Welcome Guest: S’enregistrer | Connexion
 
FAQ| Rechercher| Membres| Groupes
 
Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
 
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  >
Sujet précédent :: Sujet suivant  
Auteur Message
mafilou



Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896

MessagePosté le: Mar 26 Mai 2015 - 00:42
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Revue du message précédent :

BARDISBANIAN KÖŞKÜ (E.Ü. YEŞİL KÖŞK )-BORNOVA

20. yüzyılın son çeyreğinde kullanılan Pandispanya Köşkü isminden sonra, günümüzde Yeşil Köşk adıyla bilinen yapının, 19. yüzyılın son çeyreğinde ithalat ve ihracat işleriyle uğraşan İzmirli tüccar D. A. Bardisbanian tarafından yaptırılmış olduğu tahmin edilmektedir. Yapıldığı dönemde komşu diğer birkaç köşk gibi Bornova tren istasyonunun karşısında, Bornova ovasına açılan tarım arazilerinin başında yer almaktaydı.
19. yüzyılın sonlarında Fransaya göç ettiği söylenen Bardisbanian Ailesinden köşkü devralan Gasparian Ailesinin de İzmirden ayrılmasından sonra Bornova Ziraat Mektebi için kamulaştırılarak kullanılmış olan köşk, 1949 yılında T.C. Maliye Hazinesine devredilmiş, 1990 yılında Ege Üniversitesine geçmiştir. Bina, 1955 yılında Ege Üniversitesinin kuruluşuyla 1955-1972 yılları arası E.Ü. Ziraat Fakültesi Zirai İşletmecilik ve Ekonomi Kürsüsü olarak hizmet vermiştir.
1986 yılındaki onarımı sonrası bir süre üniversiteye gelen üst düzey ziyaretçiler için konukevi işlevi görmüş olan köşk, 1993 ve 1995 yıllarındaki onarımlar sonrası, günümüzde üniversitenin akademik ve idari personeli ile öğrencilerine kafeterya ve restoran olarak hizmet veren bir sosyal tesis olarak kullanılmaktadır.

http://www.erolsasmaz.com/?oku=828

Revenir en haut
Publicité






MessagePosté le: Mar 26 Mai 2015 - 00:42
MessageSujet du message: Publicité

PublicitéSupprimer les publicités ?
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Mer 27 Mai 2015 - 19:27
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant



FOTOĞRAF - İZMİR - ERMENİ MAHALLESİ - DEĞİRMENDAĞI ÇEŞMESİ - SU KÜLTÜRÜ
Değirmendağı caddesinde yer alan çeşme başında su içmek ve doldurmak için bekleyen insanlar. Çulhazade Biraderler.


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Dim 7 Juin 2015 - 03:39
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Gelmedik, çünkü hep buradaydık



Rita Ender
29.05.2015

Yabancı bir isimle yabancısı olunmayan yerlerde yaşamak ve isimlerimiz üzerine, Teodora Hacudi’yle söyleştik.
‘‘Ruha gelince,
tanıyacaksa kendini,
bir başka ruhun
derinliklerine bakması gerek:
hem yabancı, hem düşman, aynada gördük onu.’‘
Yorgo Seferis
  
‘Teodora’ ne demek?
Tanrı’nın hediyesi... Antik Yunan’da da var, Bizans’ta da var. Bizans’ta çok ünlü tanrıçaların da adı Teodora. Türkçe karşılığı Hüdaverdi.

Size bu ismin verilmesinin bir hikâyesi, özel bir nedeni var mı?
Teodora, annemin anneannesinin ismi. Bir neden daha var: Biz iki kardeşiz, ağabeyim benden sekiz yaş büyük. Annem, ağabeyimden sonra beş doğum yapıyor ve beş bebeğini de kaybediyor. Ve sonra, ileri yaşlarda bana hamile kalıyor. Doktorlar “Bebeğin yaşama ihtimali yok, senin de hayatın çok ciddi tehlikede” demişler. Ben yaşayınca, ailem beni Tanrı’nın hediyesi olarak görmüş. Annem hep böyle anlatırdı... Benim kızımın isminin de hikâyesi oldu. Kızımın iki ismi var: Annemin ismi Eleni idi, başka bir isim düşünemezdim, otomatikman onu verdim. Bir de, çok zor çocuk sahibi olduğum ve kızım altı aylık doğduğu için onu Meryem’e, Meryem Ana’ya adadım, ‘Maria’ dedim. Yani benim kızım iki annemin ismini de taşıyor; kendi annemin ve Meryem annenin... 

Aileden birinin ismini çocuğa verirken, uyulması gereken bir kural veya öncelik sırası var mı?
Bizdeki âdete göre çocuğa, anne ve babaların isimleri verilir. Geleneğe göre, önce erkeğin annesinin, babasının ismi konur. Bir arkadaşım, annesiyle aynı ismi taşıyordu ve babaannesinin ismi de aynıydı. Yani babasının hayatında üç tane kadın vardı, üçü de Anastasia... Birçok ailede bu konuda sorun yaşanıyor; yok “Benim annemin adı olacak”, yok “Senin annenin olacak” diye. Bir de, yine geleneğe göre, vaftiz oluncaya kadar çocuklara isimleriyle hitap edilmez. Kızlara ‘beba’, oğlanlara ‘bebi’ yani ‘bebek’ denir. Vaftiz olduktan sonra, çocuk ismiyle anılmaya başlar. Tören sırasında, çocuk suya batırılıp çıkardıktan sonra, “Tanrı’nın kulu Teodora vaftiz edildi” denir.

Tanrı’nın kulu olarak vaftiz edilen Ortodoks çocukları için isim günleri de özel, değil mi?
Tabii... Hıristiyan isimleri, aziz ve azizelerin isimleridir. Kişiyi ismini taşıdığı azizin-azizenin koruduğuna da inanılır ve Yunanlılarda, Ortodokslarda doğum gününden çok isim günleri kutlanır. Kosta’nın doğum gününü bilmezsin belki ama isim gününü mutlaka kutlarsın. İsim gününde bir parti olur, ev açık olur, yemek verilir, ikramlar, hediyeler... Yani bizler için isim günleri, doğum günlerinden daha önemlidir. Benim isim günüm, büyük oruç döneminin ilk cumartesisidir. Bazı isim günleri, Paskalya’ya göre, her yıl değişir, bazıları sabittir. Kızımın Maria isminin günü 15 Ağustos, Eleni isminin günü ise 24 Mayıs. 

Konu komşu da isim gününüzü kutlar mı?
İsim gününün ne olduğunu bilmiyorlar... 

Türkiye’de, İzmir’de Teodora ismiyle yaşamak nasıl bir şey?
Türkiye’de yabancı bir isimle yaşamak çok zor. İnsanlar bir türlü anlayamıyorlar. Öncelikle söyledikleri şey şu oluyor: “Aa, siz ne kadar güzel Türkçe konuşuyorsunuz.” Pardon?! “Ben Türk vatandaşıyım ve Türkiye’de doğdum” diyorum, bu sefer şunu soruyor: “E sizinkiler ne zaman gelmiş?” Hiçbir zaman gelmediler, çünkü hep buradaydık. Annem, babam, dedem, hepsi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı. “E ondan önce?”, “Ondan önce Osmanlı.” “Ondan önce?”, “Bizans”... Bizim bu topraklarda olduğumuzu bir türlü anlayamıyorlar. Bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı nasıl İslam dışından bir dinden olur, hâlâ onu da algılayamıyorlar. Bunu Türkiye geneli için söyleyebilirim ama İzmir’de daha farklı. Böyle değil. Hele benim doğup büyüdüğüm, yaşadığım bölgede; Alsancak’ta farklı kimliklerden o kadar çok gayrimüslim vardı ki... Musevi, Levanten, Ortodoks... Burada daha doğal karşılanıyordu. Fakat bence İzmir dışında bir yerde bunu anlatmak çok zor. 

