Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Statistiques, Chronologie, Archive Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou



Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896

MessagePosté le: Lun 13 Nov 2017 - 02:36
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Revue du message précédent :

SOYKIRIMI SONUCU ERMENİ HALKINA VERİLEN MADDİ ZARARLAR

07/12/2014
Devrimci Karadeniz
http://devrimcikaradeniz.com/soykirimi-sonucu-ermeni-halkina-verilen-maddi-…



Yura Barseğov*

Kişisel olarak işlenen suçlar ve devletin siyasi kararlarının sorumlulukları ile birlikte işlenen soykırım sonucu, halkın kendilerini yönetebilme haklarından mahrumiyeti, suçun işlenmesine bağlı olarak, uluslar arası hukuk, maddi sorumlulukları da beraberinde getirir. Mal varlıkların iadesi, zarar ve kayıpların karşılanması, Hatta şahsi ve milli vakıfların manevi zararlarının ekonomik değerleri hesaplanarak ödenmesini de kapsar.
Maddi sorumluluk sınırlarının şartları da, yalnız mal varlıkların hukuksal açıdan değil ellerinden alınan ve yıkılan mal varlıklarının yeniden inşasını da gerektirmektedir. Soykırımda maddi zararlar verilmesindeki asıl amaç, var olan ortamın çalışma şartlarından mahrumiyeti ve taşınır taşınmaz mal varlıklarının ortadan kaldırılması ile o toprakta yaşayan milletin cemaatin de ortadan kaldırılmasına sebebiyet vermektedir. Önce hakların verilmesi, ardından da cezai müeyyidelerin suçlulara uygulanması gereklidir. Tüm bu faaliyetlere katılan , şahıslar, halk ve devletin kendisidir ve cezalandırılmaları gereken sorumlulardır. Maddi zararların sorumluları hem yabancı devletler, bankalar, şahıslar hem de soykırımda görev alarak talan eden halktır.
Bu mesele nasıl çözülecektir? Örneğin Yahudi kuruluşlarının faaliyetleri, Amerikan yönetiminin desteği ile Holokost’un Yahudi kurbanlarının İsviçre bankalarında saklanan paralar hakkında, ayrıca mal sahiplerine mallarının iadesi için Dünyanın çeşitli müzelerinde bulunan güzel sanatsal değerlerinin iadesi gibi faaliyetlerin ve pratiklerinden de yararlanılabilir.
Aslında soykırım sonucu Ermenilerin maddi zararlarının ödenmesi meselesi çok daha eski bir konu olmasına rağmen pek çok sebeplerden dolayı bu konu çözülememiştir. Bunların tümü olmasa da pek çoğu ödemelerin hacmi hakkında da bilgi vermektedir.

Ermenilerin mallarının talan edilmesi ve katledilmeleri hakkında Osmanlı yasaları
Türk devleti, Ermeni milletinin varlığının mahrumiyeti ile ilgili konularla uğraşmışlardır. Ermeni soykırımının birinci devresi 1878 – 1915 tarihleri arasında kitlesel tehcirin organize edilmesinin amacı Ermenilerin soygun, talanlarının Türkler ve Kürtler tarafından yapılması ve cezalandırılmamasıdır. Osmanlı İmparatorluğu yönetimi 1915’te Ermeni tebaasının imhası ve mallarının talan edilmesi Türk halkının iştiraki ve bilfiil görev alması ile gerçekleşmiştir. Talan ve soygunda da kendilerine pay çıkarmışlardır. Yeni Miladi takvimine göre 26 mayıs 1915’te Osmanlı imparatorluğu Dahiliye veziri Mehmet Talat, Büyük Vezir’den Ermeniler için sürgün edilmesini öngören “Tehcir kanununu” imzalamasını istedi. Ertesi gün 27 Mayıs günkü gazetelerde geçici bir kanun çıkarılacağıyla ilgili haberler yer aldı. Anayasanın 36. Maddesi gereğince Büyük Vezir 29 Mayısta söz konusu kanunu imzaladıysa da meclis-i Mebusan 30 Mayıs günkü oturumunda bu “kanunu” onaylamadı. Resmi Tarih söylemlerine göre Meclis-i Mebusan bu kanunu aylar sonra 15 Eylül 1915 günü onaylamıştır.
10 Haziran 1915 günü Meclisten geçtiği bilinen bir “ek kanun” ile tehcir edilen Ermenilerden kalma tüm malların “terk edilmiş” olduğu ve onlara devlet tarafından “el konulması” kararı alındı. Bunun yürürlüğe girmesiyle hemen özel komitelerin kurulması ve o Ermeni mallarının sahipleri adına işbu komitelerin işlemlerde bulunması da kararlaştırıldı. Ermenilerin küçük ve büyük baş hayvanları, taşınır eşyalar, kap – kacak ve aletleri mobilyaları vs. “açık arttırma ile satılacak ve onlardan elde edilen miktar malın Ermeni sahipleri adına banka hesapları açılarak o hesap numaralarına yatırılarak saklanacak ve tehcirden geri dönenlere “iade” edilecekti. Onların evleri – dükkânları, bağ – bahçe arsalar vs. gibi demirbaş ve taşınmaz mallarıysa Balkanlardan getirilmesi planlanan din-i bütün Müslüman muhacirlere tahsis edilecekti.
13 – 26 Eylül 1915 arasında Meclis’te “Tehcir edilen Ermenilerce terk edilmiş mallar” hakkında geçici bir kanun kabul edilmesi için yapılan görüşmeler esnasında söz alan milletvekili Rıza bey “Ben istemedikten sonra hiç kimse benim mal varlığımı alıp – satamaz, bu Anayasamızın 21. Maddesine aykırıdır. Anayasal bir rejim olarak kanunlara istinaden hareket etmek zorundayız, beni tutar, evimden barkımdan köyümden zorla tehcire yollar ve sonra da malımı-mülkümü satmaya kalkarsanız bu kanuni olamaz, olsa olsa zorbalıkla olur. Buna ne vicdan elverir, ne de Osmanlı’nın kanunlarıyla anayasası!” demiştir.
1915’te “kabul edilen” bu kanun hakkında Alman Dışişleri Bakanlığı’nı haberdar eden Deutsche Bank müdürü Arthur Von Gwinner yazısında “Onbir maddeden oluşan bu kanun sayesinde tehcir edilen Ermenilerin varıyla yokuna el konularak bu zaptın hükümet ve yasalar adına yapılması sayesinde tüm Ermeni hesaplarındaki maddiyata el konulması da sağlanmıştır” demektedir.
Dört yıl sonra 4 Kasım 1918 günü Osmanlı Meclisi zamanında Ermenilerle ilgili kabul edilmiş olan bu kanunu anayasaya aykırı olduğu nedeniyle iptal etmiş ve hukuksuzluk yapıldığına dair karar almıştır.

