Welcome Guest: Register | Log in
 
FAQ| Search| Memberlist| Usergroups
 
Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
 
Post new topic   Reply to topic
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul
Previous topic :: Next topic  
Author Message
cetay1955
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 30 Sep 2010
Posts: 360
Point(s): 1,388
Moyenne de points: 3.86

PostPosted: Fri 10 Dec 2010 - 15:57
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Ermeniler olmasaydı, İstanbul İstanbul olur muydu?
CENGİZ ÇANDAR

10/12/2010

Gidin İstanbul Modern'e, 'İstanbul'un Ermeni Mimarları' sergisini gezin. 'Yalanda yaşama'nın dışına çıktığınızı görürsünüz. 'İç huzur'a erersiniz.

İstanbul tartışmasız dünyanın en başdöndürücü şehirlerinden biri, belki de birincisi. İstanbul’un olağanüstü özelliklerinden biri Allah vergisi doğal konumundan kaynaklanıyor. Dünyanın ‘içinden deniz geçen’ tek şehri o. Boğaziçi, nehir halindeki deniz.. Eşsiz güzellikteki Boğaziçi, onun Marmara yönündeki ağzının hemen kenarından kıvrılıp içeri dönen Haliç, ‘boğaz’ın iki yakası, Marmara’da az ötede doğal tespih taneleri gibi dizilmiş güzel ve özgün Adalar...
İstanbul’u olağanüstü yapan bir başka özelliği ise ‘insan yapımı.’ Yani, mimarisi; şehre kimliğini veren binaları.

Allah vergisi ve insan eli
‘Allah vergisi’ ile ‘insan eli’nin ‘izdivacı’nın ürünü bir şaheser İstanbul.
Şimdi sıkı durun. İstanbul’u eşsiz kılan o ‘insan eli’nin yapımlarına ve üzerindeki imzalara bir göz atalım.
Haliç çevresinden başlayalım; Cibali Tütün Fabrikası binası (bugünkü Kadir Has Üniversitesi). Mimar Hovsep Aznavur. Aynı imzayı Sirkeci’deki tarihi Sansaryan Hanı’nın ve Fener’deki ünlü çelik döküm Bulgar Kilisesi’nin de üzerinde görüyoruz. Ve bir de Galatasaray’ın benzersiz binası Mısır Apartımanı’nda.
Haliç’in karşı kıyısına hükmeden Kasımpaşa Deniz Hastanesi’nin mimarının adı Adam Tahtacıyan. Tünel’deki Hidivyal Plas’ın mimarı da o. Tünel’e adını verdiren Metro Han’ın mimarı ise Mikayel Nurican.
Kadıköy’ün en tarihi mekânlarının başında gelen Süreyya Sineması’nı Keğam Kavafyan yapmış. Kadıköy Belediye Binası’nı ise Yetvart Terziyan. Fatih Belediye Binası’nı da.
Büyükada İskelesi’nin imzası Mihran Azaryan’a ait. Bugün Büyükdere’de Sadberk Hanım Müzesi olan güzel binanın orijinal adı Azaryan Yalısı, mimarı ise Andon Kazazyan.

Silinmez Balyan imzası
Gelelim ‘Osmanlı saray mimarları’ olan Balyan ailesine..
Garabed Amira Balyan imzasını taşıyan yapılar: Dolmabahçe Camii, II. Mahmud Türbesi-Çemberlitaş, Harbiye Mekteb-i Harbiye, Kuleli Süvari Kışlası (bugün Kuleli Askeri Lisesi)-Vaniköy, Dolmabahçe Sarayı!
Krikor Amira Balyan’ın yaptıkları: Nusretiye Camii-Tophane, Selimiye Kışlası-Üsküdar.
Gelelim Nigoğos Balyan’a: Küçüksu Kasrı, Dolmabahçe Sarayı’nın o muhteşem işlemeli Saltanat Kapısı ve o muazzam avizenin indiği Muayede Salonu, Ihlamur Kasrı.
Sırayı Sarkis Balyan alıyor: Beylerbeyi Sarayı, Akaretler, Maçka Karakolhanesi ve Silahhanesi (bugün İTÜ İşletme Fakültesi ve İTÜ Yabancı Diller Okulu), Sadabad Camii-Kâğıthane, Harbiye Nezareti (bugün İstanbul Üniversitesi Rektörlük binası), Çırağan Sarayı.
Unutmadan, en eski Balyan’lardan birinin, Senekerim Balyan’ın İstanbul’a attığı silinmez bir imza var: Beyazıt Kulesi!
İstanbul’da geriye ne kaldı ki!

