Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> Centralisations -> Filme - théâtre - դրամա + Célébrités - Ünlüler Aller à la page: <  1, 2, 3, 4
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
IRA



Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 876

MessagePosté le: Ven 25 Juil 2014 - 06:43
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

Revue du message précédent :





(1926 yilina ayit bir yilliktan) Kaynak Sarkis Karamanik
mafilou a écrit:
Mardiros Mınakyan (1837 – 1920)



Mardiros Mınakyan, MANAKYAN (Մարտիրոս Մնակեան) olarak da bilinir. Balat'ta doğdu. Çok başarılı bir öğrenciydi. Hasköy Nersesyan Okulu'ndan babasının ölümüyle ekonomik nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Annesi para kazanabilmesi için onu bir ustanın yanına çırak olarak verdi. Okulun müdürü Teodoros Zorayan'nın annesini ikna etmesiyle tekrar okula döndü. Bir süre Hasköy, Gedikpaşa ve Eyüp okullarında yardımcı öğretmenlik yaptı ve oralarda amatör olarak tiyatroyla tanıştı. İlk kez 1857'de amatör olarak sahneye çıktı. Profesyonel anlamda 1862'de Naum Tiyatrosu'nda kadın rolü (Aristothéme adlı oyunda) oynayarak sahneye çıktı. Önceleri yalnızca Ermenice oyunlar oynadı. Daha sonra İzmir'de Vaspuragan topluluğunda Türkçe ve Ermenice oyunlarda rol aldı. 1863'te İstanbul'a döndü fransız operetlerinde sahneye çıktı (1864). 1866'da bir süre oyunculuğa ara vererek İmasduhi Esmeryan ile evlendi. Kayseri'deki Ermeni okulunda iki yıl kadar matematik öğretmenliği yaptı. Tiyatrodaki tanınmışlığının öğretmenliğine zararlı olabileceği düşüncesiyle soyadını Tesciyan olarak değiştirdi.

1872'de İstanbul'a döndü ve Ortaköy'de yalnız Ermenice oyunlar sahneleyen Mağakyan Topluluğu'na katıldı. Bu topluluğun dağılmasıyla Üsküdar'daki Aziziye ve Gedikpaşa'daki Güllü Agop'un “Tiyatro-i Osmani”sine girdi. Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) sırasında Edirne'de bir süre opera ve operetler sahneledi. 1880'de de Tiflis turnesine çıktı. Güllü Agop'un tiyatrosu kapatılıp saraya alınınca bir süre Osmanlı Tiyatrosu'nu (Tiyatro-i Osmani) yönetti ancak daha sonra yüretemeyince ayrıldı. Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosu II Abdülhamit tarafından yakılıp yerle bir edildi.
Küçük Polonya'da Gerard, Lusi Didie'de Paul Didie, Değirmencinin Kızı'nda Roje, Angelo Malipieri'de Rudolf, Cezar Borgia'da Fabio Orsino, Kamelyalı Kadın'da Armand Duvall, Yurttaş Kane'de Kane ve daha bir çok oyundaki karakteri başarıyla canlandırmıştır.



Yurttaş Kane

1878'de ayrılarak Selanik, Edirne, Mersin ve Adana'da çeşitli gruplarda oyunlar oynadı. Güllü Agop saraya alınınca, Tiyatro-i Osmani'yi idare etmeyi üstlendi ama beceremedi. 1885'te (değişik kaynaklara göre 1882 veya 1884) “Osmanlı Dram Kumpanyası”nın başına geçti. Dönemin en önemli tiyatro topluluğu olan Osmanlı Dram Kumpanyası'nda Mınakyan, yaklaşık 250 oyun, opera ve operet sahneledi. Topluluk etkinliklerini 1908'e kadar sürdürdü ancak oyuncular arasındaki geçimsizlik ve parasızlık nedeniyle, 1888'de kumpanya dağılmaya zaaten başlamıştı. 1893'te Ermenice oyunlar oynamak üzere izin aldı. Seyirci azlığından 1895'te bu işten vazgeçti, Dram Tiyatrosuna tekrar girdi ve turnelere katıldı

1904'te İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa'nın tiyatroyu yasaklamasıyla bütün tiyatrocular açıkta kaldı. 1908'de II.Meşrutiyet'in ilanıyla tekrar çalışmalar başladı. 1909'da “Tasfiye-i Ahlak Kumpanyası”na katıldı. Bu arada “Yeni Tiyatro”nun da yönetmenliğini yapıyordu. 1912'de Serope Bengliyan'la birlikte 80 kişilik bir kadro oluşturdu. Aynı yıl 50. sanat yılı jübilesi yapıldı. Bu jübile Türk Tiyatro tarihinin ilk jübilesi oldu. Padişah Mehmet Reşat kendisine “Maarif Nişanı” verdi. 1920'de Temaşa Dergisi'nin okurları arasında yaptığı “50 yıldan beri Türk tiyatrosuna en çok emeği geçen kimdir?” anketinde en çok oyu Mınakyan aldı.
Oyuncu ve yönetmenliğinin yanında yazdığı ve çevirdiği oyunlarla temaşa sanatına önemli katkılarda bulundu. Çok sayıda Ermeni oyuncunlarının yardımcı oldu.

20.y.y başlarında Şehzadebaşı'ndaki Letafet apartmanındaki Dar-ül Bedai-i Osmani adıyla kuruldu ("konservatuvar" sözü yerine “Osmanlı Güzellikler Evi” anlamına gelir). Açılan sınavda 55'i erkek 8'i kadın, 63 kişi başarı gösterdiler. Bu 8 kadından hiçbiri müslüman değildi. Kınar Hanım ve Eliza Binemeciyan da bu sınavda büyük başarı göstererek kadroya kabul edilen hanım sanatçılardandı.



Mınakyan Yönetiminde Osmanlı Tiyatrosu Kadrosu

Kaynaklar:
Boğos Çalgıcıoğlu, OSMANLI-TÜRK TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Mardiros Mınakyan, tr.wikipedia
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Ven 25 Juil 2014 - 06:43
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 876
Point(s): 2 423
Moyenne de points: 2,77

MessagePosté le: Jeu 11 Juin 2015 - 13:23
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

mafilou a écrit:
Merope Kantarcıyan (Siranuş) (1857 – 1932)



Beyoğlu'nda doğdu. Ermeni tiyatrosunun Bedros Atamyan'dan sonra en parlak yıldızı kabul edilir. Kendi kültürüne çok bağlı idi. 1872'de Hortans'ın Kanarya adlı komedyasında hizmetçi rolüyle sahneye çıktı ve çok beğenildi. Agop Balyan onun için Küçük Kız adlı bir şiir yazdı, Çuhacıyan da besteledi. 1875'te Güllü Agop'un tiyatrosuna girdi, sesi koloratür sopranoydu. Onu Çuhacıyan yetiştirdi. 1872-73'te Ortaköy Tiyatrosu'nda “Kumarbaz'ın Sonu”nda Corcetta, “Don Cezar De Bazan”daLazarion rolleri ve Güzel Helen, Arif'in Hilesi, Girofle-Girofla adlı operetlerde oynadı. Güllü Agop'a ve onun çalıştırma şartlarına hep karşı olmasına rağmen bir süre Fasulyeciyan' la Bursa 'da çalıştıktan sonra 1875'te İstanbul'a dönüp yine Güllü Agop Topluluğu'na girdi. 1878'de Bengliyan Operet Topluluğu'yla Edirne'ye gitti.

