Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Centralisations -> Ephéméride - Օրվախորհուրդ - Takvim Aller à la page: <  1, 2, 3
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou



Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533

MessagePosté le: Mer 13 Jan 2016 - 05:13
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

Revue du message précédent :

Ermeni ve Rum Devrimcileri Görmeyen Sosyalizm Anlayışı

Tamer Çilingir
Öncelikle belirtmeliyim ki; hiç bir halk diğerinden ne üstün ne de aşağıdadır, yeryüzünün bütün halkları sınıflı toplumlarla birlikte egemen sınıfların sömürü ve baskısı altında nice acıları çeşitli biçimlerde yaşamışlar ve yaşamaya devam ediyorlar. Ancak bu yazıya konu olan Zohrab ve Levon’dan ötürü Ermeni halkına iltimas geçeceğimi de baştan belirteyim, Pontoslu Rum bir ailenin çocuğu olarak.


Bu yazıyı yazarken karşımda Zohrab’ın ve Levon’un fotoğrafları var; demli çayların biri gidiyor biri geliyor, sigaraların ise biri sönüp diğeri yanıyor, yani sohbetteyiz Zohrab ve Levon ile… (Sarkis HATSPANIAN’a özellikle teşekkür etmek istiyorum; bu iki devrimciyi daha yakından tanımamızı sağlayan bilgilendirmeleri için.)

Zohrab Sarkisyan’ın 7 Ağustos 1982 günü yaşamının son saatlerine sığdırdığı kahramanlık hikâyesi ve 29 Ocak 1983’te Ankara Mamak Cezaevi’nde idam edilerek yaşamı sonlanan Levon Ekmekçiyan’ın hikayeleri koca Ermeni halkını tanımamız için yeterlidir bence.

Ermeni halkına karşı yeminli düşmanlık eden faşistlere anlatmak istediğim hiçbir şey yoktur bu yazıda… Bu yazıda seslenmek istediklerim başta ben olmak üzere bu ülkede sosyalizm adına mücadele yürütüp, Ermeni Ulusu’na yönelik yapılan zalimliği kimi zaman samimi, kimi zaman ‘laf olsun’ diye eleştiren, kimi zaman ise hiç sesini çıkarmayan örgüt, kurum ve insanlardır; onların vicdanlarıdır…

SOSYALİZMİN TARİHİ MUSTAFA SUPHİLERDEN ÖNCE BAŞLAMIŞTIR
Bu toprakların sosyalist tarihini yazarken ”Jön-Türkler”le başlattık, Mustafa Suphi ile devam ettirdik, Osmanlı’nın son dönemlerindeki sosyalist örgütlenmelerden hiç bahsetmedik; Ermeni, Rum, Bulgarlar vardı aralarında kurucu ve önderlerin. (Jön-Türkler ki bu topraklarda yaşanan nerdeyse hemen tüm acıların sorumluları idi) Ermeni sosyalistleri Paramaz ve 19 yoldaşı 15 Haziran 1915 tarihinde Beyazıt Meydanı’nda idam edilmişlerdi; ‘’Siz yalnız bizim vücudumuzu ortadan kaldırabilirsiniz, bizim ideallerimizi asla… Bu ideallerimiz yakın gelecekte gerçekleşecek ve bütün dünya bunu görecek, ideallerimiz sosyalizmdir…”diyorlardı savunmalarında. İdam sehpasında ‘’Yaşasın Sosyalizm’’ diye haykıracaklardı. Çok değil altı yıl sonra Amasya’da idam edilen Pontoslu devrimci gençlerin, idam sehpasında ‘’Aşkolsun Adaletinize’’ diye haykırarak ölüme gitmeleri gibi.

Özeleştiri vermenin zamanı gelmiştir. Dünyanın en büyük soykırımını, Ermeni, Süryani, Pontos Rum ve Küçük Asya Rumlarına yapılanları görmeden gelemeyiz artık. Sosyalistler olarak bu topraklarda sadece Türklere yakıştırdığımız sosyalizm anlayışımızı gözden geçirmeliyiz. Jöntürkleri, Kemalistleri bir kez daha analiz etmeliyiz. Sınırlı kaynaklara sahip 70’li yılların devrimci önderlerinin yaptığı analizlerle yetinmemeliyiz. Jön-Türklere ilerici misyonlar yükleyip, bir kurtuluş savaşı masalının, yalanının savunucusu olmamalıdır sosyalistler.

Ama bu yazının konusu daha yakın bir tarihe damgasını vuran bir örgütlenmeye, ASALA’ya ilişkin sosyalistlerin tavrına değinmektir.

ASALA (ERMENİSTAN’IN KURTULUŞU İÇİN ERMENİ GİZLİ ORDUSU)
Zohrab ismi birçok insana tanıdık gelmeyecektir biliyorum. Bu nedenle ASALA adından bahsederek başlayayım; hoş ASALA’nın da özellikle orta yaş altındaki insanlarca tanıdık olmadığını biliyorum.

ASALA, yani ”Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu” adlı örgüt 1975-85 yılları arasında yaptığı silahlı eylemleriyle Ermeni Sorunu’nu dünya kamuoyunun gündemine sokmuş ve özellikle 1915 yılında yapılan Ermeni Soykırımı’nı reddeden Türkiye Cumhuriyeti’ni uluslararası kamuoyunca baskı altına alınmasını sağlamıştır. (Bu noktada çeşitli emperyalist devletlerin parlamentolarında Soykırımı kabul eden kimi yasaların çıkarılmasından yola çıkarak aslında bu işin arkasında emperyalist güçlerin olduğunu iddia edenlerin bu safsatalarının tam aksine, bahsi geçen bu emperyalist ülkelerdeki aydın, devrimci güçlerin ve emekçileri etkisiyle bu parlamentolarda bu kararlar alınabilmiştir.)