Ya Mimar Sinan!
Karaköy, Sultanhamam, Beyoğlu, Osmanbey, Şişli, Adalar ve ‘boğaz’daki çok sayıda kilise, sayısız apartman, görkemli yapı, merdiven, bent, vs’yi de yazmaya kalksak, yer bulamayız.
İstanbul Modern’de ‘Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları’ adlı serginin açılışında, bir bölümünü yukarıya aktardığım İstanbul eserlerinin kimlerin elinden çıktığını öğrendiğimde, şaşkınlıktan kalakalan çok kişiden biri bendim.
İstanbul’da doğmadım ve İstanbul’da büyümedim. Ama 36 yıldır aralıksız yaşadığım ve kendimi kendisine ait hissettiğim harikulade şehrimi harikulade yapan eller ve beyinlerin bir kısmını yeni öğrenmiş biri olarak, şükran duygularına karışan şaşkınlık içindeydim.
‘Hrant’ kitabının İstanbul’da doğmuş, büyümüş ve ömrü boyunca İstanbullu olmaktan özel bir gurur duyan yazarı da şehrinin kimlerin eseri olduğunu ilk kez öğreniyor olmanın şaşkınlığını yaşıyordu. Bir ara kulağıma eğildi, “Anlaşılan Ermeniler olmasaymış, İstanbul olmayacakmış” deyiverdi.
Bir an itiraz etmeyi düşündüm, vazgeçtim. “Düşün ki, bunlara Mimar Sinan’ı eklememişler” diye ekledim. Süleymaniye Camii başta, Şehzadebaşı, Piyale Paşa, Mihrimah Sultan camileri, nice çeşmeler ile İstanbul’u ve kendisini ölümsüzleştirmiş olan ‘Büyük Usta’ Kayseri’nin Ağırnas köyünden getirilen ve devşirilen bir Ermeni idi.

İstanbul’daki Anadolu
Sinan aklıma gelince, aklım dört yıl yatılı ortaokul okuduğum Kayseri’nin Talas beldesine gitti. Okulumuz, yüksek bir tepenin üzerine kuruluydu ve Ağırnas oradan görünürdü.
Bu arada Balyan ailesinin kökeninin Kayseri’nin Derevenk’inden olduğunu da İstanbul Modern’deki sergiyi gezerken öğrenip, düşüncelere daldım. Derevenk, Talas’ta bizim okulun hemen arkasında, sık sık gezintiye çıktığımız vadi idi.
İstanbul’un İstanbul olmasında ‘Anadolu Ermenileri’nin –Sinan’dan Balyan’lara- tartışılmaz katkısının önünde saygı ile eğilmeliyiz ve 1915’in ülkemizi nasıl ‘çölleştirmiş’ olduğunun üzerinde hepimiz düşünmeliyiz.
Bütün katliamların, her türlü ‘soykırım’ın, her türlü zulüm ve ‘inkâr’ın ve ‘yalan tarih’in ülkemiz için nasıl bir ‘yoksulluğa’ yol açmış olduğunu hissetmeliyiz.

