Welcome Guest: Register | Log in
 
FAQ| Search| Memberlist| Usergroups
 
ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ
 
Post new topic   Reply to topic
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les Alévis (Alawis), d'hier à nos jours
Previous topic :: Next topic  
Author Message
mafilou
Administrateur
Administrateur

Offline

Joined: 04 Sep 2006
Posts: 10,681
Point(s): 33,656
Moyenne de points: 3.15

PostPosted: Mon 31 Dec 2007 - 01:58
PostPost subject: ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ
Reply with quote

ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ

1. KİRVELİK
2. MUSAHİPLİK
3. CENAZE KALDIRMA
4. DÜĞÜN VE SONRASI
5. MUHARREM (ONİKİ İMAM) ORUCU
6. HIZIR ORUCU
7. CEM TÖRENİ


Bu örf, adet ve geleneklerimizin birçoğu ancak 1980'lı yıllara kadar sürdü. Şehir yaşamı ile beraber yavaş yavaş bu adetler değişmeye başladı ve daha sonra da birçoğu uygulama zorluğu yüzünden çok nadiren uygulanmaya başladı. Bu örf ve adetlerin bir kısmı köyde geçmiş zamanda yapılmıştır. Bazı köylerde hala da yapılmaktadır. Aşağıda bahsettiklerimiz güzel örnekler ve gençlerimize faydalı olacağını düşündüğümüz bilgiler. Uygulama şekilleri ile ilgili kısmen hatalar olabilir, bunu düzeltmekte bunları yaşamış büyüklerimize düşecektir.

KİRVELİK

Sünnet zamanı kirve davet edilir şaşalı bir törenle karşılanır. Bütün komşular sünnet evine “ hoş geldin” e gelirlerdi. Davet edilen ile davet eden kirveler arasında yüklü armağanlar alınıp verilirdi. Bu nedenle genel olarak herkes kendi dengi ile kirvelik kurardı. Kirvelik birbirini seven ve bunu nesilden nesile ikrar bağı olarak sürdüreceklerinden emin olup kanaat getirilen kişi ve aileler arasında gerçekleşir. Yani tarafların gönül ve rızalarıyla kirve olunur. Bununla birlikte aileler arasındaki düşmanlıklara son vermek, barış ve dostluğu sürekli kılmak amacıyla da kirvelik tesis edilir. Taraflar uzlaştırılıp, kirvelik bağıyla birbirine bağlandıktan sonra, düşmanlık ve kan davaları son bulur. Bu yanıyla barış aktinın kutsal bir güvencesi rolüne de sahiptir.

Amaç hatayı asgariye indirgemek, toplumsal yaşamda birlikteliğin, dostluğun, kardeşliğin devamını sağlamaktır. Kirvelik, bu amaca yönelik manevi bağ ve kutsal törelerden biri olarak karşımıza çıkar. Tüm bunlar dikkate alındığında Alevi toplumunda kirve olan kişiler ve aileler arasında evlilik kesinlikle söz konusu olmaz. Kirvelik de, Musahiplik ikrarı oranında kutsal ve mukaddestir. Hz. Muhammed Mustafa’ya ve Oniki İmamlar’a duyulan sevgi ve saygıyla bütünleştirilerek akt edilerek ömür boyu ve kuşaktan kuşağa devam eder.

İnançsal manadaysa, Hak-Muhammed-Ali üçlemesini teyid ederek Hakk’ın birliğini onaylamak, Ehl-i Beyt soy geleneğine bağlılığı ifade ederek toplumsal barışı yaşama dönüştürmektir.

Kirvelik akti sırasında, kişiler veya aileler, kendi aralarında, Oniki İmamlar’ı ifade amacıyla birbirlerine Oniki Kuruş vermiş sayılırlar. Böylece ikrar verilmiş, gülbenk alınarak ikrar kapısından içeriye adım atmışlardır. Artık her iki ailede karşılıklı sevgi, saygı ve dayanışma duygu ve yükümlülükleri sürekli olarak yerine getirilmeye çalışılır.

