Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
vahe2009



Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958

MessagePosté le: Lun 26 Mar 2018 - 16:11
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

Revue du message précédent :



https://books.google.com.tr/books?id=xUo8DwAAQBAJ&printsec=frontcover&dq=t%C3%BCrkiye%27de+yahudi+tarihi&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwj_iKLYoYraAhXGxaYKHemOCSAQ6AEIOzAE#v=onepage&q=ermeni&f=false
Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Lun 26 Mar 2018 - 16:11
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 1 Avr 2018 - 09:43
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant



Armenian in Jerusalem -

https://www.youtube.com/watch?v=0XF4brLj8aU


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 1 Avr 2018 - 09:52
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant



Aby an Ethiopian from Addis Ababa talking about Armenians

Aby an Ethiopian from Addis Ababa. He knows about Vahe Tilbian, the Ethiopian Armenian who is going to represent Armenia (with others) in the Eurovision 2015. He knows about Nerses Nalbandian, the well known musical director of the National Theater of Addis Ababa and the composer of the anthem of the African Union. He knows also about Saint Arsema (or Hripsime), one of the most famous martyrs in Armenia (from 3rd century)

[url]https://www.youtube.com/watch?v=eY25p-2ZsN0


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 28 Mai 2018 - 19:38
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

Profosör açıklamlada bulundu akit' müsvettesi akitliğini gösterdi ;

Siyonist Profesör'den 'Ermenistan' itirafı!

Osmanlı'ya kin kustu




İsrail tarihi profesörü Esor Ben-Sorek, The Times of Israel için yazdığı yazısında, Ermenilerle aralarında dini bağ bulunduğunu açıklayıp Osmanlı Devleti'ne saldırdı.Emekli, sekiz dil bilen İsrail tarihi profesörü Esor Ben-Sorek, The Times of Israel için yazdığı yazısında, Ermenilerle aralarında dini bağ bulunduğunu açıklayıp Osmanlı’ya hücum etti, Ermeni soykırımı palavrasının İsrail meclisinde yasalaştırılmasını istedi.

"ERMENİSTAN İLE DİNİ BAĞIMIZ VAR"

Siyonist profesör aralarındaki bağlarını şu ifadelerle açıkladı: “Ermenistan ile bağımız kökenini Kitab-ı Mukaddes’imizde bulmaktadır. Büyük tufan sonrası Noah’ın gemisi bir Ermenistan dağı olarak ünlü olan Ararat’ın üstünde kalmıştı. Jesus ve havarileri yeni inancı vaaz edip öğretmeye başladıklarında, Yahudi Kitab-ı Mukaddes’inin bir tanrının birliğini tanıdığı gibi Ermenistan da dünyada Hıristiyanlığı milli dini olarak kabul eden ilk millet olmuştu.”

“Ermenistan hiçbir zaman büyük bir Yahudi nüfusa sahip olmadı ancak Ermeni Yahudiler hürmet görüp iyi muamele edildiler.”

OSMANLI'YA SALDIRAN SİYONİST, ATATÜRK'Ü SAVUNDU

Esor Ben-Sorek Ermenilerle bağlarını ortaya koyduktan sonra, Ermenistan’ın Osmanlılar tarafından “fethedildiğini” yazıp, “Osmanlı Türkleri genelde gayrimüslimlere düşmanca tavır içinde olmasalar da Müslüman Osmanlı Türk rejimine koruma vergisi ödenmesini gerektiren bir zimmi statüsünde tutarak onlara müsamaha gösterdiler” dedi.

Siyonist profesörün bu satırları tarihi hakikati ifade ve Osmanlıların hoşgörüsünü dermeyan mahiyetinde olsa da, ilerleyen satırlarında bu tavırdan tamamen koptuğu görüldü. Yazısına devamla, 1914’te 1. Cihan Harbi zamanı Osmanlı Türk İmparatorluğu’nun Almanya’nın yanında yer aldığını söyleyip, “Savaş zamanı gayrimüslim azınlıkların, yani Ermeniler, Rumlar ve Yahudilerin isyanından korkarak Osmanlı Türk hükümeti zalim Osmanlı İmparatorluğu’na karşı bir isyan patlamasını önlemek için askerler gönderdi” demek küstahlık, çarpıtma ve çelişkisinde bulundu.

