Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Kharpout - Խարբերդ (Kharpert) - Harput - Elazığ - Harpoot Aller à la page: <  1, 2
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou



Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 788

MessagePosté le: Mar 3 Mar 2009 - 05:28
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Revue du message précédent :


Dzovk Hazar veya Sivrice golu.
http://team-aow.discuforum.info/t788-Dzovk-Hazar-veya-Sivrice-golu.htm

Dzovk
http://team-aow.discuforum.info/t1324-Dzovk.htm

Hazar (Sivrice) Gölü suları altında kalan Dzovk (Gölcük Köyü)
http://team-aow.discuforum.info/t2774-Hazar-Sivrice-Golu-sular-alt-nda-kalan-Dzovk-Golcuk-Koyu.htm#p8721
Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Publicité






MessagePosté le: Mar 3 Mar 2009 - 05:28
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
Palutzi
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 05 Sep 2007
Messages: 3 975
Point(s): 13 357
Moyenne de points: 3,36

MessagePosté le: Mer 4 Mar 2009 - 15:34
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Tesekkurler Mafilou ,guzel bir arastirma olmus aslinda Golcuk ve çevresi ile ilgili daha detayli bilgiler mevcut, Vahe Hayk'in Ermenice olarak kaleme aldigi "Harput ve Altinovasi" isimli kitabi bir çok Harput koyu ile ilgili bilgi ve belge içermekte.

Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 788
Point(s): 39 416
Moyenne de points: 3,08

MessagePosté le: Mer 4 Mar 2009 - 17:44
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Selam Palutzi
Sayet bana ermenice basligi verirsen, bir de ben bakarim. Yazilis degisik olursa bulmam zorlasir.
Iyi çalismalar sana.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
Palutzi
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 05 Sep 2007
Messages: 3 975
Point(s): 13 357
Moyenne de points: 3,36

MessagePosté le: Mer 4 Mar 2009 - 19:40
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

mafilou a écrit:
Selam Palutzi
Sayet bana ermenice basligi verirsen, bir de ben bakarim. Yazilis degisik olursa bulmam zorlasir.
Iyi çalismalar sana.


Merhaba Mafilou,bahsettigim kitap CRDA'da var , kitabin bazi sayfalarini fotokopi yapmistim ,kitap eski ve tek oldugu için fotokopi yapmam için bana odunç verilmisti fotokopileri Elazig'da bir arkadasa verdim kendisi bu konularda direk ilgilenen biriydi.


Revenir en haut
Palutzi
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 05 Sep 2007
Messages: 3 975
Point(s): 13 357
Moyenne de points: 3,36

MessagePosté le: Lun 2 Nov 2009 - 20:36
MessageSujet du message: Hazar Gölü'nün Hazinesi \ Gizemli Batık Şehir
Répondre en citant

Hazar Gölü'nün Hazinesi \ Gizemli Batık Şehir


Dalış yapanlar bilir, Türkiye'de batık şehirlerle ilgili pek çok efsane ve rivayet vardır. Sonunda söylenen yere dalar ve şansınız varsa birkaç yıkıntı görebilirsiniz. Bu defa söylentiler haklı çıkıyordu. Bu, efsane değil gerçekti. Umduğumuzun çok ötesinde ve sınırlarını henüz anlayamadığımız bir batık yerleşimle karşı karşıyaydık.


Söz konusu efsaneler, genellikle topraklarımızda binyıllardır yaşamış farklı kültürler hakkında bilinmeyenlere dayanır ve insanlarımız gerçeği araştırmak yerine kendi hikayelerini yazmayı tercih ederler. Hazar gölünde “Batık Şehir” söylencesi de doğrusu bizim için biraz kuşkuluydu. Elazığ Valiliği gölde dalış yapmamızı ve kendilerine bu konuda bilgi vermemizi istiyordu. Minibüsle 17 saat süren yolculuktan sonra, 3 Haziran 2005 günü göle ulaştığımızda devlet erkânı ve TRT kameramanları bizi bekliyordu. Kendilerini ıslanmaktan pek de korumayan şemsiyeleriyle takım elbiseli izleyicilerimiz ve balık adam giysilerimizle biz, ahşap bir sandala doluşup, tepesi su yüzeyine çıkmış olan iki küçük kalıntıya doğru yola çıktık.