Bütün bir halkın talan edilmesi nasıl gerçekleşir?
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde soykırıma tabi tutulan halk nasıl bir soyup talan ediliyorlardı?
Çok sayıda şahitlerin, hayatta kalabilen kurbanların, Almanların, Amerikalıların, Arapların ve diğer milletlerin de şahadeti söz konusudur.
İşte Muş’ta Ermeni katliamına şahit olan Almanların ifadeleri, “1914 Ekim ayının sonlarında, Türkler savaşa girdiği zaman, Türk yüksek rütbelileri Ermenilerden her şeyi kapmaya başladılar. Ermenilerin malvarlıkları ve paraları, savaş ihtiyacı olarak gasp edildi. Daha sonra her Türk bir Ermeni evi veya işyerine girerek ihtiyacı olan her şeyi çaldı.”
Amerikan Konsolosu Jackson, olayları yerinde takip eder ve Türk hükümetinin Ermeni halkının talan edilmesindeki rolüne dikkat çeker. Soygun ve Ermenilerin imhası planlanmış son ve en büyük darbedir.
Yine başka bir itiraf, 4 Ekim 1915’te Ermenilere uygulanan vahşeti Amerikalı araştırmacı heyetin raporu:
“Emniyet güçleri şehrin Ermeni evlerinin her birinden eşyaları çıkartmakta ve Türk kadın ve çocuklardan oluşan güruh emniyet güçleri ile birlikte hareket etmekteydiler. Emniyet güçlerinin Ermeni evlerinden topladıkları kıymetli eşyaları aldıktan sonra bu güruh halindeki halk evlere girerek kalan her şeyi talan etmekteydiler. Her gün olağan hale gelen bu hareketleri gözlerimle görmekteyim. Birkaç hafta içinde tüm evlerin boşalacağını ve sıranın işyerlerinin talanına geleceğini zannediyorum.
İşte görgü tanığı bir görevli (Bedevi) Fayız El-Hüseyin, 1916’da gördüklerini yazmıştır. “Ermenileri imha ettikten sonra onların evleri, tüm eşyaları, araç gereçleri, dükkânları, depoları ve tüm işyerleri talan edip, toplayıp götürmekteydiler.
Kiliseler ve tüm büyük Ermeni kuruluşları bu harekete maruz kalırlar. Hükümet bu talan edilen malların satılması için bir heyet kurar. Ölen Ermenilerin taşınır ve taşınmaz mal varlıkları mirasçılarına bırakılması yerine Türk hükümetinin kasasına devredilmekteydi. Halılar, değerli eşyalar onda bir fiyata satılmaktaydı. Müzik aletleri parasız dağıtılmaktaydı. Bütün para ve değerli eşyalar jandarma Rüşti Bey ve vali Reşit Bey’de toplanmaktaydı. Vali Reşit Bey İstanbul’a götürerek şahsen Talat Paşa’ya teslim edecektir. Bunlardan Ermenilere yapılan soykırım hakkında araştırmalarda bulunmuş İsviçreli Zurlinden 1918 yılında güvenilir bir Alman kaynağından edindiği bilgilere istinaden “yapılan aslında 1,5 milyon insanın maddi birikiminin de yağmalanması, soyulmasıdır” diye yazmıştır.
Britanya gizli servisine göre ise “sadece Mardin ve Diyarbakır şehirlerinde 6 milyon pound değerinde ev ve ziynet eşyası, halılar antika değerinde mallar ve 1,5 milyon pound değerinde altın talan edilmiş ve bunlardan bir çoğu, planlı soykırımın harfiyen gerçekleştiren Diyarbakır valisi tarafından Halep’ten İstanbul’a trenle 48 sandık dolusu değerli taş ve altın mücevherat şeklinde yollanmıştır.”
Ermenilere yapılan soykırım suçundan yargılanması öncesi kendini korumak için Cumhuriyet gazetesinde yayınlandığı açık mektupta önemli beyanatlarda bulunan Erzurum Valisi Hasan Tahsin Paşa (Uzer), o yazısında “tehcir edilmeden önce Ermeniler kendilerine ait değerli ziynet eşyası ve altın paralarını Osmanlı Bankasına beh olarak bıraktılar ve bunun karşılığında da her birine özel makbuz verildi. Maliye Bakanlığı bu maddiyatı bankadan istediği halde, banka uzun süre bakanlığın istemini reddetti ama Erzurum askeri sorumlusu Cemal bey ile banka müdürü Celal bey arasındaki görüşmeler sonucunda anlaşmaya varıldı ve ortak bir mukavele imzalandı. Sonuç olarak banka müdürü tüm o maddi değerleri İstanbul’a götürüp Maliye Bakanlığına kendi eliyle teslim etti ve onlardan da makbuz edindi. Bu makbuz şimdi bende bulunmaktadır ve onu yayınlayabilirim” diye yazmıştır.
ABD İstanbul Büyükelçisi Henry Morgenthau anılarında “Dünyanın en acayip olayı” olarak nitelediği New York Life Insurance Company ve Equitable Life of New York, Ermenilerle yıllardır hatırı sayılır iş yapmıştır. Bu in¬sanların yaptıkları yaşam sigortaları tutumluluklarına iyi bir ör¬nektir.
“Keşke,” dedi Talat, “Amerikan hayat sigortası kumpanyala¬rının bize Ermeni poliçe sahiplerinin tam bir listesini vermesine yardımcı olsan. Hepsi şimdi Ölü sayılır ve arkalarında parayı ala¬cak varisleri yok. Tabii ki hepsinin Devlete mahlul olması lazım, zira hak sahibi şimdi Hükümettir. Öyle değil mi?” demesini detaylı bir şekilde anlatmaktadır.
Buna benzer başka başvurulan Almanya, Avusturya – Macaristan İmparatorluğu ve Avrupanın Osmanlı ile savaş halinde bulunmayan daha epeyi ülke yetkililerine de yapılmış olduğuna dair oldukça bilgiler vardır fakat ondan da ötesi Osmanlı hükümetinin Ermeni’lerden talan edilen maddiyatın önemli bir bölümünü savaş müttefiki olduğu Almanya ve Avusturya bankalarında sakladığı da açıkça bilinmektedir. Bu maddiyata Osmanlı’nın büyük yenilgisi sonrası savaştan galip çıkan antant ülkeleri tarafından resmen el konulmuş olduğu da bir sır değildir.
Böylelerinden birkaç örnek verelim… Değişik dönemlerde Büyük Britanya İmparatorluğu başbakanlığında bulunmuş olan Herbert Ascwitt ve Stanley Baldin, 1924 yılında dönemin başbakanı Ramsey Mc Donald’a sunmuş oldukları yazılarda “Türk hükümetince 1916’da Berlin’e yollanan ve savaş sonrası galip ülkeler tarafından elde edilen 5 milyon pound sterling değerindeki Türk altınının büyük bir kısmı hatta belki de hepsi Ermenilere ait olan paralardı.” diye yazıp “hükümetin emriyle İstanbul’dan Berlin’de Reichbank’a ulaştırılan paralar sadece 5 milyon poundla” sınırlı değil Alman araştırmacılarının yaptığı hesaplara göre sadece 1916’da Berlin’e transfer edilen maddiyatın toplam miktarı 100 milyon altın mark değerindedir.
