanakkale Boğazı’nda ne de boğaz dışında bir gemi batmamıştır. Ne İngiliz ne de Osmanlı arşivlerinde böyle bir konudan da söz edilmez” dedi. 2 öğretim üyesi yayınladıkları bir yazıyla kitaptaki maddi hataları anlattılar.

Erdem SÜREK / DHA

Nerenize battıı acaba , merak ediyorum ?


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sat 8 Sep 2012 - 07:33
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote




Yazar : Sarkis Torosyan
Tür : Osmanlı Tarihi
Yayın Tarihi : 22 Ağustos 2012
Yayın Evi : İletişim
Lisan : Türkçe
Sayfa Sayısı : 287

Detay :

Kayseri’nin Everek (Develi) kazasında doğan Yüzbaşı Sarkis Torosyan 1914 yılında Harbiye Topçu Okulu’nu bitirdi. Önce, Osmanlı Ordusu tarafından Almanya’da Krupp fabrikasında staja yollandı. Daha sonra, Çanakkale Cephesi’ndeki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atandı. Düşman donanmasının 19 ve 25 Şubat 1915 tarihlerindeki saldırılarına karşı askerleriyle birlikte kahramanca direnen Torosyan, 18 Mart 1915 günü Rumeli Hamidiye Tabyası’nda savaştı ve ağır yaralandı. Harbiye Nazırı Enver Paşa tarafından takdirname ve “Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye Harp Madalyası” ile ödüllendirildi. Rütbesi de üsteğmenlikten yüzbaşılığa yükseltildi. Çanakkale’de Alçıtepe Savaşları’na 8. Tümen’in Topçu Taburu komutanı olarak katılan Yüzbaşı Torosyan, daha sonra Makedonya, Romanya, Irak ve Filistin cephelerinde savaştı. Harbiye Nazırı Enver Paşa’nın Osmanlı Ordusu’nda savaşan Ermeni subay ve askerî doktor ailelerinin tehcir edilmemesi konusundaki kesin emirlerine rağmen, Develi’nin İttihatçı Kaymakamı Salih Zeki Bey, Yüzbaşı Torosyan’ın ailesini Suriye çöllerine sürdü. 1917 yılında kız kardeşi Bayzar’ı Suriye’deki kamplarda bulan Torosyan, ailesini öldürenlerden intikam almak amacıyla 19 Eylül 1918 günü saf değiştirerek Arap isyanına katıldı. Madalya sahibi “savaş kahramanı” iken, bir günde “vatan haini” oldu. 1920 yılında ise ABD’ye göç etti. Çanakkale’den Filistin Cephesi’ne, resmî tarihimizin Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusu’nda savaşan Ermeni subaylarla ilgili suskunluğunu bozacak bir kitap. İstanbul Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Ayhan Aktar’ın giriş yazısıyla...

video:

http://tvarsivi.com/player.php?i=2012080663746



http://tvarsivi.com/?y=7&z=2012-09-07%2014:30:00


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Fri 7 Dec 2012 - 19:20
PostPost subject: 'Torosyan'ın anıları ya kurmaca ya sahtekârlık'
Reply with quote

'Torosyan'ın anıları ya kurmaca ya sahtekârlık'



akan Erdem, bugün çıkan kitabında Torosyan'ın anılarını inceleyip bir senaryo ürünü olduğunu ortaya koyuyor. Erdem, kitabını Geniş Zaman'da anlattı

Tarih çevrelerini bir süredir meşgul eden, ‘Sarkis Torosyan’ın anıları, sahte mi gerçek mi?’ tartışmasına Prof. Dr. Hakan Erdem koca bir kitap yazarak katıldı. Salı gecesi TRT Türk’te Ayşe Hür ve Ahmet Kuyaş’la birlikte yaptığımız Geniş Zaman’da Hakan Erdem’i konuk ettik ve kitabını da konuştuk. Gerek programda anlattıklarına gerek kitabında yazdıklarına bakarak, Erdem’in Torosyan tartışmasındaki ‘gerçeklik’ bahsine noktayı koyduğunu söylemek mümkün. Malum, Ayhan Aktar’ın yayına hazırladığı ‘Çanakkale’den Filistin Cephesine’ adlı kitapta Yüzbaşı Sarkis Torosyan Çanakkale’de gösterdiği yararlıkları anlatıyordu. Ayhan Aktar, Torosyan’ın Ermeni olduğu için tarihten silindiğini savunmuş, anıların gerçek olmadığını iddia eden Halil Berktay, Aktar’la sert bir tartışmaya girişmişti…

Hakan Erdem ise anı kitabını sayfa sayfa incelemiş. Hatta bununla yetinmeyip ABD’deki bazı arşivlerde Sarkis Torosyan’ın peşine düşmüş. ‘Torosyan’ın Acayip Hikâyesi, Gerçek ile Kurmaca Arasında’ adıyla kitaplaştırdığı çalışmasında hatıraların büyük oranda gerçek dışı olduğunu, Torosyan’ın Harbiye’ye bile gitmediğini anlatılıyor.

Kitapla ilgili kendi görüşlerimi haftaya Radikal Kitap’ta çıkacak yazıya sakladım. Sizi Hakan Erdem’in canlı yayında anlattıklarından küçük bir özetle baş başa bırakıyorum:

“Bu kitabı yazdım çünkü, Torosyan’ın anılarını Türkiye’nin saygın bir yayınevi bastı, saygın bir bilim adamı arkasında durdu. Bu kitabın yayımlanmasından sonra bilinen tarihi anlatıların reviz-yonuna ihtiyaç duyulacağı söylendi.”

“Zamanında Ayhan Aktar’la Torosyan için çok tartıştım. İkna etmiş olsaydım kitap yazmazdım, onu açıklıkla söyleyeyim. (…) Kitabı daha ortaya çıkmadan okudum ve bunun kurmaca olduğunu teşhis ettim. Bunun kendi görüşüm olarak kalmaması gerekiyor. Bunu metin içi kritikle yapmaya çalıştım. Hatta bir adım ötesine geçip Torosyan denilen adamın resmi kayıtlara girmiş hayatına, kim olduğuna baktım. Oradan aldığım bilgiyle bu metni daha iyi anlamlandırmaya çalıştım. (…) Çeşitli açılardan Torosyan’ı Baron Munchausen’e benzetiyorum.”

“Burada abartmaktan başka bir şey var. Normal bir hatırat metninde senaryo olmaz. Senar-yosu olan bir metin kurmacadır. Bu kitaptaki bütün cephe hikâyeleri istisnasız kurmaca. Çanakkale de, Galiçya da, Filistin de… Kitapta bunları gösteriyorum. Gerçek hayattan taşınmış birtakım unsurlar da var. Kendi adı, iki kardeşinin adı, Kilikya’da Ermeni Lejyonu’nda çok kısa bir süre bulunduğu. Bunları da gösteriyorum.”

“Bu kitap ya kurmaca ya sahtekârlık. Anne babasının ismi ve doğduğu yer, Everek gerçek diye bunu gerçek kabul edemeyiz. Bu imal edilmiş bir hatırattır. (…) Osmanlı ordusunda gayrimüslim subayların da savaştığı konusundaki tek kaynak Torosyan olsaydı, bu tez çökerdi. Şükür ki bu konuda pek çok başka kaynağa sahibiz.”

“Ben bir metin incelemesi yaptım, tarihçi olarak bir tartışmaya katıldım. Yazdığım kitap Çanakkale Savaşı, Filistin Cephesi ya da Ermeni meselesi üzerine değil. Toorsyan’ın anı metni ve biraz da insan, yazar olarak kendisi üzerine.”

CEM ERCİYES - Radikal

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1110974&Yazar=CEM-ERCIYES&CategoryID=41


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Fri 7 Dec 2012 - 19:21
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Torosyan neden ihanet etti?





Yüzbaşı Sarkis Torosyan'ın anıları Çanakkale Savaşları'ndan adı silinmiş bir subaya işaret ediyor. Önce bir kahraman, sonra bir hain olan Torosyan'ı, Prof. Ayhan Aktar dilimize çevirdi.

Kayseri Everek (bugünkü Develi) doğumlu Yüzbaşı Sarkis Torosyan, 1914’te Harbiye’den mezun olmuş bir topçu subayı. Almanya’ya eğitime gönderildikten sonra Çanakkale Boğazı’nın hemen ağzındaki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atanıyor. Kısa süre sonra savaş başlıyor. Bilindiği gibi müttefik donanması Çanakkale harekatına aralarından Ertuğrul’un da bulunduğu öndeki tabyaları yerle bir ederek başlayacaktır. Buradaki başarılı direnişinin ardından Torosyan, Hamidiye Tabyası’na atanır ve 18 Mart günü burada savaşır… Ağır yaralanıp tedavi gördükten sonra bizzat Enver Paşa tarafından Harp Madalyası’yla ödüllendirilir. Sonra Makedonya, Romanya, Irak ve Filistin cephelerinde savaşır. Torosyan’ı kendi anılarında hep başarılı ve el üstünde tutulan bir subay olarak görüyoruz. Hatta biri Ertuğrul diğeri Hamidiye tabyası komutanıyken iki zırhlı batırıp bir denizaltının ele geçirilmesini sağladığını anlatıyor.