Yalanda yaşamaya son
Hasan Cemal, birkaç gün önce şöyle yazdı: “1960’ların başında ben siyasetbilimi okudum Ankara’da. Dört yıl boyunca Mülkiye’de kimse bana örneğin Kürtleri, Kürt isyanlarının nedenlerini, Alevileri ve inançlarını, bu ülkenin toplumsal dokusuyla kimlik meselelerini öğretmedi. 1915’in gerçek yüzünü, Ermenilerin acılarını kimselerden duymadım. Dersim’e gelince isyandı, o kadar. Oysa Dersim isyan değildi. 6-7 Eylül de bizim tarih kitaplarının yazdığı gibi değildi. Uzun lafın kısası: Yalanda yaşatıldık. Yalanda yaşayan çoğu insan gibi, toplum olarak da kendi kişiliğimizi bulamadık, olgunlaşamadık. Bu yüzden de iç huzuruna eremedik, iç barışımızı yakalayamadık...”
Gidin İstanbul Modern’e, ‘İstanbul’un Ermeni Mimarları’ sergisini gezin. ‘Yalanda yaşama’nın dışına çıktığınızı görürsünüz. ‘İç huzur’a erersiniz.
İstanbul’u artık daha farklı gözle seyreder, başka türlü yaşarsınız. ‘İç barış’a doğru nasıl yol alabileceğimizi keşfetmeye başlarsınız. radikal. com


Back to top
Publicité






PostPosted: Fri 10 Dec 2010 - 15:57
PostPost subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
Hayjan
Inspector
Inspector

Offline

Joined: 31 Jan 2008
Posts: 5,332
Point(s): 15,909
Moyenne de points: 2.98

PostPosted: Fri 10 Dec 2010 - 17:26
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Ve bu yazinin hepsi dogru.

Back to top
aex1
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 25 Jul 2010
Posts: 637
Point(s): 1,913
Moyenne de points: 3.00

PostPosted: Sat 11 Dec 2010 - 02:51
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Cok guzel paylasim..tesekkurler...CENGİZ ÇANDAR begendigim bir gazetecidir..guzel yazilari var...
_________________
We are Armenian , we are Genius .


Back to top
Hayjan
Inspector
Inspector

Offline

Joined: 31 Jan 2008
Posts: 5,332
Point(s): 15,909
Moyenne de points: 2.98

PostPosted: Sat 11 Dec 2010 - 06:55
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Ermeni olmasaydi Ermeni soykirimi da olmazdi Idea

Back to top
aex1
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 25 Jul 2010
Posts: 637
Point(s): 1,913
Moyenne de points: 3.00

PostPosted: Sat 11 Dec 2010 - 07:26
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

dogru soze ne denir ki baska.... Okay
_________________
We are Armenian , we are Genius .


Back to top
cetay1955
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 30 Sep 2010
Posts: 360
Point(s): 1,388
Moyenne de points: 3.86

PostPosted: Sat 11 Dec 2010 - 13:24
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

http://buyukvalidehan.yildiz.edu.tr/tradescrafts_tr.html

Back to top
mafilou
Administrateur
Administrateur

Offline

Joined: 04 Sep 2006
Posts: 10,593
Point(s): 33,413
Moyenne de points: 3.15

PostPosted: Mon 13 Dec 2010 - 04:04
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Kan meselesi ...

Paylaşımların için teşekkürler cetay1955 ; verdiğin link http://buyukvalidehan.yildiz.edu.tr/tradescrafts_tr.html üzerine ben de bir araştırma yaptım. Bağrında onca işyerini barındıran Büyük Valide Han (BVH)’ın tarihine kısaca bir bakalım :

Büyük Valide Han 1651 yılında Kösem Mahpeyker Valide Sultan (IV Murat ve İbrahim’in anneleri) tarafından Üsküdar’daki Çinili Camii’nin vakfiyesi olarak inşa ettirilmiştir. (1)