1879'da Atamyan' la Tiflis 'e gitti. 1881'de Atamyan'ın Hamlet'inde Ophelia'yı oynadı. Hırçın Kız'da Catherine, Şirvanzade'nin Prenses'inde Hermine'yi oynadı. Daha sonra İstanbul'a döndü. Tekrar Bengliyan Operet Tiyatrosu'yla Mısır'a gitti. Leblebici Horhor'da oynadığı Fatma rolüyle ve aynı oyundaki rol arkadaşı Şazik Köylüyan'la beraber özellikle Türk çevrelerinde çok sevildi. Daha sonra Kamelyalı Kadın'da Marguerite Gautier'yi oynadı.

Kafkasya'da Shakespeare gösterimlerini sürdürdü. 1901'de Tiflis'te bir kadın oyuncu olarak Hamlet rolünü oynadı. Rusya'da yıllarca oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. 1920'lerde İstanbul'a döndü. 10 yıl sahnelerden uzak kaldı. 1932'de Mısır'da öldü.


Kaynak:
Boğos Çalgıcıoğlu, OSMANLI-TÜRK TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)

Gercek adı Möhrübe yada Mehrübe olmalı

_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 876
Point(s): 2 423
Moyenne de points: 2,77

MessagePosté le: Lun 27 Mar 2017 - 15:35
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

mafilou a écrit:
Arusyak Papazyan (1841 – 1807)



Kumkapı'da doğdu. Öğrenimini Kumkapı Surp Lusavoriçyan Okulunda tamamladıktan sonra 1857'de aynı okula öğretmen oldu. Bir yıl sonra Hekimyan başkanlığındaki Naum Tiyatrosu'na girdi. Çok önemli ve zor roller üstlendi. Kardeşi Ağavni'yi de yanına alarak Ekşiyan Kumpanyası ile İzmir'e gitti. Ağavni evlendikten sonra Ağavni Valideyan adıyla Güllü Agop'ta bir süre çalıştı. Arusyak 1863-64 yıllarında Acemyan başkanlığında Naum sahnesinde Mariam Dzağikyan ve Dikran Sancakçıyan ile; Medea, Francesca da Rimini gibi tercümelerde oynadı. Fakat bu ekip bir yandan Gedikpaşa'daki Güllü Agop, diğer yandan Şark Tiyatrosu'nun rekabetine dayanamayarak dağıldı. 1868 yılında Yeranuhi Karakaşyan, halk tarafından “Çok Beğenilen En Büyük Star” olunca tiyatro sahnesinden çekildi. En önemli rollerinden biri Angelo Malipieri'deki Tizbe karakteridir. Antigone'de çok başarılı olmuştur.

Çok zengin bir kuyumcu olan Sepon Bezirciyan ile evlenmesine rağmen kocasının onu terketmesiyle çok sefil bir hayat sürdü. Ünlü olduğunda kendisine hediye edilen mücevherlerini satarak geçimini sağladı. Son yıllarında Üsküdar'da bir kulübede dilenerek hayatını sürdürdü. Bir süre sonra Yedikule Hastanesi'nin tımarhanesinde sefalet içinde öldü.


Kaynak:
Boğos Çalgıcıoğlu, OSMANLI-TÜRK TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)


Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk profesyonel Ermeni kadın tiyatro sanatçısı Aruşyak Papazyan Yenikapı Haykanushyan okulda öğretmen olarak da çalıştı.Oyunlarında Gençlerimizin ulusal bilincinene katkıda bulunmuştur
Performansları arasında , T.Terzyani "Sandukht" (Sandukht) M.Peshiktashlyani "Arşak II" (Roxana) R.Setefchyani "Vardan Mamikonyan" (Parandzem) Grilpartseri "Safo" (Safo) da mevcuttur

_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
IRA
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 03 Nov 2013
Messages: 876
Point(s): 2 423
Moyenne de points: 2,77

MessagePosté le: Lun 27 Mar 2017 - 15:46
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant



ԱՐՈՒՍՅԱԿ ՓԱՓԱԶՅԱՆ
_________________
Tzourou Ira
Athens
Constantinople


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 740
Point(s): 41 891
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 27 Sep 2017 - 17:59
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

mafilou a écrit:
Mardiros Mınakyan (1837 – 1920)



Mardiros Mınakyan, MANAKYAN (Մարտիրոս Մնակեան) olarak da bilinir. Balat'ta doğdu. Çok başarılı bir öğrenciydi. Hasköy Nersesyan Okulu'ndan babasının ölümüyle ekonomik nedenlerle ayrılmak zorunda kaldı. Annesi para kazanabilmesi için onu bir ustanın yanına çırak olarak verdi. Okulun müdürü Teodoros Zorayan'nın annesini ikna etmesiyle tekrar okula döndü. Bir süre Hasköy, Gedikpaşa ve Eyüp okullarında yardımcı öğretmenlik yaptı ve oralarda amatör olarak tiyatroyla tanıştı. İlk kez 1857'de amatör olarak sahneye çıktı. Profesyonel anlamda 1862'de Naum Tiyatrosu'nda kadın rolü (Aristothéme adlı oyunda) oynayarak sahneye çıktı. Önceleri yalnızca Ermenice oyunlar oynadı. Daha sonra İzmir'de Vaspuragan topluluğunda Türkçe ve Ermenice oyunlarda rol aldı. 1863'te İstanbul'a döndü fransız operetlerinde sahneye çıktı (1864). 1866'da bir süre oyunculuğa ara vererek İmasduhi Esmeryan ile evlendi. Kayseri'deki Ermeni okulunda iki yıl kadar matematik öğretmenliği yaptı. Tiyatrodaki tanınmışlığının öğretmenliğine zararlı olabileceği düşüncesiyle soyadını Tesciyan olarak değiştirdi.

1872'de İstanbul'a döndü ve Ortaköy'de yalnız Ermenice oyunlar sahneleyen Mağakyan Topluluğu'na katıldı. Bu topluluğun dağılmasıyla Üsküdar'daki Aziziye ve Gedikpaşa'daki Güllü Agop'un “Tiyatro-i Osmani”sine girdi. Osmanlı-Rus Savaşı (1877-78) sırasında Edirne'de bir süre opera ve operetler sahneledi. 1880'de de Tiflis turnesine çıktı. Güllü Agop'un tiyatrosu kapatılıp saraya alınınca bir süre Osmanlı Tiyatrosu'nu (Tiyatro-i Osmani) yönetti ancak daha sonra yüretemeyince ayrıldı. Güllü Agop’un Gedikpaşa’daki tiyatrosu II Abdülhamit tarafından yakılıp yerle bir edildi.
Küçük Polonya'da Gerard, Lusi Didie'de Paul Didie, Değirmencinin Kızı'nda Roje, Angelo Malipieri'de Rudolf, Cezar Borgia'da Fabio Orsino, Kamelyalı Kadın'da Armand Duvall, Yurttaş Kane'de Kane ve daha bir çok oyundaki karakteri başarıyla canlandırmıştır.



