Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Communauté -> Akrabamı arıyorum - Ծնողքս կը փնտռեմ - Cherche mes parents - I am looking for my parents Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6  >
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009



Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168

MessagePosté le: Dim 26 Mar 2017 - 09:01
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Revue du message précédent :



http://odatv.com/abdulhamidcileri-cildirtan-konusma-2503171200.html
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 26 Mar 2017 - 09:01
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168
Point(s): 74 518
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 30 Avr 2017 - 07:28
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

‘Abdülhamid ve Sherlock Holmes’: bir romanın hikâyesi



Edebiyat tarihçisi ve Agos yazarı Sevan Değirmenciyan, 12-13 Nisan tarihlerinde Strasbourg Üniversitesi Türkiye Araştırmaları Bölümü çatısı altında "İstanbul'un Romanı" adlı uluslararası konferanstaki "Ermeni Romanı" oturumunda Yervant Odyan’ın ‘Abdülhamid ve Sherlock Holmes’ romanı üzerine ilgi çekici bir sunum yaptı. Romanı, özellikle Abdülhamid dönemindeki istibdat ekseninde ve siyasi çalkantılar içerisinde pek çok dile çevrilen popüler, sürükleyici konusuyla ele alan Değirmenciyan, ülkenin değişmeyen gerçeklerine de dikkat çekiyor.

Everest Yayınları, Yervant Odyan’ın ‘Abdülhamid ve Sherlock Holmes’ adlı romanını 2014 yılında İstanbul’da yayımlarken, aslında şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş bir Osmanlı romanını okuyucuyla buluşturduğunun farkında değildi muhtemelen. Yayımcılar, 900 sayfayı aşan bu romanın ‘Türk Edebiyatında Polisiye Romanın Tarihsel Gelişimi 1884-1928’ başlıklı TÜBİTAK destekli bir araştırma projesi sayesinde gün ışığına çıktığını belirtip Osmanlıca olan romanın Latin harfleriyle ilk defa yayımlandığının da altını çiziyordu. Seval Şahin imzalı önsözden, bugünlerde Türkiye’de pek revaçta olan Kızıl Sultan Abdülhamid ile Arthur Conan Doyle’un kurmaca karakteri dedektif Sherlock Holmes’u romanında buluşturan Yervant Odyan'ın aynı zamanda Fehim Paşa, Ebülhüda, Necip Melhame, Talat Paşa vb. siyasi aktörlere de romanında yer vererek II. Meşrutiyet’in ilanını önceleyen dönemin ortamını macera-polisiye roman ile belgesel-roman özelliklerini harmanlayarak okuyucuya sunduğunu öğreniyoruz. Yayımcılar tarafından Odyan’ın Türkçe kaleme aldığı bir kez daha belirtilen roman, kurgusunda yer verdiği gerçek kahramanların fotoğraflarını da içinde barındırmaktadır.

Yervant Odyan’ın ‘Abdülhamid ve Sherlock Holmes’ romanı Türkiye’de polisiye roman tarihçisi Erol Üyepazarcı’nın da dikkatini cezbetmiştir. 1278 sayfalık orijinal basımından söz açıp Odyan’ın romanını “Frenklerin deyimiyle tam bir phénomène”[3] olarak niteleyen Üyepazarcı, Odyan’ın eseri Türkçe olarak kaleme aldığını, fakat Türkçesinin pek parlak olmadığını vurgular. “Dönemin aydın okuyucularının pek hoş görmeyeceği hatalarla dolu”[4] olduğunu söyleyen Üyepazarcı, bu eserde “Odyan Efendi’nin Abdülhamid düşmanlığı[nın] bütün bilinenlerin de ötesinde” olduğu kanaatindedir. Odyan’ın sabık padişah için en aşağılayıcı ifadeleri kullanmaktan çekinmediğini belirten Üyepazarcı, yazarın aslında polisiye roman tekniğini bilen bir kişi olduğu gerçeğini de zikreder.[5] Odyan’ın, eserini bizzat Osmanlıca yazdığını vurgulamaktan çekinmeyen Üyepazarcı, yazarın bir sonraki eserini Ermenice olarak yazmasını ilginç bulur.[6] “Herhalde birileri Türkçesinin yetersizliği hakkında kendisini uyarmıştır...”[7]

Yervant Odyan’ın ‘Abdülhamid ve Sherlock Holmes’ romanı ile ilgili hem bu yazı hem de kitap vesilesiyle yayımlanan diğer yazılar eserin önemine dikkat çekerken Osmanlıca ile yazıldığını ve ayrı bir kitap olarak yayımlandığını vurgular.

Romanın konusu veya yapısal özellikleri hakkında konuşmaya belki de yer kalmayacaktır, zaten bu romanı Üyepazarcı’nın dediği gibi phénomène yapan da bu özellikleri değil, II. Meşrutiyet sonrası, 1908’den 1915’teki Ermeni Soykırımı’na uzanan kısacık dönemin, hatta belki de tüm bir imparatorluğun bugünden bakıldığında hayal bile edilemeyecek çoğulcu kültürünü kendinde yoğunlaştıran ve sırlarını içinde barındırmaya hâlâ devam eden hikâyesidir.

Sevan Değirmenciyan

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Jeu 4 Mai 2017 - 08:53
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Abdülhamid Yahudi devleti için ne düşünüyordu



Yahudi Cemaati'nin yayın organı Şalom yazarı Deniz Ojalvo'nun Abdülhamid ile ilgili kaleme aldığı yazı dikkat çekti...


TRT'de yayımlanan "Payitaht Abdülhamid" dizinin barındırdığı tarihsel hatalara ilişkin tartışmalar sürerken, Yahudi Cemaati'nin yayın organı Şalom gazetesi yazarı Deniz Ojalvo'nun Abdülhamid ile ilgili kaleme aldığı yazı dikkat çekti.

Ojalvo, yazısında Macar asıllı, hukuk tahsili yapmış olan ve Siyonizm hareketinin önde gelen isimlerinden Viyanalı Yahudi gazeteci Theodor Herzl'e ve onun Abdülhamid'le olan ilişkisine değindi.

"Medyamızdaki tüm saçmalık ve dezenformasyona tek tek cevap vermektense okurlara eksiklerini yukarıda mezkûr kaynaklara rücu ederek tamamlayabilecekleri kısa bir kronoloji ve buna ilişkin yorumlarımı paylaşmayı uygun buluyorum" ifadelerini kullanan Ojalvo'nun yazısının ilgili kısımları şu şekilde:

28 Mart 1896 – Herzl, Viyana’da, Sultan Abdülhamit için çalışan ve onunla iyi ilişkileri olan Polonyalı asilzade Philip Michael Ritter von Newlinski ile tanıştı.

18 Haziran 1896 – Herzl, Kont Newlinski ile beraber ve onun aracılığıyla Sultan Abdülhamit’le görüşmek ümidiyle İstanbul’a geldi.

19 Haziran 1896 – Newlinski Herzl’e Sultan Abdülhamit’in kendisiyle görüşemeyeceğini ve Osmanlı’nın dış borçlarını üstlenmesi karşılığında Filistin’e Yahudi göçüyle toprak verilmesi konusundaki isteklerini kabul edemeyeceğini iletti.

Herzl, anılarında Abdülhamit’in Newlinski eliyle ilettiği mesajı paylaşıyor: “Eğer Sayın Herzl sizinle benimle olduğunuz kadar dostsa ona bu konuda başka girişimde bulunmamasını telkin ediniz. Bir adımlık toprak bile satamam, zira bu topraklar bana değil, milletime aittir. Milletim bu imparatorluğu savaşarak ve kanıyla sulayarak kazandı. Bizden ancak kanla koparılabilir… Yahudiler milyarlarını saklasınlar. İmparatorluk bölüşüldüğünde Filistin’i bedavaya alabilirler. Ancak cesedimiz paylaşılabilir canlıyken parça koparılmasını kabul etmeyeceğim.”

Herzl, anılarında, bu söylem karşısındaki hissiyatını şöyle ifade ediyor: “Sultanın samimî ve yüce sözleri beni duygulandırdı ve sarstı. Bütün ümitlerimi söndürmesine rağmen ölümü ve parçalanmayı tahmin eden ama buna rağmen son nefesine kadar pasifçe de olsa mücadele etmeye kararlı kaderciliğinde trajik bir güzellik vardı…”

Pekiyi, sonrasında ne oldu?

23 Haziran 1896 – Herzl gazeteci kimliğiyle Sadrazam Halil Rifat Paşa ile yaptığı mülakatta Filistin’de Yahudiler için toprak konusunu açtı.

27 veya 28 Haziran 1896 (16 Muharrem 1314) – Saray Herzl’e Üçüncü Dereceden Mecidiye Nişanı verilmesine karar verdi!

29 Haziran 1896 – Newlinski Mecidiye Nişanı’nı Herzl’e takdim etti.

Neticede, huzura kabul edilmeyen Herzl’in apar topar gittiği söylenemez.

Eylül 1898 – Herzl - Osmanlı lobicisi/İngiliz ajanı Macar asıllı Yahudi Türkolog Arminius Vambery mektuplaşması.

16 Ekim 1898 – Herzl, Almanya İmparatoru II. Kaiser Wilhelm karşılaşabilmek için İstanbul üzerinden Filistin’e doğru yola çıktı.

