Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Kharpout - Խարբերդ (Kharpert) - Harput - Elazığ - Harpoot
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
KARPERT
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 18 Oct 2010
Messages: 157
Point(s): 479
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Jeu 10 Jan 2013 - 14:53
MessageSujet du message: 1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?
Répondre en citant




XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE: Seferberlik ilanıyla bütün yetişkin erkekler silah altına çağırılır. Ermenilerden maddi durumu elveren bazıları bedel ödeyerek kalır. Türkler daha fazlasıyla askerlikten kaytarır.

1915 baharında buraya da “koruyucu” jandarmalar yerleştirilir. Tehcire yakın günlerde Xarasar’ın Türkleri Ermenilere daha dostane yaklaşır ve “gereğinde savunacakları”na söz verirler.

Bir gün beklenmedik şekilde şehirden iki jandarma gelir ve köydekilerle birlikte evleri tek tek aramaya tabi tutarlar. 3 çakmaklı ve 9 av tüfeği toplayıp giderler.

Ermeniler yaklaşan tehlikeyi hissederek Kürtlerle görüşür. Onlara 1000 altın önerir ve köyün Ermeni nüfusunu Dersim’e kaçırmalarını talep ederler. Bu haber köyün Türkleri vasıtasıyla bekçi askerlere ulaşır. Onlar da ilgili Kürtlere 1500 altın vadederek bu işten uzak durmalarını isterler. Ermenilere ise izinsiz köy dışına çıkma yasağı getirirler.

Köyün Ermenileri dağa kaçmak için gizli toplantı yapar, fakat anlaşamazlar. Toplantıda iki görüş ortaya çıkar: Biri öz savunma örgütlemek, diğeri Türk komşuların vadettiği savunmaya bel bağlamak yönünde uzun tartışmalara konu olur. Aynı gece Kürtler anlaştıkları yerde bir cevap alabilmek için bekler ve önceki iradenin kaybolduğunu görünce kızgın şekilde geri dönerler.

Ertesi gün Kürtler Ermenilerin nahırını sürüp götürür ve köyü koruyan askerler hiç bir takip yürütmez.

14 Haziran günü köyün jandarma çavuşunun telkiniyle bir grup Xarasarlı Ermeni Tuma Mezre’ye gider ve Selim Bey’in yardımını talep ederler. Selim Bey Tuma Mezre ile Bardizak’ın sahibi olmanın yanında Osmanlı Meclisi’nde mebustur. Meğerse bu tertipli bir oyunmuş. Çünkü aynı gün bir grup Bardizaklı Ermeni de aynı amaçla oraya gelmiş ve beyle görüşmek üzere beklemedeymiş. Fakat bey görünmez ve orada toplanmış bulunan bütün Ermenileri bir kerede tutuklayıp elleri bağlı şekilde bir saat uzaklıktaki Karasu nehri kıyısına götürür, orada topluca katlederek cesetlerini suya atarlar. Katliam sırasında yükselen çığlık sesleri köyden duyuluyormuş.

15 Haziran günü şehirden Hamoş’un Mustafa, Halil Efendi’nin oğlu Abdullah ve başka bazı Türkler köye gider ve oradaki jandarmayla beraber bütün Ermenileri kayda geçirirler. Gerekçeleri “günlük tayin dağıtımı”dır. Ayrıca herşeyin olup bittiğini, herkesin işine bakmasını ve kimsenin köyden uzaklaşmamasını tembih ederler. Köy sıkı denetim altına alınır.

Erkeklerin yokluğunda Kürtler köyü talan eder. Türk komşular ise Ermenilerin değerli eşyalarını kendi evlerinde “saklama”ya götürürler. Çok sıkı dost gözüken Türklerden biri Der Arsen isimli keşişin mezarını açıp kemiklerini çıkartır ve şöyle bağırır: “Kalk, Ermenilere beylik gelmiş!”.

Böyle olaylarla bir hafta geçer. Sonra üç köyün Ermenilerini toplayıp Garmir Kar köyüne, oradan da Murat nehrini geçirip Aşuan’a götürür ve fakat “hükümetin af çıkardığı ve herkesin harmanını kaldırabileceği” ilanıyla geri gönderirler. Halk gayretle çalışıp ürünü toplar ve depolar.

Bu da Selim Bey’in oyunudur. Çünkü sürgüne gidecek olanların büyük bölümü kendi toprak köleleriydi; onları kendi işleri için geri getirtmişti.

Ürünü kaldırdıktan sonra tekrar bütün Ermenileri , kadın ve çocuk ağırlıklı olarak toplayıp Avedis Torosyan’ın evine hapsederler. Kayıt edilenlerin hepsi toplandıktan sonra sıraya dizip jandarma denetiminde Fırat (Karasu) kenarına götürürler. Jandarmanın yanı sıra çevre köylerin Türkleri de kafileyi kuşatarak kontrol eder. Arkadan Hamoş’un Mustafa ve Abdullah gelir. Yanda ise jandarmaların az ötesinde Selim Bey’in oğlu Adil genel komutan edasında gidermiş.