Yurttaş Kane

1878'de ayrılarak Selanik, Edirne, Mersin ve Adana'da çeşitli gruplarda oyunlar oynadı. Güllü Agop saraya alınınca, Tiyatro-i Osmani'yi idare etmeyi üstlendi ama beceremedi. 1885'te (değişik kaynaklara göre 1882 veya 1884) “Osmanlı Dram Kumpanyası”nın başına geçti. Dönemin en önemli tiyatro topluluğu olan Osmanlı Dram Kumpanyası'nda Mınakyan, yaklaşık 250 oyun, opera ve operet sahneledi. Topluluk etkinliklerini 1908'e kadar sürdürdü ancak oyuncular arasındaki geçimsizlik ve parasızlık nedeniyle, 1888'de kumpanya dağılmaya zaaten başlamıştı. 1893'te Ermenice oyunlar oynamak üzere izin aldı. Seyirci azlığından 1895'te bu işten vazgeçti, Dram Tiyatrosuna tekrar girdi ve turnelere katıldı

1904'te İstanbul Şehremini Rıdvan Paşa'nın tiyatroyu yasaklamasıyla bütün tiyatrocular açıkta kaldı. 1908'de II.Meşrutiyet'in ilanıyla tekrar çalışmalar başladı. 1909'da “Tasfiye-i Ahlak Kumpanyası”na katıldı. Bu arada “Yeni Tiyatro”nun da yönetmenliğini yapıyordu. 1912'de Serope Bengliyan'la birlikte 80 kişilik bir kadro oluşturdu. Aynı yıl 50. sanat yılı jübilesi yapıldı. Bu jübile Türk Tiyatro tarihinin ilk jübilesi oldu. Padişah Mehmet Reşat kendisine “Maarif Nişanı” verdi. 1920'de Temaşa Dergisi'nin okurları arasında yaptığı “50 yıldan beri Türk tiyatrosuna en çok emeği geçen kimdir?” anketinde en çok oyu Mınakyan aldı.
Oyuncu ve yönetmenliğinin yanında yazdığı ve çevirdiği oyunlarla temaşa sanatına önemli katkılarda bulundu. Çok sayıda Ermeni oyuncunlarının yardımcı oldu.

20.y.y başlarında Şehzadebaşı'ndaki Letafet apartmanındaki Dar-ül Bedai-i Osmani adıyla kuruldu ("konservatuvar" sözü yerine “Osmanlı Güzellikler Evi” anlamına gelir). Açılan sınavda 55'i erkek 8'i kadın, 63 kişi başarı gösterdiler. Bu 8 kadından hiçbiri müslüman değildi. Kınar Hanım ve Eliza Binemeciyan da bu sınavda büyük başarı göstererek kadroya kabul edilen hanım sanatçılardandı.



Mınakyan Yönetiminde Osmanlı Tiyatrosu Kadrosu

Kaynaklar:
Boğos Çalgıcıoğlu, OSMANLI-TÜRK TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Mardiros Mınakyan, tr.wikipedia


Մարտիրոս Մընակյան (1837-1920)

Թուրքական թատրոնի առաջին ներկայացուցիչներից մեկը` Մարտիրոս Մընակյանը առաջին անգամ բեմ է բարձրացել 1837 թ.-ին: 1862թ.-ին Մոլիերի «Ագահը» պիեսի հիման վրա բեմադրված ներկայացման մեջ խաղացել է երիտասարդ աղջիկ Գեսիրայի դերը, քանի որ այդ ժամանակ թուրքական թատրոնում կին դերասանուհի չէր գտնվել:
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 740
Point(s): 41 891
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 27 Sep 2017 - 18:03
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

mafilou a écrit:
Hagop Güllüyan (Vartovyan) (Güllü Agop) (1840 – 1902)



İstanbul'da doğdu. 1861'de Balıkhane'de küçük bir memur olarak çalışırken, Ermenice oyunlar sergileyen Naum Efendi yönetimindeki Şark Tiyatrosuna amatör olarak girdi. İki yıl sonra İzmir'de Ermenice oyunlar oynayan bir topluluğu yönetti. İstanbul'a döndüğünde Ermenice oyunlar seyretmek isteyen seyirci sayısı azalınca, Türkçe oyunlar oynayabilmek için harekete geçti. İstanbul'da Asya Kumpanyası ile Gedikpaşa'da ve Üsküdar'da Ermenice oyunlar sergiledi. 1867'de Ohannes Kasparyan, Gedikpaşa sirkini tiyatroya dönüştürdü. Güllü Agop 1869'da burayı kiralayarak “Tiyatro-i Osmani” (Osmanlı Topluluğu) adlı topluluğu kurdu. Sadrazam Ali Bey'in de çalışmalarıyla bütün Ermeni oyunculara diksiyon dersleri verildi. Bu tiyatro aynı yıl Fuzuli'nin “Leyla ile Mecnun” eserinden düzenlenmiş 5 perdelik bir oyunla perdelerini açtı. Güllü Agop 1870'de Türkçe oyunlar oynama tekelini Sadrazam Ali Bey'in emriyle imtiyazı eline geçirdi. Edindiği imtiyazda, 6 ay içinde İstanbul ve Üsküdar'da, 3 yıl içinde de Galata, Tophane ve Beyoğlu'nda birer tiyatro binası kuracağı ve gelir gidere bakılmadan her yıl Üsküdar'da en az 30, Galata ve İstanbul'da 50 oyun oynanması şart koşulmuştu. Aslında yoksullar yararına yapılması zorunlu olan gösterimler tiyatro zevkini halka yayma amaç ve çabasının açık bir göstergesiydi. Bu süre içinde Molière'in Ahmet Vefik Paşa adaptasyonu olan “Ayyar Hamza”sından, Namık Kemal'in “Vatan” adlı oyununa kadar bir çok oyun sahnelendi. Güllü Agop sayesinde ilk kez Müslüman oyuncular da ekibe katılarak sahneye çıkmışlardır. Müslüman kadınların da tiyatroya gelebilmeleri için özel bölmeler oluşturulmuştu. Bunların arasında sahneye çıkan ilk Müslüman oyunculardan Ahmet Necip ve Ahmet Fehim'den başka, Hüsnü, Hamdi, Abdülrezzak, Küçük İsmail gibi oyuncuları sayabiliriz. Osmanlı Tiyatrosu bu özellikleriyle, sonradan Darülbedayi'nin ve İstanbul Şehir Tiyatroları'nın kurulmasına gidecek sürecin temeltaşı sayılmalıdır.

