Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 5 Déc 2010 - 18:38
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant






Edirne'de de tıpkı Smyrna da gibi yangın çıkartılarak bu iş halledildi...

http://www.edirneden.com/goster.php?id=785


Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Dim 5 Déc 2010 - 18:38
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 6 Déc 2010 - 05:23
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

http://net.lib.byu.edu/~rdh7/wwi/1915/bryce/a12.htm

kafle öncesi Adrianoupolis'te 5 klise ve 8.000 kişlik cemaat vardı ... (http://www.lraper.org)





.................................................................................................................................................

http://armenianhouse.org/bliss/turkey/11-russia-turkey.html


Revenir en haut
Palutzi
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 05 Sep 2007
Messages: 3 974
Point(s): 13 350
Moyenne de points: 3,36

MessagePosté le: Sam 25 Déc 2010 - 08:39
MessageSujet du message: Edirne/Ադրիանուպոլիս Sancagi
Répondre en citant

Edirne/Ադրիանուպոլիս Sancagi

Sancak merkezi Edirne'de yaşayan 4000i i aşkın Ermeni'nin üç Kilisesi vardı bunlardan Surp Toros Kilisesi Kaleiiçi'nde yer almaktaydı, Kilise'nin yakınında erkekler için Arşagunyan kızlar için Hıripsimyan mektepleri ile bir anaokulu vardı,... 20 Ağustos 1903 Edirne yangınında Kaleiçinde bulunan Rum ve Yahudi mahalleleriyle birlikte Ermeni mahallesi Firuz Ağada tamamen yandı, Kilise yeniden inşa edildi süpürgeciler mahallesinde Surp Garabed Kilisesi ile Torkomyan mektebi bulunuyordu Ediineli Ermeniler daha ziyade zanaat ve ticaretle uğraşırlardı Kaleiçi çarşısı ve Ağaçpazarındaki dükkanların önemli bir kısmı onlara aitti,
Ayrıca Karaağaçta Surp Krikor Kilisesi ve Lusavoriçyan mektebi vardı, Karaağaçta ayrıca bir Fransız Kolonisi yaşamaktaydı ve Ermeni çocukların bir kısmı Saint Basile Kolejinde de okumaktaydı Karaağaçlı Ermeniler genellikle Meriç nehri kıyısındaki bahçelerde sebzecilikle uğraşırlardı.
Edirne'nin Dimetoka, Gümülcine ve Dedeağaçta birer kilise ve okulları olan Ermeni topluluklarını barındıran şehirleri bugün Türkiye sınırları dışında kalmıştır ayrıca Edirneye bağlı Cisr-i- Ergene kazasının merkezinde küçük bir Ermeni gurubu yaşamaktaydı.
Bölge Vilayetlerine bakıldığında Tekfurdağ, Gelibolu, Çatalca, Kırkkilisede Ermeniler Kiliseleri ve Okulları ile yaşamaktaydılar...



Edirne Surp Toros Ermeni Kilisesi




Ermeni, Bulgar, Yahudi, Turk ve Rumlar'in yasadigi eski Edirne




1912 Balkan Savasi esnasinda Edirne'de Osmanli adina savasan Ermeni askerler
Krikor Balelozyan,Karekin Asaduryan,Ghilçiryan,Hagop Cetinyan,Mgirdiç Sumelyan









Yeni Kopru Edirne









Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 30 Déc 2010 - 05:52
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

http://www.google.com.tr/search?as_q=Adrianapolis&hl=tr&client=firefox-a&hs=RXq&rls=org.mozilla%3Atr%3Aofficial&biw=1024&bih=554&num=100&btnG=Google%27da+Ara&as_epq=&as_oq=&as_eq=&lr=&cr=&as_ft=i&as_filetype=&as_qdr=all&as_occt=any&as_dt=i&as_sitesearch=http%3A%2F%2Fwww.arak29.am%2F&as_rights=&safe=images

Revenir en haut
Palutzi
Modérateur
Modérateur

Hors ligne

Inscrit le: 05 Sep 2007
Messages: 3 974
Point(s): 13 350
Moyenne de points: 3,36

MessagePosté le: Mar 28 Aoû 2012 - 14:33
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

Edirne'nin Ermeni nüfusunun topluca imhasına ilişkin bilgi almış bulunuyorum.
10 Ekim'de Türk polisi Bulgar tabiyetine geçmiş bulunan 45 Ermeni sakini tutukladı .Mahpuslar Istanbul'a oradan da Anadolu'ya nakledildiler .Içlerinden 10 kişi kaçıp Pera'daki (Beyoğlu) Bulgar Temsilciliğine sığındı .Bulgar Hükümetinin müdahalesinin ardından bu kişiler özgürlüklerine kavuştular.Geri kalan 35 kişinin kaderine gelince, Babıali konuyu bilmezden geliyor

Kısa süre sonra Edirne'deki Ermenilerin tümü yaklaşık 1.600 kişi tutuklandı ve erkekler derhal Anadolu'ya sürüldüler .Kadınlar ve çocuklar hareketten önce iki gün hapiste tutuldu ve kendilerini esir alanlar tarafından zalimce muameleye maruz bırakıldılar . Birçokları bundan sonra Anadolu'ya nakledilmek üzere gemilere bindirildiler. Gemilerden ikisi Rodos'da su alıp battı ve içindekilerin çoğu boğuldu .Sürgün edilen ailelerden bazıları , genellikle Yahudilere gülünç paralara satıldılar.


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 30 Mar 2014 - 13:12
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

Seyislikten İmparatorluğa...



Üstad Radi Dikici, İstanbul'un tarihini en iyi bilen ve anlatanlardan.. Bu hafta gene masal gibi bir olay naklediyor.. hu.


Edirne yakınlarında Charioupolis kasabasında yaşayan Basil, kasabanın yakınındaki çiftlikte babası Bardas Kostantinos'un yardımcısı olarak çalışıyordu. O akşam babasıyla birlikte yorgun argın eve dönmüşlerdi. On sekiz yaşını yeni bitirmişti. Çok uzun boyu, sağlam yapısı, saman rengi karmakarışık saçları ve ela gözleriyle çok yakışıklı bir delikanlıydı. Babasının ifadesine göre Ermeni asıllı idiler. Ancak annesi Branka Slav kökenli idi. Zaten saç ve göz rengini ondan almıştı. Evde konuşulan dil genellikle Ermeniceydi. Ancak dışarıda konuşulan dil Grekçe olduğu için onu da öğrenmek mecburiyetinde kalmıştı ama felaket bir aksanla konuşuyordu.

