Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Mardin/Մարդին Kazasi
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale Aller à la page: <  1, 2
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou



Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 475

MessagePosté le: Jeu 23 Fév 2017 - 02:22
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Revue du message précédent :

.../...





Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Jeu 23 Fév 2017 - 02:22
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
azad
V.I.P.
V.I.P.

Hors ligne

Inscrit le: 06 Sep 2006
Messages: 734
Point(s): 2 177
Moyenne de points: 2,97

MessagePosté le: Mer 5 Avr 2017 - 01:09
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Tarihi Mardin Kalesi

Tomas Çerme
04/04/2017



Mardin Kalesi denizden yüksekliği Doğuda 1200m Batıda 1180m olan kayalık bir tepede kuruludur. Doğudan Batıya uzunluğu 800m civarında olan düzlük, ortada Doğuya yakın bir yerde çok az alçalır ve 30m.ye kadar da daralır. Düzlüğün en geniş yeri ise 150m civarındadır. Tepenin üst kısmında falez şeklinde kayalıklar üzerinde bulunan düzlük, doğal olarak bir kale meydana getirmektedir. Bu yüzden de Mardin Kalesi’nde duvarlar bu falezin diğer taraflara nispetle daha eğilimli olan yerlerinde görülür. Kayada çıkışa elverişli olabilecek eğilimli kısımların duvarlarla örülüp kuvvetlendirildiği kalenin, yalnız Güneyinde tek bir girişi vardır.
Yukarıda sözü edildiği gibi, en yüksek kısmı olan Doğu kesiminde bugün radar üssü vardır. Bu taraflarda, evvelce henüz kale halk tarafından terk edilmeden önce evlerin bulunduğu, kaynaklardan anlaşılmaktadır. Kaledeki evler de diğer yapılar gibi harap durumdadır.
Mardin Kalesi, yüzyıllar boyunca kuvvetli etkileri olan bir savunma tesisi idi ve XIX y.y.’a kadar askeri güç ile alınamaz kaleler arasında adı geçmek durumuna sahiptir. Bugün kalenin oldukça harap girişi, bu girişe götüren Batıdan Doğuya doğru yükselen dar patikası üzerindeki nişli duvarları, kayalar arasında örtülü kısımları ve Güneyde tek bir burcu ile, çeşitli devirlere ait duvar parçaları dışında, orijinal yeri kalmamıştır.
Kalenin girişi; Kalenin Güneyindeki tek girişine götüren yol, bugün için bir patikadan farksızdır. Ancak yukarılarda kapıya yakın bir yerde, kayaların arasına örülmüş duvarlar arasında, yan yana iki sivri kemerle niş yer almaktadır.
Bunların, belki de çıkış yolunda muhafız bekçi yerleri olduğu düşünülebilir. Daha yukarıda kapının yanında böyle duruma elverişli yerlerin bulunmayışı da bunu kuvvetlendirebilir. Kaldı ki kalıntılardan, burada, sonraki kısmın taş duvarlar yardımıyla genişletilmiş ve merdiven şekline sokulmuş olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Alber Gabriyel 1930’lardaki incelemesinde, kale kapısının üzerinde altı satırlık okunmayan bir kitabe ile, üzerinde iki kabartma aslandan söz eder.
Bugün ise kapının basık kemerinin hemen üstü yıkıktır. Bu kapıdan girildiğinde, hafif bir meyille ve çıkış yolu ile belirli bir açı meydana getirecek şekilde kalenin içinde geçit veren bir koridorla karşılaşılır. Kaya içine oyulmuş olan bu koridor, yer yer duvarlarla desteklenmiştir. Bu kısmın asıl çekici yanı ise, tonos şeklinde teşkilatlandırılmış olan tavanıdır.
Bugün Mardin Kalesinde kitabe ve rölyef yoktur, eski kaynaklardan çivi yazılı kitabelerde bugüne kadar Mardin ve Mardin Kalesi hakkında hiçbir kayda rastlanmamıştır. Mardin Müze Memurluğunda, üzerlerindeki büyük boy etiketlerde envanter numaraları ile birlikte eski kale arkasından getirildiği yazılı olan iki kitabe parçası ile üç figürlü kabartma bulunmaktadır.
Yukarıda belirtilen kale içi evlerin harabeleri dışında, bugün Mardin Kalesinde kısmen ayakta üç yapı daha vardır. Bunların ikisi dini yapıdır, inceleme 1967.
Mardin, mevkiinin önemi dolayısı ile eski devirlerde bir çok istilalara muharebelere sahne olmuştur. İranlılarla Arşaguni Ermenilerle, Bizanslılar arasındaki daimi mücadelede, Mardin mihrak vazifesini görmüştür.
Şimdiki gibi evvelce de şehrin bir kısmı kale dışına çıkmıştı. Hariçteki bu kısım da bir sur ile Kuzeyde marbut bulunuyordu. XIX yy’ın ilk yarısında mevcut olan surların şimdi bazı yerlerde yalnız temellerine tesadüf edilmektedir. Bu surlar mevcut iken şehrin altı kapısı vardı, bunlardan en önemlileri Kuzeybatıda Diyarbakır istikametinde Muş Kapısı, bir de Doğuda Savur ve Nusaybin’e yolların çıktığı Savur Kapısı idi.
Kiliselerinin tarihçisi Tertillyanus’a göre Mardin ve Mardin Kalesi; Mezopotamya’nın yüksek dağ tepesinde kurulmuş bir surlar şehridir. Cezirenin hiçbir şehrinde buradaki intizam ve yerleşim nizamını göremezsiniz. Bu yüzden yerli yazarlar tarafından “kraliçe surların korunma merkezi” olarak anılmıştır. Birçok krallar ve komutanlar bu yöreyi elde edebilmek için yarışır hale gelmişlerdir. Bunlardan en meşhuru bütün Asya’yı ayakları altına sermiş olan Timur Lenk bile bu şehri kuşatıp askeri ve siyasi hünerlerine rağmen alamamıştır.
Bu kalelerden birinde ise saraylar, evler ve onları çevreleyen bahçeler, sarnıçlar, erzak depoları, o devrin kralları tarafından yapılmıştır.
Mardin Savaş Kalesi, Ermenicesi Masis ve Yunanca Masius adlarıyla anılır. Bugün o güzelliklerin harabeleri görülmekte, bütün bu askeri ve sivil yapılar bulunmakla beraber, bakımsızlıkları da gözden kaçmamaktadır. Şehir, kalenin bulunduğu tepenin güney cephesinde kurulu olup yemyeşil tepelerin bulunduğu adıyla anılan dağların uzandığı manzaraya sahiptir. Evler, beyaz sarı nakışlı anahit taştan, üst üste gelecek tarzdadır.
