Welcome Guest: Register | Log in
 
FAQ| Search| Memberlist| Usergroups
 
Amacım asimile etmek değil
 
Post new topic   Reply to topic
Armenian on web Forum Index -> Քննարկենք, Սորվինք հայերէն խոսիլ - (Ամէն Ինչ Հայերէն-tout en arménien-Ermenice) -> Կրոնկ Զանազան քննարկումներ - Ավանդութիւններ - Religion - Ermenilerde inanç
Previous topic :: Next topic  
Author Message
Hanifi_Bahadir
Nouveau membre
Nouveau membre

Offline

Joined: 13 Jul 2013
Posts: 35
Point(s): 85
Moyenne de points: 2.43

PostPosted: Sat 9 May 2015 - 11:31
PostPost subject: Amacım asimile etmek değil
Reply with quote

Aydın Türk isimli yazar, Ateizmi Anlamak isimli derlemesinde şöyle bir gerçeğin altını çiziyor (sf. 195 ) : ““Evren şans eseri nasıl ortaya çıkmış olabilir”e Evrim tek başına cevap veremez, çünkü evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir. ” Aynı derlemede şu bilgi de sunuluyor : “Doğa kanunları dediğimiz şeyler duyularımız ve cihazlarımızla yaptığımız gözlemleri basit ve ekonomik olarak tasvir etme girişimimizdir.” . Yani evrim teorisi açıklayıcılığını kaybederken, en gerçek yol gösterici olarak bilimsel yöntem öne çıkarılıyor. Burada bilim ve bilimsel yöntem ne derece güvenilirdir? Petrucci,Harwood,Herring’in aktarmasına göre , bilimsel yöntem bir madde için ; bir ‘A’ ve sonra aynı madde için bir ‘A DEĞİL’ sonucunu verebilmektedir (Genel Kimya 1 sf. 22-23 ) . Dolayısıyla Evrenin nasıl oluştuğu sorununda , (“Evren şans eseri nasıl ortaya çıkmış olabilir”e Evrim tek başına cevap veremez, çünkü evrim, doğa kanunlarının varlığını gerektirir.) Evrim tek başına kalıyor. Yukarıda da değinildiği gibi evrim ise cevap veremiyor. Öyleyse aklımız neyi işaret ediyor? Bilim , evrenimizin tarihinden küçük olduğundan, sadece yaşadığımız hayat için anlaşılabilir olduğundan, bilimsel yöntem; evrenin ve hayatın ortaya çıkışı tartışmalarında kullanılamaz, geçersizdir. Hatta günlük hayatımızda bile, eğer bilimsel yöntem bir şeyi kanıtlamanın tek yoluysa, bu sabah kalkıp işe gittiğinizi ya da öğle yemeğinde döner yediğinizi kanıtlayamazsınız. Çünkü bu olayları kontrollü bir durumda tekrarlamanıza olanak yoktur. Bilimsel yöntem yalnızca tekrarlanabilen olguları kanıtlamak için kullanılır. Evrenin ve hayatın ortaya çıkışı araştırmalarında , bilim DEĞİL , ismi VAHY de olabilecek ‘KUTSAL KİTAP’ ta olabilecek ‘dıştan gelen veri’ açıklayıcıdır. Kutsal kitaplar, hayat için, Dünya için bir açıklamadır. Kesin doğruya ulaşana kadar hiçbirini safdışı bırakamayız, dışlayamayız. Akıl ise objektif doğruyu yakalayabilmek için kavramları olayları –araştırılan her din için- dinlerin içinden bakarak değerlendirmelidir, gerçeği bulmak için. Çünkü her din, kendi içinden bakıldığında anlaşılabilir. Burada ise belirleyici olan; hayatın ve evrenin ortaya çıkışı gibi sorunlarda , aklın ve aklın doğru kullanılması demek olan mantığın değil, Vahyin yani NAKLİN TEK açıklayıcı olduğudur.