Kasabada eğitim veren bir okul olmadığı için hali vakti yerinde olan aileler evlatları için özel ders aldırıyorlardı. Basil ailesinin ise öyle bir lüksü yoktu.
O gün de, zamanının çoğunu çiftliğin atlarıyla geçirmişti. Atlara özel merakı vardı. Yirmiden fazla atın bir kısmı işlerin sürdürülmesi için, diğerleri binek hayvanı olarak kullanılıyordu. Ama asıl onu ilgilendiren çiftlik sahibinin araba yarışları için ayrı bir ahırda muhafaza ettiği sekiz attı. Onlar hepsi cins atlardı. Muhtemelen Arap atları olmalıydı.

Basil sekiz atın sekizinin de huylarını o kadar iyi biliyordu ki... Onları okşadığı ve kulaklarına bir şeyler fısıldadığı zaman, keyifle başlarını sallıyorlardı. Artık yavaş yavaş onun söylediklerine göre sağa sola veya yukarı aşağı baş sallamalarından ve hatta gözlerini açıp kapamalarından ne demek istediklerini anlıyordu. Bir süre geçtikten sonra bu hareketlerinden sanki aralarında sessiz bir dil oluşmuştu. Onu en sevindiren ise atın ismini söyleyerek, "Nasılsın," diye sorduğunda kuyruğunu keyifle sallaması ona yetiyordu. Herhangi bir rahatsızlığı varsa sağ ayağı ile yeri eşelemesi bir alarm niteliğinde idi. O zaman atın çeşitli noktalarına dokunuyordu. Çok kere rahatsız olduğu noktaya dokunduğu zaman at kişneyerek cevap veriyordu. Henüz on sekiz yaşındaydı. O sırada bilmesine imkan yoktu ama, bu özelliği onun Bizans İmparatoru olmasını sağlayacaktı.

Hayat öylece akıp giderken bir gece annesi rüyasında Aziz Patrik'i gördü. Aziz ona, başında tacı ile bir koltukta oturan oğlunu gösterdikten sonra, "Kadın, beni iyi dinle," dedi, "Yarın, oğlunu Konstantinople'a göndereceksin. Çünkü o bu ülkeyi yönetecek," dedi.
Anne sabah çok erkenden kalktı. Sırtta taşınabilecek büyüklükte bir bohça hazırlamaya başladı. İç çamaşırı, bir tunik, tuniğin altına giyebileceği dizlerini kapayan bir alt giysi, soğuk havalarda omuzlarına alabileceği yünlü bir şal ve küçük bir çıkına ekmek ve biraz da peynir koydu.
Basil, anne sözü dinleyip yola düştü. Tam otuz iki gün sonra İstanbul surlarının önündedir. Geç kalmıştır. Çünkü kapılar akşam beşte kapandığı için şehre girme şansı yoktur. Onun üzerine yakınlarda bulunan kilisenin bahçesine girer. Bundan sonra olanları torunu İmparator VII.Konstantin Porpyrogenius'un onun hakkında yazdıklarından aktaralım.

"Bir Pazar akşam üzeri hava kararırken Altın Kapı'ya yakın St Diomedes Manastırı'nın avlusuna geldi. Azığından bir parça yiyecek çıkartıp, karnını doyurdu ve manastırın avlusundaki bir sundurmanın altına kıvrılarak yattı. Manastırın baş keşişi ise akşamları yaptığı rutin işleri tamamlayarak yatmaya gitti.

Gece yarısı bir ses, 'Kapıya git ve imparator için kapıyı aç', diyerek baş keşişi uyandırdı. Kapıyı açınca ortada imparator filan göremedi, sadece orada kıvrılıp uyumakta olan hırpani kılıklı bir köylü vardı. 'Herhalde yanlış duydum,' diye düşünüp ve geri dönüp yattı. Bir süre sonra aynı ses onu yine uyandırdı. Kapıyı açıp yine aynı kişiyi görünce, 'Herhalde yine yanılıyorum,' diye düşünüp ve tekrar yattı. Ancak bu defa, sanki göğsünü bir el dürttü ve 'Kalk' dedi, 'kapının önündeki adamı içeri al, çünkü o bir İmparator'dur.' Baş keşiş hemen koştu, saçı sakalına karışmış genci uyandırarak içeri aldı. Önce doyurdu, sonra yıkanmasını ve yeni kıyafetler giymesini sağladı. Ertesi sabah kalktığında onu büyük bir saygıyla yolcu etti."

Basil bir türlü baş keşişin kendisine neden böyle davrandığını anlayamadı. Ama ilk defa olarak, güzelce yıkanmış, mütevazı da olsa sıcak bir yemek yemiş ve geceyi bir yatakta yatarak geçirmişti.
Baş keşiş onu yolcu ederken, söylediği "Yönetirken adil olun. Tanrının yolundan ayrılmayın," cümlesine de bir anlam veremedi.

Tam on iki yıl sonra 29 Eylül 866 Pazar günü Ayasofya'da yapılan törenle imparatorluk tacını giyen I.Basil baş keşişin bu sözlerini sık sık hatırlayacaktır. Çünkü o yeni bir hanedanın kurucusu olarak "Bizans Rönesansı"nı başlatan çok başarılı bir hükümdar olacaktır.
(Radi Dikici- Bizans İmparatorluğu Tarihi 330-1453, s.247)

Basil'e imparatorluğa taşıyan at sevgisinin çok renkli ve orijinal öyküsünü haftaya aktaracağız.