GERÇEĞE DÖNÜŞEN EFSANE
Su yemyeşildi ve dalışa geçer geçmez birbirimizi göremez olduk. İşte bu yeşil zaman tünelinden kayarak ilerlerken birden, koskoca bir karaltı beliriverdi. Yaklaşıp bakınca bunun usta bir işçilikle örülmüş tuğla bir duvar olduğunu fark ettik. Ellerimizle yoklayarak duvarları takip etmeye başladık. Kimi zaman doksan derece kıvrılarak, zikzaklar çizerek ilerliyordu. Sonra, alt katları kumun altında kaldığı için pencerelerinden girebildiğimiz odalar çıktı karşımıza. Hepsi de savunma duvarına bağlantılı olarak uzanıyordu. Kalıntılar bitmek bilmiyordu. Bu, efsane değil gerçekti.
İstanbul'a döner dönmez bu bölgede sualtı araştırması izni almak için Kültür Bakanlığı'na başvurdum. İzinlerin çıkması ve hazırlıkların tamamlanması birkaç ay aldı ve soğuklar bastırmadan ikinci kez, Engin Aygün'le beraber Elazığ'ın yolunu tuttuk. Bu sefer Ekim ayıydı ve Hazar, bizi yine yağmurlarla karşıladı. Fakat ayna gibi parlayan sularını çevreleyen sarp dağlarıyla öyle hayranlık verici ve gizemliydi ki, biz onun sırlarını çözmek için her türlü zahmete çoktan hazırdık.
Tabii ki sırlar, bu ilk karşılaşmadan sonra batık yerleşim üzerinde yaptığımız çalışmalarla birer birer çözüldü. Kendi imkanlarımızla başlattığımız çalışmalar, sonrasında İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü ve Elazığ Valiliği desteğiyle sürdü.
“Doğu'nun Akdenizi” olarak isimlendirilen Hazar Gölü, Elazığ'ın yaklaşık 30 km. güneydoğusunda, Sivrice ve Maden ilçeleri sınırları içinde yer alıyor. Göl, doğu ucundaki “Gezin” kasabasına doğru derinleşiyor. 2006 yılında ekibimizde bulunan jeologların tespitine göre, gölün havzası bugünki kadar büyük değilmiş ancak yine depremler sebebiyle Dicle nehriyle olan bağlantısı kesildiği için, sular yükselerek bugünkü Sivrice'nin bulunduğu, daha sığ olan batı tarafına doğru genişlemiş.
Gelelim yakın tarihe; Hazar Gölü'nde 1957 yılında hidroelektrik santral işletilmeye başlamış, bunu takiben göldeki su seviyesi hızla düşmüştü. Buna bir de göl kenarındaki tuğla fabrikalarının çektiği su eklenince kıyı çizgisi, göl merkezine doğru gerilemiş ve kıyı şekli değişmişti.

12. YÜZYIL DİN MERKEZİ

Çevresinde çalışmalar yaptığımız haritalarda “Kilise Adası” olarak geçen küçük ada, Hazar Gölü'nün güneybatı tarafında, Sivrice ilçesine 2 km. uzaklıkta bulunuyor. Bu ada, gölün güney kıyısındaki Sürek köyü önünde yer alıyor. Bugünkü adanın aslında geçmişte yarımada olduğu tahmin ediliyor.
Antik yerleşim, tarihi kaynaklarda Dzovk olarak geçiyor. Saint-Martin, 1819'da yazdığı kitabında, burasının 11. yy. sonu ve 12. yy. başında önemli bir dini merkez olan Gatoğigosluk makamı olduğunu belirtiyor. Burada yaşayan en son Gatoğigos 3. Krikor Pahlavuni, stratejik konumu ve doğal yapısının kale inşasına çok uygun olması nedeniyle Asurlular'dan beri yerleşim gören Halfeti'deki Rumkale'yi 1150 yılında Haçlılar'dan satın alıyor ve gatoğigosluğu oraya taşıyor. Buradaki kilise ise harabe haline gelene kadar kayıklarla ulaşılarak yine ziyaret edilmeyi sürdürüyor. Şimdi sular altında kalmış olan kalın savunma duvarları, bu önemli merkezi korumak amacıyla inşa ediliyor.

GÖZETLEME KULELERİ

Çalışma süremizin çok kısıtlanmış olması sebebiyle her gün 1234 m. irtifada iki ya da üç dalış yaptık. Her bir dalış 1,5 - 2 saat sürdü. Dalışlarımız, Kilise Adası'nın yaklaşık 250 m. güneybatısında bulunan ve suyun çekilmesi sonrasında tepeleri açığa çıkmaya başlayan iki kuleden başladı. Bu gözetleme kuleleri, sualtında kalmış olan ana kapının iki yanında bulunuyor.
Çalışmalarımız sonucunda ortaya çıkartılan savunma duvarlarının uzunluğu 520 m. Kompleksi karaya bağlayan yolun uzunluğu 206 m.dir. Duvarın kalınlığı 2,2 m. ile 1,1 m. arasında. Duvarın kum üstünde kalan yüksekliği 6 metre fakat tüm yapılar yaklaşık 1,5 metrelik bir çamur-kum altında. Toplam 3 kule ve duvarla bağlantılı 14 oda mevcut. Odalar 2 katlı ve olasılıkla din adamlarının yaşadığı hücreler. Bazıları ise depo olarak kullanılmış. Bunlar, 24 m. boyunda 4 m. genişliğinde üstü beşik tonoz örtülü büyük bir yapı içinde bulundu. Yerleşime ana giriş dışında 3 giriş daha bulunuyor.























Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 24 674
Point(s): 70 290
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 20 Juin 2012 - 13:27
MessageSujet du message: Hazar Gölü’nün Yüzeyi Yosun Ve Çamurla Kaplandı
Répondre en citant

Hazar Gölü’nün Yüzeyi Yosun Ve Çamurla Kaplandı




Göle bir şeyler oldu

Elazığ’ın Sivrice İlçesi’ndeki Hazar Gölü’nün yüzeyinin yosun ve çamurla kaplanması üzerine Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kadir Eriş başkanlığındaki ekip inceleme başlattı.



İnceleme sonunda, kirliliğe yosun ölümlerinin neden olduğu ortaya çıktı. Bölgenin yaz aylarında önemli turizm merkezlerinden biri olan Sivrice İlçesi’ndeki Hazar Gölü’nün yüzeyi yosunlarla kaplanıp, kirlenmişti. Halk arasında panik yaratan kirlenme üzerine Elazığ Fırat Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Kadir Eriş başkanlığındaki ekip, gölde kirliliği araştırdı.



GÖL YÜZEYİNDE ÇİRKİN GÖRÜNTÜ

"YOSUNLAR ÖLDÜ"

Yrd. Doç. Dr. Eriş, yaptıkları araştırmada kış aylarında göl kenarında bulunan Hazarbaba Dağı’nda biriken karların sıcaklıkların artışıyla eriyerek göl suyunun soğumasına neden olduğunu belirterek, gölün dibindeki toprakta tutunamayan yosunların soğuk suda ölerek çamurla birlikte kıyıya vurduğunu söyledi.

Yrd. Doç. Dr. Eriş, göl yüzeyindeki çamur ve yosundan oluşan mil tabakasının kaybolmaya başladığın belirterek, halkın deprem endişesine kapılmamaları gerektiğini kaydetti. Yrd. Doç. Dr. Eriş, tamamen doğal bir olay olan yosun ve çamur tabakasının gölün kirliliğinin habercisi olduğuna da işaret ederek, şunları söyledi:



"Hazarbaba Dağı’nın zirvesinde geçtiğimiz yakın günlere kadar oldukça geniş alana kaplı kar birikintileri vardı. Bu karlar Hazarbaba Dağı’nın zirvesinde özellikle son birkaç gündeki sıcaklıkların artışıyla birlikte bu kar suları özellikle dağın yamaçlarından drenajlarla eriyerek kıyıya ulaştı. Bu kar suları kıyıya soğuk sular getirdi ve bildiğiniz gibi bu yosun dediğimiz bitkiler de kıyılarda yaşayan canlılar dolayısıyla bu canlıların da yaşadığı sulardaki sıcaklığın bu kar suları yüzünden soğuk suyla buluşması sonucunda su sıcaklığında meydana gelen değişim daha doğrusu soğuması sonucunda bu canlıların kıyıdaki yaşamları sona ermiş ve bu yosun bitkileri özellikle kıyı alanlarında toprak zemin üzerinde artık yaşamları sonlandığı için su yüzeyine çıkıp gölün çeşitli yerlerine akıntılarla dağılmış bulunmaktadır."

YOSUN BİRİKİNTİSİ ÇEVRE KİRLİLİĞİNDEN



Göl yüzeyindeki yosun ve çamurdan oluşan mil tabakasının yavaş yavaş kaybolduğunu söyleyen Yrd. Doç. Dr. Eriç, "Bugünkü güncel görüntüde bu yosun görüntülerinin ve kirliliğin de kalmadığını görüyoruz. Bu zaman zaman ileriki yıllarda da oluşabilecek bir şey. Tamamen doğal bir olay ama tabi ki bu kadar yosun birikintisinin de gölde bulunmasının çevre kirliliğiyle ilişkili olduğunu unutmamak gerekiyor. Bu gölde de çevresel sorunlar çok büyük ve önemli bir seviyeye gelmiş durumda. Özellikle gölün çevresinde kentleşmenin yayılması artması sonucunda gölde de çevre kirliliğinin had safhaya geldiğini bu yoğun birikintilerinin bu yosun kirliliğinin gölün kenarındaki sazlık ve bataklık alanda artmasından anlıyoruz" dedi.