ASALA adı Anadolu’daki egemenlerce en basitinden ”eli kanlı Ermeni terör örgütü” olarak anılır. ASALA’yı kimse ama hiç kimse savunmaya dahi cesaret edemez. Birincisi Ermeni’dir, ikincisi silahlı mücadeleyi temel alan bir örgütlenmedir.

Egemen sınıfların kendilerine yönelik hareketlere, hangi nitelikte ve güçte olursa olsun aldığı tavır her zaman aynıdır. Kendisine karşı çıkanlar, dış güçlerce yönlendirilirler, teröristtirler, düşünceleri yoktur, masum insanlara zarar verirler vb…

Aslında bu topraklardaki tüm sosyalist ve devrimci örgütler de egemenlerce benzer tanımlara maruzdurlar. Ve bu nedenle de ASALA’nın yanında en çok onlar yer almalı iken, adeta böyle bir örgüt hiç olmamış gibi davranmayı tercih etmişlerdir.

Cumhuriyetle beraber kaç nesil Ermeni ve Rum uluslarına karşı çocukluğumuzdan başlayarak tüm hücrelerimizle düşmanlıkla büyütüldük?

Sosyalistler, devrimciler egemen sınıf iktidarlarına karşı hem de azımsanmayacak derecede mücadeleler örgütleyip, bedeller ödediler, ödemeye de devam ediyorlar. Ama ”dünyadaki temel çelişki egemen sınıflarla emekçi sınıflar arasındadır” deyip, diğer çelişkileri görmezden gelmek, önemsememek, geçiştirmek; ulusal sorunları yeterince ciddiye almamak bize pahalıya patlayacaktır… Ulusların bir yanını o ulusların egemen sınıfları oluşturuyor olsa bile büyük bir yanını da o ulusların emekçi sınıflarının oluşturduğu görmezlikten gelinebilir mi?

ANKARA’DA BİR DİRENİŞ DESTANI: ZOHRAB SARKİSYAN
7 Ağustos 1982’de Ankara’da bir kahramanlık destanı yazılmıştır. 7 Ağustos 1982’de Ankara Esenboğa havaalanında yaşananlar adı “devlet güvenlik güçleri” olanların 3, TRT tarafından olay yerine ulaşan 2 ayrı gazeteci ekibinin 2 kamerası, yani toplam 5 kamerayla baştanbaşa filme alınmış olunmasına rağmen o güne dair Türkiye kamuoyu yaşanan gerçekleri hiç öğrenememiş, daha doğrusu geniş kamuoyunun yaşananları öğrenmesi istenmemiştir. O kayıtlar halen TRT’nin ve devletin arşivinde mevcuttur; kim bilir bir gün bu kayıtlar belki de birilerince yayınlanacaktır…

Sosyalistlerin, devrimcilerin o gün yaşananlara dair, olan biteni bilmemek gibi bir mazeretleri olamaz. Biliriz ki faşizme karşı yiğitçe savaşan nice devrimcinin direnişi, egemenlerce karalanmış, yalan yanlış bilgilerle kamuoyuna yansıtılmaya çalışılmış ve direnişin etkisi yok edilmek istenmiştir. Bu, Kızıldere’den, Denizlerin idamından, İbrahim Kaypakkaya’nın parça parça kesilip katledilmesinden bugüne her direnişte yaşanmış gerçeklerdir. O güne dair de, yani 7 Ağustos 1982’e dair de egemenlerin kamuoyuna verdikleri mesajlar gazete manşetlerine böyle yansımıştı: ”Kahpece Saldırı”, ” Ankara’da ASALA Katliamı, halka ateş açan Ermeni teröristler katliam yaptı” ”Ve köpeğin sonu!”

Çatışmayı içlerinde TRT kamerasının da bulunduğu 5 kamera çekti ancak görüntüler hiçbir şekilde ortaya çıkmadı -ki devletin o görüntülerle oynayacağı da bilinmelidir- Zohrab Sarkisyan ve Levon Ekmekçiyan’ın üzerine yıkılmak istenen ölümlerin hiçbirinde bu iki Ermeni devrimcinin parmağı olduğu ispatlanamadı.

Faşist 12 Eylül cuntasının başbakanı Bülent Ulusu’ya yönelik askeri bir eylemin yaşanan bir aksilik sonucu başarılamamasının ardından, ASALA savaşçıları, hiç tanımadıkları havaalanında uçak pistine giden yönü aramaya çalışırlarken, birinin havaalanı güvenlik görevlilerince, omuzladığı içi silah dolu ağır çantasının şüphe uyandırması üzerine kontrole tabi tutulmak istendiğini gören diğer arkadaşının silahını çekip havaya ateşlemesiyle, yakınlarındaki yolcu salonuna doğru koşup kalabalığa karışırlar. Bulundukları salonun iki girişine yakın durup olası saldırıya karşı mevzilenebilmek için de birbirlerinden ayrılmak zorunda kalırlar.
İşte kahramanlık hikâyesi burada yaşanır Zohrab SARKİSYAN’ın…