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/uluc/2014/03/30/seyislikten-imparatorluga


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 1 Mai 2014 - 08:26
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

Anuş Teyze’nin yokluğu ve yüzleşme



Keşan’da bulunan mahallemizde bembeyaz saçlarıyla Anuş Teyze yaşardı. Anneme zaman zaman yemek ve hoşaf getirirdi. Ama derin bir korkusu vardı. Aile bireylerinden birini bile üç, dört saat göremese panikler, sağa sola bakınır ve ağlamaya başlardı. Yıllar sonra gelininden hikâyesini dinledim. Anuş Teyze katliam sırasında bütün ailesini kaybetmiş sadece bir kardeşi ve kendisi sağ kalmış.

Ben küçük bir çocukken, Edirne, Keşan’da bulunan mahallemizde bembeyaz saçlarıyla Anuş Teyze yaşardı. Anneme zaman zaman yemek ve hoşaf getirirdi. Ama derin bir korkusu vardı. Aile bireylerinden birini bile üç, dört saat göremese panikler, sağa sola bakınır ve ağlamaya başlardı. Yıllar sonra gelininden hikâyesini dinledim. Anuş Teyze katliam sırasında bütün ailesini kaybetmiş sadece bir kardeşi ve kendisi sağ kalmış. Onları da başka bir aile büyütmüş. O günden beri ne zaman bir yakınını uzun süre göremese deliye dönermiş.
Ekşi erik ağaçları
Kafam çok karışmıştı. Birkaç yıl önce Anuş Teyze öldü. O güzelim Ermeni yapısını hunharca yıkıp bütün hatıraları da o büyük pencerelerden söküp almışlardı. Ev yerini harabe görünce benim bile içim titredi. Öyle viraneydi ki! O virane parçalarının içinde can çekişen hatıraları görmek boğazıma bir şeyler oturtuyordu. Yerine iğrenç renksiz dışarısı makyajlı bir apartman diktiler. Oysa Anuş Teyze’nin evinin bahçesinde ayva ve ekşi erik ağaçları vardı. Hep inkâr ettik, yok saydık, tükettik ya da başkalaştırmaya çalıştık olmayınca da imha etmeye kalktık. Bu politikalar üzerimizde çürüdü ve leşleşti.
Bütün yalan, eğitim sisteminden başlarken, lise yıllarında İnkılap Tarihi dersimizde Dersim Katliamı, ‘Tunceli İsyanı’ diye okutulurken nedense hiçbir öldürülen insanın fotoğrafı yer almıyordu ve bunun adına savaş diyorlardı. Bu bir savaş olamazdı çünkü adil değildi!
Elinde kolunda doğru düzgün levazımat olmayan bir halkın üzerine bomba yağdırmak ancak faşist ve kafatasçı bir beynin getirileri olabilirdi. Ufak çaplı bir araştırma beni korkunç gerçeklerle yüzleştirdi. Şu an üstünde oturduğumuz topraklar onlarındı. Ve ben de dâhil olmak üzere hepimiz kendimize Türk diyorduk. Anlayacağınız safkan topraklardan melez çocuklar peydahlandı. Tıpkı çok sonraları benim kökenimin Arnavut olduğunu öğrenmem gibi… Bir zamanlar bize de ‘Rumeli Türküsünüz’ diye yutturuyorlardı. (artık yemiyorum)
1915, içimizde kocaman derin bir nar kesiği dürttükçe kanıyor. İyileşmesi zor… Ama iyi insanların olması adalet ve barış için çabalaması bu zorluğu bir nebze de olsa törpülüyor.

ÜMİT MANAY umitmanay26@gmail.com

http://www.agos.com.tr/haber.php?seo=anus-teyzenin-yoklugu-ve-yuzlesme&haberid=7112


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 731
Point(s): 73 268
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 25 Nov 2015 - 15:21
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

Konağın sırrı



Birkaç ay önce çatısı yanıp harabeye dönen Dumlu Konağı'nın sırrı Güngör Mazlum'un 'Ihlamurlar Açarken' isimli romanını okuyan Ressam Tayyip Yılmaz sayesinde çözüldü... Konağın sahibi merhum Şücaattin Dumlu'nun vefatından önce Yılmaz'a teslim ettiği tamamlanmamış tablonun bu konakta yaşayan Edirne'nin son Rum Vali Vekili Lambridis ve ailesine ait olduğu ortaya çıktı... Edirne'nin işgal altında olduğu yıllara da ışık tutan ve Edirne'de yaşayan ünlü bir Ermeni portre ressamı tarafından yapılan tablo, aradan bir asra yakın süre geçmesine rağmen muhteşem detaylarıyla dikkat çekiyor... Belediye Meclis Salonundaki aralarında azınlık meclis üyelerinin de bulunduğu tablonun sahibi Ressam Kurkdjian, işgalin sona ermesi üzerine tabloyu yarım bırakmış….

Üç Şerefeli Cami arkası Çamaşırcılar sokakta bulunan ve geçtiğimiz yaz aylarında çatısı yanarak kül olan Dumlu ailesine ait konağın sırrı, Edirne'nin geçmişine ışık tuttu. Konağın sahiplerinden merhum Şücaattin Dumlu'nun vefatından önce çatı katında bulup Ressam Tayyip Yılmaz'a armağan ettiği bir tablonun, 93 yıl önce bir Kasım günü Edirne'yi terk eden Rum Vali Vekili Lambridis'e ait olduğu öğrenildi. Aynı zamanda Vali Vekili Lambridis'in konut olarak kullandığı konakta bulunan tablo, yaklaşık 75 yıl süreyle gün ışığına çıkmayı beklemiş.

