Welcome Guest: Register | Log in
 
FAQ| Search| Memberlist| Usergroups
 
Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
 
Post new topic   Reply to topic
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul Goto page: <  1, 2, 3 … , 21, 22, 23  >
Previous topic :: Next topic  
Author Message
vahe2009



Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664

PostPosted: Wed 19 Jun 2019 - 10:39
PostPost subject: Türk Yahudi Toplumu Gençlerimize Kötü Örnek Oluyor Dedikleri Drama
Reply with quote

Previous post review:

Türk Yahudi Toplumu Gençlerimize Kötü Örnek Oluyor Dedikleri Drama Sanatçısıı Yosi Mizrahi Evlenince Artık Çouklarımızın Mürrüvetini Görürüz Artık ...








Yosi Mizrahi evlendi

Ünlü oyuncu Yosi Mizrahi, İdil Kazak ile dünya evine girdi

Tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu Yosi Mizrahi'nin mutlu günü.

Mizrahi, İngilizce öğretmeni İdil Kazak ile dünya evine girdi.

Sade bir törenle nikah masasına oturan çift, güzel haberi sosyal medya hesaplarından duyurdu.

YOSİ MİZRAHİ KİMDİR?

Tatil beldelerinde bir dönem profesyonel olarak animatörlük yapan Yosi Mizrahi 1971 yılında İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Babası Selim Mizrahi’dir. Askerlik hayatının ardından animatör olarak tatil beldelerinde iken babasının isteği üzerine animatörlüğü bırakmış ve İstanbul’a dönmüştür. Terazi burcudur.

Lise döneminde tiyatro ile tanışmış ve Zorba oyununda yer almış, Dormen Tiyatrosunda ise profesyonel olarak Şarkılar Susarsa oyununda sahne almıştır. Haldun Dormen’den konservatuvardaki derslerine girerek dersler almıştır.

Bir çok sinema, dizi ve tiyatro oyununda sahne alan Yosi Mizrahi Yahudi asıllı oyuncularımızdandır. Bunların yanı sıra farklı televizyon kanallarında sunuculukta yapmıştır. 2001 yılında Çiğdem İrtem ile evlenmiş boşanmış, 2009 yılında Özlem Hanım ile evlenmiş bu evliliğide 2005 yılında son bulmuştur.

Gülşen Abi, Çiçek Taksi, Beşi Bir Yerde, Eşkiya, Feride, Tatlı Kaçıklar, Ruhsar, Yanlış Saksının Çiçeği, Sırılsıklam, Eylül Fırtınası, Yılan Hikayesi, Aşk Hırsızı, Dadı, Yeşil Elbiseli Kız, Yıldız Tepe, Aşkına Eşkiya, Cinlerle Periler, Kör Talih, İki Arada, Bekarlar, Serseri Aşıklar, Biz Boşanıyoruz, Büyük Buluşma, FIrtına Hayatlar, Size Baba Diyebilirmiyin, Beşinci Boyut, Kadının Sessizliği, Sen misin Değil misin?, Bir İhtimal Daha Var, Aşkım Aşkım, Dedektif Biraderler, Kolay Gelsin, Şeysimtangemi, 40, Aşk Geliyorum Demez, Çılgın Kanal, Küçük Sırlar, Umutsuz Ev Kadınları, Bana Bir Soygun Yaz, Bir AYlak Adam, Napcaz Şimdi?, Görüş Günü Kadınları, Kaçak, Nerde O Yeminler, Filinta, Ali Baba ve Yedi Cüceler, Detay, Kalbim Yangın Yeri, Nereden Nereye ve Eyvah Karım gibi bir çok sinema ve dizide rol almıştır.

aksam.com.tr/magazin/yosi-mizrahi-evlendi-yosi-mizrahi-kimdir/haber-980765
Back to top
Publicité






PostPosted: Wed 19 Jun 2019 - 10:39
PostPost subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Tue 2 Jul 2019 - 21:27
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote



Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 11 Aug 2019 - 11:56
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

vahe2009 wrote:
Türk Yahudi Toplumunu Sevindiren Evlilik Çerkez Burcu İle Sefarad Berk New Yorkta Nikahlandı








Burcu Esmersoy ile Berk Suyabatmaz evlendi

Burcu Esmersoy ile nişanlısı Berk Suyabatmaz, dün akşam New York Türk Başkonsolosluğu’nda dünyaevine girdi. Nikah törenine Türkiye’den Berk Suyabatmaz’ın ailesi, Burcu Esmersoy’un ise kız kardeşi Müge ve yakın arkadaşları katıldı. Törenden fotoğraflar sosyal medyada paylaşıldı. Sade bir törenle dünyaevine giren mutlu çift balayına Monte Carlo’ya gidecek.Düğün hazırlıkları için uzun zamandır Amerika'da olan Burcu Esmersoy ve Berk Suyabatmaz, New York Türk Başkonsolosluğu’nda nikah masasına oturdu.



Nikah törenine Türkiye’den Berk Suyabatmaz’ın ailesi, Burcu Esmersoy’un ise kız kardeşi Müge ve yakın arkadaşları katıldı. Törenden fotoğraflar sosyal medyada paylaşıldı.

ade bir törenle dünyaevine giren mutlu çift balayına Monte Carlo’ya gidecek.


Burcu Esmersoy Instagram'dan şu yazıyı paylaştı:

Tanıştığımız yerde evlenmek nasipmiş... Bizim mutluluğumuzu paylaşan ve kendi mutluluğu gibi yaşayan herkese çok teşekkürler... Darısı başınıza... Sevgiler herkese mutkuluklar ve tekrar teşekkürler... Bu arada bize bu konuda yardımcı olan Türkiye Cumhuriyeti New York Başkonsolosluğu’na çok teşekkür ederiz.



Burcu Esmersoy evlendikten sonra sosyal medyadaki hesaplarına Suyabatmaz soyadını ekledi.


Ünlü sunucu Esmersoy, 14 Mayıs'ta evleneceğini söylemişti.

Esmersoy, ''Berk hayatımın aşkı. Yıllar boyu Berk’le birbirimiz için evrilmişiz. Birbirimizi beklemişiz. Müthiş bir aşk yaşıyoruz, tahtalara vur. Kelimelerle anlatabileceğim bir şey değil. Birbirinin gözünün içine bakarken aşktan alev alev yanan iki insanız.'' ifadelerini kullanmıştı.



BERK SUYABATMAZ KİMDİR?

1978 yılının Mart ayında dünyaya gelen işadamı Berk Suyabatmaz Antalya'da doğdu. İş hayatı dışında sosyal hayatı ile sıkça gündeme gelen Berk Suyabatmaz son olarak 2017 yılında güzel sunucu ve oyuncu Burcu Esmersoy ile birlikteliğiyle sıkça gündeme gelmektedir.



Ayrıca sıkça sosyal medya hesapları üzerinden seyahat ettiği ve gezdiği yerleri takipçileriyle paylaşan Berk Suyabatmaz'ın çok sayıda takipçiside bulunmakta.

Geçmiş dönemlerde ismi Ayşe Özyılmazel, Neslişah Alkoçlar, Merve Hasman, Tuğçe Postoğlu, Deniz Marşan ve Berrak Tüzünataç gibi isimlerle anılmıştır. Denizcilik sektörü üzerine iş hayatını sürdüren Suyabatmaz ayrıca kayak sporları ile de ilgilenmektedir.

haberturk.com/burcu-esmersoy-new-york-ta-evlendi-berk-suyabatmaz-kimdir-magazin-haberleri-1965591-magazin


Ünlü sunucu Burcu Esmersoy boşanıyor.




Çiftin boşanma tarihi belli oldu. Televizyonların sevilen güzel sunucu Burcu Esmersoy, ünlü iş adamı olan Berk Suyabatmaz ile devam eden evliliğine şiddetli geçimsizlik ve görüş ayrılıkları sebebi ile nokta koydu.Yapılan son haberler ile birlikte ünlü sunucu Burcu Esmersoy ile ünlü iş adamı Berk Suyabatmaz, aralarında yaşanan şiddetli geçimsizlik sebebi ile boşanma kararı aldı. Anlaşmalı bir biçimde boşanacakları belirtilen çiftin arasında ciddi anlamda şiddetli geçimsizlik ve ilişkilerinde fikir ayrılıkları olması sebebi ile boşanma noktasına gelindiği açıklandı.

Haberin detaylarında ise, Esmersoy yakın çevresine; “Bu konu hakkında şu anda kimseye bir açıklama yapmayacağım ama evet ilişkimiz artık yürümüyor en kısa zamanda boşanacağız” ifadelerini kullandığı söyleniyor. Ünlü sunucu Burcu Esmersoy'un yaptığı açıklamada “Ben başka bir kadını hiç hissetmedim. Başka bir erkek söz konusu bile olamaz. Çocuk meselesi hiç tartışma konumuz olmadı. Yani kısacası bunların hiç biri değil Esin olmadı, yürümedi. Birbirimizi yıpratmaya gerek yok” ifadelerine yer verdi. Burcu Esmersoy ve Berk Suyabatmaz çifti 2 Eylül'de anlaşmalı olarak boşanacaklarını açıkladılar.

haberport.com/magazin/unlu-sunucu-burcu-esmersoy-bosaniyor-ciftin-bosanma-tarihi-belli-oldu-h14055.html


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Mon 19 Aug 2019 - 11:33
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Dacikler İçin Yahudi Diasporasını Ayağa Kaldıran Jak Kamhi'ye Bir Darbede Atatürk Tarfından SEMAYESİ Konulan İŞ Bankasından Geldi.

Profilo AVM satışa çıktı








Jak Kamhi Efendi Hazretlerine Ermeni Soykırımının İnkarında gösterdiği üstün hizmetlerinden ötürü Dacik Devleti Ricali tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası verilmişti .Devlet zirvesinin tam kadro katıldığı törende Cumhurbaşkanı Sezer, Kamhi için "Yurtsever ve çalışkan Jak Kamhi ulusumuzun övgüsünü kazandı" dedi.




Ermeni Soykırımını İnkarı için gösterdiği çabalar ,Yahudi Diasporasını nasıl ikna edip ,ayağa kaldırdığını ballandıra ballandıra anlattığı kitap ...

Ahh ne güzel günlerdi be Jak Efendi Hazretleri...

Bu Hizmetlerin neden İş Bankasınca göz ardı edildi değil mi...




Profilo AVM satışa çıktı



İş Bankası, Profilo Alışveriş Merkezi adıyla bilinen taşınmazı 425 milyon lira başlangıç bedeliyle satışa çıkardı.

İş Bankası’nın internet sitesinde “satılık gayrimenkuller” bölümünde yer alan duyuruya göre Mecidiyeköy’de Profilo Alışveriş Merkez adıyla bilinen 98 bin metrekarelik taşınmaz satışa çıkarıldı.

1997 yılında inşa edilen AVM için teklif usulüyle yapılacak satışın başlangıç bedeli 425 milyon lira, teminat bedeli ise 8,5 milyon lira olarak belirlendi.