Osmanlı hükümetinde maliye bakanlığı yapmış olan Cavit kaleme aldığı anılarında “9 Kasım 1918’de Ermeni’ler tarafından “terk edilmiş” malların satışından elde edilen paralardan 1 milyon pound’unun kullanılmış olduğunu” yazmıştır.
1919 Kasım’ında yayınlanan Alman verilerini temel alan Dr. Johannes Lepsius’a göre ise “Türklerin el koyduğu Ermeni para varlığı 1 milyar mark (250 milyon ABD doları) değerindedir.”
1919’da Paris Barış Konferansına katılan Ermeni delegasyonunun değişik devlet vatandaşı yabancı uzmanlardan oluşturulan özel bir komisyona yaptırdığı ve Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere yapılan soykırımın sonucu verilen maddi zararın ne kadar tuttuğuyla ilgili sorusuna, komisyon üyelerinin oy birliğiyle hemfikir olup kararlaştırdıkları maddi miktarın 3 milyar 750 milyon ABD dolarına eşdeğer olduğu hesap ve beyan edilmiştir. Bu rakam o zamanlar senatör James Gerrard’ın başkanlık ettiği ABD kongresi komisyonu tarafından da aynen Paris konferansında beyan edilen rakam temel alınarak kabul edilmiştir.
Ermeniler yalnız Osmanlı İmparatorluğu topraklarında değil sınır ötesi Rusya’ya ait Kars bölgesinde, Gümrü ve Yerevan’da da talan ve soyguna tabi tutuldular. Tatar çeteler, soykırım siyasetini güden Türklere yardım amacıyla, Nahiçivan, Karabağ ve Bakü Ermenilerine her türlü vahşeti uyguladılar.
Pek çok Ermeni ailenin yanında, müttefik ülkelerin gerçekleştirdiği araştırmalar sonucu verilen zarar ve ziyanları belgeleyen raporlar bulunmaktaydı. Bu belgelerle pek çok mal sahiplerine veya mirasçılarına geri verilebilecekti. Özellikle de Bakü şehri nüfusunun zararları karşılanabilecekti.
1919’da Ermenistan Cumhuriyeti heyet başkanı Avedis Aharonyan ve Ermeni Ulusal Heyeti başkanı Boğas Nubar’ın ortak olarak imzalayıp Paris Barış Konferansına sundukları raporda, “bu hesabın sadece batı Ermenistan ve Kafkasya’daki Ermenistan Cumhuriyeti bölgelerinde yaşayan Ermenilerin uğratıldığı maddi kaybın tazmin ve telafisi için hesaplanan pek yaklaşık bir rakam olduğu” da özellikle belirtilmiştir.
O zamanki hesaplarda zaten sadece 1915 – 1919 yılları arasındaki 4 yıllık zaman birimi göz önünde bulundurulmuş olup, 1878 – 1914 arasında yani 36 yıl süresince yapılan onlarca katliamlardaki maddi kayıplar söz konusu dahi edilmemiştir. Bunun dışında pek doğal olarak 1920 – 1923 yılları arasında yapılan katliamlarda (özellikle de Kemalist askeri güçler tarafından Kilikya, Ege bölgesi ve Ermenistan Cumhuriyeti sınırındaki Kars vilayeti, Nahçivan, Şarur, Sürmeli, Aleksandopol-Gümrü vb. gibi bölgelerde yaşayan Ermenilere yapılan saldırılarda) Ermenilerin verdiği maddi kayıpların hesap edilemez olduğu da açıktır.
Öyle ki Paris konferansında alelacele yapıldığı bilinen bu kaba hesapta sadece 1915-1919 yılları arasındaki zaman birimi temel alınmış olup, sırf bu dönemde ve yukarıda belirtilen bölgelerde yaşamış olan Ermenilerin gördüğü maddi zarar miktarı, 19 milyar 130 milyon 932 bin Fransız frankı olarak hesap edilmiştir. Bu miktarın 14 milyar 598 milyon 460 bin frankının Batı Ermenistan Ermeniliğine, 4 milyar 532 milyon 472 bin frankının ise Ermenistan Cumhuriyetine düştüğü de ayrıca belirtilmiştir.
Ermenilerin mal varlıklarının Uluslararası Sözleşmelerde Savunulması
Mal varlıklarının dokunulmazlık hakları uluslararası platformda belirlenmiştir. Hatta 4 Haziran 1918 Batum Antlaşması ile Türkiye’nin mecbur kıldığı gibi mal varlıklarının hiç kimse tarafından sahiplerinden mahrum bırakılamayacağı maddesi ile kabul edilmiştir. Sevr Antlaşmasında soykırımın kurbanları suçluları ve mal varlıklarının haklarının korunması düzenlenmişti. Bu belgelerle Ermenilerin kaybettikleri mal varlıkları, gasp eden Türk devleti ve halkının sorumluluğu altında kısmen de geri verilecekti. 1915’de Ermenilerin terk edilmiş malları hakkındaki yasalar da onaylanmaz. Ve bu taşınır-taşınmaz mal varlığı üzerine yeniden kurulur. Hatta 1 Ocak 1914’ten sonraki belgelerde malların geri verilmesi veya satılması hakları da iptal edilmiştir. Mal varlığını ele geçiren şahıslar zararları ödeyebilecek durumdaydılar, Türk hükümeti tarafından geri ödemeler yapılabilirdi, ancak hükümet bu hakları bile erteleme yolunu seçti.
Mal sahiplerinin ölümü veya kaybolması durumunda mirasçıların gözükmemesi durumunda tüm mal varlığı cemaate kalmalıydı.
Türkiye’nin sultanlık yönetimi Sevr Antlaşmasını imzalamaya hazırlanırken, 8 Ocak 1920 tarihinde geçici kanunu da geçersiz sayar. Antlaşmayı imzalayan hükümet soykırım kurbanı Ermenilere karşı uluslararası hukuk çerçevesinde sorumluluklarını da kabul eder.
Ancak Türk milliyetçi Kemalistler ve Rus Bolşevikleri arasındaki gizli görüşme ve Batılı devletlerin siyasi el çabukluğu neticesinde Sevr Antlaşması, 1923’de Lozan Antlaşması ile değişti. 1923’de Lozan Antlaşmasına göre, bölgede değişimler ve Ermeni-Türk sınır meselesi ile Amerikan başkanı Willson aracılığı, Batı devletler genel af ilanını kabul eder. Ve Türkiye milli azınlık haklarının korunması zorunluluğu getirir.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde uygulanan soykırımın kurbanları, mal varlıkları üzerindeki haklarının savunulması için Lozan Antlaşmasının 38-44 maddelerine atfedilen milli azınlık haklarına haizdiler.