Bu zorluk çalışma hayatınıza nasıl yansıyor?
Ben Kültür Müdürlüğü’ne bağlı ‘Kent Tarihi’ biriminde çalışıyorum. Azınlıklarla ilgili araştırmalar, projeler üzerine çalışıyorum. Bu projeleri yaparken bu ismi taşımak keyifli. Şunu fark ediyorum ki, Türk-Yunan ilişkileri acı bir olayla, 17 Ağustos 1999 depremiyle değişti. Deprem, iki halka da düşmanlığın ne kadar saçma olduğunu ve birbirine çok yakın ve komşu halklar olduklarını kanıtladı. Fakat biz Rumlar, bugün Türkiye genelinde çok azız. Anadolu’nun en kadim toplumlarından biri olsak da, ciddi medeniyetlerin mirasçısı olsak da, şu anda 2300 civarında bir nüfusumuz olduğu söyleniyor. Kelaynak kuşları gibiyiz, nesli tükenmekte olan bir kültür... Bu yüzden şimdilerde insanların yaklaşımı, bakışı çok farklı. Öncelikle, bizi tehlike olarak görmüyorlar. Belki sayımızın az olduğu için, belki artık tehlike olmadığımızı anladıkları için... Hatta, hiç tahmin edemeyeceğim iltifatlar alıyorum. Sadece Rum olduğum için yaklaşanlar, Yunanca konuşanlar, bildikleri kelimelerle seninle iletişim kurmaya çalışanlar... Ama bu yeni bir süreç ve tabii, değişmeyenler var. Birçok insan için sen diğerisin, başkasın, başkasısın. İlkokul çağından itibaren isminle dalga geçiliyor. Bunu ben de yaşadım, kızım da yaşıyor. O ismi taşıyan kişi olarak senin bir mirasın, bir kültürün, bir kimliğin var. Bu tür sıkıntılar yaşamamak, korumak ve korunmak için kendimize yabancı isimler koymayı veya isimlerimizi Türkçeleştirmeyi ben kabul etmiyorum. Türkçe isim koymanın bir ‘koruma’ meselesi olduğunu şuradan biliyorum: Selçuk’ta çalışırken, orada Yugoslavya göçmeni, çok sevdiğim bir Ümmet amcam vardı. Onunla sözlü tarih çalışmaları yapmıştık. Bana “kızım” diye hitap ederdi. Bir süre sonra ‘Selda’ demeye başladı. ‘‘Niye bana Selda diyorsun Ümmet Amca?’‘ dedim, “Teodora’yı yanlış anlarlar, seni üzerler, sana kimse zarar vermesin” diye yanıt verdi. Onun benim kimliğimle hiçbir sorunu yoktu; aksine, Hıristiyan olmam bizi bir şekilde birbirimize yakınlaştırmıştı. Ve beni korumak için, bana bir Türk ismi vermişti –kendi torunun ismi... Niye? Benden ‘Teodora’ olarak bahsederse, diğerlerinin bana zarar verebileceği düşüncesiyle. Onlar da farkındalar, hele eski nesil... Farklı bir kimlikten, farklı bir inançtan olanın dışlandığının, hakarete uğrayacağının, zarar görebileceğinin farkındalar. 

Bu farkındalık ve isminizle ilişkili bir tehlike sezinliyor olmak sizin için ne ifade ediyor?
Alıştım. Evet, bazen bir şeyleri savunmak zorunda kalıyorsunuz ama bazen de komik durumlar oluyor. Mesela birini arıyorum, “Filanca beyle görüşebilir miyim? İsmim Teodora” diyorum; “Adınızı alabilir miyim?” diyor. ‘‘İsmim Teodora” diyorum; “Hanımefendi, nereden aradığınızı sormuyorum, isminizi öğrenebilir miyim?” diyor. Bir de, Teodora uzun bir isim olduğu için, birçok arkadaşım bana “Teo” diye hitap ediyor fakat Teo, Teoman’ın da kısaltması olduğu, için beni erkek zanneden çok oluyor. “Teo Bey’le görüşebilir miyim?” diyor, “Buyurun, benim ama bey değilim” diyorum. Orada da bir kopukluk oluyor.
 
http://www.agos.com.tr/
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 7 Avr 2016 - 20:19
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant



Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Jeu 21 Juil 2016 - 09:42
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant



Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Dim 24 Juil 2016 - 02:52
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

İzmir Ermeni Hastanesi

Ardziv Makriküği
12/06/2016 
http://ermenikulturu.com/izmir-ermeni-hastanesi/

İzmir Ermeni Hastanesi hakkında ulaştığımız ve Türkçe’ye tercüme ettiğimiz makale 11 Mart 1900 tarihli Masis dergisinde Doktor Vahram H. Torkomyan tarafından kaleme alınmış. Doktor Avrupa seyahatleri öncesi İzmir’e uğrayıp özellikle İzmir Ermeni Hastanesi’ni ziyaret etmiş. Hastanenin gelişmesi için öneriler sunmuş. Yazının sonunda yoksul hastalar hakkında paylaştıkları ise adeta tıp tarihi açısından bir itiraf niteliğinde…

İzmir Ermeni Hastanesi

Avrupa’ya doğru gerçekleştirdiğim yolculuklarım sırasında, İzmir’e uğrama fırsatı bulduğum her seferinde, asla ikilemde kalmadan Ispartalıyan Yardım Kuruluşunun “anıt-yadigârı” olan o muhteşem binayı, Azkayin S. Lusavorçyan Hastanesini (Surp Lusavoriç Ermeni Hastanesi) gidip görürüm.
Yirmi yıllık bir dönemde üç kere orayı ziyaret ettim.



