Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 639
Point(s): 41 595
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:06
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

Geçmiş zaman ola ki ... - 2 -

Degerli yazar, gazeteci Can Dündar'in "...Gizlenen görüşme"'ler üzerine notlar

Atatürk'ün imzasını bir Ermeni'nin çizdiğini Türkeş'ten öğrenen Samson Özararat ne kadar şaşırdıysa ben de 45 sene sonra sınıf arkadaşımın ilişkilerini okuyunca şaşırdım ; basından ve kamoyundan gizlenmiş omasından olsa gerek. Ama “kaçınılan” bir fırsatmıydı yoksa bir felâket, onu hiç bilemiyeceğiz.
Fakat ortadaki gerçek, arkadaşımın kendi soyundan olanlara yardım etme istğidir, yöntem tartışmaya elverişli de olsa.

Osmanlı-Ermeni ilişkileri 600 seneden daha da eski olsa gerek. Ermenilerin Osmanlı’lara yardım ettiklerini gösteren bir belge bulamadım, gözümden mi kaçtı acaba dersiniz … Buna karşın, Ermenilerin Bizanslılar yanında olsalar da onlardan da nasiplerini almışlardır.
Martayan / Dilaçar soyadına gelince, ata yadigarı soyadları türkçeleştirmek ermenileri nasıl “şereflendirir” bu, etnik simgeleri tarihin karanlıklarına gömmekten başka birşey değildir. Özararat tabii ki Türkiye’de okuduğu için, Türk eğimin sisteminin “Ermenilikten bihaber” ürünü olmuştur. Evet muhakkak ki Ermeniler olaylara karşılık vererek “kabahat” işlemişlerdir ama Osmanlı/Ittihatçıların yaptıkları alenen bir “cürümdür”. Tıpkı 'Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz' sözcüğü gibi. Bizler nefs-i müdafayla acı verdiysek, Türkler canımızı aldılar. Eminimki, Fransa'ya yerleştikten sonra parmağını daha da çok ısırmıştır.

Artsagh konusunda yani Karabağ’ı işgal edenler Azerilerdir. Çükü, Sosyalist Sovyet Cumhuriyeti yıkılınca, halkı 90% Ermeni olan Artsagh Cumhuriyet’ini ilân etmişti. Buna karşı çıkan Azerbaycan Devleti ise Artsagh’ı işgal edip halkı kırımdan geçirip göçe zorlamıştır. Artsagh ve Naghitchevan birer Ermeni toprağıdır ve Stalin tarafından ana topraklardan bölünmüştür. Bugün de şayet Google’de bir araştırma yaparsanız Naghitchevan’I Türk toprakları için de gösterildiğini göreceksiniz. Laçin ise Ermenistan’dan Artsagh’a tek geçiş yolu olduğundan Azeriler tarafından engellenmek için güvence altına alınması lâzımdı.

Turan ideolijise bağlı Türkeş’in emeli Ermenistan engelini aşıp Azerbaycan’a ulaşmak olduğu sır değildir. Türk-Ermeni sorunları ise bir CD ile çözülemez. Asıl açığa vurulmayan ; Ter Pedrosyan’ın Cumhurbaşkanı seçilseydi Ermenistan’ı ABD’lerine ne ödünlerle vereceğiydi. Ermenistan’a karşı Azerbaycan’ın avukatı Türkiye’nin avukatlığını katlanan Özararat’a ise « Kolay gelsin ».

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:06
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 639
Point(s): 41 595
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:16
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm


12 yıl önce MHP lideri Türkeş ile Ermenistan Devlet Başkanı Petrosyan'ı Özararat buluşturdu. Atatürk'ün imzasını bir Ermeni'nin çizdiğini Türkeş'ten öğrenmek, Özararat'ı şaşkınlığa uğrattı.

Can Dündar
Gör. Say. : 6638
Yayın Tarihi : 25.04.2005
Site : http://www.candundar.com

Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişki kurulması için çaba harcanıyor bugün... Taraflar doğrudan ya da dolaylı nabız yokluyor. Ancak süreç çok yavaş işliyor. İki tarafta da cesaret sorunu var.
İki taraf da kendi "milliyetçiler"inin tepkisinden çekiniyor.
Oysa bu konuda en cesur adım, bundan 12 yıl önce atılmıştı.
Adımı atanlardan biri Türkiye ile ilişkilere sıcak bakan Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan'dı.
Diğeri ise "milliyetçilerin başbuğu" Alpaslan Türkeş...
Türkeş, Ermeni bir arabulucu vasıtasıyla 1993 yılı martında Fransa'da gizlice Petrosyan'la buluştu ve en hassas konuları konuştu.
Bu görüşme uzun süre basından ve kamuoyundan gizlendi.
İzleyen tarihlerde Türkeş başka Ermeni temsilcileriyle de gizli temaslar kurdu.
Devrede yine aynı arabulucu vardı.
Geçen hafta Salzburg'da düzenlenen "Türk-Ermeni tarihçileri buluşması"nda tanıştım o arabulucuyla...
12 yıl önceki toplantıda konuşulan konular ve çekilen fotoğraflar kendisine emanet edilmişti. O da bu emaneti yıllarca özenle saklamıştı.
Ancak bugün iki tarafın milliyetçilerince gerilen ortamda bu önemli buluşmayı anlatmanın yararlı olacağını anlattım.
Hak verdi.
Tuğrul Türkeş'ten [Alpaslan Türkeş’in oğlu] ve Ter Petrosyan cephesinden izin aldı.
Ve bu yazı dizisinde göreceğiniz fotoğraflarla, okuyacağınız anıları Milliyet'e verdi.
Bu dizide, hem istenirse taraflar arasında nasıl ortak paydaların yaratılabildiğini hem de 12 yıl önce nasıl büyük bir fırsatın kaçırıldığını okuyacaksınız.


SAMSON ÖZARARAT ANLATIYOR:

'600 yıllık ilişkinin kazası'


1993 başıydı. Ermenistan bağımsızlığını ilân edeli 2 yıl olmuştu.
Erivan'a Rus yardımı kesilmiş, ülke kış ortasında buğdaysız kalmıştı. Amerika'dan gönderilen yardım ulaşana kadar ekmek kıtlığı baş gösterecekti.
Samson Özararat, o dönem Fransa'da, Avrupa'dan Ermenistan'a giden insani yardımları organize eden bir derneğin başkanıydı. Bu krizden bir işbirliği fırsatı yaratmayı düşündü: "Acaba Ermenistan'a gereken buğdayı Türkiye ödünç veremez miydi?"
Bu adım, Erivan'da bir sempati yaratırdı. Önerisini "en üst düzeyde" Türk yetkililere aktardı: "100 bin ton buğdaya ihtiyaçları var. Siz 200 bin ton yollayın, ilişkilerin önünü açın" dedi.
Türkiye kararsızlandı bir süre... "Milliyetçiler"in ve Azerilerin tepkisinden korktu. Bakü'nün nabzı yoklandı. "Ekmek söz konusuyken düşmanlığın lafı olmaz" cevabı geldi.
Bunun üzerine -biraz gecikmeyle- Erivan'a 41 bin ton buğday gönderildi.
İşte o dönemde Özararat, iktidarı tedirgin eden "Milliyetçiler buna ne der?" tepkisini bertaraf etmek niyetiyle bir temas arayışına girişti.
Madem ki engel olarak "milliyetçiler" görünüyordu, o halde önce onları ikna etmeliydi. Sorun ancak zıt kutupların birbirine yaklaşmasıyla çözülebilirdi.
Bir kutup, Alpaslan Türkeş'ti.
Önce Türkeş'in özel sekreteriyle tanıştı:
"Türkeş'le bu konuları konuşmayı arzu ediyorum" dedi. Bunun üzerine onu Paris'te Türkeş'in yakını bir emekli generalle tanıştırdılar. Derdini ona da anlattı. Birkaç gün sonra haber geldi:
"Türkeş sizi bekliyor!"