Edirne'de uzun yıllar PTT Başmüdürlüğü yapan Süreyya Dumlu'nun oğlu Şücaattin Dumlu'nun vefatından önce Tayyip Yılmaz'a armağan ettiği tablonun öyküsü Edirne'nin yakın tarihine ve kara günlerine de ışık tutuyor. Edirne'de yaşayan ve bazı eserleri Edirne Belediyesi'nde bulunan O. Kurkdjian isimli Ermeni portre ressamının yaptığı tablo, işgalin sona erip ressamın şehri terk etmesiyle yarım kalmış. Halen, Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'nin kurucu Müdürü Ressam Tayyip Yılmaz'ın, koleksiyonunda bulunan tablo, büyük savaşlar görmüş Edirne'nin işgal altında olduğu yılların somut bir anısı olarak değerlendiriliyor.
Edirne Belediye Meclis Salonu'ndaki, dönemin meclis üyelerinin resmedildiği tablonun da sahibi olan Ermeni Ressam O. Kurkdjian, eserinde, Edirne'nin son Rum Valisi Lambridis ve ailesini tuale aktarmış. Balkan Savaşları sırasında Yunanlılar tarafından işgal edilen ve Yunan Hükümeti kontrolü altında bulunan Edirne'de Vali Vekilliği yapan Lambridis ve ailesini resmeden tablo, kusursuz bir portre çalışması olarak da dikkat çekiyor. Tabloyu arşivinde büyük bir özenle saklayan Tayyip Yılmaz, tablonun bozuk bölümlerinin çok iyi bir restorasyondan geçmesi gerektiğini ancak bunun da çok fazla zaman, emek ve masraf istediğini belirtiyor.
Ressam Yılmaz'a göre 3 aydan fazla bir sürede yapılan tablo, Edirne'nin yakın tarihine de ışık tutuyor. İşgal yıllarında Yunan Hükümeti adına Edirne'de görev yapan Vali Vekili Lambridis'in eşi ve iki çocuğunun resmedildiği tablo, yarım kalmış haliyle de ilginç bir hikâyeye tanıklık yapıyor. Ressam Yılmaz tarafından 'Kusursuza yakın' olarak tasvir edilen tablo, Edirne'nin anlaşmayla geri alınması üzerine Yunan Vali Vekili'nin ailesiyle birlikte Yunanistan'a geri dönmesi ve bu sırada Ermeni Ressam Kurkdjian'ın da Edirne'yi terk etmesi sonucu yarım kalıyor.

TABLONUN BULUNDUĞU KONAK ŞİMDİ YIKILMAK ÜZERE

Ressam Tayyip Yılmaz, tablonun bulunduğu, Üç Şerefeli Cami arkası Çamaşırcılar Sokaktaki iki katlı ahşap konağın o yıllarda üst düzey yöneticilerin konağı olarak kullanıldığını ve Vali Vekili Lambridis'in de konutu olduğunu belirtiyor. Son onbeş yıldır kimsenin yaşamadığı konak şu anda tamamen harabeye dönmüş, geçen yıl geçirdiği yangın sonrası çatısı tamamen yanarak yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunuyor.

75 YIL ÇATI KATINDA BEKLEMİŞ

Tablonun yaklaşık 75 yıl süreyle bulunduğu tarihi binanın çatı katından evin sahibi merhum Şücaattin Dumlu tarafından kendisine verildiğini kaydeden Yılmaz, bu tablonun, Güngör Mazlum'un son romanı 'Ihlamurlar Açarken' de sözünü ettiği Vali Vekili Lambridis'e ait olduğunu anlayınca çok heyecanlandığını kaydetti. Edirne'de bu tür tarihi konaklardan çok değerli eserlerin ortaya çıkmaya başladığını kaydeden Yılmaz, “İnsanlarda koruma bilinci geliştikçe bu tür eski eserler de gerçek değerine kavuşuyor. Edirne bu konuda bir hazine aslında. Bu tablonun restorasyon işlemi epey emek ve uğraş gerektiriyor. Daha önce bazı tabloların restorasyon işleminin başarısız olduğunu gördük. Bu nedenden ötürü böylesine değerli bir tablonun iyi bir restoratör tarafından elden geçirilmesi gerekir” dedi.

KURKDJİAN'IN EDİRNE TABLOLARI

O dönemler Edirne'de yaşayan Ressam Kurkdjian'ın günümüze ulaşmış birçok tablosu bulunuyor. Bunlardan biri de Edirne Belediyesi'nin Meclis Salonu'nda bulunan büyük ebatlarda resmedilen o dönem aralarında azınlıklara mensup Meclis Üyelerinin de yer aldığı tablo. Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi döneminde, Belediye Başkanı makam odasındaki Hasan Rıza'ya ait tablo ile birlikte Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından restore edilen iki tablodan biri olan bu tablo, şu an hala meclis salonunda sergileniyor.

RESSAM TAYYİP YILMAZ KİMDİR?

Edirne'nin yaşayan belleği Tayyip Yılmaz, 1930 yılında Bulgaristan'da doğdu. 1935'te ailesiyle birlikte Tekirdağ'ın Balbanlı Köyü'ne göç etti ve ilkokulu bu köyde okudu. 1951'de Kepirtepe Köy Enstitüsü'nü, 1954'te de Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nü bitiren Yılmaz, 1954 - 1955 Öğretim Yılı'nda Bingöl'de öğretmenliğe başladı. Askerlik görevinden sonra Malatya'nın Akçadağ ilçesindeki Öğretmen Okulu'nda çalıştı. 1958 yılında Edirne Erkek Öğretmen Okulu'na atandı. 1968'de Edirne Devlet Güzel Sanatlar Galerisi'ni kurup Galeri Müdürlüğü görevini üstlendi. Galeride ilk kez O'nun döneminde çeşitli sanat etkinlikleri gerçekleştirilmeye başlandı. 1977 yılında bu kez, yeni kurulan Edirne Mimarlık ve Mühendislik Akademisi'ne atandı. Bu dönemde de Trakya Üniversitesi'nin kuruluş çalışmaları içinde yer aldı. Üniversitenin kuruluşundan sonra da branşıyla ilgili olarak, Mimarlık ve Eğitim Fakültelerinde dersler verdi. 1985'te emekliye ayrıldı.

Orkun AKMAN

http://www.hudutgazetesi.com/haber/27142/konagin-sirri.html


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 671
Point(s): 41 691
Moyenne de points: 3,05

MessagePosté le: Dim 11 Mar 2018 - 20:47
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi
Répondre en citant

 
 
 
 
Hripsimyan Kız İlkokulu öğrencileri (1911-1912). Vartanian koleksiyonu.  
 
 
 
Edirnelilerin bile bilmediği Edirneli Ermeniler




Nazan Özcan
06.05.2016
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/15263/edirnelilerin-bile-bilmedigi-edirneli-ermeniler
Citation:
Bütün ailesi Edirneli ve anne tarafından Pomak, baba tarafından Selanik göçmeni olan ben, Edirne’de ve Trakya’da birçok halkın olduğunun elbette farkındaydım. Fakat Roy Arakelian’ın ‘Edirne (Adrianupolis) ve Ermeni Toplumu’ adlı kitabını okurken karşılaştığım bir harita Ermeni halkının Edirne’den ne kadar derinden silindiğini görmeme sebep oldu.