Akabinde Siyonist profesör palavra ve çarpıtmalarını iyice büyütmeye girişti: “1915’in başlangıcında, 100 binlerce Ermeni ve birkaç bin Rum, Türk ordusu tarafından acımasızca muamele edildi ki bu nihayetinde yürüyüşlere, su ve yemekten mahrumiyete ve kıyıma yol açtı. Dünyanın ilk soykırımı… bir buçuk milyon Ermeni Hıristiyan’a karşı. Genç ve yaşlı, küçük çocuklar ve annelerinin kollarındaki bebekler sıraya dizildi ve İstanbul’daki Sultanın emriyle Türk askerleri tarafından vuruldular.”

Alçakça iftira ve yakıştırmalarının yanında, o dönem binlerle sayfayı bulan Yunan ve Ermenilerin yaptığı mezalime dair hiçbir şey anlatmayan Siyonist profesör sözlerine devamla, "bunun sadece bir kıyım olmayıp jenosit(soykırım) kelimesini de literatüre kazandırdığını, dünyada 29 ülke tarafından soykırım tanınsa da ne yazık ki İsrail’in onların arasında yer almadığını" söyleyerek ülkesine sitem etti.

Ardından, Kudüs’teki Ermeni topluluğu romantik bir anlatımla satırlarına aktaran Ben-Sorek, Kudüs’teki en eski fotoğrafçı dükkânına onların sahip olduğunu, tanrıya benzersiz bir inançları bulunduğunu ileri sürdü. Kendisinin de 10 yıl evvel Ermeni kilisesinde Pazar vaazı vermek için davet edildiğini yazan Siyonist, orada da benzerliklerini konuştuğunu söyleyerek kendi şahsi bağını da açıkça ifade etti.

Yazısının sonunda ise İsrail’in vahşi eylemlerini savunup gurur duyan Siyonist profesör, “Ermeni soykırımı Osmanlı hükümetinin işiydi, Kemal Atatürk Paşa’nın demokratik milletinin DEĞİL” vurgusu yaparak, başından beri vurguladığı “Osmanlı Türk İmparatorluğu” ile “Atatürk Türkiye’si” arasında ayrım yapması da dikkat çekti.

SİYONİST PROFESÖRDEN TERÖR DEVLETİ İSRAİL'E AHLAKLI OLMA ÇAĞRISI

Ülkesine soykırımı tanıma çağrısı yapan Siyonist, kaybedenin Türkler olacağını ileri sürerek “Türkiye’nin atabileceği tek adım bizle diplomatik ilişkilerini koparmak olur ve biz ise dobra dobra konuşan dünyadaki ahlaklı milletlere dahil olabiliriz” deyip, utanmadan İsrail’in bugüne kadar ilişkilerden dolayı adım atmadığını, ancak siyaset ile ahlakı ayırmak gerektiğini yazdı.

Yazısının sonlarında ise, “Bizim bir Yahudi halkı ve milleti olarak, Ermeni soykırımını açıkça kınamak ahlaki ve etik mecburiyetimiz var… Tam ahlaki olan, doğru olan ve Yahudilerin yapacağı şey budur” dedi.

Ömer E. Keçeci

https://www.yeniakit.com.tr/haber/siyonist-profesorden-ermenistan-itirafi-osmanliya-kin-kustu-472196.html


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Lun 28 Mai 2018 - 19:45
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

Ermenistan ve Yahudiler


Ermenistan ile olan bağlantımızın kökeni İncilimizdedir. Büyük sükunetten sonra Nuh'a gemisi Mt. Ünlü Ermeni dağ olan Ararat.sa ve öğrencileri, Yahudi İncil'in Tek Tanrı'nın Tek Tanrı'sını tanıdığı gibi, yeni bir inancı vaaz etmeye ve öğretmeye başladıklarında Ermenistan, dünyadaki Hıristiyanlığı ulusal din olarak kabul eden ilk milletti.

Ermenistan'ın çok büyük bir Yahudi nüfusu olmadı, ancak Ermeni Yahudilerine saygı duyuldu ve iyi muamele gördü.

Ortadoğu'daki toprakların çoğu gibi Ermeni ulusu, Osmanlı Türk rejimi tarafından fethedildi ve İslam ülkeye sokuldu. Osmanlı Türkleri, gayrimüslimlere genelde misafirperver değillerdi, ancak Müslüman Osmanlı Türk rejimine bir koruma vergisi ödenmesini gerektiren bir dhimmi statüsü olarak tahammül ettiler.

1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinden önce, Osmanlı Türk İmparatorluğu, Almanya tarafındaydı. Gayrimüslim azınlıklar, Ermeniler, Yunanlılar ve Yahudiler tarafından savaş zamanında devrilmekten korkan Osmanlı Türk hükümeti, Osmanlı İmparatorluğu'na karşı bir salgının önlenmesi için birlikler gönderdi.