İzmir Ermeni Hastanesi makalesinin yer aldığı Masis dergisi

 İlk ziyaretim 1879 Ekim’inde, Tıp öğrencisi olmak için Paris’e doğru yola çıktığımda yaptım. Hayatımda ilk defa bir hastane görüyordum ve itiraf etmeliyim ki, derin bir üzüntü yaşamış, şiddetli kalp çarpıntısıyla ancak o yataklara yaklaşabilmiştim ki, o yataklarda dehşet içinde zayıf, solgun, gülmeyen ve acı çeken yüzler görmüştüm. Orada uzun süre duramadım ve İzmir Ermeni Hastanesi hakkında herhangi bir fikir edinemeden, dışarı çıktım, aceleyle gemime gittim ve şans eseri az sonra gemim İzmir’den ayrıldı.İkinci ziyaretimi 1889’de, üç-dört yıllık doktorken yapmıştım. İstanbul’dan Paris’e Fuar’ı (*) görmeye gidiyordum. Güzel bir Haziran sabahı İzmir Ermeni Hastanesi’ne gittim. Kapısından içeri adımımı attığımda aklıma ilk ziyaretimde yaşadığım hüzünlü anlar geldi. Fakat bu sefer öğrenci değil doktor olmuştum. Merdivenlerinde yukarı gururla çıkıyordum ve keskin bakışla dört bir tarafı gözlerim tarıyordu. Orada çeşitli yenilikleri memnuniyetle görmüş olmama rağmen, epeyce fazla olan gözlemlerimi Hastane’nin Müdürüne açık sözlülükle söylemekte ikileme düşmedim. Aynı zamanda Hastane Mütevelli Heyeti’ne de, Ispartalıyan isminin sönmemesi ve onların kurmuş olduğu hastaneyi Avrupa’daki benzer kuruluşların seviyesine getirmek için yazdım.
O günden itibaren on sene geçti. Geçen sene Haziran ayında Fransa yolculuğumda tekrar İzmir’den geçme şansım oldu. Karaya çıkar çıkmaz, ilk isteğim adımlarımı Surp Lusavoriç Hastanesi’ne (İzmir Ermeni Hastanesi) yönlendirmek oldu. Eski bir dostu görmeye gider gibi oraya gittim. Zamanım kısıtlıydı, fakat hastanenin herbir köşesini dolaşmak için çaba gösterdim. Hastaların, bağımlıların ve akıl hastaları bölümelerini tek tek ziyaret ettim. Cerrahi müdahalelerin yapıldığı salonu, eczaneyi, banyoyu, mutfağı vs. vs. her yeri gördüm ve her yer çok düzenli ve düzgündü.
Her taraf tertemizdi. Bütün bina adete gülümsüyor ve gülüyordu. Hastane veya hastaların konakladıkları bir yer değil adeta ailevi bir ortamda şifa veren eller, annelerin, babaların, ablaların ve abilerin elleriydi. Eski ziyaretlerimden bu yana çok şey değişmişti.
Orada yaşlıları, mezarlık kenarında selam veren bunamış insanlar gördüm. Görmüş oldukları bakım Avrupa’daki huzur evlerinin bakımı ile aynı düzeydeydi. Düzenli olarak tedavi gören akıl hastalarını gördüm. Hastaları, nefes nefese eriyen veremliler, kadınlar, çocuklar, hüzünlü ve acınası halleri içinde tıbbi bilgilerin ithal ettiği ustalık sayesinde ağrıları diniyordu. Bu yenilikleri görerek büyük ölçüde memnun kaldım. Bu yeniliklerin bugün olduğu gibi sonsuz kadar da devam edeceğini ümit ediyorum. Mutsuz olduğum tek nokta ise Hastanenin yeni kuvveti, yeni ruhu olan Doktor Ispartalıyan’ın, Avrupa’da bulunduğu için hastanede olmamasıydı.
Surp Lusavoriç Hastanesi’nden (İzmir Ermeni Hastanesi) fakir hastaların İzmirli Ermeniler sayesinde o kadar iyi tedavi görmelerini, bana eşlik eden Mütevelli heyet görevlilerine samimi bir şekilde teşekkürlerimi ilettirken Hastane yönetiminin Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastenesi ile rakip olma çabası içersinde olduğunu görerek mutlu mesut ayrıldım.
Hastaneden hemen gemiye dönerken, Dünya’da yoksul bir hastaya yardım etmekten daha faydalı bir şey var mı diye düşündüm.
Eğer Tıp sanatı asırlar boyunca ve bugün de gelişmeler olduğunu düşünüyorsanız, bu gelişmeler gariban ve yoksul hastalar sayesinde olmuştur. Evet, yoksul hastalar sayesinde. Onlar doktorların ve tıbbın günlük denekleri olurlar. Daha önceki bir yazımda (**) da yoksul hastaların şimdiye kadar büyük tıp keşiflerinin babaları olduklarını yazmıştım. Dünyaca meşhur doktorlar bilimsel tedavilerinin sonuçlarını onların üstünde denerler.
Yoksul hastalara saygı duyarak, minnettar hislerle sevmeli ve saygı duymalıyız. Onlara faydalı olmak için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız.

Doktor Vahram H. Torkomyan
 
(*) 1889 Paris Fuar’ı, (L’exposition Universelle de Paris de 1889)  6 Mayıs – 31 Ekim 1889 tarihleri arasında düzenlenmiştir. Fransız devriminin 100. yılı için düzenlenen Expo’da bir önemli ayrıntı da Eiffel Kulesi’nin bu Expo’nun giriş kapısı olarak inşaa edilmesidir. 6,342,446 kişi 6 ay boyunca ziyaret etmiştir.
(**) 1893, Badger Aşkharik Kraganutyan, 2. Cilt, Sayfa 14

[center]

E ile gösterilen İzmir Ermeni Hastanesi
Fotoğraflar,  http://www.levantineheritage.com/armenianmap.htm#1 web sitesinden alınmıştır.
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Dim 27 Nov 2016 - 23:47
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Gâvur İzmir’in Ermenileri




ZAKARYA MİLDANOĞLU
17.11.2012
http://www.agos.com.tr/tr/yazi/3319/gvur-izmirin-ermenileri

İzmir’e ilk gelen Ermeniler, Kadifekale semtinde, şehrin amfi tiyatrosunun yukarısında, sonraki Türk mahallesine yakın bir alanda yerleşerek bir şapel ve mezarlık kurdular. 1500’lere doğru bu tepelerden ayrılan Ermeniler, kentin merkezine, Kervan Köprüsü’nün çıkışına yerleşip bir Ermeni Mahallesi kurdular. Burası ileriki tarihlerde Haynots (Ermenilerin Yeri) olarak adlandırılan ünlü Ermeni Mahallesi olacaktı

Yüzbinlerce insan topyekûn çıldırmış, aklını yitirmiş olmalıydı ki, doğup büyüdükleri mahalleyi, vaftiz oldukları, evlendikleri kiliseleri, dirsek çürüttükleri okulları, binlerce kitabın, elyazmasının yer aldığı kütüphanelerini, derneklerini, matbaalarını, işyerlerini, mezarlıklarını yakıp yıksınlar.
1922 İzmir yangını hakkında pek çok araştırma, makale, belge yayımlandı. Dönemin yetkilileri, yazarları da anılarında bu yangın hakkında yazdılar. Devletin kalıplaşmış resmi tezi İzmir yangını için de kullanıldı. Gerçek niyeti gizlemek için yalan üzerine yalan söylendi. Düşmanlık, nefret, kin tohumlarına bir yenisi eklendi.
Aradan doksan yıl geçti. Milli Savunma eski Bakanı Vecdi Gönül, bundan birkaç yıl önce bir ifşaata bulundu: “Bugün eğer Ege’de Rumlar yaşamaya devam etseydi ve Türkiye’nin pek çok yerinde Ermeniler yaşamaya devam etseydi, bugün acaba milli devlet olabilir miydik?” Bu açıklama her şeyi fazlasıyla anlatmaya, açıklamaya yetiyordu aslında.
Bu tezlerin sahiplerinin anlayamayacakları başka bir şey de gerçekleşti. Bu topraktan kopartılanlar, gittikleri yerlerde Nor Zumirniya’lar, yani Yeni İzmir’ler kurdular. İzmir ise, geçmişiyle kıyasla çok daha renksiz, kimliksiz, çorak bir yerleşime dönüştü. Bugün düşmanlıklardan medet uman ulusalcı-milliyetçi damarın İzmir’de bu kadar güçlü olmasında, yörenin çok kültürlü tarihini sonlandıran gelişmelerin hiç mi rolü yoktur sizce?

Izmir’in geçmişi, daha ziyade Rum nüfusuyla bilinir; Ermenilerle ilgili bilgiler genelde satır aralarında dile getirilir. Bu dosya, satır aralarına sıkışmış İzmir Ermenilerinin tarihine mütevazı bir büyüteç tutmak, kentin kültürüne ne tür katkılarda bulunduklarının biraz olsun anlaşılabilmesi amacıyla yazıldı.


Ermenilerin şehirde ilk yerleştiği bölgelerden Kadifekale

İstanbul Patriği Mağakya Ormanyan’ın 1912’de yayımladığı nüfus verilerine göre Aydın vilayetinde 28.000 Ortodoks, 2.000 Katolik ve 200 Protestan olmak üzere toplam 27.200 Ermeni yaşamaktaydı. İzmir Ermeni toplumu Osmanlı Devleti’nin sınırlarını aşan bir role sahipti. Kentin ekonomik ve entelektüel hayatına Ermeni katılımı, nüfus oranlarına göre bir hayli yüksekti.
İzmir ve Ermeniler konusunda ilk yazılı kayıtlar Bizans İmparatoru Mihail Paleologos ile Cenovalılar arasında 1261’de İzmir’de imzalanan bir ticaret antlaşmasında yer aldı. Bu belge, Ermeni ticaret adamlarının yüksek vasıflarına vurgu yapıyordu.