Komutan Surp Kevork (kırmızı kilise) adına 420 yılında kilise yapılmıştır.Kiliseden kaleye yol vardır. Mardin’in ilk kilisesidir. 1812’de tamiratı esnasında, mermer bir levha üzerinde şu kayda rastlanmıştır. VI yy.da konulan bu yazıt Nusaybin’in yıkılıp Ermenilerin M.S.351’de Mardin Kalesi’ne sığındığını anlatmaktadır. Bu şehirde karşılaştıkları düşman ile savaşan Ermenilerin adına, Ermeni dilinde savaşçı anlamında olan “Mardin” adına atfen, şehrin adına da Mardin şehri Mardiros’dan gelmedir.
M.S. 379’da İmamput (ateşe tapan imam) adlı İranlı bir komutan şehri istila etti, şehri alarak adının İmamput olmasını emretti. Bu komutanın ölümünden sonra güçlenen Ermeniler İmamputun askerlerini şehirden kovdular. Eski adı Mardini kullanırken Ermeni patrikhanesi “Mambut” adını kullandı.
Cudi, Mazıdağ, Nusaybin, Midyat, Mardin dağı , global antik isimleri Masis – Masius savaş kaleleridir.
Ünlü tarihçi J.Hammer, Mardin hakkında şunu zikreder: Mardin Kadim Mardı dağının müstahkem bir kalesidir.
Amien Marselen, Mardin hakkında şunu zikreder; tarihçi J.Hammer’in anlatımlarını paylaştığını görürüz.
M.Ö. 250 yılında Ermeni (Arşaguni), Irak Cezire ve Suriye’yi ele geçirmişler, başkentlerini Mardin’de kurmuşlar, Mardin kalesini Romalılara karşı tahkim etmişlerdir.Masis savaş kalesinde bulunan şehre Arap coğrafyacılar ve tarihçiler “peytaht Mardin El Esed” yani “Aslan başkent Mardin” diye adlandırmışlardır. Eski müverrih ve coğrafyacılardan, ele geçirilmesi, zapt edilmesi imkansız bir nesil olarak bildirdikleri bu kavim, şehri Mambut ittihaz eden çok eski bir Acem mezhebine mensup görünürler. Şemsiler güneşe taparlar, bütün Osmanlı toprakları içinde mezhebi itikatlarının icrasında serbest, değiller zümrelerin en çok bulunduğu yer Mardin şehridir. Şemsilerin dili Ermenice’dir.
Türkler, Araplar, Ermeniler, Rumlar, Yakubiler, Kürtler Hıristiyanlar, Keldaniler, Şemsiler, Yezidiler aralarında daima barış içinde yaşarlar.
XV.yy.’ın ikinci yarısında, 1471’de Urfa’dan Mardin’e gelen Venedikli tacir Josafa Barbaro’da şehir hakkında hayli geniş malumat vermektedir. Onun tasvirine göre, bir tepe üzerinde bulunan Mardin (Merdin)’e, bir mil kadar uzunluktaki bir merdivenli yolu takiben ulaşılmakta, bu yol bir kapıdan şehre vasıl olmakta idi. Şehir ortasındaki, üzerinde bir kale bulunan diğer bir tepeyi çevrelemekte idi. Kaledeki evlerin duvarları tabii bir sur vazifesi gördüğünden burada ayrıca bir sur yoktu. Kalenin kapısı dibinde bulunan susam yağı imalathanesi de eskiden Rum kilisesi idi. Krallar 300 kadar evler ve saraylar inşa etmişler, kalede su kuyuları kazıp çeşitli ağaçlar ekmişler, düşman saldırılarında bu ağaçların meyvelerinden yararlanmışlardır. Buraya ayrı bir merdivenli yoldan tırmanılıyordu. Şehirde bol miktarda ipekli kumaş ve kadife dokunmakta idi. 7.Barbaro bunların Uzun Hasan (namına dokunduğunu belirtmekle, şehrin, Akkoyunluların hakimiyetinde olduğuna işaret etmektedir.
Timur tarihi yazmış olan Arapşah, Mardin kalesini şöyle tasvir eder, kale yuvası gayet yüksekte olduğu için avcıların yetişemediği anka gibidir. Bir emirdir ki uzun zamandan beri kocaya verilecek, zamanı gelmiş olduğu halde daima bekar kalan kızını kimse istemeye cesaret edemez. Dağın zirvesinde inşa edilmiş olduğu için uzaktan görünen kuleler ve kubbeden ibarettir.
Gök kubbesi arasında yalnız şu fark vardır; Gök kubbesinin zirvesi daima hareket halinde olduğu halde, bunun kubbesi hareketsiz ve sarsılması imkansız gibi kalır, kalenin arkasında Hakka inanmışların ruhu kadar vasi bir sahra vardır.
Bu sahrada dahi aralarında pırıl pırıl menbaların aktığı bahçeler, av hayvanlarıyla dolu ormancıklar yemyeşil meralar görülür. Öte tarafta keskin kayalar görülür ki en cesur insanlar bile tırmanmaya cesaret edemez. Birbirine girift bir şeklide girmiş yol, kaleden kaleye, kapıdan kapıya çıkıp, şehir ziynetli bir doku gibi kaleyi kuşatır.
Hicretten sonra, Güneyden gelen İslam Arap akını nihayet Mardin surlarının önünde durakladı. M.640, H.19 tarihinde kumandan İyaz Bin Ganem’in kumandasındaki İslam Arap ordusu Mardin’i zapt etti.
H.260, M.873’de Mardin Hamdanilerin eline geçti. H.281, M.894’de Halife Mutazid, Mardin üzerine yürüdü. Hamdanın oğlu Mardin’i Halifeye teslim etti ve kale tahrip olundu. Arapların Al-bar Al Ahşap dedikleri kül renkli kale, sonradan Hamdaniler tarafından M.975-6, H.365-6’da yeniden inşa edilmiştir. Buna karşı Dupre (Voyages) En Persiye, çok daha eski tarihleri ileri sürer. Ona göre kale, Bizans çağında onarım görmüştür.
Mardin’e bir müddet Mervaniler de hakim oldular, onların arkasından Mardin, Selçukluların eline geçti. Melik Şah’ın ölümünden sonra Tutuş Bin Alpaslan, Nusaybin havalisine kadar olan bölgeyi ele geçirdi. Mardin bunun içinde idi.
Mardin’in inkişafı Artuklular zamanındadır. H.502, M.1108’den H.811, M.1408’e kadar Mardin’e Artuklular hakim oldular, burada bir hükümet kurdular, Salah-Al-Din, Mardin civarındaki Harizem’e kadar geldi. Fakat kaleye sokulamadı. Melak Adil Bin Eyyüp, şehrin sur dışındaki kısmını zapt, yağma, kaleyi de muhasara etti ise de ertesi yıl muhasarayı terke mecbur oldu. H.599, M.1202’de Adil oğlu Eşref’i Mardin üzerine sevk etti. Eşref kendine tabi araziye valiler tayin etmekle iktifa etti.
H.657, M.1258’de Hülagü Han, Mardin Emiri Necmettin Gazi Said’e kendisine itaat etmesini bildirdi, O da oğlu Muzaffer’i Hülagü’nün yanına gönderdi ve bitaraf kaldı. H.658, M.1259’da Hülagü’nün oğlu Yaşmut bir ordu ile gelerek Mardin’i muhasara etti. Bu sekiz ay sürdü, şehirde halk açlık ve hastalıktan kırıldı ve Muzaffer Mardin Kalesine girdi.