18 Ekim 1898 – Herzl, İstanbul’da Alman İmparatoruna Yıldız Sarayında tahsis edilen köşkte, kendisiyle yüz yüze görüştü ve Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesi gereğini anlattı. İmparator Herzl’e, “Bana tek kelimeyle Sultan’dan neyi istemem gerektiğini söyle” dedi. Herzl’in cevabı, “Bir arazi şirketi, Alman himayesi altında bir arazi şirketi” oldu.

29 Ekim 1898 – Herzl, Kudüs’e gitmekte olan Alman İmparatorunu yolu üzerindeki ziraat okulu Mikveh İsrael’de bando mızıkalı törenle karşılattı.

1 Nisan 1899 – Herzl ile Abdülhamit arasındaki teması sağlayan Newlinski İstanbul’da öldü.

16 Haziran 1900 – Herzl Newlinski’den boşalan yeri Abdülhamit’in Avrupa’daki lobicisi Vambery ile doldurmak için Vambery’yi Güney Tiroller’deki Mülbach kentinde ziyaret etti.

18 Eylül 1900 – Herzl Vambery’yi Macaristan’daki Peşte’de ziyaret etti. Vambery ona Abdülhamit’in kendisini 1901 Mayıs’ında huzura kabul edeceğinin sözünü verdi.

13 Mayıs 1901– Herzl İstanbul’a geldi.

17 Mayıs 1901– Herzl Abdülhamit’in huzuruna çıktı.

Sultan ona, “Ben daima Yahudilerin dostu olmuşumdur, daima da öyle kalacağım. Gerçekten ben sadece Müslümanlara ve Yahudilere dayanmaktayım. Diğer tebaam hakkında aynı emniyeti besliyorum diyemem” dedi. Abdülhamit zulüm gören Yahudilerin iltica edebilmeleri için imparatorluğun bütün sınırlarını Yahudilere açık tuttuğunu söyledi. Bu da Sultan’ın 1896 yılındaki meşhur tutum beyanının aralarındaki dostluğu zedelemediğine işaret ediyor.

18 veya 19 Mayıs 1901 (29 Muharrem 1319) – Saray Herzl’e Birinci Dereceden Mecidiye Nişanı verilmesine karar verdi! (5 sene arayla verilen ikinci nişan)

21 Mayıs 1901 – Herzl İstanbul’dan ayrıldı ve günlüğüne Abdülhamit’e ilişkin şu notu düştü: “Sultan’ın benim üzerimde bıraktığı intiba onun zayıf, gevşek fakat tamamen iyi bir insan olduğudur. Onun korkunçluğuna da inanmıyorum, sinsiliğine de. Onu daha çok soyguncular ve reziller, dejenerelerden müteşekkil bir çemberin içinde derinden bedbaht bir mahpus gibi görmekteyim. Bu çevredir ki her türlü rezilliği yapmakta ve onun namına yapmış gözükmektedir. …Yıldız Sarayı kliği tam bir mücrimler çetesidir. İcra ettikleri her cürümden sonra şuraya buraya dağılıyorlar ve sanki her şey hükümdar adına yapılmış gibi hiç kimse mesul olmuyor.”

Kasım 1901 – Herzl Abdülhamit’e hediye edilmek üzere ilk Eski Türkçe harfli daktiloyu imal ettirdi.

26 Aralık 1901 – İsviçre’nin Basel kentinde 5. Siyonist Kongre başladı. Ergun Göze’nin kitabının 320. sayfasında 1902 yılının ocak ayındaki Kongre’den Sultan Abdülhamit’e bağlılık telgrafı gönderildiği, Herzl’in başkan sıfatıyla çektiği telgrafa Sultan’ın teşekkür ettiği ve bunun Herzl’in Kongre nezdindeki durumunu kuvvetlendirdiği kayıtlı.

5 Şubat 1902 – Herzl’e acilen İstanbul’a gelmesi için telgraf çekildi.

15 Şubat 1902 – Herzl dördüncü kez İstanbul’a geldi.

19 Şubat 1902 – Saray, Yahudilerin Anadolu, Suriye ve Mezopotamya dahil ancak Filistin hariç her yerde yerleşim faaliyetinde bulunabileceğini ifade etti.

Neticede Herzl, Yahudilerin Filistin’e yerleştirilmesini gözetecek ve Osmanlı adına madenleri işletip borçlarını üstlenecek bir Osmanlı-Yahudi şirketinin kurulması konusundaki teklifini kabul ettiremeden İstanbul’dan ayrıldı.

3 Mayıs 1902 – Herzl, Abdülhamit’e Kudüs’te bir İbrani Üniversitesinin kurulmasını önerdi. Böylece Osmanlı talebelerinin tahsilleri için yurt dışına gitmeleri gerekmeyecekti. (Bu üniversite 1918 yılında kurulacaktı. Hayfa kentindeki Teknik üniversitenin kuruluşu ise Osmanlı idaresinde 1912 yılında gerçekleşecekti)

5 Temmuz 1902 – Londra’daki Türk Büyükelçiliğinden Herzl’e derhal İstanbul’a gitmesi söylendi.

25 Temmuz 1902 – Herzl tekrar, beşinci ve son kez, İstanbul’a geldi.

28 Temmuz 1902 – Herzl Abdülhamit’e verdiği raporda Osmanlı borçlarının yapılandırılmasına yönelik 30 milyon Sterlinlik bir anlaşma karşılığında (Sultan’ın en başta önerdiği) Mezopotamya ve Filistin’in bir parçasında iskân (yerleşme) izni veya ayrıcalığı talep etti.

2 Ağustos 1902 – Tecrübeli siyasetçi Abdülhamit Herzl’i Fransızlarla yürüttüğü pazarlıklarda bir koz gibi kullandı.

Neticede, Fransa Maliye Bakanı Maurice Rouvier Abdülhamit’e uygun şartlarla anlaşmaya varınca Herzl’in girişimleri boşa çıkmış oldu.

Mabeyin teşrifatçısı İbrahim Bey İstanbul’u terk etmeye hazırlanan Herzl’e “Size Zat-ı Şâhânenin son derece sempatisi ve hürmeti vardır. Sizin kavminiz için yapmak istediğiniz asil bir şeydir. Siyonizm esasen asildir” dedi.

Abdülhamit'in Siyonistler için “Teklifleri devletin Düyun-u umumiyesini (genel borçlarını) kâmilen deruhte (tümüyle üstlenmek) etmek idi. Güzel bir şey. Zira Düyun-u Umumiye bir gün gelip de borçlarımızı ödeyemezsek devletin maliyesini murakabeye (denetime) almak gibi bir tehlike mevcuttur” dediğini aktaran Ojalvo, "Abdülhamit, tahttan indirilişinin ikinci yılında (1911) doktoru Atıf Hüseyin’e “Eminim zamanla (Yahudiler) Filistin’de kendi devletlerini kurmayı başaracaklardır” sözüyle gidişatın nereye varacağını görmüştür. Umarım medyamız yukarıdaki gerçekleri okurlara ve seyircilere çarpıtmadan iletme dürüstlüğünü gösterir." ifadelerini kullandı.

Odatv.com

http://odatv.com/abdulhamid-yahudi-devleti-icin-ne-dusunuyordu-0405171200.html


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168
Point(s): 74 518
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 28 Juin 2017 - 10:19
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Abdülhamid’in parası yabancı bankalarda mı?



1903 yılında dünyanın en zengin 3. kişisini olan Osmanlı padişahı II. Abdülhamid'in yabancı bankalardaki 250 milyon dolar olduğu iddia edilen parası tartışma konusu oldu.

TTK eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, 2. Abdülhamid'in mal varlığına ilişkin tartışma yaratacak yeni bilgiler verdi. Milliyet Gazetesi’nden Mert İnan’ın haberine göre; Abdülhamid'in yabancı bankalarda yüklü miktarda parası olduğunu belirten Hülagü, varislerin bunun izini sürmesi gerektiğini söyledi.

Osmanlı İmparatorluğu'nun 34. Padişahı 2. Abdülhamid'in soyundan gelen varislerinin, dedelerinden miras kaldığını öne sürdükleri değerli mülk ve arazi için başlattığı hukuk mücadelesi sürerken, Türk Tarih Kurumu (TTK) eski Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, 2. Abdülhamid'in mal varlığına ilişkin tartışma yaratacak yeni bilgiler verdi.


Yakın dönemde “2. Abdülhamid'in mal varlığı” isimli bir çalışmaya imza atacak olan Prof. Dr. Hülagü; “Elimize yeni geçen bazı arşiv belgelerine göre 2. Abdülhamid'in, Almanların German Bank İstanbul Şubesi, Deutsch Bank of Berlin, The Reichs Banks; İngilizlerin The Bank of England; Amerikalıların New York Bank ile Fransa'da bilinmeyen bir bankada 250 milyon dolara yakın parası bulunuyordu. Varisleri bu bankalardaki paranın akıbetini araştırıp bir sonuç alabilir. Aradan geçen bir asırlık zamana rağmen şahsi mal varlığının zaman aşımına uğraması söz konusu olamaz. Yabancı bankalardaki hesapların bir şekilde korunması veya teminat altına alınmış olması gerekir” dedi.