Torosyan’ın subaylığı da ilginç bir hikâye. Edirne Rüşdiyesi’nde okurken en yakın arkadaşı Muharrem Arap kökenli bir paşanın oğlu. Paşa’nın etkisiyle gayri müslim olmasına rağmen zorlukları aşıp askeri okula giriyor. Muharrem’in ailesine ait yalıda tatillerini geçiren, aniden bastıran savaş tehdidi üzerine okulu bitirir bitirmez göreve atanan ve heyecanla işe koyulan Torosyan altı yıl boyunca ailesini görmüyor, sadece mektuplaşıyor. Bu arada Ermeni Tehciri başlıyor ve tabii ki söylentisi ortalığı sarıyor. Torosyan her ne kadar endişelense de ‘bir Osmanlı subayı olduğu sürece’ ailesine dokunmayacaklarını düşünüyor. Hakikaten, Enver Paşa Ermeni subayların ailelerine dokunulmaması için talimat veriyor. Ama azılı bir Ermeni düşmanı olan kaymakam Salih Zeki Bey, bu emirlere aldıramayıp Torosyanları da sürgüne yolluyor. Bu sürgünde anne babası ölüyor.
Yüzbaşı Torosyan cepheden cepheye savrulurken bir yandan ailesinin izini sürüyor bir yandan da savaşmaya devam ediyor. Olanları öğrenip, Türkçülük akımlarının etkisi altındaki Osmanlılar’ın Ermeniler’e düşmanlığını gördükçe içinde bir intikam duygusu uyanmaya başlıyor ki, daha sonra bu duyguyla taraf değiştirecek, binlerce Osmanlı askerinin öldürülmesine neden olacaktır... Filistin cephesindeyken gizlice isyancılara katılıyor ve Eylül 1918’de Filistin bozgunu olarak tarihimize geçen İngiliz taarruzu sırasında “Osmanlı’yı arkadan vurduğu” anlatılan Arap süvarilerden bir bölümünü komuta ediyor… Duygularını unutup kendini intikamın sıcaklığına kaptırmış bir askere dönüşüyor, öyle ki “Duygusal olarak kazandığımız zafer için halen heyecan duymuyordum. Türk Ordusu’nun belinin kırılmasına katkıda bulunmuştum…” diye anıyor o günleri. Daha sonra Fransızlar’ın kurduğu Ermeni lejyonuyla Anadolu’ya giren Torosyan kitabın ilk sayfalarından itibaren andığı ‘emperyalist komplo’nun farkına varınca savaşına son verip Amerika’ya göç ediyor.

Olabildiğince kısa bir özetini yaptığım bu uzun hikâye aslında daha pek çok ilginç detayıyla bir nevi macera romanı ya da Ayhan Aktar’ın ön sözde ifade ettiği gibi bir Hollywood senaryosu gibi. Yani macerası sağlam. Kitabın yazılış sebebini bilmem ama, çevrilip yayımlanma sebebi ise macerasının ilginçliği değil bize hatırlattığı önemli bir gerçek.

Tarihin suskunları ve ütücüler

Varlık Vergisi ve azınlıklar üzerine önemli çalışmalar yapan sosyolog Ayhan Aktar’ın bu kitaba ilgisi, ulusal tarihimizi yazanların azınlıkları nasıl da özenle ayıkladıklarına dair önemli bir kaynak olması. Osmanlı ordusunda gayri müslim subayların olduğu hatta bu insanların önemli görevler üstlendikleri pek de bilinen bir şey değildir. Aktar, bu durumu Michel Rolph Trouillot’nun “geçmişi susturmak” kavramıyla açıklıyor. İktidar ilişkileri, geçmişin anlatısını kendine göre kurgularken her düzeyde “suskunluklar” yaratıyor. Bu suskunluklar tarihi anlatıyı değiştirebilecek isimlerin, olguların hatta belgelerin görmezden gelinmesi ya da basbayağı gizlenmesiyle gerçekleşiyor. Sonuçta, hakkında binlerce kitap yayımlanmış Çanakkale Savaşları’nın ünlü tabyalarından birini bir Ermeni’nin komuta ettiğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Ayhan Aktar, kitabı çevirirken pek çok olguyu kaynaklardan kontrol etmiş. Büyük oranda (kısaca ATASE diye bilinen) Genel Kurmay arşivlerine dayanan kitapları, kaynakları taramış. Mesela tabya komutanlarını tek tek sayan İsmet Görgülü’nün Türk Tarih Kurumu yayını kitabında (On Yıllık Harbin Kadrosu) Ertuğrul Tabyası’nın hiç anılmadığını, Hamidiye Tabyası komutanının da isminin boş bırakıldığını tespit etmiş. Aktar, sadece Türk ve Müslüman bir kahramanlık tarihi yazmak için ‘resmi tarihte Ertuğrul Tabyası’nın ütülendiğini’ söylüyor ki, sunduğu kaynaklara göre bu konuda haklı görünüyor.
Kitapla ilgili geçen hafta Agos gazetesinde çıkan röportajında meseleyi şöyle özetliyor: “1930’lardan itibaren ülkemizde bir ‘milli tarih’ anlatısı kurgulanmıştır. Bu anlatı içinde geriye doğru giderek herkes Türk ilan edilmiştir. Efendim, Osmanlı ordusu yoktur, sadece ‘Türk ordusu’ vardır. Bu yaklaşıma göre I. Dünya Savaşı’nda cephede dövüşenlerin hepsi Türk ve Müslümandır. Ama maalesef kazın ayağı öyle değil! Osmanlı ordusunda Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Çerkezlerin, Boşnakların Gürcülerin ve Arnavutların yanı sıra Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler de vardı.”

Torosyan ne kadar gerçek?

Peki Torosyan’ın yazdıklarına ne kadar güvenebiliriz? Bütün anı kitaplarının öznellikten kaynaklı binbir çeşit suskunluk, yok sayma ya da abartı ve hatta yalanla malul olduğu bilinir. Sarkis Torosyan’ın anlatısında ise detaylardan önce kitabın tamamı için ortaya atılan ‘acaba hayali mi?’ sorusu havada asılı duruyor. Bu soruyu aşağıya indirmek için tutunabileceğimiz deliller var tabii. Mesela kitabın girişinde Torosyan’ın kahramanlıklarını öven, gemi batırdığını söyleyen Enver Paşa imzalı “tasdikname” belgesi. Ya da Torosyan’ın çeşitli cephelerde çekilmiş fotoğrafları. Ama en önemlisi, savaş hakkında anlatıklarının, verdiği isimlerin, harekatların ve tarihlerin neredeyse tamamının doğru olması. Yani ilk baskısı 1947 yılında ABD’de yapılan bu kitabı yazan kişinin 1. Dünya Savaşı’na katıldığı belli.
Tabii kitabın “romansı” tarafı, barındırdığı melodram o kadar mükemmel ki inanmak zor. Mesela sargılar içindeki Muharrem’in, kız kardeşi Cemile’nin aslında bir Ermeni olduğunu, yani Sarkis’le evlenmesinde bir engel olmadığını itiraf edip ölmesi... Derken Sarkis Torosyan’ın, Cemile’yi Gazze’de yoksulluk içinde bulması. Ne yazık ki vereme yakalanan Cemile’nin de Sarkis’in kollarında hayata veda etmesi… Anne babasının katledildiğini öğrenen Torosyan’ın ABD’deki kardeşlerine yazdığı intikam mektubu üzerine her ikisinin gönüllü alaylarına katılıp Anadolu’ya gelmesi; Sarkis’in onları ve kayıp kız kardeşini bulması vs...
Edebi ya da tarihi özellikleri ne olursa olsun sonuçta bizi önemli bir gerçeği hatırlamak, bilmiyorsak da öğrenmek zorunda bırakan çok güzel yazılmış bir kitap var elimizde: Türkiye tarihinin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığı gerçeği...

ÇANAKKALE’DEN FİLİSTİN
CEPHESİNE
Yüzbaşı Sarkis Torosyan, Hazırlayan: Ayhan Aktar, İletişim Yayınları, 2012, 286 sayfa, 15.3 TL.



Yüzbaşı Sarkis Torosyan'ın anıları Çanakkale Savaşları'ndan adı silinmiş bir subaya işaret ediyor. Önce bir kahraman, sonra bir hain olan Torosyan'ı, Prof. Ayhan Aktar dilimize çevirdi.