1915’ten itibaren yüz binlerce Ermeni ve binlerce Yunanlı Türk ordusu tarafından acımasızca muamele gördü ve sonuçta zorla yürüttüğü yürüyüşlere, yiyecek ve su yoksunluğuna ve katliamın… dünyanın ilk soykırımı… bir buçuk milyon Ermeni Hıristiyan’a karşı yapıldı. . Genç ve yaşlı, küçük çocukların ve annelerinin kollarındaki bebekler, İstanbul'daki Sultan'ın emriyle Türk askerleri tarafından dizilmiş ve vurulmuştur.

Bazı Ermeniler kaçmayı başardılar ve birçoğu Yunanistan'da ve Filistin'de güvenliğini sağladılar.

1915 Temmuz'dan Eylül'e kadar Ermeni Musa Ler tarafından çağrılan Musa Dağ dağına 4 bin 200 Ermeni kaçtı ve Türk birliklerinin kudretine karşı 53 gün ve gece sürdü.

Onların direnişi, “Musa Dagh'da Kırk Gün” adlı romanı yazan Avusturyalı romancı Franz Werfel'e ilham verdi. Direnişlerinden kısa süre sonra, bir Fransız deniz gemisi onları kurtardı ve onları güvenliğe getirdi.

1915-1918 yılları arasında Türkiye'de yaşayan Ermeni halkının trajik kaderi, dünyanın 29 ülkesi tarafından sadece katliam olarak değil, yeni bir sözcük… soykırım olarak kabul edildi.

Ne yazık ki, İsrail, Ermeni halkının Osmanlı Türk soykırımını tanıyan milletlerden henüz değil.

Daha sonraki yıllarda Nazi Almanyası, Yahudi sorununun son çözümünü başlatmaya başladığı zaman, Hitler'in “Hiç kimse Ermenilere olanları, kimseyi önemsemeyenleri hatırlamaz; Almanya’yı kurnaz Yahudilerinden kurtardığımız zaman olacak ”.

Ama yanılıyordu. Dünya Shoah'ı hatırlıyor. Yahudi olmayanlar da ilgilenebilir.

İsrail'de, Kudüs'teki Ermeni cemaati yaratıcı sanatçıları, eşsiz çömlekleri ve seramikleriyle ünlüdür ve Kudüs'teki en eski fotoğraf dükkanlarından biri Ermenilere aittir.

Onlar Tanrı'ya özgü bir inanç halkıdır. Şehrin Ermeni Mahallesi'ne son derece bağlılar ve toplumun duvarları içindeki halkı için hayır işleri yapıyorlar. Onların görkemli manastırı, günlük bağlılıklarının yeridir.

İlk önce 25 yıl önce bazı Ermenilerle tanıştım ve o zamandan beri nedenlerini destekledim. On yıl önce bir Ermeni kilisesinde Pazar günü ibadetinde bir vaaz verdim. Benzerliklerimizi, tarihimizi, kültürümüzü ve inancımızı konuştum. Açıklamalarım derinden takdir edildi. O sırada İsrail Hükümeti'nin Ermeni soykırımını tanımayı reddetmesini reddettiğim kişisel hayal kırıklığımdan bahsetmiştim.

O zamanlar Türkiye ile olan iyi ilişkimiz nedeniyle tanımadan kaçınmak politikacılarımızın politikasıydı. Fakat siyaset için bir yer ve ahlak için bir yer var. Hükümetimiz ahlaklı siyaseti seçti.

Bazı ülkeler, sadece bireyler değil, tüm ülkeler Yahudi halkının Holokost'unu tanımayı reddettiyse, duygularımızı hayal edebiliyor musunuz? Böyle bir vahşetin hiç olmadığına inkar etmek mi?

Onların ahlaksızlığına kızardık. Ermeni vatandaşlarımız için de öyle.

Yakın zamanda Knesset'in bir üyesi, Ermeni soykırımını resmen tanımamız gerektiğini öne sürdü. Yapılması gereken şey bu. Yapılması gereken ahlaki şey. Ve yapılacak Yahudi bir şey.

Kısa sürede teklif oylamaya sunulacak. Meclis üyelerimizin yürekleri ve vicdanlarının, teklif için oybirliğiyle oy kullanacaklarını ümit ediyorum. Karar nihayetinde, Başbakanımızın ellerinde olmayan, şoför v'chalila'nın, Türkiye Cumhurbaşkanı Recip Erdoğan'ı rahatsız etmesini istemiyor.

Türkiye'nin alabileceği tek adım, diplomatik ilişkileri bizimle paylaşmak olacaktır. Kaybedenler olacaklar ve kürek dedesi olarak adlandırılan dünyanın ahlaki milletlerine katılabileceğiz.