« OSMANLI HANEDANINDA EVLİLİKLER MAVİ KAN-KIRMIZI KAN
Bilindiği üzere tarihte hanedanlar genellikle evlilikleri siyasi amaçlarla gerçekleştirmişlerdir. Bu mana da Türk hanedan mensuplarının Çin’li ,Selçukluların Ermeni , bir döneme kadar Osmanlıların Bizans’lı ,Kırım’lı ve Anadolu beyliklerine mensup asil ailelerle yaptıkları evliliklerin her biri farklı sebepler ,durumlar ve coğrafyaların ürünü olsalar da , ortak payda olarak asil kan düşüncesinin ürünü evlilikleri oldukları söylenebilir …. Asil kan düşüncesinin bir başka yansımasını da Kardeş katli meselesinde görüyoruz.Bilindiği gibi en mühim varlık olan devletin devamı için kardeşlerde feragat edilmesi anlamına gelen kardeş katlinde her şeye ve siyasi nedenlere rağmen asil kanın dokunulmazlığı düşüncesinin yansıması olarak ve bu asil kanın dökülmesinin uğursuzluk getireceği ve asla yerde kalmayacağı düşüncesi nedeniyle kan akıtılmaz ve hanedan üyeleri yay kirişi ile boğulurlardı.Bu kan akıtmadan idam uygulaması ,Timurlularda da aynen mevcut olan ve Cengiz Han’a kadar giden bir kökene sahiptir. »
(2)

Bu parantezi burada kapattıktan sonra bakalım Kösem Mahpeyker Valide Sultan kim ?

Ulusa- milliyetçi kaynaklar bir tarafa bırakılacak olursa, genelde Rum asıllı bir papazın kızı. (3) Fakat nedense wikipedianın türkçe sayfası Rum asıllılı oluşunu pek hazmetmiş değil. (4)
Kurduğu vakıf ile binlerce kişiyi doyuran, oğlu « Deli » Ibrahim’i ölümden kurtardığı halde (5) ulusal-milliyetçi media onu sanki çarmıha (hristiyan olduğu için) geriyor. (6)

Şimdi sözüm, müslüman-türk’üm diyen dünya vatandaşlarına : kökeninizden fazla emin olmayın, günün birinde « gerçek » sizi şaşırtabilir … Kırmızı kan, mavi kan derken bir de bakmışsınız turuncu kan da eklenir …
Wink



(1) - http://buyukvalidehan.yildiz.edu.tr/thehistory_tr.html

(2) - OSMANLI HANEDANINDA EVLİLİKLER MAVİ KAN-KIRMIZI KAN http://www.tarihimiz.net/v3/Haberler/Editorden/OSMANLI-HANEDANINDA-EVLILIKLER-MAVI-KAN-KIRMIZI-KAN.html

(3) - http://en.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6sem_Sultan

(4) - http://tr.wikipedia.org/wiki/K%C3%B6sem_Sultan

(5) - http://www.aleviweb.com/forum/showthread.php?t=6054&page=11
« …
18- 4. Murad: Anastasya'dan doğdu. Eşleri:Keti, Anna (Atifet Sultan), Helena (Cihannüma Sultan). Önce Enderun devşirmesi Kemankeş Arnavut Ali Paşa sadrazam oldu. Adet (!) oldugu üzere sonradan boğduruldu. Yerine yine Enderun devşirmesi Arnavut Mere Hüseyin Paşa getirildi. O da aynı akıbete uğradı. Yerine yine bir Enderun devşirmesi olan Abhaz Mehmet Paşa getirildi... Bir Ahi Türk'ü olan Şeyhülislam Hüseyin Efendi'yi de boğdurdu...

19- 1. İbrahim (Deli İbrahim): 4. Murad'ın kardeşi. Annesi Anastasya tarafından korunduğu için ölümden kurtulan tek kardeşi. Hayatı boyunca zındanda kaldığından akli dengesi bozulmuş bir padişah. Diğer kardeşleri, ağabeyi 4. Murad tarafından boğdurulduğundan, kendisine artan kimse kalmamıştı. Eşleri: Rus Nadya (Hatice Turan Sultan), Sırp Katrin (Saliha Dilaşub Sultan), Lehistanlı Yahudi Eva (Hatice Muazzez Sultan), Ermeni Maryam (Hümaşah Sultan - Bu şişman Ermeni kadın, fazla güçlenmeye başladığından Valide Sultan Anastasya (Kösem Sultan) tarafından boğduruldu..) İbrahim, Maryam'a Şam eyaletini bağışladı. Burada gülümsemeniz için bir mektubundan alıntı yapacağım. Mektup sadrazam Mehmet Paşa'ya yazılmış. Bugünkü Türkçe ile: Bre karpuz götlü pezevenk. Ecdadım Medine'ye bunca cevahir ve bunca paha biçilmez mal göndermiştir. Tiz, ademler gönderip, anda mevcut emval ve cevahiri getirtesin. Ve illa geciktirildiğ inde, senin derini soyup içine saman dolduracağımı bilesin.
... »