Kayseri Everek (bugünkü Develi) doğumlu Yüzbaşı Sarkis Torosyan, 1914’te Harbiye’den mezun olmuş bir topçu subayı. Almanya’ya eğitime gönderildikten sonra Çanakkale Boğazı’nın hemen ağzındaki Ertuğrul Tabyası’na komutan olarak atanıyor. Kısa süre sonra savaş başlıyor. Bilindiği gibi müttefik donanması Çanakkale harekatına aralarından Ertuğrul’un da bulunduğu öndeki tabyaları yerle bir ederek başlayacaktır. Buradaki başarılı direnişinin ardından Torosyan, Hamidiye Tabyası’na atanır ve 18 Mart günü burada savaşır… Ağır yaralanıp tedavi gördükten sonra bizzat Enver Paşa tarafından Harp Madalyası’yla ödüllendirilir. Sonra Makedonya, Romanya, Irak ve Filistin cephelerinde savaşır. Torosyan’ı kendi anılarında hep başarılı ve el üstünde tutulan bir subay olarak görüyoruz. Hatta biri Ertuğrul diğeri Hamidiye tabyası komutanıyken iki zırhlı batırıp bir denizaltının ele geçirilmesini sağladığını anlatıyor.

Torosyan’ın subaylığı da ilginç bir hikâye. Edirne Rüşdiyesi’nde okurken en yakın arkadaşı Muharrem Arap kökenli bir paşanın oğlu. Paşa’nın etkisiyle gayri müslim olmasına rağmen zorlukları aşıp askeri okula giriyor. Muharrem’in ailesine ait yalıda tatillerini geçiren, aniden bastıran savaş tehdidi üzerine okulu bitirir bitirmez göreve atanan ve heyecanla işe koyulan Torosyan altı yıl boyunca ailesini görmüyor, sadece mektuplaşıyor. Bu arada Ermeni Tehciri başlıyor ve tabii ki söylentisi ortalığı sarıyor. Torosyan her ne kadar endişelense de ‘bir Osmanlı subayı olduğu sürece’ ailesine dokunmayacaklarını düşünüyor. Hakikaten, Enver Paşa Ermeni subayların ailelerine dokunulmaması için talimat veriyor. Ama azılı bir Ermeni düşmanı olan kaymakam Salih Zeki Bey, bu emirlere aldıramayıp Torosyanları da sürgüne yolluyor. Bu sürgünde anne babası ölüyor.
Yüzbaşı Torosyan cepheden cepheye savrulurken bir yandan ailesinin izini sürüyor bir yandan da savaşmaya devam ediyor. Olanları öğrenip, Türkçülük akımlarının etkisi altındaki Osmanlılar’ın Ermeniler’e düşmanlığını gördükçe içinde bir intikam duygusu uyanmaya başlıyor ki, daha sonra bu duyguyla taraf değiştirecek, binlerce Osmanlı askerinin öldürülmesine neden olacaktır... Filistin cephesindeyken gizlice isyancılara katılıyor ve Eylül 1918’de Filistin bozgunu olarak tarihimize geçen İngiliz taarruzu sırasında “Osmanlı’yı arkadan vurduğu” anlatılan Arap süvarilerden bir bölümünü komuta ediyor… Duygularını unutup kendini intikamın sıcaklığına kaptırmış bir askere dönüşüyor, öyle ki “Duygusal olarak kazandığımız zafer için halen heyecan duymuyordum. Türk Ordusu’nun belinin kırılmasına katkıda bulunmuştum…” diye anıyor o günleri. Daha sonra Fransızlar’ın kurduğu Ermeni lejyonuyla Anadolu’ya giren Torosyan kitabın ilk sayfalarından itibaren andığı ‘emperyalist komplo’nun farkına varınca savaşına son verip Amerika’ya göç ediyor.
Olabildiğince kısa bir özetini yaptığım bu uzun hikâye aslında daha pek çok ilginç detayıyla bir nevi macera romanı ya da Ayhan Aktar’ın ön sözde ifade ettiği gibi bir Hollywood senaryosu gibi. Yani macerası sağlam. Kitabın yazılış sebebini bilmem ama, çevrilip yayımlanma sebebi ise macerasının ilginçliği değil bize hatırlattığı önemli bir gerçek.

Tarihin suskunları ve ütücüler

Varlık Vergisi ve azınlıklar üzerine önemli çalışmalar yapan sosyolog Ayhan Aktar’ın bu kitaba ilgisi, ulusal tarihimizi yazanların azınlıkları nasıl da özenle ayıkladıklarına dair önemli bir kaynak olması. Osmanlı ordusunda gayri müslim subayların olduğu hatta bu insanların önemli görevler üstlendikleri pek de bilinen bir şey değildir. Aktar, bu durumu Michel Rolph Trouillot’nun “geçmişi susturmak” kavramıyla açıklıyor. İktidar ilişkileri, geçmişin anlatısını kendine göre kurgularken her düzeyde “suskunluklar” yaratıyor. Bu suskunluklar tarihi anlatıyı değiştirebilecek isimlerin, olguların hatta belgelerin görmezden gelinmesi ya da basbayağı gizlenmesiyle gerçekleşiyor. Sonuçta, hakkında binlerce kitap yayımlanmış Çanakkale Savaşları’nın ünlü tabyalarından birini bir Ermeni’nin komuta ettiğini hiçbirimiz bilmiyoruz. Ayhan Aktar, kitabı çevirirken pek çok olguyu kaynaklardan kontrol etmiş. Büyük oranda (kısaca ATASE diye bilinen) Genel Kurmay arşivlerine dayanan kitapları, kaynakları taramış. Mesela tabya komutanlarını tek tek sayan İsmet Görgülü’nün Türk Tarih Kurumu yayını kitabında (On Yıllık Harbin Kadrosu) Ertuğrul Tabyası’nın hiç anılmadığını, Hamidiye Tabyası komutanının da isminin boş bırakıldığını tespit etmiş. Aktar, sadece Türk ve Müslüman bir kahramanlık tarihi yazmak için ‘resmi tarihte Ertuğrul Tabyası’nın ütülendiğini’ söylüyor ki, sunduğu kaynaklara göre bu konuda haklı görünüyor.
Kitapla ilgili geçen hafta Agos gazetesinde çıkan röportajında meseleyi şöyle özetliyor: “1930’lardan itibaren ülkemizde bir ‘milli tarih’ anlatısı kurgulanmıştır. Bu anlatı içinde geriye doğru giderek herkes Türk ilan edilmiştir. Efendim, Osmanlı ordusu yoktur, sadece ‘Türk ordusu’ vardır. Bu yaklaşıma göre I. Dünya Savaşı’nda cephede dövüşenlerin hepsi Türk ve Müslümandır. Ama maalesef kazın ayağı öyle değil! Osmanlı ordusunda Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Çerkezlerin, Boşnakların Gürcülerin ve Arnavutların yanı sıra Ermeniler, Rumlar ve Yahudiler de vardı.”

Torosyan ne kadar gerçek?
Peki Torosyan’ın yazdıklarına ne kadar güvenebiliriz? Bütün anı kitaplarının öznellikten kaynaklı binbir çeşit suskunluk, yok sayma ya da abartı ve hatta yalanla malul olduğu bilinir. Sarkis Torosyan’ın anlatısında ise detaylardan önce kitabın tamamı için ortaya atılan ‘acaba hayali mi?’ sorusu havada asılı duruyor. Bu soruyu aşağıya indirmek için tutunabileceğimiz deliller var tabii. Mesela kitabın girişinde Torosyan’ın kahramanlıklarını öven, gemi batırdığını söyleyen Enver Paşa imzalı “tasdikname” belgesi. Ya da Torosyan’ın çeşitli cephelerde çekilmiş fotoğrafları. Ama en önemlisi, savaş hakkında anlatıklarının, verdiği isimlerin, harekatların ve tarihlerin neredeyse tamamının doğru olması. Yani ilk baskısı 1947 yılında ABD’de yapılan bu kitabı yazan kişinin 1. Dünya Savaşı’na katıldığı belli.
Tabii kitabın “romansı” tarafı, barındırdığı melodram o kadar mükemmel ki inanmak zor. Mesela sargılar içindeki Muharrem’in, kız kardeşi Cemile’nin aslında bir Ermeni olduğunu, yani Sarkis’le evlenmesinde bir engel olmadığını itiraf edip ölmesi... Derken Sarkis Torosyan’ın, Cemile’yi Gazze’de yoksulluk içinde bulması. Ne yazık ki vereme yakalanan Cemile’nin de Sarkis’in kollarında hayata veda etmesi… Anne babasının katledildiğini öğrenen Torosyan’ın ABD’deki kardeşlerine yazdığı intikam mektubu üzerine her ikisinin gönüllü alaylarına katılıp Anadolu’ya gelmesi; Sarkis’in onları ve kayıp kız kardeşini bulması vs...
Edebi ya da tarihi özellikleri ne olursa olsun sonuçta bizi önemli bir gerçeği hatırlamak, bilmiyorsak da öğrenmek zorunda bırakan çok güzel yazılmış bir kitap var elimizde: Türkiye tarihinin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığı gerçeği...