Daha yarı yolda çapulcu Türk kalabalığı kafilenin içine dalar. Kimisi güzel kızları, çocukları, kimisi de çeşitli eşyaları ve kadınların boyunlarındaki takıları savaş ganimeti gibi kapışırlar. Kalanları Gemun Kar denilen kayalıktan suya dökerler.

Bu olayı anlatan Anna Babikyan’dır. Kendisi de suya atılanlar arasında olup şans eseri sağ kalır. Yüzerek nehri geçip geri geldikten sonra bir “umut kızı” olarak köyde saklanır ve daha sonra Dersim’e sığınır. Onun Dersim’e kaçışını Maxmenud’lu Xalil İbrahim’in oğlu örgütler.

Bardizak da Xarasar’ın akibetine uğrar. Gerçi olaydan çok önce Karasu’nun getirdiği cesetler onları şüphelendirir, ama böyle dehşetli bir kırım yapıldığını tasavvur edemezler. O zaman 9-10 yaşlarında olan Xoren Krikoryan hatıralarında şöyle yazar:

“Bir gün Fırat kıyısında oynuyorduk. Suyun kenara yanaştırmış olduğu bir cesedi farkedince uzun bir sırıkla çektik. Bunun bir Ermeni cesedi olduğu belliydi. Hemen koşup köye haber verdik. Köyün büyükleri toplanıp durumu yorumlamaya ve tavır belirlemeye çalıştılar. Fakat net bir sonuca ulaşamadılar. Kimileri yine 1895-96 gibi olacağını tahmin ederken, kimileri bunun talan işine benzemediğini söylüyor ve bazıları da Kürtlerin yardımıyla yetişkin erkekleri dağa göndermeyi öneriyordu. Günden güne nehir sularıyla gelen ceset sayısı çoğalmasına rağmen yine de köylülerin çoğu toplu bir kırım yapıldığına inanmak istemiyordu...”.

Bir gün de sabah erken köy kuşatılmaya başlanır. Gençler hemen bahçeler içinden kaçarak Fırat kıyısındaki mağaralara sığınırlar. Köyde esas olarak yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar kalır. Jandarmalar silah arama bahanesiyle evlere girer ve her şeyi alt-üst ederken bir yandan da soygun yaparler. Evlerde buldukları az sayıda yetişkin ve genç erkekleri götürürler. Kaçmış ve saklanmış olanlar daha sonra Kürt ağaların yanına sığınır, haftada bir defa geceleyin köye gelip ekmek götürürler. Köydeki nüfus daha iki ay, harman sonuna kadar yerinde kalır.

Mahsul kaldırıldıktan sonra kadınları ve çocukları da toplayıp Tuma Mezre’ye götürürler. Xoren Krikoryan’ın hatıralarında ayrıntılar şöyle anlatılıyor:

“Bir kaç kadın Türklerin eziyetlerine maruz kalmamak için kendi çocuklarının elinden tutarak gidip nehire atıldılar. Bir kısım kadınlar da Ehme köyünün tarlalarına yayıldılar. Annem beni Ehmeli Xıdo’nun evine götürdü. Orası bizim için emniyetliydi. Ehme’de su yoktu. Onlar çamaşırı dere kenarında yıkardı. Bir gün ben de onlarla gittim. Öğleden sonra Ehmeli bir Kürt gelip kadınlara birşeyler söyledi, kadınlar da hızla çamaşırları toplamaya başladı. Beş dakka sonra gördüm ki Türkler bizim köyün kadınlarını 150 metre yukarda suya döküyorlardı. Ben ise orada aptallaşıp kalmıştım. Akıntıya kapılarak gelen, halen sağ ve yüz meye çalışanlardan kıyıya yanaşanın kafasına vuruyor, uzakta olana ateş ediyorlardı. Bu görüntülerden dehşete kapılarak Ehme’ye kaçtım. Annem ve amcamın iki kızı ile bir oğlu da Ehme’deydi...

Akşam karanlığı basınca dört kadın daha geldi Xıdo’nun evine. Halam Mariam, nahırcı Xaço’nun karısı Sarik ve onun iki kızları. Bunlar nehire atıldıktan sonra akıntıyla gelir ve kıyıdaki bir kayalığın altına girerler. Kızlardan birine ateş ederler, kurşun boynunu sıyırıp geçer ve şans eseri o da kurtulur. Xıdo’nun evinde onlara elbiseler verdiler, yaralı kızı da pansuman ettiler.

Sonra annem Xıdo ile evlendi. Xıdo ile kardeşi Bengızo, evleriyle Bardizak’a taşındılar. Xıdo Hovsep’lerin evine yerleşti, Bengızo da Bolo’ların evine”.