Mardin’in Osmanlılar tarafından ilk fetih tarihi kesin olarak belli değildir. Lakin, Ramazan 921 (Ekim 1515) içerisinde vukuu muhtemeldir. Haydar Çelebi Ruz-namesinde mevcut 26 Ramazan (3 Kasım 1515) de Diyarbekir canibinden Küçük Ahmet Çavuş’un, Divana gelerek Amidi mahrusanın ve sair Diyarbekir’in feth olunduğu haberleri, Mardin fethi ile ilgilidir. Kale kethudası: 1540 (947)’de Ali adlı Mardin’de tımar sahibi bulunan bir şahıs Mardin Kalesi kethudası olarak zikr edilmektedir.
Zuema ve Sipahiyan 1526 (932) Mardin sancağında 9.Zaim ve 113 sipahi bulunmakta idi.
Kale muhafızları ve azaplar: Yine 1526 (932) bunlardan birincisinin adedi 139, ikincininki 108 rakamına ulaşmakta idi.
Kale Mehterleri: Bunların miktarları belli olmamakla beraber kale-i Mezburede ve şehirde olan düğünlerde ve cemiyetlerde şenlik için bulundukları anlaşılmaktadır.
XVII yy.’da Mardin Kalesinin birkaç kez tamir ettirildiğini vesikalardan öğreniyoruz. Bunlardan biri kalenin 1549 (956)’da yazın, Avlonya sancak beyi Hızır Bey vasıtası ile tamir ettirildiğine dair, 24 cemazyülahır 956 (24 Temmuz 1549) tarihli ve ebna-i sipahiyandan Mehmet tarafından tanzim edilmiş bir defterdir. Bu tamirat esnasında 1065 inşaat işçisi, 190 ırgat, 50 marangoz, 24 biçkici, 12 taşçı, 9 demirci, 39 zembilci, 12 kanalizasyon işçisi, 15 mahzenci, 205 saka, yani yekün 1621 işçi çalıştırılmış. Bunlara 74695 akça ücret ödenmiş, bütün inşaat masrafları 82780 akçaya balığ olmuştur.
Kalenin müteakip yüzyıllarda da defalarca tamir ettirilmiş olduğu, buradan gelip geçen Avrupalı seyyahların, onu bazen harap, bazen kudretli bir durumda bulmalarından anlaşılmaktadır.
1766’da C. Niebuhr, kalede vaktiyle 200 ev kadar varken, oradan geçtiği tarihte bunlardan ancak 80’inin oturulabilecek durumda olduğunu kaydetmektedir. Kalenin doğu tarafında ise bir saray ile bir cami ve bazı binalar bulunduğu anlaşılmaktadır. Sarayın kalıntıları 1932’de Abbert Gabriyel tarafından incelenerek o zamanki durumu fotoğraflarla tesbit olunmuştur.
Abdülgani Efendi, kale, bir iskan yeri olmak vasfını kaybettikten sonra, kaledeki diğer bazı eserlerinki ile birlikte sökülerek başka inşaatlarda da kullanıldığını yazmaktadır. Kalede bir hamam bulunduğu, buna ait enkazın 1925-1930 yılları arasında mevcudiyetini koruduğunu belirtmektedir. Bunlardan başka büyük sarnıçları bugün dahi görmek mümkündür. Yerli halktan anladığımıza göre, eski asırlara ait kütüphane tesadüfen bulunmuştur. Ne yazık ki bulunan el yazmalar çürümüş durumda olduğundan hiçbirinden istifade edilememiştir. Ermenice ve Yunancaydı.
Mardin Kale Kapı kilidi fethedilemeyen kale ünvanına sahip olduğu gibi, kale kapı kilitleri arasında en büyük ve muhteşem bir kilide de sahiptir. (Kaynak: Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Bölümü)
Mardin Kale Kilidi’nin özellikleri:
T.S.M. 2/6770 no.da kayıtlı Mardin Kale Kilidi;
Uzunluk : 53.5m. Genişlik: 6m. olup demirden dört köşelidir, gövdesi uzun ve demir çubuğu vardır.
Kilidin üzerindeki yazılar şöyle:
• Likalatü Mardin Mahrusat-ı (bi) İsmail Emir, El Kebir Osman Bahadır Han.
• Ameli bi resmi …… er Sultan el Azam Malik rikabül Muminin Mevla Mülük el Arap el Acem es Sultan Hamza Bahadır Han.
Akkoyunlu Kara Osman’ın (1431) oğlu Hamza Bahadır zamanında Mardin Kalesi için yapılmıştır.
Teşekkür: Bu tarihçenin hazırlanması sırasında yardımlarından dolayı Topkapı Sarayı Müzesi Hazine Şefi Emine Bilirgen hanımefendiye yardımlarından dolayı teşekkür ederiz.
Mardin’de yayınlanan Ulus Sesi Gazetesi’nde; Mardin Kalesi ile ilgili olarak 18 Mart 1949 yılında şöyle bir yazı yer almıştır:
Geçmiş Olsun:
Tarihi kalemizin belediye tarafından satıldığını ağızlardan duyduğumuz zaman hayretler içinde kalmış, kale kadar üzülmüş ve kendi kendimize: ya demiştik, dün taşları mezata çıkarılan kalenin bugün tümü mü satılıyor? Bütün gücünü harcadığı halde koca cihangir Timurlenk dahi, toprağına ayak basmadan hasretli gittiği, Melik İşa’nın kan dökerek canı gibi muhafaza ettiği bu Anıt şimdi bir miras gibi para ile mi değiştiriliyor?
Kalenin satılmayıp da üzeri bağlık bahçelik hale getirilmek üzere geçici bir zaman için icara verilmiş olduğunu öğrenince burasına yeniden zaptetmiş kadar sevindik, duyduğumuz heyecandan dolayı hepimize geçmiş olsun.
Bölgenin ilk cam madenini Mardin kalesinde bulan Mardinli Ermeni Mığayyame ailesi ilk cam atölyesini kurar. Basit cam bardaklarından, rakı, şarap ve su bardakları üretimine kadar işlerini ilerletirler. Bu aile civar şehirlerden talepler çoğaldıkça daha zengin cam madeni aramaya koyuldular. Aradıkları zengin ve kaliteli cam madenini Kızıltepe (Tel-Ermen) de buldular. Küçük cam atölyelerini büyüttüler. O kadar ki, vitray denilen renkli kaliteli camlar üretmeye başladılar. Önceleri tüm bölge kiliseleri için kullanılan renkli vitraylar daha sonra da varlıklı Ermeni ailelerin malikanelerini süslemeye başladı. Mardin’de sanayi haline dönüştürülen cam üretimi neticesinde cam ve vitraylar orta Anadolu şehirleri pazarlarında yer alır oldu. Özellikle de Kayseri, Nevşehir ve Tokat’ta cam ürünleri sergileri artınca talep de çoğalır. Pek çok Mardinli Ermeni aileler Kayseri’ye yerleşmeye başlar. Mıncınsu ve Tomarza kazalarına yerleşen Mardin Ermenileri nereden geldiklerini unutmamak için “Mardinyan” soyadını aldılar, kurdukları ve yaşadıkları köylere Mardin adını verdiler. Günümüzde bu soyadını taşıyan Kayserili aileler mevcuttur. Bugün Kızıltepe’de cam atölyeleri olmamakla beraber, bazı Ermeni malikanelerinin vitray camları o günleri anlatır gibidir.