Sözü Türkeş aldı

1993 Şubat'ında Özararat Ankara'ya gitti. Sürmeli Oteli'ne yerleşti. Öğrencilik yıllarını geçirdiği Ankara'yı dolaştı biraz... Huzursuzdu.
"Ben eski ODTÜ'lüyüm. Sol sempatizanıydım. Türkeş'e karşı kin doluydum. Aklımdan hep eski dönemler geçiyordu. Korkuyordum. Sıkıntıdan midem bozuldu. Buluşmaya karnımda korkuyla gittim yani..."
Sonra MHP'liler aldı kendisini...
Bir eve götürüldü. Orada çay içtiler. Bir süre sonra oradan kalkıp başka bir eve gittiler. Bir çay da orada... Yine ev değişikliği...
Oradan gelip Tuğrul Türkeş aldı kendisini...
Nihayet Esat'taki işyerine geldi MHP lideri... Yanında bir milletvekili vardı. Özararat kendisini tanıttı, niyetini anlattı. Ve sözü Alpaslan Türkeş aldı:
"Konuşmasının başında, Türkiye-Ermeni ilişkilerini geniş bir perspektiften anlattı. 'Türklerin Ermenilerle ilişkisi 1915'te başlamamıştır. 600 senelik bir müşterekliğimiz var. Birlikte türküler, yemekler icat ettik. Kız aldık verdik' dedi ve bana sorular sormaya başladı:
'Malazgirt Savaşı'nı Türklerin Ermenilerle birlikte kazandığını biliyor musun?
'İstanbul'un alınmasında Ermenilerin yaptığı kahramanlıklardan haberin var mı?
'Fatih Sultan Mehmet'in Ermeni Patrikhanesini nasıl bir fermanla açtırdığından haberdar mısın?
'Çanakkale'de Atatürk'ün yanında savaşan Ermeni askerlerin adlarını biliyor musun?
'Atatürk'ün bugün kullandığımız alfabeyi Ermeni dil bilgini Agop Martayan'a hazırlattığını ve sonra ona Dilaçar soyadını verdiğini biliyor muydun?'"
'Atatürk'ün imzasını bir Ermeni güzel yazı hocasının çizdiğini duymuş muydun?'"


'Parmağımı ısırdım'

Özararat, üst üste gelen bu sorular karşısında şaşkına dönmüştü.
"Ben Türkiye'de okudum ama bunların hiçbirini duymamıştım" dedi.
Bunun üzerine Türkeş şunları söyledi:
"Tarihe böyle geniş bir perspektiften bakmak lazım. 1915 bu 600 yıllık ilişkinin bir kazasıdır. Olaylarda yabancı devletlerin çok dahli vardır. Buradaki insanları kullanmak istemişlerdir. Bizimkilerin de kabahatleri var, ama şimdi yapılması gereken bu kazayı telafi edip eski dostluğu devam ettirmektir."
Özararat, ilk defa Türkiye'den birisinden böyle bir yaklaşım işitiyordu. Üstelik konuşan, "milliyetçilerin başbuğu" olarak bilinen adamdı.
Şaşırmıştı. Parmağını ısırıyordu.
Türkeş "Ne yapıyorsun?" diye sordu.
"Duyduklarım doğru mu, rüya mı görüyorum diye parmağımı ısırıyorum" dedi Özararat...
Bunun üzerine Türkeş, Özararat'ı yanına çağırdı, yanaklarından öptü, "Çok dobra insanmışsın" dedi.


'Anlatsam, inanmazlar'

Konuşma bitince Özararat, "Sayın Türkeş" dedi, "...Ben yetkisiz bir insanım. Bu dinlediklerimi anlatsam kimse inanmaz. Ama Ermenistan'dakilerin bilmesinde yarar var. Bu söylediklerinizi Ermenistan Cumhurbaşkanı'na da söyleyebilir misiniz?"
"Tabii söylerim" diye yanıtladı Türkeş...
Özararat, "Petrosyan, martta Paris'e gelecek. Kendisiyle görüşeyim, belki orada buluşabilirsiniz" diyerek ayrıldı.
Hemen telefon başına koştu. Önerisini Petrosyan'a iletti.
Erivan, teklifi incelemeye aldı.
Tereddütteydiler. MHP'nin geçmişi ürkütücüydü. Üstelik partinin oyu yüzde 10'un altındaydı. O yüzden bu görüşmenin etkili olup olmayacağından emin değildiler.
Özararat, "MHP'yi ikna etmek önemli" diye ısrar etti. Aynı sıralarda Türkeş de hem devleti hem de Azerbaycan yetkililerini gelişmelerden haberdar ediyordu. Böyle bir diyalogun, sürmekte olan Azeri-Ermeni savaşına da çözüm getirebileceği umuduyla herkes destek verdi. Üstelik ortada bir de karşılıklı esirler sorunu vardı.
Nihayet Erivan'dan da görüşme kararı çıkmasıyla Paris buluşması kesinlik kazandı.



- Devamı var -
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 639
Point(s): 41 595
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:21
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

- Devamı -

Paris'te bir otelde

Türkeş 12 Mart'ta geldi Paris'e...
Kendisini Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'in talimatıyla de Gaulle Havaalanı'nda Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Tanşuğ Bleda ile birlikte Samson Özararat karşıladı.
Büyükelçinin arabasıyla Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan'ın kaldığı Crillon Otele geldiler.
Samson Özararat, Türkeş'in arabasının kapısını açarken heyecan içindeydi. 1915'ten beri ilk kez Türkiye Cumhuriyeti, Ermenistan'la hem de en üst düzeyde görüşecekti. Ve bu görüşme, onun girişimi sayesinde başarılmıştı.



TÜRKEŞ GÖRÜŞMEYE GELİYOR

12 Mart 1993... Paris'te Concorde Meydanı... Crillon Oteli'nin önü... MHP lideri Alpaslan Türkeş, Paris'teki Türk büyükelçisinin arabasından iniyor. Kapısını tutan Özararat gülümsüyor. Birazdan Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan'la buluşacaklar ve bu, bir ilk olacak.
Özararat kimdir?
1951 Konya doğumlu.
Konya 19 Mayıs İlkokulu'ndan mezun oldu. Merasimlerde mehter takımı davulcusu idi.
Ortaokulu İstanbul'da Saint Joseph'te, liseyi Ankara Fen Lisesi'nde okudu. Fen Lisesi'nde öğrenci birliği başkanıydı. 1970'lerin başında ODTÜ'de Endüstri Mühendisliği'ndeydi.
12 Mart döneminde yurtlardaki eylemlere katılıp stadyuma kapatılan öğrenciler arasındaydı. Yargılandı, beraat etti.
1974'te mezun olduktan sonra Türkiye Elektrik Kurumu'nda mühendis olarak çalışmaya başladı. Aynı dönemde yine ODTÜ'de iş idaresi dalında master yaptı. Ardından İstanbul'da Sabancı Holding'de (KORDSA) proje mühendisi olarak çalıştı.
Askerliğini 1979-80 yıllarında Deniz Harp Okulu Yön Eylem Araştırması bölümünde öğretim üyesi olarak tamamladı.
1980'de bir Fransız'la evlendi, Fransız vatandaşı oldu ve Nice'e yerleşti. İki çocuk sahibi oldu.
25 yıldır Fransa'da. Halen Ermenistan'a Avrupa'dan yapılan yardımları koordine eden "SOS-ARMENIE" adlı bir yardım kuruluşunun başkanı. Hem Fransız, hem Ermenistan pasaportu taşıyor.
Ermenistan Devlet Başkanı Ter Petrosyan'a danışmanlık yaptı. Hem Ankara'da hem Erivan'da devletin üst düzey yetkilileriyle görüşebilmesiyle tanınıyor.
Samson Özararat anlatıyor:
'Türkeş, anıta çelenk koymayı bile düşündü'
"Türkeş, Türklerle Ermenilerin 600 yıllık dostluğunun yeniden kurulması için elinden geleni yapmaya hazırdı. Yaptığımız beyin fırtınası çalışmalarında, sınıra üzüntü bildiren bir anıt dikmeyi ve hatta Erivan'daki soykırım anıtına çelenk koymayı bile düşünüp tartıştık".
Türkeş-Petrosyan görüşmesi saat 15.00'te başladı. Türkeş, Türkçe konuşuyor, oğlu Tuğrul rapor tutuyor, tercümanlar çeviriyordu. Ancak Devlet Başkanı'nın tepkilerinden Türkçe konuşmaları anladığı belli oluyordu.
Türkeş, Ermenistan ile Türkiye ve Azerbaycan arasındaki gerginliğin aşılması için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu belirten bir iyi niyet konuşmasıyla açtı görüşmeyi... Ankara'nın pozisyonunu anlattı. Öncelikli amacı, tansiyonu düşürmek, işgale son verilmesi için nabız yoklamak ve uzun vadeli bir ilişkinin önünü açmaktı.
Petrosyan, cevap verirken "Cumhurbaşkanı Özal'ın, Başbakan Demirel'in ve bir muhalefet partisinin lideri olarak sizin aynı bakış açısına sahip olması, Türkiye'nin politikasındaki istikrarı gösteriyor" dedi. "Sovyetler'in çözülmesinden sonra Ankara, Türk cumhuriyetleriyle diplomatik ilişki tesis ederken Ermenistan'la diplomatik temasta geç kaldı, zaman yitirildi" diye yakındı.