‘EN ZENGİN 3. KİŞİ’

2. Abdülhamid'in mal varlığına ilişkin mevcut arşiv belgelerini talep gelmesi durumunda varislerle paylaşabileceğini dile getiren Hülagü, “Aileden bana ulaşan kimse olmadı. 2. Abdülhamid'in mal varlığı karışık bir konu. Üzerinden çok zaman geçmiş olması, çok fazla aktörün sahnede yer alması, konuyu daha karmaşık hale getirdi. 2. Abdülhamid gençliğinden itibaren ticaret, tarım ve borsayla ilgileniyor. Şehzadeliği zenginlik içinde geçiyor. 2. Abdülhamid, İstanbul Borsası'nda Ermeni danışmanları aracılığı ile para kazanıyor. Padişah; 1903'te dünyanın en zengin 3'üncü kişisi. Ciddi serveti olduğu arşiv kayıtlarından anlaşılıyor. Yıldız Sarayı'nın bahçesinden çalınan altın ve paralar söz konusu. Padişah; Alman Kayzeri 2. Wilheim aracılığı ile paralarının büyük kısmını Alman bankalara yatırıyor. Bu bankalardaki paraların izini sürmek varislere düşer” diyor.
İLGİLİ HABERAbdülhamidAbdülhamid

İŞGALDEN KURTARMA AMACI

Prof. Dr. Hülagü, tarih belgelerinde Abdülhamid'e ait mal varlıklarının detayları hakkında şunları anlattı: “Abdülhamid'in Anadolu'da 2 bin 300'den fazla taşınmaz kaydı mevcut. Bu taşınmazların 1 milyon 250 bin dekarı halen 2. Abdülhamid'in üzerinde kayıtlı bulunuyor. Balkanlar'da 4 bin 280 taşınmaz kaydı söz konusu. Bu taşınmazların 220 bin dekarı halen 2. Abdülhamid'in üzerinde gözüküyor. 560 bin dekar ise Balkan ülkelerinin hazinesine kayıtlı. Suriye'de 390, Lübnan'da 333, Filistin'de 223, Irak'ta 83, arabistan'da 60, İsrail'de 10, Libya'da da 8 olmak üzere toplam bin 107 kayıt söz konusu. Bu kayıtlardan 3 milyon 482 bin dekarı halen 2. Abdülhamid adına kayıtlı. Kadıköy Rıhtımı aslında 2. Abdülhamid'in kişisel malı. Alemdağ Ormanları, Hekimbaşı, Beykoz, Kurbağlı Dere'de çiftlikler ile Beşiktaş ve Tophane'de dükkanları da var.



II. Abdülhamid dünyaca ünlü Fransız dergsi L’Illustration’un kapağında. Yıl: 1908 Fotoğraf: Depo Photos

Selanik'in yarısından fazlası Abdülhamid'in kişisel mal varlığı. Varisler, yurt dışındaki yerler için tazminat talep edebilir. Yalova, Yenişehir, Aydın'ın yanı sıra Kudüs, Halep, Hama, Humus, Basra, Erbil, Kerkük, Dicle, Amara, Bağdat, Medine'de çok sayıda arazi ve çiftlik ile İzmit Köy Ormanları, Selanik Beyaz Kule, Arnavutluk Yanya, Vardar Ovası'nın büyük kısmı 2.Abdülhamid'in kişisel mal varlıkları arasında.

2. Abdülhamid, özellikle yurt dışındaki arazileri petrol stratejisinden dolayı satın alıyor. Bu topraklar işgâl edilse bile, şahsi malların gasp edilemeyeceğini göz önüne alıyor. 2. Abdülhamid birçok arazi ve taşınmazı kendi mülkü haline getirip işgâlden kurtarmak istiyor. 1909'da haksız yere el konulan mal varlıkları 1919-1920 arasında hukuken geçersiz sayılarak yakınlarına verilmişti.”

'VALİZLERİ LOUIS VUITTON MARKAYDI'

2.Abdülhamid'in haremle pek ilgisinin olmadığını söyleyen Hülagü, “Birden fazla eşi olsa da önceki padişahlara göre bu sayı sınırlı. Padişah paraya çok düşkün. Normalde çok basit giyiniyor ancak özel toplantılar için Londra'da özel olarak diktirdiği kıyafetleri tercih ediyor. Valizlerinin tamamı Louis Vuitton. En büyük hobilerinden biri kelebek, kuş, böcek koleksiyonu. Yıldız Sarayı'nda her hayvanın olduğu bir hayvanbahçesi ile pırlanta koleksiyonu vardı. 2. Abdülhamid; özel mallarını işletecek bir bakanlık bile kuruyor. İsrailliler'e toprak satmadı şeklindeki yaklaşım doğru değil. Toprak satışı söz konusu. Parfümü ise leylak ve menekşe karışımı. Abdülhamid'in bastonu aynı zamanda bir silah. Kama, hançer olarak da kullanılıyordu. Padişah, genelde gri renkte palto giyerdi. Yakaları kulaklarına doğru yüksekçe durur ve kendisine daha ziyade bir din adamı görüntüsü verirdi. Sürekli tabanca taşıdığı için paltosunun cebinde ateşlenmeye hazır tabanca bulundurması daha kolaydı” dedi.


http://www.sozcu.com.tr/2017/ekonomi/abdulhamidin-parasi-yabanci-bankalarda-mi-1911470/


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Ven 13 Oct 2017 - 07:25
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

‘Sahte mirasçılar ayıklanacak’



Mahkemenin 2. Abdülhamit’in mirasçılarının belirlenmesi konusunda aldığı kararın ardından konuşan Orhan Osmanoğlu, “Gerçek mirasçılar 100’ü geçmez. Kalan mirasta devleti sıkıntıya sokmayız, bizim için önemli olan yurt dışındaki mallar” diye konuştu.

http://www.milliyet.com.tr/sahte-mirascilar-ayiklanacak--gundem-2536023/


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Jeu 1 Fév 2018 - 10:24
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant



https://odatv.com/ailede-ilk-askerlik-yapan-ben-olacagim-0102181200.html


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Ven 9 Fév 2018 - 13:25
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Former Ottoman sultan Abdulhamid II ruled over decline of his empire



Ottoman Sultan Abdulhamid II rides in an open carriage after proclaiming a new constitution in 1908.Picture: Supplied


WHEN he died a century ago this week, the deposed Sultan Abdulhamid II was one of the richest men in the world. But because his wealth was built through abuses of power he was also widely despised — within Turkey and around the world.

An obituary by Lord Eversley, who wrote the widely read book, The Turkish Empire, on the decline of the Ottoman Empire, called him “the most mean, cunning, untrustworthy and cruel intriguer” in the history of Ottoman power.

While some regarded the sultan as evil for his oppression and massacre of people within his empire, as well as fanning the flames of religious hatred, others believed him to be a humble, pious ruler who cared deeply about his people despite having enriched himself at their expense. Deeply paranoid about plots against him, he dissolved parliament and ruled with an iron fist over a declining realm until he was ultimately deposed by a rebellion and became known as Abdulhamid “The Damned”.Abdulhamid was born in Topkapi Palace in Constantinople in 1842, the son of Ottoman Sultan Abdulmecid I and his consort Tirimujgan Kadin, a Circassian woman (although Eversley was adamant she was Armenian). Since he was not expected to succeed his father, Abdulhamid was allowed to indulge a range of interests including making furniture and writing opera.

When his father died in 1861 the throne went to Abdulmecid’s younger half-brother Abdulaziz. Abdulhamid accompanied his uncle — and his brother Murad — to Britain in 1867 where the princes made a favourable impression as highly intelligent, cultured and educated young men.

Abdulaziz became increasingly autocratic and profligate after the death of two influential chief ministers and, in May 1876, was deposed by Turkish parliament. Abdulhamid’s brother became Sultan Murad V. Murad was a liberal who had been in touch with exiled members of the rebel Young Turk movement on a trip to Europe. But after Abdulaziz committed suicide in June and members of Murad’s ministry were murdered, he suffered a breakdown and in August was removed from power leaving Abdulhamid to inherit the throne.

One of his first acts was to introduce a constitution in December 1876, in response to criticism over the Ottoman Empire’s brutal suppression of an uprising in Bulgaria, which threatened to bring foreign intervention.





Troy Lennon | The Daily Telegraph

https://www.perthnow.com.au/news/human-interest/former-ottoman-sultan-abdulhamid-ii-ruled-over-decline-of-his-empire-ng-86183843366ebe317cd16689cd14c8b1


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Sam 24 Fév 2018 - 18:57
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant



Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Dim 4 Mar 2018 - 14:33
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Abdülhamid’in kızkardeşinin Mustafa Kemal’e mektubu



Sultan Abdülmecid’in kızı ve Sultan Abdülhamid’in kızkardeşi Seniha Sultan, sürgün kararı ertesi Mustafa Kemal Paşa’ya telgraf gönderdi. İşte Seniha Sultan’ın, “Çok yaşlıyım. Beni kovmayın, son günlerimi odamda geçirmeme müsaade buyurun” dediği telgraf... Gazete Habertürk yazarı Murat Bardakçı yayınladı

http://www.haberturk.com/abdulhamidin-kizkardesinin-mustafa-kemale-mektubu-1861839


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Dim 11 Mar 2018 - 10:23
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Karamollaoğlu’nun karısını bırak Abdülhamit Han’ın anasına bak

FHA- Türkiye’de tarihin de siyasete malzeme yapılması birçok yazarın tarihi gerçekleri hatırlatmasına neden oldu. Rıza Zelyut tarihten ilginç örnekler vererek politikacıları uyardı.

FHA- Saadet Partisi Lideri Temel Karamollaoğlu, AKP ile ittifak yapmadı ya... AKP’nin çamurcu takımı sosyal medyadan saldırı başlattı:

-Temel Karamollaoğlu’nun karısı İngiliz...

Hırsız diyemediler, yolsuzluk yaptı diyemediler; karısı İngiliz dediler.