Ermeni soykırımı Osmanlı yönetiminin el işçiliği, Kemal Atatürk Paşa'nın demokratik ulusu değil, modern Almanya'nın Nazi Almanyası'nın suçlarından sorumlu olmadığı gibi, bunu kabul etmek ve Alman tarihine dahil etmekle yükümlüdür. ulus. Öyleyse, modern Türkiye, seleflerinin insanlığa karşı suçlarını itiraf etme cesaretini bulmalı.

Bir Yahudi halkı ve millet olarak bizler, Ermeni soykırımını açıkça kınamak için ahlaki ve etik bir yükümlülüğe sahibiz. Hitler yanıldı. Hatırlıyoruz ve önemsiyoruz.

İsrail Kayası olan Tzur Yisrael, Ermeni soykırımının 1915-1918 yılları arasında Türkiye'nin Osmanlı İmparatorluğu'nun eline geçmesine oy vermek için yasa koyucularımızın kalplerine ilham veriyor.

Niye ya? Çünkü yapması gereken çok ahlaki, doğru ve Yahudi bir şey.

Bloglar > Esor Ben-Sorek

http://blogs.timesofisrael.com/armenia-and-the-jews/


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 623
Point(s): 4 354
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Sam 2 Juin 2018 - 09:39
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

DISCOVERING THE HIDDEN SECRETS OF OUR PAST



Prof. Julia Creet, left, and John Lorinc

York University Prof. Julia Creet and journalist John Lorinc do not fit the typical Holocaust descendant narrative. They recently spoke to The CJN about how they first discovered their hidden heritage.

Lorinc: My father pulled me aside one evening when I was about 10 and we were out for an after-dinner family walk. I remember being confused about how anyone would identify someone who was Jewish. I vaguely remember asking him if Jews dressed differently. He told me that I must keep this piece of information secret, and I did.

Creet: My sister told me our mother was Jewish at my brother’s wedding, six months before my mother died. We never talked about it. In the beginning, it seemed more like a rumour, but the secret was so deeply held that I panicked whenever I told anyone. It took me another 10 years to find the historical facts. It turns out that secrecy was very common among Hungarian survivors.

Lorinc: The secrecy and the absence of accessible information about the Hungarian Holocaust – I’m talking now about the pre-Internet era – I think contributed to this strange sense that there was no there, there. I have learned over the years a great deal about the Hungarian Jewish experience and the history, including where it fits in to many bigger pictures. But when I was younger, it existed as a shadow. All of my parents’ friends were Jews, but with the exception of one, they absolutely did not observe or discuss their history.


Creet: Yes, the Hungarians – who had been German allies and were the last country to be invaded by Germany – felt so betrayed by the Germans and so ashamed of having believed in their alliance, that there was no easy route for them to reclaim their Jewish identity. This shame, combined with a highly assimilated population and the enforced hegemony of post-war communism, meant that even abroad, Jewish Hungarians were much more likely to claim Hungarian affiliation than Jewish. It all seems counter-intuitive now.

Once I pieced together my mother’s story and started to talk to old family friends – many of whom belonged to the United Church – it turned out that the closest ones were also Jews who had converted. None of them knew about each other because they didn’t talk about their pasts. And yet, an unspoken affinity drew them to one other.

Lorinc: So my question with this experience is whether your mother’s friends from the church genuinely didn’t know one another’s backstories, or if that’s the story that was given to you. In my experience, Hungarian Jews have extremely sensitive “Jewdars” and can almost always pick one another out of a crowd. Or maybe they didn’t need to come out to one another; the background simply didn’t need to be discussed. I’d also say that with my parents’ friends, there were virtually no gentile Hungarians in that crowd, with the exception of those who married in. All that shared experience and that shared secrecy – the unspoken affinity, as you put it – turned out to be very sticky glue.

Creet: Kingston, Ont., was a very Anglo-Protestant place when my parents arrived in 1958. There weren’t many other Hungarians around, so my parents gravitated toward other Europeans. My father was an odd duck, as well. He was an Armenian who had grown up in Calcutta, but had a British accent and passed well. Of the family’s closest friends, one was Polish and one Italian – both survivors, though neither had been in the camps. When I talked to them after my mother’s death, they both professed complete surprise about her past. My mother’s few Hungarian friends were certainly Jewish (including “Aunt” Ila, who had been a close friend in Hungary), though again, it would be years before I figured that out.