MUSAHİPLİK :

Müsahiplik, Alevilerde yol kardeşliği anlamında kullanılır. Bu kardeşlik "kan kardeşliği", "Kan yolu ile akrabalık" dışında kurulan sosyal-toplumsal bir akrabalıktır. "Kan bağına" dayanan "akrabalık" bir anlamda zorunlu akrabalık iken, bu türdeki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir akrabalıktır. Müsahip şöyle olunur: İyi anlaşan iki arkadaş "Yol kardeşi" olmaya karar verdiklerinde önce ailelerinin ve eşlerinin bu konuda rızalarını almaları gerekir. Müsahiplik taraflardan biri ölmedikçe bir kere yapılır. Hayatta sadece bir kişi ile yapılır. Esasta evli olunması ve eşlerinde benimsemesi, anlaşması şarttır. Ancak günümüzde bu koşul tam olarak uygulanmamaktadır. Eğitim düzeyleri, sosyal-toplumsal konumları, ve ekonomik yapılarının birbirleriyle uyumlu olmaları gerekir. Bu uyum sağlanmazsa ileride sorun çıkabilir. Tabi en önemlisi de iki müsahibin ve eşlerinin çok iyi anlaşması gerekir. Müsahip eşleri birbirinin kardeşi, çocukları da kendi çocukları sayılır. Kan bağı ile olan amca çocukları, teyze, hala çocukları birbirleriyle evlenebildiği halde müsahip ailelerin çocukları asla birbirleriyle evlenemezler. Onlara evlilik düşmez. Müsahipler arasında hem dinsel anlamda yol kardeşliği hem de toplumsal anlamda yol kardeşliği vardır. Kan bağı ile oluşan kardeşlikte aileler ayrı evlerde oturduklarından birbirlerinden sosyal ve toplumsal olarak sorumlu değillerdir. Yani kardeşler birbirinin hatasından sevabından sorumlu değildirler. Cüzdanları ayrıdır. Yardımlaşma olur. Ama müsahiplikteki gibi ortak değildirler. Müsahiplikte ise; iki taraf birbirinin hatasından ve sevabından sorumludur. Namus dışında neredeyse herşey ortaktır. Yani kurulan bu kardeşlik toplumsal sorumluluk ve paylaşım açısından kan kardeşliğinden daha kapsayıcı ve sorumluluk gerektiren bir işleve sahiptir. Müsahiplikte cüzdanlar aynıdır. Ayrı düşünmek en büyük zaaf sayılır. Bu sorumlulukları gönüllü olarak kabul eden iki aday dedelerine başvurur. Niyetlerini ifade ederler. Dede de onlara müsahip olmanın koşullarını tanıklar huzurunda arar ve sorar. Dede şartları uygun görürse onları huzura alır. Dua alma vaziyetini alarak dua okur. Arkasından da müsahip olmanın zorluklarını anlatır. Özetle; "1- Birbirinize ölünceye kadar yardımcı olacaksınız. 2- Yalan söylemeyecek, haram yemeyeceksiniz. 3- Elinize dilinize belinize sahip çıkacaksınız. 4- Birinizin günahından hatasından diğeriniz sorumlu olursunuz. O nedenle birbirinizin suç işlemesine engel olacaksınız." der. Daha sonra dede perşembeyi cumaya başlayan bir akşam Cem yapar. Bu iki istekli veya başka istekli varsa onlarla birlikte yapılacak müsahip cemine katılırlar. Ceme müsahip adayları eşleriyle birlikte katılır. Beyaz dikişsiz, süssüz elbiseler giyerler. Yapılan törenle müsahip olurlar. Günümüzde artık çoklukla küçük yaslarda kurulur, herhangi bir tören yapılmaz. Ama zaman içinde kaybolmaya yüz tutmuş bu geleneği yaşatmak ve var etmek gençlerimizin elindedir.

Bir Alevi yerleşmesinde örneğin köyde oturan herkesin müsahip olduğu düşünülürse ve müsahiplerin de bu ilkelere bağlı yaşamı olursa, gerçekten o yerleşme toplumsal anlamda birliğin, kardeşliğin hoşgörünün, toplumsal barışın, iktisadi bölüşümün, hakça yapıldığı bir toplumsal yapı oluşmuş olur.

CENAZE KALDIRMA:

Köyün sosyal etkinlik ve yardımlaşmalarının başında ölüm törenleri gelir. Köyde cenaze işlerinde iyi bir işbirliği vardı. Ölüm olaylarında dargınlıklar ortadan kalkar, bütün komşular törene katıldıktan başka, çevre köylerden çok katılım olurdu. Uzaklardan gelenleri beklemek gerektiğinde cenaze serin bir yer evinde muhafaza edilirdi. Cenazeye gelenler öncelikle ölünün baş tarafında örtüye niyazda bulunurlardı. Cenazenin çevresini daha çok kadınlar işgal edip, içlerinden iyi ağıt yakanlar yüksek sesle ölüyü yüceltici ağıtlar söylerlerdi. Bu ağıtlar topluluğa duygusal anlar yaşatırdı. Cenazeyi kaldırma saati gelince evden cenaze açık bir meydana getirilip hazırlanan teneşirin üzerine konur. Kazanlarda ısıtılan temiz sularla yıkanırdı.Yıkama sırasında cenaze erkekse, erkeler tarafından çevrilip yıkanır. Kadınsa kadınlar tarafından bu görev yapılırdı. Kefenleme işi yıkayanlar tarafından güzelce yapılırdı.