Bardizak’ın kaçak erkekleri dağdan inmiş ve kaçak kadınlarıyla birlikte bir kaç ay Fırat kenarındaki mağaralarda kalmışlardı. Bu konuda Hayganuş Nazaryan’ın mektubundan bir kesit aktaralım:

“Kadınları toplamalarından önce ben Pazapon’a, kız kardeşlerimin yanına kaçmıştım. Pazapon’u kuşattıkları zaman da bir kaç kadınla birlikte Şambik’e kaçtım. Daha sonra Hazari’ye, oradan Akarak’a ve en sonu da Bozan’a gittim. Bütün bu kaçak yolculuklarda dört aylık kızım kucağımdaydı. Bardizaklı gençlerden bir kaç kişi de Bozan’a gelmişti. Onlardan duydum ki kocam Antranik’i keşişle birlikte götürüp öldürmüşler. Ama daha sonra bunun yanlış olduğunu öğrendim. Keşişi öldürmüş, kocamı ise tabancası ve altınlarını alarak bırakmışlar. Bu haber üzerine onu bulmak için Bardizak’a gitmeye karar verdim.

Tuma Mezreli Xaçadur ile yola çıktık. Hava kararırken Çemişgezek’e ulaştık. Orada Türkler bizi farketti, tehlikeli durumlar atlattık. Xaçik kayalıklar üzerinden taş yuvarladı, korkup kaçtılar. Daha sonra atlı jandarmaların geçtiğini gördük. Dere içinde saklanıp suyu geçtik. Nihayet Bardizak’ın tarlalarına ulaştık. Buğday biçilip bağ yapılmıştı. Buğday taneleriyle karnımızı doyurduk. Sonra bizim köy emniyetli olmaz diye Ehme’yi tercih ettik. Orada bizim kirvemiz olan Kürt Bengızo’nun evine gittik. Onun karısı boynuma sarıldı, uzun uzun ağlaştık. Kocamı sordum, arkadaşları ile mağaralara gittiklerini söylediler. Aynı gece Xaçik’le beraber gidip mağaralarda onları bulduk.

Bir süre sonra çocucuğun ağlaması üzerine, kocam orada saklanan bütün kaçakları tehlikeye düşürmemek için çocuğu suya atmamızı önerdi. Ben karşı çıktım. Ama kendisi onu alıp su kenarına indi. Suya salmak istediği zaman çocuk bir çığlıkla doğal olarak elini atıp babasının koluna yapışmış. Babası acıyarak çocuğu geri getirdi. Biz oradan Bozan’a doğru yola çıktık. Kocamın ayakları tutulmuş, yürüyemiyordu. Bir şekilde Bozan’a ulaştık.

Bozan’da Ermeni kaçakları çoktu. Aç açık ve sefil durumdalardı. Orada geçim imkanları yoktu. Bir kaç gün kaldıktan sonra on kişiyle tekrar bizim mağaralara döndük. Bedros kendi çocuğunu bir taşın üstünde ölüme terketmişti. Mağarada yalnız benim küçük çocuğum vardı. Harutyun onu suya atmayı istedi, vermedim. Burada gerçi geceleri gizlice köye gidip ekmek getirebiliyorduk, ama yerimiz emniyetli değildi. Tekrar 5 kadın ve 6 erkek Bozan’a gittik. Bir buçuk ay kaldıktan sonra yine çektiğimiz sefalet nedeniyle köye geri döndük”.

Köyde Selim Bey’in kölesi olurlar. Hayganuş’un kocası bir Kürde hizmetkarlık yapar. 1916 yazında tarlada ekinlerin gölgesende uyuyup kalmışkan Tuma Mezreli Topal Hurşit onu kalbinden hançerleyip öldürür. Sonra gelir annesi Xaçer’e “Oğlun orada yatıyor, git uyandır” der. Bu sözden şüphe duyan annesi ve karısı koşarak Antranik’in bulunduğu yere gider ve onu kanlar içinde bulurlar. “Ben ve annem” diye devam ediyor Hayganuş; “bağrımıza taş basıp düşük sesle ağladık, kucaklayıp öptük ve biraz aşağıda ellerimizle çukur kazıp cesedi içine yatırdık, yine ellerimizle toprağı üzerine doldurduk, yığın ettik, yüreğimiz sızlıyarak köye döndük. Ertesi gün çocuğumu alıp tekrar dağa yükseldim ve bir daha geri dönmedim. Çocuğum ise Erzincan’dan çekilme sırasında öldü”.

Suya atılan kadınlardan Anna Çobanyan üç kere yüzerek kıyıya çıkar ve korkusuzca bağırarak yapılan barbarlığa karşı öfkesini haykırır. Dördüncü defa onu kurşuna dizip öyle suya atarlar.

Türklerin eline geçmemek için gönüllü kendilerini suya atanlar arasında Nazaryan’lardan Baydzar ile Yuğaper, Zakaryan’lardan Sırpuhi, Makruhi ve Viktoria vardı. Nazaryan Kohar, Kehyayan Anna ve Atamyan Hayganuş ise zehir içerek intihar etmişler.