Profilo Alışveriş Merkezi Mecidiyeköy, Gülbahar mahallesinde bulunuyor. Alışveriş merkezi, 2. bodrum B kat, 2. bodrum A kat, 1. bodrum B kat, 1. bodrum A kat, zemin kat, 1. normal B kat, 1. normal A kat ve 2. normal kat olmak üzere toplam kademeli 7 kattan oluşuyor. AVM'nin mevcut doluluk oranı yüzde 71 seviyesinde.

AA-sozcu.com.tr

sozcu.com.tr/2019/ekonomi/profilo-avm-satisa-cikti-5288891/


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Wed 18 Sep 2019 - 09:47
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

“İsrail’i Rusça konuşan ülke olarak görüyoruz”



İsrail’de yaklaşık 2 milyon kişinin Rusça konuştuğunu hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İsrail’i Rusça konuşan ülke olarak gördüklerini belirtti...

İsrail’de yaklaşık 2 milyon kişinin Rusça konuştuğunu hatırlatan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İsrail’i Rusça konuşan ülke olarak gördüklerini belirtti.

Keren Hayesod vakfının kongresinde konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, “Rusya ve İsrail vatandaşları arasında aile, akraba, dost bağları var. Bu gerçek bir ortak aile ağı, hiç abartmadan konuşuyorum" dedi.

Sputnik'in haberine göre “İsrail’de yaklaşık 2 milyon Rusça konuşan vatandaş yaşıyor” ifadesini kullanan Putin, “İsrail’i Rusça konuşan ülke olarak görüyoruz” diye devam etti.

Putin, Rusya ve İsrail halklarını ortak ve sıkça trajik tarih sayfalarının birleştiğini de sözlerine ekledi.

Odatv.com


odatv.com/israili-rusca-konusan-ulke-olarak-goruyoruz-17091923.html


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Sun 6 Oct 2019 - 10:53
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote



Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Mon 7 Oct 2019 - 19:29
PostPost subject: Türk Yahudi Toplumuna Şaşkına Çeviren Aydınlık Gaztası İddası ,Neden
Reply with quote

Türk Yahudi Toplumuna Şaşkına Çeviren Aydınlık Gaztası İddası ,

Neden Bizim Şalom'cular Bu Tarihi Gerçeği Es Geçti

Viyana’da Yahudi Türkler








Lübnanlı ünlü yazar Amin Maalouf farklı kimliklerin aynı ülkede yaşamlarına dair sorunları konu edinen YKY’den çıkan “Ölümcül Kimlikler” kitabında şöyle yazıyor: “Eğer atalarım, Müslüman orduları tarafından fethedilen bir ülkede Hıristiyan olmak yerine, Hıristiyanlar tarafından fethedilen bir ülkede Müslüman olsalardı, onların inançlarını koruyarak on dört yüzyıl köy ve kentlerinde yaşamaya devam edeceklerini sanmıyorum.” Devamında da “Gerçekten de, İspanya’da Müslümanlara ne oldu?, Ya Sicilya’daki Müslümanlar?” diye sormaktadır.

Maalouf, Avrupa tarihini bildiği için hem tespitte bulunuyor hem de sorusunu soruyor. İspanya’nın güneyinde 13. yüzyılda, hâlâ Arapların etkisi altında yaşayan Yahudiler ile Hıristiyanlar arasında tartışma başlar. Bu tartışmalara Kilise de taraf olur ve Yahudilerin, Hıristiyanlık için tehlikeli olduğu açıklamasını yapar. 14. yüzyılda Yahudiler ile Hıristiyanlar arasında ilk çatışmalar kendini gösterir. Kızgın Hıristiyanlar, Yahudilere sınırlamalar getirilmesini isterlerken, 1391 yılında Yahudi kıyımları da başlar.

Bütün bu kıyımlar devam ederken 1492 yılında İspanya’da yaşayan Sefarad Yahudilerine “Ya Hıristiyanlığı kabul et, ya da İspanya’yı terk et” denilir. Bu zorlamadan kısa bir süre sonra Seferad Yahudilerinin dörtte biri Hıristiyanlığı kabul eder, İspanya’da kalır. 200 ile 300 bin insan göçten yana tercihte bulunur. Göç, üç yöne olur. Bir kısım başta Fas olmak üzere Kuzey Afrika’ya göçer, bir kısım Batı Avrupa’nın liman şehirleri olan Amsterdam, Antwerpen ve Hamburg’a giderler. Gittikleri yerlerde de toplumsal baskıya karşı kültürel varlıklarını sürdürmeye çalışırlar. Ama asimile olmaktan kurtulamazlar.

OSMANLI’NIN KABULÜ

Yaklaşık 40 bin İspanyol Sefarad Yahudileri ise Osmanlı padişahının davetiyle Osmanlı topraklarına gelirler ve yaşamlarını orada kimliklerini koruyarak sürdürürler. (Jelinek Heinemann, Fritz Kohlbauer Milchram, Die Türken in Wien sayfa 32). İspanya’dan gelen Sefarad Yahudilerinin dışında, başta Balkanlar olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu’nun topraklarında başka Yahudiler de yaşamaktadırlar.

Balkanlarda yaşayan Yahudiler ticari ilişkileri üzerinden Avusturya ile bağ kurarlar. Bu bağ daha sonra Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ile Osmanlı İmparatorluğu arasında ticari ilişkiye dönüşür. Sefarad Yahudileri bu süre içinde Avusturya’ya ve Osmanlı İmparatorluğu arasındaki ticari ilişkilerin merkezinde olurlar.

Viyana’da Sefarad arasında henüz bir toplumsal birliktelik oluşmamıştır, ancak Viyana’da Doğu ile yapılacak ticari ilişkilerde vazgeçilmez kesim olmuştur. Batıdan gelen Sefaradlar da Viyana’dadır. Onlar, İspanyol ve Portekiz ticaret adamları olarak bilinirler. Hanedanlığın başkentinde ikamet etmelerine izin verilmez, şehirde kalmaları sadece ticari ilişki için gerekli süre ile sınırlıdır.

Avusturya’da Türk Yahudileri ilk defa 17. yüzyılın ortalarında yazıldığı ifade edilen bir belgede belirtilmektedir. Bu belge, Kayzer Leopold’ünViyana’dan Yahudilerin atılması için bir hazırlık yapılmasını istediği siyasi bir referandumdur. Bu belgeden anlaşılacağı üzere Türk Yahudileri 1669 yılında Viyana’da ikamet etmişlerdir. Onlar sadece ticari bağlarından dolayı değil, ayrıca diğer Yahudilerle de akrabalık bağlarından dolayı ilişki içindedirler.

Bir taraftan Yahudiler Viyana’dan dışlanır ve varlıkları istenmezken, diğer taraftan da Viyana kentinde önemli ticari ilişkiler içinde bulunmaktadırlar. Bunlardan en önemli kişisi Yakup Sabbetay’tır. Sabbetay, Nürnberg’den Viyana’ya, oradan da Belgrad ve Anadolu ile başta kumaş ve meyve ticareti yapmaktadır. Ayrıca 17. ve 18. yüzyıllarda Yahudiler, Avusturya’da askeri ihtiyacı karşılayan ticaret insanlarıdır. Sabbettay, Habsburg Hanedanlığı ile de ticari ilişki içindedir. Bu ticari ilişki içindeyken Hanedanlık ordusuna 1701 yılında ordusuna üç bin Florin borç vermiştir. Bu parayı Kayzerin ordusu vaktinde ödeyecek durumda olmadığı için, kendisine bu borcun karşılığı olarak Viyana’da serbest hareket edebilmesi için pasaport verilir.




TÜRK-YAHUDİ AİLELERİİ VE PASAROFÇA ANLAŞMASI

Viyana Kuşatmaları öncesinde Türk kökenli tüccarların engellenmeden ticaret yapmaları olası değildir. Buna rağmen onların sayısı gittikçe artmaktadır. Viyana’da bulunan Belgrad ve İstanbul’dan gelen Osmanlı tebaasına ait ticaretle uğraşan Türklerin yüzde üçünü Yahudi kökenliler oluşturmaktadır. Onlar başkent Viyana’ya sadece ticari işler için girip çıkarken, şehrin dışında kalan yerleşim yerlerinde Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun tebaası ile kiraladıkları evlerde kalmaktadırlar. 18. yüzyılın sonlarına doğru Türklerin sayısı artar, Yahudi kökenli tüccar ve ailelerinin sayısı aynı kalır. Buna rağmen Türk Yahudi ailelerinden Nissan, Eskanasy, Nissim, Amar ve Malgo gibi isimler ön plana çıkmaya başlar. Diğer taraftan Avusturya Hanedanlığı’nın başkenti Viyana’yı yabancıların ve Yahudilerin terk etmesi istenmektedir.

Yahudi kökenli ticaret erbabının sayısının artması, Avusturyalıların rahatsız olmasına yol açar. Avusturya Yeni Yahudi kökenlilerin Avusturya’ya gelmelerini ve Avusturya Hanedanlığı sınırları içinde bulunmalarını yasaklar. Avusturya-Macaristan Hanedanlığı sınırları içinde Musevilere konulan yasaklar bugünkü Sırbistan sınırları içinde kalan şehrin adıyla anılan ve 1718 yılında iki imparatorluk arasında imzalanan Pasarofça Antlaşması, Türk Yahudilerine ayrıcalıklar sağlar. Bu barış antlaşması Avusturya İmparatorluğu tarafından zaman zaman uygulamaya konulmak istenmese de, onların cemaat oluşturma ve ikamet etme haklarını garanti altına almıştır. Zira Pasarofça Antlaşması iki imparatorluğundiğer bir ülkede yaşayacak olan tebaasına ticaret özgürlüğünü ve yaşam garantisini sağlamıştır.

1739 yılında Belgrad’da Avusturya ile Osmanlı İmparatorluğu arasında yeni bir ticari antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşma ticari özgürlüğü daha da kuvvetlendirmiştir. Bu antlaşmaya rağmen Avusturya tarafı Türk Yahudilerini, Türkler için belirlenmiş ayrıcalıkların dışında tutmaya çalışmıştır. Ancak Osmanlı Dışişleri buna karşı çıkmış ve Avusturya tarafına antlaşmanın içeriğinde dini bir ifade bulunmadığını ifade ederek, tebaasında vatandaşlık hakkına sahip olan herkes için geçerli olduğunu belirtmiştir.