ÇANAKKALE’DEN FİLİSTİN-CEPHESİNE

Yüzbaşı Sarkis Torosyan, Hazırlayan: Ayhan Aktar, İletişim Yayınları, 2012, 286 sayfa, 15.3 TL.

CEM ERCİYES


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 16 Dec 2012 - 10:51
PostPost subject: Dacik Resmi Tarihin Yılmaz-Kahraman Savunucuları Ve MAREŞAL Torosyan
Reply with quote

Dacik Resmi Tarihinin Yılmaz-Kahraman Savunucuları Ve MAREŞAL Torosyan

Yine " O " Sözde Gazete Şeklindeki Paçavara








Çanakkale Savaşı’nda ilk düşman zırhlısını batıran tabyanın komutanı olduğu iddia edilen Ermeni subay Torosyan, profesörler Ayhan Aktar, Halil Berktay, Taner Akçam ve Dr. Hakan Erdem’i birbirine düşürdü.

2.5 yılda hakaret boyutuna ulaşan tartışmaya Genelkurmay noktayı koydu. Genelkurmay, Hürriyet’e yaptığı açıklamada, arşivlerde Sarkis isimli iki asker bulunduğunu ancak ikisinin de Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’nda görev yapmadığını bildirdi.

ÇANAKKALE Savaşı’nda ilk düşman zırhlısını batıran tabyanın komutanı olduğu söylenen Ermeni subay Sarkis Torosyan 4 akademisyeni birbirine düşürdü. Prof. Ayhan Aktar ve Prof. Halil Berktay’ın 2.5 yıldır süren ve artık birbirlerine hakaret boyutuna vardırdıkları tartışmaya Dr. Hakan Erdem ve Prof. Taner Akçam da katıldı. Erdem, “Gerçek ile kurmaca arasında Torosyan’ın Acayip Hikayesi” kitabıyla katılarak kendince noktayı koydu: “1940 Amerikan nüfus sayımı verilerine göre ortaokulu bile bitirmemiş.” Genelkurmay, arşivlerdeki Sarkis isimli iki askerin de Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı’nda görev yapmadığını bildirdi.


Tartışmayı 2.5 yıl önce Prof. Ayhan Aktar’ın Taraf Gazetesi’ndeki köşesinde kaleme aldığı “Yüzbaşı Torosyan’ın hikâyesi” yazısı başlattı. Aktar, 1990’lı yılların başında Harvard Üniversitesi’nde misafir araştırmacıyken okuduğu Sarkis Torosyan imzalı “From Dardanelles to Palestine” (Çanakkale’den Filistin’e) kitabından çok etkilenmiş ve 1. Dünya Savaşı’nın sonuna doğru karşı cepheye geçen Osmanlı Ordusu’nun Ermeni subayı Yüzbaşı Torosyan’ın peşine düşmüştü. Aktar yazısında Torosyan’ın hayatından alıntılar yapmış, “18 Mart günü Sarkis Torosyan’ın komutasındaki tabyadan atılan mermiler düşman zırhlılarını batırmış ve savaşın kaderi değişmiştir” diye yazmış ve bu öykünün sinemaya aktarılmasını istemişti. Yanıt aynı gazetede köşe yazan Tarihçi Prof. Halil Berktay’dan geldi. Berktay “Torosyan ve Çanakkale” yazısında “İşin ucu en yakın dostlarıma da uzanıyor” diyerek Torosyan’ın anılarındaki sorunlara işaret etti. Berktay, “18 Mart 1915’te hiçbir İngiliz veya Fransız zırhlısı tamamen veya esas olarak topçu ateşiyle batırılmadı” diye yazdı. Torosyan’ın kitabında yer alan Osmanlıca bir belgeyi köşesine taşıyan Aktar, Berktay’ı “masa başı tarihçilik” yapmakla suçlayarak anılar için yayın çağrısı yaptı. 2 yıl sonra, geçen Ağustos’ta Torosyan’ın anıları, Aktar’ın araştırmalarını içeren uzun bir giriş yazısıyla yayımlandı. Tartışma hakaretle alevlendi.






HAKARETNAME GİBİ

İkinci raundun ilk yazısı “İki buçuk yıl sonra tekrar, Torosyan’ın masalları” başlığıyla Halil Berktay’dan geldi ve 24 Ekim’de başlayan yazıların ardı arkası kesilmedi. Berktay, 13 köşe yazısında Torosyan’ın İngilizce kitabı ve Türkçe çevirisindeki yanlışları tek tek sıraladı. Çanakkale Savaşları ile ilgisinin “masabaşı tarihçiliğinden ibaret olmadığı” notunu düşüp Çanakkale’de savaşmış ve batarya kumandanlığı yapmış, dedesi Halil Namık Bey’in öyküsünden dem vurdu. Sonra da, adını AA olarak kullandığı yazısında Aktar için “AA’nın ağzının bozuk olduğunu, tanıyan herkes gibi ben de biliyordum nicedir. Meğer bilim ve tartışma ahlakında da bir bozukluk varmış” diye yazdı. Sonra da Aktar’ı aşikâr bir uydurmanın üzerine sazan gibi atlamakla suçladı.

ERGENEKON’LA VURDU

Aktar da Taraf’ın Her Taraf köşesinde 3 gün süren yazısında seviye iyice düştü. 32 yıllık öğretim üyesi tecrübesiyle Berktay’ın yazdıklarına bakarak Torosyan’ın anılarını sonuna kadar okumadığını anlayan Aktar, şöyle devam etti: “Ayıptır söylemesi, ‘okuması olmayan’ bir akademisyen, ‘kör tır şoförü’ veya ‘topal balerin’ gibi bir şeydir (Halil anlasın diye İngilizcesini yazalım: Oxymoron!).” ‘Statüko bekçisi’ dediği Berktay’ı son olarak Ergenekon’dan tutuklu Doğu Perinçek ile yakınlığından vurdu.
Aktar’ın sözlerinden, televizyon programlarında Berktay’ın görüşleriyle paralel değerlendirmeler yapan ve “Gerçek ile kurmaca arasında Torosyan’ın Acayip Hikâyesi” karşı kitabını yazan Dr. Hakan Erdem de payını aldı: “Hamamın namusunu (Sabancı Üniversitesi, Tarih Programı) kurtarmaya çalışıyor. Halil gibi ‘okuması-yazması olmayan’ biriyle aynı bölümde çalışmak sürekli radyasyona maruz kalmak gibi olmalı.” Bu arada tartışmaya Taner Akçam da katıldı. Akçam’ın Agos’a söylediği “Torosyan tartışmaları, iyi tarihçi oldukları iddiasındaki bazı entelektüellerimizin el birliği ile bu soykırım sırrının üstünü örtme çabasından başka bir şey değildir. Efendim gemi batmış mı, batmamış mı; yok tarih 18’i mi 19’u muydu; o tepe miydi bu tepe mi? Neresinden tutsanız elinizde kalan tartışmalar. İnsanın utanası geliyor, yüzü kızarıyor yapılan tartışmaya bakınca. Aydınlarının bile böyle olduğu bir ülkede soykırımın bir sır olması, tapu kayıtlarının da ulusal güvenlik nedeniyle saklı tutulması şaşırtıcı değil elbette” sözleriyle cephe genişledi.

AKTAR ARTIK YAZMIYOR

Torosyan yazılarını 19’a çıkaran Berktay, Akçam’ı ucuzluk yapmakla eleştirdi: “TA kendini, 30 yıl önce herkese ‘revizyonistlik’ yakıştırdığımız günlerde mi sanıyor? Kendine yeni bir ‘ideolojik çatı’ bulup onun altından konuşmak, bu defa önüne gelene ‘soykırım inkârcısı’ mı demek zorunda? Uydurma bir metni eleştirmek, derhal ‘soykırımı örtbas etmek’ mi oluyor?” Aktar tartışmanın kendisi için bittiğini ilan etti, Akçam’ın yazıları sürüyor.