Lorinc: I like to joke that after coming to Canada, my parents eventually went into hiding in Lawrence Park, which was in many ways a Judenfrei zone. A few of their neighbour friends eventually put two and two together, but most didn’t. I, in turn, had friends from growing up whom I never told, at first because I had been told not to, and then later because it just felt awkward and strange to bring it up. The first time I wrote about this topic in public was in the introduction of a book I published in 2005. I remember meeting one of my oldest friends – we’d known each other since kindergarten, 33 years by that point – and his first reaction was, “John, I never knew.”

Creet: I find it really interesting that John and I started our public explorations of hidden Jewishness around the same time. I believe that being public about these stories is an important strategy for countering the shame that comes with a combination of trauma and secrecy. At least one of my siblings strongly disagrees with me on this question and would have much preferred if I had not made our mother’s story public in any way. But, for me, learning to be able to talk about this very difficult history has been a crucial step in my ability to come to terms with it in some way, and to work through the traumatic effects of secrecy itself.

Lorinc: I would add only that the secrecy has created this paradoxical condition, which is that it was the engine of my curiosity about this history, and also a kind of organizing principle for one aspect of my sense of identity. So while I strongly believe that secrets are almost always corrosive, I don’t know that I’d describe this one as a poisoned chalice, because it has caused me to learn about a history that was, and is, well worth knowing.

Creet: I absolutely concur. As difficult as it has been to sort through the emotional, familial and historical entanglements of this secret, I would not be who I am, nor would I have done the creative and scholarly work that I have, had I not had to grapple with this inheritance.

Julia Creet and John Lorinc will speak May 31 at the Lipa Green Centre in Toronto.

http://www.cjnews.com/perspectives/opinions/discovering-the-hidden-secrets-of-our-past


Revenir en haut
guest
Super Membre
Super Membre

Hors ligne

Inscrit le: 10 Avr 2011
Messages: 1 623
Point(s): 4 354
Moyenne de points: 2,68

MessagePosté le: Ven 10 Aoû 2018 - 13:40
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

Bir zamanların Sovyetlerinde yazar olmak!...




Aleksey German (1936- 2013) tanınmış bir Rus yönetmeniydi. Oğlu da aynı adı taşıyor ve o da 2003’den beri film çekiyor. Karşımızda onun beşinci uzun filmi var.

Anlatılan bir Rus yazarının hikâyesi. Sergey Donatoviç Dovlatov (1941-1990) Rusya’nın Brejnev yönetimindeki yıllarında yaşamış. Stalin’in ölümünden sonra kısa bir dönem için görece bir özgürlük yaşamış olan ülke, Brejnev’le birlikte yeniden tam bir baskı rejimi altına girmişti.

Film 1971 yılında karlar altındaki Leningrad kentinde geçiyor. Anlatılan altı günün hikâyesi. Dovlatov yetenekli bir sanatçıdır, ama rejim koşullarına uymak istemez.

Elbette onca büyük yazar yetiştirmiş bu ülkede sanat tümüyle yok edilemez, o isimler de unutturulamaz. Nitekim rejim propagandası için bir gemi dekoru önünde çekilen bir filmde Tolstoy, Puşkin, Gogol, Dostoyevski de vardır: yani onların kılıklarına bürünmeye çalışmış, yeteneksiz, üstelik kimileri sarhoş sözüm ona aktörler...

Ama Dovlatov bu film için aldığı bir tanıtım metni yazma görevini yapamaz, buna eli varmaz. Oysa bu en azından boşandığı annesiyle yaşadığı için ancak birkaç saat görebildiği kızına bir oyuncak ayı almak için gereken paraya kavuşmasını sağlayacaktır.

Aynı biçimde, gerçek edebi dergilere yazamadığı için, ancak iş bulabildiği ‘fabrika dergileri’ne de yazamaz. Çünkü bunların genelde kadın yöneticileri ondan “pozitif şeyler yazmak ve güçlü, büyük kahramanlar yaratmak” şartıyla yazı alırlar.

Ve hele güzel bir aktrisin tanıştırdığı o ‘patron’. O nüfuzlu adamın isteği daha basittir: Hayranı olduğu antik Yunan dönemi üzerine bir destan yazması!.. Ama yazardan öyle bir yanıt alır ki...

Aslında hala okuyan bir halktır bu... Nitekim Faulkner, Steinbeck, Hemingway gibi Amerikan yazarları çevrilir, okunur. Ama örneğin Gunther Grass, Hans Fallada, Nabokov (hele Lolita!) ve elbette Soljenitzin gibileri kesinlikle yasaktır.