Kırımdan kurtulan Mateos Zakaryan Tuma Mezre’de Gül Ağa’nın yanında hizmetçilik yapıyormuş. 1916’da Dersim’e kaçar. Oradan Kafkas ve Rusya’ya. Pazaponlu Vartanuş Aleksanyan ile evlenir. 1923’te kuduz bir köpeğin suratını parçalamasıyla ölür. Karısı ve iki kızları Erivan’da yaşarlar.

Harutyun Çolakyan başka Ermeni erkeklerle birlikte Kürtler arasına kaçmıştır. Karısı ve çocukları Ehmeli Xıdo’nun evinde kalırlar. Harutyun bir gün çocuklarını götürmeye gelir. Fakat gündüz samanlıkta saklanırken açığa çıkar. Köyde bulunan jandarmalar onu yakalar. Ertesi gün şehire götürürler. Aloş Ağa’nın yeni jandarma yazılmış oğluna teslim ederler ki, şehir dışına götürüp öldürsün. Sabah yola çıkarlar. Harutyun’un elleri arkada bağlıdır. Yol boyunca uğraşarak bağı gevşetir. Jandarmanın kardeşi de dönüşte keklik avlama niyetiyle av tüfeğini almış olarak bu yolculuğa iştirak eder. Bir yere ulaşır ve çeşme başında otururlar. Harutyun’u ortalarına alır ve artık dakkalarının sayılı olduğunu söylerler. Avcı tütün sarmaya koyulmuşken jandarma kardeşi su içmeye eğilir. Harutyun aniden ellerini kurtarıp iri bir taşı su içenin kafasına indirir. Kaçmak için yekindiğinde öteki paçasına yapışır. Onu silkeleyip elinden kurtulur. Kaçarken avcı peşinden ateş eder, kolundan bir kaç saçma alır, ama engel oluşturmaz. Dere içinde izini kaybettirip soluğu Bozan’da alır. Daha sonra karısı ve çocuklarını da Bozan’a götürür. Oradan Erzincan ve Kafkas’a geçer. Sovyet Ermenistanı’nda süren yaşamı 1936’da sona erer.

Tuma Mezre köyü de ötekiler gibi (Xarasar ve Bardizak’ta uygulanan yöntemlerle) kırılır. Önce silah aramaya girişirler. Av tüfekleri ile bir kaç tabanca bulurlar. Mariam Der Garabetyan anlatıyor ki, Selim Bey bu köyün halkını da ekinlerin kaldırılmasına kadar yerinde bıraktırır. Sonra kaçanlar haricinde kadın ve çocuk ağırlıklı nüfusu suya dökerler.

Bu köyün Türkleri de koruma vaadinde bulunur, fakat sözüne sadık az insan çıkar. Yine de onlar sayesinde 30 kadar kadın ve çocuk (bir kısmı öteki köylerden) burada barınıp 1916’da Dersim’e kaçarlar. İki kişi de emniyetli bir yer sayarak Akarak (Akirek) köyüne, Diab Ağa’ya sığınırlar. Aynı şekilde Bardizaklı Zakaryan Misak, Çolakyan Simon, Hagopyan Toros, Boğosyan Boğos, Krikoryan Xaçik, onun oğlu Krikor, Vahan ve Mardiros, ayrıca Nazaryan Medzik, bir de Uşpaklı Güleseryan Hampartsum ve ve Parseğyan Avak olmak üzere toplam 13 kişi Diab Ağa’nın yanına gelir. Ellerinde bulunan parayı Diab’a verip onun kendilerini emin yollardan Dersim’e ulaştırmasını isterler.

Diab’ın oğlu gece vakti bunlara refakat eder, fakat Bozan’a götürmek yerine şehir yoluna sokar, orada önceden anlaşmalı olarak jandarmalar devreye girer ve onları kuşatırlar. Bir tek Nazaryan Medzik bir taşın dibine saklanarak kurtulur, ötekilerin hepsi oracıkta kurşuna dizilerek katledilir.

Medzik sabaha karşı Bozan’a yetişir, olan biteni oradakilere anlatır. Daha sonra Erzincan üzerinden Kafkas bölgesine geçer. Novorosisk şehrine yerleşir. Oğlu Mıgırdiç Dekkeli Bağdasar’ın kızı ile evlenir. Mıgırdiç 2. Dünya savaşında Kızıl Ordu askeri olarak şehit düşer.


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Jeu 10 Jan 2013 - 14:53
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
hinduspath
Nouveau membre
Nouveau membre

Hors ligne

Inscrit le: 01 Aoû 2017
Messages: 2
Point(s): 6
Moyenne de points: 3,00

MessagePosté le: Mar 6 Nov 2018 - 05:46
MessageSujet du message: 1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?
Répondre en citant

Ben burada bahsedilen Xoren Krikoryan in hatiralarini tamamini bulmak ve okumak istiyorum. Nerede bulabilirim. Ermenice de olabilir


KARPERT a écrit:



XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE: Seferberlik ilanıyla bütün yetişkin erkekler silah altına çağırılır. Ermenilerden maddi durumu elveren bazıları bedel ödeyerek kalır. Türkler daha fazlasıyla askerlikten kaytarır.