Kendi kitabından hayatı

YÜZBAŞI Torosyan, (1891) Kayseri, Everek (Develi) doğumlu. Edirne Rüştiyesi’ndeki sınıf arkadaşı Arap kökenli Muharrem’in paşa babasının yardımıyla Harbiye Mektebi’ne kabul edilir. 1914’te topçu teğmeni olarak mezun olur. I. Dünya Savaşı patlayınca Ertuğrul Tabyası’nın komutanlığına atanır. 19 Şubat 1915’te ilk düşman zırhlısını bu tabyadan atılan mermi batırır. Daha sonra Rumeli Hamidiye Tabyası’na atanır. 18 Mart’ta bu tabyadan atılan mermiler düşman zırhlılarını batırır ve savaşın kaderini değiştirir. Torosyan bu savaşta yaralanır.



Enver Paşa Torosyan’a kahramanlık madalyası verir. (Kitapta bir takdirname belgesi var) Bu arada Everek Kaymakamı Torosyan Ailesi’nin de içinde olduğu Ermeni nüfusu Suriye çöllerine sürer, İslahiye’de katliama uğrarlar. Kızkardeşi kurtulur ve Suriye’ye ulaşır. 1917’de Suriye cephesine tayin olan Torosyan, kardeşini Musul’daki kampta bulur. Olanları öğrenince de ordudan firar edip Filistin’de Arap ihtilalcilerine katılır. Arap süvari birliğinin başında Osmanlı Ordusu’na karşı savaşır. Sonra ABD’ye göçer.

Tarihe milliyetçi gözlüklerle bakanlar açısından Yüzbaşı Torosyan istenmeyen adam. Çünkü genel anlatıyı bozuyor. Bu nedenle yok sayılıyor. Sadece Türk ve Müslüman bir kahramanlık tarihi yazmak için resmi tarihte Ertuğrul Tabyası ütülenmiştir. 18 Mart zaferinin mimarı 2. Ağır Topçu Tugayı’nın tarihinin yazılmaması da tesadüf değildir.




Şehriban OĞHAN - H(Z)ürriyet

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=22167962

Torosyan tartışması

ERMENİ Sarkis Torosyan’ın ‘anılar’ı üzerine çıkan tartışma Hürriyet’in dünkü manşetiyle geniş kitlelere ulaştı.

İddiaya göre, Sarkis Torosyan Kayseri’nin Everek (Develi) ilçesinde doğmuş, bir yolunu bulup Harbiye’ye girmiş, Çanakkale’de kahramanca savaşmış, hatta ilk düşman zırhlısı batıran kahraman o olmuştu. Vatanına bu kadar hizmet ettiği halde zulümlere maruz kalmış, direniş düzenleyerek zulme karşı savaşan bir Ermeni kahramanı olmuştu, Soykırım Müzesi’nin internet sitesinde anlatılan budur.

Torosyan’ın Ayhan Aktar tarafından dilimize çevrilen anılarını okuyup da etkilenmemek mümkün değil: Osmanlı vatanseveri bir Ermeni yüzbaşının bile zulme maruz kalması öylesine etkileyici bir hikâyedir ki, Robert Fisk, The Independent’teki yazısında, Soykırım Müzesi’nin internet sitesindeki Torosyan bölümünü olduğu gibi indirip kullanmıştı. (28 Ağustos 2007)
Militan Ermeni milliyetçisi tarihçi Dadrian’ın da çok önem verdiği bir kitaptır Torosyan’ın “Çanakkale’den Filistin’e” adlı kitabı...

Gerçek mi, kurgu mu?

FAKAT Hakan Erdem adlı bir tarihçi var. Öyle ‘resmi tarih’çi falan kesinlikle değil. Son derece titiz, belge araştıran, belgelerle yazan bir tarihçi... Daha önce Tarih-Lenk adlı kitabıyla ‘tarih eleştirisi’ nedir bunun bir örneğini ortaya koymuştu.
Benim de çekindiğim bir tarihçidir Hakan Erdem, bir gazeteci olarak tarih üzerine yazarken fahiş bir hata yaparım da Hakan Erdem’e takılır mı diye...

Ve Torosyan’ın anıları Hakan Erdem’e takıldı! Hem bizim arşivlerde hem Amerikan arşivlerinde Torosyan olayına ışık tutacak ne varsa, ulaştı ve bir kitap yazdı: “Gerçekle Kurmaca Arasında Torosyan’ın Acaip Hikâyesi” adlı kitap, geçtiğimiz ay Doğan Kitap’tan yayınlandı. Muhakkak okumak lazım.
Tarihçi Halil Berktay da üst üste yazdığı yazılarla Torosyan’ın yazdıklarının kurgu olduğunu, gerçeklere uymadığını ortaya koydu.

Harbiye’ye gitmemiş, Çanakkale’de bulunmamış. Çanakkale’de şurada şunlar oldu, şunlarla görüştüm, şöyle gemi batırdım diye anlattıkları hep gerçekdışı...



Konu ve kişilik

HAKAN Erdem’in “tarihte metot” kavramının mükemmel bir örneğini oluşturan kitabı hakkında ayrı bir yazı yazacağım.
Bugün biraz “tartışma” kavramı üzerinde durmak istiyorum.
Bir metnin sahih mi kurmaca mı olduğunu tarihçiler tartışabilir elbette. Bazen kesin bir sonuca da varılamayabilir, herkes kanaatini muhafaza eder... Fakat “Halil Berktay geçmişte Maocu idi” diye yazmanın konuyla ne ilgisi var? Tarafların kişiliklere yönelen üslubunu yadırgadığımı belirtmeliyim.

Taner Akçam tarzı

BÖYLE bir tartışma çıkar da Taner Akçam durur mu? Hakan Erdem ve Halil Berktay’ı “soykırım sırrının üstünü örtmekle” suçladı! Halbuki tartışmanın konusu ‘soykırım’ değil, Torosyan metninin sahih mi, kurgu mu olduğu! Akademik tarihçiliğin metotları bellidir. Akçam bunları hiçe saydı, metnin sahih olduğuna dair bir vesika, bir referans ortaya koymadan “Soykırım sırrını örtüyorsunuz” diye yaftaladı!

Bu tipik bir ‘angaje aydın’ tavrıdır. Tek bir iddiaya angaje olursunuz, her şeye bu tek noktadan bakarsınız; “Belge sahih mi, değil mi?” diye değil, işe yarar mı, yaramaz mı diye... Akçam müsterih olsun, Torosyan metni bir kurgudur ama Diaspora’nın işine çok yaramıştır.

Dileğim, Hakan Erdem’in çalışmasının uluslararası dillerde yayınlanarak dünyalı tarihçilerin dikkatine sunulmasıdır.

Taha Akyol- H(Z)urriyet

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/22173838.asp


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Wed 19 Dec 2012 - 18:25
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Torosyan'ın amacı bizlere tarihimizin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığını Osmanlı ordusunda Ermeniler'in de savaştığını göstermek olabilir mi? Hiç sanmam.

Cem Erciyes'in haberi

Sarkis Torosyan'ın Çanakkale'den Filistin Cephesine adlı anıları yayımlandığında hemen ilgimi çekmişti. Hem varlığından bile haberdar olmadığım Ermeni subaylardan biri tarafından yazıldığı için hem de yayına hocam Prof. Dr. Ayhan Aktar tarafından hazırlandığı için. Kitapla ilgili, Radikal Kitap'ta yayımlanan Torosyan neden ihanet etti? (17.08.2012) başlıklı yazıyı şöyle bitirmiştim: “Edebi ya da tarihi özellikleri ne olursa olsun sonuçta bizi önemli bir gerçeği hatırlamak, bilmiyorsak da öğrenmek zorunda bırakan çok güzel yazılmış bir kitap var elimizde: Türkiye tarihinin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığı gerçeği...”

Aradan geçen kısa sürede kitapla ilgili epey hararetli tartışmalar yaşandı. Halil Berktay'ın Taraf'ta on üç yazıyla epey hırçın sulara çektiği tartışmaya ilgisiz kalmak mümkün olsa bile, Hakan Erdem'in geçen hafta yayımlanan kitabı Torosyan'ın Acayip Hikayesi'nden söz etmemek olmazdı.

Kitap adından da anlaşılacağı gibi Sarkis Torosyan'ın anılarının bir eleştirisi. Ve yine adının ima ettiği üzere Torosyan'ı ‘palavracı baron' olarak dünya edebiyatına geçen Baron Munchhausen'e benzetiyor... Hakan Erdem, hatırat metnini neredeyse sayfa sayfa hem Türkçe çevirisinden hem de İngilizce orijinalinden inceleyip içindeki tutarsızlıkları birer birer ortaya koymuş. Daha önceki yazımda şöyle demiştim: “Ama en önemlisi savaş hakkında anlattıklarının, verdiği isimlerin, harekatların ve tarihlerin neredeyse tamamının doğru olması. Yani ilk baskısı 1947 yılında ABD 'de yapılan bu kitabı yazan kişinin 1. Dünya Savaşı'na katıldığı belli.” Hakan Erdem'in kitabını okuduktan sonra anladım ki yanılmışım. Aşağıda bir özetini verdiğim tutarsızlıklara baktığımızda Torosyan'ın sözünü ettiği isim ve tarihlerin bazılarının doğru olmadığı anlaşılıyor. Ayhan Aktar, bunu anıların yıllar sonra yazılmasına bağlıyor ama bu kadar tutarsızlık kitabın bir asker tarafından yazılmış olma ihtimalini de hakikaten azaltıyor. Sanki Torosyan, Çanakkale ve 1. Dünya Savaşı'nın diğer Osmanlı Cepheleri'ni, olayları bizzat yaşamış birisi ya da bir tarihçi kadar iyi değil ama meraklı bir okur kadar biliyor. Hakan Erdem'in çıkarsamaları da bu yönde odaklanıyor. Kitabın en fazla bir ‘anı-roman' olabileceğini savunuyor.