Öneriler paketi

Bunun üzerine Türkeş, devam eden savaşla ilgili 6 maddelik bir öneriler paketi sundu:
1) Azerbaycan ve Ermenistan arasında hemen ateşkes sağlanması,
2) Ermeni askerlerinin Azeri topraklarından çekilmesi,
3) Her iki tarafın bugünkü sınırlar içinde birbirini tanıması ve diplomatik ilişki tesisi,
4) İç işlerine karışmadan ve toprak talebi olmaksızın temas,
5) Laçin koridorunun açılması, gözlemci heyetinin güvencesi ve denetiminde bulunması,
6) Karabağ sorununun ya daha sonraya ya da Minsk toplantısına bırakılarak meselenin ateşkes sonrası daha geniş zamanda ele alınması.


'İpek yolu kuralım'

Bu önerilerin ardından, Ermenistan'a dünyayla ticaret yapması için Türkiye'den transit kara ve deniz geçişi verilebileceğini söyledi.
Sonra da daha kapsamlı bir proje önerdi:
"Trans-Kafkasya Otoyolu".
İpek Yolu'nun ihyası anlamına gelen bu otoyol, Kafkasya'yı boydan boya kat edecek ve Ermenistan'dan geçecekti. Otoyola bir demiryolu da eşlik edecek, aynı hatta bir doğalgaz ve petrol boru hattı da yer alacaktı.
"Müşterek gerçekleştirilecek bu proje başka işbirliklerine kapı açar. Sınırlar açılır, yurttaşlarımız serbestçe birbirine gidip gelir, ticaret yaparlar. Bu durum bölgeye de huzur ve refah getirir" dedi.
Türkeş, bu görüşmede bir iyi niyet jesti olarak esirlerin karşılıklı serbest bırakılmasını sağlamayı umuyor, hatta derhal Erivan'a gidip hem Ermenistan'ı ziyaret etmeyi, hem de Azeri esirleri aldıktan sonra aynı uçakla Bakü'ye geçmeyi planlıyordu.
Petrosyan, "Biz önşartsız ateşkesi kabul ederiz, ancak şunu anlayın ki benim şartlarım ve kamuoyu önündeki durumum Elçibey'inkinden daha zordur" diye konuştu.
Karabağ'ın kendi ayrı yönetimi bulunduğunu belirtti. Buradakilerin çoğu zaman Ermenistan'la ters düştüklerini itiraf etti, "Ama onları da göz ardı edemeyiz" şeklinde konuştu.
Tuğrul Türkeş'in izlenimine göre, "Görüşmede Petrosyan daha uzlaşmacı bir tavır içindeydi. Buna karşın Dışişleri Bakanı daha ihtiyatlıydı. Görüşmenin sonuna doğru, ilişkiler çok daha iyi bir yere gidebilecekken, Papazyan'ın Petrosyan'a Ermenice bir şeyler söylemesiyle konular ertelendi."


Papazyan engeli

Petrosyan, "Biz önerilerinizi değerlendirelim" dedi ve 2.5 saat süren toplantı bitti.
Türkeş, çıkışta Samson Özararat'a umutsuz konuştu:
"Savaşın bir süre daha devam edeceği anlaşılıyor"
Daha sonra Hulusi Turgut'a anlattığı anılarında ise ("Şahinlerin Dansı", ABC, 1995), "O görüşmede Papazyan bir karara varmamızı önledi. Bir ön anlaşma parafe etmeye imkân bırakmadı" diyecekti.
Görüşmede bulunan Büyükelçi Tanşuğ Bleda da anılarında (Maskeli Balo, Doğan K., 2000) "Buluşmanın yarattığı olumlu hava ve sürecin sonu gelmedi" diye yazdı:
"Daha Türkeş Paris'ten ayrılmadan Petrosyan'ın kontrol edemediği Taşnak güçleri Laçin koridoruna karşı saldırıya geçerek alınan tüm kararları geçersiz kıldılar."



- Devamı var -
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 639
Point(s): 41 595
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:28
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

- Devamı -

'Sayın Türkeş, dünya tersine mi döndü?'

Alpaslan Türkeş, 12 Mart 1993 günü geldi Paris'e... Yanında oğlu Tuğrul Türkeş de vardı.
De Gaulle Havaalanı'nda onları, görüşmeyi organize eden Samson Özararat ve Türkiye'nin Paris Büyükelçisi Tanşuğ Bleda karşıladı. Elçinin makam arabasıyla büyükelçilik konutuna gittiler. Gece orada kalacaklardı. Türkeş, Paris'e gitmeden Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e haber vermiş, hatta Dışişleri'nden son gelişmelere ilişkin bilgi almıştı. Ayrıca Azerbaycan Cumhurbaşkanı Elçibey'e de haber yollanmıştı. Ertesi gün görüşme öncesi büyükelçilikteki öğle yemeğine Samson Özararat da davet edildi. Sofraya otururken, Büyükelçi'nin eşi Erel Bleda, Türkeş'i baş köşeye buyur etti. Türkeş de en itibarlı koltuk sayılan sağındaki koltuğa Özararat'ı davet etti. Erel Bleda, Türkeş'in kızı Ayzıt'ın liseden sınıf arkadaşıydı. Bu tanışıklığın verdiği samimiyetle espri yaptı:
"Sayın Türkeş neler oluyor, dünya tersine mi döndü?"
'Oğlunuz mu? Allah bağışlasın!'
Türkeş-Petrosyan görüşmesi, 13 Mart günü öğleden sonra Ermenistan Devlet Başkanı'nın kaldığı Crillon Oteli'nde yapılacaktı.
Concorde Meydanı'ndaki otelde zirve için özel bir oda hazırlanmıştı.
Görüşmeye Türkeş'le birlikte Büyükelçi Tanşuğ Bleda, Elçilik Müsteşarı Menter Şahinler ve Tuğrul Türkeş katıldı.
Ermenistan tarafında ise, Dışişleri Bakanı Vahan Papazyan ve Dışişleri danışmanı, tarihçi Gerard Libaridian vardı.
Kapıdan girer girmez Türkeş, Petrosyan'la önce Büyükelçi Bleda'yı, sonra da oğlu Tuğrul'u tanıştırdı.
İşte ilk hayret verici gelişme o anda oldu.
Petrosyan önce İngilizce "Memnun oldum" dedi, sonra zihnini yokladı, Türkçeye döndü ve bir Ermeni Türkçesiyle:
"Nasıl diyorsunuz?" dedi, "...Allah saklasın mı?.. Yok, yok... Allah bağışlasın..."
Herkes şaşkına dönmüş, yüzler gülmüştü. Halep doğumlu olan Petrosyan, Antakyalı ailesinden hatırladığı sözcüklerle Türkçe konuşuyordu. Daha ilk adımda büyük jestti bu; Türkeş'in kamuoyundaki imajından dolayı Ermeni tarafındaki gerginliği de azaltan bir jest...


'Sınıra anıt dikmeyi konuştuk'

Samson Özararat anlatıyor:

"Paris dönüşü Türkeş'le birkaç kez yeniden buluşup neler yapılabileceğini konuştuk.
Kesin bir plan yapmadık. Bu, bir tür beyin fırtınasıydı. Değişik seçenekleri konuştuk aramızda... Karşılıklı diyaloğun çoğaltılmasını, gidip gelen heyetlerin artırılmasını düşündük. Sınırın açılmasını ve halklar arasında karşılıklı ziyaretlerin yapılmasını...
Hatta bir ara Türkeş'in Erivan'daki soykırım anıtına çelenk koymasını bile tartıştık.
Türk-Ermenistan sınırına 1915'te ölenlerin anısına müşterek bir anıt dikilmesi de konuşuldu. Anıtın Ermenistan'a bakan yüzünde Türkçe, Türkiye'ye bakan yüzünde ise Ermenice 'Verdiğimiz acılardan dolayı üzgünüz' yazacaktı."