Agop Efendi'nin hükümetten aldığı belli bir metine dayanan, suflörlü oyun oynama tekeli, diğer toplulukların belli bir metine dayanmayan oyunlar sergilemesini zorunlu hale getirdi. İşte bu yasak, belli bir metine dayanmadan, oyuncuların bir taslağa göre oynadıkları sahne oyunu olan, TULÛAT'ın doğmasına neden oldu.

Güllü Agop'a. 1873'te sahnelenen “Vatan” oyunundan sonra halkın yaptığı gösteriler nedeniyle, Abdülaziz'in emriyle, Namık Kemal, Mustafa Nuri, Ebu Ziya Tevfik ve Ahmet Mithat gibi yazarlar tutuklanarak sürgüne gönderildiler. Böylece Tiyatro-i Osmani için zor günler başladı. Bir süre müzikli oyunlarla durum idare edildi. 1876'da sürgündeki yazarların İstanbul'a dönmesiyle yeniden sahnelenen “Vatan yahut Silistre” büyük yankı uyandırdı.

1880 yılında 10 yıllık imtiyazın sona ermesiyle topluluğun etkinliği azalmaya ve dağılmaya başladı. 1881'de Güllü Agop topluluktan ayrılarak Şehzadebaşı'nda yeni bir salon kiraladı ve Mınakyan ile birlikte çalışmaya başladı. 1882 yılında II.Abdülhamit'in emriyle Mızıka-i Hûmayun kadrosuna alınarak Müslümanlığı kabul etti. Ve adı Güllü Yakup Efendi oldu. Gedikpaşa tiyatrosu ise 1884 yılında Ahmet Mithat Efendi'nin yazdığı Çerkez Özdenleri adlı oyunun, azınlıkların arasını bozacağı ve onları kışkırtacağı düşünülerek saray emriyle bir grup görevli tarafından yerle bir edildi.

Bir iddiaya göre Güllü Agop'un saraya girdiğinde çoktandır Müslüman olduğunu, Müslümanlığı ve Kur-an okumayı Osmanlı Tiyatrosu sanatçısı Ahmet Necip'ten öğrendiği söylenir. Ayrıca saraya gelmeden önce Cezayirliyan ailesinden Rosa adında bir kadınla ilk evliliğini 18 yaşında gerçekleştirmiştir. Bu evlilikten 4 çocuğundan sadece biri hayatta kalabilmiştir. Tiyatro hayatının aile yaşantısının önüne geçmesin üzerine aile dağılmış ve Güllü Agop, pek çok maceradan sonra Rum bir kadınla evlenmiştir. Eşinin kendisini terk etmesi üzerine üçüncü ve son evliliğini Huriye hanım adında Müslüman bir kadınla yapmıştır. Güllü Agop'un Müslüman olduğu sırada bu evliliğin Ermeni kilisesinde yapılması ilginçtir. Bu evlilikten de dört çocuğu oldu. Çocuklarından, artık hayatta olmayan döneminin en ünlü keman virtüözlerinden Necip Aşkın'ın oğlu ise Van 100.Yıl Üniversitesi Rektörü olarak gündemde uzun süre güncelliğini koruyan Yücel Aşkın'dır. AKP Aksaray milletvekili Ramazan Toprak ve bir kısım sağ basın tarafından dedesinin kökenine ilişkin olarak yapılan nahoş atıflarla bir kez daha gündeme gelmiştir.
Hayatının sonuna kadar sarayda yaşadı. Kolağası Halil Bey'in verdiği bilgiye göre, 62 yaşında ölen Güllü Agop, Beşiktaş' la Ortaköy arasındaki Yahya Efendi mezarlığına gömülmüştür. Bu bilgiyi 1924 yılındaki bir yazı doğrulamaktadır. Yazıda şöyle denilmektedir:

“… Güllü Agop namında bir Ermeni, Devr-i Hamidi'de ihtida eylemiş ve Yakup Efendi namiyle yâd ve irtihalinde bî irade Yahya Efendi Dergâh-ı Şerifi bahçesindeki kabristana defn edilmiştir.”


Kaynaklar:
Boğos Çalgıcıoğlu, OSMANLI-TÜRK TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Metin And, Osmanlı Tiyatrosu, Ankara, Dost Kitabevi Yayınları, 1999
Güllü Agop, tr.wikipedia http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C3%BCll%C3%BC_Agop




[Irçılık kınandığı, yasaklandığı, cezalandırıldığı bu devirde, Ermeni kökenli müslümanların bile hor görüldüğü bir memleket : Türkiye]

Yücel Aşkın HAKKINDA YAZILANLAR

DEDEMİN AGOP OLMASINDAN GURURLUYUM

Radikal 27.05.2007

Yücel Aşkın Ermeni asıllı olduğuna ilişkin haberi yanıtladı: "Agop Vartonvyan'ın dedem olmasından gurur duyuyorum"

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin eski rektörü Yücel Aşkın, 2005 yılında basında çıkan dedesinin Ermeni olduğu yönündeki haberlerin ardından ilk kez konuştu: "Babamın babası, sonradan İslamiyeti kabul ederek adını 'Yakup' olarak değiştiren Agop Vartovyan. 'Güllü Agop' olarak da bilinen Yakup Efendi, Türk tiyatrosunun kurucusu. Konu, hedef gösterilmek için o dönem basına taşındı. Agop Vartovyan'ın dedem olmasından gurur duyuyorum. Ama Ermeni aidiyetim yok."

'Yakup adını almış'

2005 Ekim ayında Vakit gazetesinde Aşkın'ın dedesinin sonradan Müslüman olmuş bir Ermeni olduğu, Aşkın'ın ise üniversitenin kampüs alanına Hıristiyanlığı sembolize eden heykeller diktirdiği haberleştirilerek, "Dedesi İslam'la şereflenen rektörün 'yeniden dönüp dönmediği' merak ediliyor" ifadeleri kullanılmıştı.

Aradan geçen süre içinde konu ile ilgili konuşmayan Aşkın, dedesi Vartovyan'ı şöyle anlattı: "Dedem Agop Vartovyan, sonradan İslamiyeti kabul ederek 'Yakup' adını almış. 'Güllü Agop' olarak da bilinen Yakup Efendi, modern Türk tiyatrosunun kurucusu. Türkçe temsil oynama imtiyazını 2. Abdülhamid'in verdiği bir tiyatrocu. Türkiye'de tiyatro eserleri yazımını teşvik etmek ve tiyatroyu yaymak için çalışmış. Türk tiyatrosuna dekorculuğu, kostümü, makyajı getiren bir sanat adamı."

Aşkın, Van'ın Ermeniler için önemli bir merkez olduğunun, 1915 tehciri öncesinde nüfusunun yüzde 25'inden fazlasının Ermenilerden

oluştuğu hatırlatılarak, "duygusal yaklaşıp yaklaşmadığının" sorulması üzerine şöyle konuştu: "Öyle bir aidiyetim yok. Babamın bile yoktu. Kendimi hiçbir zaman Ermeni cemaatinin bir üyesi olarak görmedim. Kendimi Atatürk'ün tarif ettiği anlamda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bir Türk olarak tanımlıyorum. Ermenilere karşı özel bir yakınlığım da yok. 1915'te olan olaylar ise bana göre insanlık trajedisidir. Vartovyan'ın dedem olması benim için aşağılayıcı birşey değil. Tam tersine, onun yaptığı hizmetleri kaç kişi yaptı bu ülkeye?"