Ölümden üç gün sonra ölene ait çamaşırlar yıkanır, kuran okutulur. Yedi gün sonra yedisi okutulup, ölünün ruhu için yemek verilir. Kırk gün sonra ise kırkı okunur. Haziran ayında ise mezar taşı yaptırılıp mezar yemeği verilir. Haziran ayında her gün bir köyde mezar vardır. Civar köyler birbirleri ile haberleşerek aynı güne denk getirmezler.

Şehir yaşamına rağmen ölü kaldırma ve ona karşı sorumlulukları yerine getirmek hala devam eden geleneğimizdir. Bunun yanında cenaze zamanı aileye yardım için ailenin de rızası alınarak mutlaka para toplanarak cenaze için oluşan masraflar için aileye destek olunur.

DÜĞÜN VE SONRASI:

Bu geleneklere göre evlenen büyüklerimiz mutlaka vardır . Bu satırlar onları geçmişe götürür ve gençlerimizin köy yaşamı ile ilgili bilgilenmesini sağlayacaktır.

Bir delikanlı veya kız evlenmek istediğini veya birini sevdiğini asla belli edemez. Belki içinden geçirebilirdi. Onların ne zaman ve kiminle evleneceğine büyükleri karar verir. Ancak büyükler onların düşüncesini sormaz, olsa olsa gencin duyacağı bir şekilde ortaya söyler. Çok seyrek bazı örnekler hariç, kimse bunun dışına çıkamazdı. Kapalı bir köy yaşamı egemen olduğu için akraba evlilikleri çok olurdu. Uzak evliliklere çok seyrek rastlanırdı. Başlık parası artık hiç yoktur. Düğün tarihinde iki taraf yakınlarına ve çevre köylerdeki yakın akrabalarına davetiye paketle giderek davet eder. Düğün günü gelmiştir. Damat tarafı atlı ve yaya erkeklerden oluşan bir alayla kız tarafına gider. Kız tarafı başka bir köy ise giden konuklar, herkes kendi dengine düşecek şekilde dağıtılır. Düğün alayında kadın olarak 2-3 yenge (berbı) bulunur. Yengeler kız tarafındaki komşuların tümü tarafından düğün süresi içinde yemeğe davet edilir. Doğal olarak bu yemek sembolik bir anlam taşır. Gelin tarafındaki komşulara dağıtılmış olan konuklara zengin sofralar kurulur. Bu konukları parlak bir şekilde ağırlamak bir onur meselesidir. Uygun bir zamana göre ayarlanmış olan düğün yemeğine bütün konuk ve ev sahibi tarafları katılır. Yol boyunca ve sabahlara kadar davul zurnalar çalar, büyük küçük herkes halkalar seklinde halaylar çeker. Düğün evinde aksamın geç saatlerinde geline kına yakılır. Hazırlanmış kına yerine, gelini bir çadırın arkasından getirirler. Ancak gelinin kardeşi çadırın kapısını açmaz, bir at, bir tabanca, bir kat elbise ister. Verilmezse gelini asla bırakmayacağını söyler. Yalvar yakar olunur, istekler düşürülür, ya biraz paraya ya da istekleri sonra karşılanmak üzere razı edilir. Kına tabakları köyün genç kızları tarafından çevrilir, kına havası türküler eşliğinde kınalar dönerken, gelinin yakınları hıçkırıklara boğulur. Kına el ve ayaklara sürülür, sonuçlandırılır. Ertesi gün dönüş var. Gelinin atı süslenmiştir, gelin allı- pullu giysilerle donatılmış, basına koni biçimine getirilmiş ve üstü rengarenk ipek örtülerle örtülmüş bir baslık konmuştur. Ata bindirme sırasında da sorunlar var. Gene bir bahşiş verilir ve gelin ata bindirilir. Gelinin bindiği atın gemi musahip tarafından çekilir. Alay geldiği yoldan dönüşe başlar. Düğün alayı damat evine yaklaşmıştır. Gelin de at üstünde tam ön cephede kapının önüne getirilmiştir. Damat cebindeki elmayı sağ eliyle çıkarır, üç kez aşağı doğru atar gibi yapar ama atmadan bir adım geri çekilir, musahipte aynısını yapar. İkinci seferinde damat elmayı gelinin koni başlığının sivrisini hedef alarak atar. İsabet ettirirse büyük coşku ile alkışlanır. Ceplerdeki çerezler, bozuk paralar aşağı doğru yerlere savrulur. Büyük-küçük herkes yerdekilere hücum eder. Bunlardan bir şey kapmak uğur ve kısmet sayılır. Gelin özenle attan indirilir, eve girmekte nazlanır, kayın pederden armağan isteğidir bu. Damat tarafı da geline tuzak hazırlamıştır. Eve giriş yoluna süpürge, vb ev eşyası konmuştur. Eğer gelin dikkatli davranmaz ve önceden de uyarılmamışsa bu nesneyi görmeyebilir. Bu durumda izansız ve nankör damgasını yer. Süpürgeyi kaldırıp kenara koyarsa akıllı gelin unvanını kazanır. Düğün bitmiştir. Gelin bir hafta kadar kimseyle yüzleşmez. Damatla gelin aylarca ve yıllarca büyüklerinin yanında birlikte bulunmazlar. Normal yerel kıyafeti giyen gelin beş ile yirmi sene arasında büyük erkeklere ve özellikle kayınpedere yüzünü göstermez, onları gördükçe çenesindeki pusuyu burnunun üstüne kadar çekip sadece göz çevresi açıkta kalır. Aynı süreler içinde onlarla konuşmaz , işaretlerle anlaşır. Buna gelinlik yapmak denir. Çocuklarını büyüklerinin yanında sevemezler, yanlarına alamazlar. 1980'lı yıllara kadar aileler, kalabalık nüfus sayısı ile dikkatleri çekiyordu. Büyükanne, büyükbaba, oğullar ve eşleri, torunlar ki bazen 20-30'a ulaşıyordu. Doğum kontrolü bilinmediğinden, her çiftin doğurganlık yeteneğine göre 10-15'e varan sayılarda çocuk sahibi olunuyordu. Aileler istediği halde çocukları olmazsa, önce bilinen bazı türbelere ocaklara giderler, adak adarlardı. Sonuç alınmazsa suç kadından bilinirdi. Bu suçluluk duygusundan kurtulmak için kadın, kocakarı ilaçları da dahil her türlü tehlikeli tavsiyelere uyar. Hiç kimse kısırlığın nedeninin erkekten de olabileceğini aklına dahi getirmezdi. 1960'lı yıllara kadar böylesi konular için hekimlere gitmek hem olanaksızdı, hem de ayıp sayılırdı. Doğum yapan kadınlara Al karısı gelirdi. O nedenle loğusa kadınla bebeği kırk gün beklenirdi. Al karısı gelirse anne ve çocuğun ciğerlerini karnından söküp götürür yerdi. Bir kadın veya çocuğun loğusa döneminde ölmesi buna bağlanırdı. Çocuğun kırkı çıkmadan kimseye gösterilmesi ya da bir yere götürülmesi caiz değildi.