.../...
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Lun 13 Nov 2017 - 02:36
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Lun 13 Nov 2017 - 02:36
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

.../...

Türkiye Cumhuriyeti Yasalarının İnsanlık Bilinci İle Mücadelesi
Bu antlaşmayı kabul eden Türkiye, Ermeniler lehine uygulamaları yerine getirmeye hazır değildi.
Ermeni halkına karşı <> Kemalist hükümetin tutumu, genelde soykırımın geleneksel siyasetinin mirasçıları kanıtını çürütecekti. Ermenilerin en tabii yaşamsal hakları hatta “milli azınlık” statüsü uluslararası hukuku kabul etmeyecekti. 14 Eylül 1922 tarihinde Kemalistler Osmanlı yönetiminin geçici yasalarını onaylamayan belgelerini kabul etmediler. Oysa 15 Nisan 1923’de Türkiye’de terk edilmiş mallar hakkındaki yasa kabul edilmişti. Kendi istekleri dışında bu topraklardan uzaklaştırılan Ermenilerin mal varlıkları üzerindeki hakları ve istekleri de reddedilmekteydiler.
Ermenilere tanınan tüm hakların belgeleri tanınmayıp geçersiz sayıldı.
Türk hükümeti, Türk bankaları ve yabancı bankalardaki Ermeni varlığını da talep etti. Ve bu miktarlar gerçek sahiplerine verilmedi.
Kemalist Türk yönetimi kaçak Ermenileri Türk tebaasından çıkartarak Lozan’da maddelerle korumaya alınan milli azınlıklar hakkından da mahrum bıraktı.
Eylül 1923’de Lozan Antlaşmasının onaylanmasından sonra Türkiye yasalarla Kilikya (Adana)’dan ve Doğu vilayetlerden tehcir edilen Ermenilere de yasak getirdi.
26 Aralık 1925’de Türk basını Ermeni taşınır ve taşınmaz malları, terk edilmiş bağ ve bahçeleri, arsa ve arazileri açık artırma mezat yolu ile satılması bildirisini yayınladı.
Türkiye çeşitli şehirlerinde Ermenilerin satılığa çıkarılan mal varlıklarının sayı ve hacmini anlamak mümkündür. Türk basını yazılarında Ermeni göçmenleri merkez komiteleri listelerinde görmek mümkündür. Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliği de 5 Eylül 1925’de yayınlamıştır.
Ağustos 1926 Türkiye Cumhuriyeti hükümeti Lozan Antlaşmasına bağlı kalacağını bildirirken, 6 Ağustos 1924 tarihine kadar gasp edilmiş mal varlıklarının tümünün ne kadar olduğundan habersizdi.          
Türkiye, 23 Mayıs 1927 tarihinde yeni bir yasa çıkartarak Ermenilerin terk ettikleri vatan topraklarına dönmeleri ayrıcalığını getirir, iktidardaki yönetim çıkardığı bu yasayla Türk tebaasından mahrum edilenlerin şartlarını şöyle açıklar: “Osmanlı İmparatorluğundaki kurtuluş savaşına katılmayan tebaalar, o dönemde Türkiye sınırları dışında olanlar ve 24 Temmuz 1923 tarihinden bu yasanın çıktığı döneme kadar olan zaman dilimi içerisinde ülkeye geri dönmeyenler.”
Kemalist Türkiye böylece katliamlardan kurtulan yüzbinlerce Ermeninin evlerine dönme haklarını ellerinden almak için vatandaşlıktan çıkartır. Hiçbir haklı gerekçe gösterilmeyen bu durumda Ermeniler <> olarak suçlanırlar.
Vatandaşlıktan çıkarılan Ermeniler, 1922 yılında Milletler Topluluğu tarafından Norveçli ünlü bilim adamı Fridtjof Nansen’in girişimiyle <>ne sahip olurlar. Neticede 100 bin Ermeni İkinci Dünya Savaşında Sovyet Ermenistan’ına sığınırlar. Ancak, bu Türk tebaalı Ermeniler Stalin döneminde Sovyet Ermenistan’ı için tehlike oluşturdukları gerekçesiyle Sibirya’ya sürülürler.
Türkiye Cumhuriyeti yasaları ve Türk devletinin tutumu, soykırıma kurban giden tüm Ermeniler için uluslararası hukuk normları ve uluslararası sorumluluklar kavramına ters düşer.
Uluslararası kamuoyuna bu durum nasıl yansıtılır?
Türk Devleti tarafından soyulup talan edilen Ermeni halkına karşı nasıl bir tutum kaydedilir?
Bu konuyu kimler, nasıl <<Örttüler>>?
Büyük ülkeler Ermenilerin soyulması için katledilmeleri gerekliydi uygulaması davranışı karşısında konunun “Ermeni Meselesi” olarak adlandırılması ile sonuçlandı.
Yalnız Türkiye değil, siyasi ve maddi zararlar sorumluluklar meselesini kapatanlar, Avrupa Devletleri de Ermeni Soykırımına göz yumarak, Almanya ise katılarak suçlu durumuna düşmüşlerdir.
Alman Dışişleri Bakanlığı hukuk danışmanı Dr. Otto Hobberd o tarihlerdeki Almanya’nın      sermaye ve parasal sorumluluğunu erkenden görür, onun desteğiyle “müttefik Türkiye’de organize olmuş Ermenilerin tehcir meselesinde ülke üzerinden suçlamaların kaldırılması uzaklaştırılması için Türkiye’yi suçtan arındırmak ve kurtarmak amacındayız. Finansal desteği vermezsek verilen zararlardan sorumlu oluruz.”
Sevr Antlaşmasının Lozan Antlaşmasına dönüşmesinden sonra yaratılan siyasi şartlarda, Ermenilerin haklarının gasp edilmesi ile her türlü menfaatlerini gözeten emperyalistlerin de dikkatini çekti. Ermenilerin soykırım ile maddi zararları meselesi “tazminat ödenmesi” ve tehcire tabi tutulanların yerleştirilmesi olarak düzeltildi.
Herbert Askwit ve Stanley Boldwin, Ermenilere karşı olan sorumlulukların yerine getirilmemesini göz önünde tutarak ve onlara yapılması gereken manevi tazminat hakkının meblağını yüksek tutarak Ermeni meselesinin sonlandırılması amacını taşımaktaydılar. Teklifi öngörenlerin sözleri şöyledir. “Bunun siyasi hiçbir anlamı yoktur.” Oysa amacı, ittifak devletlerinin Ermenilere karşı olan sorumluluklarını ortadan kaldırmaktır.
Ermeniler için Tazminat ödenmesi fikri, Türk devletinin siyasi sorumluluklarının gizlice ve haince el değiştirmesi başarısıdır. Böylece ülke topraklarında Ermeni yaşamı mahkûm bırakılacak şehitlerin anısına saygısızlık olacaktı.
Ermeni mal varlığı hukukunun Milletler Cemiyetinde ayaklar altına alınması (çiğnenmesi)