Orada yaralı olarak yakalanıp daha sonra 12 Eylül cuntası tarafından idam edilecek olan Levon EKMEKÇİYAN’ın üyesi olduğu tugayın sorumlu komutanı Zohrab SARKİSYAN (Türkçe ve Kürtçeyi çok iyi bilen bir Marksist’tir) yolcu salonunda bulunan yüzlerce insana şöyle seslenir:
“Biz sizin ASALA olarak duyduğunuz Ermenistan’ın Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu’nun neferleriyiz. Politik amaçlı askeri bir eylemde bulunmak için Ankara’da bulunuyoruz ve az sonra burayı kuşatma altına alarak, kan gölüne çevirmeye hazırlanan asker ve polis güçleriyle son kurşunumuza kadar çarpışarak şehit olmaya adayız. Ancak, hükümetleriniz tarafından size sunulduğu gibi gözü dönmüş caniler olmadığımızı bilmenizi istiyoruz. Biz, memleketi işgal altında bulunan bir halkın çocuklarıyız ve hedefimiz sadece Türk devletini temsil eden odaklara düzenlediğimiz saldırılarla, dünya ve insanlığın çığlığımızı duymasını istiyoruz. Batı Ermenistan’ı işgal eden Türk devleti düşmanımızdır, ama bu topraklarda yaşayan halklara karşı kesinlikle kin gütmüyoruz. Şu an, yanımızda burayı patlatıp, yok etmeye yetecek kadar cephane olduğu halde, masum halktan tek bir insana dahi zarar gelmesini istemediğimizin şahidi olacaksınız. Sizleri rehin alarak buradan özgürce uzaklaşmak için pazarlık malzemesi yapmayı bile düşünmediğimiz halde, canlarınızın vatandaşı olduğunuz devlet tarafından hiçbir kıymete değer bulunmadığını birazdan anlayacaksınız. O nedenle de burayı acilen terk edin ki kör kurşuna kurban giderek, devletinizin ASALA hakkında anlattığı yalanlara alet edilmeyesiniz. Biz askeriz ve sadece askere karşı dövüşmeyi biliriz”

Tam da Zohrab’ın dediği gibi olur her şey. O ve yoldaşı masum insanları korumak için hem orada bulunan halktan insanlara hem devletin katillerine uyarı yapmalarına rağmen, hedef gözetmeksizin kurşun yağdıran cuntanın ölüm mangaları halktan 8 kişinin ölümüne 72’sinin yaralanmasına sebep olup, bunu ASALA’nın yaptığını iddia edecektir. Zohrab ise teslim olmayı bir an bile aklından geçirmeden direnerek ölümsüzleşecektir. Zohrab’ın silahlarından çıkan kurşunlardan ölen iki kişi de özel eğitimli kontrgerilla elemanlarıdır.

Ne acıdır ki yaşanan bu direniş hiç bir sosyalist kaynakta yer almamıştır…

Böylesi cüretli eylemlere ve direnişlere hiç de yabancı olmayan bu toprakların sosyalistlerinin bu konudaki sessizliğinin mutlaka bir yanıtı olmalıdır. Ve gecikmiş de olsak bu onurlu direniş selamlanmalıdır.

12 EYLÜL CUNTASININ İDAM ETTİĞİ ERMENİ DEVRİMCİ LEVON EKMEKÇİYAN
“Şanlıbey, olur da yaşarsan ve bir gün sana beni soran olursa, onlara benim yaşadıklarımı, bana verdiğin selamın insani değerini ve anamı, bacımı ne kadar sevdim ve seviyorsam, halkımı, vatanımı ve tarihimi de o kadar sevdiğimi söyle soranlara! Bunun için buradayım zaten ve İDAMI bekliyorum!” LEVON EKMEKÇİYAN[1]

Ankara’da yaşanan direnişte yer alan ve yaralı yakalan Levon Ekmekçiyan’ın idam edilene kadar Mamak hapishanesinde kaldığını biliyoruz. 12 Eylül’ ün idam ettiği devrimciler için ‘’utanç müzesi’’ adlı bir organizasyon düzenlendi bundan birkaç yıl önce. Ancak Levon bu devrimcilerin arasında değildi. Önlerinde koca koca isimlerin olduğu sosyalist örgütler onu devrimci saymıyordu. Hakkında spekülatif iddialarda bulunuyorlardı.

İddia , “Levon’un ağzından yazılmış” 10 sayfalık bir öğüt ve pişmanlık dilekçesinin hapishaneki tutuklulara sunulmasıydı (!) Garip olan, “kim tarafından yazıldığı belli olmayan” bu metnin Mamak’ta yatan tutuklulara günde iki saat “Bir teröristin pişmanlığı” adı altında zorunlu bir ders olarak okutulmasıydı. Ama herkesin bildiği gibi Levon 12 Eylül cuntası tarafından 29 Ocak 1983’te idam edilmişti. O, çocukluğundan itibaren ailesinin yaşadığı soykırımı sürecindeki acı anılarla büyümüştü. 1982 Ağustos’unda 12 Eylül Cuntasının başbakanını cezalandırmak üzere Ankara’daydı. Ve cuntacılar tarafından idam edildi. Ama Paramazları ve 19 arkadaşını görmeyenler, O’nu ve Zohrab’ı da görmediler, görmezden gelmeye devam ediyorlar.

Not:

[1] Şanlıbey Alabay, Levon Ekmekçiyan’ın son anlarına tanıklık eden bir tutukludur. Anılarını yazdığı mektubunu Sarkis Hastpanian’a yollamıştır. Mektubun tümünü buradan okuyabilirsiniz.

Kaynak: devrimcikaradeniz.com

Share on FacebookTweet about this on TwitterShare on TumblrShare on Google+

http://ermenistan.de/tamer-cilingir-yazi-ermeni-ve-rum-devrimcileri-gormeye…
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Mer 13 Jan 2016 - 05:13
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533
Point(s): 41 319
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 13 Jan 2016 - 05:14
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

