Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Sevan Nişanyan (Blogumu silmişler) AOW ARŞİVİ TÜM YAZILAR
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Sevan Nişanyan - Սեւան Նշանեան Aller à la page: <  1, 2
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
IRA



Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 842

MessagePosté le: Dim 6 Mai 2018 - 19:53
MessageSujet du message: Cezaevinden Anahit’e Mektuplar
Répondre en citant

Revue du message précédent :

Cezaevinden Anahit’e Mektuplar

Sevan Nişanyan
Propaganda Yayınları,

"Birkaç haftalıktın, aklımda altı yedi hafta diye kalmış, ilk kez yüzümüzü tanıyarak gülümsedin. İlyastepe’de küçük evimin giriş holünde, ayakkabı dolabının üstünde, bebek koltuğu içindeydin. Mucize gibi bir şeydi. O gün bir “şey” olmaktan çıkıp bir insan oldun. Mutluluktan uçtum. Yeniden baba olduğumu hissettim. Hayatıma bir odak ve bir amaç geldi."

Nişanyan'ın cezaevinden kızına yazdığı mektuplar...



Bir insanın belki seksen, doksan yıl sürecek macerasını şekillendirdiğimi hissettim. Biyolojik babalık bir marifet değil. Gerçek bir sorumluluk yüklemiyor; duygusal yükü de pek ağır değil, kısmen toplumsal bir konvansiyon. Asıl babalık, çocuğun kimliğinin şekil aldığı ikinci-üçüncü aydan sonra başlıyor. O zaman anlıyorsun ki çocuğa verdiğin şey aptal bir sperm değil sadece, bir gülüş, bir jest, bir göz kıvılcımı, bir korku, bir sızı, bir huy, şekilsiz bir anı, bir kaş hareketi, komple bir kişilik. Tarif edilemeyecek kadar önemli ve büyük bir duygu bu; biraz da korkutucu. Kalbinde yeni bir oda açılıyor. Çocuk üzerine titremeye başlıyorsun. Çocuğa bir şey olursa mahvolacağını, yaşayamayacağını hissediyorsun. Senin yaşamının onunla devam edeceğini, onunla tamamlanacağını anlıyorsun. O güne kadar boş veya hoş bir oyun olarak gördüğün hayatının bir anlam ve ağırlık kazandığını, başka bir insana demir attığını kavrıyorsun.