Milletler Cemiyeti Ermeni mukadderatı ile kendilerinin ilk kuruluş tarihinden itibaren ilgilenmiştir. Ancak bu siyasi kuruluş, belli bir gevşeklik, umursamazlık ve işlev görememe durumu ile Ermenistan ve Ermeni halkının istekleri kabul edilen kararlarla savunulamamıştır ve kağıt üzerinde kalmıştır.
Birleşmiş milletler anlaşıldığı gibi meseleyi çözemez. Az siyasallaşabilmiş meseledir. Burada asıl mesele Türkiye’nin Ermeni halkının bütünüyle imha edilmesinde verilen maddi zararların karşılanmasıdır.
Milletler Cemiyeti, bu konudaki araştırmaları sahte insani bir görüntüyle ve gösterişli hayırseverlikle kabul eder. İşte Milletler Cemiyeti’nin faaliyetlerini büyük insan Nansen nasıl değerlendirir: “Birleşmiş Milletler komiteleri niçin kurulmuştur? Ermeni evsiz muhacirler için hiçbir şey yapılamaz mıydı? Yoksa ayıpla dolu vicdanı rahatlatmak amacında mıydılar? Tabii eğer kaldıysa… Ne yazık onlara…” Bu konularla ilgili çok yönlü araştırmalardan sonra vicdanlı araştırmacıların önerileri devlet yöneticilerinden destek göremez. Devletler muhacirlere en mütevazı yardımları söz verdikleri destekleri yapmaktan geri dururlar.
Milletler Cemiyeti’nin   faaliyetleri soykırım kurbanlarına verilen zararların araştırılarak ödenmesi meselesinde her şeyden önce burada söz soykırımın çeşitli safhalarında malları gasp edilen Ermeni Mallarını göz önüne almalıydı:
1-Onlar Osmanlı İmparatorluğunda 1878 – 1915 tarihlerinde katliamlardan, cezasız kalan suçlardan ve terör hareketlerinden Türk veya başka bir kimlikle kurtulmuşlardı.
2- Onlar Ermenilere uygulanan tehcirde imha ve ölümlerden Türk kimliği olmadan 1915 – 1920 tarihlerinde kaçıp kurtulanlar, terk edenler.
3- Onlar, Osmanlı İmparatorluğu aynı tarihlerde ülkenin yöneticilerinin verdiği kimliklerde kaçıp gittiler.
4- Osmanlı İmparatorluğu topraklarını müttefiklerin işgal zamanı Mondros barış belgeleri üzerinden işgal devletlerinin verdiği kimlikle gidenler, terk edenler.
5- Onlar ki, Fransızların Kilikya yönetimini Kemalistlerle görüşüp anlaşarak Türklere teslim ettikten sonra Kiliyayı ikinci kez terk ettiler.
6- Onlar ki, İzmir’i Kemalist güçlerin emriyle ve katliam tehdidi altında terk ettiler.
7- Ermeni nüfusu Kars eyaletini 1918 tarihinde Osmanlı İmparatorluğu Ordusunun saldırıları esnasında ve Kemalist ordunun saldırıları sonucu Ermenistan Cumhuriyetinin 1920 ve 1921 tarihlerinde Moskova antlaşması sonrası terk ettiler.
8- Nahçevan bölgesi Şahtaht ve Surmalu Ermeni nüfusu, Türk ordusunun saldırıları sonrası, Tatar (Azerbaycanlı) çetelerle birlikte yaptıkları katliamlar esnasında, bu bölgenin Sovyet Ermenistan’ına teslim edilmesi sonucu (ki Moskova antlaşması şartları gereği 1921) terk ettiler.
9- Baku, Gence (Kantsak) ve Azerbaycan bölgesinin Sovyet Ermenistanına geçmesiyle başka yerdeki Ermeni nüfus 1918 ve 1920 Türk silahlı çetelerin soygun ve katliam kurbanları terk ederler.
10- Daha geç dönemde Gürcü Sovyet Ermenistan’ına geçen Ahılkalak Ermenileri soygun ve katliam’a Türk işgali esnasında uğrarlar ve terk ederler.
İspanya, İtalya, İsviçre öncülüğünde Milletler Cemiyeti Meclisi, Türk hükümetinin sadece Osmanlı İmparatorluğu sınırları dışına çıkan göçmenlerin mal varlığı ve banka hesaplarının araştırılması ile uğraştı.
Rusya sınırları ve ilerde Türk Cumhuriyeti, Ermeni, Gürcü ve Azerbaycan Sovyet Ermenistanına ait topraklarda soykırıma kurban giden Ermenilerin hak ve hukukları hep konunun dışında kaldılar.
Türkiye Cumhuriyeti kaba ve faşist ve inkarcı bir tavır takınmayı yeğledi.
20 Ekim 1925’de Türk hükümeti Milletler Cemiyeti Genel Sekreterliği’ne Tevfik Kamil Bey imzalı bir mektup gönderdi. Bu mektupta “Lozan Antlaşması imzalanmasına kadar olan dönemde ülkeyi terkeden Ermenilerin bugünkü durumu düzene konulmuş ve Lozan Konferansında İsmet Paşa’nın açıklamaları ile 17 Temmuz 1923 oturumunda kayıt altına alınmıştır.”
Bu yaratılan şartlarda, Ermeni halkının milli ve siyasi kimliği Kemalist Türkiye ile Bolşevik Rusya’nın ortak çalışmaları ile her ikisi arasında ezilmiştir. Sadece sıradan basit dernek ve kuruluşlar Ermeni mültecilerin hak ve hukukunu gözettiler. 1925 tarihinde Milletler Cemiyeti Ermeni göçmenler merkezi komitesinden açık mektuplar ve anıların yazıldığı mektuplar gelmeye başladı. Bunlarla savaştan sonra dönmeye hazır Ermenilerin malvarlığının kanunsuzca imhasını kanıtlamaktaydı. Komite, malvarlıklarının <> ilan edilmesi ve devlet tarafından eritilip imha edilmesini protesto etmekteydi. Çünkü sahipleri öldürülmüş ve Türk devletinin planlayarak gerçekleştirdiği soykırım esnasında kurtularak ülkeyi terk etmişlerdir.
Komitece,   Ermenilerin malvarlıkları hukukunda mahrumiyetini, vatandaşlıktan çıkarılmalarını, geçici giriş izni, kişinin kimliği gibi haklardan mahrumiyeti, miras, vasiyet gibi hakların verilmemesini kanunsuzluk sayılmaktadır. Yurtdışına kaçan Ermenilerin kendilerini kanıtlamaları da kabul edilmemekteydi.
Türkiye Cumhuriyeti, açık açık Ermeniler için adaleti reddetmekteydi. Türkiye resmi telgraf kurumunun 22 Kasım 1927’de gazeteler aracılığı ile yaptığı açıklamalarında şöyle der: “Hükümet, ayrılan Ermenilerin tek tek dava açtıkları duyumunu almaktadır, ancak alınan karar ile mahkemeler artık bu tür kararları Ermeniler lehine almayacaktır. “
Soykırım neticesinde Ermeni halkının talanının kanıtına siyasi ve hukuksal değer kazandırılması gerekirken Milletler Cemiyeti Meclisi, Ermeni mültecilerin gönderdikleri tüm protesto ve şikayetlerini Türkiye Cumhuriyeti hükümetine teslimini <> kabul eder. 25 Şubat 1928’de Milletler Cemiyeti genel sekreteri Truman’a Dışişleri Bakanı Rüştü bir mektup cevap olarak yazar. Beklendiği gibi Türk devletinin resmi tezini ve duruşunu bu mektup anlatmaktadır. Bu belgeleri tümüyle açıklamak gerekse de burada soykırım kurbanları Ermenilerin hakları karşısında Türk devletinin tutumu belli olmaktadır.