“Hareketsiz duran cisimler göz tarafından şekil olarak algılanır. Bu cisim belirli bir frekansla titreştirilirse (20-40000/sn) kulak ilk olarak bas , daha sonra tiz ses olarak duymaya başlar. Algılama gözden kulağa geçmiştir. Bu cisim, daha doğrusu cismi oluşturan molekül ve atomların belirli parçaları daha hızlı titreştirildiği zaman (40000-400000/sn) derimiz bir ısı duygusunu algılar. Titreşim daha da arttığı zaman (400000-650000/sn) göz tekrar devreye girerek renkleri görmeye başlar. Maddenin değişik enerji düzeyleri, daha bilimsel bir tanımla değişik frekanslı dalgalar, bizde değişik algılar uyandırmaktadır. Ama gerçekte evrende ne gördüğümüz gibi ışık, ne işittiğimiz gibi ses ve ne de algıladığımız gibi bir sıcaklık mevcuttur. Yani duyu organlarımız dış çevre ile beyin arasında bizi yanıltmakta ve beyinde gerçekle ilgisi olmayan yorumlara neden olmaktadır. Bu, çevremizdeki ve evrendeki gerçekleri tam anlamıyla anlamamıza engel olmaktadır.” (Kalıtım ve Evrim, Prof.Dr.Ali DEMİRSOY, sf.4)

Bilimin yanlışlığı ve aklın güçsüzlüğü ortadadır. İşte bu durumda birey, eğer ‘herşeyin varlığını inkar edip’ hatta yürütülmesiyle bu sonuca vardığı aklının dahi varlığını inkar edip nihilist olmayacaksa, aklı; NAKİL’e işaret etmektedir. ‘Dıştan gelen veriler’e yani dinlerin açıklamalarına. Artık bu durumda inançsızlık dahi bir tavırdır, iddiadır, ispat gerektirir. Kesinlikle negatif ateizm , nötr durum gibi kavramların karşılığı yoktur. İnançsızlıkta bile nakil olmasa, sırf zihinde yapılan muhakemelerle inancı ya da inançsızlığı bulamayız. Aydın Türk isimli yazar, Ateizmi Anlamak isimli derlemesinin 212. sayfasında bu duruma işaret eder : “sırf zihinde yapılan muhakemelerle Tanrı’nın varlığını ya da yokluğunu kanıtlamaya çalışmanın, kedinin kendi kuyruğunu kovalamasına benzer bir şekilde, başladığı yere dönen ve başlangıçta içerdiği gizli kabulleri dönüp dolaşıp kanıt diye sunan döngüsel bir düşünce biçimi olacağı-ki Tanrı’dan çıkar, Tanrı’ya varır. Tanrı’nın var olmadığından çıktığında ise, var olmadığına varır- bugün çok daha net bir biçimde anlaşılmaktadır. Bu tür bir Varlık ile ilgili yargıya varabilmek için dıştan gelen veri kullanmak gerekmektedir.” Ateizm dahi nakle yani ‘dıştan gelen veri’ye muhtaçtır. Ama bu veriyi bulmak mümkün değildir. Dolayısıyla Ateizm dayanaksızdır,elenir. Sonuç olarak ‘tam anlamıyla iman etmek’ aklın bilimde bulamadığı ama aynı metodla inançta bulduğu ‘sonsuz doğru olan’dır.

“Muhammed Peygamberin gerçekten yaşadığını nereden biliyorsun?” , “Kuranı elime aldığımda Kuranın mucize olduğunu anlamalıyım” , “Ben bizzat şahit olmadığım hiçbir mucizeye inanmam” diyenler için biz İslamcı Gençlik diyoruz ki :

Değerli arkadaşım, bu yazıyı okurken sizden isteyeceğim şey yalnızca düşünmenizdir. Bu yazı, Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu sadece Kuran-ı Kerim’in kendisini göstererek ispatlamıştır. Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunun anlaşılmasının bir yolu, yine Kuran-ı Kerim’in kendisidir. Nasıl mı?