Bunu diyenler, AKP’li oldukları için sıkı Abdülhamitçi...

Peki bu cahil çıkarcı takımı şuna ne diyecek?

-Sizin ulu hakan Abdülhamit Han’ınızın karısını bırakın; anası bir Ermeni... Virjin Hanım...

(Ermeni yurttaşlarımdan özür dileyerek yazdım bu cümleyi.)

Hadi bakalım, anası Ermeni diye Ulu Hakan Abdülhamit Han’ınızı da kötüleyin...

Ve dahası var... 36 Osmanlı padişahından 35’inin anası Türk değil... Hepsi Hıristiyan kızları... Bir çoğu da Osmanlı sarayında valide sultan konumuna geldiği halde Hıristiyanlığı bırakmamıştır. Düşünün ki Fatih Sultan Mehmet; anası Mara Despina için için Selanik’teki Küçük Ayasafya kilisesini almış, hizmete açmıştır.

Ne oldu şimdi? Anası Sırp kökenli Hıristiyan diye, büyük hakan Mehmet Han’ın şanına helal mi geldi?

Sizi gidi yobazlar sizi!

Din önemli değil, insanlık önemli...

Eğer Müslüman olmak önemli olsaydı; Müslümanlar bugün yeryüzünün en perişan, en geri toplumu halinde kalmazlardı. Bakın Yahudilere... Bakın Hıristiyanlara...

http://tr.farsnews.com/printnews/13961219001159


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Jeu 29 Mar 2018 - 20:06
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Osmanlı'nın 36 padişahından 35'inin annesi Türk değildi



Sözcü gazetesinden Rami Turan Saadet partisi genel başkanı Temel Karamollaoğlu'nun, karısının İngiliz olduğu için eleştirildiğine değinerek eleştirenleri Osmanlı'nın 36 padişahından 35'in annelerinin Türk olmadığını hatırlattı.

Turan yazısına şöyle devam etti:

Evet, Temel Bey'in âşık olarak evlendiği hanımefendi bir İngiliz'dir ama kelimei şehadet” getirip Müslüman olarak evlenmiştir. Dinimizde bundan doğal ne olabilir ki? Fakat bunların Müslümanlıkları da özde değil, sözdedir.

Yandaş ve yalakaların sürekli olarak hasretle dile getirdikleri Osmanlı döneminde 36 padişahtan 35'inin anneleri Rus, Ermeni, Yahudi, Rum, Fransız, Sırp, Polonyalı ve İngiliz kökenliydi. Bunlardan bazıları dinlerini hiç değiştirmemişlerdi. Birinci padişah Osman Bey'den başlayarak bütün padişahlarda Türk kadınlarına karşı bir ilgisizlik vardı. Bu nedenle Osmanlı padişahlarının kanına sürekli olarak yabancı kanı girdi. 36'ncı padişaha gelindiğinde damarlardaki Türk kanı (hep yabancı kadınlarla evlenilme sonucu) yüzde 1'in altına inmişti.

1'inci Padişah Osman Gazi (Karısı Moğol soylu Bâlâ Hatun)

2'nci Padişah Orhan Gazi'nin annesi Moğol Bâlâ Hatun.

3'üncü Padişah Birinci Murat'ın annesi Rum Horofira (Nilüfer Hatun)

4'üncü Padişah Yıldırım Bayezid'in annesi Bulgar Maria (Gülçiçek Hatun)

5'inci Padişah Mehmet Çelebi'nin annesi Bulgar Prensesi Olga.

6'ncı Padişah İkinci Murat'ın annesi Veronika (Bir iddiaya göre Dulkadir Bey'in kızı Emine)

7'nci Padişah Fatih Sultan Mehmet'in annesi Osmanlı tarihçilerine göre Çandaroğlu Tacettin Bey'in kızı Hüma Hatun, yabancı tarihçilere göre Sırp Kralı Brankoviç'in kızı Prenses Despina (Mara Hatun).

8'inci Padişah İkinci Bayezid'ın annesi Rum Kornelya (Zağanos Paşa'nın kızı)

9'uncu Padişah Yavuz Sultan Selim'in annesi Beti adlı cariye (Bülbül Hatun)

10'uncu Padişah Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi Polonya Yahudisi Helga (Hafsa Sultan)

11'inci Padişah İkinci Selim'in annesi Rus kızı Roksalan (Hürrem Sultan)

12'nci Padişah Üçüncü Murat'ın annesi Yahudi Raşel (Nurbanu Sultan)

13'üncü Padişah Üçüncü Mehmet'in annesi Venedikli Bafo (Safiye Sultan)

14'üncü Padişah Birinci Ahmet'in annesi Yunanlı Helen (Handan Sultan)

15'inci Padişah Birinci Mustafa'nın annesi İspanyol Violetta (Mahpeyker Sultan)

16'ncı Padişah ikinci Osman'ın annesi Rum kızı Evdoksiya (Mahfiruz Sultan)

17'nci Padişah Dördüncü Murat'ın annesi Rum Anastrasya (Kösem Sultan)

18'inci Padişah Deli İbrahim'in annesi Rum Anastasya (Kösem Sultan)

19'uncu Padişah Avcı Mehmet'in annesi Rus kızı Nadya (Turhan Sultan)

20'nci Padişah İkinci Süleyman'ın annesi Sırp kızı Katrin (Dilaşup Sultan)

21'inci Padişah İkinci Ahmet'in annesi Yahudi kızı Eva (Hatice Muazzez Sultan)

22'nci Padişah İkinci Mustafa'nın annesi Rum kızı Evemia (Emetullah Gülnuş Sultan)

23'üncü Padişah Üçüncü Ahmet'in annesi Rum Evemia (Gülnuş Sultan)

24'üncü Padişah Birinci Mahmut'un annesi Rum kızı Aleksandra (Saliha Sultan)

25'inci Padişah Üçüncü Osman'ın annesi Sırp kızı Mari (Şehsuvar Sultan)

26'ncı Padişah Üçüncü Mustafa'nın annesi Fransız kızı Janet (Mihrişah Sultan)

27'nci Padişah Birinci Abdülhamit'in annesi Fransız cariye İda (Rabia Sultan)

28'inci Padişah Üçüncü Selim'in annesi Cenevizli Agnes (II.Mihrişah Sultan)

29'uncu Padişah Dördüncü Mustafa'nın annesi Bulgar Sonya (Ayşe Sultan)

30'uncu Padişah İkinci Mahmut'un annesi Fransız Nache de la Bazari (Nakşidil Sultan)

31'inci Padişah Abdülmecit'in annesi Rus Yahudisi Suzi (Bezmialem Sultan)

32'nci Padişah Abdülaziz'in annesi Megrelli Gürcü Besime (Pertevniyal Sultan)

33'üncü Padişah Beşinci Murat'ın annesi Fransız Vilma (Sevkefza Sultan)

34'üncü Padişah İkinci Abdülhamit'in annesi Rusyalı Ermeni Virjin (Trimüjgan Sultan)

35'inci Padişah Mehmet Reşat'ın annesi Rum kızı Karolin (Gülcemal Hatun)

36'ncı ve son Padişah Vahdettin'in annesi İngiliz Henriet (Gülûstu Hatun) * * *

Tarihî kaynakları inceleyerek çıkardığım yukarıdaki ilginç tablo, Türk ulusunu yüzyıllarca yabancı kökenli kadınların doğurduğu padişahların yönettiğini gösteriyor. 36'ncı padişaha gelindiğinde, bilgisayarla yapılan hesaplar, Son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in damarlarındaki Türk kanının yüzde 0,6 olduğunu ortaya koydu. Padişahlar neden Türk kızlarını değil de yabancı kızlarını tercih ediyordu, bu incelenmesi gereken ayrı bir konu.

Kaynak: SOZCÜ

https://www.ermenihaber.am


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168
Point(s): 74 518
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 9 Sep 2018 - 10:29
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant



https://odatv.com/ataturk-havalimani-gitti-abdulhamid-han-havalimani-geldi-08091830.html


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Ven 21 Sep 2018 - 10:24
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

II.Abdülhamit ve Osmanlı Yahudileri



II. Abdülhamit döneminde Osmanlı Yahudileri, önemli gelişmeler de göstermişti. Yahudi gençleri, Alliance Israélite Universelle’in açtığı okullarda eğitim görerek birçok alanda ilerlemeye başladı. Osmanlı Yahudileri ayrıca birçok kamu görevlerinde yer aldı. Bu dönemde Yahudilerin İspanya’dan Osmanlı’ya göçünün 400. yıldönümü de coşkuyla kutlandı.

Siyonizm ve Arap Milliyetçiliği

19. yüzyılda Siyonizm ve Arap milliyetçiliği, aşağı yukarı aynı paralelde gelişti: Ağırlıklı olarak laik politik ideolojiler içeren bu ulusalcılıklar, emansipasyona ve kendi özgürlüğünü ilan etmeye dayanıyordu. Siyonizm incelenecek olursa, klasik Siyonizm ile modern siyasal Siyonizm arasındaki farkı görebilmek çok mühimdir. Klasik Siyonizm’in kökenleri, Diaspora Yahudileri ile Yahudilerin özgürlüğünün Maşiyah’ın (Mesih) gelmesi ile gerçekleşebileceği inancı ile ilişkili geleneksel bağlarda yatıyordu. Hâlbuki modern siyasal Siyonizm ise, Yahudilerin tek bir ulusu temsil ettiğini savunuyor ve bir Yahudi devletinin Avrupa’daki Yahudi sorununa bir çözüm getireceğini iddia ediyordu. Antisemitizm ile sadece Avrupa’dan fiziki anlamda ayrılmak ve istiklâlini ilan etmekle baş edilebilirdi.