MUHARREM (ONİKİ İMAM) ORUCU:

Kurban Bayramı Hicri Takvim'e göre Zilhicce ayının 10. günü başlar. Kurban Bayramının 1'nci gününden başlayarak 20 gün sayılır. 20'nci günün akşamı Muharrem Orucu için niyet edilir ve oruç başlar. 12 günlük Muharrem Orucunun sonunda aşure yapılıp dağıtılır. Belirlenmiş bir iftar vakti de yoktur. Akşam olup güneş batınca, karanlık gözle görünce oruç açılır. Gece sahura kalkma uygulaması Muharrem Orucu'nda yoktur. Akşam bir şeyler yenilip yatılır.

Muharrem orucu döneminde eğlence yapılmaz, bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, düğün-nişan-sünnet törenleri yapılmaz, kurban kesilmez, et yenilmez. Kerbela şehitleri'nin çektikleri susuzluğu hissetmek için su içilmez, eğlence yerlerine gidilmez, saç ve sakal traşı olunmaz. Nasıl ki yakınlarınızdan birini kaybettiğiniz zaman, onun acısı ile bir zaman kederli, üzüntülü günler yaşıyorsanız. İşte 12 gün oruç boyunca da aynen öyle yaşanır. Günümüzde bunların bir bölümü uygulanamamaktadır. Örneğin, sakal traşı olmamak gibi. Su saf olarak içilmemektedir. Vücudun su ihtiyacı yenilen yemeklerden, çay-kahve-meşrubat-meyve suyu-ayran gibi sıvı içeceklerden karşılanır.