Ancak hayat devam etmektedir. Yönetmenin büyük bir canlılıkla sunduğu o Leningrad gecelerinde, barlarda edebiyat konuşulur, Amerikan cazı çalan kulüplerde dans edilir. Komşu Finlandiya’dan gelen güzel kızlar iç çamaşırı, külotlu çorap, parfüm gibi şeyler getirip karaborsada satar. Ve genç Dovlatov istediği Pink Floyd albümünü getirmedikleri için kızar!..

Bu ilgi çekici filmin temel özelliği kuşku yok ki tümüyle yazmak ve yazarlık eylemi (tutkusu da diyebiliriz) üzerine olması. Böylece film (zaten amaçlamadığı) bir yazar biyografisi olma çabasını aşıyor. Ve soruna daha geniş bir bakış açısından yaklaşıyor.

Ama tüm o sıcak iç mekan çekimlerine, komik anlara ve belgeselci üsluba karşın dramatik, hatta trajik anlar da var. Örneğin emekçi-yazarın ilgi gören bu etkinliğini bir kırık aşk macerası yüzünden bırakması. Dovlatov’un aslında onca sevdiği ülkesini kader arkadaşı şair Josef Brodsky ile birlikte bırakıp ABD’ye göçme kararını alması (Nitekim orada, New York’ta ölecektir: 1990 yılında...Yani tam da komünizmin çöküş yıllarında!..)

Ve herhalde en acıklısı: Ressam dostlarının tutuklanıp götürülürken polisin elinde ölüp gitmesi...

Ayrıca yazarın sonradan tescil edilmiş tüm yeteneğine karşın yazmak uğruna onca çekmesi de acaba yarı Yahudi- yarı Ermeni olmasından mı kaynaklanıyordu? Sovyet rejimi diğer günahlarının yanı sıra ırkçı damgasını da mı hak ediyordu? Gel de yanıtla...

Bu gerçekten sıra dışı film herkese göre olmayabilir. Ama anlattığım temalara ilgi duyanlar kaçırmasın.

Atilla Dorsay aldorsay@yahoo.com

https://t24.com.tr/yazarlar/atilla-dorsay/bir-zamanlarin-sovyetlerinde-yazar-olmak,20225

DOVLATOV X X X ½



Yönetmen: Aleksey German Jnr
Senaryo: A. German Jnr, Yulia Tupikina
Görüntü: Lukasz Zal
Oyuncular: Milan Maric, Danila Kozlovsky, Helena Sujecka, Artur Bestchastny, Elena Nyadova, Anton Shagin, Svetlana Khodchenkova

Rus-Sırp-Polonya yapımı


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 25 Oct 2018 - 10:52
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri
Répondre en citant

Ekmek ve Ateş Düşleri: Büyümenin ve karşılaşmanın romanı

Nancy Kricorian’ın Aras Yayıncılık’tan çıkan “Ekmek ve Ateş Düşleri” adlı romanı 1982-83 yıllarında geçiyor ve Ani Silver adlı bir genç kadının hikâyesine odaklanıyor. Romanın başkişisi, yarı Yahudi yarı Ermeni bir genç kadın olan Ani'nin hayatı, Paris’te bir rastlantı sonucu çocukluk arkadaşı ve uzaktan akrabası Van'ı görmesi ile değişecektir...



Ermeni fotoğrafçı Maryam Şahinyan'ın, Birinci Dünya Savaşı'ndan 1985'e dek oluşturduğu arşivden bir kadın fotoğrafı. / Fotoğraf: Maryam Şahinyan


Nancy Kricorian, “Ekmek ve Ateş Düşleri” romanında bir genç kızın büyüme sancıları ile 1915’te Ermenilerin uğradığı kıyımla tanışmasını anlatıyor.

Kitap tanıtım yazıları genellikle yeni çıkan kitaplar hakkında olur. Diyelim 6 ay önce yayımlanmış bir kitap bile eski yayınlardan sayılıyor. Bu nedenle kitap hakkındaki yazı çok önemli değilse, gazetelerin kitap eklerinde hatta dergilerde, genellikle yayımlanmaz. Ama bazı kitaplar, elde olmayan nedenlerle geç ulaşıyor, geç okunuyor ve değerinden kesinlikle bir şey kaybetmemiş oluyor.

Nancy Kricorian’ın Aras Yayıncılık’tan çıkan “Ekmek ve Ateş Düşleri” adlı romanı gibi. Roman geçen yıl yayımlandı. Ancak ben yeni okuyabildim. TÜYAP Diyarbakır Kitap Fuarı olmasa, Aras Yayıncılık fuara katılmasa romanı belki de hiç okuyamayacaktım. Çünkü kitapla ilgili okurun merakını dürten, kitabı edinmek için heveslendiren bir yazıya da rastlamamıştım.