foto galeri: http://fotogaleri.hurriyet.com.tr/galeridetay.aspx?cid=57460&rid=2&p=1

map : http://maps.google.com/maps?hl=tr&client=firefox-a&hs=SQ0&rls=org.mozilla:tr:official&bav=on.2,or.r_gc.r_pw.r_qf.,cf.osb&biw=1024&bih=605&q=elaz%C4%B1%C4%9F+Hazar+G%C3%B6l%C3%BC%E2%80%99&um=1&ie=UTF-8&hq=&hnear=0x40769c33d81b1d67:0xd0bd4a42c7294818,Hazar+G%C3%B6l%C3%BC&gl=tr&sa=X&ei=B8DhT-bbA8Oc-wbjwOGhAw&ved=0CBIQ8gEwAA

http://tr.wikipedia.org/wiki/Hazar_G%C3%B6l%C3%BC


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 788
Point(s): 39 416
Moyenne de points: 3,08

MessagePosté le: Mer 5 Sep 2012 - 21:42
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Harput Hazar (Gölcük) Gölü: İki efsane, bir gerçek

« Mezbaha » olarak adlandırılan Harput’taki Ermeni kırım hakkında Leslie Davis ve doktor Henry Atkinson’un araştırmalarına yer verilen Kuyerel’de Harput Hazar (Gölcük) Gölü: İki efsane, bir gerçek başlıklı Selcuk Uzun’un yazısı. ( http://www.kuyerel.com/)

Yazar : Selcuk Uzun
28/08/2012



Harput Hazar (Gölcük) Gölü: İki efsane, bir gerçek


Herhangi bir yer tanıtılırken özellikle turizm hedefli ise genellikle tarihin içine efsaneler de katılır. Böylelikle daha cazip hale getirildiği düşünülür. Gerçek tarihin araştırılmadığı yerde, söz efsanelere bırakılır. Efsane anlatmak o yerin tarihini „hafifletir“. Ya da görülmemesi veya duyulmaması istenen bir tarihin yerini efsanelerin almasının belki de „ideolojik“ bir arka planı vardır. Çünkü tarihiniz ne kadar „temiz“ ise o kadar makbuldür.

Elazığ-Diyarbakır karayolu üzerinde, Elazığ´a 22 kilometre uzaklıktaki bir göl vardır. Eskiden Gölcük Gölü olarak anılırmış. Şimdiki Türkiye haritalarında Hazar Gölü olarak geçer. Hazarbaba ve Mastar dağları arasına sıkışıp kalmış, tektonik yani yeraltı kütlelerinin yer değiştirmesi sonucu oluşmuş bir göl. Uzunluğu 22, genişliği 5-6 kilometre kadar. Hazar gölünden aşırı su pompalanması sonucu, su seviyesinin düşmesi ile 1980 yılında batık yapılar ortaya çıkmış. Bu tarihi kalıntıların 11. ve 12. yüzyılda bir Ermeni şehri olan Dzovk´ta bir saraya ve Surp Nişan Manastırı´na ait olduğu saptanmış. Kilise Adası civarında başlayan bu tarihi kalıntılar Sivrice köyüne kadar uzanıyormuş. Bu tarihi kalıntılar Hazar gölünün tabanında bulunmuş. Hazar gölü şimdilerde turistik bir merkez olma yolunda. Bu göl şimdi SIT alanı. Çevresinde çok sayıda dinlenme tesisleri bulunmakta. Bu göl hakkında iki efsane anlatılır.

Gölün yerinde olan büyük bir şehre birgün dilenci bir kadın gelmiş. Dilenci ev ev dolaşıp tuz istemiş. Ancak sadece bir evden tuz vermişler. Bu duruma çok kızan dilenci „İnşallah bu gece sabaha kadar tuz veren evin dışındakileri su keser“ diye bedduada bulunmuş. Sabahleyin su basan şehirde sadece dilenciye tuz veren ev sağlam kalabilmiş.

Hazar Gölü hakkındaki ikinci efsane sanki eskiden orada yaşayanlara işaret etmekte. Gölün ortasındaki kilisenin papazı gündüz çalışır, harmanını toplar, akşam geç saatlerde eve gelirmiş. Papazın çok güzel olan kızı kıyı köylerdeki bir Türk gencine aşık olmuş. Delikanlı yüzerek kiliseye gelir kızla buluşurmuş. Delikanlı kıza „gece pencereye bir mum bırak. Ben ışığı görüp gelirim“ demiş. Uzun süre devam eden bu ilişki, halk tarafından duyulmuş ve papaza durumu anlatmışlar. Birgün papaz eve geç dönmüş ve penceredeki mumu görünce, mumu oradan kaldırmış. Delikanlı gece buluşacağı adayı bulamamış, ararken yorgun düşüp boğulmuş. Kız delikanlının gelmediğini görünce, belki onu bulabilirim ümidiyle kiliseden uzaklaşmış. Geri dönerken kaybolmuş ve kız da gölde boğulmuş. Efsaneye göre Türk genci ile Hıristiyan bir kızın aşkları suyun altında devam etmekte imiş. Özellikle ikinci efsane benim daha hoşuma gitti. Ama ne de olsa bir efsane.