Sanatçı aileden geliyor

Agop Vartovyan'ın ön plana çıkarılarak kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını söyleyen Aşkın, diğer akrabalarının görmemezlikten gelinmesinden şikâyetçi: "Babam Necip Aşkın cumhuriyetin çoksesli müzik hareketindeki önemli kilometre taşlarından biri. Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra çoksesli müzik hareketini başlatınca babamı İstanbul'dan Ankara'ya çağırıyor ve radyo orkestrası kurduruyor. Babam, Atatürk ve İsmet Paşa döneminde şefliğini yaptı. Annemin babası Mehmet Tevfik Bey, Kurtuluş Savaşı şehidi. Anneannem Nigar Hanım, Dışişleri'nin Lozan'daki yazmanlarından biri. Anne tarafından en eski bildiğimiz 3. Ahmet'in Sadrazamı olan Ali Paşa, Belgrad'ı tekrar geri almak isterken alnından vuruluyor. Yine bu koldan olan Hayrullah Efendi Tuna valisi. Hayrullah Efendi'nin kökeninde Haşimi kökenli Araplar da var. Ailemde Arnavut kökenli olanlar da var. Saadet Altan teyzem Türkiye'nin Avrupa'da sahneye çıkmış ilk opera sanatçısı."

'Polemik istemedim'

Sadece dedesinin konu edilmesinin ardındaki nedenin 'gerginlik yaratmak' olduğunu söyleyen Aşkın, "Bunu beni hedef göstermek için kullandılar. Bir insan eleştirilebilir, icraatını beğenmeyebilirsiniz. Ama bir gazetenin kalkıp hakaret etmesi ve beni hedef göstermesi bağışlanacak birşey değil. Benim etnik kökenim için neden Ali Paşa'yı göstermiyorsunuz?" diye sordu. Aşkın şimdiye kadar konuşmamasının gerekçesi olarak da, "Polemiğe girmek istemedim, onun için konuşmadım. Kendimi konuşmak için mecbur hissetmedim" dedi.



Հակոբ Վարդովյան (1840-1891)

Գյուլլու Յակուբ անվամբ հայտնի թատերական գործիչը 1860թ.-ին հիմնադրել է Օսմանյան թատրոնը և երկար տարիներ ղեկավարել այն: Կրթել է անթիվ թուրք թատերական գործիչների: Գյուլլու Յակուբը համարվում է Օսմանյան թատրոնի համար դեպի արևմտյան և եվրոպական թատրոն պատուհան բացողը:

https://hy.wikipedia.org/wiki/Հակոբ_Վարդովյան
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 740
Point(s): 41 891
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 27 Déc 2017 - 03:22
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

Peruz Terzakyan (Tertsakian)







_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 740
Point(s): 41 891
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Mer 5 Sep 2018 - 01:50
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)
Répondre en citant

Nişan Beşiktaşlıyan Anıları
Tiyatro Simaları: Yenovk Şahen 

 