Türk hükümeti Ermeni mültecileri mukadderatını, hatta “emval-i metruke” meselesini araştırmaya değer bulmamakta, kendi sorumlulukları çerçevesinde ülkeyi terk eden Ermenilerle, ülkede yaşayan azınlık Ermenilerin haklarıyla eşdeğer bulmamaktadır. (Yeni Lozan antlaşması ile hakları korunan ve maddelerden yararlananlarla)
Yüzbinlerce Ermeni mülteci vatandaşlıktan, malvarlıklarının başına geri dönme haklarından, azınlıkların yararlandığı gibi yararlanamazlar. Gereçe ise, suçlu durumdakiler Lozan antlaşmasıyla gelen genel af sayesinde cezadan da kurtulacaklardı. (Eğer ülkeye dönselerdi.) Türkiye, Ermenilerle ilgili tüm meselelerinde (işlemlerinde) geniş bir serbestiyeti kendinde görmektedir.
Bakan Lozan Konferansında Türk temsilcilerin açıklamalarına tanıklık eder ve şöyle der; “Hükümet Osmanlı İmparatorluğu Döneminde ülkesini terk edenlere dönüş izni verme hakkını kendinde saklı tutmaktadır. Ancak Türk Hükümetinin istemediği kişiler Türk Vatandaşlığından mahrum kalacaklardır.”
Dışişleri Bakanı 23 Mayıs 1927 tarihli yasayı kanıt olarak göstererek “Osmanlı İmparatorluğu tebaaları belirli kategorileri sıralamaları” Türk vatandaşlığından mahrum bırakmakla ilgili Lozan konferansında Türk heyetin açıklamaları Ermenilere ait “hukuksal onay” olarak görür. “Daha erken ülkeyi terk edenlerle aynı kategoride görmektedirler.”
Çünkü Milletler Cemiyeti Adalet divanının bu tür insanların şikayetleri ile ilgilenmemesi gerekir.
Türkiye’nin bu kararı ile ilişkili olarak Ermeni mültecileri merkez komitesi 1929 yılında adil savunmada sonuç almak için 5 Haziran 1929’da hukuk konuları danışmak için dört ünlü uluslararası avukatlara başvurur; Gilbert Giteli, Albert Labrateli, Louis Laphun ve Andre Mandelshdam.
Merkezi komite siyasi durumu göz önünde tutarak sorusunu hazırlar.
Ermeni meselesine akabinde maddi zararların karşılanması meselesinin çözümünü öngören Sevr antlaşması ertesindeki Lozan antlaşmasında Ermenistan’ın adının geçmediği “milli azınlıklar”ın hakları hakkında maddeler bulunmaktadır.
Meseleler aşırı derecede dar bir çerçevede şekillendirilir.
§  Uluslar arası hukukun genel prensipleri 30 Ocak 1923 tarihinde ve 24 Temmuz Lozanda imzalanan barış antlaşması ve diğer belgeler özellikle baş temsilci İsmet Paşa’nın 17 Temmuz 1923 Lozan konferansındaki yazılı açıklamasında acaba Türkiye’den ayrılan Ermenilerin Türk vatandaşlık hakkını vermekte midir? Çünkü onlar Kurtuluş Savaşına katılmamış oldukları için Türk devleti geri dönme isteklerine izin vermemektedir.
§  Ortaya konulan belgeler, Türkiye sınırları içinde Ermenilere ait terk edilen mal varlıklarının devlete geçmesi hakkını vermekte midir?
Türkiye’de Ermeni cemaati malvarlığının gaspı gibi pek çok örnekler karşısında, Türk hükümetini bu belgelerle sorumlu kılar mı? Türkiye dışındaki Ermenilerin mal varlığı Türkiye’deki Ermeni cemaatine geri verme Lozan’ın imzalanması ve ondan sonra gasp edilen malların iadesini uluslar arası adalet mecbur kılar mı?
§  Türk hükümeti ve Lozan Antlaşmasına katılan ülkeler veya Milletler Cemiyetine üye ülkelerden herhangi biri arasındaki anlaşmazlıklar için araştırma yapılmalı mıdır? Hele de uluslar arası özelliği olan konularda. Lozan antlaşması 44. Maddesi 3. Fıkrası da tarafların istekleri uluslar arası adalet daimi divanında tartışılır.
Danışmanlık raporu sonucu 2 Ağustos 1929’da belli oldu. Hukukçular her bölümünde 4 avukatın raporlarını ortaya koyarla (conviction jun’digue)
İlk sorunun cevabı olumsuzdur. Hukukçular Türkiye’nin hiçbir azınlık üyelerini vatandaşlıktan mahrum etme hakkına sahip olmadığını açıklarlar. Olumsuz cevabın manevi değil hukuksal açıdan olduğu belirtilir. Hukuk danışmanları “Ermenilerin ülkeyi terk etmesinin geçmişte ve bugün hayatlarının ve mal varlıklarının tehlike altında olduğundan ve Ermenilerin ağır durumlarından dolayı gerçekleştiği gereğine parmak basarlar. Bu durum Lozan konferansında uzun münakaşalara sebep verir.
Türk hükümetinin görüşü, İsmet paşanın emriyle Ermeni mültecilerin durumunun düzeltileceğidir.
Hukuk danışmanları bu nihai kararların farklı iki mesele, af ve mültecilerin Türkiye’ye dönmesi arasında hiçbir ilişki olmadığı “tüm görüşlerin sahte olduğu ve hukuksal bir dayanağının olmadığı kanısın- dadırlar. Gerçek af tehcir edilenlerin kendi evlerine dönmesidir. Türk tebaası Ermenilerin vatandaşlıktan mahrum edilmelerinin, onların vatandaşlıktan kendi istekleri ile çıkmalarından dolayı alınan bir karar olamayacağını açıklarlar. Trajik olaylar esnasında ülkeyi terk eden Ermeniler ki tüm bir ulusun imhası söz konusudur. Türk yöneticiler tarafından tehcire tabi tutuldukları için bu karar oldukça anlamsızdır. Ayrıca kimler Türk yöneticilerin verdiği kimlikle ülkeden uzaklaştırıldılar. Geçici ve mecburi bu belgelere, bu kimliklere sahip olan kişilere yabancı ülke vatandaşlığı vermez.
Kemalist rejimin kuruluşundan sonra hiçbir Türk konsolosluğu Ermenilere Türkiye’ye dönme şansını bahşetmiştir. Hukuk danışmanlarının açıklaması “Ermenilerden vatandaşlığın alınması, yurtdışında yaşayan tüm Ermenileri de suçlu durumuna düşürür.”