Elinize bir Kuran alınız. Okuyunca Kuran-ı Kerim’deki en büyük azarlanan toplumun İsrailoğulları olduğunu göreceksiniz. Eğer elimizdeki Kuran-ı Kerim, aslı bozulmuş ve değiştirilmiş olsaydı, bu tahrifatı İsrailoğulları yapmalıydı. İsrailoğulları neden Kuran-ı Kerim’i muhatap olarak görmektedirler? Çünkü Bakara Suresi 40. Ayet, 47. Ayet ve takip eden ayetlerde direkt İsrailoğullarına seslenilmiştir. Bir din düşünün ki sizin dininizden sonra geliyor ve ısrarla sizin ırkınıza –Kuranın İsrailoğullarına hitap ettiği gibi- sesleniyor. Bu din, sizin ırkınız için tehlike arz etmez miydi? Ve o dinin size seslenen kutsal kitabı, en büyük potansiyel tehlike olmaz mıydı? Eğer elimizdeki Kuran-ı Kerim, aslı bozulmuş ve değiştirilmiş olsaydı, bu tahrifatı İsrailoğulları yapmalıydı. Çünkü Kuran-ı Kerim’de en fazla azarlanan toplum İsrailoğullarıdır. Ayrıca İsrailoğulları, İslam düşmanı müşriklerden farklı olarak, üstün ırk psikolojisine sahip olduğundan İsrailoğullarının diğer topluluk ve tapımlardan daha fazla Kuran-ı Kerim’e düşmanlık potansiyelleri vardır. 1965-1973 yılları arasında Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadı olan Hayrullah ÖRS, ‘Musa ve Yahudilik’ isimli kitabının 33. Sayfasında şu bilgileri verir: “Eski Ahit’in meydana gelişinin kısa bir kronolojisini alıyoruz (…)Tarihler, Ezra ve Nohemya kısımları=M.Ö. 300’e doğru. Bu son tarihten sonra Eski Ahit (Tevrat ve Zebur)’in artık şimdiki şeklinde kaldığı, hatta tek bir harfinin bile değiştirilmediği bir gerçektir.” Dolayısıyla şu an elimizdeki Eski Ahit yani Tevrat ve Zebur; tüm İslam tarihini görüp geçirmiş bir kitaptır. İşte bu kitabın yani Tevrat ve Zebur’un bir çok bölümlerinde İsrailoğullarına; kendi ırkı dışında herkese kindarlık telkin edilmektedir. Birkaç örnek olarak ; Yasanın Tekrarı Bab 14 ayet 2: “Tanrınız Rab için kutsal bir halksınız. Rab öz halkı olmanız için yeryüzündeki bütün halkların arasından sizi seçti.” Yaratılış Bab 13 ayet 14 ve 15 : “Lut Avram’dan ayrıldıktan sonra, Rab Avram’a, “Bulunduğun yerden kuzeye, güneye, doğuya, batıya dikkatle bak” dedi, “Gördüğün bütün toprakları SONSUZA DEK sana ve soyuna vereceğim.”. Mezmurlar (Zebur) Bab 2 ayet 7-9 : Rabbin bildirisini ilan edeceğim: Bana, “Sen Benim oğlumsun” dedi, “Bugün ben sana baba oldum. Dile benden miras olarak sana ulusları, mülk olrak yeryüzünün dört bucağını vereyim. Demir çomakla kıracaksın onları, çömlek gibi parçalayacaksın.” Eğer İsrailoğulları Kuran-ı Kerim’i tahrif edebilseydi, eğer Kuran-ı Kerim metni, bozulmaya değiştirilmeye uğrasaydı, ilk önce İsrailoğullarını azarlayan ayetler bozulur tahrif edilirdi. Kuran-ı Kerim’deki ‘İsrailoğulları’ imajı silinmeden İsrailoğullarına rahat yaşam, rahat faaliyet olamazdı. Geçmiş yüzyıllarda, İslam topraklarında ise İsrailoğulları, münafıklık temelinde bu tahrifi yapabilecek ilk kişilerdi. Ama elimizdeki Kuran-ı Kerim’de İsrailoğullarına dikkat çeken, onları azarlayan ayetleri görüyorsak demek ki Kuran-ı Kerim hiç değiştirilmemiştir.

Elinize bir Kuran alınız. Okuyunca Yunus Suresi 37. Ve 38. Ayetlerinde şunu göreceksiniz: “Bu Kuran, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: “Bunu kendisi (Muhammed Peygamber) yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki . Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.””. Bu ayetlerde Kuran-ı Kerim’in insan kelamı olduğundan şüphelenenlere ‘o zaman haydi benzerini yazın yoksa zilleti kabul edin’ düellosu yapılmıştır. Kuran-ı Kerim’de, kafirlere, haysiyetlerini altüst eder derecede ‘Haydi Kuranın benzerini yazın’ denmiştir. Bu yüzden Kuran-ı Kerim,yahudiler için en büyük tehlike olarak kabul edilmiştir. Eğer Kuran-ı Kerim’dekine benzer ayet yazılabilseydi, bu metin Mekke döneminde ve yedinci yüzyıldan itibaren, İslam aleyhine İsrailoğullarınca muhafaza edilir ve İsrailoğulları kanalıyla günümüze kadar gelir ve şimdi her yere dağıtılırdı. Bu durum hala geçerlidir. Kuran-ı Kerim ayetine benzer cümle yazılabilse, yahudilerin bunu dünya kamuoyuna bomba gibi düşürmesi gerekmez mi? Kuran-ı Kerim’de insan ürünü cümle olsa idi, bu cümleye bakılarak, Kuran-ı Kerim’e benzer cümle yazılmaya teşebbüs edilebilinirdi. Demek ki Kuran-ı Kerim, insan yapımı değildir.