1768 yılından itibaren Avusturya İmparatorluğu, İstanbul ile konuyla ilgili görüştükten sonra yeni bir kanun yürürlüğe sokar. Yürürlüğe sokulan bu kanuni düzenleme Avusturya İmparatorluğu topraklarında yaşayan Osmanlı tebaası içinde etnik ve dini ayrım yaratmaya çalışır. Avusturya böylece Türk Yahudileri için bir kısıtlamayı planlar ve uygulamaya koymaya çalışır. Ancak Pasarofça Antlaşması’nın 13. maddesi ve daha sonraki antlaşmalar Türk Yahudilerine konulmak istenen engellere olanak vermez. Osmanlı tebaasında bulunan Türk ve Yahudiler Osmanlı tebaasında olduklarını deklare eder ve Viyana kentine girebilirler. Kontrollerin sıklaşması sonrasında kendilerinden Osmanlı İmparatorluğu vatandaşı olduklarına dair belge istenir. Diğer Yahudilerinin ödediği “Passagegroschen”dan (kente giriş parası/vergisi) Türk Yahudileri muaf tutulur. Pasarofça Antlaşması’nın 13. maddesinde “Her iki imparatorluk topraklarında serbest, güvenli ve barış içinde ticari ilişkiler içinde bulunurlar” maddesinden dolayı Osmanlı ve Avusturya imparatorlukları tebaasına bağlı kişilerin genel ticari ilişkileri garanti edilmiştir.

Avusturya İmparatorluğu’nun Osmanlı İmparatorluğu ile yapmış olduğu ticari antlaşmalardan çok büyük beklentileri olmuştur. Başta demir olmak üzere Avusturya ürünlerini Osmanlılara satacaklarını düşünmüşlerdir. Osmanlı topraklarında görev yapan diplomatlar Avusturya’ya sürekli bilgi vermişlerdir. Ancak Avusturya’nın bütün çabalarına rağmen Osmanlı topraklarında elde etmek istedikleri ticari ilişkide başarılı olunmamıştır ve Osmanlılar, Avusturya ürünlerine ilgi göstermemiştir. Buna karşılık iki ülke arasındaki ticari ilişki içerisinde Osmanlı kârlı çıkmıştır. Süre içinde Avusturyalı ticaret erbabı tümüyle Doğu’dan çekilmişlerdir. Bu durum Avusturya tüccarlarının Türklere karşı protestolarına sebep olmuştur. Türk tüccarlara vergi konulmasını ve onlarla ticari ilişkilerin sınırlandırılmasını istemişlerdir.

Avusturya’da Viyanalı Yahudiler ile Türk İsrail Yahudilerinin aralarındaki iyi ilişkiler ve barış antlaşmasının sağlamış olduğu güvenli ve ayrıcalıklı durum, Avusturyalıların kendi ülkelerinde Sefarad Yahudileri ile ticari rekabet edememiştir. Bütün bunların sonucu olarak da Avusturya Doğu’dan getirilen bazı ürünlere sınırlama getirmiştir. Bu engeli de Türk tüccarlar Avusturyalı meslektaşlarıyla ortak işletmeler kurarak aşmışlardır.

VİYANA’DA TÜRK VE İSRAİL CEMAATİ

18. yüzyıla kadar Katolik Kilise haricinde dini ayin düzenlenmesi ve ibadet evi inşa edilmesi Avusturya’da yasaklanmıştır. Avusturya İmparatorluğu içinde yaşayan Müslüman ve Yahudiler dini vecibelerini sadece evlerinde yerine getirmektedir. Avusturya-Macaristen topraklarında İlk defa 1716 yılında Temaşvar’da Sefarad Yahudileri bir cemaat kurmuşlardır, bu cemaat ilk Türk İsrail cematıdır.

18. yüzyıl anlatılarına dayanarak aktarılan bilgilere göre Türk Sefarad Yahudi tüccarları dini ayin için, kendisi de Sefarad Yahudisi olan ve Avusturya’da tütün ticaretinin monopolleşmesini sağlayan Diego de Aguilars’ın evinde yaparlar. Aguilars, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu içinde hem etkin hem de çok zengin olmuştur. Diego de Aguilars, Habsburg Hanedanlığı’nın yazlık sarayı olan Schönbrunn’un genişletilme inşaatında kullanılması için kraliçe Maria Theresia’ya 300 bin Gulden borç verecek kadar zengin bir kişidir. Sefaradlar kendilerinin resmen dini bir cemaat olarak tanınması için çaba içine girerler, bunun için de saraydaki etkisinden dolayı Diego de Aguilars’dan yardım isterler. Aguilars, Avusturya Kayzerine bir mektup gönderir ve mektup sonrasında Kayzer tarafından Sefaradlar dini bir cemaat olarak resmen tanınır. Bu mektup yıllar yılı Viyana’da Türk Sinagogu olarak bilinen ve 10 Kasım 1938 gecesi Naziler tarafından yıkılan sinagogda kaybolmuştur.

Reklamdan sonra devam ediyor

1778 yılında Avusturya İmparatorluğu Türk İsrail Cemaatı’na mali defterleri kontrol ettikten sonra özel statü tanınmıştır. Bu tanımadan sonra dini vecibelerin yerine getirildiği bir ibadethanenin inşasına da izin verilir. Türk İsrail Cemaatı, Osmanlı Büyükelçiliği’nin de onayını alarak, bir sinagog inşasının kararı almıştır. Ancak sinagog inşaatının başlatılması Avusturya makamları tarafından yıllarca oyalanmış ve rededilmiştir. Top, İsrail Kültür Cemaatı’na atılmıştır. Avusturya, Türk ve İsrail Yahudilerini daha kolay kontrol edebilmek için her iki cemaatın da bir arada olmasını istemektedir.

Sefaradlar ise ayrı bir cemaat olduklarını, tek başlarına bir dini toplum olarak tanınmalarını istemektedir. Avusturya yetkililerine verdikleri yazıyla Osmanlı İmparatorluğu ile imzalanan ayrıcalıkları ve kararnameleri isterken, İsrail Yahudilerinin tek başlarına dini temsilci olmalarını da kabul etmemişlerdir.

19 Ekim 1891 tarihinde ise Avusturya Eğitim Bakanlığı almış olduğu kararla, hem İsrail hem de Türk Yahudilerinin İsrail Kültür Cemaatı’nı tanıdıklarının kararını almıştır. Türk Yahudilerin ise o cemaat içinde özerk olduğunuda ayrıca karara bağlamışlardır.

Avusturya ve Osmanlı imparatorluklarının dağılmasına Sefaradlar bir toplantıyla tepkilerini dile getirirler. 6 kasım 1918 yılında yapılan bu toplantıda almış oldukları kararla Sefaradlar bağımsızlıklarını ilan ederler ve bunu kurmuş oldukları Türk Sinagogu’nda kutlarlar. Türk hükümeti tarafından da Sefarad Yahudileri Türk Yahudilerinin temsilcisi olduğunun garantisi verilir ve kendileri Türk Yahudileri olarak tanınırlar. Bu tanınma ise İsrail Yahudilerinin yoğun tepkisine sebep olmuştur. Daha sonra ise Sefaradların bütün çabalarına ve başvurularına rağmen Avusturya Eğitim Bakanlığı Yahudilerin tümünün temsilcisi olarak İsrail Kültür Cemaatı’nı (Israeilitische Kultusgemeinde) tanır. Sefaradlar da o cemaat için otonom olarak kabul edilir ve öylece kalır.

TÜRK SİNAGOGU

Balkanlar ve Anadolu’dan gelen Sefardlarla sürekli büyüyen cemaat, diğer inanç gruplarından ve cemaatlardan farklı olduklarını ve kendi geleneklerini sürdürebilmek için çalışmalar içinde bulunurlar. Daha önce de belirtildiği gibi Sefaradlar dini vecibelerini ancak evlerde yerine getirebilmektedir. Sefaradlar bir ibadet evine sahip olabilmek için sürekli izin alma ve onu inşa etme çalışmaları içinde bulunurlar. 1860 öncesine kadar Yahudiler, Avusturya toprakları üzerinde mülk edinme hakkına sahip değildir. Mülk edinebilmek için Avusturya makamları tarafından mülk edinebilme müsadesi verilmesi gereklidir. İlk defa Kayzer Franz Ferdinand tarafından Türk İsrail Cematına bu izin verilir. İzin verilmesi sonrasında sinagog inşa edebilmek için uygun bir yer aranmaktadır. Viyana kentinin bir çok yerinde arayışlar ve denemeler, inşaa etmeler olur. Ancak bunlar uzun vadeli ve kalıcı olmaz.

Mimar Hugo von Wiedenfeld bir sinagog yapmak için kolları sıvar. Üç yıllık inşaat çalışmaları sonrasında, 1888 yılında Türk Sinagogu, Türk ve Avusturyalı devlet yetkililerinin de bulunduğu törenle hizmete açılır. Viyana’nın Leopoldsdorf mahallesinde, Zirkus Sokağı’nda Türk Sinagogu 50 yıl Sefaradlara ibadet evi olarak hizmet verir. 10 Kasım 1918 gecesi Türk Sinagogu, Naziler tarafından yıkılarak ve yakılarak yerle bir edilir. Belediye ve şahsi kişiler binanın yerini satın alırlar. Türk Sinagogu’nun yerinde günümüzde Viyana Büyükşehir Belediyesine ait bina vardır. Konut olarak kullanılan bu binanın önünde Sefradlara ait “Türk Sinagogu” diyerek sadece bir şilt bulunmaktadır.

Kaynakça:

Christian Kaul, Spanischen Juden (Sefaredim) in Wien. Eine Kulturgeschichtlıch.historische Betrachtung

Heinemann-Jelinek, Kohlbauer-Fritz Milchram, Die Türken in Wien, Geschähte einer Jüdischen Gemeinde. Wien 2010

aydinlik.com.tr/viyana-da-yahudi-turkler-ozgurluk-meydani-ekim-2019

Ermeni Soykırmının İnkarı konusunda Daciklere verdikleri insanüstü gayretlerin bu şekilde Taltif edilmesi gayet normal


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sat 2 Nov 2019 - 10:49
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Akit'ten Reşid Galip'e ırkçı sözler: "Yahudi dönmesi" dediler



Yeni Akit gazetesi, yayınladığı haberde Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) “Türkiye’ye Sahip Çık, Andımız’a Sahip Çık” söylemleriyle duyurduğu 29 Ekim yürüyüşünü hedef aldı.
:
Hükümete yakın Yeni Akit gazetesi, yayınladığı haberde Türkiye Gençlik Birliği’nin (TGB) “Türkiye’ye Sahip Çık, Andımız’a Sahip Çık” söylemleriyle duyurduğu 29 Ekim yürüyüşünü hedef aldı. Akit, “TGB, 'öğrenci andı' üzerinden ülkeyi germeye hazırlanıyor.” dedi.



Akit haberinde, “Ulusalcı Doğu Perinçek'in partisi Vatan Partisi'nin gençlik yapılanması Türkiye Gençlik Birliği (TGB), 'öğrenci andı' üzerinden ülkeyi germeye hazırlanıyor.” ifadelerine yer verdiği haberinde, Andımız’ın yazarı Reşit Galip’e “kafatasçı” ve “Yahudi dönmesi” diyerek saldırdı.

“TGB, 29 Ekim'de ‘Andımıza ve Türkiye'mize Sahip Çık’ adı altında Birinci Meclis'ten Anıtkabir'e yürüyüş düzenleyerek 'kafatasçı' ve 'Yahudi dönmesi' Reşit Galip'in ‘Öğrenci Andı’ üzerinden ülkede gerilimi artıracak bir eylem düzenleyeceğini duyurdu.” satırlarıyla TGB’yi ve Reşit Galip’i hedef alan Akit’e, TGB Genel Başkanı Yıldırım Gençer, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla cevap verdi.