Alevi inancı şekilciliğe takılıp kalmayı değil, özü benimser. Aklın ve ilmin yolundan ayrılmaz. Önemli olan imam Hüseyin'in ve diğer Kerbela şehitleri'nin çektikleri acıyı ve zorlukları beyninde, kalbinde ve gönlünde duymaktır. Onlar gibi düşünüp, onlar gibi yaşayıp, onlar gibi inanmaktır. Zalime karşı çıkıp, mazlumdan yana olmaktır. Eline-diline-beline sadık olup insanca ve onurluca yaşamaktır. Onlara layık olmaktır. Ölmeden önce ölmek, öldükten sonra yaşamaktır. Yaşayan ölü olmamaktır. Yarın onlar'ın huzuruna alnı açık yüzü pak çıkmaktır. Onlar'ın bıraktığı onurlu mirasa sahip çıkmaktır.

HIZIR ORUCU:

Hızır yoldaşın ola, Yetiş Ya Hızır, Kul bunalmayınca Hızır yetişmez. Halk arasında kullanılan bu deyimlerden de anlaşılacağı gibi Hızır yardıma muhtaçların, darda kalanların yardımına koşan bir kurtarıcıdır. Halk inançlarına göre ölmezlik sırrına ulaşmış bir ermiş kişidir. Aleviler'de Hızır lokması pişirilip, Hızır kurbanı kesilip komşularla paylaşılır.

Aleviler, Hızır ayında üç gün oruç tutup, Hızır Cemi yapar ve kurban keserler. Her yıl Şubat ayının 13-14-15. günlerinde Hızır Orucu tutulur. Bu dönemde aile ziyaretleri yapılır, oruca niyetlenilir, akşam yemeğinden sonra sahura kalkmadan ertesi günün akşamına kadar oruç tutulur. Genellikle mevsim itibarıyla kışın Hızır orucu tutulduğundan, insanlar Anadolu’daki küçük yerleşim birimlerinde(köylerde ve mezralarda ) yan yanadırlar. Sazlar çalınır, deyişler söylenir ve Hızır Aleyhiselam ile ilgili menkıbeler anlatılır. Genç kızlar ve oğlanlar, hane halkı niyet tutar ve uyurlar. Bekarlar gece rüyalarında kendilerine su veren olmasını beklerler. Oruç sonunda kömbe yapılıp komşulara dağıtılır.

CEM TÖRENİ

Alevi yolunun temellerinden olan cem töreni; çok karmaşık bir uygulamadır. Bu uygulama, genelde dinsel niteliklidir ama insanların hem tapınma işlevini, hem ruhen yenilenme, yıkanma eylemini, hem de toplumsal ve bireysel sorgulama işini kapsar. Cem yapılırken; müzik ön plandadır. 12 Hizmet adı verilen ve 12 İmamlara saygıyı da kapsayan uygulamalar sırasında şiir, müzik, samah gündeme gelir. Cem törenleri dinsel bir olgu olduğu kadar bir eğitim alanıdır da. Halk eğitiminin belirli bir disiplin içinde verildiği bu törenlerde ayrıca Alevi insanların dünya işleri de sorgulanır. Cemler, özellikle Osmanlı devleti zamanında, Alevi halkın mahkemeleri gibi de çalışmışlardır. Aleviler, sorunlarını çözmek için asla Osmanlı devletinin mahkemelerine gitmemişlerdir. Bu yola başvuran birisi düşkün sayılır ve toplumdan dışlanırdı. Gerek kişisel sorunlar, gerek çözülemeyen ailevi sorunlar, gerekse kişinin topluma karşı sorunları, cemde görüşülür, çözüme bağlanırdı. Çözümsüzlük söz konusu olmazdı. Karara uymayanlar, toplumsal yaptırımla karşı karşıya bırakılırdı...

Bütün bunlardan amaç, “kul hakkı” ve ölmemek; bunu önlemek idi. Kul hakkı taşıyan “düşkün” ilan edilir ve dışlanır.

Cemin bir özelliği de, bu törene, insana karşı borcunu ödemiş insanların girebilmesidir. Suçlular asla ceme alınmazlar. Bir katil camiye girip namaz kılabilir, fakat ceme asla giremez. Bu tavır, suçu daha baştan önleme amacından doğmuştur.

Cemde; yer durumuna göre çocuklar da bulunmaktadır. Kimi bölgelerde bugün çocuklar ceme alınmıyorsa da bu, yanlıştır... Sonradan doğmuştur.