Bir itiraz olarak şu düşünce öne sürülebilir: “Sen Nazım Hikmet gibi şiir yazamazsın; nasıl Nazım Hikmet’in şiir üslubu kendine özgüyse, Kuran da kendine özgüdür; benzerinin yazılamaması doğaldır” diyenlere cevap verelim: 21. Yüzyılda “Kuran-ı Kerim’e benzer, Kuran-ı Kerim’e alternatif kitap” (!) olarak tanıtılan ‘True Furqan’; kimsenin üzerinde durmayacağı kadar önemsiz bulunmuştur bu çalışma. Ama bizi ilgilendiren, şu gerçektir: ‘True Furqan’ın varlığı gösterdi ki, Kuran-ı Kerim’e benzer ayet yazılmaya ortam müsaittir, Kuran-ı Kerim’e benzer cümle yazmaya özgür ortam mevcuttur.

Kuran-ı Kerim’de yedinci yüzyıldan itibaren bir değişiklik olsa idi, yahudiler bunu kullanırlardı, herkesi haberdar edip, Kuran’ın yayılmasını engellemeye çalışırlardı.

Bir itiraz olarak şu düşünce öne sürülebilir: “Yahudiler ayet tahrif etse, önce Tevrat’ta Tanrı Yehova’nın yahudileri azarladığı ayetleri değiştirirlerdi.” Cevaben diyorum ki: her din kendi içinden bakıldığında tutarlıdır. ‘Üstün ırk-Irkın Rabbi’ psikolojisine sahip yahudilerin, Tevrat’ı, diğer milletlere iyi görünmek için değiştirmesi mümkün değildir. Ayrıca Tevrat’taki Tanrı kavramı, İslam’daki Tanrı kavramı gibi değildir, Tevrat’ta ‘Tanrı Yehova’ insanla güreşir yorulur ve dinlenir. Böyle bir Kutsal Kitap yapısında yahudilerin ‘Tanrı Yehova’ tarafından azarlanması, yahudiler için büyük övünç olmaktadır. Dolayısıyla sözünü ettiğimiz itiraz geçersizdir.

Buraya kadar anlattığım,Kuran-ı Kerim’in insan yazımı olmadığı, insan sözü olmadığı ve insanlar tarafından da değiştirilmediğidir. Satırı satırına her cümlesinin doğru olduğudur. Materyalizm, yalnızca Kuran-ı Kerim’e bakarak Kuran-ı Kerim’in tek mutlak doğru olduğunu, Allah’ın kelamı olduğunu anlayabilecektir inşaAllah. Bu makalede hedef olarak şüpheci mantığı bombardımana tuttuk. Yani sözgelimi, “Muhammed Peygamberin yaşadığını nereden biliyorsun?”, “Kuran’ın değiştirilmediği ne malum?”, “Kuran ortaçağın sonlarında insanlarca yazıldı”, “İslami tarih yazımı tabii ki Kuran’ı savunur,İslami tarih ne derece güvenilirdir?” , “Başörtüsü ile ilgili ayetler insanlar tarafından Kuran’a sonradan yazıldı” gibi şüpheleri giderdiğimiz inancıyla şimdi de , Kuran’a metafizik müdahale konusunu inceleyelim.