ԱՍԱԼԱ-ի մարտիկ Լեւոն Էքմեքչյանի աճյունը պետք է հանգրվանի Եռաբլուրում

Sarkis HATSPANIAN Yerevan, Arménie
https://www.change.org/p/հհ-կառավարություն-ասալա-ի-մարտիկ-լեւոն-էքմեքչյանի-…

https://d22r54gnmuhwmk.cloudfront.net/photos/5/sz/iy/RIsZiytGDanOIJI-800x45…

ԲԱՑ ՆԱՄԱԿ ՀՀ ԿԱՌԱՎԱՐՈՒԹՅԱՆԸ

1982 թ. օգոստոսի 7–ին, Անկարայի «Էսենբողա» օդանավակայանում իր մարտական ընկեր Զոհրաբ Սարգիսեանի հետ «Կարին» ռազմական գործողությունն իրականացնելիս թուրքական զինուժի հետ բախման ժամանակ ծանր վիրավորվելով՝ արնաքամ վիճակում գերեվարվելուց 6 ամիս անց՝ 1983 թ. հունվարի 29-ին թուրքական կախաղանում անմահացած Հայաստանի Ազատագրության Հայ Գաղտնի Բանակի (ԱՍԱԼԱ) զինվոր Լեւոն Էքմեքչեանի աճյունը Փարիզում ապրող նրա հարազատների պահանջով 33 տարի հետո Անկարայից Ֆրանսիա տեղափոխվեց։
Ռազմական գործողությունն իրականացնելու մեկնելիս՝ Լեւոնի վերջին խոսքերը եղել են. «Սիրելի հայ ժողովուրդ, քեզ կմաղթեմ հավատք և հաջողություն, կամք ու ամենադժվարին օրերը դիմագրավելու պատրաստակամություն։ Վերջին ըղձանքս՝ անսպառ կորով։ Սրտագին մաղթանքներս ամբողջ հայ ժողովուրդին։ Մնաք բարով։» Իսկ, ինչպես վկայում է թուրքական բանտի նրա բախտակից այլազգի մի քաղբանտարկյալ, Լեւոն Էքմեքչեանի վերջին խոսքերն են եղել՝ «Ժողովուրդս, հայրենիքս և պատմությունս սիրեցի այդքան, ինչքան սիրել եմ հարազատ մորս ու քրոջս»:
Իր երիտասարդ կյանքը հանուն ազատ և անկախ Հայաստանի տեսլականի զոհաբերած Լեւոն Էքմեքչեանը լիուլի վաստակել է անկախացած Հայրենիքի կառավարության կողմից ըստ արժանվույնս գնահատվելու և տասնամյակներ անց նվիրական Եռաբլուրում ամփոփվելու պատիվը։ Հուսով ենք, որ ՀՀ իշխանություններն ազգային–հասարակական պահանջ ներկայացնող այս խնդիրն ի կատար ածելու համար կապահովեն անհրաժեշտ քայլերը, որպեսզի հայության աշխարհասփյուռ սերունդներն իրենց նահատակ հերոս զավակին մայր հողում հարգանքի տուրք մատուցելու հնարավորություն ունենան։
Լեւոն Էքմեքչեանի աճյունը, որպես անձնազոհ հերոսի նշխար, ոչ թե Ֆրանսիայում, այլ հայրենի հողում՝ Եռաբլուրում պետք է հանգչի՝ իր զինակից ընկերների կողքին. Հերոսների հոգիները միայն Մայր երկնքի տակ կարող են իրենց վերջնական հանգիստը գտնել։
«Լեւոն Էքմեքչեանի աճյունը պետք է հանգրվանի հայրենի Եռաբլուրում»
հասարակական նախաձեռնության անունից, սպասումով՝

Սարգիս Հացպանեան
ք. Երևան, 12 հունվար, 2016 թ.
Լրացուցիչ տեղեկությունների համար՝
https://www.youtube.com/watch?v=Y1qzEOqanvQ
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 488
Point(s): 72 552
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 13 Jan 2016 - 10:38
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant



http://www.haberport.com/images/haberler/2016/01/levon_ekmekciyan_kimdir_neden_idam_edildi_h77381_408d4.jpg

http://www.haberport.com/yasam/levon-ekmekciyan-kimdir-neden-idam-edildi-levon-ekmekciyan-kac-yasinda-12-ocak-2016-sali-haber-gold-h77381.html


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533
Point(s): 41 319
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Lun 1 Fév 2016 - 05:02
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

Levon Ekmekçiyan’ın Anısına

Esas olarak Türkiye solu içindeki ırkçı eğilimlerin, ASALA’ya karşı tavır konusunda en açık bir biçimde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Soykırım mağduru halklara son derece mesafeli olan solun bütün fraksiyonları, Levon Ekmekçiyan’ı idama mahkum eden cunta ve onu şefi ile (Kenan Evren) neredeyse aynı dili konuşmuşlar ve aynı bakış acısı ile ASALA’yı yargılamışlardır.
Bir bakıma Soykırım Karşıtları Derneği (SKD), bu şoven anlayışla araya bir ayrım çizgisi koyma temelinde ortaya çıkmıştır. Ermeni halkının haklı davası uğruna hayatlarını feda ederek, dünya kamuoyunu derinden sarsan ve bizlerinde gerçekleri görmesine vesile olan Ermeni devrimcilerin anıları önünde saygıyla eğilmek, ataları soykırım suçuna ortak olmuş her dürüst insanın vicdan borcudur.
TC devleti, ASALA’nın Türk diplomatlarına ve devlet görevlilerine karşı saldırılarını, toplumda Ermeni düşmanlığını sonuna kadar yaygınlaştırmak için kullanmaya çalışmış ve hala da kullanma devam etmektedir. Halbuki kurulduğu günden beri soykırım sabıkalı devlet aygıtını ayakta tutmak için agresif inkar politikasını sürdüren ve devamlı yeni insanlık suçları işleyen egemen zihniyet, diplomatların ölümünün de gerçek sorumlusudur.
Toplumumuzun devrimci dinamikleri, soykırımcı inkarın, tarih adına yalan propagandanın üzerine hala kararlılıkla gidememektedir. “12 Eylül Utanç Müzesi” inisiyatörlerinin, Levon Ekmekçiyan’ı cunta dönemi idam edilen insanlar listesinden çıkarması, bu tavrın en bariz örneğidir ve solda soykırımın inkarı olarak algılanmak durumundadır.
Bilindiği üzere devrimci tutsaklık geleneğinde, idam edilen her devrimci ardından, onun anısına dahil olduğu fraksiyona bakılmaksızın bir tören düzenlenir. Levon Ekmekçiyan soykırım sabıkalı devletin cellatları tarafından idam edilmesine rağmen ardından saygı töreni düzenlenmeyen tek devrimcidir. Sol, Levon Ekmekçiyan’ı cuntanın iftiralarına göre değerlendirmiştir. Sol, cuntanın ispatı kendinden makul “itirafnamelerini” sorunsuz kabullenmiş ve Levon Ekmeciyan’ı, bir “itirafçı” önyargısıyla mahkûm etmiştir. Bu tutum hiç şüphesiz ülkesi, namusu, kısacası en kutsal değerleri kirletilmiş, talan edilmiş soykırım mağduru Ermeni halkı için ADALET adına kendini feda eden bir Ermeni devrimciye yapılan büyük bir hakarettir. Onun ölümü ardından eleştiri adına ipe sapa gelmez dedikodular yetmiyormuş gibi, aradan geçen onlarca yıl sonra bile adının idam edilenler listesine alınmaması, soykırımın solda inkarı ve sol adına tam bir yüz karadır.