Romansı bir hava

Hakikaten ilk okumada beni de şüpheye düşüren şey kitabın ‘hikâyesinin sağlam' olmasıydı. Yani Torosyan'ın çok başarılı bir topçu subayı, Çanakkale kahramanı olması belki mümkün, ama en yakın arkadaşının kollarında ölmesi, son nefesinde kardeşinin yani Torosyan'ın aşık olduğu kızın Ermeni olduğunu itiraf etmesi, Torosyan'ın Cemile'ye bir türlü kavuşamaması, tesadüfen bulduğu kardeşinin de ölüvermesi, İstanbul'daki kimi maceraları vs, anlatının dramatik yönünü besleyip ona romansı bir hava katıyor.

Hakan Erdem sadece anıları tarihi olgularla karşılaştırmakla yetinmemiş. ‘Yazar Torosyan kimdir?' sorusunun da peşine düşmüş ve ABD arşivlerinde epey bilgiye ulaşmış. Kahramanımız 1920'lerden ölünceye kadar Philadelphia'da yaşamış. Erdem, Ellis Adası'ndaki göçmen kayıtlarından Torosyan'ın ilk olarak 1916'da bu ülkeye gittiği beyanıyla karşılaşmış ki eğer beyan doğruysa, hatıratın önemli bir bölümü yalana dönüşmüş oluyor. Torosyan'ın ABD'de işçi olarak çalıştığını, yedi yıl gibi uzun bir süre işsiz kaldığını da Hakan Erdem'den öğreniyoruz. Erdem'in en çok önemsediği bulgulardan biri ise Torosyan'ın 1940 nüfus sayımında eğitim seviyesini ‘altı yıl' olarak beyan etmiş olması. Yani Harbiye gibi bir yüksek eğitim değil, temel eğitim aldığını söylüyor... Erdem bu bilgiyi de hesaba katarak doğum yeri, anne baba ve bazı kardeşlerinin adları ile Anadolu'daki Fransız Ermeni Lejyonu'nda yer alması dışında, Torosyan'ın kitabında anlattığı hemen her şeyin uydurma olduğu sonucuna varıyor.

Torosyan'ın kim olduğu, bu anıları neden ve nasıl yazdığı, yayımlandığı zaman bu kitabın nasıl karşılandığını ise hala tam olarak bilmiyoruz. Erdem'e göre ilgi çekmek isteyen, bu amaçla kendine anılar uyduran biri Sarkis Torosyan. Yine de ben, anlattığı dönemi eğitimsiz bir palavracıya göre biraz fazla iyi bildiğini düşünüyorum. Acaba hangi kitapları okudu? Çevresindekilerin hayranlığını kazanmak için Enver Paşa imzalı (ki sahte olduğunu tarihçiler zorlukla ispat ettiler) belge üretmesine, o fotoğrafları çektirmesine ne gerek vardı? Bütün bu belge ve fotoğrafların da gerçek olmadığını kabul edersek (tamam bu da büyük ihtimal) o zaman ciddi bir ‘sahtekarlık' çabası ya da Karl May düzeyinde bir şarlatanlık söz konusu. Nihayetinde bu kitabın Ermeni diyasporasının soykırım anlatılarında önemli bir yeri olmadığını da yine tartışmanın taraflarından biliyoruz. Bence hala önemli bir soru tatmin edici bir yanıt bekliyor: ‘Torosyan kimi, neden kandırmak istiyordu?'

Torosyan belki de hep hayal ettiği ama hayattayken asla göremediği ilgiye şimdi kavuştu; hem de eski vatanı Türkiye'de. Amacı bizlere tarihimizin sadece Türk ve Müslümanlara ait olmadığını Osmanlı ordusunda Ermeniler'in de savaştığını göstermek olabilir mi? Hiç sanmam. Ama yine de bunu başarmış oldu. Bir büyük yalancı ve sahtekar olsa da olmasa da....

Torosyan'ın tutarsızlıkları

* Torosyan 19 Şubat 1915'te Çanakkale'de batırdığını söylediği zırhlı hiçbir başka kaynakta yok.
* Enver Paşa'nın imzasını taşıyan belge de, Fransız ordusunun verdiği belge de tutarsızlıklarla dolu.
* Torosyan'ın teğmen rütbesiyle Ertuğrul Tabyası'nın komutanı olması mümkün değil.
* Eski Manastır Kolordusu Komutanı Mehmet Şükrü Paşa'nın kitapta anlatıldığı gibi Nuriye diye bir kızı yok.
* Çanakkale'de Aşçı Baba diye bir tepe yok. Büyük ihtimalle Alçı Tepe'den söz ediyor çünkü bazı İngiliz kaynaklarında buranın adı Achi Baba diye geçiyor.
* Ertuğrul'un bağlı olduğu komutanın Halil Bey olduğunu söylüyor, oysa Mahmut Macit Bey olmalı.
* 18 Mayıs'ta görüştüğü Enver Paşa'nın sorularından anlıyoruz ki Harbiye Nazırı'nın 25 Nisan'da başlayan çıkartmadan haberi yok.
* Bulunduğu kolordu 21 değil 20'inci olmalı. 46. Topçu Alayı'ının komutanı da Miralay Ali Rıza değil.
* Arap İsyanı'nın Nuri Yusuf diye bir lideri yok. Altı bin süvarinin komutasını Torosyan'a vermeleri inandırıcı değil. Bu bölüm Arabistanlı Lawrence'ın abartılı anılarından esinlenme.


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Wed 19 Dec 2012 - 18:38
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

http://team-aow.discuforum.info/t13446-Torosyan-n-an-lar-ya-kurmaca-ya-sahtekarl-k.htm?q=

Türk Askerleri büyük başarı göstermişler oysa ki " Ottoman Askerlerinin Esareti.... " konulu NTV Belgesel çalışmasına göre Fransız ve İngiliz birliklerinin ilk taaruzunda 2.500 kadar Ottoman askeri karşı tarafa esir düşmüş...



http://team-aow.discuforum.info/t13352-Ottoman-Askerlerinin-Esareti-ttihat-Terakkinin-B-y-k-Ba-ar-s.htm#p47959

...............


http://animargaryan.blogspot.com/2012/08/blog-post_6487.html


Last edited by vahe2009 on Thu 20 Dec 2012 - 21:29; edited 1 time in total
Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Thu 20 Dec 2012 - 14:08
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Akçam’dan mektup var -Taha AKYOL



TANER Akçam’dan bir e-mektup aldım. Kendisi hakkında ‘angaje aydın’ diye yazmıştım, bu tanıma benim uyduğumu dolaylı olarak söylüyor.

Tarihçiler Hakan Erdem ve Halil Berktay, Torosyan’ın kitabının ‘sahih’ değil, ‘kurmaca’ olduğunu yazdıklarında, Taner Akçam onları “Soykırım sırrının üstünü örtüyorsunuz” diye suçlamıştı! Ben de Taner Akçam’ın bu tavrını “angaje aydın tavrı” diye eleştirmiştim. (Z(H)ürriyet, 17 Aralık)

Akçam’ın mektubu aynen şöyle:

İşte mektup

“TAHA Bey, benim söylediklerimi ve ne düşündüğümü bilmiyorsunuz ve okumadınız. Ama kişiliğime yönelik saldırıda bulunmaktan çekinmiyorsunuz. Yakışmıyor size.

Ama bu tavrınızın bir nedeni var biliyor musunuz? Bana ilişkin yazdığınız şeylerde benim adım yerine Taha Akyol yazın, cevabını bulursunuz.

Torosyan’dan, ‘Çanakkale savaşları uzmanı askeri tarih profesörü’ çıkartıp, saldırmak kolay. Sonuçta kendisi savaşırken ailesi imha edilmiş ve travma içinde birisi Torosyan... Anısına, bilimsel eser muamelesi çekmek bir başka saygısızlık.