“MİLLİ DEĞERLERE DÜŞMANLIK, DÜŞMANA UŞAKLIKTIR”



Gençer, “Hangisi rahatsız etti Andımızı okuyacak olmamız mı? Anıtkabir'e yürümemiz mi? Birinci Meclis önünde toplanmamız mı? Bu ülkenin milli değerlerine düşmanlık, düşmana uşaklıktır!” ifadelerini kullandı.


“Türkiye’ye Sahip Çık, Andımız’a Sahip Çık” sloganıyla düzenlenen yürüyüş, 29 Ekim günü saat 15.00’te Birinci Meclis önünden başlayarak Anıtkabir’e yapılacak.

Odatv.com

odatv.com/yahudi-donmesi-dediler-26101815.html


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Mon 18 Nov 2019 - 10:42
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Anneannem hem Müslümanlığın hem Museviliğin gereklerini yerine getirirdi



Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü akademisyenlerinden Sebla Selin Ok, yıllarca kimlik bütünlüğünü hayatta tutan fotoğraflarla ilgili araştırmalar yaptıktan sonra, kendi köklerine inmeye karar verdi...
:
Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü akademisyenlerinden Sebla Selin Ok, yıllarca kimlik bütünlüğünü hayatta tutan fotoğraflarla ilgili araştırmalar yaptıktan sonra, kendi köklerine inmeye karar verdi.

Yahudi cemaatinin yayın organı Şalom’dan Çengil Küçük’e konuşan Sebla Selin Ok, ailesiyle ilgili bilgi verirken “Anneannem iki dinin de gereklerini yerine getirirdi” ifadelerini kullandı.

Yahudi kökenli anneannesi Malka Benbaneste ile ilgili tüm dokümanları bir araya getiren ve Portekiz vatandaşlığı da alarak geçmişine yolculuk yapan Ok, dikkat çeken açıklamalar yaptı.

İşte Ok’un özetle açıklamaları:

Siz bu evreleri şahsen yaşadınız mı?

Tabii, Sefarad yemekleri de yapılırdı. Her şeye rağmen bana tembih ediyordu, “Dışarı çıktığında kimseye Musevi olduğumu söyleme” diye. Onu yitirdikten sonra, mirasını nasıl devam ettirebilirim, en azından bir börekitas yapmayı öğrenseydim gibi düşünceler içindeyken Portekiz ve İspanya’daki kanunu duydum ve üzerine düşünmeye başladım. Bunu ne şekilde kanıtlarım ve beni nereye götürür? Köklerime dönmemi nasıl sağlayabilir? Çünkü anneannem yok artık. Bunları düşünürken okuldan çok sevdiğim bir hocam vardı; Yahudi olduğunu bilmiyordum. Kendisiyle çok iyi anlaşırdık. Onunla Türkiye’de kalıp kalmama üzerine konuşuyorduk. Bana İspanya’ya gideceğini söylemişti “Keşke yerinizde olsaydım” dedim ve anneannemin Sefarad kökenli olduğunu anlattım. Hocam kendi sürecinin bitmek üzere olduğunu ve bana yardımcı olabileceğini söyledi. Yolculuk böylece başladı.

Ne kadar sürdü tüm kayıtlara ulaşabilmeniz?

Çok uzun sürmedi çünkü doğru kişilerle bir araya geldim. Nüfusa tek başıma gittiğimde, bana geriye doğru olan kaydı vermeyeceklerini söylediler. Kapalı bir kaydı açtırdık ama yine sadece alt ve üst soya gidebildik, yan soyu alamadık. “Benbaneste’ soyadı ailede var ama size veremeyiz” dediler. Bir de altta ‘Dini Musevi’yken Müslüman olarak değiştirildi’ notu düşülmüştü. Anneanneme İsrail’den gelen mektuplar mevcut, İsrail’de yaşayan yeğeni var benim hâlâ görüştüğüm. Anneannemin vefatına dek her sene İsrail’den bizlere misafir gelindi ama Mavi Marmara sonrası korkmaya başladılar. Annem de 68 senesinde İsrail’e gidiyor. Anneannem burada kalınca İsrail’deki kardeşleri ona küsmüşler. Annem bir sene Batyam’da kaldıktan sonra anneannem kemik veremi oluyor ve annemden dönmesini istiyor. Sonrasında İzmir’e geri dönüyor. Dedem de o dönem helvacılıkla uğraşıyormuş, aynı zamanda Altınordu Spor Kulübünün kalecisi. Evi daha çok annem çekip çeviriyormuş. Şu anda anneannemin ağabeyinin en küçük oğluyla görüşüyoruz.

Bu yolculuk esnasında neler öğrendiniz?

O kadar da uzak bir ülke değilmiş. Burada Sefaradlar çok kucaklayıcı. Anneannem beni o kadar geri çekmiş ki, ben kökenimde bunun varlığını söylemekten korkmuştum. Ama yine de anneannemi çok dinlemedim ve korkarak da olsa, sesimi çok yükseltmeden, güvende hissettiğim yerlerde söyledim. İnsanlarla tanıştıkça Yahudilerin yardımcı olmaya çalıştığını gördüm ve ‘neden kendi içimde tuttum’ diye düşündüm. Çocukken tepki görmemiştim ama şimdi anlıyorum anneannemin neden çekindiğini. Dostluk içinde yaşama var ama hep bir tarafın daha fazla taviz verdiği bir dostluk. Yahudi olanın daha sevecen olması gerektiği gibi bir düzen oluşmuş.

Odatv.com

https://odatv.com/anneannem-hem-muslumanligin-hem-museviligin-gereklerini-yerine-getirirdi-17111937.html


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sat 30 Nov 2019 - 10:27
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Türk Yahudi Toplumunda rahatltan yeni bir çatı oluşum: "יד " " YAD " ( EL )



Toplumumuzda var olan tüm sosyal yardım hizmetlerini bir çatı altına toplamak ve çok daha etkin olmalarını sağlamak amacıyla bir süre önce oluşturulan ‘YAD’ organizasyonunu Dan Weinstein’dan dinledik.

En son 27 Şubat 2019 tarihinde Matan Baseter ile ilgili bir söyleşi yapmıştık. O zaman orada çok yeniydiniz. Aradan epeyce süre geçti. Bize geçen sürede olanlar ile ilgili anlatabilecekleriniz var mı?

Toplumumuzda yardıma ihtiyaç duyan bireylerin sayısı maalesef çok hızla artıyor. Bizim de, bir taraftan bu ihtiyaca cevap vermeye çalışırken diğer taraftan büyüyen ihtiyaçlara uyacak bir yapıya kavuşmak için çalışmamız gerektiğini anladık. Bu konuya sloganımızda olduğu gibi “Kardeşlerini kalplerinde seven” birkaç arkadaşın katılımı ile kurulan bir çalışma grubunda, durumumuzu, geleceği ve bunun için nasıl yapılanmamız gerektiğini gözden geçirdik. Hatta bu çalışmada bize yol gösteren bazı eğitmenlerin katkısını da aldık.

İlk gözünüze çarpan tablo neydi?

Gördüğümüz tablo, 312 aile ve 700 kadar ihtiyaçlı bireyimizin her türlü maddi ve manevi ihtiyacına cevap vermeye çalışan bir avuç insanın hem toplumumuzca daha çok tanınmaya hem daha çok gönüllü bireylerce desteklenmeye ve tüm yapılanların çok daha iyi bilinebileceği bir çatı organizasyonunu ihtiyaç duyulduğuydu.

Kendinizi duyuramadığınızı mı düşünüyorsunuz?

Bizim ihtiyaçlılarımız gizli ve öyle kalmalı zaten! Biz dokunduğumuz insanların nasıl mutlu olduğunu bilsek de bunu bilmeyen bireylerimize anlatamamak ve onlara, “Yardım edin, bu işin bir tarafından tutun, gönüllü olun” dediğimiz zaman anlaşılamamak inanın çok zor, çok acı.

Yani ne yapılması gerekliydi?

Bir taraftan, adımızı bile duyuramadığımız, yüz yılı aşkın varlığımıza rağmen ve bizi ‘Madam Baseter’ olarak bilen veya hiç bilmediği için bize destek vermek isteyebilecek olsalar bile kendimizi duyuramadığımız toplum bireylerine ulaşmak için bizi ve yaptıklarımızı anlatan daha modern bir marka oluşumu gerektiğini düşündük.

Böyle bir çatı oluşumunun en önemli yararlarının; yardım toplamanın kolaylaştırılması, tek elden toplanması, daha iyi değerlendirilmesi, gönüllü arayışımızın tek bir odaktan yapılması ve gönüllü gücümüzün birleştirilerek daha iyi yönlendirilmesi olacağını düşünüyoruz.

Bu konuda bize çok candan bir şekilde gönüllü destek veren Türkiye’nin en iyisi müthiş bir ajans ile çalışma şansını da yakalayınca adımız ‘YAD’ doğdu.

Yad?

‘Yad’ İbranice el demek. Türkçe’mizde de ‘el’ bir anlamıyla yabancı demek aynı zamanda ‘el’ yardım için uzatılan el.

Peki, Yad nedir? Nelerden oluşuyor?

Türk Yahudi Toplumunun sosyal yardım için bir çatı organizasyonunun adı artık YAD.

Bu çatı organizasyonuna niye ihtiyaç var?

Toplumumuzda sosyal yardım hizmetleri çok çeşitli. Bu hizmetleri veren bölümleri bir çatı altına toplamak, hem etkin olmaları, hem de toplumumuzun odaklanması için gerekli. İnancımız şu: Hizmet ve projeleri açıkça belirtilen, kendini iyi tanıtmış bir sosyal yardım organizasyonu çok daha fazla destek alır.

Toplumumuzdaki sosyal yardım hizmetleri sadece 300’ü aşkın aile veya 700’ü aşkın bireye kalbimizdeki sevgi ile dokunan ve onlara her ay gıda, yakıt, giyecek, sıcak yemek, nakit ve ek sosyal sigorta primi yardımı yapan Matan Baseter’den ibaret değil. Bu desteklerin dışında en az 700’ü aşkın ihtiyaçlımıza ulaşan, gereken sağlık bakımını görebilmeleri için gece gündüz uğraşan ve hayatlarını her şekilde kolaylaştırmaya çalışan ‘Kapınıza Sağlık’, yaşlılarımıza anlamlı sosyal bir hayat şansı sağlamaya çalışan ‘Day Care’ de YAD’ın bir parçası.

YAD’ın yaşlı bireylerimize yönelik özel yaklaşımını biraz açabilir misiniz?

Bireylerimizin bir bölümü hem yaşlı hem de yalnız. Görevleri bu bireylerimizin huzur ve mutluluğu için evlerinde özel bakım vermek ayrıca onlara sosyal bir yaşam sağlamayı amaçlayan bir ekibimiz de var.