Türk hükümeti vatandaşlıkla ilgili tüm kararların devletin kendi iradesinde olduğunu iddia eder. Hukuk danışmanları Uluslararası Daimi Adalet Divanının 7 Şubat 1923’te Fransa ve Büyük Britanya arasındaki vatandaşlıkla ilgili kararlara dikkat çekerler. Devletin ilkelerindeki olağanüstü haklar bile uluslararası hukuk çerçevesiyle sınırlandırılmıştır. İkinci meselenin birinci bölümü hakkında da danışmanlar olumsuz cevap verdiler. Ne uluslar arası hukuk ne de Lozan antlaşması Türk devletine Ermeni mal varlığını gasp etme hakkını verir. Türk yasalarına konulan maddeler hukuk mantığına da ters düşmektedir.
Hukuk danışmanları, uluslar arası hukukun genel ilkeleri yabancı vatandaşların mal varlıklarının korunmasını savunmaktadır prensibiyle, devletin vatandaşlarının kişisel mal varlıklarını savunma meselesinde de uygulanmasını açıklar.
Ermenilerin mal varlıkları meselesini suç dolayısıyla gasp edilmiş olarak görmek olanaksızdır. Çünkü “benzer tez kesinlikle ittifak devletleri ve Türkiye arasındaki anlaşma” ile gerçekleşir. Hukuk danışmanlarına göre “Türk hükümeti ermeni mal varlığı gasp ve talanına ayan beyan izin vermiş ve saklamamıştır. Bunun anlamı tüm uluslar arası ve insani sorumluluklarından istifa etmesidir.”
Meselenin birinci kısmının olumsuz cevabı, ikinci bölüm için önceden olumlu cevabı garantiledi. Gasp ve talanın hukuksal imhasından bu mal varlıkların gerçek sahiplerine verilmesi gerekliliğini ortaya koyar.
Hukuk danışmanları birlikte açıkladılar. “Türk hükümetinin Türkiye’den göç eden Ermenilerin mal varlıklarının gasp etmeye hakkı yoktur, gerekli ödeme düzenlemeleri gerçekleştirmeye mecburdur.
Tüm olaylarda öngörülen hukuk, bu istekler karşısında aynıydı. Uluslar arası hukuk çerçevesinde mal varlığı hak ettiği şekliyle saygı görmelidir. Hukuk danışmanlarına göre barış Antlaşmalarının tüm maddeleri genelde aynı tekstlerdir. Versay’ın 297. Maddesi, Saint Germen’in 249. Maddesi Neyy’ın 117. Maddesi, Tryanon’un 232. Maddesi gibi. Bunlarda görülmüştür ki, tüm olaylarda, müttefik veya birleşik yönetimlerden gelen kişi mal varlığı hakları veya menfaatleri barış sözleşmesi öncesi ihtilaflı bölgede kalan mal varlıkları eğer varlığını devam ettirebilmişse taleplere cevap verilecektir.
Genel bir görüşle üçüncü mesele (kendi adalet kurumlarında şekillenmişti.) Uluslararası adalet daimi kurumunda kabul edilmesi gerekirdi. Acaba daha sonra hangi şartlarda Ermenilerin terk edilmiş mal varlıkları araştırılacaktır? Kendi yasalarının 86. maddesiyle taraflar antlaşmalarla tüm meseleler üzerine hak iddia etmekteydi.
Birinci sıradaki Ermenistan’ın mahrumiyetinin anlamı kaybolmuştu. Türkiye de doğal olarak meseleyi uluslar arası mahkemelerde görüşmeye hazır değildi. Ancak hukuk bürolarının fikriyle, Lozan antlaşmasındaki 37 – 43 maddeler ikinci sıranın altına düşmüştü. Bu antlaşmanın 44. Maddesi 3. Fıkrası doğrudan, ihtilaflı konunun yer değiştirerek Daimi Adalet Divanında araştırılmasını gerektiriyordu. Bu, Lozan Antlaşmasının Türkiye dışında taraf ülkelerin üye veya hükümetlerinin isteğiyle gerçekleştirilebiliyordu. Hukuk danışmanlık büroları, milli azınlık haklarının uluslar arası adalet ilkeleri ile savunulmayacağını açıklarlar. Hukukçuların görüşü genelde hukuk ve kanıt sorunlarındaki fikir mücadeleleri üzerine kurulu adalettir. Ermeni tehciri üzerine fazla araştırmadan hukukçular, “Türk hükümetinin bugün Türkiye’de olmamalarını sebep göstererek mal varlıklarını gasp etme hakkına sahip olamayacaklarını” açıklarlar.
Üçüncü mesele ile ilgili hukuk danışmanları “Türkiye’nin o kişilerin Türkiye’de olup olmadığını kanıtlayamayacağını” açıkladılar. Bu sebeple Türkiye’den ayrılan Ermeni’lerin başka bir vatandaşlık almadıkları için Lozan Antlaşmasının 37 – 44 maddelerinden faydalanabileceklerdir. Statüleri Türkiye’de gayr-ı muslim azınlık olmalarıdır. Belirtilen maddelerle hak ve kanıt ile ilgili tüm meselelerde Türk hükümeti ve Lozan Antlaşmasındaki kişi – ülkeler veya Milletler Cemiyeti başka kişi ve ülkeler arasında akan görüş ayrılığında bu antlaşmanın 44. Maddesi 3. Fıkrasıyla uluslar arası platforma taşınabilecektir. Birleşmiş Milletler. Uzlaşma maddeleri gereği 14. Madde ile korunmuştur. Bu sebeple bu uyuşmazlık Uluslararası adalet daimi temsilciliğinin araştırmasına verilebilecektir.
Danışmanların görüşleri, Türkiye’nin gayri kanuni siyasetinin hukuksal değerlendirmeleri sorusunu sormaktadır. Batı ülkelerde de bu değerlendirmeler sorulur. Onlar Ermeni meselesinin çözümünü kendi menfaatleri icabına endekslenmiş ve Milletler Cemiyeti araştırmaları da çıkmaza girdi.
Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde soykırıma tabi tutulan Ermenilerin mal varlıkları üzerine hukuksal savunma meselesi adalet ve araştırma üzerine kuruludur. Tabii batı devletleri ve Milletler Cemiyeti Ermeni mal varlığı haklarının savunulması için gerekli fırsatlardan yararlanamadılar.
Meselenin çözümü Türkiye ve uluslararası kamuoyunun borcudur.
Soykırımdan ezilen Dünyanın dört bir yanına dağılmış uluslararası hak ve hukuktan mahrum kalmış Ermeni halkı artık meseleyi adalet platformuna taşıyamaz ve bu adalet platformunda çözüm arayamaz. Uluslararası hukuk çerçevesi ve devlet düzeyiyle soykırım suçları için maddi sorumluluklar meselesini duyurmak ancak seksen yıl sonra gerçekleşebildi. Ermenistan’ın uluslararası adaletle muhatap olmasından sonradır. Bu meselenin Ermeni – Türk ilişkilerinin normalleşmesi ile uluslararası adalet ilkeleri ile çözülmesi gerekir.
Ermeni – Türk ilişkileri trajik geçmişi uygarlık çerçevesinde zararların giderilmesi veya geri verilmesi ile çözülebilir.
Uluslararası Haklar uzmanı Hukuk Profesörü
1999 yılında Yerevan Ermeni Soykırımı Müzesi-Enstitüsü tarafından yayınlanmıştır
 