Yusuf Halaçoğlu’nun ve daha bir sürü tarihçi diye orta yerde dolanan kişinin, Osmanlı belgelerini bile açıkça tahrif ettikleri, çarpıttıkları yalan-dolan eserler orta yerde duruyor. Niye Tanrı’nın bir meraklı kulu, bilimsel kaygılarla bu eserlere bakmıyor dersiniz?

Taha Bey, insan Torosyan, sizin olmasa bile, Türkiye insanının konuya bakışını değiştirecek. Niye mi? Onlarca Torosyan var da ondan... Bir de yakında Torosyan’ın yakınlarını dinleyeceksiniz. Bakalım o zaman ‘bilim adına’ neler yazacaksınız.

Saygılarımla, Taner”

Tartışmanın özü

ÖNCE, gazetecilik açısından, Taner Bey’den bir haber öğreniyoruz, yakında Torosyan’ın akrabaları da bir şeyler anlatacakmış.

Tarih açısından, Ermenilerin 1915 Haziran’ından itibaren bir facia yaşadıkları muhakkak. Tartışma, bunun ‘soykırım’ mı, yoksa ‘savaş zaruretleri’ içinde yaşanmış bir facia mı olduğudur.

Dadrian ve Taner Akçam gibi tarihçiler, ittihatçı Osmanlı hükümetinin Ermenileri ‘temizlemeye’ I. Dünya Savaşı öncesinde karar verdiğini, savaşı fırsat saydıklarını savunurlar.

Eğer böyleyse tehcirde “soykırım kastı”nın bulunduğu düşünülebilir.

Öbür yanda, Standford Shaw, Guenter Lewy, Edward Erickson gibi tarihçilerle Türk tarihçilerin çoğunluğuna gelince... 1915 Mart ve Nisan ayları çok önemlidir: Sarıkamış faciası yaşanmıştır, Çanakkale savaşları devam ederken 25.000 kişilik silahlı Ermeni gücü Van’ı ele geçirmiş, koordineli olarak taarruza kalkan Rus ordusu Van ve civarını işgal etmiştir. Bütün Anadolu’da Osmanlı lojistik sistemi de tehlikeye girmiştir. Bunun üzerine Osmanlı “askeri zaruretlerle” tehcir kararı almıştır.

Böyle ise, 1915 olayları faciadır ama soykırım değildir.

Savaş boyunca Türkler de korkunç facialar yaşadılar tabii.

İki akademik eleştiri

1915 Mart ve Nisan aylarının önemini tekrar vurgulayarak, iki akademik yayından bahsedeceğim:

* İttihatçılara çok eleştirel bakan Fuat Dündar’ın Taner Akçam’ı eleştiren uzun makalesi... Mesela nüfus politikaları bölümünde, Taner Akçam’ın “Haziran 1915 tarihli bir telgrafı, tarih yanlış diye, Nisan 1915 olarak düzelttiğini” yani tahrif ettiğini yazıyor, böyle birçok örnek veriyor. Zira, Akçam’a göre hükümet, Ermenileri ‘temizlemeye’ 1915 Mayıs’ının sonlarına doğru değil, daha erken, yani savaş güvenliği gibi sebepler oluşmadan önce karar vermişti! (Toplumsal Tarih, Eylül 2010)

* Erman Şahin’in Taner Akçam’ın kitabı hakkındaki eleştirel akademik makalesi son derece dolgun bir bilimsel çalışmadır. Şahin’e göre de Akçam yine tehcir kararının tarihini öne çekmek için, mesela Bahattin Şakir’in “şahsi kararı”nı, kitabına “İttihat ve Terakki Merkezi’nin kararı” diye alıntılamış. (Middle East Policy, No:1, Spring 2010)

Bu konuları tartışmak ciltler doldurur. Ben sadece neden ‘angaje aydın’ terimini kullandığımı anlatmak için yazdım bunları... Taner Bey’in ve hiç kimsenin “kişiliklerine saldırmayı” doğru bulmam.


http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=22196934

..............

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1113084&CategoryID=41


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 23 Dec 2012 - 08:16
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Akçam’dan yine mektup

TANER Akçam 20 Aralık günlü yazıma yine eleştiri gönderdi. İttihatçıların Dünya Savaşı’ndan önce tehcire karar verdiği görüşünün Dadrian’a ait olduğunu, bu görüşü benim kendisine mal ettiğimi, çünkü kitaplarını okumadan önyargıyla yazdığımı söylüyor...

Halbuki Taner Bey, Ermeni Meselesi Hallolmuştur adlı kitabında İttihatçıların Anadolu’da etnik temizlik yapmak için daha 1913’te “bir plana sahip olduklarını ve savaş yıllarında bu planı tüm Anadolu sathına yayarak harekete geçtiklerini” yazmıştır! (Sf. 37)

Young Turks’ Crime... adlı kitabında da yine 1913’e atıfta bulunarak Dünya Savaşı’nda “bu planı bütün Anadolu’yu kapsayacak şekilde genişlettiklerini” yazmıştır. (Sf. 29)

Bütün çaba, trajik tehcir hareketinin Dünya Savaşı şartlarında değil, önceden “tasarlanmış” bir soykırım olduğunu kabul ettirmek içindir. Evet, Dadrian’la aralarındaki fark, Akçam’ın “plan”, Dadrian’ın “karar” demesidir.


http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=22211442


Back to top
vahe2009
Modérateur
Modérateur

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 14,996
Point(s): 42,583
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 23 Dec 2012 - 20:06
PostPost subject: Yüzbaşı Torosyan’ın Hikâyesi…
Reply with quote

Torosyan’ın şaibeli hatıratı



Gülenay Börekçi, tartışmalara neden olan “Gerçek ile Kurmaca Arasında Torosyan’ın Acayip Hikâyesi”ni, kitabın yazarı Tarihçi Y. Hakan Erdem'le konuştu.

Tarihçi Y. Hakan Erdem’in geçen hafta çıkan kitabı “Gerçek ile Kurmaca Arasında Torosyan’ın Acayip Hikâyesi”, tartışmalara sebep oldu. Biz de bu tartışmaların odak noktasında duran Erdem’le konuştuk, ortaya çıkacağı söylenen yeni delilleri sorduk...

Bir parça geriye gidelim... Prof. Ayhan Aktar 2010 yılında birkaç kez, “geçen yüzyılın başında Ermeni olduğu için ordudan atılan savaş kahramanı” Sarkis Torosyan’ı yazmıştı. Ardından Torosyan’ın İngilizce kaleme aldığı hatıratını Türkçe olarak yayımladı. Çok geçmeden de itirazlar gelmeye başladı, mesela tarihçi Halil Berktay söz konusu hatıratın aslında kurmaca olduğunu yazdı. Geçen hafta da Y. Hakan Erdem’in “Gerçek ile Kurmaca Arasında Torosyan’ın Acayip Hikâyesi” adlı kitabı çıktı. Erdem’e göre de Torosyan yalan söylüyordu. Gazeteci Taha Akyol, Berktay ve Erdem’e köşesinde destek verince, bu kez yeni bir tartışma başladı. Tarihçi Taner Akçam onları “soykırımın üstünü örtmeye çalışmakla” suçluyordu. Öte yandan, Akyol’un da belirttiği gibi, Torosyan’ın kitabının kurmaca olması, Ermenilerin 1915’te yaşadıkları facianın gerçek dışı olduğu anlamına falan gelmiyordu. Sanırım en iyisi bütün bunları Y. Hakan Erdem’le konuşmak olacaktı. Ben de öyle yaptım... 

Kitabınızda tam olarak neden bahsediyorsunuz?

Kitabım Sarkis Torosyan’ın geçen yüzyılın başlarında Amerika’ya göç ettikten sonra yazdığı “hatırat” ve biraz da kendisi üzerine... 

Peki kimdir bu Sarkis Torosyan?

Doğrusu onun hakkında her şeyi bildiğimi iddia edecek değilim. Kesin olan tek bir şey var: Okur, hatıratına bakarsa başka bir Torosyan, benim incelememe bakarsa başka bir Torosyan görecek.

Peki ama gene de kimdir?

Ayhan Aktar, 2010’da yazdığı yazılarda Torosyan’ı, “Çanakkale’de düşman zırhlıları batırmış, Osmanlı Harp Madalyası almış ve savaşın kaderinin değişmesine katkıda bulunmuş bir kahraman” olarak tanıtmıştı. Bense incelememde bu hatıratın gerçek bir hatırat değil tamamen kurmaca bir metin olduğunu, Torosyan’ın da “Yaptım” dediklerini yapamayacağını, “Bulundum” dediği cephelerde bulunamayacağını kanıtladım.

‘BUZDAĞININ GÖRÜNMEYEN KISMI DA VAR’

Dikkat çekici bir durum söz konusu. Önce Torosyan’ın hatıratı yayımlandı, hemen ardından da sizin kitabınız çıktı. Dolayısıyla bu kitabı niçin yazdığınızı soracağım.