Ermeniler İzmir’e nerelerden geldi

İzmir’e ilk gelen Ermeniler, Kadifekale semtinde, şehrin amfitiyatrosunun yukarısında, sonraki Türk mahallesine yakın bir alanda yerleşerek bir şapel ve mezarlık kurdular.
1500’e doğru bu tepelerden ayrılan Ermeniler, kentin merkezine, Kervan Köprüsü’nün çıkışına yerleşip bir Ermeni Mahallesi kurdular. Burası ileriki tarihlerde Haynots (Ermenilerin Yeri) olarak adlandırılan ünlü Ermeni Mahallesi olacaktı. Bu mahalle günümüzdeki İzmir Fuar alanın yer aldığı bölgeyi kapsamaktaydı.
16. ve 17. yüzyılda Celali İsyanları Anadolu ve Kafkasya’yı kasıp kavurduğunda, Nahçivan, Karabağ ve Yerevan’dan bin kadar Ermeni ailesi, canlarını kurtarmak için göç etti ve İzmir’e yerleşti.
17. yüzyılda I. Şah Abbas’ın sürekli ordu kurma girişimiyle Gürcü, Ermeni ve Çerkes çocukları tutsak olarak İran’a götürmesi ve izlediği sürgün politikasından kaçan Ermenilerin bir bölümü de İzmir’e yerleşti.
18. yüzyılda ise Sultan I. Mahmut, Osmanlı-İran savaşlarının en yoğun olduğu dönemde, günümüzdeki Ermenistan sınırları içinde bulunan Aşdarak, Oşagan ve kısmen de Anadolu’nun göbeğindeki Ankara’dan yaklaşık üç yüz aileyi İzmir’e getirdi.
Yine 18. yüzyılda, İsfahan’ın Afganlar tarafından yıkılmasından sonra, 1722’de Yeni Culfa’dan, 1740’a doğru Nahçivan’dan İzmir’e toplu göçler birbirini izledi.
19. yüzyılda ise güvenlik ve geçim derdinde olan Erzurum, Tokat, Kayseri, Tiflis, Bursa, İstanbul, Manisa’dan birçok Ermeni ailesi İzmir’e yerleşti. Anadolu’daki 1894-1896 katliamlarından ve 1909 Adana katliamından kurtulan yüzlerce yetim ve mülteci İzmir’e sığındı. Bu nedenle 1922 öncesinde İzmir’de birçok yetimhane vardı; hayır amaçlı geniş bir örgütlenme ağı mevcuttu.
1845 tarihli büyük İzmir yangınında Ermeni Mahallesi tümüyle yok oldu. 900 evden geriye sadece 37 ev kaldı. İşyerleri, Hıripsimyants Okulu, Surp Isdepanos Kilisesi, arşivleriyle birlikte yandı. İstanbul’dan gönderilen iki mimar, İzmir Ermeni mahallesini yeniden projelendirdi ve Haynots bu projeye göre yeniden ve çok daha modern bir şekilde inşa edildi. Böylece Anadolu topraklarında şehircilik açısından bir ilke imza atıldı.



Uluslararası ticarette İzmirli Ermeniler


İzmir Ermeni toplumu sınıfsal olarak farklı gruplardan oluşuyordu. Gündelik gelirle yaşayan alt sınıflar, genişçe bir ortadirek grubu, daha varlıklı mal-mülk sahipleri ve en üst tabakada da uluslararası ticaretle –manifatura, pamuk, buğday, üzüm vs– uğraşan kesim, Ermeni toplumunun sınıflı yapısı içerisinde yer alıyordu.
16. yüzyıldan itibaren, özellikle 17. yüzyılda İzmir, İstanbul, Venedik, Trieste, Livorno, Marsilya yolu ve Avrupa’nın Atlantik cephesinde Amsterdam, Londra’dan oluşan büyük ticaret ağında Ermeni tüccarlar da yer almaya başladı.
Bu tüccar grubunun başlıca faaliyet alanı ipek ticaretiydi. İpeği üreticiden toplayıp kervanlara taşıyarak, Halep ve İzmir’de takasını veya satışını yapıyorlardı. 16. yüzyılda küçük bir liman şehri olan İzmir, 18. yüzyıl başında Osmanlı topraklarının en büyük ihracat limanı haline geldi ve bunda Ermeni tüccarların çok önemli bir rolü vardı.
Ermeniler aynı zamanda iyi tacirler olarak ithalat ve ihracat alanında çok etkindi. İzmir’e kervanlarla gelen İran İpeği, Ankara keçisi yünü, Anadolu içlerine ait zanaat ürünleri Avrupa’ya gönderilir, oradan da işlenmiş ürünler, kâğıt, çuha, maden alınırdı.
Ermeni tacirler, Osmanlı sınırları dahilinde belli başlı limanlar dışında ticaret yapma yetkisine sahip olmayan Avrupalı tacirler için aracılık ederek ticarete dahil oluyordu.
1838 Osmanlı-İngiliz Ticaret Antlaşmasına kadar İngiliz tüccarlar tarımsal ürünlerin toplanması ve mamul malların iç piyasaya sürülmesinde, sahil kesimde Rumları ve Anadolu içlerine doğru da Ermenileri aracı olarak kullandılar.
İzmir’de, Amerikalı tacirler ve Ermeniler arasındaki ilişkiler de hayli canlıydı. Amerikan gemilerinin getirdiği kahve, şeker, baharat, boya gibi mallar Harput’taki, Erzurum’daki, Van’daki son noktaya Ermeni toptancı, perakendeci, komisyoncu, aracı ve simsarlar aracılığıyla ulaşıyordu.
1890’lı yıllarda İzmir’in ünlü tüccarlarından Garabet Arabyan Efendi, yabancı tacirlerin de desteğiyle özel borsa girişimini başlattı ve Kordon’da bir borsa binası inşa etti.
İzmir’in Basmahane semtinin kurulması ve gelişmesinde de Ermeniler önemli bir rol oynadı. 1790 yılında, Sultan Selim’den basma kumaş dokuma fabrikası kurma izni alan Ermeniler, uzun bir süre bu sektörü tekellerinde tuttular.
Ermeni tacirler Avrupa’da özellikle Londra ve Manchester ile doğrudan ilişki içindeydi. Garabet Ekizyan, Manchester’e giderek 1860 yıllarında B. Babo firmasını kurdu ve onun ardından birçok firma aynı yolu izledi. Böylece Manchester’da önemli bir Ermeni ticaret kolonisi oluştu.
Bütün bu gelişmelerin sonucunda, İzmir ekonomisinde küçük, orta ve büyük ölçekli pek çok Ermeni şirketi etkiliydi. Hovsep Çelebi Yusufyan, Krikor Kuyumcuyan, İspartalıyan Kardeşler gibi mal mülk sahibi zenginler, İspartalıyan, Ekizyan, Yesayan Kardeşler ve Stepan-Dikran İplikçiyan gibi birinci sınıf manifaturacılar, Elmasyan, Tavityan Kardeşler gibi pamuk, buğday, incir, kuru üzüm ticareti yapan pek çok tüccar, İzmir’in ekonomik gelişimine büyük katkıda bulundu. 1922’den sonra şehrin Rum ve Ermeni nüfusunun ortadan kaldırılmasıyla, yörenin ekonomik gelişmişliği de büyük bir darbe yedi.