Gerard Libaridian anlatıyor:

'Dönüm noktasıydı'

Ermenistan'ın o zamanki Devlet Başkanı Ter Petrosyan'ın Dışişleri Danışmanı ve Dışişleri Bakanlığı 1. Bakan Yardımcısı, tarihçi Gerard Libaridian'a toplantıya dair bugünkü fikrini sordum. Şöyle dedi:
"Harika bir toplantıydı. Çok önemliydi. Türkiye ile Ermenistan arasındaki devlet devlete ilişkiler açısından bir dönüm noktasıydı. Hele Türkiye'nin politik yelpazesinde Türkeş'in pozisyonu düşünülürse bu toplantı bizim için, daha popüler bir yetkiliyle görüşmekten de önemliydi. Türkiye'yle ilişkileri önkoşulsuz olarak normalleştirmek isteyen Ermenistan için Türkeş gibi bir liderin desteği çok önemliydi. Türkeş, devlet ilişkilerinin ve komşuluğun önemini bilen, sorunlara pratik çözümler arayan, son derece iyi niyetli bir devlet adamı pozisyonundaydı. Önce ateşkes ilan edip sorunları sonra ele alma önerisi de son derece gerçekçiydi. Bizi çok etkilemişti.

Papazyan değil, Elçibey

- Neden bir çözüm çıkmadı? Türkeş, Dışişleri Bakanı'nı suçluyor.
Sorun Papazyan değildi. Devlet Başkanı ile Dışişleri Bakanı arasında bir anlaşmazlık da söz konusu değildi. Tersine çok da yardımcı oldu Papazyan. Asıl sorun şuydu: Biz, Ermenistan-Türkiye ilişkileriyle Ermenistan-Azerbaycan ilişkileri arasında bağlantı kurulmasını istemiyorduk. Ancak Türkeş'in sunuşundan bu ikisinin bağlantılı ele alındığı görülüyordu.
İkinci bir sorun daha vardı: Sayın Türkeş Türkiye'deki ve hatta Azerbaycan'daki yönetim adına konuşuyor gibi görünse de, özellikle ateşkese dair söylediklerinin Azerbaycan yönetiminin yaklaşımını yansıttığı kanısında değildik. Çünkü o dönemde ateşkes için pek çok öneri olmasına rağmen Elçibey bir ateşkes ilanına razı değildi. O bir askeri zaferle sonuca gitmeyi umuyordu. O yüzden Sayın Türkeş'in ve Türkiye hükümetinin iyi niyeti, Azerbaycan'ın ateşkes ilanına yeterli değildi.

- Ya diğer konular?
Esir değişimi, karşılıklı iyi niyet jestleri yapmak... Bunlar temel konular değildi. Eğer Ermenistan hükümeti tarih konularını aşıp onun üzerinden geçerek 'Bakın biz komşuyuz, bağımsız devletleriz, normal ilişkiler kurmalıyız' diyebilseydi, bu, Azerbaycan ve Karabağ sorunu da dahil diğer sorunların da çok daha kolay yoldan çözümünü sağlayabilirdi. Ermenistan bunu yapamadığı gibi, Türk hükümeti de 1993'ten beri ne yazık ki diğer sorunlarımızın çözümünü Karabağ sorununa bağladı. Bu da zaten karmaşık olan bir sorunu daha da karmaşıklaştırdı.

- O buluşmadan bugüne nasıl bir ders çıkarabiliriz?
Türkeş orada büyük bir devlet adamı pozisyonu gösterdi. Şunu gördük: Türkiye -hem de politik yelpazesinin bütün unsurlarıyla- devlet devlete temasa ve iyi komşuluk ilişkilerine hazır. Önerileri var. Bunları tartışmaya ve bizim karşı önerilerimizi dinlemeye hazır.

- Bugün bu niye yapılamıyor? Cesaret ya da samimiyet sorunu mu var?
Hayır, şimdiki hükümetin de samimiyetle çözüm aradığını görüyorum. Çok zor bir sorunla baş etmeye çalışıyorlar. Ancak burada samimiyetten ziyade yaklaşıma ilişkin bir sorun var. O sorunun kökeninde de Türk dış politikasının Ermenistan'la ilişkileri Karabağ sorunuyla ilişkilendirme geleneği yatıyor.


'Son buluşma'dan önceki gece öldü

Türkeş, Ter-Petrosyan görüşmesinden sonra da Ermenilerle gizli temaslara devam etti. Son buluşması 1997 Nisanında olacaktı. Kendisine Ter-Petrosyan'dan bir mesaj getiren Özararat Ermenistan'ın kapalı sınır kapısından "özel izinle" yürüyerek geçti. Iğdır'da ülkücülerce karşılandı. Sabah Türkeş'le randevusu vardı. Ancak kendisi değil, ölüm haberi geldi.

1994 yılı Nisan ayı…
Yer: Frankfurt'taki Türk Başkonsolosluğu…
Kapıdan içeri Armen Sarkisyan girdi. [Daha sonar, 1966-1967 Ermenistan Cumhuriyeti’nde Başbakan olacak]
Türk diplomatlar gözlerine inanamadı.
Çünkü Sarkisyan Ermenistan'ın Avrupa'daki en kıdemli (Londra) büyükelçisiydi.
İlk kez bir Ermenistan temsilcisi Türk resmi binasına adım atıyordu.
Bu, diplomatik açıdan çok önemli bir işaretti.
İçeride onu Alpaslan Türkeş bekliyordu.
Yanında Bonn'daki Türk Büyükelçisi Onur Öymen ve elçilik maslahatgüzarı da vardı; tabii bütün bu süreci başlatan Samson Özararat da…


Willy Brand gibi

İlk buluşmanın üzerinden 1 yıl geçmişti.
Türkeş –devletin bilgisi dahilinde- girişimlerine devam ediyordu.
Buluşmada yine Türkiye ile Ermenistan arasında ilişki kurulması konuşuldu.
Sarkisyan, "Türkiye bir iyi niyet jesti yapsın" dedi. Yeni bağımsızlığına kavuşmuş olan Ermenistan'ın buğday ve enerji sıkıntısını dile getirdi:
"Ekonomik ambargoyu kaldırsanız, Ermenistan'la yiyecek, yakacak ticareti yapsanız iyi olmaz mı?"
Türkeş "Azerbaycan işgal altındayken bunu yapamayız" diye yanıtladı. Ter-Petrosyan'a söylediklerini tekrarladı:
"İşgali kaldırın. Ateşkese uyun. Esirleri geri verin. Çatışma dursun ki yol alalım".
Bunlar yapılırsa Karabağ sorununu uzun vadeye bırakıp ilişkilerin başlatılabileceğini dile getirdi.
Söz "soykırım"a gelince Türkeş yine sürpriz bir çıkış yaptı.
Samson Özararat anlatıyor:
"Orada Türkeş daha açık bir şekilde 'Geçmişle ilgili üzüntü duyduğunu' dile getirdi. Hatta öyle deyince Ermenistan büyükelçisi de "Samson söylediğinde kulaklarıma inanamamıştım' dedi: 'Şimdi sizi dinleyince anlıyorum ki, siz de galiba Willy Brand gibi tarihe geçeceksiniz'".

1995 yılının 23 Şubat'ı…
Ermenistan Devlet Başkanı Levon Ter-Petrosyan'ın Dışişleri Danışmanı Gerard Libaridian, Siyaset Enstitüsü'nün davetlisi olarak Türkiye'de…
Gece saat 22.45'te Ankara Hilton otelinde Tuğrul Türkeş'le buluştu. Görüşme gece 2'ye kadar sürdü. İşbirliği imkanları konuşuldu.


Au Yad Vashem avec André Scemama, Samson Ozararat
et Kirkor Ajderhanyan.


- Devamı var -
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 639
Point(s): 41 595
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 13 Avr 2008 - 19:34
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

- Devamı -

Flört başlıyor

Mesaj anlaşılmıştı.