Arakelian’ın kitabına koyduğu ve Ermeni nüfusu gösteren minik bir grafik, kırmızıyla işaretli yerin Edirne’deki tek Ermeni köyü olduğunu gösteriyordu. İşin en vurucu yanı ise, şimdi ismi Elmalı olan o köyün annemin doğduğu köy olmasıydı. Sonrasında biraz araştırınca, köyün isminin de ‘Elin Malı’ndan Elmalı’ya dönüştüğünü görmek çok acayip gelmedi. Acayip gelen, bizlere, hâlâ dayımın yaşadığı o köyün Ermeni geçmişine dair tek kelime edilmemesiydi.
“Baba tarafından ailem, üyeleri İtalyan uyruğuna kabul edilebildikleri için 1915 sürgünlerinden etkilenmemişti. Atalarımdan, Viyana’da mimarlık yapan biri, o zamanlar Avusturya –Macaristan İmparatorluğuna bağlı olan Venedik’te Avusturya Macaristan uyruğuna geçmiş, şehrin 1866’da İtalya Krallığı’na bağlanmasıyla da İtalyan olmuştu. Dahası bütün ailesini İtalyan uyruğuna geçirmeyi başarmıştı. Bizzat ben bu uyruğu muhafaza ettim. Buna rağmen anne tarafından dedem, Osmanlı İmparatorluğu uyruklu Mıgırdiç Avedisyan (Müjdesever) sürgünlerden kurtulamadı. O zamanlar 17-18 yaşındaydı. 27 Ekim 1915 gece yarısı, annesi Kornilya, babası Stepan ve küçük kardeşi Aram’la birlikte baskına uğrarlar. Kısmen yayan, kısmen hayvan vagonları içinde şimendiferlerle sürülen bu insanlar, çölde, Şam yakınlarındaki bir kampa götürülürler. Dedem, Edirne’de Arşagunyan okulundaki öğrenimi sırasında Almanca da öğrenmiş olduğu için Suriye’de üslenen Osmanlı ordusuyla Alman ordusu arasında tercümanlık yapar. Bu ölüm kampına ailesiyle birlikte terk edip İstanbul’a gitmeyi başarır. Ancak Edirne’deki ev ve Alipaşa pazarındaki dükkan ise müsadere ve kesin olarak işgal edilir.”
Roy Arakelian, Paros Yayıncılık’tan çıkan Tomas Terziyan’ın çevirdiği kitabı ‘Edirne (Adrianupolis) ve Ermeni Toplumu’ kitabında böyle anlatıyor aile hikâyesini. Bu aile hikâyesi, aslında kitabın sadece çıkış noktası. Yoksa 1968’de İstanbul’da doğan ve 35 yıldır Fransa’da yaşayan hukuk doktoru ve avukat Roy Arakelian, ‘Edirne (Adrianupolis) ve Ermeni Toplumu’ kitabını yazarken başka bir şeyi dert etmiş: Roma döneminden başlayıp Bizans İmparatorluğu egemenliğinde güç kazanan ve 1915’le yok olan Edirne’deki Ermeni varlığını, tarihi ve sosyolojik açıdan incelemek.

Selimiye Camii’nden çekilmiş bir fotoğraf. Eski Cami; ön planda, Ermenilerin dükkânlarının bulunduğu Bedesten ve arkada Rüstem Paşa Kervansarayı. Tanıklıklar, avlunun ortasında Sinan tarafından inşa edilen 1877-88 Rus harpleri sırasında yıkılan bir çeşme ile bir cami bulunduğunu belirtiyorlar. Kartpostal: Jv. D. Bajdaroff, Sofya (Roy Arakelian koleksiyonu)

10 yıllık çalışma
Roy Arakelian, kitap için 10 yıl çalışmış. Kolay bir çalışmadan bahsetmiyoruz. Çünkü Edirne coğrafi konumu nedeniyle tarihi Ermeni platosunda yer almıyor. Bu yüzden eldeki veriler, kaynaklar çok kısıtlı. Arakelian’ın kitaptaki başarısı da burada yatıyor. Bugüne kadar yazılmış az sayıdaki ve dağınık bütün kaynakları bir araya getirmeye gayret etmiş. Kimi zaman dönemin ticaret yıllıkları, kimi zaman kilise kayıtları, kimi zaman Osmanlı arşivleri, kimi zaman tanıklıklar, kimi zaman ailesinin öyküsü, kimi zaman da Edirneli Ermeniler hakkında yazılmış birkaç kitap rehberi olmuş ve ortaya derli toplu bir Edirne ve Ermeniler tarihi çıkmış. Üstelik, kitapta Roy Arakelian’ın kişisel arşivinden ve başka arşivlerden nefis fotoğraflar var. Gözünüzle görmek, Roy Arakelian’ın tanıklığına tanıklık etmek, hafızaya kazınmasına sebep olur.
Arakelian kitabında kentin tarihsel çizgisini izliyor. Tarihsel çizgisine Roma dönemindeki ismiyle Andrianupolis’teki Ermeni varlığıyla başlıyor, Bizans ve Haçlılar dönüşüne de bakıyor. Akabinde Adrianupolis’in Osmanlı İmparatorluğu’na geçmesine ve Balkan Savaşları ve 1915’te yok olan Ermeni varlığına bakıyor. Üçüncü bölümde ise Ermenilerin sayısından mahallelerine, Ermenilerin icra ettiği mesleklere ve Ermeni cemaatinin ileri gelenlerine ışık tutuyor. En son bölüm ise Arakelian’ın aile hatıralarına ait. Söz aile hatıralarından açılmışken, kitapla ilgili kendi adıma en çarpıcı noktayı yazmadan geçmek olmazdı. Bütün ailesi Edirneli ve anne tarafından Pomak, baba tarafından Selanik göçmeni olan ben, Edirne’de ve Trakya’da birçok halkın olduğunun elbette farkındaydım. Rumlar, Yahudiler, Pomaklar, Gacallar, Muhacirler, yerliler, Yunanlar, Çingeneler hep hayatımızın içindeydi. Fakat Roy Arakelian’ın kitabını okurken, karşılaştığım bir harita Ermeni halkının Edirne’den ne kadar derinden silindiğini görmeme sebep oldu. Roy Arakelian’ın kitaba koyduğu ve Ermeni nüfusu gösteren minik bir grafik, kırmızıyla işaretli yerin Edirne’deki tek Ermeni köyü olduğunu gösteriyordu. İşin en vurucu yanı ise şimdi ismi Elmalı olan o köyün annemin doğduğu köy olmasıydı. Sonrasında biraz araştırınca, köyün isminin de ‘Elin Malı’ndan Elmalı’ya dönüştüğünü görmek çok acayip gelmedi. Acayip gelen, hala dayımın yaşadığı o köyün Ermeni geçmişine dair bizlere tek kelime edilmemesiydi. 