İzmir Mesrobyan Okulu fen labarotuvarı

Toplum hayatında Ermeniler

1922 tarihine kadar İzmir’de Ermenilere ait, eğitim, yardım, sanat, spor alanlarında faaliyet gösteren 21 kuruluş yer alıyordu.
Hayırsever Ermenilerin bağışlarıyla Aydın, Bayındır, Manisa ve Menemen’de birer okul açan Sünyats Ingerutyun (Sünyats Derneği); zanaat öğrenen eğitimsiz gençlere anaillerini öğretmek için kurulan Mesrobyan Gırtasirats Ingerutyun (Mesrobyan Eğitimsever Cemiyeti); müzik ve diğer sanat dallarında eğitimin gençlik arasında yaygınlaştırılması amacıyla 1874 de kurulan Vahanyan Ingerutyun (Vahanyan Cemiyeti) en önemli dernekler arasındaydı.
Abdülhamit dönemi Ermenilere yönelik katliamlardan kurtulan, ortada kalan yüzlerce yetimin, işsizin, fakirin sığınaklarından biri de İzmir oldu. 1896’da taşradan akın eden ve yardıma ihtiyaç duyan Ermenileri yerleştirmek ve iş sağlamak amacıyla Ağkadakhınam Ingerutyun (Fukaraperver Cemiyeti); 1897’de ise erkek yetimleri eğitmek, gereğinde zanaat öğretmek amacıyla Nersesyan Vorpasirats Ingerutyun (Nersesyan Yetimsever Cemiyeti) kuruldu.
1843’te, Ermeni halkının eğitim alanındaki açığını kapatmak için bir araya gelen birkaç hayırsever Ermeni tarafından Arakadzunyats Ingerutyun (Arakadzunyants Cemiyeti); 1887 yılında, başarılı öğrencileri Avrupa’ya göndererek yüksek tahsil almalarını sağlayarak öğretmen yetiştirmek amacıyla Usumnaser Ingerutyun (Tahsilsever Cemiyeti); 1895’te ise yoksul çocuklara zanaat öğretmek amacıyla Surp Isdepanos bahçesinde Arhesdanots (Atölye) faaliyete geçti. 1861 yılında on hayırsever, amacı fakirlere maddi, ilaç ve tıbbi yardım sağlamak olan Ağkadasirats Ingerutyun’un (Fukaraperver Cemiyeti) kurulmasına önayak oldu.
1880’de Surp Isdepanos Kilisesi bahçesinde bir kütüphane binası inşa edildi. Ünlü pedagog Karekin H. Papazyan tarafından kurulan bu kütüphanenin 15 bin kitabın yanı sıra geniş bir elyazması ve gazete koleksiyonu vardı.
İzmirli Ermeni kadınlar tarafından dernekler de kız çocuklarının eğitimi için çaba gösteriyordu. 1879’da kadınlar tarafından kurulan Hokadar – Vorpakhınam Ingerutyun (Yetimleri Himaye ve Yardım Cemiyeti), 1896’da Hıripsimyan Okulu mezunları tarafından kadın öğretmen yetiştirmek amacıyla Hıripsimyan Gırtaser Ingerutyun (Hıripsimyan Eğitimsever Cemiyeti) ve 1896’da da okulun yoksul öğrencilerine yardım amacıyla Kıtasirats Ingerutyun (Şefkatseverler Cemiyeti) kuruldu.
İzmir Ermenileri, hayatın farklı alanlarında kendi örgütlenmelerini kurarlar. Bunlar arasında, spor alanında 1908’de kurulan Hay Vorsortats Agump (Ermeni Avcılar Kulübü), amacı gençlik arasında müzik sevginin yaygınlaştırılması olan Knar Hay Yerejışdasirats Agump (Knar Ermeni Müziksever Kulübü), Ardavazt Taderasirats Miutyun (Ardavazt Tiyatrosever Derneği), 150 kişilik bir koroya sahip ve geliri Gomidas’ın tedavisinde kullanılmak üzere konserler veren Varag Yerajışdaser Miuyutyun (Varag Müziksever Derneği) sayılabilir.
Haynots’un kuzeydoğu bölgesinde yer alan Surp Krikor Lusavoriç hastanesi de İzmir Ermenilerinin hayatında önemli bir yer tutar. 1879’da, Hagop ve Hovhannes Ispartalıyan kardeşler tarafından restore ettirilerek modern bir yapıya dönüştürülen bina, geniş bir bahçe içinde yer alıyordu. Hastane, uzmanlaşmış servisleriyle, 30 - 40 hasta, ayrıca 20 kadar da akıl hastası kabul edebilecek kapasiteye ulaşır.

Kiliseler, okullar ve yayınlar

Aydın vilayetinde Apostolik Ermenilere ait 23 kilise ve 27 okul yer alıyordu. 1907 verilerine göre vilayetteki 27 Ermeni okulunda 109 öğretmen eşliğinde 2 bin 935 öğrenci eğitim görüyor ve bu okullardan 10’u İzmir merkezinde yer alıyordu.



İzmir’deki Ermenilerin, kültürel alanlarda Avrupa’yla devamlı temas halinde olması nedeniyle, Ermeni ‘Aydınlanma’ hareketi, İzmir’de, İstanbul’da olduğundan daha erken gelişti. Surp Mesrobyan Okulu, ahşap, mütevazı bir yapıdan, döneme damga vuran bir koleje dönüştü. İtalyanca, Rumca ve Türkçenin öğretildiği okul, Ermeni dilinin gelişmesinde önemli bir rol oynadı.
Mesrobyan Okulu, Isdepan Vosgan gibi 1848 Paris ayaklanmasına yakından tanık olan ve İzmir’e dönüşünde Fransız edebi düşüncesini Ermeni çevrelerine tanıtan saygın eğitimcilerin görev yaptığı bir okuldu. Okul zaman içinde o kadar ünlenmişti ki, İzmir dışından, İstanbul, Anadolu ve Kafkasya’dan pek çok öğrenci kabul etmeye başladı. 19. yüzyıldaki Ermeni Kültürel Rönesansı’nda (Veradzınunt) bu okuldan mezun olan aydınların rolü çok önemliydi.

Matbaalar binlerce kitap bastı

Ermeni ticaret adamlarının Avrupa’yla ve Uzakdoğu’yla yakın ilişkileri, uluslararası sermaye birikimlerinin kapitalizmle entegre olması gibi faktörler, İzmir Ermenilerini erken sayılacak tarihlerde matbaa ile tanıştırdı. Avrupa’ya eğitime giden gençlerin yeni fikir ve donanımlarla İzmir’e dönmeleri, Protestan ve Katoliklerin misyonerlik faaliyetlerine başlamaları da bu erken tanışmada rol oynadı.
İzmir’de Ermenice, Ermeni harfli Türkçe, ve birçok farklı dilde basım yapan 37 Ermeni matbaası faaliyet gösterdi. Kentin ilk Ermeni matbaası Surp Eçmiadzin yev Surp Sarkis Zoravar adını taşıyordu.

H. Hallok ve Kulielmas Griffit Matbaası 1838’de Kitabı Mukaddes, Yeni Ahit, coğrafya, astronomi, Hıristiyanlık öğretisi, müzik gibi farklı alanlarda pek çok kitabın basımını gerçekleştirdi ve İzmir’in en çok kitap basan, yayın yapan matbaaların başında yer aldı. Matbaa 1833-1853 arasında Ermenice, Rumca, Bulgarca, İbranice, Türkçe 200 risale yayımladı.
İzmir’de kullanılan her dil ve alfabede –Ermenice, Rumca, Türkçe, Fransızca, İngilizce ve Ladino– yayınlar basan Tatigyan Matbaası da kentin kültürel yaşantısında önemli bir yer tuttu.
Mesrobyan Okulu öğrencilerinin sağdan soldan derledikleri Arabyan hurufatları ile evlerinde kurdukları Badenagan (Gençlik) Matbaası da gençlerin kültür hayatına katılımına işaret ediyordu.