Kaynak: Ulus Sesi Gazetesi 18 Mart 1949 Mardin

Kaynaklar:
• Mardin Sancağı XVI yy. Nejat Göyünç 1969
• Anadolu Kaleleri Nazmi Sevgen
• İnciciyan P.L.Dört Kıta Coğrafyası Venedik 1806 Ermenice
• Hammer Joseph Jon Des Osmanichen Reichs Sbaatsverfassung und 1963 Cilt 2
• A.Gabriel Voyages Paris 1940
• Bizans Devletinin Doğu Sınırı Ernst Honigmann 1970
• Ara Altun, Mardin’de Türk Devri Mimarisi 1971
• El Yazması (Ermenice) Rahip Mardinli Husik Gülyan 1898“Viyana Mıhitarist Kütüphanesinde” Mardin Tarihi
• Strabon XII.Cilt 1928 London
• Abdülgani Efendi, Mardin Tarihi, Mardin İl Halk Kütüphanesi T.Y. No:2699
Not:
• Mardiros, Mardik, Mardı, Marde, Mardinos, Mard Ermenice’de savaşçı ve şehit anlamındadır. Mardin ismiyle ilgilidir.
• M.Ö. I. Asırda yaşamış olan coğrafya alimi Strabon
NOT: 19yy’da Mardin’in Kızıltepe (Tel -Ermen) kazasında Mardin Ermeni’si bir aile olan Beyt Muğayyeme’lere ait cam ve vitrai imalathanesinde imal edilen bir rakı bardağı Corç amcamdan benim koleksiyonuma geçmiştir.

https://ermenistan.de/tomas-cerme-yazi-tarihi-mardin-kalesi/
_________________

Karanlık aydınlıktan, yalan gerçekten kaçar, Güneş yanlız olsada etrafa ışık saçar,üzülme doğruların kaderidir yanlızlık, kargalar sürüyle, kartallar yanlız uçar.