Cemi, dede yönetir. Alevi insanlara genel olarak talip (talip olan, gerçeği isteyen) adı verilir

Cem, değişik amaçlarla yapılır. Bunların en önemlisi, görgü cemi'dir. Söz konusu cemde, insanların görgüleri yapılır. Görülmek, kişinin bu dünyadaki hukuki ve sosyal sorunlarının halledilmesi, Allah karşısında temiz hale getirilmesi, yani öbür dünyada vereceği hesabı daha bu dünyada vermesi demektir.

Görgü ceminden başka yılın belirli günlerinde, Alevi yol büyüklerini anmak için yapılan cemler bulunur. Bunların dışında, bir de sohbet yanı ağır basan özellikle de kış aylarında yapılan cemler olur. Bu cemlerde, genellikle, Alevi gençlerin yolun kurallarını öğrenmeleri, yetişmeleri hedef alınır.

Alevi cem törenleri, bölgeden bölgeye, hatta köyden köye değiştiği gibi, dedelerin çıktığı ocaklara göre de değişir. Ocak geleneği, cemin biçimi bakımından çok önemlidir. Örneğin, Çelebilerin dede olduğu cemlerde rakı içildiği halde, Sufi Sürekleri adı verilen yoldan gelen dedelerin cemlerinde, şerbet verilir. Bunlardan da içkiyi sohbetin bir aracı olarak kullananlar bulunmaktadır. Fakat, önemli bir ocakzade kesimi, cemlerde içki öğesini, şerbetle geçiştirir. Cem, aslında Kırklar Meclisi'dir. Kırklar Meclisi'nde de bir üzüm tanesi ezilip şerbet edilmiş; içilmiş; mest olunarak semah yapılmıştır. Cemlerin yürütülmesinde değişiklikler görülmekle birlikte, amaç, işlev hep aynıdır. Cem olayı, Alevilik olgusunu Sünnilikten ayıran en önemli göstergedir. Ceme gelen insanların kadınlık ve erkeklikleri, zenginlik ve yoksullukları, bilgililik ve cahillikleri ortadan kalkmış sayılır. Orada herkes tek can olmuştur; insan oluşun havuzuna dalınmış, orada erimişlerdir. Artık kırk kişi bir gömleği giymiş, kırk beden bir beden olmuş, kırk baş, bir başa dönüşmüştür. (Yunus Emre'de, Hz. Ali Sevgisi bölümüne bak.) Elbette, kırk kişinin (Temsili olarak ceme gelen herkesin) ruhları da birleşmiştir.

Cemde bulunan herkes, birbirinin kardeşidir, birbirinin bacısıdır. Kimse oraya düşmanlık duygularını taşıyarak giremez. Problemli insanlar ceme asla alınmaz. Kimse orada geleneklere aykırı davranamaz. Cemin sıkı bir disiplin içinde geçmesi için, yeterli derecede insan görevlendirilmiştir. 12 Hizmet sahipleri, bu disiplini yürütürler. Cem evinin eskiden Osmanlılara karşı korunabilmesi için dışarıya da bekçi çıkartılmıştır. Bu gelenek bugün bile cemlerde yürütülmekte, gençlerden oluşan üç, dört kişilik ekipler de dışarıda bekçilik yapmaktadır.

Cem töreni, insanı biçimlendiren, eğiten bir okuldur. Bu okul, halk sanatının beşiğidir, kaynağıdır...Aleviler, müziği, şiiri, dansı dinsel yaşamın, tapınmanın bir parçası haline getirerek yaşatmışlar, geliştirmişlerdir. Türk dilinin, Türk halk müziğinin, halk danslarının gelişmesinde, cem törenlerindeki bu canlı sanat etkinliklerinin önemli katkısı olmuştur.

Cemde, halkın diliyle konuşulmuştur. Alevilerin ön önemli özelliklerinden birisi de, Anadolu'da, Türkçe'nin savunuculuğunu yapmalarıdır. Zaten, halka seslenen Alevilik, halkın dili olan Türkçe'yi kullanmak zorundaydı. Bu nedenle cem törenlerinde okunan dualar da Türkçe yaratılmıştır. Kimi yerlerde gülbang denilen, kimi yerlerde ise dua adı verilen bu Türkçe seslenişler; birbirlerine benzemekle birlikte, bölgeden bölgeye, hatta dededen dedeye değişmektedir. Cemlerdeki temel amaç, insanın eğitimidir. Aleviler, bu eğitimi, sanatı kullanarak, insan için insan öğesini öne çıkartarak yapmışlardır. Alevi din törenlerine cem adı verilmesinin nedeni de çoluk çocuk bütün herkesin bir araya gelerek dinsel, toplumsal, sanatsal çabanın içinde bulunmalarından kaynaklanmıştır.