Ali Ertem
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533
Point(s): 41 319
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 27 Avr 2016 - 23:26
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

Levon Ekmekçiyan; Halkımı, vatanımı ve tarihimi, anamı sevdiğim kadar sevdim

 Levon Ekmekçiyan; Halkımı, vatanımı ve tarihimi, anamı sevdiğim kadar sevdim



32 yıllık bir suskunluğun ardından Levon Ekmekçiyan ile aynı dönemde aynı hapishanede birbirine yakın hücrelerde kalan Şanlıbey Alabay adlı devrimcinin onunla yaşadıklarına dair anlatımlarını yayınlıyoruz…

KAYNAK: Sarkis Hatspanian
ERMENİ DEVRİMCİ LEVON EKMEKÇİYAN’IN ANISINA SAYGIYLA
Şanlıbey Alabay
jiyan.us

Ülkemizde sokakların Yemen türküsüne dönüştüğü, bir tek ceylanın su başına inemediği bir suskunlukta… çok çok uzaklarda bir-iki çoban ateşi görülüyorsa da, halkların çiçekleri faşizmin ayakları altında çiğneniyordu. Kendilerini güçlü sanan insan korkuluğu beş general ülke yönetimine el koymuştu. Zulümler boy boy yağıyor, zindanlar ‘başka bir dünyanın var olduğuna inanan’ insanlarla dolup-taşıyordu. Sesimize ses vermiyordu lâkin taş duvarlar !..
İşte tam da bu noktada, iki Ermeni yiğit her şeye hakim olduklarını sanan cunta yönetimine karşı “Faşizmin ayakları altında ezilen, işgal edilmiş bu topraklar bizim de anavatanımızdır, bizim de baba yurdumuzdur, bu döngüyü kırmalıyız” diyerek sesimize ses katmıştı.
Ankara Esenboğa havaalanı askeri eyleminin etkisi ve sonuçları o kadar büyüktü ki, 50 No’lu hücrede ellerim bağlı olduğu halde, yapılandan haberimiz olmasın kaygısıyla günlerce gazete verilmemişti.
Eylemi, sadece kendi imkânlarımızla, mahpusane askerlerinden öğrenmiştik. Onlar, askeri eylemi gerçekleştirenlerden faşizme ağır yaralı olarak tutsak düşen Levon Ekmekçiyan ölmeyip yaşaması halinde yanımıza getirileceğini söylüyorlardı. Ve öyle de oldu… birgün, bir bölük asker ve subay tarafından itile-kalkıla getirilerek, 34 No’lu hücreye konan oydu.
Üstü açık, lambası sadece dışardan açılıp-kapanan, tek ranzalı ve çaputtan bir yatağı olan bu hücreye idam edilecekler konuluyordu. Anladık ki, Levon için ölüm kararı daha en başından verilmişti !…
Mahpusaneye getirildiği o günden, idam sephasına çıktığı güne kadar, hastahane, mahkeme, emniyete götürüldüğümüzde ve havalandırmaya çıktığımız hergün onun hücresinin önünden geçiyorduk.
Bugün, o günlerden 32 küsür yıl sonra geriye dönerek baktığımda, kendi Ermeni kimliğiyle, bir hücrede, tek başına olmanın ne kadar zor olduğunu çok daha iyi anlıyorum. Ermeni olmanın zaten sırf hakarete layık suç sayıldığı bir yerde, psikolojik ve her türlü fiziki işkence edilirken, Levon’u düşünmek çok zor ve zor olduğu kadar da yürekli olmayı gerektiren bir şeydi !..
Devletin koyduğu hiç bir kuralı kabul etmememe rağmen, benim, bizlerin çektiğinin kat be katını Levon’un da çektiğinden hiç kuşku duymuyorum. Kafayı bulmuş subayından tut, canı sıkkın bir nöbetçi gardiyan, kendi ırkçı duygularını tatmin etmek için Levon’u hedef alıyor, kapısını dövüyor, NEFRET DUYGULARINI ona döküyor, hırslarını Levon’dan alıyorlardı. Her seferinde iki asker koltuğuna girmiş halde hücresine getiriliyordu.
Kendisine ‘muhalif devrimciyim’ diyen sol cenahtan birçok örgüt üyesi, Levon’un kendi ulusal davası ve inandığı değerler için ortaya koyduğu ‘mangal gibi yürek isteyen’ tavrını görmezden gelip, Ermeni ulusuna karşı varolagelmiş ve şimdi de süregelen nefret suçunun birer ortakları, İttihad ve Terakki’nin mirasçı torunları olduklarını belli ediyorlardı. Bundan dolayı da Ermeni devrimci Levon’dan nefret ediyorlardı. Bugün bile onu devrimci görmeyen zihniyetin temsilcileri, Mamak’ta düşmana kolayca teslim olmuş ve bu suçlarını sırtlayagelip, şimdiye kadar da taşıyanlardır aslında!
Bugün de, aynı dedeleri gibi İttihad ve Terakki geleneğinden gelen bu solun yandaşları, yanı başlarındaki Kürtleri de farkedip göremeyen, 1915 Ermeni soykırımını görmezden gelen anlayışın asıl mirasçılarıdır.
Onların bu tavrının nedeni ise, “Levon’un ağzından yazılmış” 10 sayfalık bir öğüt ve pişmanlık dilekçesinin mahpusane tutuklularına sunulmasıydı (!) Acaip olan, “kim tarafından yazıldığı belli olmayan” bu metnin bizlere günde iki saat “Bir teröristin pişmanlığı” adı altında zorunlu bir ders olarak okutulmasıydı.
Ben, Levon arkadaşın hücresinden 14 hücre ötedeydim, ama altı ay boyunca onunla defalarca karşılaştım ve imkânsız denecek kadar zor olsa da, dost olan dedelerimizin iki çocuğu olarak onunla konuşmaya çalıştım. Bu teşebbüsüm nedeniyle defalarca ağır hakaretlere uğrayıp, insafsızca dövüldüm, ancak birçok kez ağır cezalara mazur kaldıktan da çok sonra, önemli bir tarihe tanıklık ettiğimi anladım. Bu da benim ve Levon’un çektiği acıların üstesinden gelerek, hiç ama hiç pişmanlık duymadığımızın resmiydi.
Bir gün, el yazılarımla ilgili olarak davamın görüldüğü mahkeme tarafından çağrılmıştım. Beklemede, benden başka duvara dönük biri daha vardı ve o gün ikimizi birlikte kelepçeyip ring aracına bindirdiler. Kelepçe ortağım, yoldaşım Levon Ekmekçiyan’dı. O gün, farkında olmadan belki de bir tarihe tanıklık ediyordum. Hal-hatır sorduk birbirimize.. Nereli olduğunu sordum. O, iri siyah gözlerini bana dikerek “Adanalıyık” dedi. Ben de Karslı ve dede dostu olduğumuzu söyledim. Elimi sıkıca sıktı ve bana Ani’yi sordu. Safça, davasının ne aşamada olduğunu sordum. Gözlerini yüzüme dikerek “Bunlar beni asacaklar arkadaş, niyetleri bu!” dedi. Ben de ona saf-saf uluslararası ilişkilerden, bu cezanın ertelenebileceğinden vs. bahsettim. Beni dinledikten sonra, kendi tarihine sahip çıkma bilinciyle şunları söyledi: “Şanlıbey, olur da yaşarsan ve birgün sana beni soran olursa, onlara benim yaşadıklarımı, bana verdiğin selamın insani değerini ve anamı, bacımı ne kadar sevdim ve seviyorsam, halkımı, vatanımı ve tarihimi de o kadar sevdiğimi söyle soranlara !… Zaten bunun için buradayım ve İDAMI bekliyorum !..”