Ankara-Erivan yakınlaşmasından rahatsız olacağı anlaşılan Moskova'yı bertaraf edecek formüller arandı.
Ve bu girişimlerin meyvesi kısa zamanda toplanmaya başladı.
Türk ve Ermeni işadamları arasında temaslar hızlandı. Bu temaslara Tuğrul Türkeş ile işadamı Cefi Kamhi öncülük ediyordu. Kamhi, yakınlaşma sürecinin kilit isimlerinden biriydi.
Fransa'daki kalburüstü Ermeni işadamları Paris'teki Türk Büyükelçiliğine davet edilip Türk girişimcilerle buluşturuldu. Ortak proje imkanları konuşuldu. Büyükelçi Tanşuğ Bleda'ya göre "daha ilk görüşmede ortaya çıkan ikili projelerin portresi 600 milyon doları bulmuştu".
Aynı faaliyet Ermenistan'da da yoğunlaşmıştı.
Orada da girişimleri Devlet Başkanı'nın ağabeyi ve Ermenistan'ın güçlü adamı Telman Ter-Petrosyan örgütlüyordu. Ermenistan üzerinden taşımacılık yapan bir Amerikan firmasının Türk ortaklarını çağırıp bir Türk-Ermeni iş konseyi kurmalarını önerdi.
Konsey 1997'de kuruldu.


Hava sahası açıldı

O ara Türkeş, Kars'ın MHP'li belediye başkanını yokladı. Sınır ticareti için onlar da son derece hevesliydi. Sınır açılırsa Gürcistan'la olduğu gibi günlük ziyaretler yapmak mümkün hale gelecek, Kars'a büyük alışveriş merkezleri kurulacak, sınır ticareti sayesinde bölge insanı kalkınacaktı.
Ermeni tarafı İstanbul'a uçuş istiyordu. Talep Dışişleri'ne iletildi. O zamana dek THY uçakları mesela Bakü'ye uçarken Ermenistan hava sahasını kullanmıyor, Gürcistan'a dönüp yolu uzatıyordu.
Bir süre sonra Tuğrul Türkeş Bakü'ye uçarken Trabzon'u geçen uçağın kuzeye dönmeyip düz gittiğini ve Ermenistan hava sahasına girdiğini ve Bakü'ye daha çabuk vardığını fark etti:
"Bu çorbada benim de tuzum var" diye gülümsedi.
Bir süre sonra Erivan-İstanbul arasında da özel uçak seferleri başlayacak, bavul turizmi canlanacaktı.
İki ülke arasında diplomatik ilişki bulunmamasına ve ekonomik ambargo uygulanmasına rağmen iki tarafın göz yummasıyla dolaylı ticaret kısa sürede 150 milyon dolara ulaşacaktı.


Arabadaki Ermenice kaset

Bu dönemde Ermenistan'ın güçlü adamı Telman Ter-Petrosyan, Karadeniz Ekonomik İşbirliği toplantısı için İstanbul'a geldi.
Geldiği gece Tuğrul Türkeş'in daveti üzerine korumaları da bırakıp birlikte Kireçburnu'na yemeğe gittiler. Yemek dönüşü Ter-Petrosyan'ı arabasına alan bir Türk işadamı Ermenice bir kaset taktı. Bu jest Ter-Petrosyan'ın çok hoşuna gitti. Şarkıya mırıldanarak eşlik etti.
Sonraki gelişinde Tuğrul Türkeş'e Civan Gasparyan'ın bir CD'sini hediye getirecekti.
Artık dost olmuşlardı.


Türkeş'in cenazesinde bir Ermeni

Türkiye, "ASALA'yı eski ülkücüler mi durdurdu" tartışmasıyla çalkalanırken Türkeş, bambaşka arayışların içindeydi.
Samson Özararat'la sık sık buluşup durumu değerlendiriyorlardı.
Kafkasya'daki sorunların çözümü için bir "Kafkas federasyonu" kurulmasını planlıyordu.
"Bu kurulursa Karabağ, Abhazya problemleri çözülebilir" diyordu.
Daha ileri adımlar düşünüyorlardı.
Sıra Alpaslan Türkeş'in Erivan ziyaretine geliyordu.
Samson Özararat ve Cefi Kamhi arabulucu gibi çalışıyordu.
Özararat 1997 Mart'ında Erivan'da Telman Ter-Petrosyan'la buluştu. Ona ve cumhurbaşkanı Levon Ter- Petrosyan'a Türkeş'in önemini bir kez daha anlattı. Hatta Başbuğ'un yaşlandığını hatırlatıp, "Acele edelim. O vefat ederse Türkiye ile diyalog en az 10 sene gecikir" dedi.
Ter-Petrosyan hak verdi.
Türkeş'e iletilmek üzere bir mesaj hazırladı:
"Görüşmelere devam edelim".
Özararat, hemen Türkeş'i arayıp randevu istedi.
Türkeş Almanya'da tedavi görüyordu. 2 Nisan'da dönecekti. İstanbul'a inip oradan Ankara'ya geçecekti.
"Ben de 2 Nisan'da bir toplantı için İstanbul'a geliyorum. Havaalanında buluşalım mı" dedi Özararat…
2 Nisan için randevulaştılar.


Casus filmi gibi

Ancak İstanbul'a doğrudan uçak yoktu. "Mesaj"ı bekletmemek için iki devletten izin alındı ve kapalı olan Markara-Alican sınır kapısı açıldı.
Samson Özararat, yanında bir arkadaşıyla birlikte "yasak sınır" sayılan Aras köprüsünü yürüyerek geçti.
Casus filmlerindeki gibi köprünün orta yerindeki sınır çizgisine kadar Ermeni askerlerin eşliğinde yürüdü. Orada onu Türk askeri karşıladı. Konyalı bir komutan "Hoş geldiniz hemşerim" dedi.
Sınırda MHP'den 3 ülkücü bekliyordu.
Iğdır'da birlikte çay içtiler. Sonra arabayla Erzurum'a geçtiler.
Özararat, 16.00 uçağıyla İstanbul'a uçacak ve Atatürk havalimanında Kıbrıs Havayolları'nın VIP salonunda Türkeş'le buluşacaktı.
Lakin saat 16.00 olduğu halde hala Erzurum'a varamamışlardı. Ülkücüler, Erzurum Ticaret Odası başkanını arayıp "Çok önemli bir konuk için bir miktar rötar" rica etti. Uçak 15 dakika bekledi. Ama "beklenen konuk" gelmeyince kalktı.
16.20'de Özararat kendi bineceği uçağın kalkışını izledi.
Türkeş'le telefon teması da kurulamayınca otobüse binip Ankara'ya yola çıktı. Gece boyu yol gidip sabah ilk uçakla İstanbul'a geçti, toplantıya katıldı.
O arada tam 6 saat alanda Özararat'ı bekleyen Türkeş de Ankara'ya uçmuştu.
Özararat sabahki Ankara uçağına bilet aldı.
Sabah Türkeş'le buluşup mesajı iletecekti.
Gece yorgun argın oteline geldi. Televizyonu açtı ve ekrandaki altyazıyı gördü:
"Alpaslan Türkeş hastaneye kaldırıldı".
Birkaç saat sonra Türkeş'in vefat haberi gelecekti.


Cenazede bir Ermeni

Samson Özararat, sabah Ankara'ya uçtu.
Türkeş'le görüşmek yerine cenazesine katılmak durumunda kaldı.
Kimse kendisini tanımıyordu.
Törene "Ben Tuğrul Türkeş'in arkadaşıyım" diyerek girebildi.
Cenazede "Ya Allah bismillah Allahu ekber" diye haykıran ülkücüler eşliğinde Tansu Çiller ile Meral Akşener'in arasında yürüdü.
Hem 5 yıl öncesine kadar nefret ederken birden sevmeye başladığı o lidere, hem de kaçan büyük fırsata yanıyordu.
Ama bir ay sonra, "komplo senaryoları" üretmesine yol açacak yeni bir haber daha aldı:
Görüşmeleri Türkeş'le birlikte örgütleyen ikinci isim, Telman Ter-Petrosyan da Türkeş'ten bir ay sonra ve aynı hastalıktan ölmüştü.
Kilit önemdeki iki ismin peşpeşe ölmesi öyle şaşırtıcıydı ki, Devlet Başkanı Ter-Petrosyan, ağabeyinin ölüm haberini aldığında ilk tepki olarak "Samson'a haber verin" diyecekti.
Özararat, bu kez de Erivan'a uçup Ter-Petrosyan'ın cenazesine katıldı.
Onlarla birlikte bir yakınlaşma umudunu da gömüyordu.
Tahmin ettiği gibi olacak ve 10 yıl, iki tarafta da o kadar cesur bir devlet adamı çıkmayacaktı.