1840-1922 tarihleri arasında İzmir’de Ermenice edebi, siyasi, spor, müzik, mizah, ticari içerikli 37 gazete ve dergi yayımlandı.
1832 tarihinde İstanbul’da yayımlanan ve sarayın resmi gazetesi Takvim-i Vekayi’nin Ermenice versiyonu olan Lro Kir (Haberler) dikkate alınmaz ise Osmanlı ülkesinde yayımlanan ilk Ermenice gazete, 1840-1887 tarihleri arasında İzmir’de yayımlanan Arşaluys Araradyan’dır. Amerikan Protestan misyonerleri tarafından yayınlanan Işdemeran Bidani Kidalyats (Yararlı Bilgiler Ambarı), 1839’da İzmir’de başladığı yayın hayatına 1915’te İstanbul’da son verir. 1843-1846 arasında ise siyasi, felsefi ve ticari Hayrenaser (Yurtsever) gazetesi yayımlanmıştır.
Dedeyan Kardeşler matbaaları, yayımladıkları kitap ve gazetelerle İzmir basın yayın hayatında özel bir yer tutar. 1853-1856’da Harutyun ve Garabet Dedeyan Kardeşlerin Arpi Araradyan (Ağrı Dağı Güneşi), 1860-1862 Miyutyun (Birlik) gazeteleri yayımlanır.
Krikor Çilingiryan ve A. Hayguni’nin (Çizmeciyan) Ermeni Milli Anayasası/Nizamnamesi’nin uygulanması için mücadele eden, eğitim, öğretim, tiyatro ve basının rolü ve Ermeni kimliğinin korunması ve kadının özgürlük sorununu ele alan Dzağig (Çiçek) gazetesi 1861’de yayına başlamıştır. 1865’te İstanbul’a taşınan gazete, 1867’de tekrar İzmir’e döner ancak yayın hayatına son vermek zorunda kalır.
1862’de edebiyat, sanat, bilim dergisi Haverjahars (Sonsuz Yaşam Tanrıçası), 1868-1869’de Sarkis Mirza Vanantetsi’nin İravunk (Hak); 1871-1909, 1919-1922 tarihlerinde siyasi, tarihi, ekonomik, felsefi ve diğer konuları derinlemesine ele alan Arevelyan Mamul (Doğu Basını) gazeteleri yayımlanır.
Batı Ermenilerinin aydınlanması ve de- mokratik hareketlerinin yaygınlaşması konusunda Krikor Mıseryan’ın 1880-1881’de yayımlanan ünlü dergisi Medeora (Meteor), kısa yayın hayatına karşın önemli bir rol oynar.
1907-1908’de İzmir Ruhani önderi Yeğişe Turyan’ın daveti ile İzmir’e yerleşen Vahan Toşigyan ve Hayganuş Mark çifti, Parseğ Keşişyan’ın ünlü Arşaluys (Şafak) ve Artzakank (Yankı) gazetelerini yayımlama görevini üstlenir ve şehrin yayın hayatına önemli bir soluk getirirler.

Bir ‘Çevirmenler Okulu’


Dedeyan kardeşler, İzmir Ermenilerinin tarihinde önde gelen simaların başında yer alıyordu. Halkı eğitmek, artık gittikçe anlaşılması zor bir dil olan Kırapar (Geleneksel Ermenice) yerine Aşkharapar’ı (Modern Ermenice) geliştirme konusunda çalışmalarda bulundular. İzmir’le özdeşleşen Dedeyan Kardeşler Matbaası yaklaşık 130 roman ve tiyatro oyunu çevirisi yayımladı. Krikor Çilingiryan, Mesrob Nubaryan, Krikor Mıseryan, Garabed Ütücüyan, Madteos Mamuryan gibi gençlerden oluşan grup adeta bir ‘çevirmenler okulu’ olarak çalışıyordu. Bu ekip, La Fontaine, Victor Hugo, Lamartine, Alexandre Dumas, Eugène Sue, Jules Verne, Molière, Racine’den yapılan çevirileri okurlarla buluşturdu.
İzmir adı ile özdeşleşen ikinci matbaa ise Madteos Mamuryan Matbaası oldu. Bu matbaa sadece Ermeni basın yayın tarihi açısından değil, 1871’de aralıksız otuz yıl devam eden Arevelyan Mamul (Doğu Basını) mecmuası ve yayınladığı eserlerle Ermeni aydınlanması açısından da önemlidir. Mamuryan matbaası pek çok Ermenice ders kitabı yayınladı. Batı klasiklerinin Ermeniceye çevrilmesine önayak oldu. 1883’te kurulan matbaada 200’den fazla eser basıldı.


Yangın sonrası Haynots Mahallesi

İzmir’i kim yaktı: Morning Post gazetesinin tanıklığı

Resmi söyleme göre İzmir, Ermeniler ve Rumlar tarafından yakılmıştır. Bu anlatıya göre, yangın, “Bir Ermeni evinde çıkan yangının kiliseye sıçraması ve kilisede bulunan tüfek mermilerinin ateş almasıyla yayılmıştı.”
Böylece, “Ermeni, kilise ve mermi” kalıbı İzmir yangını arkaplanına da oturtularak, mevcut önyargılardan beslenen bir fail yaratılmış oldu.
İngiliz Morning Post gazetesi İzmir muhabirinin, kentin çokkültürlü yaşamını sonlandıran yangın ile ilgili tanıklığı, İzmir’in son günlerine dair önemli bilgiler sunar. İstanbul’da Ermenice Cagadamard (Muharebe) gazetesi, 22 Eylül 1922 Çarşamba tarihli sayısında bu tanıklığı tercüme ederek okurlarına duyurur. Oradan aktarıyoruz.

Tanıklar İzmir Yangını hakkında ne diyor?

“Buradaki aşırı çelişkili bilgiler nedeniyle İzmir’deki trajik durumu size bildirmekten geri durmuştum. Ancak şu an çok sayıda İngiliz, Rum ve diğer ileri gelenlerin anlattıklarını ayrıntılı olarak dinledim ve bütün bu bilgileri karşılaştırma olanağım oldu. Çıkardığım sonuca göre, şehir ‘başıbozuklar’ tarafından yakıldı ve askeri idare de buna açıkça göz yumdu.
Düzenli askerlerin İzmir’e ilk girişinden sonra, Kemalist temsilciler şehri zapt etmek için herhangi bir kararlı girişimde bulunmadı. Hapishaneler boşaltıldı, “başıbozuklar” malum amaçlarla İzmir’i doldurdu. Yağma, Ermeni mahallesinden başladı ve alev onu takip etti. İngiliz ve diğer tanıklar, ateşi yayanlar arasında Türk askerleri de gördüklerini ifade ettiler.
Yangın hakkında iki türlü yorum var. Bazı görüşlere göre, Kemalistler artık İzmir’in tartışmasız bir şekilde Türk şehrine dönüştürülmesini, bunun en kestirme yolunun da bu ticari bölgeyi, binaları yıkmak olduğu düşündü. Diğerleri ise, askerlerin ‘başıbozuklar’ı ödüllendirmek için yağmanın önünü açtığı yorumunu yapıyor.”
_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Mar 7 Fév 2017 - 20:46
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

İzmir Vali Konağı (Belediye binası) bir Ermeni ailesinden kalmıştır.


_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Dernière édition par mafilou le Mer 8 Fév 2017 - 05:36; édité 1 fois
Revenir en haut
mafilou
Administrateur
Administrateur

Hors ligne

Inscrit le: 04 Sep 2006
Messages: 13 896
Point(s): 42 287
Moyenne de points: 3,04

MessagePosté le: Mer 8 Fév 2017 - 05:35
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Izmir’li Ermeni Takvor Ispartalıyan Köşkü bugün Atatürk Müzesi.