e book link
https://books.google.gr/books?id=27pVDwAAQBAJ&pg=PP1&lpg=PP1&dq…

10 Haziran 2016
Menemen T Tipi Kapalı Cezaevi

Güzel kızım, canım Anahit’im,
Doğduğun gün, Diyarbakır Kitap Fuarı’nda önceden ilan edilmiş bir konuşmaya davetliydim. Doğumuna daha birkaç gün var diye hesaplıyorduk. O yüzden sabah
annen doğum belirtileri gösterdiğinde çok ciddiye almadım. O da almadı sanırım.
Hava alanına gitmeden önce köydeki marangoza uğradım, yarım saat kadar oyalandım. (Yeni Konak’ın alt katının kapı ve pencereleri yapılıyordu o sırada.)
Annen sancıları artınca İris’i çağırmış. İris panik içinde bana telefon etti, “bu kız doğuracak çabuk gel” diye bağırdı. Apar topar döndüm, ikisini birden alıp
Kuşadası’ndaki hastaneye yetiştirdim. Hastaneye vardığımızda anneni hemen doğum odasına koşturdular. Kolay bir doğum oldu, yirmi dakikada bitti. İris
doğumhanenin kapısından içeri başını sokup seni ilk gören kişi oldu. Bana seni ancak bir saat sonra, temizleyip giydirdikten sonra gösterdiler.
Yüzünü yazık ki şimdi hatırlamıyorum. Ama çok güzel, sağlıklı, eni boyu yerinde, sakin bir bebektin. O anda annen de ben de sana aşık olduk. Hayattaki tüm
zorlukları seninle aşabileceğimize inandık. Annenin sağlığı iyiydi, birkaç saat içinde tamamen kendine geldi. Ertesi sabah eve döndük. Yeni hayat düzenimize alışmaya
başladık.
Diyarbakır’daki konferansa ben gitmeyince protestolar olmuş, birkaç kişi yuhalamış. Diyarbakır insanı duygusaldır; o dönemde Kürt hassasiyetleri
zirvedeydi. Benim gitmeyişimi belki saygısızlık olarak görenler olmuştur.
Yayınevimle konuştum. Kendimi affettirmem için hemen bir imza günü düzenlediklerini söylediler. Kabul ettim. Doğumunun üçüncü günü Diyarbakır’a
uçtum. Niyetim bir gün kalıp gece geri dönmekti. İmza günü başarılı geçti; etrafımı hayranlarım sardı. Kürt ulusal hareketinin simge isimlerinden olan Leyla Zana ile
sohbet ettim. Önceden tanıdığım ve misafirliğine gitmek için söz verdiğim genç gazeteci Barzan Şerefhanoğlu ile karşılaştım. Karşı koyamadığım bir ısrarla beni
Bitlis’teki evine davet etti. Kıramadım. Bitlis’e gittim. (Doğuluların misafirlik konusundaki ısrarını henüz tanımıyorsan yakında mutlaka tanırsın. Karşı koymak
imkânsızdır. Direnirsen dostluklar bozulur, reddin hakaret olarak algılanır, yıllarca altından kalkamazsın.)
Arkadaşımın babası eski Kürt aristokrasisinin köklü bir ailesinden, Şerefname yazarı Şeref Han soyundan, yaşlı ve yorgun bir sosyalistti. Gece yarısına kadar
sohbet ettik. Olağan dışı bir ölçüde mutlu oldu. Belki taşradaki monoton ve kasvetli hayatında beni bir dostluk ve heyecan ışığı olarak gördü. Daha kalmam için ısrar
etti. Ertesi gün, Kürt dağlarının en uzak ve el değmemiş köşelerinden Hizan ve Müküs’e (Bahçesaray) günübirlik bir tur düzenledik. Eski Müküs beylerinin varisi
ve altı dönemden beri oranın belediye başkanı olan Ziya Orhan’ı ziyaret ettik. Ziya Bey benim Taraf’taki yazılarımın hayranı imiş. Büyük ısrarla bizi evine yemeğe davet
etti; gece emrivaki ile misafir etti. O sırada kasaba yakınındaki ormanda, Kürt mistik şairlerinden Feqiyê Teyran için oyma taştan bir anıt-mezar yaptırıyordu. Benim de
kaya mezarı yaptırdığımı duyunca sohbetimiz derinleşti. Tarihe, kültüre, ölüme, ölümsüzlüğe dair konuştuk. Ertesi gün oradan ayrılmak için neredeyse zor
kullanmak zorunda kaldım. Üç gecelik bir ayrılıktan sonra Şirince’ye ve sana döndüm.
Annen bu üç günlük yolculuğumu hiç affetmedi. Yapayalnızmış, kimse onunla ilgilenmemiş, aç kalmış, İlyastepe mutfağına kadar gidip yiyecek aramak zorunda
kalmış. İşlediğim suç bir kere değil, iki kere değil, beş kere değil, on kere değil, belki yüz kere, belki bin kere başıma kakıldı. İki üç yıl boyunca hemen her gün bu
konu açıldı, ne kadar umursamaz ve sorumsuz bir adam olduğum hatırlatıldı. İlk söylendiğinde elbette üzüldüm, özür diledim, belki gönül alıcı sözler söyledim.
İkincisinde sabırsızlandım. Üçüncüsünde irrite oldum. Sonrakilerde sadece öfke ve inat damarım kabardı; kendimi haklı ve mağdur hissettim; her lafa lafla karşılık
verdim.
Anahit’im, güzel kızım, hayatın boyunca ne yaparsan yap, kocana veya sevgiline veya arkadaşına karşı bu hatayı yapma. Şikâyetin varsa bir kere söyle. En iyisi krizin
geçmesini ve öfkenin küllenmesini bekle, ondan sonra söyle. Karşındaki kişi büsbütün hissiz değilse anlayacak ve etkilenecektir. Hemen tepki vermese de
mutlaka etkilenir, üzerinde düşünür. İkinciden sonra iş inada dönüşür. Üçüncüden sonra apaçık düşmanlıktır. Amacı çözüm bulmak değil can yakmaktır. Bir evliliği ya
da dostluğu yokuşa sürmenin en emin yoludur. İyi bir insan, akıllı bir insan bu yanlışa düşmez. Sen de sakın düşme. Daha mutlu, daha sevilen bir insan olursun.
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 6 Mai 2018 - 19:53
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 842
Point(s): 2 326
Moyenne de points: 2,76