Aras Yayıncılık standında gençlerin yanı sıra kocaman bir kahkaha gibi duran Yetvart Tomasyan ve dünyanın en güzel gülümsemelerinden birine sahip olan eşi Payline duruyordu. Yeni roman ve öykü kitaplarını sordum. Elime tutuşturdukları kitaplardan biri de “Ekmek ve Ateş Düşleri”ydi.

Amerika’da yaşamak zorunda kalan Ermeni yazar denildiğinde, sanırım edebiyat okurunun aklına ilk gelen isim, William Saroyan’dır. Onun enfes öyküleri, Amerika’ya göç etmiş Ermenileri çok iyi anlatır. Ailesi Bitlis’ten Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasına göç etmiş ve Saroyan 1908’de burada doğmuştu. Dolayısıyla ailenin memleket hasretine, uyum konusundaki bocalamalarına tanıklık etmişti ve bunları çok iyi anlatmıştı öykülerinde.
Nancy Kricorian da Amerika’da doğmuş bir yazar. Kitaptan edinilen bilgiye göre Massachusetts eyelatinin Watertown kentinde, Ermeni toplumunun içinde büyüdü. Ailesi 1915’ten önce Adana ve Mersin’de yaşıyordu.
Saroyan’la benzer bir kaderi paylaşıyordu yazar ve öncelikle “Ekmek ve Ateş Düşleri”ni okumamın nedeni de bu oldu. Romanı okumaya başlarken iki yazarı karşılaştırmak gibi anlamsız bir niyetim yoktu elbette. Romanı bitirdikten sonra da olmadı. Kitapları Aras Yayıncılık’tan çıkan Saroyan’ı hatırlamam/hatırlatmam akıldan çıkmaz öyküleriydi sadece.

BİR GENÇLİK ROMANI

Ekmek ve Ateş Düşleri, Nancy Kricorian, syf. 272, Çev.: Yeşim Burul, Aras Yayıncılık, Ekim 2017.

“Ekmek ve Ateş Düşleri”nde olaylar 1982-83 yıllarında geçiyor ve Ani Silver adlı bir genç kadının hikâyesine odaklanıyor. Romanın başkişisi Ani, yarı Yahudi yarı Ermeni bir genç kadındır. Yahudi olan babası, bir Ermeni kadınla evlendiği için ailesi tarafından reddedilmiş hatta onu öldü kabul edip yasını bile tutmuşlardır. Ani, çocukken bir trafik kazasında babasını kaybeder. Dul annesi, Ani’yi de yanına alarak New York’tan Ermenilerin yoğun yaşadığı Watertown’a, baba evine döner. Böylece Ani, Yahudi olan baba tarafını hiç tanımaz ama Ermeni ailesinin içinde büyür.

Ani’nin “baba” dediği dedesi ve ninesi, geldikleri yerden, asıl memleketten hiç söz etmezler. Arada Türkçe ve Ermenice kelimeler, cümleler kullansalar da Ermenilerden ya da Watertown’a nasıl ve neden geldikleri hakkında hiç konuşmazlar. Hal böyle olunca Ani, ailesinin geçmişinden hatta Ermenice’den bihaber büyür.

Bir öğrenci değişim programıyla geldiği Paris’te, ilk aşkı Asa tarafından terk edilir. Asa zengindir, uyuşturucu kullanır, dağcıdır ve Ani’yi defalarca aldatan bir gençtir. Romanın ilk bölümleri bu aşk acısının yanı sıra bir genç kadının bedenini ve duygularını tanıma sancısıyla ilerler. Bu nedenle “Ekmek ve Ateş Düşleri”, yer yer Ani’nin ailesi hakkında ipuçları verse de, ilk bölümleri bir gençlik romanı tadında ilerliyor.

ANİ, VAN İLE TANIŞIYOR

Paris’te zengin bir ailenin yanına yerleşir Ani. Kendisine verilen oda karşılığında ailenin küçük kızına bakacaktır. Tanımadığı bir aileye, bir şehre, bir okula alışmaya çalışırken terk edildiğini bir mektupla öğrenen Ani, içine düştüğü yalnızlık duygusundan kurtulmak için yeni arkadaşlar bulur elbette. Öte yandan yazar, geriye dönüşlerle Ani’nin ailesiyle kurduğu görünmez bağları da hissettirir.

Paris’te, bir rastlantıyla karşılaştığı çocukluk arkadaşı ve uzaktan akrabası Van, Ani’nin hayatını büsbütün değiştirecektir. Ani, Ermeni olmayı, ASALA’yı, şiddeti, bir ideolojiye adanmışlığı Van’la Paris’te karşılaştıktan sonra öğrenecektir. Asla unutamayacağını sandığı Asa’yı da Van sayesinde hatıraların rafına kaldıracaktır. Ama öte yandan Van, tehlikeli bir yol çizmiştir kendisine ve Ani, âşık olduğu genç adam için daha önce hiç duymadığı endişeler içinde bulur kendisini.