Elinize bir Kuran alınız. Kuran’da çok yerde insanlara ve cinlere ‘Cennet’ hedefi gösterilerek, imansız insan ve cinlere karşı cihad emredilir. Eğer Kuran, metafizik (soyut) varlık ya da varlıkların sözü olsa idi, bu cihad emirlerinin sahibi işte bu metafizik varlık ya da varlıklar olacaktı, dolayısıyla bu cihad emirlerinin karşılığındaki mükafaat vaadlerinin de hapsi yalan olacaktı. İnsanların ve cinlerin ‘Cennet’ hedef gösterilerek birbirleriyle öldürüşmeleri mümkün olacaktı. Tanımadığı canlıları yalan bir hedef doğrultusunda birbirlerine tahrik ettirip , kırdırmak, öldürmek üzere emir veren, kutsal kitap yazan bu varlık ya da varlıklar, bu işlevde art niyetli olacaktır. Eğer Kuran metafizik varlık ya da varlıkların sözü olsa idi işte Kuran’ın bütününe art niyetli bir anlamın oturmuş olması gerekirdi. İnsanların zihinlerini altüst-perişan edecek, kafalarını karıştıracak cümleler yazmaları gerekir. Oysaki elimizdeki Kuran’daki ‘Tek İlah’ mantığının zihinlerde bıraktığı temizlik, yalınlık, sadelik ve masumiyet kesinlikle art niyetli bir üsluba benzemiyor. Dolayısıyla elimizdeki Kuran, metafizik varlık ya da varlıkların sözü olamaz. Kuran-ı Kerim Yunus Suresi 37. Ve 38. Ayetler: “Bu Kuran, Allah’tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: “Bunu kendisi (Muhammed Peygamber) yalan olarak uydurdu” mu diyorlar? De ki . Bunun benzeri olan bir sure getirin ve eğer gerçekten doğru sözlüyseniz Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.””.

Kuran-ı Kerim düşmanlarınca, Kuran’ı bir daha dirilmemek üzere yok etmek için zorunlu olarak, Kuran’ı bütün yönleriyle çürütmek; vazgeçilmez bir metot olacaktır. Çünkü bir nokta ihmal edilirse, o noktadan ‘tekrar İslam büyüyebilir’dir. Bu yüzden Kuran düşmanlarınca, ‘Kuran’ın bütün yönleriyle çürütülmesi’ metodu zorunlu olacaktır. Kuran düşmanları, gece gündüz çalışır, Kuran ile ilgili tüm bilgi ve belgeleri değerlendirir ve Kuran’ın benzerini yazabilirlerdi. Oysaki 1400 senedir dünyanın şahit olduğu ‘Kuranın benzerinin yazılması’ gibi bir meydan okuma gerçekleşmemiştir. Yani Kuran-ı Kerim, bir bütün olarak Allah kelamıdır ayrıca öylece kalacaktır. Çünkü bu gerçek; Kuran-ı Kerim’de Hicr Suresi dokuzuncu ayette rahatça görülebilir: “Hiç şüphesiz zikri (Kur’an’ı) Biz indirdik Biz; onun koruyucuları da gerçekten Biziz.” Yani Kuran Allah kelamıdır ve tek mutlak doğrudur. Muhammed Peygamberin sünneti, şüpheciliklerle , belirsizliklerle ve felsefelerle dolu hayatta, TEK yaşam yolumuzdur.

Özet olarak: Kuran-ı Kerim, insan&metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak oluşmuş ve yine insan&metafizik varlık müdahalesine kapalı olarak günümüze kadar gelmiştir. Bunu sadece elimize Kuran meali alarak da anlayabiliriz. Dolayısıyla Kuran, ilk günkü Vahy gibi taze ve değiştirilmemiştir, günümüze kadar gelmiştir. Kuran; yaşayan mucizedir, yaşayan Vahydir, baştan sona kadar Allah’ın sözüdür.

Tek yol Nakil. http://www.hakikatkitabevi.net/ ’den şaşma, sapma!


Back to top
Publicité






PostPosted: Sat 9 May 2015 - 11:31
PostPost subject: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Back to top
Hayjan
Inspector
Inspector

Offline

Joined: 31 Jan 2008
Posts: 5,359
Point(s): 15,953
Moyenne de points: 2.98

PostPosted: Sat 9 May 2015 - 18:15
PostPost subject: Amacım asimile etmek değil
Reply with quote

Sayin Hanifi,

Amacin asimile etmek degil ama,kuran'dan sasmayin diyorsun.

Bir ateist olarak en saçma dinin Islam oldugunu dusunuyorum.Insanlari veya toplumlari birbirine dusuren tek kitap Kuran.