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 23 Avr 2018 - 09:10
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Yastık altından 4.4 ton altın çıktı



Altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikasının ikinci ihraç döneminde yaklaşık 2 ton altın yastık altından çıkarken, bu rakam ilk dönemle birlikte 4.4 tonu buluyor.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, 26 Mart'ta başlayan ve 81 ilde 324 şubede 4 etap halinde gerçekleştirilen altın tahvili ve altına dayalı kira sertifikası ikinci talep toplama sürecinin 20 Nisan itibarıyla tamamlandığını söyledi.

https://tr.sputniknews.com/ekonomi/201804231033138701-yastik-alti-altin/


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 623
Point(s): 4 354
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Jeu 6 Sep 2018 - 11:05
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

En çok altına sahip ülkeler belli oldu! Türkiye'nin sırası ise...



Dünya Altın Konseyi'nin (World Gold Council) son raporuna göre Türkiye, dünyanın en büyük altın rezervine sahip ülkeleri arasında bakın kaçıncı sırada yer alıyor.

http://www.hurriyet.com.tr/galeri-en-cok-altina-sahip-20-ulke-bakin-turkiye-kacinci-sirada-40947780


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Dim 28 Oct 2018 - 23:33
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -
Répondre en citant

Türkiye, Hıristiyan ve yerli halkların on milyarlarca dolarlık emanetine el koydu.

Tarihe göre, etnik temizliği her zaman ezilen halkların ve dini toplulukların değerlerine el konulması takip edecektir. Türkiye 1915-1925 yılları arasında Ermeni ve Rum yerli halkların da aralarında bulunduğu Hıristiyanların on milyarlarca dolarlık emanetine el koydu.
Türkiye tarafından Rum ve Ermeni değerlerinin gaspetmesinin şu anki fiyatlarla en az 60 milyar dolar olduğu Uluslararası insani yardım kuruluşları ve kaynaklarının, özellikle UNESCO’nun raporlarında yer almaktadır. Bunlar arasında antik Yunan ve eski Ermeni devletlerine ait ikonlar, altın takılar, el yazısı kitaplar ve daha pek çok eşsiz tarihi eserler gaspedilenler arasında yer almaktadır. Görünüşe göre, yabancı krediler almaya başladığı 1948’e kadar Türkiye, bunların satılmasıyla sınırlı kaldı.
1918 yılında Sovyetler Birliği aşağılayıcı Brest antlaşmasını imzalamasından sonra, Türkler, 19. yüzyıl sonunda Batı Ermenistan’ın kurtuluşu için mücadele veren o bölgedeki on binlerce Rus askerinin mezarlarını yağmalanıp, yok etti.
Sovyetler Birliği’nin talebi üzerine Türkiye, 1946-1953 yılları arasında yaklaşık 7 bin Rus asker ve subayın cesetlerini Sovyet Ermenistan ile Sovyet Gürcistan yetkililerine teslim etti. Fakat bunların büyük bir kısmı Türkler tarafından mundarlaştırılmıştı.
Yunanistan ve yabancı ülkeler, yakın tarihte, Karadeniz bölgesindeki Yunan nüfusunun soykırım nedeniyle uğradığı zarar ile Akdeniz’in “saflaştırılmış” bölgelerinde Antalya, Belek, İzmir-Smirna, Kemer’de oluşturulan tatil beldelerindeki zararı Türkiye’nin ödemesini talep ettiler.
Avrupa Mahkemesi halihazırda 10 milyar dolarlık bir dava açtı, ancak Türkiye bugüne kadar bu konuyu tartışmayı reddediyor. Aynı zamanda, Türkiye hükümeti, Rusya’daki Türkiye Büyükelçiliği’ne göre, sadece Akdeniz kıyı bölgelerinde yıllık ortalama 10 milyar dolarlık kazanç elde etmektedir.
Almanyalı arkeolog ve tarihçi Eberhart Paul’un değerlendirmesine göre, 1910-1950’li yıllarda temelde Ermeni ve Yunan’a ait en az 10 binden fazla Hıristiyan ve putperestlik değerler ABD, İngiltere, İtalya ve Fransa müzayedelerinde satıldı.
1974 yılı UNESCO verilerine göre, şimdiki Türkiye tarafından işgal edilen Batı Ermenistan bölgesindeki 913 Ermeni tarihi anıtlarından 464’ü tamamen yokedilmiş, 252’si harabeye çevrilmiş, 197’sinin ise acilen restore edilmesine ihtiyaç var.
Resmi Ankara, Ermeni kiliselerinin, anıtlarının ve kalıntılarının sayısı ve statüsü hakkında bilgi vermemek için büyük çaba harcıyor. Tarihi ve kültürel değerlerin incelenmesi zordur çünkü 1987 yılında Ermeni eserlerinin sadece askeri yetkililerden
izin alınarak ziyaret edilmesi hakkında özel bir sıkıyönetim yasası yürürlüğe girmiştir.
İngiliz “İndependet” gazetesi muhabiri Uilyam Talimbel “Hiçbir Türk ve yabancı bilim adamı Ermeni bölgelerinde bulunan anıtlarda arkeolojik araştırmalarda bulunmaya cesaret edemez” diye yazmaktadır.
İsmini belirtmek istemeyen bir diğer İngiliz arkeolog ise “Türkiye’deki Ermeni bölgelerinde araştırmada bulunmak olanaksızdır” dedi.
Resmi olarak onlar mevcut değil ve mevcutta olmamışlardır. Eğer örneğin: bağımsız arkeolojik araştırma için izin aldığınızı varsayalım Ermeni olup olmamanıza bakılmaksızın sizin peşinize düşecekler ve siz izleneceksiniz.
Türkiye’de yerli halkın kültürel mirasını yok etmek ve olası halinde onları satmak gibi tüm bu adımlar devlet düzeyinde gerçekleştirilmektedir.

https://bit.ly/2CLvSna
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 04:59
MessageSujet du message: Ermeni Mallari, Altınları ne oldu? - Arşiv -

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Le Génocide Arménien - Հայկական Ցեղասպանութիւն - 1915 Ermeni Soykırımı -> Statistiques, Chronologie, Archive Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5
Page 5 sur 5
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com