YAD’ın başka bir bölümü de ‘Eğitime destek’. 250’yi aşkın sayıda öğrencimize gerek orta öğrenim gerekse üniversite bursu sağlayan bu bölüm ile çocuklarımıza ve gençlerimize fırsat sağlayabilmek için çabalıyor. Bu çocuklarımızın arasında öğrenim problemleri olan ve uzman desteği alanlar da var.

Hiç gerekmesini istemeyiz ama acil yardım konusu da bireylerimizin YAD’a güvenebileceği bir konu.

Bu çatı altında yeni projelerinizden biraz bahseder misiniz?

Örneğin La Casa Catering kuruluşumuz çok nefis kaşer köfte çeşitleri ve burger üretimi başlattı. Bu proje ile hem bireylerimizin sofralarına ağız tadı hem de ihtiyaçlılarımıza destek olabilmeyi amaçlıyoruz. Hem lezzetli, hem daha ekonomik hem de evinize köfte alırken yardıma katkı yapabileceğiniz bir durum.

Bunun yanı sıra yepyeni projelerimiz de yolda.

Bu arada geleneksel projelerimiz de hızla devam ediyor. Hanuka için ayakkabı hediye etme kampanyamızı sizin aracılığınızla bir kez daha duyurmak isteriz.

Aracılığımızla vermek istediğiniz bir mesaj var mı?

Okurlarınız gazetenizin bugünkü baskısı ile broşürümüzü bulacaklar. O broşürde gönüllü mitzva menüsünü de bulacaklar. Broşürü lütfen incelesinler. Lütfen doldurarak bize iletsinler. O mitzvalardan birini seçerlerse dünyalar bizim olacak. Lütfen bizimle temasa geçsinler, tanışalım. Eğer gönüllü olarak bu işin bir tarafından tutarlarsa çok mutlu oluruz.

http://www.salom.com.tr//haber-112655-turk_yahudi_toplumunda_yeni_bir_cati_…


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Fri 6 Dec 2019 - 15:43
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

İstanbul’daki İlk ATATÜRK Heykeli



Sarayburnu, tarihsel süreç içinde pek çok önemli hadiseye ev sahipliği yapmış bir mekân. Cumhuriyet döneminde çağdaşlaşmanın somutlaşan sembollerinden biri olan Atatürk heykellerinden biri bilinçli bir tercih olarak 1926’da bu noktaya konulmuştu. Heykelin dikilmesinin en önemli gerekçelerinden biri Gazi Mustafa Kemal ve onun nezdinde yeni rejimin İstanbul’la arasında ciddi bir mesafe koymasıydı.Sarayburnu, tarihsel süreç içinde pek çok önemli hadiseye ev sahipliği yapmış bir mekân. Bu hadiselerin büyük bir kısmı, genel olarak çağdaş ve ilerici hamleler olarak kabul ediliyor. Mesela Osmanlı İmparatorluğunda modernleşmenin nirengi noktalarından biri olarak kabul edilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu ya da diğer bir deyişle Tanzimat Fermanı, buraya yakın bir noktada okunmuştu. I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul’u işgal eden İtilaf Devletlerine bağlı kuvvetlerin 6 Ekim 1923’te şehri terk edişini İstanbul halkı yine bu mevkiden izlemişti. Cumhuriyet döneminde çağdaşlaşmanın somutlaşan sembollerinden biri olan Atatürk heykellerinden biri 1926’da yine bu noktaya konulmuştu. İki yıl sonra ise yine Türk devriminin en mühim safhalarından biri olan Yazı Devrimi ilk olarak buradaki parktan halka duyurulmuştu.

Sarayburnu’nu bu denli cazip kılan nedenlerin başında herhalde Topkapı Sarayı’na olan yakınlığı geliyor. Nitekim sarayına ilerleyen kısımlarında da görüleceği üzere ilk Atatürk heykelinin bu noktaya dikilmesi gayet bilinçli bir tercih. Benzeri bir iddiayı maziden köklü bir kopuş anlamına gelen Yazı Devrimi için de söylemek mümkün. Yine bu noktanın gerek Marmara Denizi ve gerekse de Boğaz’dan gelen gemilerce görülebilmesi, aynı şekilde buradan da İstanbul’un hemen her sahilinin gözlemlenebilmesi, bir diğer önemli gerekçe olsa gerek. Bu durumun da etkisiyle antik Bizantion kenti tam bu noktaya hâkim bir alanda kurulmuş. Doğu Roma’nın abidevi mabedi Ayasofya ve imparatorların sarayları da yine bu mevkie hâkim bir tepeyi işgal eder. Fatih Sultan Mehmet de bir cihan imparatorluğunu idare edeceği merkez ararken aynı tercihi yapmış. Kısacası neresinden bakarsanız bakın Sarayburnu, İstanbul’un en hâkim noktalarından birini teşkil ediyor.

Diğer yandan Cumhuriyet’in heykel sanatına ayrı bir önem verdiği de gerçek. Kanımca bunun iki nedeni var. Her şeyden önce resim ve heykel sanatı çağdaşlaşma projesinin bir ayağını teşkil diyordu. Batılılaşma hedefi çerçevesinde İslam inancında yüzyıllardır var olan tasvir yasağı, güzel sanatlar bağlamında Türk toplumunun geri kalma nedenlerinden biri olarak kabul ediliyordu. Nitekim Atatürk, meşhur Bursa nutkunda heykelin gerekliliğine işaret ederek bu durumun nedenlerini şu şekilde açıklar: “Münevver ve dindar olan milletimiz, terakkinin esbabından biri olan heykeltıraşlığı azami derecede ilerletecek ve memleketimizin her köşesi, ecdadımızın ve bundan sonra yetişecek evlatlarımızın hatıralarını güzel heykellerle ilan edecektir.”

İkinci olarak gerek resim ve gerekse heykel, yeni rejimin benimsetmek istediği değerlerin halka aktarımında önemli roller oynayabilecek enstrümanlardı. Okuma yazma oranının çok düşük olduğu bir ülkede heykel, son derece somut çağrışımlar yapabilirdi. Nitekim Cumhuriyetin ikinci emisyon kağıt paralarına Atatürk’ün resminin basılmasını da bu bağlamda yorumlayabiliriz.

Öte yandan heykelin dikilmesinin en önemli gerekçelerinden biri de Gazi Mustafa Kemal ve onun nezdinde yeni rejimin İstanbul’la arasında ciddi bir mesafe koymasıdır. Yeni rejim 13 Ekim 1923’te kendi başkentini ilan etmiş ve İstanbul eski rejimin kalesi olarak görülür olmuştur. Ankara hükümetine göre saltanat ve hilafet yanlıları ile Batı işbirlikçilerinin doluştuğu bu şehir, ancak bir günah kalesiydi. İstanbul da ciddi kan kaybına uğramıştı. Şehrin nüfusu bir milyondan yedi yüz bine kadar inmiş, şehirdeki en mühim sermayedar unsurların içinde yer aldığı azınlıkların mühim bir kısmı şehri terk etmiş, bazı batılı işletmeler buradaki faaliyetlerini sonlandırmıştı. Hele de bürokrasinin Ankara’ya kayması, İstanbul için adeta yıkım demekti.

Nitekim 12 Eylül 1924’te yaşanan bir gelişme bu korkuların hiç de boş olmadığını gösterir düzeydeydi. Boğaz’a açılmak için özel yatıyla İstanbul’dan geçen Atatürk, şehre hiçbir şekilde uğramamış, kendisini karşılamaya gelen komiteyi de kabul etmemişti. Yaşanan bu krizin etkilerini en aza indirmek için şehrin idarecileri tarafından bir takım adımlar atıldı. Yahya Kemal’in önerisi ile Mustafa Kemal Paşa’ya Darülfünun tarafından fahri profesörlük payesi verildi. İstanbul şehremini tarafından kendisine fahri hemşerilik beratı takdim olundu. Heykelinin dikilmesi yönündeki girişimler de bu durumun bir parçası olarak görülebilir. Şimdi biraz da tarihsel değeri ve hatırası son derece önemli olan heykelden bahsedelim.

İstanbul’a dikilen ilk Atatürk heykeline bakıldığında her şeyden önce reisi-i cumhurun sivil bir kıyafet ile betimlendiği görülür. Hemen belirtelim ki tek parti döneminde dikilen 39 Atatürk anıtından sadece yedisi sivil kıyafetlidir. Sarayburnu’nda sivil bir Atatürk portesinin tercih edilmesi, genç Türkiye Cumhuriyetinin sivilleşme ve demokratikleşme eğilimine bir gönderme olarak okunabilir. Dahası Atatürk, bu betimlemede geleneksel giyim kuşam tarzının çok dışındadır. Takım elbiseli ve kravatlı olup adeta beklenen ideal vatandaş portresini çizer.

Heykelin kaidesinin mermerden, kendisinin ise bronzdan imal edilmesi, pekâlâ Türkiye Cumhuriyeti ile özdeşleşen Atatürk’ün şahsında güçlü ve parçalanamaz bir devlete gönderme olarak düşünülebilir. Nitekim 1950’lerde Ticani tarikatı tarafından Atatürk heykellerine karşı başlatılan saldırı eylemleri de bu anlamda rejime kaşı bir meydan okuma olarak görülebilir.

Heykelin bir ayağının Anadolu cihetine doğru bir adım önde olması ve Atatürk’ün yüzünün bu yöne bakması, Cumhuriyet’in değişen değerlerine kuvvetli bir göndermedir. Heykelde Atatürk’ün bir elinin sıkılmış bir yumruk, diğerinin ise belde olması yeni rejimin kararlılığının göstergesi gibidir.

Yine Atatürk’ün sırtını Osmanlı hükümdarlarının yaşadığı Topkapı Sarayına dönmesi de oldukça manidardır. Bu duruşta Atatürk’ün doğrudan bir dahlinden ziyade dönemin idarecilerinin bir tercihinin söz konusu olduğu anlaşılıyor. Nitekim heykelin yapımına dönemin İstanbul şehremini operatör Emin Erkul Bey ön ayak olacaktır. Emin Bey, 1960’larda heykelin buradan alınarak daha merkezi ve görünür bir yere taşınmak istenmesine bir yazı vesilesi ile karşı çıkar. Bu yazı da heykelin bölgeye özellikle konulduğuna ve bu durumun gerekçelerine göndermeler yapılır. Kanımca oldukça önemli olması ve bu açıklamalar olmadan Sarayburnu heykelinin ifade ettiği anlam anlaşılamayacağı için biraz uzun da olsa bu haberden bazı alıntılar yapmayı faydalı buluyorum.