KÖKLERE YOLCULUK

Ancak Van sadece bir aşk vermemiştir Ani’ye, köklerini irdeleme merakı duymasına da neden olmuştur. Paris’ten Watertown’a döndükten sonra nerede olduğunu bilmediği Van için endişelenirken, dedesi ve ninesinin hikâyesini de öğrenmeye çalışır. Ermenilerin 1915’te yaşadıklarını öğrenmek ve tarafsızlığını korumak için Türk ve Ermeni yazarların kitaplarını edinir.

Ani’nin köklerine olan yolculuğu başlamıştır ve bu hiç kolay değildir. Yaşadıklarıyla ilgili o zamana kadar hep susmuş olan dedesi ve ninesi, Ani’nin merakının ciddi boyutlara ulaştığını görünce, kendi hikâyelerini değişik yöntemlerle anlatırlar. Ani’nin bulunduğu ortamlarda şiddetin türleri hakkında tartışmalar yapılır.

Ancak Ani’nin köklerine doğru yaptığı yolculuk bununla sınırlı kalmayacaktır. Üniversiteye devam etmek için gittiği New York’ta, babasının ailesini de bulmak, onlarla tanışmak ister. Bir Ermeni kadınla evlendiği için ailesinin öldü kabul ettiği babasıyla ilgili çok az hatırası vardır Ani’nin ve bu tanışma sayesinde onu biraz daha yakından tanımayı umut eder. Bunu halası ve halasından çaldığı bir fotoğraf albümüyle gerçekleştirecektir. Fotoğraf albümü, köklerine ulaşmayı simgeleyecektir.

BİR ÖZRÜ ÇOK GÖRMEK

Bir genç kadının hikâyesinden yola çıkan “Ekmek ve Ateş Düşleri” Ermenilerin 1915’te yaşadıkları, ASALA’nın eylemleri, kıyımdan kurtulabilmiş insanların memleket hasreti ve gittikleri yerde tutunma çabası, Türkiye’nin kırımı inkar etme politikasının yarattığı duygu üzerine bir kez daha düşünmeye olanak sağlayan bir roman. Ebeveynler, çocuklarını korumak için, yaşadıkları trajediyi gizlemek istese de, eninde sonunda geçmiş bir şekilde çıkıyor insanın karşısına. Ani’nin hikâyesini anlatan roman, bunu çok iyi gösteriyor.

Nancy Kricorian olabildiğince yalın bir dille, merak duygusunu diri tutan bir kurguyla akıcı bir romana imza atmış. Ani, Van ve çevrelerindeki insanların sahiciliği ve diyaloglardaki başarı, okurun kendisini romanın içinde hissetmesine olanak sağlıyor.

Nancy Kricorian, romanın bölüm başlıklarını “Ermeni yurdu yetim yurdu”, “Yalnızlık Allah’a mahsustur”, “Dili uzun olanın ömrü kısa olur”, “Eşeğe altın semer de vursalar, eşek eşektir” gibi deyimlerden seçmiş. Bu deyimler hangi halka ait, bakılabilir elbette. Ama o kadar yerleşmiş ki bu coğrafyada yaşayan bütün halkların diline, böyle bir araştırma yapmak anlamsız geliyor. Bunu belirtmemin nedeni ise Kricorian’ın Türkiye’yi bildiğine vurgu yapmak içindir.

Ani ve Van romanın iki kahramanının isimleri. Romanın satırları arasında ilerlerken, yazar ifşa edinceye kadar pek dikkat çekmiyor ama isimlerden biri Kars’taki Ani’nin diğeri de aynı bölgedeki Van şehrinden ismini almışlardır. Göç etmek zorunda bırakılmış insanlar tarafından, tıpkı deyimler gibi, isimler de unutulmuyor ve bir şekilde yaşatılıyor.

Vecdi Erbay verbay@gazeteduvar.com.tr

https://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2018/10/25/ekmek-ve-ates-dusleri-buyumenin-ve-karsilasmanin-romani/


Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 01:38
MessageSujet du message: Ermeni asıllı Yahudiler / Yahudi Ermeni İlişkileri

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> News et articles - Լուրեր, Յօդուածներ - Haber ve makaleler -> Discussions / Débats - Քննարկում - Tartışma/Düşünceler Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7
Page 7 sur 7
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com