Tüccar Takvor Spartalı (Spartalian Evi) Köşkü, Atatürk Müzesi olana kadar sırasıyla, tütün deposu, anaokul, ordu karargâhı, Naim Bey Palası oldu.

La demeure de commerçant arménien à Izmir, Takvor Spartali (Spartalian evi), avant de devenir ‘Atatürk Müzesi’ a été utilisé comme entrepôt de tabac, école maternelle, quartier général de l’armée turque, Naim Bey Palas.


http://bit.ly/2kHpXnQ

İzmir'e giren Türk ordusu burasını karargâh olarak kullanmıştır. 17 Şubat 1923'te İzmir İktisat Kongresi toplandığında Atatürk şahsi çalışmalarını burada yürütmüştür. Kongre bitiminde karargâh bu binadan taşınmış ve hazine binayı Naim Bey'e otel olarak kullanmak üzere kiralamıştır. (1)


Naim Bey Palas[/hide]

Dip note :
(1) - Cenk DEMİR, AMERİKAN BOARD’UN İZMİR’DEKİ FAALİYETLERİ VE İZMİR ULUSLARARASI KOLEJ (Doktora Tezi), Kayseri, 2014, s. 156-173
Nellie Bartlett anaokulu, İzmir Protestan Ermeni papazı olan Haroutune Cinişyan idaresinde Basmane’deki tren istasyonunun arkasında bulunan Ermeni mahallesinin, Meles Caddesi üzerinde yer alan, tüccar Takvor Spartali’nin, Spartalian Evi olarak bilinen binaya 1885 yılında taşınmıştır.
İlk önce üç yıllığına kiralanan ve daha önce Tütün Rejisi (Régie des Tabacs) tarafından balyalama yeri olarak kullanılan bu bina, ABCFM tarafından erkek okulu binası, Bartlett ailesinin evi ve aynı zamanda Nellie Bartlett’in anaokulu olarak kullanılmıştır.
Board misyonerleri, 1892’de yeni bir bina yapmak yerine 25 Ocak 1894’te Spartalian Evi’nin bitişiğindeki Seferyan Evi’nin satın alınmasını uygun görmüşlerdir. Yaptığı yardımdan ötürü Huntington Anaokulu ve Öğretmen Okulu (Huntington Kindergarten and Training School) ismi vermiştir. Daha sonra ise bu isim güzel ve kalın bir mermere yazdırılarak Seferyan evinin giriş kapısın üstüne asılmıştır.
1922 yılına kadar faaliyetlerini sürdürmüştür. Ancak Eylül 1922’de yaşanan büyük İzmir yangını nedeniyle eğitim faaliyetleri de sona ermiştir. Okul olarak kullanmaya uygun olmamasından 1927 yılında 2.855 dolara satılmıştır.




_________________
Emeğe saygılı olun, alıntılarınızda link gösterin ...


Dernière édition par mafilou le Ven 31 Aoû 2018 - 18:54; édité 1 fois
Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 22 Avr 2017 - 19:19
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Küllerinden doğan İzmir Ermenileri




Aras Yayıncılık, 22-30 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek İzmir Kitap Fuarı’na hediye gibi bir yeni eser yetiştirdi. Özellikle Ermeni süreli yayınlar ve çeşitli yörelerde yaşamış Ermeni cemaatlerinin tarihiyle ilgili çalışmalarıyla tanınan mimar, araştırmacı yazar Zakarya Mildanoğlu’nun derlediği ‘İzmir Ermenileri- Ege Kıyılarının Yitip Gitmiş Sakinleri’ başlıklı kitap okurlarıyla ilk buluşmasını adına yaraşır şekilde İzmir’de yapacak.

Rober Koptaş’ın yayına hazırladığı kitapla ilgili 22 Nisan Cumartesi günü 16. 00’da Zakarya Mildanoğlu’nun katılımıyla bir de etkinlik düzenlenecek.

“İzmir Ermenileri sahiden yaşadılar mı? Ege’nin yeryüzünde bir cenneti andıran bu kıyılarında var oldular, nefes aldılar, yürüdüler, konuştular, doğdular ve öldüler mi? Türkiye’nin en büyük ve en özel şehirlerinden biri olan İzmir’de ve çevresinde yüzyıllarca süren yaşantılarından geriye kalan neredeyse hiç düzeyindeki izlere bakılırsa, bu sorulara “Evet, yaşadılar, vardılar!” cevabını vermek hiç de kolay değil. Bir avuç iyi niyetli araştırmacı istisna, Türkiye’de yazılan İzmir tarihçelerine bakarsak da durum aynı. Pek çok Türkçe kaynağa göre, onlar adeta 1922 İzmir Yangını’nın sorumluları olmaktan başka hiçbir rol oynamadılar kentlerinin tarihinde. Yoklardı, sonra bir gün mahallelerini ateşe verdiler ve gemilere binip gittiler. Ne kadar da haksız ve kör bir suçlama…” Sunuş yazısındaki bu çarpıcı saptamayla başlayan kitabın ilk bölümünde Türkiye’den ve dünyadan farklı isimlerin İzmir ve çevresindeki bu kayıp Ermeni mirasına odaklanan makaleleri yer alıyor.

Raymond H. Kévorkian ve Paul B. Paboudjian’ın ‘1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler’ kitabının İzmir sancağından bilgilerle başlayan derlemede, Kévorkian ve Paboudjian, 14. yüzyılın sonunda, Kilikya Ermeni Krallığı’nın yıkılışından sonra ağırlık kazanan İzmir’deki Ermeni kolonisinin Apostolik, Katolik ve Protestan cemaatleri olarak değişik dönemlerde aldığı göçlerle belirlenen tarihçesini çeşitli sancak ve kazalar içerisinden aktarırken, Ermenilerin zamanla özellikle ticari hayatta üstlendiği öncü role dikkat çekiyor.

Karin Karakaşlı

http://www.agos.com.tr/


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Dim 21 Mai 2017 - 08:53
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

İzmir’i ayağa kaldıran kadim halk: Ermeniler










İzmir Ermenileri kitabını derleyen Zakarya Mildanoğlu ile 1922 İzmir Yangını öncesi bu kadim halkın ve İzmir'in kaynağına gittik...