6 - "Evlat katili Kösem Sultan`ın sonu!.." http://www.milligazete.com.tr/makale/evl%C3%A2t-katili-kosem-sultanin-sonu-85784.htm


Nam-ı değer Kösem Sultan


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Back to top
Visit poster’s website
Hayjan
Inspector
Inspector

Offline

Joined: 31 Jan 2008
Posts: 5,332
Point(s): 15,909
Moyenne de points: 2.98

PostPosted: Mon 13 Dec 2010 - 18:57
PostPost subject: Ermeniler olmasaydı - CENGİZ ÇANDAR
Reply with quote

Bu gibi yazilar ozetle sunu demek istiyor artik Ermeniler'i taniyalim. Peki Ermeni tanitimi nasil olacak? Ermeniler için iyi seyler soylemek gerekecek degil mi? Ustelik bunun devlet kademesinde olmasi lazim inandirici olmasi için.

Bu yazilari yazanlar bence hiç akilli degiller,olur mu boyle sey?



İLGİNÇ ZAMANLAR 13.12.2010 TARAF.COM
Ayhan Aktar
Mimarın adı yok...



Herhangi bir sanat ve faaliyet dalını “milli” olarak tanımlamaya başladığınız zaman, bazı “gayrı milli” olarak gördüğünüz unsurları dışarıda bırakırsınız. Örneğin Osmanlı Müziği yerine, “Milli Musıkimiz” veya “Türk Sanat Müziği” gibi adlandırmaları tercih ettiğiniz zaman Kemanî Sarkis Efendi’nin Nihavent makamındaki “Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime” nakaratlı şarkısını nereye koyacaksınız? Sarkis Efendi’yi “Türk” ilan etmek zor! Böyle durumlarda, “milli olma” saplantıları ağır basanlar genellikle bestecinin adını anmazlar. Kısacası, “milli” sanatın tarihi aynı zamanda bazı sanatçıların isimlerinin veya eserlerinin “yok sayıldığı” bir zihinsel faaliyettir ve doğuşundan itibaren riyakârlıkla maluldür.

Ülkemizde çok sesli müziğin tarihi anlatılırken, 1936 yılında besteci Adnan Saygun’un Bela Bartok ile birlikte Anadolu köylerinde halk müziği derlemeleri yaptıkları övünülerek vurgulanır. Bendeniz, bunu ilk okuduğumda pek heyecanlanmıştım. Kolay değil, adamlar dağ-tepe dolaşıp halk şarkılarını derlemişler. İçimden “bravo” demiştim.

Sonra, Saygun-Bartok ikilisinden yaklaşık 30 yıl önce aynı işi yapan Kütahyalı Ermeni rahip Gomidas Vartapet (1869-1935) isimli bir müzisyenin varlığını keşfettim. Gomidas 1899 yılında Berlin Üniversitesi’nde “müzikoloji” doktorasını tamamlamış. 1900’den itibaren Anadolu’da gezip yaklaşık 3000 halk şarkısını derlemiş ve koroya uyarlamış. 1915’te Çankırı’ya tehcir edilmiş. Orada yaşadıkları nedeniyle akıl sağlığını kaybetmiş ve 1935’te Paris’te bir akıl hastahanesinde ölmüş. Gomidas Vartapet aynı işi Saygun-Bartok ikilisinden 30 yıl önce yapmış! Ama bizim müzik tarihimizde yeri yok. Çünkü Gomidas hem Ermeni, hem de üstüne üstlük bir papaz!