TUĞRUL TÜRKEŞ ANLATIYOR

'TRT bizim hava durumunu da verse ne olur?'

Türkeş ile Ter-Petrosyan'ın Paris zirvesine katılan dönemin Petkim Yönetim Kurulu üyesi Tuğrul Türkeş, zirve sonrası gelişmeleri şöyle anlattı:
"Gece elçilikte görüşmeyi değerlendirirken saat 21.30'da telefon geldi. Ermenistan devlet başkanlığının protokol müdürü arayıp Başkanı'nın ağabeyi Telman Ter-Petrosyan'ın benimle görüşmek istediğini söyledi. Sanıyorum yine Samson Özararat'ın girişimiyle planlanmış bir buluşmaydı. Kayda geçmesi için büyükelçiden rica ettim, Müsteşar Menter Şahinler'i de benimle birlikte gönderdi.
"Görüşmede Sanayi Bakanı Ashot Safaryan da bulundu. Burada 3 saat daha çok ekonomik konuları tartıştık.


Erivan'ın hava durumu

"Çok olumlu ve insani bir yaklaşım içindelerdi. Hatta bir ara Telman Ter-Petrosyan şaka yollu 'Biz akşamları Türkiye televizyonlarına bakıyoruz, Bakü'nün, Tiflis'in her yerin hava durumu veriliyor, bir tek Erivan'ınki verilmiyor. Burada yağmur yağacaksa biz de bilsek ne olur ki' dedi. Ben dönüşte bu konuyu dönemin TRT Genel Müdürü Tayfun Akgüner'e ilettim. Ama o dönemde bir gelişme olmadı, şimdi Erivan'ı da veriyor televizyonlar...
"O günlerde Türk gazetelerinde Koç grubuna ait 1000 TIR'ın Ermenistan yol vermediği için geçemediği haberi vardı. Bu haberi yalanladılar. 'İstenirse hemen yol açarız' dediler.


1-2 koli düşse...

Türk TIR'ları Ermenistan üzerinden Kafkasya'ya geçerse yolun çok kısalacağını hatırlattım, Türkiye ile Türk cumhuriyetleri arasındaki ticaretin Ermenistan üzerinden yapılabilmesinin iki tarafa da büyük katkısı olacağını anlattım. Hatta orada bir latife yaptım; 'Buradan Orta Asya'ya gidecek Türk TIR'larının arkasından 1-2 koli bir şey düşse bile Ermenistan nüfusu düşünüldüğünde büyük bir ticari imkandır' dedim.
Bu görüşmeden hemen sonra Azerbaycan'a gidip rahmetli Elçibey'e bütün görüşmeyi naklettim. Babam da gelişmeleri Türk devlet yetkililerine aktardı. Bunlar, Batılıların 'back channel contact' dedikleri türden geri plandaki altyapı çalışmalarıydı. Belki daha da fazlası olabilirdi ama taraflar cesur adım atmakta gecikti.


Koçaryan'la buluşma

Babam rahmetli olduktan sonra Levon Ter-Petrosyan da Devlet Başkanlığı'ndan ayrıldı. Kasım 1999'da Ermenistan'ın yeni Devlet Başkanı Koçaryan AGİT zirvesi için İstanbul'a geldi.
Samson Özararat, Koçaryan'ın bana başsağlığı dilemek istediğini haber verdi. 19 Kasım'da İstanbul'dan dönerken havaalanında ziyaret ettim kendisini… Görüşmenin başında espri yaptı:
"Samson bizim gayri resmi büyükelçimiz. Ama bazen benim nezdimde sizin avukatlığınıza da kalkışıyor" dedi.
"Aynı isimde mutabık isek bu da olumlu bir gelişmedir" dedim.
Koçaryan, Demirel'in Bakü'ye fazla yakın, Erivan'a ise mesafeli durmasından yakındı. "Türkiye iki ülkeye eşit mesafede durmalı" dedi.


'Diaspora tarihe takıldı'

Daha sonra çok ilginç bir saptama yaptı:
"İyi ilişkiler kurmak istiyoruz ama zorluklarımız var. Diasporadaki Ermeniler 3 nesildir Ermenistan'dan ayrılar. Onların düşüncelerini de dikkate almak zorundayız".
Daha sonra Cefi Kamhi ile Erivan'da görüştük …
Gördük ki, Türkiye çok cesaretle hareket ederse çok hızla yol almak mümkün oluyor.
Ne yazık ki, bu büyük fırsatı kaçırdık o dönemde…


- Bitti -
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 842
Point(s): 2 326
Moyenne de points: 2,76

MessagePosté le: Sam 10 Fév 2018 - 19:37
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm
Répondre en citant

Ermenistan-Türkiye Diplomatik ilişkilerin 100 yılı: Ermenistan’dan bakış


Ermenistan ve Ermeni ulusu 28 Mayıs 2018 tarihinde Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun yüzüncü yıl dönümünü kutlayacak. Liderlerinin 1915 Ermeni Soykırımı’nı planlayıp uyguladığı Osmanlı İmparatorluğu ise Ermenistan’ı tanıyan ilk devlet olmuştu. Osmanlı İmparatorluğu ile Ermenistan arasındaki Barış ve Dostluk Antlaşması 4 Haziran 1918 günü Batum’da imzalanmıştı. Dolayısıyla gelecek sene 4 Haziran, Ermenistan tarafından Türkiye ile imzalanmış ilk uluslararası diplomatik belgenin yüzüncü yılı olacak.

Türkiye – Ermenistan sınırı Batum Antlaşması’nca çizildi. Bir ay içerisinde İstanbul’da onaylanması gereken bu antlaşma hiç onaylanmadı. Batum Antlaşması’yla çizilen sınır ise birkaç ay sonra Ermenistan lehine değiştirildi, çünkü Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedip işgal edilen Doğu Ermenistan’daki birlikleri geri çekilmişti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Ermenistan Cumhuriyeti’nin halefleri yani bugünkü Türkiye ve Ermenistan, bu yüzüncü yıl dönümüne ‘sıfır’ ilişki, kapalı sınırlar ve ön koşullarla birlikte gidiyor.

Ermenistan bir referandum yoluyla 1991’de bağımsızlığını ilan etti, Türkiye ise Ermenistan’ı tanıyan ilk devletler arasındaydı. Ancak Ankara Yerevan’la diplomatik ilişkiler kurmayı ve Türkiye – Ermenistan sınırındaki iki sınır kapısı olan Alican ve Akyaka sınır kapılarını açmayı reddetti. Türkiye iki ön koşul ileri sürmüştü: Ermenistan, 1921 Kars Antlaşması ile belirlenen Türkiye-Ermenistan sınırını tanımalı, yani toprak talebinden vazgeçmeli, bunun yanında Ermeni Soykırımı’nın uluslararası alanda tanınması sürecini sonlandırmalıydı.

1993’ün baharında Artsakh (Yukarı Karabağ) güçleri Kelbecer’e girdiğinde Türkiye, Ermenistan’ın tahıl nakliyatını yaptığı iki sınır kapısını kapayarak, üçüncü bir ön koşulu da öne sürmüş oldu: Karabağ’daki çatışma alanında statüko değişmediği müddetçe ki bu Azerbaycan’ın talep ve beklentilerinin asgari düzeyde karşılanması anlamına geliyor, Türkiye blokaja son verip sınır kapılarını açmayacak.

Dolayısıyla zaten karmaşık olan Ermenistan – Türkiye ilişkilerine Azerbaycan adında yeni bir zorluk eklenmiş oldu. Azerbaycan’ın yıkıcı rolü 2008-2009’daki ‘futbol diplomasisi’ döneminde bir defa daha ortaya çıkarılmak durumundaydı.

Ermenistan’ın partneri ve stratejik müttefiki olarak görülen Rusya da Ermenistan – Türkiye ilişkilerine dolaylı yollardan müdahil olan ülkeler arasında yer alıyor. Rusya’nın 102. askeri üssü Ermenistan – Türkiye sınırındaki Gümrü’de bulunuyor, bu üssün esas görevi Ermenistan’ı dış tehditlerden korumak. Dahası, Rus sınır muhafızları Ermenistan – Türkiye sınırı boyunca Ermeni sınır muhafızlarıyla birlikte duruyor.