 
Yayına Hazırlayan: Duygu Dalyanoğlu 




Ermeni tiyatrosu üzerine yaptığımız araştırmalar sırasında 1915’te hayatını kaybeden bir tiyatrocunun adına raslamıştık: Yenovk Şahen. Nesim Ovadya İzrail’in yazmış olduğu ‘‘24 Nisan 1915: İstanbul, İstanbul, Çankırı, Ayaş ve Ankara’’ adlı kitapta İstanbul’dan sürgüne giden pekçok aydın arasında iki tiyatrocunun da adı geçiyordu. Sürgünden asla geri dönemeyen Yenovk Şahen ve sürgünden İstanbul’a geri dönen Yervant Tolayan… Bu iki tiyatrocunun hayatını ve 20. yüzyılın başında Ermeni tiyatrosunun durumunu araştırırken karşımıza belirli kaynaklar çıktı. Ermenice kaynakların çevirisi konusunda Sevan Değirmenciyan bize destek oldu. Ermeni dili ve edebiyatı üzerine çalışmalar yürüten Sevan Değirmenciyan ile bu kaynaklar üzerine bir söyleşiler dizisi gerçekleştirmeye karar verdik. İlk buluşmamızda Değirmenciyan bize Nişan Beşiktaşlıyan’ın 1969’da kaleme aldığı Tiyatro Simaları (Taderagan Temker) adlı çalışmasından Yenovk Şahen’in yaşam öyküsünü çevirdi ve sundu. Biz de bu sunumu yayına hazırlarken belirli notlar ekleyerek yayımlamayı uygun gördük. 
Sahnede Yenovk Şahen olarak bilinir fakat asıl adı Yenovk İbranosyan’dır. Batı Ermeni tiyatrosunun tek 1915 şehididir. Taşnaksutyun Cemiyeti üyesi olduğu için tutuklandı ve İstanbul Ermeni aydınlarının kervanı ile sürgüne yollandı. Şahitlerin söylediğine göre tutukluluk ve sürgün günlerinde Yenovk içlerindeen mutlu, hayat dolu ve nükteli olanıydı. Adeta düğüne gider gibi mutluydu. Bu hali belki de hareketli mizacından ve iyimser bakış açısından (ya da öngörü eksikliğinden) kaynaklanıyordu. 
1889’da Bahçecik’te doğmuştu. Babası erken yaşta öldü. Annesi ve iki kardeşi ile yaşadı. Ünlü bir matematik öğretmeni olan erkek kardeşine Krikor Ankut (Merhametsiz Krikor) derlerdi. Krikor bazen gazetelerde yazılar yazardı ve millet işleriyle pek haşır neşirdi (bir azgayinci’ydi).O da Taşnaksutyun Cemiyeti üyesiydi ve o da kardeşinin ardından sürgüne yollanmıştı fakat mucize eseri kurtulmuştu. Dönüşünden sonra sürgüne gidenlerin hayatından esinlenen iki tiyatro oyunu yazdı ve bu iki oyun Felekyan Kumpanyası tarafından sahnelendi. 
Yenovk ilk okulu bitirdiği yaşlarda en büyük istediği sahneye çıkmaktı çünkü Bedros Atamyan’ın hayatını okumuş, onu izleyenleri dinlemiş ve hakkında övgüler duymuştu. İçinde büyük tiyatrocu Atamyan’ın yolunu  takip etme arzusu uyanmıştı. 
Baskıcı Abdülhamit döneminde Yenovk tiyatroya adımını attığında Bedros Atamyan’ın repertuarında da yer alan Othellooyunundan monologlar, Demircilerin Grevi[ii] şiirinden bölümler çalışmıştı. Bunları aile toplantılarında ezberinden oynardı. İnsanlar onu boşuna başka mesleklere yakıştırıyordu çünkü onun tek isteği tiyatrocu olmaktı. Tabi bu yıllarda sadece Mınakyan Kumpanyası faaliyetteydi. Yenovk bir keresinde komedyan Mikayel Çaprasdciyan’ın referansıyla sahneye çıkmıştı. Taşnaksutyun üyesi bir sosyalistti ve yeni yetme aydınların ahbabıydı. Benzer düşünürlerdi. Yenovk özgürlüğe düşkündü ve çalışma isteği ile doluydu. (Fakat tiyatroya atılmak için baskıcı Abdülhamit rejiminin sona ermesini ve 2. Meşrutiyet’in ilanını beklemesi gerekecekti.) İlk defa Aram Andonyan, Luys (Işık) adlı gazetesinde onun hakkında yazdı. Gazetenin ilk sayfasında Bedros Atamyan’dan bahsedilirken, ikinci sayfası Yenovk Şahen’e ayrılmıştı. İkisinin de Demircilerin Grevi’ni okurkenki fotoğrafları gazetedeydi. Zamanla Şahen’in adı Atamyan ile birlikte anılmaya başladı. Ama neden bu gazete haberi değildi, başka bir olay buna sebep oldu. Bedros Atamyan İstanbul’da ölmüştü. Ona ait bir sandık dolusu tiyatro kostümü de akrabalarına kalmıştı, bu kostümlerin maddi ve manevi değeri de büyüktü. Bu kostümler Hamlet, Otello, Kral Lear, Kean, Demirci Jean rollerinini yaratırken Bedros Atamyan tarafından kullanılmıştı. Bu kıyafetler ihtişam, ışık görmüştü. Atamyan’ın kalbi sahnede o kostümlerin altında atmıştı. O sandığın içinde kılıcı, perukları, mayoları, ayakkabıları, şapkaları, Hamlet’te kullandığı kafatası da bulunuyordu. Fakat bu sandığa miras yoluyla sahip olan akrabası bir ahmaklık yaparak, belki de paraya ihtiyacı olduğu için bu sandığı bir Yahudiye satmıştı. O Yahudi de eski elbise ticareti ile uğraşan bir kimseydi ve Atamyan’ın bir sandık dolusu kostüm ve aksesuarını karnaval kostümü olarak satışa çıkardı. Bunu duyan Yenovk Şahen o Yahudi’yi bulup, çevresindeki tiyatrocuları ayağa kaldırarak, para topladı ve en sonunda o sandığı geri alarak Bedros Atamyan’dan geriye kalanları kurtardı. Beşiktaşlıyan da bu sandığı  ve içindekileri görme ve dokunma şansına sahip olduğunu anlatır. Özenli bir biçimde hazırlanmış tarihi kostümler olduğunu söyler. Örneğin ayakkabıları Atamyan’a özel yapılmıştı, kendisi orta boylu olduğu için uzun ökçeli ayakkabılar yaptırmış, hatta sahne üzerinde daha heybetli görünmek için ayakkabıların içinde gizli topuklar yaptırmıştı. Atamyan her bir rol için tarihi kostümleri ustalara diktirmişti. Hatta Hamlet için aynı kostümden 2 adet diktirmişti. Çünkü Hamlet’in, babasının hayaleti karşısında yere uzandığı sahnede kostümü kirlendiğinde, diğeri ilerleyen sahneler için temiz kalacaktı. 
Yenovk Şahen samimi olduğu yazar Beşiktaşlıyan’a bir olay daha anlatmıştı. Bu elbiselerden bir kısmı odasından çalınmıştı! Hırsız gece duvarı tırmanarak evine girmişti. Yenovk o gece evde değildi, hırsızın onun evde olmayacağını bilen birisi olabileceğini düşünmüş ve kim olduğunu anlamıştı: Oyuncu X (Beşiktaşlıyan kitabında bu ismi vermemeyi tercih etmemiştir, bu kişiden çok iyi bir oyuncu ama kötü karakterli biri olarak bahseder) Bunun üzerine Yenovk o oyuncuyu bulmuş ve onu ölümle tehdit ederek kostümleri geri almıştır. Zaman içinde Yenovk Atamyan’ın kostümlerinden bazılarını bu oyuncuya ödünç olarak vermişti çünkü o da Atamyan’ın rollerine çıkıyordu. Onun kadar yetenekli ve ateşli bir oyuncuydu. Yenovk 1915’te şehit olduktan sonra bu sandık kardeşlerinde kaldı. 1924 tarihinde ise bu eşyalar Sovyet Ermenistan’ın ticaret ateşesi Şahvertyan’a satıldı ve Erivan’a götürüldü[iii]