1915 baharında buraya da “koruyucu” jandarmalar yerleştirilir. Tehcire yakın günlerde Xarasar’ın Türkleri Ermenilere daha dostane yaklaşır ve “gereğinde savunacakları”na söz verirler.

Bir gün beklenmedik şekilde şehirden iki jandarma gelir ve köydekilerle birlikte evleri tek tek aramaya tabi tutarlar. 3 çakmaklı ve 9 av tüfeği toplayıp giderler.

Ermeniler yaklaşan tehlikeyi hissederek Kürtlerle görüşür. Onlara 1000 altın önerir ve köyün Ermeni nüfusunu Dersim’e kaçırmalarını talep ederler. Bu haber köyün Türkleri vasıtasıyla bekçi askerlere ulaşır. Onlar da ilgili Kürtlere 1500 altın vadederek bu işten uzak durmalarını isterler. Ermenilere ise izinsiz köy dışına çıkma yasağı getirirler.

Köyün Ermenileri dağa kaçmak için gizli toplantı yapar, fakat anlaşamazlar. Toplantıda iki görüş ortaya çıkar: Biri öz savunma örgütlemek, diğeri Türk komşuların vadettiği savunmaya bel bağlamak yönünde uzun tartışmalara konu olur. Aynı gece Kürtler anlaştıkları yerde bir cevap alabilmek için bekler ve önceki iradenin kaybolduğunu görünce kızgın şekilde geri dönerler.

Ertesi gün Kürtler Ermenilerin nahırını sürüp götürür ve köyü koruyan askerler hiç bir takip yürütmez.

14 Haziran günü köyün jandarma çavuşunun telkiniyle bir grup Xarasarlı Ermeni Tuma Mezre’ye gider ve Selim Bey’in yardımını talep ederler. Selim Bey Tuma Mezre ile Bardizak’ın sahibi olmanın yanında Osmanlı Meclisi’nde mebustur. Meğerse bu tertipli bir oyunmuş. Çünkü aynı gün bir grup Bardizaklı Ermeni de aynı amaçla oraya gelmiş ve beyle görüşmek üzere beklemedeymiş. Fakat bey görünmez ve orada toplanmış bulunan bütün Ermenileri bir kerede tutuklayıp elleri bağlı şekilde bir saat uzaklıktaki Karasu nehri kıyısına götürür, orada topluca katlederek cesetlerini suya atarlar. Katliam sırasında yükselen çığlık sesleri köyden duyuluyormuş.

15 Haziran günü şehirden Hamoş’un Mustafa, Halil Efendi’nin oğlu Abdullah ve başka bazı Türkler köye gider ve oradaki jandarmayla beraber bütün Ermenileri kayda geçirirler. Gerekçeleri “günlük tayin dağıtımı”dır. Ayrıca herşeyin olup bittiğini, herkesin işine bakmasını ve kimsenin köyden uzaklaşmamasını tembih ederler. Köy sıkı denetim altına alınır.

Erkeklerin yokluğunda Kürtler köyü talan eder. Türk komşular ise Ermenilerin değerli eşyalarını kendi evlerinde “saklama”ya götürürler. Çok sıkı dost gözüken Türklerden biri Der Arsen isimli keşişin mezarını açıp kemiklerini çıkartır ve şöyle bağırır: “Kalk, Ermenilere beylik gelmiş!”.

Böyle olaylarla bir hafta geçer. Sonra üç köyün Ermenilerini toplayıp Garmir Kar köyüne, oradan da Murat nehrini geçirip Aşuan’a götürür ve fakat “hükümetin af çıkardığı ve herkesin harmanını kaldırabileceği” ilanıyla geri gönderirler. Halk gayretle çalışıp ürünü toplar ve depolar.

Bu da Selim Bey’in oyunudur. Çünkü sürgüne gidecek olanların büyük bölümü kendi toprak köleleriydi; onları kendi işleri için geri getirtmişti.

Ürünü kaldırdıktan sonra tekrar bütün Ermenileri , kadın ve çocuk ağırlıklı olarak toplayıp Avedis Torosyan’ın evine hapsederler. Kayıt edilenlerin hepsi toplandıktan sonra sıraya dizip jandarma denetiminde Fırat (Karasu) kenarına götürürler. Jandarmanın yanı sıra çevre köylerin Türkleri de kafileyi kuşatarak kontrol eder. Arkadan Hamoş’un Mustafa ve Abdullah gelir. Yanda ise jandarmaların az ötesinde Selim Bey’in oğlu Adil genel komutan edasında gidermiş.

Daha yarı yolda çapulcu Türk kalabalığı kafilenin içine dalar. Kimisi güzel kızları, çocukları, kimisi de çeşitli eşyaları ve kadınların boyunlarındaki takıları savaş ganimeti gibi kapışırlar. Kalanları Gemun Kar denilen kayalıktan suya dökerler.