Geçen gün, İstanbul Modern’de açılan Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları sergisini gezdikten sonra İstanbul’un mimari tarihi hakkında bildiklerimin ne kadar eksik ve yanlış olduğunu anladım.

Cennet vatanımızda “Milli Mimari” ekolünün Mimar Kemalettin (1870-1927) ve Mimar Vedat Tek (1873-1942) ile başladığı belirtilir. Her ikisi de mektepli mimardır. Mimar Kemalettin’in Bebek Camii, Laleli’deki Tayyare Apartmanları (şimdi otel), Eminönü’nde 4. Vakıf Han (şimdi otel) gibi eserlerini bilirdim. Vedat Bey’in ise, Sirkeci’deki Büyük Postahane, Sultanahmet’deki Tapu Dairesi, Valikonağı Caddesi üzerindeki kendi evi (Yekta Restoran) ve Beşiktaş Vapur İskelesi gibi eserlere imza attığının farkındaydım. Milli Mimari ekolünün belirgin özelliğinin, binaların dış cephelerinde Osmanlı mimarlık ögeleri ve süsleme elemanlarının kullanılmasından ibaret olduğunu söyleyebiliriz.

Bu sergiyi gezene kadar, bana Kadıköy Meydanı’ndaki Belediye Binası’nın mimarını soran olsaydı, cevap olarak “Ya Mimar Kemalettin veya Vedat Tek” derdim. Çünkü bu iki isimden başkasını bilmiyoruz. Sıkı durun, Kadıköy Belediye Binası’nın mimarı Yetvart Terziyan imiş! Peki Karaköy’deki dışı mavi çinilerle bezenmiş Hovagimyan Han’ın mimarı kim? Doğru cevap: Levon Nafilyan. Acaba Büyükada’daki kubbeli vapur iskelesini kim yapmış: Mihran Azaryan.

Rahatlıkla, “milli mimari” ekolünün içinde sayılacak bu binaları yapan mimarların adı hiç anılmıyor. Neden? Çünkü bu mimarlar Ermeni de ondan! Bir mimarın hem Ermeni olup, hem de “milli mimari” üslubunda binalar tasarlayabileceğini mimarlık tarihçileri kabul edemiyor. “İdeolojik körlük” böyle bir şey herhalde...

İdeolojik körlük üzerine düşünürken, 1960’larda Kabataş Erkek Lisesi’nin Beden Eğitimi hocası rahmetli İhsan Baba’yı hatırladım. Hoca, önündeki koskoca güreş minderini görmeyip takılan ve düşen sivilceli yüzlü öğrenciye, “oğlum mastürbasyon yapmayın; sonra kör olursunuz” demişti. “Milli tarih” yazmak da mastürbasyon yapmak gibi bir şey galiba, sonunda bazı tarihçiler koskoca binaları göremez oluyorlar!

İsterseniz, “milli mimari” ekolünün dışına çıkalım. Acaba, Harbiye’deki Mekteb-i Harbiye’nin ve Çengelköy’deki Kuleli Askerî Lisesi’nin mimarı kim? Doğru cevap: Garabed Amira Balyan (1800-1866). Babası Krikor Balyan (1767-1831) ise Selimiye Kışlası’nı yapmış! Balyan Ailesi’nin 19. yüzyılda yaptıkları binalar şehrimizin anıtsal yapılarını oluşturuyor. Acaba bu binaların girişine birer plaket koyarak, Balyanlara saygılarımızı sunmanın zamanı gelmedi mi?

Lütfen, Batılılaşan İstanbul’un Ermeni Mimarları sergisini gezin. Sergiyi hazırlayan Mimar Hasan Kuruyazıcı’yı ve emeği geçen herkesi yürekten kutluyorum.


Back to top
Display posts from previous:   
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul All times are GMT + 1 Hour
Post new topic   Reply to topic
Page 1 of 1
Jump to:  

 



Portal | Index | Create a forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1