Yenovk Şahen hayatını kazanmak için çeşitli işlere girip çıkmıştı. Su ticareti yapan bir adamın yanında çalışmış,  Onnik Samancıyan’ın dükkanında yöneticilik yapmıştı. 1908’de 2. Meşrutiyet’in ilanı ile özgürlüğün revaçta olduğu bu günlerde işinden ayrılarak kendini Ermeni tiyatrosuna adadı. Aynı yılın Temmuz ayında kendisi gibi birkaç deli ve heyecanlı arkadaşı ile beraber Üsküdar’da Ermenice oyunlar şenliğini organize etti. Kendisi de bu etkinliğin ilk gecesinde Demircilerin Grevi şiirini ve  Othello’dan üç monolog oynamıştı. Yenovk ilk defa dört duvar arasından çıkıp halkın önüne çıkmış ve Ermenice oynamıştı. Çok mutlu olmuştu. Bu geceden hemen sonra Yenovk Şahen ve Aşod Madatyan’ın önderliğinde Özgür Sahne kuruldu. Kumpanyaya Eliz Binemeciyan, Yetvart Çaprast ve Armen Ajderyan da katıldı. İlk temsillerini Victor Hugo’nun Kral Eğleniyor[iv] adlı oyunu ile Beyoğlu’nda yaptılar. Yenovk Şahen Soytarı Triboulet rolünde, Aşod Madatyan ise Kral François rolündeydi. Program dergisinde şunlar yazılıydı: ‘‘Sosyalist davayı savunan ve millette bu duyguyu uyandıran oyunlara öncelik vereceğiz.’’ Ayrıca program dergisinde oyun repertuarlarına da yer verilmişti: 
  • Haşmetlü Dilenciler (Hagop Baronyan)
  • Bağdasar Ağpar (Hagop Baronyan)
  • Egonun İnsanı (Levon Şant)
  • Zoraki Hekim (Moliére)
  • Zorla Evlenme (Moliére)
  • Actor Kean(Alexandre Dumas)
  • William Tell (Schiller)
  • Kötü Çobanlar (Octave Mirbeau)
Özgür Sahne repertuarında sıraladığı bu oyunları bazılarını Pera’da, Üsküdar’da, Kadıköy’de, Kumkapı’da sahnelemiş fakat başarı elde edememişti. Çünkü aralarında sahnede parlayacak ve oyunu götürecek bir oyuncuları yoktu. 
Bir yıl sonra, 1909’da, Aram Vroyr’un önderliğinde Ermeni Dram Kumpanyası kuruldu ve Kumkapı’da Kapriyel Suntugyants’ın[v]Bebo adlı oyunu, Adana Katliamı kurbanlarına yardım için sahnelendi. Oyunu İstanbul’a uyarlamış ve dilini de İstanbul Ermenicesine çevirmişlerdi. Yenovk bu oyunda hem oyuncu olarak hem de oyununun rejisinde önemli rol üslenmişti. (Yenovk Şahen, daha sonra Zarifyan, Mınakyan ve Felekyan gruplarında da sahneye çıktı.) 
Ermeni Dram Kumpanyası’nda Yenovk Şahen şu isimler ile birlikte yer alıyordu: Vahram Papazyan, Yervant Tolayan, K. Sarkisyan, Yetvart Çaprast, Köleyan, Armen Ajderyan, Matmazel Hıraç. Yenovk Şahen bu kumpanyanın en aktif üyelerinden biriydi. Bu kumpanyayı ayakta tutan üçlü Vahram Papazyan, Yenok Şahen ve Matmaze Hıraç idi. Sahneledikleri oyunlar: 
  • Mebuslar
  • Aktör Kean
  • Hamlet
  • Albay Prido
  • Hayaletler
Kumpanya, İstanbul’da oyunlar sergilemekten ziyade Bahçecik, İzmit, İzmir, Kahire ve İskenderiye’ye turneler yapıyordu. 
Yenovk Şahen bu yıllarda Bedros Atamyan’ın repertuarını sahneleme sevdasından çoktan vazgeçmişti. Yeteneklerinin ve eksiklerinin farkında olan bilinçli bir tiyatrocuya dönüşmüştü. Ezber problemi yaşardı ama inat eder, çalışır ve kendi rolünü ezberlemeyi başarırdı. Çünkü suflorün esiri olmak istemezdi. Hamlet’te Hayalet’i ve Laertes’i oynardı. Aktör Keanoyununda Galler Prensi’ni oynardı. Genelde başrollere değil ikinci rollere çıksa da çıkardığı tiplemeler parlaktı. Fakat genelde abartıya kaçardı. Beşiktaşlıyan bu bölümü şu sözlerle bitirir: ‘‘Eminim yaşasaydı bir oyuncu olarak ölçüyü bulacaktı. Son yıllarında oynadığı rollerde daha ölçülü oynuyor, kendini dizginliyebiliyordu, bu da iyiye işaretti.’’ 
Ermeni Dram Kumpanyası, Kahire’de yerel oyuncuların da katılımıyla Dikran Gamsaragan’ın Kurtuluş adlı oyununu sahneledi. Gamsaragan dönemin ünlü edebiyatçılarındandı, Kahire’de yaşıyordu ve İstanbul’dan gelen tiyatrocular ile Mısır’da bir kumpanya oluşturmak istiyordu. Bu teklifi Ermeni Dram Kumpanyası oyuncularına sundu fakat Vahram Papazyan bu projenin gerçekleşmesine engel oldu. Eğer bu rüya gerçekleşseydi Yenovk Şahen Mısır’da kalmış olacak, 1915’te İstanbul’da tutuklanamayacak ve hayatını kaybetmeyecekti. 
Yenovk Şahen’in Mısır’dan İstanbul’a dönmesinin ardından kısa bir süre sonra 1. Dünya Şavaşı başladı. O sırada Paris’ten İstanbul’a Vanlı, acemi bir oyuncu gelmişti: Levon Harutyunyan. Yevonk ve Levon, Max Dreyer’in On Yedi Yaşındakiler adlı oyununda, aynı kıza sevdalanan bir baba ile oğlu canlandırdılar. Bu, Yenovk Şahen’in Ermeni sahnelerindeki son başarısı oldu. Oyundan sonra gazetede hakkında olumlu eleştiriler yer aldı. Oyun iki kere sergilendi çünkü savaş yıllarında Ermeni sahnesini ayakta tutmak çok zordu. Bu dönemde Yenovk Ermeniler tarafından sergilenen Türkçe bir oyunda da yer aldı. Ayrıca Türk bir tiyatro grubunun oyununda sahne alması için de davet edildi. Bir gece Nişantaşı’nda tutuklandı ve sürgüne yollandı. 
Yenovk Şahen çok mutlu, hareketli, insan canlısı idi ve temiz bir karakteri vardı. Fakat bu tatlı genç hem tiyatroda hem hayatta haksızlığa uğradığında ya da entrika gördüğünde isyan ederdi. Hatta bu kızgın mizacı yüzünden ona ‘‘Sopacı Yenovk’’ derlerdi. Bir dönem disiplinsiz olduğu için Taşnaksutyun Cemiyeti’nden uzaklaştırılmıştı. Ama o partiye bağlılığını kaybetmemişti. 
Kendisi uzun boyluydu, gür ve dağınık saçları, yeşilmsi gözleri vardı. Genelde ipek bir takım ve çizme giyerdi. Ölümünün ardından şu satırlar yazılmıştı: 
‘‘Yüzlerce şehit, aydın ve toplumsal sima arasında Ermeni tiyatrosu da bir kayıp verdi: Yenovk Şahen. 26 yaşındaydı, Taşnaksutyun üyesi olduğu için dönüşü olmamak üzere Ayaş’a sürüldü. Meşhur rolleri: Jean (Demircilerin Grevi), Soytarı Triboulet (Kral Eğleniyor) ve Shylock (Venedik Taciri). Yenovk Şahen Ermeni sahnesi için önemliydi, hayatdolu bir tiyatrocuydu ve karşılık beklemeden çalışırdı. Yüzünde bir gülücük ile ölüm yoluna yürüdü.’’ 
  