Siyasal bir ideoloji olarak modern siyasal Siyonizm, hem doğu, hem de batı Avrupalı Yahudi düşünürlerin oluşturduğu deneyimlerinin ve fikirlerinin kaynaşması idi. Güney Rusya’da 1881’de yaşanan, Yahudilere yönelik bir dizi pogrom, Doğu Avrupa Yahudi istihbaratının asimilasyon ve reform hususundaki tüm ümitlerini yok etti. Bu pogromlar, özellikle ABD’ye Yahudi göçünü tetiklediği gibi aynı zamanda Siyonist hareketi doğurdu. Bu konuda ilk neşriyat 1882’de Odesa’da Yahudi doktor Leo Pinsker’in yayınladığı ‘Auto-Emancipation’ adlı eserdi. Pinsker’in fikirlerinden etkilenen ilk Siyonist organizasyon ‘Hibbat Zion /Siyon’u Sevenler’, Filistin topraklarına yerleşen ufak idealist gruplar tarafından kuruldu. Bunlar, 1882’den 1903’e dek süren 1.Aliya’yı oluşturdu ve Rişon Le Zion, Petah Tikva, Rehovot ve Roş Pina adında ilk Yahudi yerleşim birimlerini kurdu.

Pinsker’e kısa bir süre sonra Theodor Herzl iştirak etti. Ancak Herzl’in başlangıç noktası tamamen değişikti. Kendisi, Viyana’da oturan Batı Avrupalı ve özümlenmiş bir Yahudi’ydi. 1894’te Herzl, Fransa’da haksız yere vatana ihanetle suçlanarak mahkûm edilen, Yahudi Yüzbaşı Dreyfus’un duruşmasına gazeteci olarak katıldı. Herzl, Fransız İhtilali’nin özgürlükçü fikirlerini yayan Fransa gibi kültürlü bir ülkede sergilenen antisemitizm karşısında şok olmuştu. 1896’da Herzl, ‘Judenstaat /Yahudi Devleti’ adında bir kitap yazdı. Bu eserde Herzl, bir Yahudi devletinin kurulması için çağrıda bulunuyordu. Çünkü asimilasyon antisemitizme karşı umulanı becerememişti. Kendilerine ait bir devlet sayesinde Yahudi halkı uluslararasında eşit bir yer işgal edebilecekti…

Herzl’in fikirleri ve aktivist çalışmaları sonucunda, 1897’de İsviçre Basel’de 1. Siyonist Kongre toplandı ve burada Yahudi devleti ideali, İsrail topraklarına dönme olgusuna dönüştü. Hâlbuki ilginçtir; ne Pinsker, ne de Herzl, Filistin topraklarında bir devlet düşünmemişlerdi. İkisi de Arjantin veya Büyük Britanya’nın Doğu Afrika’daki alanlarına razıydılar. Ancak Kongre, Filistin’de bir Yahudi devleti üzerinde yoğunlaşmıştı. Bunun için Avrupalı Yahudiler Filistin topraklarına göç edip yerleşecekti. Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimi ‘Yişuv’ adıyla anıldı. Siyonizm, Arap-İsrail sorunu için uzun vadede ilgi konusu olacak iki gelişme daha yaşadı. Birincisi, Siyonizm’e sosyalist ilkeleri ve sınıf mücadelesini dahil etmekti. Bu fikirler, Siyonizm ile A.D. Gordon gibi düşünürlerce kaynaştırılmıştı ve İşçi Siyonizmi doğmuştu. Bu düşünceler, Siyonizm’e 1904-1913 arasındaki 2.Aliya zamanında devreye girdi. Bu Aliya’da 1905’te Rusya’da bastırılan ihtilâl zamanında kıyımdan kaçan Doğu Avrupa ve Rus Yahudileri yer alıyordu. O dönemde kaçan tahminen 2,5 milyon Yahudi’nin 60 bin kadarı Filistin’de yerleşti. 2. Aliya, Filistin’deki ilk Siyonist kurumların oluşmasını sağladı; bunlara sosyalist ideallerle bezenmiş ziraî kooperatif veya ‘kibutz’ da dahildi. 2. Aliya, Yişuv’un kurumsal temellerini meydana getirdi.

Siyonizm’e dahil edilen diğer bir gelişme de 1920-1930 yılları arasında Avrupa milliyetçiliğinden ithal edilen ulusalcı düşüncelerdi. Bu ilkeler, kolonyalizmi onaylıyor ve Filistin’de yaşayan Araplarla bir arada yaşamanın olanaksızlığını vurguluyordu. ‘Revizyonist Siyonizm’ olarak adlandırılan bu akımın başını da Vladmir Ze’ev Jabotinski çekiyordu. Jabotinski, ‘The Iron Wall’ adlı makalesinde, askerlerden ve savunmadan bahsediyordu. Siyonizm, modern bir ulusalcı hareket olarak önce Arap milliyetçiliği ile rekabete girdi. Zira her iki kesim de aynı ülkeye sahip çıkıyordu. Arap ulusalcılığına gelince, o da Arap halkının tek bir siyasal cemaat veya millet olduğunu savunuyordu. Bu unsur, hem müstakil, hem de müşterek bir hükümet altında birleşmiş olmalıydı; veya müttefik Arap devletleri söz konusuydu. Bu ‘Rönesans’, 18. yüzyıldan beri gelişen Avrupai özgürlük, eşitlik ve gelişme fikirlerinden etkileniyordu. Ancak Arap milliyetçiliği, bu ilkelerden ve modernizasyondan nasibini almakla beraber, Avrupa kolonyalizminin lüzumsuzluğunu da vurguluyordu…

Siyonizm gibi Arap ulusalcılığı da entelektüel çevrelerde gelişmeye başladı. Nitekim ilk ulusalcı Arap partisi 1875’te Beyrut’taki Amerikan Üniversitesi mezunları tarafından kurulmuş gizli bir cemiyetti. Onu başka Arap ulusalcı dernekleri izledi. Arap milliyetçiliğinin göbeğinde, diğer ulusalcılıklarda da olduğu gibi kendini yönetme ilkesi yer alıyordu. Üç ana ilkeye dayanıyordu: ilk olarak, yüzyıllardan beri süregelen Osmanlı yönetimine ve 1908’deki Genç Türkler devrimine karşı güçlü bir negatif duygunun mevcuttu.

İkinci olarak, Arap ulusalcı tepkisi, Avrupalı ve kolonyalist güçlerin Arap ülkelerindeki kontrolüne karşı idi. Üçüncü tepki de, kuşkusuz Siyonizm’e ve Siyonist ideolojiye yönelikti. Bu müşterek amaçlara rağmen Arap ulusalcılık hareketinde bir birleşiklik eksikti. Örneğin 1913’te organize edilen Paris’teki ilk Arap Kongresinde otonom yönetiminin oluşturulması, merkezi Osmanlı Yönetimine Arap katkısı, Arapça’nın resmi bir dile dönüştürülmesi ve genel itibarı ile de birleşmek için uğraşı vermek vardı. Ancak bunların hepsi de Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında olacaktı. Buna karşın başka Arap ulusalcıları tam bağımsızlık peşindeydi ve liderlik için savaş vardı. Bu durumda Arap milliyetçiliği hem Pan-Arabizm’i, hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun muzaffer Batılı güçler tarafından I. Dünya Savaşı’ndan sonra parçalanması aşamasında da mahalli ulusalcılığı gördü. Keza Arap ulusalcılığı Siyonizm’de olduğu gibi bünyesine sosyalizm gibi başka idealler de kaynaştırdı.

19. yüzyılın bitiminde Arap âlemine bakılacak olunursa, Arapların ekseriyetinin kendisini ulusal tabirlerle değil de; aile, kabile, köy gibi veya dini terimlerle nitelediği görülür. Ancak şu da bir gerçektir ki, Arap entelektüelleri arasında Osmanlı’nın 1872’de gerçekleştirmeye başladığı reformlardan itibaren oluşmaya başlayan bir ulusal tanım da gelişmeye başlamıştı. Bu tarihte Osmanlı yönetimi, bağımsız Kudüs Sancağını kurmuş ve mahallî ileri gelenlerin ön plana çıkması mümkün olmuştu. Bu durum, 1. Aliya’dan on yıl kadar evvel gerçekleşmişti. Ancak Araplar arasında Filistin hususunda birleştirici bir diyalog pek gözlenmedi. Ta ki Araplar 1936-39 arasında Siyonist devlet ve İngiliz Mandası’na ‘Arap İsyanı’ şeklinde bir tepki gösterene dek1.

Filistin’e göçler

Esasen 19. yüzyılın son çeyreğinde, Filistin’e sürekli olarak küçük bir Yahudi göçü sürüyordu. Bunların çoğu, ulusalcılıktan ziyade Kutsal Topraklara dinsel bir motivasyon ile akmıştı. Bazıları, Eski Kudüs’teki gettoda yerleşmişler, iane ile geçiniyor ve günlerini ibadet ile geçiriyorlardı. Diğerleri, ziraata yöneldi; arazileri ve sermayeleri Yahudi yardımsever dernekler tarafından temin ediliyordu. Bunların en önemlisi, Jewish Colonization Association (I.C.A.) idi ve bu teşkilât, Baron Edmond de Rotschild tarafından finanse ediliyordu. Bu eski yerleşimciler veya I.C.A. kolonyalistleri, siyasal anlamda Siyonist değildi. Türkler onlara hoşgörü gösteriyordu ve Araplarla dostane ilişkileri vardı. Arap işgücünü kullanıyor ve ilişkileri bozabilecek siyasal Siyonizm’den kaçıyorlardı. Lâkin ilk Siyonistler ülkeye gelmeye başlayınca, vahşi doğadan ve hastalıklardan tedirgin oldu. Kurdukları kolektif yerleşim birimlerinde tifüs ve sıtmadan başka, hırsız bedeviler, hatta onlara iyi gözle bakmayan eski Yahudi yerleşimcilerle de mücadele etmek durumundaydılar2.