Cemde on iki hizmetin sahipleri:

1- Dede (Sercem de denilir. Cemi yönetir.)
2- Rehber (Görgüsü yapılanlara ve ceme katılanlara yardımcı olur.)
3- Gözcü (Cemde düzeni ve sükuneti sağlar.)
4- Çerağcı (Delilci) (Çerağın –delilin- yakılması, meydanın aydınlatılması ile görevlidir.)
5- Zakir (Deyiş, düvaz, miraçlama söyler. Genellikle üç kişidir. Saz çalarlar.)
6- Ferraş (Car - Süpürge çalar. Gerekirse rehbere yardım eder.)
7- Sakka - İbriktar - (Sakka suyu dağıtır.)
8- Sofracı - Kurbancı - (Kurban ve yemek işlerine bakar.)
9- Pervane - Semahcı - (Semah yapanlar.)
10- Peyik (Cem'i, komşulara haber verir.)
11- İznikci (Cem evinin temizliğine bakar.)
12- Bekçi (Cemin ve ceme gelenlerin evlerinin güvenliğini sağlarlar, beklerler.)


Kaynak
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Back to top
Visit poster’s website
Publicité






PostPosted: Mon 31 Dec 2007 - 01:58
PostPost subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
azad
V.I.P.
V.I.P.

Offline

Joined: 06 Sep 2006
Posts: 382
Point(s): 1,260
Moyenne de points: 3.30

PostPosted: Mon 20 Jul 2009 - 00:45
PostPost subject: ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ
Reply with quote

Atatürk’ün danışmanı Prof. Hasan Reşit Tankut, Kürt Aleviliği ve Ermeni Hristiyanlığı arasındaki benzerlikler konusunda da şu ilginç anekdotu aktarır:

‘Siyasal Bilgileri henüz bitirmiş ve Sivas Vilayeti maiyetine verilmiştim. Hafik ilçesinin bir Kürt Alevi köyünde geceledim. Ev sahibi(Koçgirili bir Dede), I. Dünya Savaşı yıllarında Ermeniler’e özerklik verilmesi için öngörülen halkoylaması dolayısıyla bana şunları söyledi:

‘Aleviler’le Ermeniler arasındaki fark, soğan zarı kadardır. Ermeniler; Tanrı’yı ‘Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ olarak anar; biz bu üçlemeyi Allah-Muhammed-Ali biçiminde söyleriz.

Onların 12 Havarisi vardır, bizim 12 İmamımız.

İbadet ve oruçların vakit ve şekliyle bayramlar, her iki millette de aşağı yukarı aynıdır.

Onlar tek kadınla evlenir ve kadın boşamazlar, biz de öyle.

Onlar göğüslerinde Haç çıkarmak yoluyla şahadet getirirler, biz açık avucumuzu bağrımıza basmak suretiyle.

Biz, sonradan Hazret-i Ali Efendimize uyduğumuz için adımız Alevi oldu, yoksa aramızda bir fark yoktur.’

Kültürel erozyonun engellenemediği, asimilasyonun artarak devam ettiği günümüzde, eriyerek kaybolan kültürlerin aksine Kızılbaş Kürtler ile Ermeniler arasındaki benzerlikler önemini korumaktadır. Kökeni Zerdüştlükten gelen Kızılbaşlık’ın ‘nazargah’ olarak adlandıran bakış açısı diğer inanışlara geniş bir perspektifle bakmaktadır. Eski çağlarda antik inanışlardaki komşu tanrıların kabulü, yakın zamanlarda da komşu inanışların sentezi Kızılbaşlar arasında sıkça
görülmektedir. Dr.Celilê Celil, Dersimdeki Kızılbaş Kürtlerin yöredeki kiliselere hürmet gösterdiklerini, bu yerleri kutsal sayarak saygı gösterdiklerini belirtmektedir.

Halklar arasındaki bu etkileşimin yoğun olarak yaşandığı Mezopotamya topraklarındaki dinsel sentezler, Mezopotamya halklarının dış etkenler haricinde birbirleriyle barışık yaşadıklarını açıkça göstermektedir. Örneğin, Matti Moosa, şu tespitlerde bulunmuştur: ‘Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki ilişki Kızılbaşların Ermeni Kiliselerine ve kutsal yerlerine gösterdikleri saygı ile güçlenmektedir. Kızılbaşlar ve Ermeniler arasındaki sosyo-dinsel ilişki artık yerleşmiş bir gerçektir. Sosyolojik açıdan yakın olan Ermeniler ile Kürtler ezelden beri Anadolu’da yan yana yaşamaktadırlar. Anadolunun doğusunda yoğun bir şekilde Kızılbaş nüfusu bulunmakta, birçok köyde ise Ermenilerle Kızılbaş Kürtler yan yana yaşamaktadır.’