Kilise, papaz, Kilise Adası, gölün tabanında bulunan tarihi kalıntıların Ermeni krallığına ait olduğunun saptanması, bir zamanlar Anadolu´da var olan Ermeni medeniyetinin önemli ip uçları olsa gerek. Hazar (Gölcük) gölü ile ilgili anlatılanlarda sadece efsaneler yok. Aşağıda okurlara, gerçek olayı/olayları aktaran bir alıntı aktarmak istiyorum. Bu gerçek olayı, Birinci Dünya Savaşı sırasında Harput´taki Amerikan Konsolosu Leslie Davis anlatır. Hazar (Gölcük) Gölü ve yakınlarında olan bitenleri Leslie Davis´ten okuyalım. ( Bu çeviri, Wolfgang Gust´un -Wolfgang-gust.net- internet sayfasındaki bir kitap eleştirisinden ve diğer kaynaklardan yararlanarak yapılmıştır.)

Leslie Davis, ona refakat eden bir Türk ve Misyon doktoru Henry Atkinson, birçok kereler Gölcük Gölü ve çevresinde incelemelerde bulunurlar. Harput´tan çıkan sürgün kafilelerinin rotalarını takip ederler. Tanık oldukları görüntülerin fotoğraflarını da çekerler. Gölcük Gölü´nün tüm kıyılarının, tepelerinin ve kayaların arasındaki çökeltilerin, katledilmiş çıplak insan cesetleriyle dolu olduğunu görürler. Cesetlerin büyük çoğunluğu kadınlara ve çocuklara aittir.

„Atla yaptığım en ilginç olan gezilerden biri de Gölcük Gölü´ne olanıdır. Mamuret-ul-Aziz´e 5 saatlik uzaklıktaydı. Gönderilen insanların kaderini araştırmak istiyordum. Söylenenlere göre bu insanlar şehrin hemen yakınında öldürülmüşlerdi. Birçok at gezintimde onlara ait hiçbir iz bulamamıştım. Bir Türk bana gizli kalması koşuluyla Gölcük Gölü civarında binlerce ölü gördüğünü ve onların olduğu yere beni götürebileceğini söyledi. Eylül sonu sabah 4´te yola çıktık. Diyarbakır´a doğru giden yola koyulduk. Daha şehrin dış mahallelerinde 4 ceset gördük. Yol boyunca da cesetlerle karşılaştık. Cesetler birkaç küreklik toprakla örtülmüşlerdi. Onları gömmek yerine jandarmalar sadece bir çukur kazmışlardı. Her cesedin topraktan dışarı çıkan kol ve bacak ve hatta kafaları görülebiliyordu. Çoğunluğu köpekler tarafından yenmişti.
Mollaköy´de yoldan ayrılıp, önümüzdeki alanı geçip göl yönüne saptık. Alana yüzlerce ölü vücut dağılmıştı. Bunlar hemen hemen sadece kadın ve çocuklardı. Çok açıktı ki öldürülmüşlerdi. Çünkü hepsi açlık veya halsizlikten ölmüş olamazlardı. Bu cesetler Kurdemlik olarak bilinen köyün çok yakınında bulunuyorlardı. Daha sonra öğrendiğime göre, çoğunluk, bu köyün Kürtleri tarafından öldürülmüşlerdi. Hooyloo´dan bir kadın bana katliamı anlattı. Diğer kendi köylüleri ile birlikte buraya getirilmişler ve çoğunun nasıl öldürüldüğünü görmüş. Kürtler ona bir darbe vurmuşlar ve öldü zannetmişler. Birkaç saat ölülerin arasında kalmış ve gece de kaçmış. Daha sonra güven içinde yaşayabilmesi ve Rusya´ya kaçması için biraz para verdim. Trabzon´dan genç bir kadın, bu yer hakkında bazı şeyler anlattı. Mehmed Ağa tarafından alınıp götürülmüş ve Kurdemlik´te birkaç ay tutulduğu zamanda, annesi ve kardeşi Kürtler tarafından öldürülmüş. Daha sonra kaçmış ve Mamuret-ul Aziz´e gelmişti.