Avrupalı devletler ve özellikle İngiltere, topraklarından Siyonist unsurları Filistin’e ihraç ederek, Yahudileri dış politikaları için ‘malzeme’ olarak kullanmayı düşünüyordu. Sultan II. Abdülhamit, Filistin’de bir bağımsız Yahudi devleti fikrinin yattığını tespit ederek, özellikle 1882’de Rusya’dan Filistin’e bir Yahudi göçünün başlaması üzerine, hükümetin dikkatini çekerek bunun önlenmesini istedi. Bu göç dalgasının Arapları küstüreceği ve iç çatışmalar çıkabileceği endişesindeydi. Siyonistlerin faaliyetleri konusunda sunulan bilgi ve raporları inceleyen Padişah, Siyonizm’e karşı tespit edilecek politikanın ana hatlarını kendisi çiziyordu. 1890’da Siyonistlerin Osmanlı ülkesine kabul edilmemesi için bütün tedbirlerin alınmasını istedi ve bunun üzerine toplanan Meclis-i Vükelâ, alınacak önlemler paketini hazırladı. Buna rağmen Yahudilerin Filistin’e göçü sürüyordu. 21 Kasım 1900’da hazırlanan dört maddelik yeni nizamnameye göre, herhangi bir ülkeden gelip Filistin’i ziyaret etmek isteyen bir Yahudi, teskere veya pasaport edinecekti. Otuz günün sonunda Osmanlı topraklarını terk etmediği anlaşılan Yahudiler, yakalandıklarında sınır dışı edilecekti. 1883’te ise bir arazi kanunnamesi çıkarılmıştı; bu kanunla Avrupa ve Amerika’nın himayesindeki yabancı uyruklu Yahudilere Filistin’de emlak edinme yasaklanıyordu. Ancak bu yasak delinince, 1893’te devlet yeni bir kararla bütün Yahudilere Filistin’de arazi satılmasını yasakladı. Tüm bu çabalara rağmen, Siyonistler çok sayıda taraftarlarını Filistin’e yerleştirmeye başladı. II. Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908’de Musevi göçmen nüfusu 80 bine ulaşmıştı; 40 bin dönüm de toprak almışlardı. 1870-1896 seneleri arasında yerleşimciler 17 tarım kolonisi kurmuştu.

II. Abdülhamit’in Yahudilere yaklaşımı

Siyonistlerin Filistin’de iskân edilmelerine karşı çıkan II. Abdülhamit’in, Avrupa’daki katliamlardan kaçan Yahudi göçmenlerin Babıali tarafından tespit edilecek bölgelere yerleştirilmelerine karşı olmadığının da altının çizilmesi gerekir. Sultan’ın bu onayıyla, Yahudilerin mali hizmetlerinin de bir karşılığı olarak, Yahudilerin iskânını hızlandırmak ve Hristiyan âleminde onların daha fazla acı çekmelerini önlemek için Muhacirin Komisyonukuruldu3.

II. Abdülhamit’in Osmanlı Yahudileri ve Yabancı Yahudiler ile olan ilişkileri ayrı tutulmalıdır. Döneminin bir bölümünde yer alan İttihat ve Terakki akımı içinde II. Abdülhamit’e muhalefette bulunmuşlarsa da, bu Yahudilerin Türk unsuruna karşı olduğunu ifade etmez. I. Siyonist Kongre’nin toplanmasından sonra, kongrelerin toplanmasını sağlayan Herzl’in planlarında Osmanlı Devleti’nin egemenliği altında bulunan Filistin’in, Osmanlı’nın rızası ve egemenliği altında Yahudileşmesini gerçekleştirmek yer alıyordu. Herzl, bu amaçla İstanbul’a birkaç kez geldiyse de, Abdülhamit toprak satın alımı konusundaki tekliflerini kesinlikle reddetti. Sultan aslında Filistin hariç, imparatorluğun birçok bölgesinde Yahudi yerleşimine izin vermekle beraber, Filistin’siz bir imtiyazı da Herzl kabul etmedi. II. Abdülhamit, her şeye rağmen Herzl’i tamamen dışlamamıştı ve kendisine 3. sınıf Mecidiye Nişanı taktırmıştı. Ancak bir görüşmede tercümanlık yapan Hahambaşı kaymakamı Moşe Levi’yi saraya davet etmiş ve bütün gün beklettikten sonra çok sert bir şekilde azarlamıştı. Moşe Levi, olaydan hastalanacak ölçüde müteessir olmuş ve Herzl’in emellerinden haberdar olmadığını belirtmişti. Hahambaşı’nın art niyeti olmadığına ikna olan Padişah, yaşlı Moşe Levi’yi affetmişti (‘Une Page Inédité d’ Histoire: Abdülhamid 2 et le Sionisme’, Avram Galante, 1933).

Osmanlı Yahudileri ise Avrupa devletlerinin uyruğunda bulunan Siyonistlerin girişimlerini soğuk karşılamıştı. Ayrıca II. Abdülhamit döneminde Osmanlı Yahudileri, yönetimle herhangi bir sürtüşmeye girmediği gibi, önemli gelişmeler de göstermişti. Yahudi gençleri, ‘Alliance Israélite Universelle’in açtığı okullarda eğitim görerek birçok alandaki geri kalmışlıklarından kurtulmaya başladı. Osmanlı Yahudileri ayrıca birçok kamu görevlerinde yer aldı. Ayrıca bu dönem boyunca, Osmanlı topraklarına büyük bir Yahudi göçü oldu; 1844’te 150 bin olan Yahudi nüfusu, 1907’de 253 bine çıktı. Osmanlı, Yahudileri yalnız sınırları dahilinde değil, dışında da koruma politikası izlemişti. Öte yandan Osmanlı’ya İspanya’dan göçün 400. yılını Osmanlı Yahudilerinin coşkulu bir şekilde kutlamaları da, bu dönemde Yahudi topluluğunun Osmanlı’ya olan bağlılığını ortaya koyar. 1892 yılının Pesah Bayramı’nda, tüm sinagoglarda okunan özel bir şükran duasından sonra Moşe Levi, Yıldız Sarayına giderek II. Abdülhamit’e Yahudilerin minnet ve şükranlarını ifade eden altınla işlenmiş bir albüm ile sinagoglarda okunan metni ve Türkçe tercümesini sundu. II. Abdülhamit döneminin konsolos, hukukçu, müfettiş, maliyeci ve hekimleri arasında birçok Yahudi vatandaş bulunmaktaydı.

Kaldı ki, Filistin Osmanlı toprakları içinde kaldıkça, Osmanlı Yahudilerinin en sonunda bu bölgenin Osmanlı Devleti’nden kopmasını gerektirecek olan Siyonizm’e sempati göstermedikleri de başka bir gerçektir. Osmanlı Yahudileri, bu devletin topraklarını onları savunan bir kale olarak görmüş ve çöküş sürecinden kaygılanmışlardı. Meclis’te, Gümülcineli İsmail Bey Yahudilerin devleti parçalamak ve Filistin’de bir Yahudi devleti kurmak istediklerini söylediğinde söz alan Nissim Masliyah Efendi, “Bendeniz bunu katiyen reddediyorum, İsrailiyet namına cevap veriyorum” demişti. II. Abdülhamit’in tahttan indirilmesi esnasında heyette görev alan Emanuel Karasu’nun siyasette izlediği yol ise ayrı bir araştırma konusu olup, Osmanlı Yahudi toplumuna mal edilemez4.

devam edecek

Yusuf BESALEL / ŞALOM

1 The Arab-Israeli Conflict, Kristen E. Schulze Rutledge, N.Y., 2017, S. 3- 7.

2 Promise and Fulfilment, Arthur Koestler, Macmillan and Co. Ltd., 1949, S. 4.

3 Ulu Hakan Abdülhamit Han, Hüseyin Tekinoğlu, Kamer Yayınları, 2017, S. 235- 238.

4 Osmanlı ve Türk Yahudileri, Yusuf Besalel, Gözlem Yayıncılık, 2003, S. 53- 55.



http://www.salom.com.tr//haber-108032-iiabdulhamit_ve_osmanli_yahudileri.html


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168
Point(s): 74 518
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 14 Oct 2018 - 10:05
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant



https://odatv.com/akpliler-ii.-abdulhamitin-mirasini-da-ranta-teslim-etti-11101802.html


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 26 168
Point(s): 74 518
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 17 Jan 2019 - 20:02
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

Küçük Efendi (Bölüm-3) Sürgün




Değerli dostlarım,sevgili okurlarım, Küçük Efendi yazı dizimin üçüncü bölümüyle sizlerleyim. Yazımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz;
3 Mart 1924 yılıdır. Ankara Hükümeti ve başında bulunan Mustafa Kemal Paşa tarafından Osmanlı Hanedan ailesi hakkında sürgün kararı çıkar. Geçmekte olan kış kadar çetin, hüzün dolu ve hafızalardan hiç silinmeyecek bir tarihtir bu.