EMİN ERKUL’UN KALEMİNDEN SARAYBURNU ATATÜRK HEYKELİ

Emin Erkul, yazıyı kaleme almasına gerekçe olarak birkaç gün kadar önce bazı gazetelerde Sarayburnu’ndaki Atatürk heykelinin Aksaray Meydanına nakledileceğine dair bazı haberlere tesadüf etmesini gösterir. Erkul, bu durumu hem heykelin bir meydan heykeli olmaması, hem de hâlihazırda bulunduğu mevkiinin rastgele seçilmemiş olması sebebiyle doğru bulmaz. Heykelin Sarayburnu’na konma gerekçesi Erkul’a göre, tamamıyla kendi fikrinin bir ürünüdür. Erkul, daha İstanbul belediye reisi olmadan evvel, 1908 yılında Budapeşte’de katıldığı 15 günlük bir cerrahi kongresinde tüm şehri gezme imkânı da bulur ve şehrin heykellerle donatıldığını görür. İlerleyen yıllarda Viyana, Hamburg, Berlin gibi şehirlerde de durumun aynı olduğunu gözlemler.

İstanbul’a belediye başkanı olduktan sonra Ankara’da Atatürk’ün masasına konuk olduğu bir gün heykellerini rekzetme şerefini belediyesine vermelerini rica eder. Atatürk’ün bu teklife olumlu yaklaşması üzerine de mahalin Sarayburnu olmasını teklif eder. Atatürk’ün “Bu işi mütehassıslarla ve arkadaşlarınla tedkik ve münakaşa etmelisin” demesi üzerine “Bizlerin bu hususta hayli tedkikatımız var. Bilhassa burasını ileri sürmekten maksadımız, arkaya düşen Topkapı Sarayı’dır” deyince Atatürk gülümsemiş ve “Pekâlâ” demiştir. Dolayısıyla Erkul’a göre heykelin vaziyeti itibariyle sırtını Topkapı Sarayına çevirmesi saltanatın tarihe karışmış olmasını sembolize etmektedir.

Olurun alınmasından sonra Emin Erkul ve arkadaşları uygun bir heykeltıraş aramaya başlamışlar, Viyana’ya yaptıkları bir gezi sonrasında Krippel’de karar kılmışlardı. Yeri gelmişken hemen belirteyim ki bu arayışın temel nedeni o günlerin anlayışında Atatürk’ün heykelini dökme işini üslenebilecek bir Türk heykeltıraşın olmadığı kanısıdır. Bu sebeple Heinrich Krippel, Pietro Canonica, Anton Hanak, Josef Thorak gibi heykeltıraşlar ilerleyen yıllarda ardı ardına ülkeye davet olunur. Nitekim bu tercihler bazı yazar ve sanatçıların da tepkisine sebebiyet verecektir. Ahmet Haşim Sarayburnu’ndaki Atatürk heykelini, milli ruhtan yoksun bulduğu için ‘bronz yığını’ olarak tanımlar. Kıymetli heykeltıraşlarımızdan Zühtü Müritoğlu da yıllar sonra yabancı heykeltıraşlara sipariş edilen Atatürk anıtlarına tepki olarak şunları söyleyecektir: “Ben size Türk şiirini ecnebi mi Türk mü yazmalıdır diye bir sual sorsam ne cevap verirsiniz? Türk harbini nasıl Türk askeri kazandı ise muhakkak ki Türk harsını da Türk sanatkârı yaratır. Mademki abideler harsımızı gösteren en büyük eserdir. Şu halde bunu bizler yaparız.”

Biz tekrar dönelim Emin Bey’in anlatımına... Krippel, Ankara’ya giderek Atatürk Orman Çiftliği köşkünde Atatürk’ün pozunu almış ve heykeli yapmak için Viyana’ya dönmüştür. Bu arada Emin Erkul da ‘Kadri’ adında bir taş ustasına kaideyi döktürür. 1926 sonlarında da sandukalara içinde heykel gelir. Fakat Emin Erkul, sıhhi sebeplerden dolayı görevi bıraktığı için heykel, Muhittin Üstündağ’ın reisliği zamanında açılacaktır.

KAYNAKÇA

Önder Kaya; Cumhuriyet’in Vitrin Şehri, İstanbul 2010

Kıvanç Osma; Cumhuriyet Dönemi Anıt Heykelleri (1923-1946), Ankara 2003

Emin Erkul Seyitoğlu; “Sarayburnu’ndaki Atatürk Heykeli’nin Aksaray Meydanına Nakli düşüncesi Münasebetiyle”, Hürriyet, 21 Eylül 1960, s. 2

Aylin Tekiner; Atatürk Heykelleri, Kült, Estetik, Siyaset, İstanbul 2010

Önder KAYA

http://www.salom.com.tr/arsivhaber-108673-Istanbuldaki_Ilk_ataturk_heykeli.html


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Wed 11 Dec 2019 - 10:17
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Birçok Amerikan Yahudisi, Trump’ın Yahudiliği bir millet olarak tanımlaması konusundaki kararından endişe duyuyor ve sadece bir din değil, zarardan daha fazla zarar verecek



Cumhurbaşkanı Donald Trump’ın, Yahudiliği yalnızca din yerine ırk ya da milliyet olarak sınıflandıracak bir yürütme emri imzalamayı planladığı bildiriliyor.

Üç idare yetkilisi New York Times 'a verdiği demeçte, kampanyalardaki ayrımcılıkla mücadele etmeyen kolejler ve üniversiteler için federal fonlamayı kesmekle tehdit edeceğini söyledi.

Tedbirin en yüksek eleştirmenleri Yahudilerin kendileriydi; Yahudileri milliyet olarak tanımlamanın sadece Yahudi aleyhtarlığı karşıtı duyguları körükleyeceğini söylüyor.

Daha fazla hikaye için Business Insider'ın ana sayfasını ziyaret edin.

New York Times Salı günü yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Donald Trump’ın Yahudiliği yalnızca din yerine ırk ya da milliyet olarak sınıflandırmasını sağlayacak bir yürütme emri imzalamayı planladığını söyledi.

The Times, siparişin mantığını şu şekilde tarif etti:

“ 1964 İnsan Hakları Yasası'nın VI. Maddesi uyarınca , bölüm“ ırk, renk veya ulusal köken temelinde ayrımcılık yapan herhangi bir kolej veya eğitim programından fon alabilir ”. Din korunan kategoriler arasında yer almadı, bu yüzden Bay Trump’ın emri, Yahudilerin, Orta Doğu’da, İtalyan Amerikalılar veya Polonyalı Amerikalılar gibi, bir halk veya Orta Doğu’da kolektif ulusal kökenli bir ırk olduğu iddiasını benimseme etkisine sahip olacak. ”

The Times 'a göre, emir azınlık öğrencilerinin kampüslerinde ayrımcılığa uğramasıyla mücadele etmeyen eğitim kurumları için federal fonları durdurma tehdidinde bulunacak.

Hareket, Uluslararası Hukuk ihlallerini düşündüğü için İsrail'e karşı çeşitli boykot biçimlerini teşvik eden Boykot Yasaklama ve Yaptırımlar hareketini veya BDS'yi hedefliyor gibi görünüyor. Hareket üniversite kampüslerinde popüler hale geldi ve grup, gündemini ilerletmek için " İsrail Apartheid Haftası " gibi yıllık etkinlikler düzenledi.

Bütün Yahudiler İsrail vatandaşı olmasa da, tüm İsrail vatandaşları Yahudi olmasa da , bazı Yahudi grupları BDS aktivizminin Yahudileri ve İsrail taraftarlarını kampüste taciz veya korkutmaya teşvik ettiğini iddia ediyor.

Bazı eleştirmenler, Trump’ın emrinin cumhurbaşkanı tarafından Yahudi seçmenlerine hükmetmek için ya da ülkenin hükümetinin dünyadaki antisemitizm ve BDS hareketi ile mücadelede özel bir amaç edinmesi için İsrail’e (yakın bir Trump müttefiki) karşı iyi niyet jesti olarak kullanılabileceğini öne sürdü. .

https://www.yahoo.com/news/many-american-jews-worried-trumps-045516203.html


Back to top
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Offline

Joined: 07 Nov 2009
Posts: 26,664
Point(s): 75,806
Moyenne de points: 2.84

PostPosted: Sun 29 Dec 2019 - 10:32
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

World Jewish Congress'in Ulusal Marş Videosunda Türk Ve Dağ Yahudisi Korolarına Yer Vermemesi Şaşkınlık Yarattığı İleri Sürüldü

(Gariban Hayastan'ın Yahudi Toplumu Bile VAR /Yani)









Hatikvah

İbranice: הַתִּקְוָה
Türkçe: Umut

HaTikvah /Hatikva.svg ; İsrail Ulusal Marşı
Güfte Naphtali Herz Imber, 1878
Beste Samuel Cohen, 1888
Kabul tarihi 1897 (Birinci Siyonist Kongresi)
1948 (gayriresmi)
2004 (resmi)

Hatikva (İbranice: התקווה, Türkçe: "Umut"), İsrail'in ulusal marşıdır.

Tarihi
Bugün İsrail'in ulusal marşı statüsünde bulunan marşın sözleri, Orta Avrupalı-Yahudi Naftali Herz Imber tarafından ilk olarak 1878 yılında Ukrayna'nın Zolohiv kentinde 9 kıtalık bir şiir olarak kaleme alınmıştır.

Moldova ezgisi Cucuruz cu frunza-n sus 'u temel alınarak Samuel Cohen tarafından aranj edildi ve 1897 yılında I. Siyonist Kongrede Siyonizm'in marşı kabul edilerek Paul Ben-Haim tarafından Orkestra müziği olarak yeniden araj edildi. 1948 yılında İsrail Devleti kurulana kadar birçok değişiklikler geçiren marş, devlet kurulduğunda gayriresmî olarak millî marş olarak ilân edildi.

1897 yılında I. Siyonist Kongre'de Siyonizm'in marşı kabul edilerek Paul Ben-Haim tarafından Ukrayna Yahudileri'nin folklorik müzikleri ezgisinde bestelendi. 1948 yılında İsrail Devleti kurulana kadar birçok değişiklikler geçiren marş, devlet kurulduğunda gayriresmî olarak millî marş olarak ilân edildi.

Marş yeni versiyonunda, eskisinin sadece ilk dörtlüğü ile nakarat dörtlüğünü kapsıyordu, ayrıca "Kudüs topraklarına geri dönme umudu" ,"Özgür bir millet olma" sözü ile değiştirilmişti.

İsrail'in millî marşı hakkında pek bilinmeyen fakat ilginç bir gerçek de vardır ki, İsrail hükûmeti millî marşlarını 2004 kasımına kadar resmî olarak ilân etmemişlerdir. Onyıllarca böyle söylenen marş Knesset'in devlet bayrağı ve arması ile çıkardığı kanunlar sırasında fark edilmiş ve yasa çıkararak resmiyet kazanmıştır.

Müziği

Hatikva'nın müziği İtalyan besteci Giuseppe Cenci'nin La Mantovana eserinden ilham alır. La Mantovana, Polonya, Ukrayna, Romanya ve Çek kültürlerindeki bazı şarkılara da ilham kaynağı olmuştur. Müzikal oluşumu 16. yüzyıla dayanan Hatikva'nın bugünkü halini Samuel Cohen tarafından 1888 yılında aldığı bilinmektedir. Hatikva'nın sözleri ise Zolochiv'lı yahudi şair Naphtali Herz Imber tarahından 1878 yılında yazılmıştır. Steven Spielberg'in yönnettiği 2005 yapımı "Münih" adlı filmin müzikleri arasında "Hatikvah" da yer alır.