Gördüğümüz birkaç ceset yakılmıştı. İlk önce hiyjenik nedenlerden dolayı sandım. Kürtler çok ender böyle şeyleri düşünürlerdi. Sonra bana anlatıldığına göre, insanlar altın yuttuklarına inandıkları için yakılmışlar. Sonradan böylesi çok ceset gördüm. Öğrendim ki, sürülen Ermeniler saldırıya uğradıklarında genellikle altınları kurtarmak için yutarlarmış.
Kürt köyünü terk ettikten sonra, Gölcük Gölü vadisine inebilmek için dik bir tepeyi tırmandık. Bu gölde benden öncekiler ve Amerikan misyonerleri her yaz çadır kampı kurarlarmış. Söylemeye gerek yok, Harput´ta olduğum 3 yıl içinde kamp yapmaya fırsatımız olmadı. Cesetler kıyıda, tam bizimkilerin çadırlarla kamp kurduğu yerde yatıyorlardı.

Kuzeye yöneldik ve göl boyunca 2 saat atla gittik. Gölün kıyısı genellikle yüksek ve dikti. Arada çoğunlukla derin vadiler vardı, sanki çanta gibi. Bu vadilerin çoğunda cesetler vardı. Uçurumların tepesinden aşağıda suda yüzen yüzlerce ceset ve sayısız kemik gördük. Söylentiye göre, birçok insan buraya getirilmiş, uçurumdan aşağıya atılmış ve böylece öldürülmüşler. Gördüklerimizle anlatılanlar onaylanmıştı. Bazı vadilerde az ceset vardı, diğerlerinde binden fazla. Gördüğümüz ilk ceset beyaz sakallı ihtiyar bir adama aitti. Kafatası bulunduğu yerde büyük bir taşla parçalanmıştı. Biraz ötede 6 ile 8 kişinin küllerini gördük. Sadece çok az kemik ve elbise parçaları yanmamıştı. Kırmızı bir fes dikkati çekiyordu. Birkaç kafatası kemikleri de vardı. Bunlar sağlam oldukları için tahrip edilen sonuncularıydı. Bu kül yığını, ağaçtan yirmi adım ötedeydi.

Ağacın altında büyük bir kırmızı leke vardı. Yakından bakınca bu lekenin kan olduğu anlaşılıyordu. Büyük bir ihtimalle 2 veya 3 haftalıktı. Ağaçta mermi delikleri vardı. Küllerini gördüğümüz erkekler, önce ağacın önünde kurşuna dizilmişlerdi. Biraz sonra bir vadiye geldik. Burada yüzlerce ceset vardı. Bu cesetleri görmeden önce, vadiye yaklaştığımızda uçurumdan ilk önce kumsalda uzanan bir sıra 20 veya 30 cesedi gördük. Insan sadece cesetlerin kafalarını görebiliyordu. Görüntü korkunçtu. Onlar güya gömülmüşlerdi. Gerçekten de öyleydi. Ancak Türkün karakteristik ihmalkarlığı nedeniyle, jandarmalar onları kuma gömmüşlerdi, çünkü daha kolaydı. Su kumu çekmiş, rüzgar kumu savurmuş ve kafalar görünüvermişti. Çok sayıda ceset uçurumun ayağında tepeye yaslanmışlardı. Kimi suda kimi de kıyıda. Vadiye gelince iki taraftan da doğrudan yanyana dizilmiş cesetleri gördük. Vadinin ortasında küçük bir grup ağaç ve çalılar gördük. Burası üzüm yaprakları ile örtülmüştü, doğal bir çardak gibiydi. Türk refakatcim beni oraya götürdü ve dikkatlice bakmamı istedi. Ağaçların altında 15 veya 20 ceset vardı. Bazıları dik bir şekilde oturuyorlardı. Sanki biraz önce ölmüşler gibi. Refakatcim bana bu insanların hasta veya yaralı oldukları için buraya bırakıldıklarını söyledi. Bir hafta önce buradan geçerken bazılarının hala yaşadıklarını ve onlara ekmek verdiğini anlattı.