MessagePosté le: Mar 19 Juin 2018 - 23:20
MessageSujet du message: Ama Sevan Bey, onlar törerist
Répondre en citant

Sevan Nişanyan / En son yazıları
Tarih, dil, din ve (biraz) siyasete dair yazılar.

19 HAZİRAN 2018 SALI
Ama Sevan Bey, onlar törerist

Türkiye’nin en acımasız, en kanlı, en alçak terör örgütü şüphesiz TC adı verilen şer odağıdır. Milyonlarca masum sivilin ocağını söndürmüş, milyonlarcasını soyup soğana çevirip yurdundan kovmuştur. Yakın yıllarda bini aşkın köyü yakıp yok etmiş, halkını sefalet içinde sokağa dökmüştür. Koca kentleri tank ve uçaklarla yerle bir etmiş, çoluk çocuk ayırt etmeden binlerce silahsız insanı katletmiş, bir evin bodrumuna sığınmış aydın insanları lav silahıyla diri diri yakmıştır. Sırf bazı konularda farklı düşündüğü için, aralarında kendi Örgüt üyelerinin de bulunduğu yüz binlerce insanı zindanlarda çürütmüş, işkenceden geçirmiş, sokak köşelerinde öldürmüştür. Memleketin kültür ve vicdan sahibi insanlarını marjinalleştirmiş, en cahil, en zalim, en ahmak olanın her toplumsal düzeydeki iktidarını teşvik etmiştir. Elinde tuttuğu eğitim tekelini vatanmillet, şehit ve Viyana kapılarında çapulcu ecdadımız propagandası için kullanmış, mutlak cehaletle malul bir toplum üretmek için yüz yıl boyu insanüstü bir gayret sarf etmiştir. Bu terör örgütünü lanetliyoruz. Lanetlemeyene iyi gözle bakmıyoruz. Örgüte biat eden, onu öven, liderlerinin heykelini diken, gizlice veya alenen o örgütten emir ve talimat alan siyasi partilerin kapatılması ve yöneticilerinin yargılanması gerektiğine inanıyoruz. Üçü beşi asılsa ben şahsen sevinirim.
Zalime silahla karşı koymak tarihin her döneminde, her toplum ve her medeniyette meşru kabul edilir. Şiddete karşı şiddet meşrudur. Bu uğurda canını ortaya koyanlar, bazen tasvip edilmeseler de, her zaman saygıyla anılırlar. Daha önce yazdım: İnsanlık tarihinde meydanlara heykeli dikilen ilk sivil kişiler, devlet töreninin orta yerinde diktatöre suikast düzenleyen Harmodios ve Aristogeiton idi. Vakit geçip günün polemikleri unutulduğunda, Devleti elinde tutanların kahredici gücüne karşı kırk dökük silahıyla dağa çıkanlar daima kahraman olarak hatırlanacaktır. PKK’nin elbette hataları olmuştur, tartışılır. Ama Mandela’nın ANC’si hiç mi masum öldürmedi? Kuvayi Milliye çeteleri hiç mi köy yakmadı? TC’nin yüz yıldan beri dinmeyen katliamcı şiddetine göz yumup PKK’nin öldürdüğü birkaç sivili diline dolayanların dürüst olduğunu kimse söylemesin bana.
Liderinin heykeli elbette dikilecektir. Uzun vadede her zaman egemenin değil devrimcinin, güçlünün değil güçlüye kafa tutanın, Calut’un değil Davut’un heykeli dikilir. Çürümüş bir devleti yalanla, rüşvetle, zulümle, polis gücüyle, atalet gücüyle yirmi yıl ya da yüz yıl daha sürdürdü diye sonraki kuşakların hayırla andığı kaç kişi sayabilirsiniz tarihte?