Sözleri











İbranice
Latin Alfabesiyle
Türkçe Çeviri
כֹּל עוֹד בַּלֵּבָב פְּנִימָה
Kol ‘od balevav penimah
Kalbin en derinliğinde;
נֶפֶשׁ יְהוּדִי הוֹמִיָּה
Nefeş yehudi homiyah,
Bir Yahudi'nin ruhu hala hasret çeker
וּלְפַאֲתֵי מִזְרָח, קָדִימָה,
Ul(e)fa’atey mizrah' kadimah,
İleriye, Doğu'nun sonuna kadar bakan
עַיִן לְצִיּוֹן צוֹפִיָּה,
‘Ayn le'tziyon tzofiyah;
Bir göz sürekli Siyon'u gözler;
  
עוֹד לֹא אָבְדָה תִּקְוָתֵנוּ,
‘Od lo avdah tikvateynu,
Umudumuz henüz kaybolmadı,
הַתִּקְוָה בַּת שְׁנוֹת אַלְפַּיִם
Hatikva bat şnot ’alpayim,
İki bin yıllık umut,
לִהְיוֹת עַם חָפְשִׁי בְּאַרְצֵנוּ,
Lihyot ‘am h'ofşi b(e)’artzeynu,
Topraklarımızda özgür bir halk olmak için
אֶרֶץ צִיּוֹן וִירוּשָׁלַיִם.
’Eretz-Tziyon ve yeruşalayim.
Siyon topraklarında ve Kudüs'te.


HaTikvah Sung Around the World

Jewish communities come together in the singing of Hatikvah, Israel's national anthem, in honor of Israel's 70th birthday.

Video :  https://www.youtube.com/watch?v=viu48BxOBnA


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Fri 17 Jan 2020 - 10:43
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Kasımpaşa'nın Yahudileri



Bizim ev işte Mösyö Apostol'un evi ve marangoz atölyesi olan binanın bitişiğindeki iki bitişik tahta binadan birincisindeydi. 3. katta biz oturuyorduk.Bugün bir sipariş aldım.

Sevgili BarışTerkoğlu bana “Neden KASIMPAŞA'yı yazmıyorsunuz?” dedi.

Eh aslında bu siparişin sebebini gayet iyi biliyorum da olsun hatırladığım Kasımpaşa'yı yazmak hoş bir duygu.

Aslında benim doğduğum ev “Yukarı Kasımpaşa” diyebileceğimiz ve 10-12 basamak ile Şişhane Tozkoparan eski adı yeni adı ile Refik Saydam Caddesi’ne çıkan kesimindeydi.

Refik Saydam Caddesi’nin eskiden mevcut olan ve şimdilerde yolgeçen SARI MADAM (JALE AİLE BAHÇESİ) kıraathanesini birleştiren yokuşun hemen altında idi. Adeta Şişhane'nin çukurunda idi. Orada eskiden İstanbul Doğum kliniği olan bir apartmandan bozma hastane vardı ve yan duvarında da HAMİDİYE ÇEŞMESİ diye anılan bir köy çeşmesi ve yalağı mevcuttu.

O çeşmenin yanı başındaki tek katlı evde ise Rahmetli babaannemin eski Balatlı çocukluk arkadaşı ve can dostu Madam Rebeka Tiza ile oğlunun ailesi ikamet ederlerdi. İsimlerini zikretmeden geçemem. Oğlu Nesim Tiza Tavukçu, eşi Madam Linda kızları Zali ve Rifka ve küçük oğulları Kemaliko.

Çocukluğumda en fazla ziyaret ettiğimiz komşu evlerinden biriydi.

Hem babamların doğum yeri olan Balatlı olmaları hem de aile dostu olmaları önemli etkendi kuşkusuz. Madam Rebeka başlı başına bir stand-up sanatçısı idi. Uzun seneler aile dostluğu ve arkadaşılıkları devam etti. Madam Rebeka bizler geldiğinde veya biz onlara gittiğimizde sanki tiyatroya gidiyormuşçasına bir sevinç doğardı içimize. Benim ve ablamın yüzü gülerdi. Kısaca çok sevimli resmen komik kadındı.

Evinin anahtarları (bir gardiyan anahtarlığı misali anahtar demetini) para cüzdanını, mendi ve daha bilumum evrak ve malzemeyi PAMUKBANK dediği memelerinin arasnda saklardı. Torunlar para isterse “Haydi Pamukbank'a” deyip memelerinin arasından para çıkartıp dağıtırdı.

Oğlu Tavukçu Nesim abi az bir şey içer ve mali sıkıntılar nedeni ile eşini az bir şey hırpalardı. Bu türden nahoş olaylar oldu mu Madam Rebeka bize sığınır ve olaya mizah süsü vererek “Bizim evde yine 6 Eylül var” diye gırgıra vururdu.

İkinci adres ise şimdilerde hatta uzun zamandan beri Yunanistan'a göç etmiş olan Madam Kiça ve Mösyö Apostol'un (soyadları Filidis ) evi idi. Neredeyse 15 yıl kadar önce bir Atina seyahatimde büyük kızları Anula ve kocası ile görüştüm. Allah hepsine uzun ömürler versin. Vefat edenlere de rahmet. Küçük ve güzel kızlarının adı ise Makrina idi.

Bizim ev işte Mösyö Apostol'un evi ve marangoz atölyesi olan binanın bitişiğindeki iki bitişik tahta binadan birincisindeydi. 3. katta biz oturuyorduk.

BAKKALDAN BİLE VERESİYE ALMAYAN BABAM…

Evde banyo filan yoktu. Babam alaturka tuvaletin üstüne bir kova ve bir duş kafası ile bir düzenek yapmış annem de sıcak suyu ısıtıp kovanın içine döküp yıkanmamızı sağlıyordu.

Evde ben doğana kadar buzdolabı da yokmuş. Benim doğduğum gün dükkanı Refik Saydam Caddesinde olan elektrikli aletleri satan bir baba dostu Jozef Kastoryano –yanılmıyorsam- (Jozef abi sonradan yıkılan UNKAPANI SİNAGOGUNUN GABAY'ı idi. Gabay yöneticisi demektir. Unkapanı sinagogundaki Sukkot gecesi anımı ilk fırsatta paylaşacağım) “Aaron abi gel sana bir dolap vereyim. Hem ucuz hem de taksitle. Bak bir de oğlun oldu mama yemek filan sağlam dursun” demiş. Kısaca babam o binaya (aslında bina dediğim tahta ev komple tahta basamakları bile tahtaydı) ilk buzdolabını getiren aile reisi oldu. Haftada 2.5 lira taksitle. Bakkaldan bile veresiye almayan babam buzdolabı için taksit ödemeyi kabullenmişti. Buzdolabı İsrail malı ve markası da AMCOR idi. Şişli'ye taşındığımızda halen çalışıyordu. Kaportası araba kaportası gibi kalındı. Eski arabalardan söz ediyorum.

Üst katta yaşıtım İzak Paltura ve ailesi. Altımızda Madam Raşel soyadı aklımda değil. Ne zaman annemin çamaşırı olsa ona gönderir “Söyle Raşel teyzene sana ALIKOBENİ versin” derdi. Halen hatırlarım. Çocuk aklı ile bunun aslında beni burada tut demek olduğunu anlayamazdım. Şimdiki çocukları bu numaralarla kandıramıyorsun. Bu espriyi İsrail'in 5. Cumhurbaşkanı İzak Navon'nın yazdığı Bostan Sefaradi oyununda başarı ile kullandı. Eh ben de 25 yıl önce o oyunda aile babası rolünü oynamıştım. Amatör bir topluluk olarak 5 kez sahnelenmiş olması da oldukça başarı sayıldı.

Dönelim Kasımpaşa'ya yani Yukarı Kasımpaşa'ya. Ablamın da arkadaşları vardı aynı mahalleden. Birinin adını ve yüzünü hatırlıyorum. Biyevi. Sonradan öğrendim ki bu kız şimdilerde koca bir kadın Kongolu bir zengin Yahudi damat ile evlenip oralara yerleşmiş.

Ablamın çoğu arkadaşları ise okul sınıf arkadaşları idi ki halen İsrail'de olan bir çoğu ile görüşürler toplanırlar. En can dostu arkadaşları Sarika bugün sanırım 70 yaşında diğeri ise Lina abla yeni ismi ile Linet daha modern tabii. Diğer sınıf arkadaşlarının hepsini tanıyorum ama telefon rehberi gibi anı yazısına çevirmek istemiyorum.

Bizim evin arkasında mahalle bakkalımız vardır. Mustafa Bakkal. Herkes veresiye bir şeyler alır deftere yazdırırdı. Babam deftere yazdırmaya karşı idi. Para varsa alınır yoksa para olmasını bekler bekletirdi. Kredi kartı filan da yoktu. Sanırım olsaydı da kullanmazdı.

Bizim mahallenin adı BEDREDTİN Mahallesi idi.

Apartman ve mahalle sakinlerinin yanılmıyorsam yüzde 60 kadarı Yahudiler idi. Belki yüzde 10 kadar Rum ve gerisi Müslüman Türk idi. Hoş o zamanlarda kimin ne olduğu neye inanıp inanmadığı kimseleri pek ilgilendirmiyordu. Ya ben çok küçüktüm ve algılayamıyordum veya gerçekten öyleydi.

Hatırladığım bir konu ise babamın benim ve ablamın tek başımıza Madam Rebeka'nın evinden uzağına gitmemize izin vermediği idi. Dolaşabileceğimiz sınırlar çok kesin ve belli idi. Mesela Aşağı mahallelere gidemezdik. Neden? Nedeni yoktu ve sorulamazdı. Yasak yasaktı.

Kasımpaşa denildiğinde aklımda kalan en bariz olay KADINLAR HAMAMI idi.

İstanbul doğum kliniğinin bulunduğu yokuşun sonu Kasımpaşa caddesine çıkardı. Kasımpaşa caddesine varmadan önce iki tane hamam vardı . Annemler biirincisine giderlerdi. Küçük hamam derlerdi oraya. Natırlar en son gittiğimizde “Hanım artık bunu getirme hemi” diye de uyarmışlardı. Anlaşlan büyümüştüm. Herhalde 5 yaşlarındaydım.

Ortadaki teraslı apartman VERTER apartmanıdır.

Kasımpaşalılığım bu kadarla bitmedi kuşkusuz ama 5 yaşında iken Refik Saydam Caddesi’nde 73 numaralı VERTER apartmanına taşındık. Bu kez 3. Kattaydık. Ve apartman dairesinde inanmayacaksınız ama hem alafranga tuvalet hem de banyo vardı. 1960 yılı için oldukça lüks sayılırdı. Karşımızda ise herhangi bir bina yoktu ve komşuların bizi görme ihtimali yoktu. Babam çok haklıydı evde büyümekte olan genç bir kız vardı. Perdelerin sıkı sıkı kapanması gerekmiyordu artık.