Moskova’nın Ermenistan – Türkiye ilişkilerinin normalleşmesi meselesindeki duruşu nedir? Rusya, Ermeni – Türk ilişkilerinin gelişmesine karşı 1991’den beri ne bir açık bir harekette bulundu ne de açıklama yaptı. Ek olarak, Ekim 2009’da iki protokol Zürih’te üç saatlik bir gecikmenin ardından imzalandığında, seremoniye de katılan Rusya Dış İşleri Bakanı Sergey Lavrov bir şekilde süreci engellememiş oldu.

Bu aşamada pek çok soru işareti vardı. Türkiye sınırı açıp Ermenistan ile diplomatik ilişkileri başlatırsa Rusya’nın Ermenistan’daki askeri varlığına ihtiyaç son bulmayacak mıydı? Türkiye – Ermenistan arasında normal ilişkiler kurulduğunda Ermenistan – Türkiye sınırındaki Rus sınır muhafızları gereksiz olmayacak mıydı? Ermenistan, Avrasya Ekonomik Birliği’ne katılıp Avrupa Birliği ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı reddettikten sonra, Ermenistan – Türkiye ilişkileri de dahil olmak üzere en önemli konularda Ermenistan’ın dış politikasını Rusya dayatmış olmuyor mu? Moskova, Türkiye – Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesine karşı olmasa dahi, normalleşmenin Rusya’nın çıkarlarına uygun bir şekilde olması gerekmez mi? Ne de olsa, 102. askeri üs ve sınır muhafızlarından oluşan Ermenistan’daki Rus askeri varlığı amacı, sunulduğu gibi sadece Ermeni halkını yeni bir Türk saldırısından korumak değil, aynı zamanda Rusya’nın Ermenistan’daki çıkarlarını korumak.

Diğer taraftan, yukarıda bahsedildiği üzere, Rusya 1991’den beri bir hareket veya bizi Moskova’nın Ermeni – Türk ilişkilerinin normalleşmesini engellediğine ikna edecek bir açıklama yapılmış değil. Azerbaycan için aynısını söyleyemeyiz.

Ancak genel anlamda Ermeni – Türk meselesine üçüncü ülkelerin müdahil olması Yerevan’la Ankara arasında olabilecek bir normalleşme ihtimalini sönükleştirip işleri karmaşıklaştırıyor, her üçüncü tarafın kendi ayrı çıkarları bulunuyor.

1991’den beri Ermenistan ve Türkiye diplomatik ilişkilerin tesis edilmesi için üç girişimde bulundu. Bütün bu üç girişim de başarısız oldu, çünkü Ankara ön koşullar öne sürdü. Bu demek oluyor ki Ermenistan Türkiye’nin dış politika ajandasında önemli bir yere sahip değil. Şayet Ermenistan Türkiye için önemli olsaydı, Türkler, Azerbaycan’dan çok ciddi karşı saldırılar gelmesi durumunda bile kesinlikle ön koşulları düşürmenin bir yolunu bulurlardı.

İlk girişim 1992-1993’te yapıldı, Ermeni ve Türk diplomatlar ilişkilerin ona uygun şekilde kurulması gerecek olan bir protokol üzerinde çalışıyorlardı. Ancak Artsakh (Yukarı Karabağ) güçlerinin Nisan 1993’te Kelbecer’e girmesiyle protokol yarıda kaldı, Türkiye de cevap olarak Ermenistan’la arasındaki yarı açık sınır kapısını tümden kapadı. Önceki altı ay süresince nakledilmesi planlanan toplam 100 bin ton tahılın sadece yaklaşık 58 bin tonu iki sınır kapısından Ermenistan’a geçebilmişti.

İkinci girişim 2005-2007’de oldu, Ermenistan ile Türkiye arasında dış işleri bakanı yardımcısı seviyesinde gizli müzakereler yapıldı. Bu dönemde iki dış işleri bakanı Abdullah Gül ile Vartan Oskanian arasında da bir dönüm noktası olabileceğine dair umutları yeşerten görüşmeler oldu. Bir değişiklik olmadı, çünkü Türkiye bir defa daha müzakere masasına ön koşulları getirdi.

Üçüncü girişimse 2008-2009’daydı, cumhurbaşkanları Abdullah Gül ve Serzh Sargsyan sırasıyla Yerevan ve Bursa’yı ziyaret edip Ermenistan’la Türkiye arasındaki futbol müsabakalarını beraber izlediler. Tartışmalı olmasına ve ciddi şekilde eleştirilmiş olmasına rağmen uluslararası kamuoyu ve Ermenistan’daki iktidar tarafından içtenlikle karşılanan iki protokol Ekim 2009’da Zürih’te imzalandı. Ülke parlamentosunun onaylamayı reddettiği Türkiye bir kez daha Artsakh (Yukarı Karabağ) meselesine göndermede bulundu.

Türkiye, Artsakh (Yukarı Karabağ) meselesinin idaresinde statükoda Azebaycan tarafından öyle veya böyle kabul edilebilir bir değişiklik olduğu takdirde blokajı sonlandırıp Ermenistan ile diplomatik ilişkileri tesis edecek mi? Diğer bir deyişle, Türkiye diğer iki ön koşulun, yani Kars Antlaşması’nın yeniden onaylanması ile Ermeni Soykırımı’nın uluslararası tanınırlığı için yürütülen kampanyanın sonlandırılması ön koşullarının yerine getirilmesi hususunda diretmeyi bırakacak mı? Bu soruya cevap veremeyiz. Şu bir gerçek ki, dolaylı yollarla da olsa, Zürih protokolleriyle Türkiye’nin önerdiği ön koşullar sağlanıyordu.

Bugün, Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yıl dönümünün arefesinde, Ermeni-Türk ilişkileri 1991’den beri muhtemelen en dip noktasında bulunuyor. Şayet futbol diplomasisi olduysa öncesinde iki ülkenin dış işleri bakanları, başbakanlar ve cumhurbaşkanları çeşitli uluslararası platformlarda görüşmeler yapmış olmasından. İki ülkenin dış işleri bakanlıklarının ilgili departmanları arasında bir iletişim kurulmuştu, ancak bugün ve geçmiş birkaç senedir ne böyle toplantılar yapılıyor ne de iletişim sürüyor.

İki Cumhurbaşkanı Sarkisyan ve Erdoğan arasındaki tek bağın, son senelerde Türkiye’yi sarsan terör saldırılarından sonra Ermenistan liderinin gönderdiği taziye mesajlarının olduğu düşünülebilir.

Serj Sarkisyan’ın dört yıl boyunca, yani 2010, 2011, 2012 ve 2013’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş günü olan 29 Ekim’de mevkidaşı Abdullah Gül’e tebrik mesajı ilettiğini de söylemek gerekir, zira Gül de Ermenistan’ın Bağımsızlık Günü olan 21 Eylül’de Sarkisyan’a bir tebrik mesajı göndererek buna karşılık verdi.

2014’te Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasıyla Ermenistan ve Türkiye liderleri devam eden bu ulusal bayramlarda karşılıklı tebrik gönderme geleneğine son verdi.

1918-1925 arasında Ermeni-Türk ilişkileri

Osmanlı İmparatorluğu, Ermenistan’ın cumhuriyetini tanıyan ilk devletlerden olup onunla Barış ve Dostluk Antlaşması imzalamış olmasının yanında, Ermenistan’ın bağımsızlık ilanı da Türklerin ve onların yarattığı siyasi durumun zorlamasıyla oldu.

26 Mayıs 1918’de Tiflis’te son kez bir araya gelen Transkafkasya Parlamentosu’nun bu toplantısında Georgian Mensheviks’in Demokratik Federal Transkafkasya Cumhuriyeti dağılması önerisi kabul edildi. Aynı günün akşamında Gürcistan Ulusal Meclisi, Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan etti. 27 Mayıs’ta da Tiflis’teki Milli Müslüman Meclisi Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilan etti.

Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi Gürcülerin 26 Mayıs’taki bağımsızlık ilanını kınadı. 26 Mayıs’taki oturumda Ermeni Sosyal Demokratlar Ermenistan’ın bağımsızlığını güçlü bir şekilde desteklerken, Ermeni Devrimci Federasyonu’ndan (EDF) Avedis Aharonian, Ruben Ter-Minasyan ve Artashes Babalyan, Sosyalist Devrimciler ve bir partiye üye olmayanlar buna güçlü bir şekilde karşı çıktı. Simon Vratsyan ve Khachatur Karchikyan önderliğindeki EDF’den bazı isimler bağımsızlığı desteklediler çünkü başka bir çıkış yolu göremiyorlardı. Batum’da Türklerle müzakere yapan Transkafkasya delegasyonunda olan EDF temsilcileri Hovhannes Kajaznuni ve Alexander Khatisian da bağımsızlığın en kuvvetli destekçileri arasındaydı.

Ertesi gün 27 Mayıs’ta Batum’dan dönen Kajaznuni, Khtisian ve Ermenistan Halkın Partisi’nden Michael Papajanyan, müzakerelerle ve Gürcistan’ın attığı adım neticesinde oluşan durumla ilgili detaylı bir rapor hazırladılar.

28 Mayıs günü Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi Kajaznuni, Khatisyan ve Papajanyan’ı bir kez daha Batum’a gönderdi, fakat bu sefer Osmanlı İmparatorluğu’yla müzakere edip barış antlaşması yapmak üzere tam yetkili bir Ermeni delegasyonu olarak…

EDF’nin doğu ve batı ofisleri ile RAF Merkez Komitesi, parlamentonun ve ulusal meclisin RAF’ye bağlı partileri 29 ve 30 Mayıs’ta toplanarak, Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi’ne içinde ‘bağımsızlık ve cumhuriyet’ kelimelerinin geçmediği bir bildiri gönderdiler.

Bolşevik Stepan Shahumyan ile iş birliği yapan Baku Devrimci Komitesi, Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi’nin kararının aleyhine konuşarak, bu kararı Ermeni ulusunun iradesine karşı gelmek olarak değerlendirdi.

Sosyal Demokrat Hınçak Partisi ve Ermeni Bolşevikler de 30 Mayıs günü karşı bir açıklamayla geldi. Boşeviklerin duruşu çok belliydi, Ermeni ulusu Rusya ve Rus Bolşevikler olmadan hayatta kalamazdı. Hınçak Partisi’nin Transkafkasya merkez ofisi bağımsızlık bildirisini kınayarak, bunun meşru olmadığına kanaat getirdi.

Bağımsızlığa karşı olan sosyalist devrimcilerle, çekimser kalanlar ve RAF’nin bir bölümü Türklerin Ermenistan’ın büyük bölümünü aldığını ve Rusya’dan ayrılmanın büyük bir endişeye neden olduğunu düşündüler. Bunun dışında, Rusya’dan ayrılıp bağımsızlık ilan etme gerekliliği de Türklerin kendisi tarafından ortaya atılan bir şeydi.

Simon Vratsyan’ın ispat ettiği üzere, Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi Ermenistan’In bağımsızlığını ilan etmek durumunda kaldı “çünkü o aşamada bağımsızlık herkes tarafından berbat bir olasılık ve Ermeni ulusunu Türklerin boyunduruğuna sokacak bir tehdit olarak değerlendiriliyordu.”

Vratsyan, “1918 Mayıs ayında Türkler Yerevan’ı ve tüm Ermenistan’ı ele geçirmiş olabilirlerdi ama yapmadılar. Tersine 4 Haziran’da Batum’da yeni kurulan Ermenistan hükümetinin temsilcileriyle Barış ve Dostluk Antlaşması imzalayarak, esasında Ermenistan’ın bağımsızlığını tanımış oldular” diye yazıyor.

Dolayısıyla 28 Haziran 1918, Ermenistan’ın bağımsızlığını ilan ettiği tarih ya da Birinci Ermenistan Cumhuriyeti’nin kuruluş günü olarak değerlendirilmesinin nedeni o gün bağımsızlık bildirisinin geçmiş olması ya da Serdarabad ve Aparan’daki Türklerin Yerevan’a ilerleyişi Ermeniler tarafından durdurulmuş olması değil, Tiflis’teki Ermeni Ulusal Meclisi’nin tam da 28 Mayıs günü Ermenistan adına Osmanlı İmparatorluğu’yla müzakere etmek için Batum’a yeni bir delegasyon göndermiş olmasından.

Eylül 1918’de Enver Paşa’nın tercümanlığında Sultan’la yapılan toplantıda İstanbul’daki Ermeni delegasyonunun başı Avedis Aharonian şunları söylüyordu: “Ermeni ulusu ve Ermenistan Cumhuriyeti, bağımsızlıklarını büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu’nun iyi niyetine borçlu olduğunu asla unutmayacak.”

Her ne kadar Ermenistan, Batum Antlaşması’yla 12 bin kilometrekare arazi almış olsa da, ülkenin liderleri bu antlaşmanın şartlarına inançlı bir şekilde uydular.

Kısa bir süre sonra Osmanlı İmparatorluğu, Yerevan’da bugünkü Sakharov Meydanı’ndaki bir binada elçilik, Gümrü’de de konsolosluk açtı. 1920’de Ermenistan’ın sovyetleşmesine rağmen Türkler Yerevan’daki elçiliği Ekim 1923’e, Gümrü’deki konsolosluğu da 1925’e kadar tutmaya devam ettiler.

Karşılığında Ermenistan da İstanbul’daki diplomatik temsilciliğini korudu. 1918 sonbaharında Osmanlı İmparatorluğu Birinci Dünya Savaşı’nda kaybedene kadar Yerevan ve İstanbul normal ilişkilerini sürdürüyorlardı. Hatta söylenebilir ki, yeni bağımsızlığını kazanmış Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan, Osmanlı İmparatorluğu, Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan’dan oluşan dörtlü ittifakın en genç üyeleriydi.

Ermenistan yardım için sıklıkla Türklere bakacaktı. Ermeni halkını katledenlerden biri olan Halil Paşa, Ağustos 1918’de Tiflis’ten Yerevan’a vardığında, Başbakan Hovhannes Katchaznouni tarafından İç İşleri Bakanı Aram Manoukian’ın malikanesinde ağırlanmıştı. Halil Paşa’yı Van’dan tanıyan Aram, kendisinin desteğiyle açlık çeken Ermenistan halkı için imparatorluktan tahıl getirmeyi başarmıştı. Tüm Ermeniler Katolikosu Halil’i Kutsal Eçmiyazdin’deki makamına kabul etmişti.

Aynı yılın eylül ayında İstanbul’daki Ermeni delegasyonu, Enver ve Talat yoluyla araya girerek, Talat’ın iknası ve baskısıyla Azerbaycan’dan Ermenistan için yakıt ve tahıl almayı denedi.

Ermeni-Türk ilişkileri Kemalistler iktidara geldiklerinde de devam etti. Ancak, 1920 sonbaharında Ermenistan için ölümcül olan Türk-Ermeni savaşı patlamıştı bile. Kazım Karabekir Paşa önderliğindeki Türk birlikleri, 1919 ilk baharında Ermenistan’a katılan Kars bölgesini ve ardından da bugünkü Gümrü’yü birkaç hafta içinde ele geçirmişti.

2 ve 3 Aralık 1920’de, Ermenistan çoktan sovyetleşmişken, Gümrü Antlaşması Alexander Khatisian ve Kazım Karabekir tarafından imzalandı.

Bugünkü Ermenistan-Türkiye sınırını belirleyen Kars Antlaşması’ysa Ekim 1921’de imzalandı ve bir sene sonra da onaylandı.

Tatul Hakobyan

Bu makale, 17 Şubat 2017 tarihinde Erivan’da gerçekleştirilen “Ermeni-Türk diyaloğu için nasıl bir gelecek?Uluslararası ilişkiler ve bellek konuları arasında” konferansı çerçevesinde yazıldı. Bu konferans Ermenistan’daki Fransa Büyükelçiliği, Ermenistan Fransız Üniversitesi ve Fransız Kültür Merkezi Alembert Fonu işbirliği ile Yerkir Europe STK’sı tarafından düzenlendi.

Repair, ERMENİ-TÜRK PLATFORMU
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 04:48
MessageSujet du message: Türkiye-Ermenistan: 12 yıl gizlenen görüşme / 3 bölüm

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com