Bu olayı anlatan Anna Babikyan’dır. Kendisi de suya atılanlar arasında olup şans eseri sağ kalır. Yüzerek nehri geçip geri geldikten sonra bir “umut kızı” olarak köyde saklanır ve daha sonra Dersim’e sığınır. Onun Dersim’e kaçışını Maxmenud’lu Xalil İbrahim’in oğlu örgütler.

Bardizak da Xarasar’ın akibetine uğrar. Gerçi olaydan çok önce Karasu’nun getirdiği cesetler onları şüphelendirir, ama böyle dehşetli bir kırım yapıldığını tasavvur edemezler. O zaman 9-10 yaşlarında olan Xoren Krikoryan hatıralarında şöyle yazar:

“Bir gün Fırat kıyısında oynuyorduk. Suyun kenara yanaştırmış olduğu bir cesedi farkedince uzun bir sırıkla çektik. Bunun bir Ermeni cesedi olduğu belliydi. Hemen koşup köye haber verdik. Köyün büyükleri toplanıp durumu yorumlamaya ve tavır belirlemeye çalıştılar. Fakat net bir sonuca ulaşamadılar. Kimileri yine 1895-96 gibi olacağını tahmin ederken, kimileri bunun talan işine benzemediğini söylüyor ve bazıları da Kürtlerin yardımıyla yetişkin erkekleri dağa göndermeyi öneriyordu. Günden güne nehir sularıyla gelen ceset sayısı çoğalmasına rağmen yine de köylülerin çoğu toplu bir kırım yapıldığına inanmak istemiyordu...”.

Bir gün de sabah erken köy kuşatılmaya başlanır. Gençler hemen bahçeler içinden kaçarak Fırat kıyısındaki mağaralara sığınırlar. Köyde esas olarak yaşlı erkekler, kadınlar ve çocuklar kalır. Jandarmalar silah arama bahanesiyle evlere girer ve her şeyi alt-üst ederken bir yandan da soygun yaparler. Evlerde buldukları az sayıda yetişkin ve genç erkekleri götürürler. Kaçmış ve saklanmış olanlar daha sonra Kürt ağaların yanına sığınır, haftada bir defa geceleyin köye gelip ekmek götürürler. Köydeki nüfus daha iki ay, harman sonuna kadar yerinde kalır.

Mahsul kaldırıldıktan sonra kadınları ve çocukları da toplayıp Tuma Mezre’ye götürürler. Xoren Krikoryan’ın hatıralarında ayrıntılar şöyle anlatılıyor:

“Bir kaç kadın Türklerin eziyetlerine maruz kalmamak için kendi çocuklarının elinden tutarak gidip nehire atıldılar. Bir kısım kadınlar da Ehme köyünün tarlalarına yayıldılar. Annem beni Ehmeli Xıdo’nun evine götürdü. Orası bizim için emniyetliydi. Ehme’de su yoktu. Onlar çamaşırı dere kenarında yıkardı. Bir gün ben de onlarla gittim. Öğleden sonra Ehmeli bir Kürt gelip kadınlara birşeyler söyledi, kadınlar da hızla çamaşırları toplamaya başladı. Beş dakka sonra gördüm ki Türkler bizim köyün kadınlarını 150 metre yukarda suya döküyorlardı. Ben ise orada aptallaşıp kalmıştım. Akıntıya kapılarak gelen, halen sağ ve yüz meye çalışanlardan kıyıya yanaşanın kafasına vuruyor, uzakta olana ateş ediyorlardı. Bu görüntülerden dehşete kapılarak Ehme’ye kaçtım. Annem ve amcamın iki kızı ile bir oğlu da Ehme’deydi...

Akşam karanlığı basınca dört kadın daha geldi Xıdo’nun evine. Halam Mariam, nahırcı Xaço’nun karısı Sarik ve onun iki kızları. Bunlar nehire atıldıktan sonra akıntıyla gelir ve kıyıdaki bir kayalığın altına girerler. Kızlardan birine ateş ederler, kurşun boynunu sıyırıp geçer ve şans eseri o da kurtulur. Xıdo’nun evinde onlara elbiseler verdiler, yaralı kızı da pansuman ettiler.

Sonra annem Xıdo ile evlendi. Xıdo ile kardeşi Bengızo, evleriyle Bardizak’a taşındılar. Xıdo Hovsep’lerin evine yerleşti, Bengızo da Bolo’ların evine”.

Bardizak’ın kaçak erkekleri dağdan inmiş ve kaçak kadınlarıyla birlikte bir kaç ay Fırat kenarındaki mağaralarda kalmışlardı. Bu konuda Hayganuş Nazaryan’ın mektubundan bir kesit aktaralım:

“Kadınları toplamalarından önce ben Pazapon’a, kız kardeşlerimin yanına kaçmıştım. Pazapon’u kuşattıkları zaman da bir kaç kadınla birlikte Şambik’e kaçtım. Daha sonra Hazari’ye, oradan Akarak’a ve en sonu da Bozan’a gittim. Bütün bu kaçak yolculuklarda dört aylık kızım kucağımdaydı. Bardizaklı gençlerden bir kaç kişi de Bozan’a gelmişti. Onlardan duydum ki kocam Antranik’i keşişle birlikte götürüp öldürmüşler. Ama daha sonra bunun yanlış olduğunu öğrendim. Keşişi öldürmüş, kocamı ise tabancası ve altınlarını alarak bırakmışlar. Bu haber üzerine onu bulmak için Bardizak’a gitmeye karar verdim.