Gezdiğimiz vadilerin çoğunda, kumun içinden kafalar bize bakıyordu ve cesetler gömülmeden ortalıkta duruyordu. Bir ceset şişmiş ve kabarmış, ama çoğunluğu küçülmeye başlamıştı. Hemen hemen her vadide cesetler vardı. Bazısında çok sayıda. Birinde en az bin, başka birinde tahminen 500´den fazla. Ama ceset kokusu öylesine korkunçtu ki, vadinin sonuna kadar gidecek durumda değildim. Bir ay sonra burayı tümüyle araştırabildim. Bu vadinin, diğerleri gibi üçgen bir yapısı vardı. Insanların bir saldırı durumunda tırmanamayacağı, iki tarafı yüksek dik yamaç. Her iki yamaçtaki iki veya üç jandarma, büyük bir insan yığınının kaçmasını engelleyebilirdi. Bazı cesetler, vadinin en sonundaki iki kayanın arasına sıkışmıştı. Demek ki bazıları kendilerini kurtarmak için kayalara tırmanmayı denemiş ve orada öldürülmüşlerdi. Üçgenin üçüncü tarafı da su idi. 15-20 jandarma suya doğru veya gölün iki tarafına doğru kaçanları engelleyebilirdi. Insanlar düpedüz buraya sıkıştırılmışlar ve soğukkanlı bir şekilde öldürülmüşlerdi. Cesetler üstüste yatıyorlardı, büyük bir ihtimalle 2-3 haftadan beri. Vadinin üst kısmında bulunan bir Kürt köyünde çalışan yaşlı bir Kürt bize bunu onaylamıştı. Yanında durduk ve burada ne olduğunu sorduk. Bize şunları anlattı: „Yaklaşık 20 gün önce jandarmalar yaklaşık 2000 kişilik bir kafile Ermeni´yi getirdiler. Komşu köylerden Ermenileri öldürmek için Kürtleri topladılar.“ Bu tarih, üç hafta önce Mamuret-ul Aziz´den geçip giden büyük bir kafilenin hareket tarihi ile uyuşuyordu. Yaşlı Kürt bu işe çok kızmıştı. Çünkü cesetlerin kokusu o ve diğer köylüler için çekilir gibi değildi. Gerçekten de bu çevredeki birçok Kürt, yaz ve sonbahardan kaynaklanan sağlıksız koşullardan ölmüştü. Hepsinin ölmemiş olması bir mucize.

Daha sonra Ermeni kafilesinin işinin bitirilmesi konusundaki sistemi öğrendim. Onlara 1-2 gün vadide veya uygun yerde kamp kurmalarına izin verilmiş. Bu sırada jandarmalar yaşlı adamın anlattığı gibi Kürtleri toplamışlar. Ermenileri öldürmelerini emretmişler. Jandarmalar, Kürtlere ancak bu şekilde paraya ulaşabileceklerini anlatmışlar. Reddederlerse başlarına gelecekleri konusunda tehdit etmişler. Bir anlaşma yapılmış. Kürtler jandarmalara belli bir para ödemişler. Duruma göre birkaç yüz Pfund veya fazlası. Karşılığında Ermenilerin üzerinde ve vücutlarında bulunan mal ve paraya el koyma hakkı kazanmışlar. Bu açıklamayı çok kereler duydum. Bu sisteme bu vilayette ve Türkiye´nin diğer bölgelerinde de genel olarak başvurulduğunu varsayıyorum.

İnanılmaz bir gerçek ise hemen hemen bütün cesetlerin çıplak olmasıydı. Duyduğuma göre insanların öldürülmeden önce tümüyle soyunmaları gerekiyordu. Çünkü Müslümanlar, ölünün elbiselerinin mundar olduğuna inanıyorlardı. Cesetlerin çoğunda süngü yarıkları vardı. Genellikle belden aşağıda veya göğüste bazan da boğazda. Çok az insan kurşuna dizilmiş, çünkü kurşun değerliydi. Süngü veya bıçakla öldürmek daha ucuzdu. Diğer bir dikkat çeken gerçek te, hemen hemen bütün kadınların sırt üstü yatmalarıydı. Ve korkunç bir süngü darbeleri ile parçalanma söz konusuydu. Bu süngü yaraları büyük bir ihtimalle öldükten sonra yapılmıştı.

Gölü terk ettikten sonra, tepeleri aşıp dar bir yoldan Keghvenk köyüne geldik. Tüm yol boyunca cesetler yatıyordu. Bazıları doğrudan yolda yatıyordu. Atlar üzerinden atlamak zorunda kalıyordu. Bu yol normal olarak Harput´a giden posta yoluydu. Ancak Türklerin dışında diğerleri tarafından az kullanılırdı. Tepelerde bir yerde, arkadaşım bana yolun yanında bulunan bir vadiyi gösterdi. Bu vadide çok sayıda Ermeni öldürülmüştü. Bulunduğumuz yerden sadece birkaç yüz adım ötedeydi. Cesetlerin kokusunu hissedebiliyorduk. Ancak geç olmuştu ve yoldan ayrılmamak istedik. Şimdiye kadar çok şey görmüştük. Bu yeri 1.5 yıl sonra ziyaret ettim. Bu vadide yüzlerce insanın kemiklerini buldum. Tepelerin arasındaki tarlalarda ve Keghvenk köyünde binlerce insanın öldürüldüğünü gördük. Çoğu derin olmayan mezarlara gömülmüştü. Ama kemiklerini gördük. Burası Mamuret-ul Aziz´e sadece 10 mil uzaklıktaydı. Ama tüm bölgenin en kötü mezbahanesiydi. Bana, resmi sürgün başlamadan önce Mamuret-ul Aziz, Harput ve komşu köylerden birçok insanın tutuklanarak hapishaneye atıldığını, tam buraya getirildiklerini ve burada öldürüldüklerini anlattılar. Hala Keghvenk civarındaki büyük kampların izleri bulunmaktadır. Yazın kafileler burada konaklamışlardı. Birçoğu bu tarlalarda öldürüldüler.