Osmanlı’dan önce
Yazarın takip ettiği tarihsel çizgiye uyarak gidelim. Arakelian, ilk önce Roma dönemine bakıyor, arkasından Bizans yönetimi altında Bizans imparatorlarının Ermeni soylularından çok sayıda temsilciyi maiyetleriyle birlikte Balkanlar’a göndermeyi adet edindiklerini anlatıyor. 6. yüzyılda Ermeni tarihçi Sebeos şöyle yazıyor: “İmparator şu fermanı çıkardı: Ermenistan’dan haraç olarak alınacak 30 bin atlıya ihtiyacım var, dolayısıyla 30 bin ailenin bir araya gelip Trakya’ya yerleşmesi gerekmektedir.” Elbette gelenlerin kaynak göstererek kaldıklarını ispatlamak mümkün değil ama kaldıkları kesin. Adrianupolis Ermenilerinin varlığı 9. ve 11. yüzyıllar arasında yani Bizans’ın Makedonyalı Hanedanı döneminde daha da belirginlik kazanıyor. Hiçbir kaynak Bizans dönemi için Adrianupolis’teki Ermeni nüfusuyla ilgili bir değerlendirme vermiyor. Ama kitapta tarihçi Adonts, o dönemdeki savaşlar sırasında “çok sayıda Ermeni’nin tutsaklar arasında boy gösterdiğini” yazıyor. “Ya da ganimetler arasında Ermeni işi halılar, yün örtüler ya da her türlü giysi olduğu”nu kayıtlarına geçiriyor. Tıpkı, Bulgarlara karşı savaşa katılmaları için Bizans tarafından Trakya’ya gönderilen Ermenilerin askeri işlevleriyle ilgili önemli mevkiler işgal ettikleri kayıtlarda olduğu gibi.
Adrianupolis İncili
“Ermenilerin Adrianupolis’teki varlığının önemli ve somut bir tanıklığı, 11. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Söz konusu olan Adrianupolis İncili’dir. Bilinen en eski Ermenice el yazmalarından biri olan Adrianupolis İncili, 1007’de burada kaleme alınmıştır. Ermenice yazılmış ve bu şehirle müsemma İncil, Bugün Venedik Aziz Lazarus Adası’ndaki Mıkhitaristlerin kütüphanesinde muhafaza edilen üçüncü en eski el yazmasıdır” diye anlatıyor Arakelian. Sonra devam ediyor: “Bir Ermeni’nin tarihi Ermenistan toprakları dışında bir Ermeni için kaleme aldığı bu eser büyük bir öneme sahiptir. Gerçekten bizzat Adrianupolis ve bulunduğu bölgede hatırı sayılır bir Ermeni kolonisinin varlığını kanıtlamaktadır.” İncili sipariş eden Hovhannes isimli bir asker, kaleme alan ise Karikos isimli bir rahip.
Osmanlı’nın Edirnesi
Edirne, 1316’da I. Murat tarafından alınıyor ve başşehir oluyor.  Arakelian anlatsın: “Büyük bir ihtimalle Ermeni tüccarlar, sultanların getirdiği canlılık karşısında, sarayın ya da ordunun ihtiyaçlarını tatmin için kalabalık bir halde oraya yönelmiş olmalılar. Böylece Ermenilerin varlığıyla ilgili belli sayıda tanıklık zikredebiliriz. Söz gelimi 1605’te Malatya şehrindeki bir Ermeni aileden Ermeni Süleyman Paşa adında biri, Müslümanlaştırılıp gerekli kademeleri aştıktan sonra Osmanlı hiyerarşisi içinde önemli bir simaya dönüşür ve Sultan’ın sarayının idareciğinin yapar.” Fakat tatsız olaylar da yaşanır. Lamartine’in aktardığına göre, “Evlendiği gün adet olduğu üzere sarı terlikler giyen genç bir Ermeni, düğün alayı ve nişanlısından koparılarak ölümle cezalandırıldı. Delikanlı Müslümanlara has giysiler kuşanmak suçunu işlemiştir.”
Selimiye’nin minareleri