O gün akşam vakti, saat sekiz sularında M.Selim Efendi’nin bulunduğu köşke üç polis gelerek tebligat yaparlar.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/Son_Halife_Abd%C3%BClmecid_efendi_tebli%C4%9Fat__s%C3%BCrg%C3%BCn_karar%C4%B1.jpg

M.Selim Efendi polisleri sakinlikle karşılar, tebligat kağıdını ellerinden alırken “Evladım bavullarımızı toplamaya vaktimiz var mı?” diye sorar.

Amir “Tabi ki efendim sizlere 72 saat, sultanlara bir hafta verildi lakin gideceğiniz günü ve saati bize bildirmeniz gerek, sizlere refakat ederek ayrıldığınızdan emin olmamız gerek. Ve ayrıca o gün devletimiz sizlere birer zarf verecek” der.

M.Selim Efendi ne zarfı olduğunu sorsa da amir; “Efendim ne zarfı olduğunu ben de bilmiyorum, bana verilen görev tebligatı size ulaştırıp, gideceğiniz gün size refakat etmektir” diyerek ayrılır.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/Nil%C3%BCfer_hatun_%C5%9Eehzade_Abd%C3%BClkerim_validesi-crop.jpg

O sırada Şehzade Abdülkerim Efendi kuzeni Orhan Efendi’ye gittiği için sürgün kararından haberdar değildir. Saat 9 gibi köşke döner. İçeri girdiğinde validesini ve M.Selim Efendi’yi gözleri yaşlı görür ve hemen sorar “Kim ölmüş, neden hüzünlüsünüz?

M.Selim Efendi durumu anlatır fakat Şehzade Abdülkerim Efendi hiddetle karşı çıkar ve şu sözleri söyler ”Bizi nasıl kovarlar, dedelerim bu toprakların muhafazası için canlarını ortaya koymuşlar, bunu nasıl yaparlar şehzade babam?

M.Selim Efendi ise şehzadeye durumu izah eder ve “Artık saltanat kaldırıldı, sen ve ben, bizler artık şehzade değiliz bu vatanda. Bu meclisin kararıdır, artık bizi istemiyorlar” diyerek sakinleştirmeye çalışır.

Bu, Şehzade Abdülkerim Efendi’nin hayatında yaşadığı ikinci büyük acıdır. İlki Dedesi Sultan Abdülhamid Han’ın 1918’de vefatı, diğeri ise bu sürgün kararıdır.

Köşkte eşyalar toplanmaya başlamıştır lakin Şehzade Abdülkerim eşyalarına dokunmaz ve köşkte kalacağım diye ısrarını sürdürür.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/%C5%9Eehzade_M_Selim_3.jpg

M.Selim Efendi bu ısrarın beyhude olduğunu şehzade oğluna ”Yapma şehzadem, burda kalman mümkün değil, ellerinde liste var, bebekler dahil Osmanlı Hanedan fertleri olarak 155 kişiyiz, hepimizi tek tek kontrol ediyorlar ve biliyorlar, burda kalamazsın” diyerek anlatmaya çalışır lakin Abdülkerim Efendi gerekirse kaçarım diyerek gitmemekte ısrarcıdır.

M.Selim Efendi yine sakin sakin “Bak şehzadem halife Abdülmecid Han dahi önceleri bu durumu kabullenmedi fakat sonra ikna oldu, şu an elden gelen hiç birşey yoktur, artık bu iş burada bitti” der.

Şehzade Abdülkerim ”Bu iş burada bitmez, ben sürgünde bile mücadele etmeye devam edeceğim” diyerek çaresiz bavulunu hazırlar.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/Mehmet_Orhan_Efendi-crop.jpg

Ertesi gün kuzeni Orhan Efendi yanlarına gelir ve kendileriyle birlikte gitmek istediğini, Şehzade Abdülkerim’le beraber olmak istediğini söyler.

Öğlene doğru polisler gelir ve “Şehzadem hazır iseniz yola çıkalım” der.

Polislerden biri gözyaşlarını tutamamakta, hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır. Bu durum Orhan Efendi’nin dikkatini çeker ve amcasına “Amcacığım şu polisi sakinleştirebilirmisiniz, biz de ağlamaya başladık onu görünce” der.

M.Selim Efendi polise sakin olmasını söyler ve “Oğlum rica ederim sakin olunuz, bizim de içimiz kan ağlıyor ama birşey yapamıyoruz, lütfen zorlaştırmayınız” der.

M.Selim Efendi iki eşi, kızı Nemika Sultan, oğlu Abdülkerim Efendi ve yeğeni Orhan Efendiyi alıp Haydarpaşa Gar’ına gelirler. Sonraki rota Halep’tir.

Diğer hanedan üyelerinin bazıları vapurla Mısır’a, Gazze’ye, Beyrut’a, bazıları Çatalca’dan kalkan trenle Balkan ülkelerine ve Avrupa’ya giderler. Herbiri başka topraklara adeta savrulur.

Tarih 8 Mart 1924. Osmanlı topraklarında 623 yıl hüküm sürmüş şanlı hanedan ailesinin tek bir ferdi dahi bırakılmamış, sürgün edilmiştir.

Aile fertlerine verilen zarflarda  2 bin İngiliz sterlini ve bir yıllık süreli pasaport vardır. Pasaporta göre bir yıl dolduğunda vatansız kalacaklardı. Hiç bir ülkeye tabi değillerdi.

M.Selim Efendi ailesiyle beraber Halep’e gelir, burda ufak bir konak bulur yerleşirler.

Bu arada Anadolu’da M.Selim Sultanımız diye hutbeler okunur fakat bundan M.Selim Efendinin de haberi yoktur.

Bu olayı duyan Ankara Hükümeti ise çok kızarak Fransızların işgali altında bulunan Halep’e bir telgraf çekerler.

Telgrafta “Sultan Abdülhamid’in büyük oğlu M.Selim Efendi’nin Halep’te kalması bizim için sakıncalıdır, başka yere naklini talep ederiz” denmektedir.

Fransız makamları, bu henüz yeni kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti ile arayı bozmak istemediğinden M.Selim Efendi’yi yanındaklerle birlikte Beyrut’a gönderirler.

Beyrut’a gelen başka hanedan üyeleri ve şehzadeler de vardır lakin Selim Efendi yalnızlığı sevdiği için Beyrut’un dışında kalan Cünye kasabasına yerleşir.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/Bu_ev_s%C3%BCrg%C3%BCne_L%C3%BCbnan%E2%80%99da_C%C3%BCnye_kasabas%C4%B1nda_%C5%9Fehzade_M_Selim_ve_o%C4%9Flu_Abd%C3%BClkerim_efendi_kald%C4%B1_ev.jpg

Cünye hristiyan ağırlıklı ve biraz da ermeni nufüsun oluşturduğu bir kasabadır. Cünye’ye varır varmaz hemen ev aramaya başlar ve tam tepede bir konak görür. Gider sahibini bulur. Sahibi bir Ermenidir.

Dostlarım 2004 senesinde bu konağın sahibinin oğlu ile tanışmıştım. İlyas Bey M.Selim Efendi’nin bu konağı babasından nasıl kiraladığını bize şöyle anlatmıştı;

Evin sahibi M.Selim Efendi’yi görünce sevinç içinde ellerine sarılıp “Efendim ne demek kira, koskoca Sultan’ın oğlu benim evime talip olmuş, buyrun oturun ben hiç bir bedel istemiyorum” der.

M.Selim Efendi kabul etmez, sonunda makul bir bedel üzere kiralar.

images/image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/M_Selim_Evi._L%C3%BCbnan_cuniye.jpg

Ev sahibi “Efendim biz Osmanlı teb’asıyız, sizin dedeleriniz sayesinde güven içinde yaşadık, İbadetimize karışmadılar Allah onlardan razı olsun“ diyerek gözyaşlarıyla bu sevincini ifade eder.

Bu olayı bizlere aktaran İlyas Bey’in bir de kendine dair anlattığı şu hatırayı da burada yazmadan geçemeyeceğim dostlarım.

M.Selim Efendi ara sıra ev sahibinin oğluna yani İlyas Bey’e cebinde kalan son Osmanlı liralarını harçlık verirmiş. Bu İlyas Bey’in çok hoşuna gidermiş. Bizlere M.Selim Efendi’nin ne kadar asil biri olduğunu öve öve bitirememişti.

Evet biz Abdülkerim Efendi’ye yani Küçük Efendi’ye geri dönelim.

O yıllarda artık 28 yaşlarında genç bir delikanlı olan şehzade evlenmek ister. Beyrut’ta hanedan ailesinden sultanlar, akrabalar da bulunmaktadır. Şehzade bir kaç sultana evlilik teklifinde bulunursa da bu işi duyan babası M.Selim Efendi çok kızar ve izin vermez.

Bu durum aile arasında hemen duyulur ve sultanlar Şehzadenin üç sultana da evlilik teklif etmiş olduğunu öğreniler ve aralarında Abdülkerim Efendiyi istemezler.

Bir gün M.Selim Efendi oğlunu yanına çeker nasihat eder ve der ki “Bak oğlum bu kasabanın kızlarından uzak durasın, bunlar bize kız vermezler, kendileri katı maruni hristiyandır asla müslümana kız vermezler

Şehzade Abdülkerim sanki aksini yap demişler gibi kasabada gördüğü güzel bir kıza tutulur. Adı İlezebet olan kızın ailesi tanınmış maruni hristiyan bir ailedir.