Tuma Mezreli Xaçadur ile yola çıktık. Hava kararırken Çemişgezek’e ulaştık. Orada Türkler bizi farketti, tehlikeli durumlar atlattık. Xaçik kayalıklar üzerinden taş yuvarladı, korkup kaçtılar. Daha sonra atlı jandarmaların geçtiğini gördük. Dere içinde saklanıp suyu geçtik. Nihayet Bardizak’ın tarlalarına ulaştık. Buğday biçilip bağ yapılmıştı. Buğday taneleriyle karnımızı doyurduk. Sonra bizim köy emniyetli olmaz diye Ehme’yi tercih ettik. Orada bizim kirvemiz olan Kürt Bengızo’nun evine gittik. Onun karısı boynuma sarıldı, uzun uzun ağlaştık. Kocamı sordum, arkadaşları ile mağaralara gittiklerini söylediler. Aynı gece Xaçik’le beraber gidip mağaralarda onları bulduk.

Bir süre sonra çocucuğun ağlaması üzerine, kocam orada saklanan bütün kaçakları tehlikeye düşürmemek için çocuğu suya atmamızı önerdi. Ben karşı çıktım. Ama kendisi onu alıp su kenarına indi. Suya salmak istediği zaman çocuk bir çığlıkla doğal olarak elini atıp babasının koluna yapışmış. Babası acıyarak çocuğu geri getirdi. Biz oradan Bozan’a doğru yola çıktık. Kocamın ayakları tutulmuş, yürüyemiyordu. Bir şekilde Bozan’a ulaştık.

Bozan’da Ermeni kaçakları çoktu. Aç açık ve sefil durumdalardı. Orada geçim imkanları yoktu. Bir kaç gün kaldıktan sonra on kişiyle tekrar bizim mağaralara döndük. Bedros kendi çocuğunu bir taşın üstünde ölüme terketmişti. Mağarada yalnız benim küçük çocuğum vardı. Harutyun onu suya atmayı istedi, vermedim. Burada gerçi geceleri gizlice köye gidip ekmek getirebiliyorduk, ama yerimiz emniyetli değildi. Tekrar 5 kadın ve 6 erkek Bozan’a gittik. Bir buçuk ay kaldıktan sonra yine çektiğimiz sefalet nedeniyle köye geri döndük”.

Köyde Selim Bey’in kölesi olurlar. Hayganuş’un kocası bir Kürde hizmetkarlık yapar. 1916 yazında tarlada ekinlerin gölgesende uyuyup kalmışkan Tuma Mezreli Topal Hurşit onu kalbinden hançerleyip öldürür. Sonra gelir annesi Xaçer’e “Oğlun orada yatıyor, git uyandır” der. Bu sözden şüphe duyan annesi ve karısı koşarak Antranik’in bulunduğu yere gider ve onu kanlar içinde bulurlar. “Ben ve annem” diye devam ediyor Hayganuş; “bağrımıza taş basıp düşük sesle ağladık, kucaklayıp öptük ve biraz aşağıda ellerimizle çukur kazıp cesedi içine yatırdık, yine ellerimizle toprağı üzerine doldurduk, yığın ettik, yüreğimiz sızlıyarak köye döndük. Ertesi gün çocuğumu alıp tekrar dağa yükseldim ve bir daha geri dönmedim. Çocuğum ise Erzincan’dan çekilme sırasında öldü”.

Suya atılan kadınlardan Anna Çobanyan üç kere yüzerek kıyıya çıkar ve korkusuzca bağırarak yapılan barbarlığa karşı öfkesini haykırır. Dördüncü defa onu kurşuna dizip öyle suya atarlar.

Türklerin eline geçmemek için gönüllü kendilerini suya atanlar arasında Nazaryan’lardan Baydzar ile Yuğaper, Zakaryan’lardan Sırpuhi, Makruhi ve Viktoria vardı. Nazaryan Kohar, Kehyayan Anna ve Atamyan Hayganuş ise zehir içerek intihar etmişler.

Kırımdan kurtulan Mateos Zakaryan Tuma Mezre’de Gül Ağa’nın yanında hizmetçilik yapıyormuş. 1916’da Dersim’e kaçar. Oradan Kafkas ve Rusya’ya. Pazaponlu Vartanuş Aleksanyan ile evlenir. 1923’te kuduz bir köpeğin suratını parçalamasıyla ölür. Karısı ve iki kızları Erivan’da yaşarlar.