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 406
Point(s): 72 330
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 30 Avr 2017 - 07:46
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Zerzevan Kalesi’ndeki kemikler tarihi acıyı gündeme getirdi



Diyarbakır Çınar ilçesindeki Zerzevan Kalesi içinde bulunan su sarnıcında 25 insan kemiğine ulaşıldı. Savcılık ve Diyarbakır Müzeler Müdürlüğü'nden arkeologlar tarafından toplanan kemikler incelenmek için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Adli Tıp Kurumu incelemesi kemiklerin hangi döneme ait olduğunu belirleyecek. Kayıtlar, kemiklerin büyük ihtimalle 1915 Ermeni Soykırımı sırasında katledilen Mardin Ermenilerine ait olduğunu gösteriyor.


Diyarbakır Çınar ilçesindeki Zerzevan Kalesi içinde bulunan su sarnıcında 25 insan kemiğine ulaşıldı. Savcılık ve Diyarbakır Müzeler Müdürlüğü'nden arkeologlar tarafından toplanan kemikler incelenmek için Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. Adli Tıp Kurumu incelemesi kemiklerin hangi döneme ait olduğunu belirleyecek. Kayıtlar, kemiklerin büyük ihtimalle 1915 Ermeni Soykırımı sırasında katledilen Mardin Ermenilerine ait olduğunu gösteriyor.

Zamanaşımı kaldırılmalıdır



Tarihçi Uğur Ümit Üngör, Diyarbakır yöresinde İçkale, genel şehir ahalisi için özellikle Xançepek (Gâvur Mahallesi), Mardin Kapı ve 1200 Ermeni'nin katledildiği Dicle’nin Batman Çayı’yla birleştiği yer olan Oymataş Köyü'nde toplu mezarlar olabileceği görüşünde.

İHD Diyarbakır Şubesi, kemikler toplanırken bölgede inceleme yaptı. Şube Sekreteri Abdusellam İnceören, Savcılık ile yaptıkları görüşmelerde kemiklerin sararmış olduğunun kendilerine aktarıldığını ve bu nedenle söz konusu kemiklerin 1990’lı yıllardan daha eski bir döneme ait olduğunu düşündüklerini söyledi. İHD Diyarbakır Şubesi’nin 90’lardaki faili meçhul cinayetlerle ilgili hazırladığı toplu mezar haritasında da Zerzevan Kalesi bulunmuyor.

Adli Tıp Uzmanları Derneği (ATUD) Başkanı Prof. Dr. Ümit Biçen, kemiklerin Cumhuriyet öncesine ait olduğunun tespit edilmesi halinde Savcılığın takipsizlik kararı vererek dosyayı kapatacağını söyledi. Biçen, “Zorla kaybedilme ve soykırım gibi konularda zaman aşımı problemi var. Sürekli dile getiriyoruz. Bu kapsama giren suçlarda zaman aşımı kaldırılmalıdır” dedi.

İzler 1915’i işaret ediyor

Zerzevan Kalesi, Mardin Ermenilerinin katledildiği noktalardan biri. Ermeni ve Süryani tanıkların Mardin anlatılarında Zerzevan Kalesi’nin adı sık sık geçiyor. Pêrî Yayınları'ndan çıkan Peder Hyacinthe Simon’un '1915 Bir Papazın Günlüğü' başlıklı kitabında peder, Zerzevan Kalesi katliamına şu satırlara ve tanıklıkla yer vermiş: “Memduh Bey, ilk ayırmayı yaparak 405 kişiden 100 kişiyi seçti. Şeyhan Mağaraları denen yere gönderdi. Mağaranın öylesine derin, uzun ve geniş dehlizleri vardı ki yuttular kurbanlarını; Tanrıya son yakarışlarını, son imdat çığlıklarını da duyurmadılar. Cellatlar döner dönmez Memduh Bey yüz kişi daha çekti. İkincileri de oradan bir saatlik mesafe olan Zerzevan Kalesi denen yere götürdüler, orada katledildi hepsi. Dörder dörder. Taş, hançer, pala yatağan ve topuz darbeleri ile. Ve kuyulara atıldılar sonra.”

Holokost Araştımaları üzerine çalışan Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü üyesi Yves Ternon da, Belge Yayınları’ndan çıkan 'Mardin 1915 Bir Yıkımın Patolojik Anatomisi' isimli kitabında Zerzevan Kalesi’nde yaşananları benzer şekilde anlatıyor.

Zerzevan cehennemi

Halen çalışmalarını Amerika'da sürdüren tarihçi Uğur Ümit Üngör de o dönem Mardin’ini şöyle anlatıyor: “Mardin’in ileri gelenlerine yapılan muamele, aynı zamanlarda Raman Vadisi’nde katledilen Diyarbakır ileri gelenlerine yapılan muamelenin bir kopyasıydı. Memduh Bey 400’den fazla insandan oluşan Hıristiyan zümresini taşıyan ilk konvoyun ileri gelenlerinden 4’ünü (İskender Adem, oğlu August, Naum Cinaci ve İskender Hammal) öldürdü. Üç saat sonra, konvoy Şeyhan mağaralarının yanında bulunan Kürt köyü Adirşek’te durduruldu. Memduh Bey konvoyu bir araya topladı ve sesli olarak ölüm cezalarını okudu. Ayrıca, İslam’a geçmenin ölüm cezalarını iptal edeceğini, geçişi reddedenlerin ölümlerine hazırlanmak için bir saati olduğunu ekledi. Memduh sözlerini bitirmeden Ermeni Başpiskopos İgnadiyos Maloyan, “Müslüman olarak yaşamaktansa Hıristiyan olarak ölmeyi tercih ederim” cevabını verdi. Ardından Memduh erkekleri katlettirdi. Ertesi gün, konvoyun kalanı yürümeye devam etti. Memduh son kez Maloyan’a döndü ve ona İslam’a geçmesini söyledi. Maloyan’ın reddetmesi üzerine silahını çıkardı ve başpiskoposu başından vurdu.”