Back to top
Hanifi_Bahadir
Nouveau membre
Nouveau membre

Offline

Joined: 13 Jul 2013
Posts: 35
Point(s): 85
Moyenne de points: 2.43

PostPosted: Sun 22 Mar 2020 - 20:13
PostPost subject: Amacım asimile etmek değil
Reply with quote

ԱՆԿՅՈՒՆԱՔԱՐ

- Որտեղի՞ց գիտեք, որ Մուհամեդ մարգարեն իսկապես ապրել է:

- Երբ ես ձեռքը վերցնում եմ Ղուրանը, պետք է հասկանամ, որ Ղուրանը հրաշք է։

- Ես չեմ հավատում որևէ հրաշքի, որին անձամբ ականատես չեմ եղել»:

«Ես չեմ հավատում որևէ հրաշքի, որին ես երբեք չեմ ականատես եղել»: Բոլորն էլ կասկածի ձայներ են, որ հասնում են բոլորիս: Մենք՝ որպես մահմեդական հայ երիտասարդություն, պատրաստել և ձեզ ենք ներկայացրել այս հոդվածը, որպեսզի պատասխանենք այս ձայներին:

Հարգելի՛ բարեկամ, երբ կարդում ես այս հոդվածը, այն ամենը, ինչ խնդրում ենք քեզնից, մի փոքր մտածելն է: Այս հոդվածում մենք ապացուցել ենք, որ Սուրբ Ղուրանը միակ բացարձակ ճշմարտությունն է ՝ վկայություններ ցույց տալով միայն հենց իր՝ Սուրբ Ղուրանի միջոցով: Սուրբ Ղուրանը՝ որպես միակ բացարձակ ճշմարտություն հասկանալու միակ ուղին հենց ինքը ՝ Սուրբ Ղուրանն է: Այն ասում է.

Ձեր ձեռքը վերցրեք Ղուրանը: Սուրա Յունեսի 37-րդ և 38-րդ այաթներում դուք կկարդաք հետևյալը. «Այս Սուրբ Ղուրանը Ալլահից զատ ոչ ոք չի ստեղծել»: Ընդհակառակը, դա նրանց (հայտնությունների) հաստատումն է, որոնք դրանից առաջ են եղել, և Գրքի ավելի ամբողջական բացատրությունը. դրանում կասկած չի կարող լինել, այն Տիեզերքի Վեհապետի կողմից է։
Թե՞ նրանք ասում են․ «Նա կեղծել է»: Ասա. «Եթե ճշմարիտ եք, սուրահներից մեկի նման սուրահ ներկայացրեք ինձ և եթե կարող եք, Աստծուց զատ մեկ ուրիշին դիմեք օգնության համար»։ Ինչպես տեսնում եք, բոլոր ժխտողները հաստատակամորեն հրավիրվել են բանավեճի (և հատկապես հրեաները, որոնք, ի տարբերություն իսլամի մյուս բոլոր թշնամիների, հավատում են, որ ընտրյալ ժողովուրդ են և, հետևաբար, ավելի շատ թշնամություն ունեն Սուրբ Ղուրանի նկատմամբ, քան մյուս համայնքները, հավատացյալները և բոլոր ժխտողները։ Նրանք, ովքեր պնդում են, որ իսլամական շարիաթում մտքի և բանավեճի ազատություն գոյություն չունի, կարող են հստակ և պարզորեն տեսնել Սուրբ Ղուրանում մարդկանց առաջարկվող քննարկման միջավայրը՝ բանավիճելու համար:

Եթե ուսումնասիրենք հրեաների դեպքը, կարող ենք ասել, որ այս մարտահրավերին չպատասխանելը սպառնալիք է հանդիսանում հրեական ապագա սերունդների համար: Հրեական ապագա սերունդները, տեսնելով իրենց նախնիների անօգնական վիճակը, Իսլամի ընդունումը (Իսլամ մուտք գործելը) անխուսափելի կհամարեն։ Հրեական կրոնի վերջը վտանգված է։ Ուստի «թշնամություն հեթանոսներին». սա հրեական ապագա սերունդներին է փոխանցվել որպես «թշնամություն Ղուրանի նկատմամբ» և պահպանվում է, որպեսզի թաքցվի դրա անօգնականությունը Ղուրանի մարտահրավերի առջև: Քանի որ հրեաները կարող են հանգիստ շնչել/ ապրել՝ բացառելով այս մենամարտի նախաձեռնող Սուրբ Ղուրանը: Հակառակ դեպքում, քանի որ Ղուրանն ապրում է, «հրեա ժողովրդի դավանանքը» դատապարտված է մահվան: Հետևաբար հրեաների՝ Սուրբ Ղուրանի նկատմամբ ունեցած թշնամություն դեռ ակտիվ է, ոչ թե պասիվ: Ուստի և, Սուրբ Ղուրանի կեղծման հարցը հրեաների համար կյանքի հարց է:

Սուրբ Ղուրանում անհավատներին կոչ է արվում ընդունել Սուրբ Ղուրանի հեղինակությունը կամ գրել նման գիրք: Նման կոչը կատարվում է այնպես, որ ոչնչացնի նրանց արժանապատվությունը: Որպես պնդում կարող է ընդունվել հետևյալ ենթադրությունը. «Մեքքայի նվաճման ժամանակ Քաբա կուռքերը և «Ղուրանի նման գրված գրքերը» այրվել են մուսուլմանների կողմից»: Եթե Սուրբ Ղուրանի սուրահներին նման մի նախադասություն գրված լիներ իսլամի ծննդյան պահից և Մեքքայի, Մեդինայի և յոթերորդ դարի ժամանակաշրջանում, այդ տեքստը հրաները մինչ օրս կպահեին, կպաշտպանեին և կտարածեին՝ իսլամի դեմ կիրառելու համար:

Եթե Սուրբ Ղուրանի տեքստը կազմված լիներ մարդկանց կողմից գրված նախադասություններից, ապա կարելի կլիներ փորձել (մարդկանց կողմից) գրել Սուրբ Ղուրանի սուրահներին նման նախադասություններ: Հասկանալի է, որ Սուրբ Ղուրանը մարդու կեղմից չի ստեղծվել։

Հաշվի առնելով դա, թույլ տվեք կարդալ Սուրբ Ղուրանը՝ Հեջր սուրահի 9-րդ այաթը. «Մենք երկնքից իջեցրինք այս Ղուրանը: Մենք դրա պահապաններն ենք: Ղուրանը պաշտպանված է Ալլահի կողմից: Եթե յոթերորդ դարից հետո Ղուրանում որևէ փոփոխություն լիներ արված, հրեաները կօգտագործեին դա. նրանք բոլորին կտեղեկացնեին և կփորձեին կանխել Ղուրանի տարածումը՝ հիմնվելով այդ փաստի վրա։

Որպես առարկություն, կարող են պնդել հետևյալը. «Դուք չեք կարող գրել Պարույր Սևակի պես բանաստեղծություններ. քանի որ Պարույր Սևակի բանաստեղծական ոճը եզակի է: Նույն կերպ, Ղուրանը եզակի տեքստ է. բնական է, որ նմանը հնարավոր չէ գրել»: Եկեք արձագանքենք այս փաստարկին. 21-րդ դարում հրատարկվեց Իրական Ֆուրկանը՝ որպես Սուրբ Ղուրանին նման գիրք, և այս ուսումնասիրությունը համարվեց աննշան, այնպես, որ ոչ ոք դրա մասին չի էլ մտածի։ Բայց մեզ հետաքրքրողը հետևյալն է. «Իրական Ֆուրկանի» գոյությունը ցույց տվեց, որ միջավայրը հարմար չէ Սուրբ Ղուրանի նման նախադասություններ գրելու փորձ անելու համար. այժմ առկա է ազատ նախաձեռնությունների/ ձեռնարկատիրության միջավայր:

Այն, ինչ մենք փորձում ենք բացատրել այստեղ, այն է, որ Սուրբ Ղուրանը մարդկային գործ չէ. այն մարդկային տեքստ չէ և այն մարդկանց կողմից փոփոխության չի ենթարկվել: Յուրաքանչյուր նախադասություն ճշմարիտ է, տող առ տող: Հուսով ենք, որ նյութապաշտությունը կկարողանա հասկանալ, որ Ղուրանը միակ բացարձակ ճշմարտությունն է, որ Սուրբ Ղուրանը Արարչի խոսքն է, և որ այն կարելի է հասկանալ հենց Սուրբ Ղուրանին նայելով:

Կարո՞ղ է Ղուրանը լինել այլմոլորակայինների խոսքը:

«Այս Ղուրանը չի մոգոնել մեկ ուրիշը որպես սուտ, այլ Ալլահը (արարիչը)։ Այնուամենայնիվ, սա այն է, ինչ հաստատում է այն, ինչ սպասվում է և մանրամասն նկարագրում գիրքը։ Կասկած չկա, որ այն տրվել է Տիեզերքի Վեհապետի կողմից։ Կամ գուցե՞ նրանք ասում են, որ նա սա որպես սուտ է հնարել։ Ասա. «Սուրահ Յունես, 37 և 38 այաթներ»։