 Boğos Çalgıcıoğlu Bedros Atamyan’ı şöyle anlatır:  ‘‘21 Aralık 1849’da İstanbul Galata’da doğdu. Dile, felsefeye, psikolojiye, şiire ve resme yeteneği olan Atamyan Ermenice, Fransızca ve İtalyanca öğrendi. 1866’da ilk kez sahneye çıktı. 1870-1871 tiyatro sezonunda Fasulyeciyan ile Yeni Nahçıvan’a gitti. 1872-1875 yılları arasında Mağakyan ekibine katıldı. Sonraki iki tiyatro sezonu boyunca Bakırköy’de tiyatro yönetmeni olarak çalıştı. Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Ermenice oyunlar yasaklanınca 1879’da Rusya’ya gitti. 1880 yılında Ermeni tiyatrocular  arasında bir ilki gerçekleştirerek Hamlet rolüne çıktı. Sonraki yıllarda Othello, Hamlet, Kral Lear, Maskeli Balo gibi eserlerle St. Petersburg, Odesa, Kazan, Bakü, Astrahan gibi büyük şehirleri dolaştı. 1888’de İstanbul’a döndü. Fakat sansür nedeniyle Ermenice oynamak için izin alamadı. Sadece Othello’nun oynanmasına bazı kısaltmanlar yapılması şartıyla izin verilmişti. Buna rağmen oyundan sonra İstanbul ve Ermeni basını haftalarca bu oyundan bahsetmişti. İstanbul ve İzmir’de Othello, Corrado, Actor Kean rollerinde sahneye çıktı. 4 Haziran 1891 yılında hayatını kaybetti. Tiyatro sanatını o kadar ciddiye alırdı ki eserlerin geçtiği mekanları ziyaret eder, bir süre orada yaşamaya çalışırdı. İyi bir Othello olabilmek için Venedik ve Kıbrıs’a, Romeo için Verona’ya, Hamlet için Elsinor’a gitmiştir.’’ 
[ii] Fransız sanatçı François Coppée’nin 1869 yılında La grève des forgerons orijinal adıyla yazmış olduğu şiir. Şiirin konusunu Hacer Gülşen ‘‘Demircilerin Grevi Şiiri ve Tevfik Fikret’te François Coppée Tesiri Üzerine Bir İnceleme’’ adlı makalesinde şiirin içeriğini şöyle anlatmaktadır: ‘‘Hikâye kahramanı Jean (Jan) Baba, mahkeme salonunda karşımızaçıkar. Acıklı hikâyesini hâkimlere ve dolayısıyla okuyuculara şu satırlarla aktarır: “Hâkim efendiler! Benim hikâyem kısa olacaktır. İşte: Bütün demirciler grev yapmışlardı. Bunda haklıydılar. Kış çok şiddetli oldu ve artık bu sefer bütün mahalle açlıktan usanmıştı. Bir Cumartesi günü, haftalığın alındığı akşam, beni hafifçe kolumdan tutarak meyhaneye götürdüler. Orada – isimlerini size söylemeyeceğimi arz ettiğim – en eski arkadaşlar bana: -Jan Baba, dediler, bizim ücretimiz arttırılmalıdır: Aksi takdirde artık çalışmayacağız. Bizi istismar edenlere karşı biricik çâre budur. Fakat bizim cesaretimiz yok. Sen kıdemli olduğun için seni seçiyoruz. Git patrona haber ver: Eğer bu çok az ücretimizi fazlalaştırmazsa yarından itibaren bütün günler pazar olacaktır.” Jan Baba, arkadaşlarını reddetmez ve patronun yanına gider. Patronu yemektedir. Sıkıntılarını anlatır. Ekmeğin pahalı olduğunu, ev kiralarının yükseldiğini hatırlatır. Patronu şunları söyler: “- Siz Jan Baba, siz namuslu bir adamsınız. Ve sizi buraya gönderenler, sizi seçerken ne yaptıklarını çok iyi bilmişler. Sizin için fabrikamda her zaman yer vardır. Fakat biliniz ki istedikleri fiyat beni mahveder. Bu gürültüyü yapanlar bir sürü tembellerdir. Yarından itibaren atölyeyi kapatıyorum. İşte benim son sözüm. Gidip onlara söyleyebilirsiniz.” Jan Baba, aldığı cevabı arkadaşlarına götürür. Bunun üzerine büyük bir gürültü kopar. Grev yapmaya karar verirler. Ancak uzun sürecek bir açlığa da dayanmak zorunda kalacaklardır. Jan Baba’nın iki torunu ve yaşlı bir karısı vardır. Damadı kötü bir adamdır. Kızı, çocuğunu dünyaya getirirken ölmüştür. Jan Baba torunlarını beslemek, büyütmek zorundadır. Hesaplı ve titiz bir kadın olan eşi yalnız on beş gün yetecek ekmekleri olduğunu söyler. Aradan zaman geçer. Jan Baba, evdeki bütün eşyaları satıp beş parasız ve ekmeksiz kalınca, iş yerine, atılmayı göze alarak geri dönmeye karar verir. Önce grevcilerin gittiği meyhaneye uğrar. Burada herkesin rahatı yerindedir. Jan Baba söze başlar: “Size şunu söylemeye geldim: Ben altmış yaşındayım. Aynı yaşta bir de karım var. İki de küçük torunumla beraber, bütün eşyaları sattığımız için bomboş kalan odamızda ekmeksiz yaşıyoruz. Benim gibi bir çulsuz her şeye katlanabilir, bir hastane köşesinde bir oda bulabilir. Fakat karım ve küçük torunlarım için iş değişiyor. Binaenaleyh ben tek başıma tezgâha dönmek istiyorum. Fakat her şeyden evvel, benim hakkımda dedikodu yapılmaması için, sizin müsaade etmeniz lazım.” Jan Baba’ya, grevcilerden biri “alçak” diyerek saldırır. Jan Baba, bu “iri görünen, züppe salon müdavimine” düello teklif eder. Kendi seçtiği iki çekiçten en iyisini rakibine verir ve onun bir vuruşta beynini parçalar. Sonra da komisere teslim olur. Jan Baba, son olarak şu sözleri söyler: “Şimdi küçükler (torunları), fedakâr karımın öldüğü hastanededir. Bana gelince, ister hapis, ister kürek verin; isterseniz affedin, hiçbiri umurumda değil. İsterseniz darağacına gönderin, teşekkür ederim”. (Şiirin Fransızca orijinali için bkz. http://www.bmlisieux.com/archives/forgeron.htm
[iii] Bu eşyaların bazılarının halen Erivan’daki edebiyat ve sanat müzesinde sergilenmektedir. 
[iv] Victor Hugo’nun 1832 yılında [i]Le roi s’amuse orijinal adıyla yazdığı oyun, Fransız Kralı François’in hayatından esinlenilerek yazılmıştır. Hugo oyunu yazarken dönemi iyice araştırmış, ince eleyip sık dokumuştur. Fakat oyun ilk temsilinden sonra ahlakdışı bulunarak yasaklanmıştır. Oyunun konusu şöyle özetlenebilir: Kral François I’in soytarısı Triboulet bir yandan saray nedimlerini alaya almakta, bir yandan da krala çapkınlıklarında yardımcı olmaktadır. Bu durum ihtiyar kont Saint-Vallier’yi öfkelendirmektedir. Soytarı, aynı zamanda müşfik bir babadır, kızı Blanche için yaşar. Kral, Blanche’a yakınlık duyar ve onu evinden kaçırtır. Triboulet, kaçırılanın kendi kızı olduğunu bilmeden bu işe yardım eder. Kızı kötü duruma düşünce aklı başına gelir ve krala pusu kurarak öç almak ister, kiralık katil ile anlaşır. Kiralık katil Saltabadil kralı öldürmek üzeredir. Blanche kralı kurtarır, onun yerine kendisi ölür. Çuvalın içindeki cesedin François I’e ait olduğunu sanan Triboulet kızının ölüsüyle karşılaşır. 
[v] Doğu Ermenicesi ile yazan Tiflis kökenli en ünlü tiyatroculardan biridir.  Ermeni realist tiyatrosunun kurucularından biri olarak bilinir. [i]Bebo oyunu filme de çekilmiştir. 


https://baronyanveodyanisahnelemek.wordpress.com/nisan-besiktasliyan-anilar…

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 19:44
MessageSujet du message: TEMAŞA SANATI'NDA ERMENİLER (1820-1946)

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> Centralisations -> Filme - théâtre - դրամա + Célébrités - Ünlüler Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4
Page 4 sur 4
Sauter vers:  

 



Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com