Harutyun Çolakyan başka Ermeni erkeklerle birlikte Kürtler arasına kaçmıştır. Karısı ve çocukları Ehmeli Xıdo’nun evinde kalırlar. Harutyun bir gün çocuklarını götürmeye gelir. Fakat gündüz samanlıkta saklanırken açığa çıkar. Köyde bulunan jandarmalar onu yakalar. Ertesi gün şehire götürürler. Aloş Ağa’nın yeni jandarma yazılmış oğluna teslim ederler ki, şehir dışına götürüp öldürsün. Sabah yola çıkarlar. Harutyun’un elleri arkada bağlıdır. Yol boyunca uğraşarak bağı gevşetir. Jandarmanın kardeşi de dönüşte keklik avlama niyetiyle av tüfeğini almış olarak bu yolculuğa iştirak eder. Bir yere ulaşır ve çeşme başında otururlar. Harutyun’u ortalarına alır ve artık dakkalarının sayılı olduğunu söylerler. Avcı tütün sarmaya koyulmuşken jandarma kardeşi su içmeye eğilir. Harutyun aniden ellerini kurtarıp iri bir taşı su içenin kafasına indirir. Kaçmak için yekindiğinde öteki paçasına yapışır. Onu silkeleyip elinden kurtulur. Kaçarken avcı peşinden ateş eder, kolundan bir kaç saçma alır, ama engel oluşturmaz. Dere içinde izini kaybettirip soluğu Bozan’da alır. Daha sonra karısı ve çocuklarını da Bozan’a götürür. Oradan Erzincan ve Kafkas’a geçer. Sovyet Ermenistanı’nda süren yaşamı 1936’da sona erer.

Tuma Mezre köyü de ötekiler gibi (Xarasar ve Bardizak’ta uygulanan yöntemlerle) kırılır. Önce silah aramaya girişirler. Av tüfekleri ile bir kaç tabanca bulurlar. Mariam Der Garabetyan anlatıyor ki, Selim Bey bu köyün halkını da ekinlerin kaldırılmasına kadar yerinde bıraktırır. Sonra kaçanlar haricinde kadın ve çocuk ağırlıklı nüfusu suya dökerler.

Bu köyün Türkleri de koruma vaadinde bulunur, fakat sözüne sadık az insan çıkar. Yine de onlar sayesinde 30 kadar kadın ve çocuk (bir kısmı öteki köylerden) burada barınıp 1916’da Dersim’e kaçarlar. İki kişi de emniyetli bir yer sayarak Akarak (Akirek) köyüne, Diab Ağa’ya sığınırlar. Aynı şekilde Bardizaklı Zakaryan Misak, Çolakyan Simon, Hagopyan Toros, Boğosyan Boğos, Krikoryan Xaçik, onun oğlu Krikor, Vahan ve Mardiros, ayrıca Nazaryan Medzik, bir de Uşpaklı Güleseryan Hampartsum ve ve Parseğyan Avak olmak üzere toplam 13 kişi Diab Ağa’nın yanına gelir. Ellerinde bulunan parayı Diab’a verip onun kendilerini emin yollardan Dersim’e ulaştırmasını isterler.

Diab’ın oğlu gece vakti bunlara refakat eder, fakat Bozan’a götürmek yerine şehir yoluna sokar, orada önceden anlaşmalı olarak jandarmalar devreye girer ve onları kuşatırlar. Bir tek Nazaryan Medzik bir taşın dibine saklanarak kurtulur, ötekilerin hepsi oracıkta kurşuna dizilerek katledilir.

Medzik sabaha karşı Bozan’a yetişir, olan biteni oradakilere anlatır. Daha sonra Erzincan üzerinden Kafkas bölgesine geçer. Novorosisk şehrine yerleşir. Oğlu Mıgırdiç Dekkeli Bağdasar’ın kızı ile evlenir. Mıgırdiç 2. Dünya savaşında Kızıl Ordu askeri olarak şehit düşer.

_________________
jjonad


Revenir en haut
hinduspath
Nouveau membre
Nouveau membre

Hors ligne

Inscrit le: 01 Aoû 2017
Messages: 2
Point(s): 6
Moyenne de points: 3,00

MessagePosté le: Mar 6 Nov 2018 - 05:51
MessageSujet du message: 1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?
Répondre en citant

Ben burada bahsedilen Xoren Krikoryan'in hatiralarinin tamamini bulup okumak istiyorum. Ermenice de olabilir. nereden bulabilirim. lutfen bana bildirin. Bardizak Xarasar Tuma Mezre, Ehme ile ilgili herseyi ogrenmeye calisiyorum. Lutfen yardin edebilirseniz cok tesekkur ederim.
_________________
jjonad


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Mar 6 Nov 2018 - 19:15
MessageSujet du message: 1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?
Répondre en citant

Merhaba,


Buradaki tanikliklara bir bak.
https://kaniyasor.wordpress.com/katliamin-acilari/


Kitaplar...






_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 05:03
MessageSujet du message: 1915 te Çemişgezek'in XARASAR, BARDİZAK, TUMA MEZRE köylerinde neler?

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Kharpout - Խարբերդ (Kharpert) - Harput - Elazığ - Harpoot Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com