Yiğit bir din adamının hazin sonu

SARKİS SEROPYAN

Mardin’in yiğit dini önderi Başepiskopos İgnadiyos Maloyan 1915 yazında Suriye çöllerine giden uzun yolda, çoğunlukla Katolik mezhebi mensubu olan Mardin Ermenilerinin sürgün kervanın başında yer almıştır. Ancak bu kafilenin hemen hemen tamamı, Diyarbakır’a dahi ulaşamadan yolun belli noktalarda öldürülür. Bu noktalardan ilki günümüzde Diyarbakır sınırları içinde olan Mardin’e 15 km uzaklıkta bulunan Şeyhan Köyünün tepesinde bulunan Zerzevan Kalesi oldu. Burada kılıçtan geçirilen Ermenilerin cesetleri kalenin tarihi sarnıçlarına dolduruldu. Bu katliamın tek Ermeni tanığı, öldü diye kuyuya atılan bir yaralıydı ve sonradan yaşadıklarını yakınlarına anlattı. Diyarbakır’a doğru sürülen kafilelerin sonuncularının birinde yer alan Başepiskopos Maloyan ise sözde gizlediği silah ve cephanenin yerini itiraf etmesi için çeşit çeşit işkenceden geçirildikten sonra öldürüldü.


UYGAR GÜLTEKİN -uygargultekin@agos.com.tr

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
azad
V.I.P.
V.I.P.

Hors ligne

Inscrit le: 06 Sep 2006
Messages: 734
Point(s): 2 177
Moyenne de points: 2,97

MessagePosté le: Mer 26 Juil 2017 - 14:58
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Soykırımı Laboratuvarında incelemek: Mardin 1915

Sait Çetinoğlu
24/07/2017


https://ermenistan.de/sait-cetinoglu-yazi-soykirimi-laboratuvarinda-incelem…
_________________

Karanlık aydınlıktan, yalan gerçekten kaçar, Güneş yanlız olsada etrafa ışık saçar,üzülme doğruların kaderidir yanlızlık, kargalar sürüyle, kartallar yanlız uçar.


Revenir en haut
azad
V.I.P.
V.I.P.

Hors ligne

Inscrit le: 06 Sep 2006
Messages: 734
Point(s): 2 177
Moyenne de points: 2,97

MessagePosté le: Dim 11 Fév 2018 - 17:33
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

TOMAS ÇERME’NİN ARDINDAN



Suavi Aydın / Süha Ünsal
08/02/2018
https://ermenistan.de/suavi-aydin-suha-unsal-yazi-tomas-cermenin-ardindan/