Ermeniler ile Kızılbaş Kürtlerin inançsal olarak benzerlikleri birçok noktada ortaklaşma göstermektedir. Hristiyanlık öncesi Ermenilerin paganist bir inançsal sistemleri bulunmakta idi. Güneş ve Ay, aynı Kızılbaş Kürtlerde olduğu gibi kutsal sayılmakta, Güneşin yeryüzündeki simgesinin ateş ve de ocak olduğu kabul edilerek, ateşe hürmet gösterilmekteydi.

Ermeniler Hristiyanlık öncesindeki bu inanç evresine ‘Grabasdutyun-Ateşperestlik’ olarak adlandırmaktadırlar. Ermenilerin Hristiyanlığı kabul edişleri ile birlikte Hristiyan Ruhaniler Ermenilerin Güneşe ve ateşe olan bağlılıklarını yenmek için mücadele etmiş ancak eski inançlardan gelen kutsal kavramların yeni inanç sisteminin içine entegre edilmesinin önüne geçememişlerdir. Bugün Ermeni kiliselerinde mihrap merkezinde Güneş sembolü bulunmakta, sabah dualarında güneşin adı söylenmektedir. Aynı ritüele Kızılbaş Kürtlerde ve Êzidiler’de de rastlayabilmekteyiz.

Kültürlerin iç içe yaşadığı bir coğrafyada karşımıza çıkan bir başka örnek ise paganist inançlardan gelen doğadaki varlıkları kutsal sayma kültüdür. Hristiyanlık öncesi Gravasdutyun Ermeniler güvercini kutsal saymaktaydılar.
Hristiyanlık sonrası aynı Güneş ve Ateş kültünde olduğu gibi güvercin kütlü de Hristiyanlık içinde görünür durumuna geldi. Aynı inanışın Kızılbaş Kürtlerde olduğunu, günümüze kadar ulaşabilmiş eski Dersim mezar taşlarından görebilmekteyiz. Bugün Dersimdeki pirlerin mezar taşlarında aynı pagan inanç ile özdeşleşmiş güvercin motiflerinin işlendiğini görebilmekteyiz.

Kızılbaş Kürtlerde önemli bir yeri olan Boz Atlı Xızır inancı Ermeni kültüründe farklı bir isim olarak karşımıza çıkmaktadır. Ermenilerin boz atlı aziz olarak nitelendirdikleri Surp Sarkis Kızılbaş Kürtlerdeki Xızır ile aynı özelliklere sahiptir. kırsal bölgede yaşayan Ermeniler, aynı Kızılbaş Kürtlerde olduğu gibi Şubat ayında Surp Sarkis için oruç tutmakta, benzer olarak
Xızır için yapılan ‘kete’ leri Surp Sarkis için sunmaktaydılar.

_________________

Karanlık aydınlıktan, yalan gerçekten kaçar, Güneş yanlız olsada etrafa ışık saçar,üzülme doğruların kaderidir yanlızlık, kargalar sürüyle, kartallar yanlız uçar.


Back to top
Papillon
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 03 Jul 2007
Posts: 206
Point(s): 825
Moyenne de points: 4.00

PostPosted: Mon 20 Jul 2009 - 20:12
PostPost subject: ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ
Reply with quote

teşekkürler azad bu yazıyı daha önce de okumuştum,
tespitlerin çoğu doğru


Back to top
Cem Can
Membre actif
Membre actif

Offline

Joined: 07 May 2009
Posts: 113
Point(s): 289
Moyenne de points: 2.56

PostPosted: Sat 25 Jul 2009 - 17:38
PostPost subject: ALEVI ÖRF, ADET ve GELENEKLERİ
Reply with quote

Bütün Aleviler icin gercerlimi bilmiyorum ama Dersimdeki Alevilerde Gaxan bayrami kutlanir (Noel bayrami). Ayrica Aleviler Hiristiyan olmadigi halde bebekler 40. gününde vaftize edilir. Anlamadigim sey biz Hiristiyan diyliz neden vaftize ediyoruz bilmiyorum. Sanirim Ermenilerden etkilendigimiz icindir...

Back to top
Display posts from previous:   
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les Alévis (Alawis), d'hier à nos jours All times are GMT + 1 Hour
Post new topic   Reply to topic
Page 1 of 1
Jump to:  

 



Portal | Index | Create a forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1