Aramızda uzun, bir tarih kadar uzun bir sessizlik oldu. Kısık bir sesle “Söz Levon, yaşarsam halkına ve akrabalarına seni, seninle yaşadıklarımı anlatacağım” dedim, usulca ellerimi tutarak gözlerime baktı. Aslında bu, yüz yüze konuştuğumuz ikinci görüşmemizdi.
İlk görüşmemiz doktor kontrolü için revire götürüldüğümüz gündü. Betona oturmuş, başımız önümüze eğik, duvara bakar durumdayken, gözaltından yanıma baktığımda hemen yanımdakinin Levon olduğunu farkettim ve nöbetçi duymasın diye kısık sesle hal-hatır sorduktan sonra, “Aileden bir dede dostu olarak, kendisine çok kızgın olduğumu” söyleyerek, aklımdaki soruyu ona bir solukta sordum. “Sana çok kızgınız, bunca büyük bir şehir gerilla eylemine imza atmış biriyken, neden bizlere okutulan böyle bir pişmanlık dilekçesi yazdın, bu yüzden sana selam bile vermek istemiyoruz” dedim. Sözümü hiç kesmeden beni sabırla dinledi, ama tam o esnada onunla konuştuğumu farkeden nöbetçi hırsla yanımıza gelip konuştuğumuzu gördüğünü söyleyerek “açın ellerinizi” dedi, o zamana kadar ellerimi faşizmin askerlerine hiç uzatmamıştım, ama o anda ‘olur da uzatmasam onun subayını çağıracağını ve Levon’un yanıtını duyamayacağımı’ düşünerek, Levon’a göz kırpıp öne geçtim ve ellerimi askere uzattım. Her elimize 9’ar cop vurdu… ellerimiz kara tarla hagosu gibi şişse de, yere oturmamızdan sonra Levon’un yanıtını dinledim. “Arkadaş, ben ne doğru-dürüst Türkçe, ne de okuma-yazmayı bilirim. Onlar kendi yazdıklarını sizlere okutuyorlar demek” dedi. Ondan özür diledim ve bunu arkadaşlarıma söyleyeceğimi söyledim, dağlar onun olmuştu.
Bunu kim anlayabilir ki şimdi ?!..
Revirden 50 No’lu hücreme dönünce, Raşit Batan ve Ali Alfatlı arkadaşlara Levon’un söylediklerini anlattım. Onlar da bunu Dev-Yol davasından tutuklu olanlarla tartışıp, konuştular. Ali arkadaş hatta, ona hak vererek, diğerlerine “bu ülkede Ermeni olmanın ne kadar zor olduğunu” anlatmıştı. Her havalandırmaya, mahkeme, emniyet, revir ve benzeri yerlere gittiğimizde, onun 34 No’lu hücresinin önünde bekletilir, orada aranır-taranır, orada kelepçelenirdik. Hiç ama hiç kimseyle görüştürülmeyen Levon bizleri görür görmez, iki eliyle hemen hücresinin demir parmaklıklarına sarılarak, sanki o uzak, yasaklı ülkesinden ona haber getirmişiz gibi, gülecen gözlerle bizlere gülümser, başıyla selam verirdi. Bugün de iyi biliyorum ki, ben ne zaman oraya gelsem, sırf bana selam vermek ve benden selam alma hali, hem onun, hem de benim için bulunmaz bir değerdi. Şimdi bu anlattıklarımı herkesin anlayacağını da sanmıyorum zaten. Bu, sadece insan olma bilinciyle ve yürek-yüreğe yaşanan bir değerdir. Sonucu hep dayak ve falakaya yatırılmak da olsa, ona her seferinde, inadına selam verdim. O da her seferinde selamımı alıp, onaylayıp, gülen gözleriyle karşılık verdi hep. Birgün de bana “Bana her selam verdiğinde, hep dayak yiyorsun” demişti de, ona “olsun, sana selam vermek, tarihsel bir komşuluktan geldiği gibi, bir yoldaş selamıdır da” dediydim.
Levon’un her selamını 50 No’lu hücreme taşıyarak, dedemin bana Ermenice öğretmeye çalıştığı çocukluğuma gittim ve ondan dinleyerek büyüdüğüm güzelim hikâyeleri anımsayarak, aynı duyguları yeniden yaşadım.
O’nun hücresinin üstü açık, lambasının yakılması ve traş jileti dahi, dışarıdaki askerin iznine bağlıydı. İzin alsa bile, onun başkalarıyla konuşması yasaktı. O, daha mahkeme kararı olmaksızın idama mahkûmdu ve bunu herkes biliyordu zaten.
Levon’un idam kararının Danışma Meclisi’nde onaylandığı gün, onunla ilgili gazetelerde çıkan haberler bize ulaşmasın diye bizlere gazete verilmesi yasaklanmıştı yine. Ama biz durumu anlamıştık ve benle Raşit arkadaş onu darağacına götürdüklerine tanık olalım diye nöbet tutuyorduk. O kahrolası gece, Raşit beni hızla sarsarak uyandırdı ve “Kalk, Levon’u götürüyorlar” dedi. Sessizce hücre kapısına kulak koyup, uzaktan gelen sesleri dinlemeye çalıştık. O meşhur işkenceci, Mamak cezaevi müdürü Raci Tetik ve eşliğinde bir bölük askerle istihbaratçı Tuna Yüzbaşı gelip, Levon’un hücresini usulca açarak, onu neredeyse bir baba şefkatıyla uyandırdılar.
Aralarında şöyle konuşmalar geçti;
Levon – Hayırdır, gece gece geldiniz, dedi.
Raci – Yetkililer seni çağırıyor Levon, görüşeceklermiş, diye cevapladı.
Gece karanlığının olanca sessizliği çökmüştü ortalığa…
Levon – Biliyorum, beni asmaya götürüyorsunuz komutan, elbiselerimi giyeyim bari, bir de bacım ve aileme yazdığım mektuplarım var, onları yanıma alayım diyerek, bir yandan giyinerek, mektuplarını bulmaya çalışır.
O’nun yavaş yavaş giyindiğini Raci celladının “Haydi, çabuk ol, yetkililer bekliyor” deyişinden anladık. On-onbeş dakika sürdü Levon’un hazırlığı ve son sözünde “Biliyorum, sonuna geldik, sizin devletiniz asacak beni, pişmanlık duymuyorum, bu mektubumu bacıma, aileme verin!” dedi. Aralarında başka konuşmalar da geçse de, onun ayaklarıyla, ellerine vurulan zincir şakırtılarından ne söylendiğini iyice duyamadık. Bunun akabinde istihbaratçı subayın, Ermeni devrimci Levon Ekmekçiyan’ın ölüm sehpasına doğru teredüt etmeden yürüyüşüne eşlik ettiğini farkettik. Altı aydan beri idamını bekleyen Levon ölüme yürüyüp, bizleri öksüz bıraktığında, artık kime selam vereceğimi bilemez durumdaydım.”