Evet, Torosyan’ın hatıratı, yine Ayhan Aktar’ın sunuşuyla ağustosta çıktı. Ben de eylülün üçüncü haftasında bu elinizdeki kitabı yazmaya koyuldum. Görünürde çok tepkisel duruyor... Fakat, hemen her konuda olduğu gibi buzdağının bir de alt kısmı var. Her şeyden önce hatıratın yayımlamasıyla beraber bir yakın tarih tartışması başlamıştı. Tarihçi olarak bu tartışmaya katılmam, görüşlerimi, araştırmamı ve sonuçlarını kamuyla paylaşmam son derece doğal. Hep yaptığımız şey değil mi? 

Eğer yakın geçmişte Torosyan’la ilgili bütün o yorumlar yapılmamış, tartışmalar başlamamış olsaydı, onun hatıratını genede ilgi çekici bulur muydunuz?

Bu canlı tartışma cazibeyi artırıyor tabii. Benim de söyleyecek bir lafım var ki kamuyla paylaşıyorum. Fakat önemli olan Torosyan’ın “hatıratı”nın Türkçe yayımlanması. Şöyle söyleyeyim: Torosyan’ın “hatıratı” Türkçe’ye çevrilmiş olsa ama üzerinde hiçbir tartışma yapılmasa, mesela Halil Berktay buna dair tek bir yazı bile yazmamış olsa, yine de bu kitabı yazardım. 

O halde esas mesele bu kitabın “hatırat” adıyla yayımlanması...

O dönemde yazılmış bir anıroman olarak kalsaydı gerçekten mesele edinmezdim. Hatta değil üzerine kitap yazmak, okuyacağım bile şüpheli olurdu.

"DEDEMİZ 19 ŞUBAT GÜNÜ ZIRHLI BATIRDI, HATIRATINDA OKUDUK"

Torosyan’ın şaibeli hatıratı konusunda bazıları neden yanılmayı tercih etti?

Tarihin, kendine özgü kurallarla oluşturulan bir yazın türü değil de geçmişin ta kendisi olduğu gibi bir yanılgı yaygın. Halbuki sadece hatırat metinlerine değil, arşiv kayıtlarına, kroniklere, bitmiş veya işlenmiş tarih anlatılarına karşı da son derece eleştirel olmalıyız. Öğrendiğimiz her yeni verinin, resmin neresine oturduğunu hassasiyetle saptamak, resimde hangi eksikliği tamamladığını, diğer parçalara uyup uymadığını dikkatle değerlendirmek zorundayız. Yanılmak, sizin dediğiniz gibi, bir tercih de olabilir. Fakat tarihçilerin, “Madem yazılmış, o halde inanalım” diye bir düşünceye kapılmaması gerekir. 

Peki kitabınızın yayımlanmasından sonra geçen hafta yaşananlara ne diyorsunuz?

Taner Akçam’ın Taha Akyol’a gönderdiği mektup sayesinde Torosyan’ın hayattaki yakınlarının bazı açıklamalar yapacağını öğrendik. Tarih çalışmalarında yeni bilgilerin ortaya çıkması her zaman iyidir. Fakat birkaç noktada dikkatli olmak gerekebilir: a) Ben Torosyan’ın yaşamı hakkındaki kritik bilgileri, hangi arşivlerden bulduysam o şekilde gösterdim. Hangi yeni açıklama yapılırsa yapılsın, o belgeler hâlâ oldukları yerlerde duruyor. b) Çok daha önemlisi, Torosyan’ın kendi yazdığı metin de olduğu yerde duruyor. Sadece, insani bir merak saikiyle soruyorum: Ne diyecek Torosyan’ın yakınları? “Dedemiz, 19 Şubat günü zırhlı batırmıştır, hatıratında okuduk” mu? c) Tarihçiler sözlü kaynakları tabii ki dikkate alırlar ama onların söylediklerini eleştiriye de tabi tutarlar. 

Nereye varacak bütün bunlar?

Tartışa tartışa sonunda tarihsel gerçekliğe daha yakın bir noktaya ulaşacağımızı umuyorum. Fakat tarafların demagoji yapmamasını da bekliyor insan. Akçam, o mesajında güya merak etmiş, soruyor. Niçin ortalıkta dolaşan Osmanlı belgelerini bile tahrif eden yalan dolan eserlere bir şey demiyormuşuz da Torosyan’ı konu ediniyormuşuz... İnsaf, bunun söyleneceği en son kişi ben olmalıyım. Belki de Akçam, Türkiye’de yazılançizilenlerden habersiz.

İSKAMBİL KAĞITLARINDAN ŞATO

Y. Hakan Erdem, Torosyan’ın hatıratı için “İskambil kâğıtlarından şato” diyor. Ve böyle bir şatonun bize tarihsel gerçekliklere dair bir şeyler öğreteceğine kesinlikle inanmıyor. 

Torosyan’ı yalanlarıyla var olan masal kahramanı Baron Munchausen’e benzetiyorsunuz. Ona “kendi romanını kendi yazan adam” denebilir mi?

Elbette. Sarkis Torosyan, kendi kurmacasındaki kahramanlardan biri ve tabii ki başkahramandır. 

Yalanlardan oluşan bir hatırat tarihe, hakikate dair fikir edinmemize sebep olur mu, yoksa böyle bir şeyi başka amaçla mı okumalıyız?

“Yalanlardan” oluşan bir hatırat eğer bu özelliğini saklamıyorsa, kurmaca olarak okunabilir. Saklıyorsa durum başkalaşır, kandırma veya aldatma unsuru devreye girer. Bu tür metinlerden tarihsel gerçekliklere dair bazı şeyler öğrenmek mümkündür ama kestirme ve sağlıklı bir yol olduğunu söyleyemem. 

O dönemde bizde sayısız hatırat yazıldığını söylüyorsunuz, muhakkak ki birçoğu yanıltıcı olabilir. Ama onların yayımlanması gene de faydalı ve gerekli midir?

Hatırat türü, tanım gereği öznelliğe çok açık. Her hatırat yazarı, olayları kendi bakış açısıyla anlatmak, bir anlamda kendisini anlatmak kaygısındadır. Ne kadar yanlı olursa olsun tüm gerçek hatıratların basılmalarını çok gerekli görüyorum. Kaynaklarımız çoğaldıkça biz tarihçiler daha rahat ederiz.

"TOROSYAN ASLINDA BİR BESTSELLER YAZDI"

Torosyan, hangi konularda yalan söylüyordu?

Çanakkale, Romanya, Manastır, Irak ve Filistin cepheleri anlatımları baştan aşağı kurmaca. Bu cephelerdeki olay akışları, askeri birlik numaraları ve komutanların adları tarihsel gerçekliklerle uyum içinde değil. Ayrıca, kızlarıyla gönül ilişkisi yaşadığı hayali bir paşa ailesi icat etmiş, hatırat olduğunu söylediği metnin içine bir de “harem romansı” yerleştirmiş ki bu da tamamen kurgusal. Arap İsyanı’nda komutanlardan biri olduğunu, 6 bin Arap süvarinin başına geçerek Şam’a girdiğini anlattığı yeriyse Arabistanlı Lawrence’a öykündüğü için yazmış. İkide bir kendisine düzenlendiğini iddia ettiği suikastlarıysa kitapta macera unsuru olsun diye eklemiş. Torosyan aslında Harbiye mezunu bile değil, dolayısıyla topçu subayı olamaz. 

Niçin kurmaca bir hatırat yazmıştı?

Bunu bildiğimi iddia edemem. Çok satan bir metin yazmak ve yazar olarak şansını denemek istemiş olabilir. 1920’lerin Amerikan kamuoyuna birtakım oryantalist görüntüler sunmak kaygısıyla bir harem romansı da uydurmuş ama bu, çocuklar için yazılan bir macera romanına eklemlenmiş gibi sırıtıyor. 

Anlattıkları arasında hiç mi doğru yok?

Kendi adı ve soyadı doğru. Doğduğu yer. Annesinin ve babasının adları. İki erkek kardeşinin adları. Bunların Amerika’da yaşadığı. Kendisinin de 1920’de Amerika’ya göç ettiği gibi unsurlar var. Ermeni Lejyonu’yla birlikte Kilikya’da bulunmuş olması da büyük ihtimal. Başka da doğruya benzer bir şey yok

http://www.haberturk.com/yasam/haber/805803-torosyanin-saibeli-hatirati


Back to top
Display posts from previous:   
Armenian on web Forum Index -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler All times are GMT + 1 Hour
Post new topic   Reply to topic Goto page: 1, 2  >
Page 1 of 2
Jump to:  

 



Portal | Index | Create a forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1