Elbette neredeyse Selimiye Camii’yle özdeşleşmiş olan Edirne’yi anlatırken Roy Arakelian Mimar Sinan’a atlamayacaktır. ‘Sinan sayesinde yücelme’ üst başlığını taşıyan özel bölümde Arakelian şunları anlatıyor: “En önemli olaylardan biri Ermeni asıllı devşirme Mimar Sinan’ın 1569’da Sultan II. Selim’in buyurduğu Selimiye Camii’nin inşaatına başlamak üzere şehre gelmesidir. Sinan, Selimiye Camii dışında Edirne’ye on beş kadar eser kazandırmıştır. Cami kadar önemli olan Ali Paşa Çarşısı’dır.  Bugün Sinan’ın Ermeni kökenli oluşu ve ünü ile ilgili belli bir siyasi arka-planla orantılı tartışma yaşandığını görmek şaşırtıcı. Oysa şehrin Ermenilerinin bu konuda herhangi bir kuşkuları yaptı. Toplayabildiğim  tanıklıklarının hepsi, bu noktada birleşiyor. Edirneli Ermenilerin ortak belleğinde Ermeniler, Sinan ve işçileri arasındaki bağlar güçlüydü.”  Arakelian’ın çokça referans aldığı Hagop Ağasyan’ın 1935’te Plovdiv’de yayınlanan ‘Adrianupolis’in Ermeni Azınlığı’ kitabından da alıntı yapar: “Tanıyabildiğim, bu şehrin yerlisi Ermeniler, aile üyelerinin Sinan’ın idaresi altındaki caminin inşaatına katıldıklarını gururla anlatıyorlardı. O dönemde birçok Ermeni meslektaşı ve zanaatkârın, Selimiye Camii’nin inşaatını katılmak için Edirne’ye yerleşmeye geldiklerine hiç şüphe yok. Kendisi de Ermeni olduğundan, eserlerini icra etmek için ata vergiyi ustalıklarıyla ünlü Ermeni işçileri çağırmış olması pek tabiidir. Geçmişten gelen bilgilerimiz, Selimiye Camii’nin inşaatında Sinan’ın yanında çalışmış olmaları gereken taşçı, duvarcı, demirci, marangoz ve diğer mesleklerden iki yüz elli kadar Ermeni’den bahsediyor. Bu çalışma arkadaşlarının bir kısmı, sonradan bulundukları yere yerleşerek şehirde yaşayan Ermenilerin sayısını artırmışlardır. Sinan’ın Ermeniliği, 1785 tarihli Pyssonnel isimli birini yazdığı kitapta şöyle bir anekdotta yer alır: “Sultan Selim, biri İstanbul diğeri Edirne’de bulunan muhteşem ibadethanelerini inşa işini bir Ermeni’ye emanet eder.”
19. yüzyılda Ermeni nüfus
Yazar, Sinan’dan sonra Edirne’ye daha detaylı bakabiliyor çünkü artık kaynaklar biraz daha fazlalaşmıştır. “ 1700 ve 1750 arasında, aşağı yukarı 200 bin kişi tahmin edilen nüfusuyla Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri. Ermeni tüccarlar da oraya yerleşirler. Faal bir Ermeni kilisesi tanıklıkları, şehirde hatırı sayılır ve etkili bir dini varlığını bulunduğu gösterebilecek onlarca tanıklık var” diye başlıyor bu bölüme ve devamını şöyle getiriyor: “Edirne muhtemelen 19. yüzyıldaki kadar çok sayıda Ermeni’yi bir arada görmemişti. Hiç kuşkusuz, bizzat şehirde beş binden fazla kişi yaşamaktaydı. 1874’te demiryolunun gelmesi daha da çok Ermeni’yi bölgeye çekerek İstanbul’la olan bağları ziyadesiyle pekiştirecektir. Şehrin tarihi surlarının dışında bulunan At Pazarı Mahallesi, bu dönemde gelişecek ve bir Ermeni Kilisesi ile okulu yine bu dönemde hayata geçirilecektir. Edirne’deki Ermeni toplumunun yapılaşması da yine 19. yüzyılda gerçekleşecektir. Şehir elli yıllık bir süre içinde ve tarihinde ilk kez, eğitimdeki gelişme sayesinde İstanbul’a iki patrik verecektir. 1. Boğos Kirkoryan (1815-1823) ve Sarkis Kuyumcuyan (1860-1861).” Şehir ve hayat gelişirken, Osmanlı siyaseti ve entelektüel hayatı da bundan payına düşeni alacaktır. 1876’nın I. Kurucu Meclisi’ne Edirne mebusu Rupen Yazıcıyan gidecek, aynı görevi 1908 Anayasası’nın ilanından sonra II. Kurucu Meclis sırasında Tekirdağ mebusu olarak Hagop Babikyan üstlenecektir.