Kızın yollarını gözlemeye başlar. Nihayet bir gün karşısına çıkan İlezebet fransızca olarak “Bey sen ne istersin” diye sorunca Abdülkerim Efendi niyetini açıklar. Kıza aşık olduğunu, evlenmek istediğini söyler.

Kız biraz şaşkın “Yakışıklısın, asilsin, sizi tanırız lakin ailem vermez” deyince Abdülkerim Efendi beylik tabancasını çıkarır ve masaya koyar.

Kıza “Seç” der. “Namlu sana gelirse benimle kaçacaksın, namlu bana gelirse seni kaçıracağım.

Her iki durum da aslında aynı kapıya çıkmaktadır ve kız bunu kabul eder.

Bavulunu hazırlar ve aynı günün gecesi birlikte Şam’a kaçarlar.

Bunu duyan M.Selim Efendi çok kızar ve artık benim öyle bir evladım yok diyerek şehzadeyi evlatlıktan red eder.

Kızın ailesi de üzgün olmakla beraber M.Selim Efendiyle konuşup ortalığın sakinleşmesi için gayret gösterirler.

images/image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/%C5%9Eehzade_M_Selim2.png

Şehzade Abdülkerim Efendi Şam’da Ilezebet ile nikah kıyarlar ve İlezebet müslüman olur ismini Nimet olarak değiştirirler.

Bu ismini çok seven Nimet babaannemiz artık hep bu isimle çağırılmak istediğini sıklıkla dile getirirmiş.

1929’da bu evliliği yapan Şehzade artık Şam’a yerleşmiştir fakat onun kafasında başka planlar vardır.

Sık sık Beyrut’a giderek ordaki şehzade kuzenleri, Sultan Abdülaziz’in, Sultan Reşad’ın torunlarıyla ve tabi ki Şehzade Orhan Efendiyle bir araya gelir, görüşür.

Şehzadeler yaşça kendisinden büyük olmasına rağmen Abdülkerim Efendi’ye neler yapacaklarını sorarlar, ondan icraat beklerler.

Abdülkerim efendi onlara “Şehzadelerim, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı bir hamle yapmak bize yakışmaz. Devlet kuruldu, Cumhuriyet var biz bu durumu kabullenelim” der.

Bu sözleri Abdülkerim Efendi’nin söylemesine şehzadeler şaşırır. Lakin Şehzade onlara “Bekleyin, daha sözüm bitmedi, benden haber bekleyin, yakında yeni bir devlet kurulacak ve başına ben geçeceğim” der.

Şehzadeler bu sözlere bir hayal diyerek gülerler.

image.ogunhaber.com/assets/uploads/other/images/Surye_%C5%9Eam_Osmanl%C4%B1_hanedan%C4%B1n_mezarl%C4%B1%C4%9F%C4%B1.jpg

Şehzade Abdülkerim Efendi o dönem Mohsin Çapan diye bir Osmanlı hariciyeci ile görüşmektedir. Mohsin Çapan dünyayı iyi tanımış, bir çok lider ile bir araya gelmiş, bilhassa Japon İmparatoru ile yakın münasebetleri olan bir şahıstır.

Evet dostlarım bundan sonraki kısmı yazımın 4. Bölümüne bırakarak bu bölümü burada sonlandırmak istiyorum.

Allah’a emanet olunuz!


Şehzade Orhan Osmanoğlu


ogunhaber.com/yazarlar/sehzade-orhan-osmanoglu/kucuk-efendi-bolum-3-surgun-10601m.html


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

En ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 679
Point(s): 4 500
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Ven 22 Fév 2019 - 11:07
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır
Répondre en citant

2. Abdülhamid'in gelini Osman: Atatürk'ü inkar edenler 'Türküm' dememeli, 'Osmanlıyım' dememeli



2. Abdülhamid'in torunu, Şehzade Ertuğrul Osman'ın karısı Prenses Zeynep Osman, Nilhan Osmanoğlu'na tepki gösterdi. "Bunları söyleyen kızcağızın babasını bile hayatımda bir defa gördüm," diyen Zeynep Osman, "Değil kendileri, büyükbabaları bile Şadiye Sultan'ı ne gördü, ne tanıdı. Hanedan Avrupa'ya gitti, bunlar Şam'da büyüdü" ifadesini kullandı.

2. Abdülhamid'in torunu Nilhan Osmanoğlu, 5 Şubat'ta katıldığı bir konferansta Fransa'da yaşayan Abdülhamid ailesiyle eski Cumhurbaşkanı İsmet İnönü arasında geçtiğini iddia ettiği bir görüşmeyi anlattı.Osmanoğlu, İnönü'nün Türkiye'ye dönmek isteyen Osmanlı hanedanı üyelerine "Bunun bir bedeli var" dediğini ve ellerindeki mücevherleri aldığını iddia etti.

Söz konusu iddiaya yanıt bu kez Osmanlı hanedanından geldi.

2. Abdülhamid'in gelini, Şehzade Ertuğrul Osman'ın karısı Zeynep Tarzi Osman, "İlk defa konuşuyorum. İsmet Paşa'ya bu itham ağırıma gitti. Çok zoruma gitti. İsmet Paşa'yla alakalı bu sözler, doğru değil. Büyük bir hata, büyük bir yanlışlık, asla hakikat olmayan bir

lakırdı" ifadesini kullandı.

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil'e konuşan Zeynep Osman, sözlerine "İsmet Paşa meselesi hakiki bir mesele olsaydı, Hanedan'ın reisi Osman Ertuğrul bilmez miydi? Hakiki bir mesele olsaydı, Osman Ertuğrul'un eşi olarak benim bilmemem duymamam mümkün mü?" diye sordu.

'ÇOK HAZİN BİR LAKIRDIDIR'

Osman, "Cumhuriyeti, demokrasiyi, Atatürk'ü seven bir tek insan bile kaldıysa bu ülkede, bu çok ağır bir laf. Taşınamaz. Yenilir yutulur lakırdı değildir. Aslı esası yok. Çok hazin bir lakırdıdır" ifadesini kullandı.

"Padişah Abdülhamid'in kızı Şadiye Sultan, Osman Ertuğrul'un çok yakın olduğu halasıydı. Paris'e gittiğinde daima Şadiye Sultan'da kalırdı. Kitaplarına çok değer verirdi, kitaplarını Şadiye Sultan'a emanet ederdi" diyen Zeynep Osman, şunları kaydetti:

"Şadiye Sultan'ın kızı Samiye Hanımsultan, bir Amerikalıyla evlendi, New York'ta Osman Ertuğrul'a çok yakın otururlardı. Şadiye Sultan, New York'a kızına geldiğinde daima Osman Ertuğrul'la görüşürlerdi. İsmet Paşa meselesi hakikat olsa, Osman Ertuğrul'un bilmemesi mümkün müydü?"

Yılmaz Özdil, "Abdülhamid'in gelini, Hanedan'ın son reisinin eşi: Atatürk'ü inkar edenler Türküm dememeli, Osmanlıyım dememeli" başlıklı yazısında Zeynep Osman'ın açıklamalarını aktarmaya şöyle devam etti:

"'Abdülhamid'in son geliniyim, Osman Ertuğrul'un eşiyim. Osman Ertuğrul hayatı boyunca yaşadıklarını kendi sesiyle teybe kaydetti, kendi el yazısıyla kağıtlara kaydetti. Bu hatıratın hepsi bende, hepsini benim yanımda kaydetti. Tek bir satırında bile böyle bir şey yok. Şadiye Sultan olayı hakikat olsa, Osman Ertuğrul'un hatıratında olmaz mı? Mevhibe hanımefendiyi yakından tanırdım. Annemin gayet iyi ahbabıydı. Ailece gidip gelirdik. Son derece saygıdeğer insanlardı. İsmet Paşa'nın bütün ailesini tanırım. Kızı Özden hanımı pek severim. Mutlu İlmen yakın arkadaşımdır. Mevzubahis bile olamaz.

'BUNLARI SÖYLEYEN KIZCAĞIZIN BABASINI BİLE HAYATIMDA BİR DEFA GÖRDÜM, O DA GALİBA BİR SAAT'

'Bunları söyleyen kızcağızın babasını bile hayatımda bir defa gördüm, o da galiba en fazla bir saat… Değil kendileri, babaları bile, büyükbabaları bile Şadiye Sultan'ı ne görmüştür, ne tanımıştır. Hanedan Avrupa'ya gitti, bunlar Şam'da büyüdü.

'Sultan Abdülhamid'le Napolyon'un aynı dönemde yaşadığını söyleyen birine ne denir ki.'

'Aslında bu sözleri söyleyenleri suçlamıyorum. Eski sultanları görmemişler, tanımazlar, bilmezler. Bambaşka bir yetişme tarzıyla yetişmişler. Hanedan'ın büyükleriyle temasları olmamış. Bunların aile fertleri, kendi büyükleri saraydan uzaktaydılar.'

tr.sputniknews.com/turkiye/201902221037807459-abdulhamid-gelini-osman-ataturk-inkar-edenler-turkum-dememeli-osmanliyim-dememeli/


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 10:50
MessageSujet du message: II. Abdülhamit'in Annesi Ermeni KÖLE Kız Verjin Hanım'dır

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Communauté -> Akrabamı arıyorum - Ծնողքս կը փնտռեմ - Cherche mes parents - I am looking for my parents Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6  >
Page 5 sur 6
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com