Ocak, 2015

KAYNAK: https://www.facebook.com/sarkis.hatspanian/posts/801597743208704:0
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533
Point(s): 41 319
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 21 Déc 2016 - 05:37
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

“EVET, O ASLANI BEN DOĞURDUM !”



www.youtube.com/watch?v=uD3AY9oV8v8&t=6s

Ermeni halkının yiğit evlâdı Levon Ekmekçiyan’ın anası oğluna kavuştu !

Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu-ASALA’nın özgürlük savaşçısı Levon Ekmekçiyan’ın annesi Efronia Ekmekçiyan Paris’te vefat etti.
Efronia ana, kendi neslinin her Ermeni’si gibi aileleri feci soykırımda katledilen yetim neslin çocuklarındandı. Beyrut’ta doğup-büyüyen beş çocuk annesi değerli soydaşımız, uzun yıllardan beri tüm aile üyelerinin yerleşik olarak yaşadığı Paris'e taşınmıştı.
Hatırlatmak gerekirse, tam bir yıl önce (2015 Aralık ayı sonunda), Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu-ASALA özgürlük savaşçısı Levon Ekmekçiyan’ın naaşı Ankara Cebeci Mezarlığı’ndan Paris'e getirilmiş ve babası Kevork Ekmekçiyan’ın yanıbaşına gömülmüştü. 1982 yılı 7 ağustos günü Ankara Esenboğa havalimanında ASALA’nın 2 kişilik intihar komandoları tarafından gerçekleştirilen “Garin-Erzurum” adlı askeri operasyon sonrasında faşist “T.C.” devletine yaralı olarak esir düşen Levon Ekmekçiyan’ın, salt kimlik belirlemek amacıyla kendi evlâdı olup-olmadığını soran Lübnan devleti yetkililerine Efronia ana “Evet, o aslanı ben doğurdum !” demişti. 1982 yılı 7 ağustos günü ASALA intihar komandosu komutanı Zohrab Sarkisyan’ın şehit düştüğü askeri eylem sırasında 9 kişi hayatını kaybetmiş, 82 kişi de yaralanmıştı. Ağır yaralı olarak tutuklanan Levon Ekmekçiyan, bilinmedik işkencelere maruz kaldığı altı aylık esareti sonrasında, 29 ocak 1983 sabahı idam edilerek ölümsüzleşmişti.
Tam 33 yıl boyunca “Oğlumla yeniden buluşmadan bu dünyadan göçmeyeceğim” inadıyla yaşama sarılan Efronia ana, evlâdının naaşına kavuşmasının sene-i devriyesinde hayata gözlerini yumdu. Ermeni halkına kendi deyimiyle “aslan gibi bir evlât” bahşeden Efronia anamızın anısı önünde saygıyla eğiliyor, çok çileli geçen yaşamını sevgili Levon’una kavuşmasıyla noktalamasının az da olsa acımızı hafifletmesi anlamında yorumlanacağını umuyor, başta çocuklarına ve tüm sevenlerine sabır ve metanet diliyorum.
Adalet aramak için yaşayan çileli halkımızın başı sağolsun !
Efronia ananın cenazesi 23 Aralık Cuma günü, Paris’in güney banliyölerinden Issy-les-Moulineaux’daki Surp Mariam Asdvadzadzin kilisesinden kaldırılacak ve yıllar önce kaybettiği eşiyle, naaşı 33 yıl sonra Ankara’dan getirtilen yiğit evlâdı Levon’un yanına defnedilecektir.