Hemen altımızda ise yine bir mahalle bakkalı vardı ve adı Yine Mustafa Bakkal idi. Dünya tatlısı bir insandı ve mahalledeki bütün çocukları evlatları gibi korurdu. Yanında Rahmetli David amcamın tuhafiye parfümeri dükkanı vardı ve 6-7 Eylül günlerinde dükkanın önüne kendini siper ederek zarar görmesini engellediği aile arasında efsane olarak anlatılırdı. Ben de bu geleneği bozmamak ve o güzel insanı anmak için yazmadan edemedim.

Ne yazık ki madam Kiça ve Mösyö Apostol'un şansları o kadar iyi değildi. 6-7 Eylül gecesi evlerini basanlar kızlarını jiletler ile yaraladılar ve belki başka şeyler de yaptılar ama aile arasında bu kısım hep sansürlenerek anlatıldı. Anlayamadığımız ladino sözcükler kullanılıyordu hemde şifreli. Las mallogradon yani kızları mahvettiler deniyordu. Mahvetmek ne demekse tabii iyi bir şey değildi. Umarım tecavüz etmemişlerdir.

Aslında bu Kasımpaşa burada bitemez daha çok var vakit buldukça devam ederim. Saygılarımla.

İsrail Türkiyeliler Birliği Başkan Yardımcısı Ve Basın Sözcüsü

Rafael Sadi

Odatv.com

https://odatv.com/kasimpasanin-bilinmeyen-yahudileri-16012010.html

Hiç Aklımdan Çıkmadı – Kasımpaşa Altı Ocak Sokağı - Anılar




Rifat Güller, Hasköy’de doğmuş, üç yaşında Kasımpaşalı olmuş İstanbullu bir Yahudi. Sonrasında büyüdüğü Kasımpaşa’dan ayrılmış, başka semtlere taşınmış ancak 1950’li, 1960’lı yıllarda yaşamış olduğu sokağını ve semtini hiç unutmamış. Güller’in hayat hikâyesi, İstanbul’un onlarca sakininin hayat hikâyelerine benzer bir hikâye. Artık kaybolmuş olan bir mahalle hayatını, kültürünü, komşuluk ilişkilerini anlatıyor. Aynı zamanda İstanbul’un bir Yahudi sakininin ağzından yarım asır boyunca sürdürdüğü çalışma hayatı, samimi bir şekilde anlatılıyor. Hatıratlar, biyografiler ve azınlıklar ile ilgilenen herkesin ilgiyle okuyabileceği bir çalışma.

İÇİNDEKİLER
ÖNSÖZ

DOĞDUĞUM SEMT: HASKÖY

Hasköy Günleri

TAŞINIYORUZ

Hasköy'den Kasımpaşa'ya

BABAMIN ÇALIŞMA HAYATI

Yahudi Mültecileri Bürosu'nda Çalışmaya Başlıyor

Bir Yahudi Kabadayı: Menahem Madem

Şan Plastik – Marek Şanoviç

ALTI OCAK SOKAĞI

KOMŞULARIMIZ

Madam Katina ve Tabut Ev

Mösyö Koço ve Ailesi

Hasan Koçer ve Ailesi

Kâmil Senin ve Ailesi

Perihan Abla

Şen Yuva Apartmanı ve Sakinleri

Fahri Bey ve Nilüfer Abla

Mösyö Marko ve Madam Fofo

Fevzi Bey ve Madam Zafira

Mösyö Epaminonda ve Madam Margaro

Fitnat Hanım

Erdoğan Alkin

Ahmet Amca ve Nuriye Teyze

EVİMİZ

Annem ve Babam

Evin Girişi

Dedem Rafael

Avlu ve Diğer Bölümler

VARLIK VERGİSİ

NASIL ISINIYORDUK?

YENİ KOMŞULARIMIZ VE YAKIN MAHALLE

Yeni Komşularımız

Komşu Sokaklar - Yakın Mahalle

Mahallemizin Üç "Tip"i

Dumlupınar Faciası

Madam Katina Hastalanıyor

GÜNLÜK HAYAT NASILDI?

Hitap Tarzı

Günlük Hayat

Seyyar Satıcılar

Eskiciler - Hurdacılar

Postacı

Akşam Vakti

Gece Hayatı

Doğum Günleri

Dinî Bayramlar

Tiyatrolar

Gazinolar

Cumhuriyet Bayramı

OKUL HAYATIM

İlkokula Başlıyorum

Karneler Dağıtılıyor – Tatil Başlıyor

Yaz Tatili: Heybeliada'ya Gidiyoruz

Kırılma Noktası - Yeniden Doğuş

Yaz Tatili Bitiyor – Okula Dönüyoruz

Ortaokul'a Kaydoluyorum

Hatırladığım İki Siyasi Olay

Okuldaki Hayat

Bar Mitzva Törenim

Futbol Merakım

Sanat Güneşimiz - Zeki Müren

Yeniden Yaz Tatili

Ortaokul Son Sınıftayım

Ortaokul Öğretmenlerim

Fenerbahçe Gençler Futbol Takımı Seçmeleri

Şiir Yazıyorum

Lise Yılları

Lise Mezuniyet Sınavları

Doktor Olmak İstiyorum Ama Olamıyorum

6-7 EYLÜL 1955 OLAYLARI VE SOKAĞIMIZ

YÜKSEK İKTİSAT ve TİCARET OKULU YILLARIM

İKİ ACI OLAY

ASKERLİK HİZMETİ

Askere Gitmeye Karar Veriyorum

Veda Partisi

Ankara'ya Doğru Yola Çıkıyorum

Piyade Okulu'na Gidiyoruz

Tank Okulu'nda Eğitim

Eğitim Bitti – Dağılıyoruz

İstanbul'a İzinli Dönüyorum

İkinci Zırhlı Tugay'a Teslim Oluyorum

Cızzzzz!

Asteğmen Oluyorum

Babaeski Birinci Zırhlı Tugay'a Tayin Oluyorum

Güzel Bir Rastlantı - Rifat Sonsino Birliğimize Geliyor

Dünya Ne Kadar Küçükmüş

27 Mayıs İhtilali

Şaka Gibi Bir Cızzz… Yine Mi?

YASSIADA DURUŞMALARI – İDAMLAR ve PERİHAN ABLA'NIN SEVİNCİ

<p ÇALIŞMA HAYATIM - I



<p PAL TIRAŞ BIÇAKLARI FABRİKASI (1960-1974)



İş Görüşmesine Gidiyorum

Müdürüm Jak Sion'la Tanışıyorum

Bir Portre: Müdürüm Jak Sion

Tıraş Bıçağı İmalatı

Yemin!

PAL Fabrikası'nda Yeni Gelişmeler

Tuhaf Bir Teklif

Kuru Fasulye

Rafael Torel Ortak Oluyor

Fabrika Kapanıyor

ARKADAŞLIK YURDU DERNEĞİ VE ŞALOM GAZETESİ (1961-1971)

Arkadaşlık Yurdu

Şalom Gazetesi ve Avram Leyon

Bugün Gazetesiyle Polemik

Şiir Kitabım

TAŞINIYORUZ – EVLENİYORUM – TEKRAR TAŞINIYORUZ

Şişli, Sıracevizler'e Taşınıyoruz

Müstakbel Eşimle Tanışıyorum

Sıracevizler'deki Dairemiz ve Komşular

Nişanlanıyorum

Marko Derofe Vefat Ediyor

Düğün Hazırlıkları – Düğün – Balayı

Akıl Almaz Tepkilerim

Kız Babası Oluyorum

Yeni Evimizdeyiz

Kanarya Apartmanı'ndaki Komşularımız

ALTI OCAK SOKAĞI'NA ZİYARETLER

TRİTEKS TEKSTİL A.Ş. (1975-1997)

Yeni İş Arıyorum

İşe Başlıyorum

Hiç Ummadığım Bir Cızzz…

İşten Ayrılıyorum

ÜROSAN MOBİLYA (1997-2003)

Yeniden İş Arıyorum

İşe Odaklanmak – Bir Anekdot

1999 Marmara Depremi

Surinamlı Gullit

Show Room Kapanıyor – İşten Ayrılıyorum

ŞARK GÜLÜ KIRTASİYE (2004-2010)

Musa Derofe'yle Karşılaşmam

İşe Başlıyorum

İşten Ayrılmam

EMEKLİLİK YILLARIM

ALBÜM

DİZİN

http://www.librakitap.com.tr/index.php?option=com_content&view=article&id=436&Itemid=105


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Sat 25 Jan 2020 - 19:17
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

Papa’dan Türk Yahudi profesöre Vatikan’da görev



Papa Francis, Ekonomist Prof. Dani Rodrik’i Vatikan Akademisine öğretim üyesi olarak seçti.

İstanbullu 62 yaşındaki ekonomist Dani Rodrik, 1982 yılından beri Harvard Üniversitesinde de ekonomi politikası dersleri veriyor. Vatikan’dan salı günü yapılan açıklamada Prof. Dr. Rodrik’in Vatikan Sosyal Bilimler Akademisinde iktisat ve ekonomi dersleri vereceği kaydedildi. Rodrik’in uzmanlık alanı, küreselleşme, uluslararası ekonomi, politik ekonomi, ekonomik kalkınma, ekonomik büyüme, gelir ve ücret dengesi eşitsizliği.

1994 yılında kurulan Vatikan Akademisinin bir misyonu da sosyal bilimlerde uzmanlaşmayı teşvik etmek. İtalyan iktisatçı Stefano Zamagni tarafından yönetilen akademide birçok milletten öğretim üyeleri din ayırımına bakılmaksızın dersler veriyor.

http://www.salom.com.tr//haber-113346-papadan_turk_yahudi_profesore_vatikanda_gorev.html


Back to top
guest
Super Membre
Super Membre

Offline

Joined: 10 Apr 2011
Posts: 2,009
Point(s): 5,313
Moyenne de points: 2.64

PostPosted: Sat 8 Feb 2020 - 22:11
PostPost subject: Musevi Cemaati - Yahudi toplumu
Reply with quote

İsrail ve Türkiye Bir Tek Devlettir



https://www.youtube.com/watch?v=_pgb278t5SI

https://www.youtube.com/watch?v=_pgb278t5SI

https://www.youtube.com/watch?v=w4tqimbzorY

Türkiye ilk İsrail Devleti'dir - Şok Açıklamalar!! - Mehmet Ali Bulut



https://www.youtube.com/watch?v=Bw1sGJRx1LU


Back to top
Display posts from previous:   
Armenian on web Forum Index -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Constantinopolis - Կ. Պոլիս - Istanbul All times are GMT + 1 Hour
Post new topic   Reply to topic Goto page: <  1, 2, 3 … , 21, 22, 23  >
Page 22 of 23
Jump to:  

 



Portal | Index | Create a forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Cookies | Charte | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1