Bazı insanlar vardır, başkalarıyla bir kere tanışmaya görsünler, ne kadar uzun süre görüşmeseler de onların hayatında mutlaka kalıcı bir iz bırakır. 3 Ocak’ta kaybettiğimiz Tomas Çerme onlardan biriydi
Tomas Çerme’yle hangi gün, hangi saat tanıştık, hatırlamıyoruz, ama hangi yıl ve ne vesileyle tanıştığımız çok canlı bir biçimde hatırımızda… 1998 yılında bir gündü, Tarih VakfTnın “Mardin Kent Tarihi Araştırma ve Yazım Projesi’nde çalışmaya başlamıştık ve bir süre sonra da Tomas Çerme ile bir araya geldik. Birbirini tanımayan ama aynı iş etrafında buluşmuş insanlar olarak, işin doğrusu başta onun bize katkısının ne olacağı konusunda kuşkularımız vardı, onun da bizlerin ne denli güvenilir olduğumuz konusunda. Buna bağlı bir mesafeyle görüşmüştük. Çerme, Mardinli bir Ermeni olarak bu topraklardaki Ermeniliğin tarihinin biriktirdiği bir tedbir ve temkinli mesafeyle davranıyordu, tabiatıyla. Biz ise onun elindeki materyali merak eden, ancak bu meraka amatör koleksiyonerlere ve yerel tarih meraklılarına karşı barındırdığımız kuşkunun, “yine dağ fare doğurur” önyargısının eşlik ettiği bir profesyonel tavırla bakıyorduk ona. Bizdeki bu izlenim çok kısa bir süre içinde yok oldu gitti. Zira Mardin üzerine bir şeyler yazacaksak, Tomas Çerme’ye ve onun şahsi arşivine başvurmadan bir şey yapmanın mümkün olmadığını o kısa süre içinde anlamıştık. Mardin’e dönük entelektüel veya akademik merak sahibi herkes Tomas Çerme’ye uğramak zorundaydı. Öte yandan, o da bizim pek “alışılmış tarihçilerden” olmadığımızı anlayınca ve gerçekten dürüst bir Mardin tarihi yazmanın peşinde koşan, profesyonelden çok anlama ve keşfetme heveslisi meraklılar olduğumuzu görünce bize güvendi, arşivini açtı; eşi Vartanuş Hanımla birlikte her ihtiyaç duyduğumuzda yardımımıza koştu.
Kuşaklardır Mardin’de yaşayan bir ailenin oğlu idi Tomas Çerme. Ailenin Mardin’de büyüyen son ferdiydi; ablası Viyolet (Delgi) ve ağabeyi Fehmi’den sonra, 1 Aralık 1941’de, Elize ve Abdülmesih Çerme’nin üçüncü çocuğu olarak, şimdilerde “Şahkulu Evi” olarak bilinen “Çerme Evfnde doğmuş, Mardin’deki Gazipaşa llkokulu’nu bitirmiş ve 1957 yılında, yani 16 yaşında bir delikanlıyken ailesiyle birlikte Mardin’i terk etmişti. Bundan sonraki hayatı İstanbul’da akacaktı. İstanbul’da aile mesleği olan kuyumculuğu ve mücevherat (bilhassa inci) ticaretini yıllarca sürdürdü. Kapalıçarşf da küçücük bir dükkânı vardı. Kapalıçarşı’nın kuytu bir köşesinde, döviz simsarlarının bağıra çağıra kur bağırdığı meydanlığın solundaki koridordan girip ulaşabilirdiniz bu ücra dükkâna. Ama bütün Kapalıçarşı onu bilirdi. Kapalıçarşf da iz birakmış az sayıdaki esnaftan biriydi “Tomas Abi”.
Çerme ailesi kuşaklardır sadece kuyumcu olarak değil, kürk ve kumaş tüccarı hatta imalatçısı olarak da isim yapmıştı. Patriye’de dikiş nakış kursuna giden Mardin’in ilk kadın terzisi de bu aileden çıkmıştı. Çerme ailesi, 1570’lerin sonunda İran’dan kaçarak Mardin’e yerleşen Melkon Han’ın torunları Tazbazyan ailesiyle de akraba oldu; Tomas Çerme’nin babaannesi Katrin Tazbazyan ve en ünlüleri 1708’de Sis’te (şimdiki Kozan) Melikor I. Tasbas adıyla kutsanmasıyla kurulan. Özerk Mardin Piskoposluğumun ilk piskoposu Melkon Tazbazyan bu ailedendi. Çeşitli alanlarda isim yapmış bu ailenin son fertlerinden Tomas Çerme, 3 Ocak 2018’de bu dünyadan göçene kadar asıl aile mesleğini sürdürdü. 1957’den itibaren ailesiyle İstanbul’da yaşamaya başlayan Tomas Çerme, 1979’da Vartanuş Avedisyan ile evlendi; hem Doğu hem de Batı Ermenicesini çok iyi derecede bilen Vartanuş Çerme, Tomas Çerme’nin sadece eşi değil, Mardin araştırmalarında en yakın çalışma arkadaşı oldu. Çiftin ilk oğlu Harutyun 1980’de dünyaya geldi; ardından 1984’te Masis ve 1989’da Raffi doğdu. 1982-1984 yılları arasında, 12 Eylül rejiminin yarattığı korku ortamında, İsviçre ve Fransa’ya göç ettiler; Tomas Çerme başta Lübnan, İsrail, İspanya olmak üzere birçok ülkeye sık sık iş gezileri yaptı. Ailenin İsviçre ve Fransa’da geçirdiği yıllar ve Tomas Çerme’nin iş gezileri boyunca, en azından Türkiye’nin en geniş ve en kapsamlı Mardin İhtisas Kütüphanesi oluştu ki, sözünü ettiğimiz “Mardin Kent Tarihi Araştırma ve Yazım Projesi” bu hâzineye çok şey borçlandı. Doğup büyüdüğü Mardin’e olan ve yoğun bir özlem içeren ilgisi, 1990’h yılların başlarından itibaren disiplinli bir araştırma çalışmasına dönüştü; Tomas Çerme’nin bu kararı vermesinin en önemli nedenlerinden biri, Mardin’de, somut ve soyut Ermeni kültür mirasının unutturulmak istenmesi, hatta yok sayılmasıydı. Yıllarca sürdürdüğü çalışmalarında, her şeyi bir yana bıraksak bile, yazımında kendisine çok şey borçlu olduğumuz Mardin: Afıret-Cemaat-Devlet başlıklı çalışmada, “Kenti Yapan Sanat; Taş Ustalığı” tanımıyla anlatmaya çalıştığımız ve “Mardin ve Midyat’ta kendisini en görkemli biçimiyle göstermekte” olan mimarlık sanatının en önemli isimlerini kayıt altına almayı başardı: “Ermeni mimarbaşı Lole Serkiz Giso, onun oğlu mimarbaşı ve nakkaş Selim Giso, Selim Giso’nun oğulları mimar ve nakkaş Corc Giso ve Jozef Giso, Ermeni mimarbaşı ve nakkaş Sait el-Abyad, Ermeni mimarbaşı Hanna Mimarbaşı (Josef Giso ile birlikte İstanbul Tarlabaşı Süryani Kadim Kilisesinin mimarı, nakkaşı ve binnekriridir), onun oğlu Sait Mimarbaşı, Ermeni nakkaş ve binne Cercis Sine, Cercis’in oğlu Jozef Sane ve Sabrı Sane, Ermeni mimar ve binne Ilyas Gendora Mengelyan, Ermeni mimar Cebrail Elekimyan Mimar ile kardeşi Mihail Hekimyan Mimar, Ermeni nakkaş Yusuf Gerzelo ile kardeşi nakkaş ve nahhat Corc Gerzelo, Ermeni nakkaş