HDP’nin “Türkiyelileşmesini” önerenleri asla tasvip etmedim. Üstü örtülü bir teslimiyet çağrısıdır. TC’nin sefil normlarına, söz düzeyinde dahi olsa, ayak uydurma davetidir. Tuzaktır. Varsın HDP “Kürt” kalsın, “yabancı” olsun. Türkiye koşullarında TC devletinin iğrenç söylemine boyun eğmeden de ayakta kalınabileceğini göstermek bu ülkeye yapılabilecek yeterince büyük bir hizmettir. Anlayan anlar; “Türkiyeliliğe” olmasa da Türkiye’ye ve Türkiye halkına sunduğu bu muhteşem ödülden ötürü HDP’ye teşekkür eder. Anlamayan da varsın nefretinde boğulsun.
HDP’nin “Kürtlüğünden” seçmenin bir bölüğü rahatsız diyorsun. Yüzde doksanı alelade ırkçı ahmaklıktır, tedavisi yok. Yüzde onunda diyelim ki bir haklılık payı olsun. Kürt dostlarımızın bazı kültürel eğilimleri – mesela aşiretçi dayanışma, ahlaki ve ailevi tutuculuk, öfkeye yatkınlık – kimilerini haklı olarak kaygılandırıyor olsun. [Başka yerleri bilmem, Ege bölgesinde lafını sakınmadan konuşan kime sorarsanız ilk duyacağınız şeyler bunlardır.] Peki, kabul...
Ama düşün: Türk siyasi tarihinde aşiret amigoluğundan, dar ufuklu kasaba yobazlığından son yılların HDP grubu kadar uzak bir zümre görüldü mü? Sırrı Süreyya gibi, Demirtaş gibi, Meral Danış Beştaş gibi, Pervin Buldan gibi, Osman Baydemir gibi, Garo Paylan gibi, Mithat Sancar ve Ertuğrul Kürkçü gibi, Figen Yüksekdağ gibi, Feleknas Uca, Leyla Zana gibi gibi dört dörtlük kişilik sahibi, cesur, esprili, “birey” olabilmiş, kelimenin gerçek anlamıyla “modern” olabilmiş şahsiyetleri öbür partilerin herhangi birinde – mostralık bir veya iki istisnayla – düşünebiliyor musun? Eskilerde, mesela AP veya ANAP’ta, yahut Atanızın meclisinde düşünebiliyor musun?
Demek ki mesele Kürt olmak veya olmamak değilmiş. TC ideolojisinin ve kurumlarının alçaklaştırıcı cenderesinden kurtulunca insanların ruhu ferahlıyormuş. Oturup beş dakika konuşunca “hah, işte insan gibi bir insan” diyeceğin insanlar kalabalığın içinden sıyrılıp öne çıkabiliyormuş. Siyasi kariyer, kasaba bezirganının en cahil ve en yüzsüzünün tekelinden kurtulabiliyormuş.
Düşün ki Kürtlerle onların dostlarından bu kadar kaliteli bir kadro çıkabiliyorsa, yarın öbür gün Türkler TC’nin ideolojik ve kurumsal kafesinden paçalarını kurtarıp HDP’ye eşdeğer bir parti kursalar neler olmaz.


https://nisanyan1.blogspot.com/2018/06/ama-sevan-bey-onlar-torerist.html
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 20:14
MessageSujet du message: Sevan Nişanyan (Blogumu silmişler) AOW ARŞİVİ TÜM YAZILAR

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Sevan Nişanyan - Սեւան Նշանեան Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2
Page 2 sur 2
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com