Paşa Kapısı binası. 14 Ekim 1915 gecesi baskına uğrayan ilk 100 Ermeni, sorgulanmak üzere bu hükümet binasına getirilecekler ve mallarına el konulacaktır. (Ağasyan, 1935)

Ve 1915
“Osmanlı İmparatorluğunun tamamını etkisi altına alan karışıklık dönemi, Edirne nüfusunun dalgalar halinde sürülmeye başlandığı 1915’te en trajik noktasına ulaşır” diye anlatmaya başlıyor Arakelian ve şöyle devam ediyor: “Ağasyan’a göre birçok Ermeni’nin tutuklanması, cemaati öncü belirtiler olarak telaşlandırmaya yetmemişti. Karaağaç’ta sürgünler, 27 Eylül’de baş gösterecektir. Şehrin merkezindeki tutuklama ve sürgünler Ağasyan’a göre 14, Kevarkyan’a göre ise 27-28 Ekim 1915 akşamı başlayacak, bir başka dalga da 16 Şubat 1916’da baş gösterecektir. Tanıklar, sürgün emirlerini gece yarısı ve büyük bir gizlilikle icra edildiğin de birleşiyor. Edirneli Ermeniler, baskına uğratılıp Babaeski, Muratlı, Tekirdağ üzerinden gemiyle ya İstanbul’a ya da İzmit’e doğru sürülür, sonra iki kafile halinde, İstanbul-Konya-Pozantı ekseninde, hayvan vagonları içinde demiryoluyla Suriye ya da Mezopotamya’ya yayan götürülürler.”
Geriye kalmayanlar
Sonra rakamlara geliyor: “1919 sonlarına doğru Edirne Vilayeti’nde, 1914’ten önceki sayıma göre 19 bin kişiden 6 bin kişi sağ kalmış olsa gerek. Bunların büyük bir kısmı Bulgar yetkililerin müdahalesi sayesinde kurtulabilmiş. Ağasyan, Yunanlardan boşaldıktan sonra şehirde 1922’de 127 Ermeni, 1935’te ise 50 Ermeni kaldığını belirtiyor. Edirneli tarihçi Oral Onur, Edirneli Ermenilerle ilgili kitabının yayınlanması vesilesiyle yapılan bir görüşmede, şehirde 1950’den itibaren artık daimi olarak ikamet eden Ermeni kalmadığını açıklıyordu. Şahsen ben 1970’lere kadar bir avuç Ermeni kaldığını ama bildiğim kadarıyla bugün hepsinin ortadan kaybolduğunu söyleyebilirim. Bugün şehirdeki bin yıllık Ermeni varlığından harabeler dışında neredeyse hiçbir iz kalmamıştır. Bir zamanlar Ermeni toplumuna ait yapıyı seçebilmek için dikkatli gözle bakmak gerekir, böylece Gazi Paşa Caddesi’nde, Doktor Vasil Mayisyan’ın ailesine ait olan ve bugün Mihran Hanım Konağı adını taşıyan butik otel gibi tipik Ermeni evlerini saptamak mümkün. Ermeni kilisesi ve okuluna ait, Serhat Kız Meslek Lisesi adlı okulun yer aldığı binayı, Ermeni ruhban sınıfına ait olduğu için ‘papaz evi’ tabir edilen eski Vali Konağı’nı bulmak hâlâ mümkün. Ekrem Demiray Spor Salonu, Surp Toros Kilisesi arsası üzerinde yer alıyor. Doktor Artin Bey’in ahşap evini Meydan Mahallesi’nde, Kayık Caddesi 67 numarada hâlâ görebilirsiniz. Evin avlusuna bitişik, kırmızı renkli başka bir bina, bugün artık var olmayan diğer üç binayla birlikte Ermeni papazlara aitti.”
Nüfus yapısı
Yazar birçok kaynaktan nüfusla ilgili bilgi toplamış ve bunları belli bir anlayış içinde okuyucuya sunuyor. 1915 yılının Şark Yıllığı’na göre Edirne’de toplam 83 bin kişi yaşıyor ve bunların 40,437’si Türk, 23,342’si  Yunan ve Bulgar, 15,420’si Yahudi, 3,300’u Ermeni ve 500’ü Katolik. Onun öncesindeki sayımlara da göz atıyor yazar. Osmanlı tarafından yapılan sayımlara göre, 1870-71’de 771 hanede 3,657 Ermeni, 1890-91’de 3,779, 1897-98’oe 4,021 rakamları veriyor. Karşılaştırılan birçok belge bilgiye göre Edirne’deki Ermeni nüfusu 1915 öncesi 3500-5000 arasında oynuyor. Patrikliğin notlarına göre Edirne, şimdiki adı Kırklareli olan Kırkkilise, Dedeağaç ve Gümülcine’deki “müminlerin sayısı 8 bin, yerel yönetim sayısı 4, kilise sayısı ise 5 idi.”

Edirneli Avedisyan ailesi.

Ermeni kiliseleri
Elbette yerinde yeller esiyor hepsinin, ama Edirne’de sur içinde Surp Toros adlı bir, sur dışında At Pazarı’nda Surp Garabed ve Karaağaç’ta Surp Krikor olmak üzere toplamda üç kilise bulunduğu kayıtlarla sabit.  Surp Toros Kilisesi’nin yanındaki iki okulun binaları, bugün Türk Ocağı Caddesi üzerinde bulunan Akşam Kız Meslek Okulu ve Şehit Asım İlköğretim Okulu’na hizmet veriyor. Arakelian, “Hıristiyan simgesi küçük melekleri/Kerubi bezemeleri büyük giriş kapısı üzerinde görmek hâlâ mümkün. Bu okullar toplam 450 öğrenci ve 17 öğretmene sahipti” diye yazıyor. İki yıl önce restore edilerek kullanıma açılan Edirne Sinagog’unun şansının bu kiliseler ve okullara da uğramasını temenni etmekten başka çaremiz yok gibi. 
Nasıl geçiniyorlardı?
Nüfusa bakarken elbette yazar, Ermenilerin Edirne’deki mesleklerini es geçmemiş. Şöyle diyor: “Ermeniler banker, avukat, mimar, doktor, eczacı, fotoğrafçı, kuyumcu, marangoz ya da pansiyon işletmecisi gibi her türlü mesleği icra etmekteydiler. Karaağaç ile Edirne arasındaki Ermenilerin çoğu bostancılıkla geçinirken, şehirliler daha ziyade sanat ve ticaretle uğraşıyorlardı. Ağasyan kitabında Ermenilerin 19.yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başları arasında icra ettiklerini mesleklerin uzun bir listesini yapar ve çeşitli zanaatkarların adlarını zikreder. Yine de idare meslekleri göz ardı etmemeli. Nitekim 1891 yılının Şark Ticaret Yıllığı’da Ticaret Mahkemeleri Reisi’nin Artin Selyan Efendi, keza Beynelmilel Posta İdaresi Reisi’nin Papazyan Efendi adlı Ermeniler olduğu görülebilir. Harbisan Efendi adlı biri 1867 ile 1870 arasında Belediye Meclis üyeliği yapmıştır. Tütün Rejisi ve Şimendifer Kunpanyası da birçok Ermeni çalıştırmıştır. Özeltle cemaat, Edirne’de yaşayan 800 kadar ailesiyle yüzlerce ticarethaneye sahipti.”
Artık ne Ermeni kültürü ne Ermeniler var Edirne’de ama unutmamalı, ne olursa olsun, Ermeni Sinan’ın yaptığı Selimiye’nin kubbeleri şehre nereden girerseniz girin, ilk gözünüze görünendir.
Citation:
Edirne’nin ünlü Ermenileri
Şehirlerin önemli insanlarıyla övünmek adettendir. Artık hiç hatırlanmıyorlarsa, o zaman da şarttır. Yazar da bunu yapıyor: “Aydınlar arasında tarihin sayfalarında yer alan en eski isim, Garadabed Vartabed Adrianatsi’ninkidir. Ermeni kültürünü yükseltmek azmiyle yorulmak bilmeyen bu emekçi 1626’da Edirne’de doğar.  Hagop Baronyan, Batı Ermenicesi’nde düzyazı türünde yerginin ilk yazarlarındandır. Yazar Krikor Hagop Basmacıyan, yergi yazarı Hagop Zekaryan ve elbette kitapta çokça anılan Edirne’nin Ermeni Cemaati’ kitabının yazarı Hagop Ağasyan.”












 
 
 
 

_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 09:16
MessageSujet du message: Edirne - Andrinople (Ադրիանուպոլիս) Sancagi

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Page 1 sur 1
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com