Յիշատակն արդարոց օրհնութեամբ եղիցի:

Sarkis HATSPANIAN
Yerevan, 20 Aralık 2016
DOĞU ERMENİSTAN

Hatspanian Sarkis Hatırlatmak gerekirse, tam bir yıl önce (2015 Aralık ayı sonunda), Ermenistan'ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu-ASALA özgürlük savaşçısı Levon Ekmekçiyan’ın naaşı Ankara Cebeci Mezarlığı’ndan Paris'e getirilmiş ve babası Kevork Ekmekçiyan’ın yanıbaşına gömülmüştü. 1982 yılı 7 ağustos günü Ankara Esenboğa havalimanında ASALA’nın 2 kişilik intihar komandoları tarafından gerçekleştirilen “Garin-Erzurum” adlı askeri operasyon sonrasında faşist “T.C.” devletine yaralı olarak esir düşen Levon Ekmekçiyan’ın, salt kimlik belirlemek amacıyla kendi evlâdı olup-olmadığını soran Lübnan devleti yetkililerine Efronia ana “Evet, o aslanı ben doğurdum !” demişti. 1982 yılı 7 ağustos günü ASALA intihar komandosu komutanı Zohrab Sarkisyan’ın şehit düştüğü askeri eylem sırasında 9 kişi hayatını kaybetmiş, 82 kişi de yaralanmıştı. Ağır yaralı olarak tutuklanan Levon Ekmekçiyan, bilinmedik işkencelere maruz kaldığı altı aylık esareti sonrasında, 29 ocak 1983 sabahı idam edilerek ölümsüzleşmişti.



Tam 33 yıl boyunca “Oğlumla yeniden buluşmadan bu dünyadan göçmeyeceğim” inadıyla yaşama sarılan Efronia ana, evlâdının naaşına kavuşmasının sene-i devriyesinde hayata gözlerini yumdu. Ermeni halkına kendi deyimiyle “aslan gibi bir evlât” bahşeden Efronia anamızın anısı önünde saygıyla eğiliyor, çok çileli geçen yaşamını sevgili Levon’una kavuşmasıyla noktalamasının az da olsa acımızı hafifletmesi anlamında yorumlanacağını umuyor, başta çocuklarına ve tüm sevenlerine sabır ve metanet diliyorum.
Adalet aramak için yaşayan çileli halkımızın başı sağolsun !

Hatspanian Sarkis
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 533
Point(s): 41 319
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Jeu 10 Mai 2018 - 16:18
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız
Répondre en citant

«Նոյյան Տապան».
Առաջին անգամ չբարձրաձայնված կարևոր մանրամասների մասին. Հայաստանում է 35 տարի առաջ Թուրքիայում կախաղան բարձրացված Լևոն Էքմեքջյանի եղբայրը

11-05-2018 12:30 | Հայաստան | Ասուլիս «Նոյյան Տապան»-ում
http://m.nt.am/am/events/29080/




Մայիսի 11-ին ժամը 12.30-ին «Նոյյան Տապան» լրատվական գործակալության մամուլի սրահում (Իսահակյան 28. 3-րդ հարկ) տեղի կունենա ասուլիս ։

Թեման՝ ««Կարին» գործողության» նպատակը, արդյունքները, մասնակիցների ճակատագրերը, իրադարձության լուսաբանումը և դրանց արժեվորումը մեր օրերում։ Կարևոր, բայց երբևիցէ չբարձրաձայնված մանրամասներ՝ Էքմեքջյան ընտանիքի կողմից»։


Բանախոսներն են՝

Դրո Էքմեքջյան - 35 տարի առաջ Թուրքիայում կախաղան հանված ԱՍԱԼԱ-ի մարտիկ Լևոն Էքմեքջյանի եղբայրը (Ֆրանսիա)

Կարո Վարդանյան - գրող - գրականագետ, անդրանիկագետ, Եղիշե Չարենցի անվան գրականության և արվեստի թանգարանի տնօրեն


Հավելյալ տեղեկությունների համար դիմել 060-35-11-24 կամ 093-669-339 հեռախոսահամարներով՝ Մարի Պետրոսյանին։

Նոյյան տապան - Ասուլիս «Նոյյան Տապան»-ում

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 16:35
MessageSujet du message: 29 Ocak 1983 - Levon Ekmekçiyan'ın anısını yaşatacağız

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Centralisations -> Ephéméride - Օրվախորհուրդ - Takvim Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3
Page 3 sur 3
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com