Սուրբ Ղուրանի թշնամիները չեն կարող չհերքել Ղուրանի բոլոր ասպեկտները, որպեսզի ոչնչացնեն Ղուրանն այնպես, որ այն այլևս չկարողանա վեր հառնել։ Քանի որ, եթե այս պատերազմի որևէ կետ անտեսվի, իսլամը կարող է կրկին աճել այդ կետից: Հետևաբար, Սուրբ Ղուրանը բոլոր առումներով հերքելու մեթոդը պարտադիր կերպով կիրառվում է Ղուրանի թշնամիների կողմից: Ղուրանի թշնամիները կարող էին (հնարավորություն ունենալ) աշխատել գիշեր ու զօր, կապվել բոլոր մետաֆիզիկական սուբյեկտների հետ, գնահատել Ղուրանի վերաբերյալ բոլոր տեղեկությունները և փաստաթղթերը և գրել նման Ղուրան: Այնուամենայնիվ, «Ղուրանի նման գիրք գրելու» մարտահրավերը, «որը ռումբ է նետված է աշխարհի վրա», դեռևս չի իրականացվել այս 1400 տարիների ընթացքում: Որովհետև Սուրբ Ղուրանը ստեղծված ոչնչի ոճին նման չէ։ Այլ կերպ ասած, Սուրբ Ղուրանը ամբողջությամբ Արարչի խոսքն է: Եկե՛ք կրկնին կարդանք Սուրբ Ղուրանի Հեջր սուրահի 9-րդ այաթը. «Մենք երկնքից իջեցրինք այս Ղուրանը: Մենք դրա պահապաններն ենք»: Եվ ապագայում է այն նույնը կմնա։

Եթե Ղուրանը լիներ որևէ կառույցի կամ որևէ մետաֆիզիկական հարթության խոսքեր, հրեաները դեմ կլինեին Ղուրանին և Ղուրանի նման նախադասություններ կգրեին: Այն փաստը, որ հրեաները չէին կարողանա դա անել, այնպես որ այն փաստը, որ նրանք չէին կարող գրել Սուրբ Ղուրանիին նման նախադասություններ, ցույց է տալիս, որ Սուրբ Ղուրանը ոչ թե ստեղծված ինչ-որ բանի խոսքն է, այլ հենց իր՝ Արարչի խոսքը:

Ամփոփելով նշենք, Սուրբ Ղուրանը ստեղծվել է որպես տեքստ, որը փակ է մարդկային և մետաֆիզիկական էակների միջամտության համար և պահպանվել է մինչ օրս նույն ձևով. այսինքն, փակված է մարդկային և մետաֆիզիկական էակների միջամտության համար։ Մենք դա կարող ենք հասկանալ՝ Ղուրանի իմաստը հասկանալով միայն: Հետևաբար, Ղուրանը, որը գոյություն ունի մինչև այսօր, ինքնատիպ և անփոփոխ է, ինչպես Հայտնության առաջին օրը։ Ղուրանը կենդանի հրաշքն է, կենդանի Հայտնություն է, Ալլահի (Արարչի) խոսքն է սկզբից մինչև վերջ:


Back to top
mafilou
Administrateur
Administrateur

Offline

Joined: 04 Sep 2006
Posts: 15,055
Point(s): 45,372
Moyenne de points: 3.01

PostPosted: Tue 24 Mar 2020 - 02:05
PostPost subject: Amacım asimile etmek değil
Reply with quote

ari alintinin linkini de verseydin...

https://www.islamilugat.com/forum/konu-deizm-batakligina-yuvarlananlar-icin…


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Back to top
Hanifi_Bahadir
Nouveau membre
Nouveau membre

Offline

Joined: 13 Jul 2013
Posts: 35
Point(s): 85
Moyenne de points: 2.43

PostPosted: Wed 25 Mar 2020 - 13:18
PostPost subject: Amacım asimile etmek değil
Reply with quote

Sevgili mafilou; kaynak aynı kişi : benim. Rojawelad da benim, Hanifi Bahadır da. Saygılar.

Back to top
Display posts from previous:   
Armenian on web Forum Index -> Քննարկենք, Սորվինք հայերէն խոսիլ - (Ամէն Ինչ Հայերէն-tout en arménien-Ermenice) -> Կրոնկ Զանազան քննարկումներ - Ավանդութիւններ - Religion - Ermenilerde inanç All times are GMT + 1 Hour
Post new topic   Reply to topic
Page 1 of 1
Jump to:  

 



Portal | Index | Create a forum | Free support forum | Free forums directory | Report a violation | Cookies | Charte | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1