Bısmarçı Enis Negüzel, Ermeni nahhat ve nakkaş Yusuf Sahhar Ugurgel, Ermeni binne Sait Sayığ Dilli, Süryani mimar Abdülmesih ’Ahmardakno’Asil, Süryani Katolik nakkaş ve mimar Raffi Kalo kardeşler, Süryani makta ve nahhat Bahde Papahar ile oğlu makta ve nahhat Uyas Papahar, Süryani Katolik makta ve nahhat Aziz ve İskender Elabot Tokuç kardeşler, Müslüman nakkaş ve nahhat Şehmuz Zeroke, Müslüman mimarbaşı ve binne Elacı Abdülcelik (Kno) lldoğan, binne Mahmet Atay, binne ve nakkaş Yusuf Kidir…” Tomas Çerme, bin bir emekle Mardin İhtisas Kütüphanesi’ni oluştururken, Türkiyeli araştırmacıların .olay ulaşamayacağı Ermenice elyazmalarını Vartanuş Çerme ile birlikte Türkçeye çevirirken, makalelerini -.azarken hep Mardin’den uzaktaydı; 1957 yılında ayrıldığı ve çok sevdiği şehrine, elli küsur yıl sonra 2011’de düzenlenen bir kongre için davet edildi ve sonunda perhizini bozup bu davete icabet etti. Ömerli’deki Ermeni izleri üzerine bildiri sunduğu Kongre’de adeta bir şeref konuğu gibi ağırlanmış ve bir Çerme klasiği yaşanmıştı: o Mardin’in unutturulan Ermeni geçmişini hatırlatmak için zaman zaman da mübalağalı bir şekilde “şehirli Ermenilik” temasına yüklenirken, buna karşılık Mardin ”kırsalı”na ait saydığı Süryani kardeşleri ona itiraz etmekten geri durmazdı. Bu tatlı rekabet Mardin’deki bu kongrede de sahneye çıkmıştı ve yıllar sonra Mardin toprağına ayağı değen “Tomas Ahi’miz” bu vesileyle de bu sahnede baş rolü almıştı. Tomas Çerme’yi tanıyalı yirmi yıl olmuş. Başta bir tarih araştırması için bilgi almak amacıyla kurduğumuz ilişkimiz yıllar içinde güçlü bir dostluğa dönüştü; Tatavla’daki evlerinde, Kapalıçarşı’daki küçük dükkânında defalarca misafiri olduk, çayını içtik, rakı sofrasına oturduk… Dükkânının, evinin ve hepsinden ötürü zengin gönlünün kapılarını bize açtı. Mardin’e dair kafamızda bir soru işareti oluşursa başvuracağımız ilk kişiydi; ama sadece Mardin için değil, Ermeni kültür dünyasına dair her sorumuzu cevapladı, her merakımız için zaman ayırdı, bizim için araştırdı… Mardin, Tomas Çerme için çok önemliydi ve Tomas Çerme de Mardin için en az o kadar önemliydi. Tomas Bey, Mardin’in kendi için sahip olduğu önemi biliyordu; ama Mardin Tomas Çerme’nin önemini biliyor muydu, ondan pek emin değiliz. Haksızlık etmemek gerek, Mardin’in eşrafından olup da Çerme’yi bilmeyene, onunla müşaveret etmeyene de rastlamak mümkün değil. Az da olsa Mardin severler ve Mardin’e değer veren, Mardin’in değerinin farkında olan Mardinliler için Tomas Çerme bir müracaat noktası, “eski Mardin’i hatırlatan bir yadigâr, bir sevgili dosttu. Bunun dışındaki çevrenin Çerme gibilerle işi zaten artık yok. Onlar ‘daha büyük dünyaları keşfediyor” ya da Tomas Çerme gibi “eski Mardin”i hatırlatanlardan hoşlanmıyorlar.
Mardin: Aşiret, Cemaat, Devlet için Nisan 1999’da yazdığımız Önsöz’de ”Ya kopuşlar? Son bin yılının tarihine bakıldığında tarihsel kopuş olarak nitelendirilebilecek olay ya da olgular, yukarıda anılan türden sürekliliklerin yanında, daha ‘önemsiz’ olmamakla birlikte, daha sınırlı kalmaktadır. Mardin kentinin ve çevresinin şahit olduğu, tarihsel kopuşu simgeleyen en önemli olaylar hemen hemen tamamen son yüzyıla sıkışmıştır. Mardin’in asırlarca asli birini oluşturan Ermeni nüfusun trajedisi iyi bilinmektedir; onlarla birlikte kentin bir uzvu, dolayısıyla da tarihin bir parçası bir daha geri gelmemecesine ‘yitmiştir’” demiştik. Çok uzun zaman ayak basmadığı, bilinçli bir biçimde toprağına değmek istemediği Mardin’i gönlünde ve bilincinde taşıdı; ona uzaktan “hizmet etmeyi” tercih etti; belki böylece Mardin’in modern zamanların acımasız tarihi içinde idrak ettiği kayıpları, biriktirdikleriyle telafi edebilecek ve ondan fiziken uzak durarak bu kayıpları ayağının altında hissetmeyecekti. Fotoğraflar, belgeler, yazılar daha sahiciydi; zira onun için “olması gereken” Mardin bu suretlerde hâlâ canlıydı.
O yüzden onun için artık “ölü” olandan uzak durmayı tercih etmişti. Tomas Çerme bundan 60 yıl önce terk etmek zorunda kaldığı Mardin’den hiç kopmadı; kültürü, tarihi, Mardin’i hep yanında taşıdı… Bizim kitabımızın yarattığı etki, onu bizden daha çok heyecanlandırmıştı. Kitap kısa sürede tükendi, yeni baskılarının yapılması için sarf ettiği çabayı asla unutamayız. Ölümüyle hem güzel bir insanı, hem çok sık görüşmesek bile her karşılaştığımızda eskisinden daha canlı devam eden dostluğu ve çok büyük bir Mardin araştırmacısını kaybettik. Ruhu şad olsun, cennetteki Mardin’inde yaşasın!

Kaynak:Toplumsal Tarih 290 Şubat 2018
_________________

Karanlık aydınlıktan, yalan gerçekten kaçar, Güneş yanlız olsada etrafa ışık saçar,üzülme doğruların kaderidir yanlızlık, kargalar sürüyle, kartallar yanlız uçar.


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 406
Point(s): 72 330
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 15 Avr 2018 - 08:12
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Mardin, 1913: Graduating Class, Mardin H.S. 1913-1914

üyelere özel -only members



Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 406
Point(s): 72 330
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 15 Avr 2018 - 08:14
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi
Répondre en citant

Class of Religion, Mr. Emreek, Mr. Andrus, 1905 (?)

üyelere özel -only members



Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 12:21
MessageSujet du message: Mardin/Մարդին Kazasi

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2
Page 2 sur 2
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com