Akşam saat 9´a doğru eve döndük. Şimdi “sürgün”ün ( Deportation) Ermeniler için gerçekten ne anlama geldiğini biliyorum. Yine biliyorum ki, birkaç raporumda Mamuret-ul Aziz´i Türkiye´nin „Mezbaha Vilayeti“ olarak nitelemem, yanlış değildi.“

Leslie Davis ve Misyon doktoru Henry Atkinson, yaptıkları araştırmalar ve geziler sonucunda gölün çevresinde tahminen 10.000 ölü bulunduğunu saptarlar. Bu anlatılanlar, 1915/16´da Leslie Davis tarafından „Mezbaha Vilayet“ olarak adlandırılıp, tarihe geçen Harput´tan sadece Hazar (Gölcük) gölüne ait olanlar.

Harput‘ta Haziran ayının üçüncü haftasında tellallar tarafından duyurulan tehcir emri, Temmuz ayının ilk günlerinde uygulamaya konulur. Ancak tutuklamalar ve katliamlar Mayıs ayının başında başlamıştır. Harput´un „Mezbaha“ olarak anılmasının sebebi, yaklaşık bir günlük bir yürüyüş molasının verildiği, her yürüyüş kolunun geride düzinelerce ölü ve ölmek üzere olan insan bıraktığı geçiş kampları ya da dolambaçlı, hiçbir ikmal imkanının bulunmadığı ölümcül yürüyüşler değil, aksine Gölcük Gölü kıyısında yapılan kitlesel katliamlardı. Pek az sayıda erkek ve kadın, çocukların ise sadece bir kısmı bölgeden sağ olarak ayrılabildiler.
Şimdi binlerce kişi her yıl yaz ayında bu gölde tatillerini geçirmekte. Hatta uluslararası alanda da tescilli bir tatil beldesi olma yolunda girişimlerde bulunulmakta imiş. İki soru aklıma takılıyor: Burada tatil yapanlar veya bu çevrede yaşayanlar bu efsaneleri ve efsane olmayan gerçeği/gerçekleri biliyorlar mı? Gölde yüzerken altlarında 11. ve 12. yüzyıla ait bir Ermeni şehri ve manastırı olduğunu biliyorlar mı?
İkincisi, gölün çevresinde piknik ve mangal ile keyifli saatler geçirdikleri toprağın altında 10.000 kişinin, 10.000 Ermeni´nin, çoluk, çocuk, ihtiyar, genç, kadın ve erkeklerin yattıklarını biliyorlar mı? Bunlar sadece sorular.

Ama ben bir efsane olarak, hala bir Türk genci ile bir Hıristiyan kızın aşklarının, Hazar (Gölcük) gölünün tatlı sularında devam ettiğine inanıyorum.

Ve ben bir gerçek olarak, 10.000 Ermeni´nin ruhlarının Hazar (Gölcük) Gölü´nde dolaştığına inanıyorum. Umarım, „bizleri“ lanetlemiyorlardır.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 12 788
Point(s): 39 416
Moyenne de points: 3,08

MessagePosté le: Lun 14 Déc 2015 - 01:36
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Gölcük gölündeki cesetler :


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Visiter le site web du posteur
hill
Nouveau membre
Nouveau membre

Hors ligne

Inscrit le: 02 Juil 2017
Messages: 1
Point(s): 3
Moyenne de points: 3,00

MessagePosté le: Mer 5 Juil 2017 - 14:36
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan
Répondre en citant

Merhaba Ben Elazığ'ın Sivrice ilçesi Halfe köyündenim. Şuan soy ağacımı 1874 e kadar buldum.Gerisini Elazığ'da araştıracağım Ağustos ayında. Bir yandan köyümün de tarihini öğrenmek istiyorum yardımcı olursanız çok sevinirim. Şimdiden teşekkürler.

Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 01:47
MessageSujet du message: Hazar (Sivrice) Gölü – Gölcük (Kilise) Adası – Batık Şehir Dzovk (Tsovk) ve Surp Nşan

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Kharpout - Խարբերդ (Kharpert) - Harput - Elazığ - Harpoot Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2
Page 2 sur 2
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com