İzmir’de yaşamış herkes bilir ki, başka bir havası vardır bu kentin. Sokakları günün hiçbir saati korkutucu gelmez, bir özgürlük hissi doldurur hanımeli kokularının yanı sıra içinizi. Bana sorarsanız bir de kadın şehridir, eteğin kısası, rujun kırmızısı, dekoltenin derin olanı makbuldür. Velhasıl bunlar hep bir yaşam kültürüne tekabül eder, bir geçmiş çağırır. Bunları hep bölük pörçük yakalar, meraklıysa kulak kesilir dinler biraz da araştırırsınız. Ve hep aynı yere çıkar bu girişimlerinizin sonuçları, bir vakitler Ermeniler, Rumlar ve Museviler yaşadı bu kentte. Aras Yayıncılık, “Ege kıyılarının yitip gitmiş sakinlerini”, İzmir Ermenileri kitabında karşımıza çıkarıyor. Hinterlandın tamamını, sosyal hayatı, ekonomik dinamikleri, kültür dünyası, siyasi bakışıyla çarşaf gibi önümüze seren, bir İzmir hatta Ege tarihi kitabı bu. Kitabı derleyen Sevgili Zakarya Mildanoğlu’yla 1922 İzmir Yangını öncesi bu kadim halkın ve şimdilerde sekülerliğiyle cazibesi artan bu kentin kaynağına gittik. Her geçen yıl izleri sökülüp atılan Ermeniler sahiden İzmir’de yaşadılar mı? Kolay anlatılamayacak zengin bir tarihi yaralarıyla konuştuk. Ilık ılık esti gene İzmir! Pazarınıza katık olsun efendim…
Kitap çok sayıda kaynak, araştırma ve makaleye dayanan kapsamlı bir çalışma. Anlaşılan o dönem İzmir’e bakmak hem Ermenilerin tarihini doğru yorumlamak hem Osmanlı politikalarını sağlıklı okumak için kilit bir yerde duruyor. Okurlarımız için fikir vermek üzere, İzmir Ermenilerini özgün kılan nelerdi? 
Elbette. Ermeniler İzmir’e esasında geç tarihlerde geliyor. 1070’lerden sonra anayurtlarından, yani bizim tarihi Ermenistan olarak adlandırdığımız Doğu Anadolu’daki bölgeden adım adım İzmir’e geliyorlar ve bir koloni oluşturuyorlar. Oldukça zengin bir koloni ama sadece maddi varlık olarak değil. Ağırlıkla eğitim, basın-yayın olmak üzere pek çok alanda zenginlik barındırıyor bu koloni. Yirmi küsur gazete çıkarıyor, yüzlerce kitap basıyorlar. Ve aynı zamanda Avrupa’ya da açık bir ticari koloni halindeler. Kendileri dışında çok sayıda Avrupalı var aralarında; Fransızlar, İtalyanlar. Onlarla birlikte bir ortak yaşam var İzmir’de. Belki İzmir’i hep birlikte ayağa kaldırıyorlar denebilir. 
Zenginliklerinden biri basım-yayın dediniz, bu eğitime işaret ediyor. Kitapta da görüyoruz ki eğitime ziyadesiyle eğiliyorlar. Ermenilerin bu anlamda gelişkinliğinden ve bunun kaynağından bahseder misiniz?
Öncelikle köklerine bakmak gerekiyor. Ermeni alfabesinin 400’lü yıllarda keşfedildiğini ve basım-yayın hayatının el yazması da olsa 400’lü yıllarda başladığını, 1500’lerde ilk matbu kitaplarını yayınladıklarını düşünürseniz nasıl güçlü bir gelenek olduğunu anlarsınız. Öte yandan Ermenilerin, özellikle gençleri, o tarihlerde okumak için Avrupa’ya gidiyor. Paris, Londra, Viyana, Berlin gibi şehirlerde, farklı alanlarda eğitim alıp tekrar dönüyorlar. Ve oralarda Fransız Devrimi, Paris Komünü ya da Londra’daki işçi hareketleri gibi sosyal ve siyasal olaylarla tanışıyorlar. Hatta bazıları alan değiştiriyor. Mesela, tıp eğitimi için gitmiş, bir bakıyorsunuz felsefeci olup gelmiş (Gülüyor). Tabii Avrupa’da dünya edebiyatının çağdaş örneklerini -Victor Hugo, Stendhal gibi bizim klasik olarak adlandırdığımız- çoğunu okumuş olarak dönüyorlar. Bir de 3-4 yabancı dil öğrenmiş olarak... Şunu da belirtmek gerek, eğer Ermenilerde basın-yayın dünyası diyorsak Ermeni tüccarların katkısını atlayamayız. 
  • Zakarya Mildanoğlu

Avrupa Ermenileri için bile merkez İzmir. Bunun büyük payı liman ticaretiyle ilgili olabilir mi?
Bir liman şehri İzmir ve Ermeniler, enternasyonal bir halk. Dünyanın 77 ülkesiyle bağları var. Bu bağlantı da tüccarları sayesinde kuruluyor, doğru. Avrupa’dan pek çok ürün buraya getiriliyor. Yine o dönemde Anadolu’dan, özellikle kurutulmuş meyve-sebze türü şeyler ihraç ediliyor. Hepsi İzmir üzerinden Avrupa şehirlerine gidiyor. Anadolu’daki dağıtım ağı Ermenilerin elinde. İzmir Limanı’na geldi bir mal da kim dağıtacak onu. Hatay’daki bakkala, Kars’taki esnafa kim ulaştıracak bu ürünleri? Bunun için gereken ağı, kervanlar aracılığıyla Ermeniler kuruyor. Bu Ermenilerin ortak özelliği aslında, İzmir’e özgü değil. Daha doğrusu Ermeniler kapitalizmle erken tarihte tanışıyorlar. Ciddi bir sermaye birikimleri oluyor. Pek çok şirketlerinin Avrupa’da hatta Amerika’da hatta Uzak Doğu’da şubeleri var. Dokumacılık alanında etkililer. Yine değerli taşların işlenmesi ve ticareti var. Ermeniler tüm bu alanlarda önemli bir aktör yani. 
Osmanlıca da Rumca da Ermenice de konuşan bu toplum, ticarette çok başarılı, basım-yayın da gelişkin. Peki neden dil açısından ve siyaseten hegemonik olmaya çalışmıyorlar?
Bu noktada yeniden tarihe bakmak gerekiyor. Ermenilerin, hiçbir zaman doğru düzgün bir devletleri olmamış, biraz ona bağlı. Sürekli bölünmüş, parçalanmış, birkaç devletleri birden olmuş ama merkezi bir yapıları olmamış. Zaman içinde Ermenistan dediğimiz o bölgede egemenliklerini tümüyle kaybetmişler açıkçası. 1070 tarihinden itibaren kimi krallıklar falan var ama onlar da anayasası, ordusu olan bir özellikte değil. Askeri güç süreklilik için belirleyici tabii. Mesela bir Kilikya Krallığı var; Adana’dan kuzeyde Sivas’a kadar uzanan 400 yıllık bir tarih. Pek bilinmez ama kültürel açıdan ve Avrupa’yla ilişkiler açısından önemli bir krallık. Ermeni tarihinde daha çok prenslikler var. Bir de barışçıl bir halk olması da burada belirleyici. Gideyim de bir yeri işgal edeyim, topraklarıma katayım anlayışı yok Ermenilerde. Bu iyi bir şey mi, kötü bir şey mi? Hangi açıdan baktığımıza bağlı. 
Kitapta yer alan “Geç Dönem Osmanlı Smyrna’sında Ermenilerin Toplumlararası İlişkileri”  makalesinin yazarı Herve Georgelin, Fransız Bilim Adamı Vital Cuinet’i referans göstererek “Ermenilerin milliyetçi duygulardan yoksun” olduğunu söylüyor. Siz ne dersiniz? Herhangi bir halk için bu sahiden olanaklı mı? 
Çok parçalı olmaları sahiden bunda etkili. Dünyanın çok farklı yerlerinde onlarca kolonileri var. Düşünsenize, ilk Ermenice gazete Hindistan’da çıkmış. 1794 tarihinde yayınlanmış. Bu güçlü bir koloni olduklarını gösteriyor. Hâlâ Hindistan’da üniversiteleri var. Ha milliyetçilik Ermeniler’de yok mu? Var. Bu tip kavramların biraz pozitif yanları da var. O milliyetçilikten ne anladığımızla da ilgili. Milletperver olmak farklı bir durum milliyetçilik hatta onun da aşırı uçlarına varmak ayrı. Ermeni siyasi partileri de milliyetçi değiller. Ne Taşnaklar ne Hınçaklar milliyetçi. Üstelik daha sosyalist, ileri düşüncelere sahip partiler. Böyle bir millet işte, niyesi tam yok. Ama bu biraz din dediğimiz olguya da bağlı. Dünyada Hristiyanlığı ilk kabul eden millettir Ermeniler. Bu nedenle Bizans, epeyce zulmediyor. Ermenilerin Hristiyanlığı kabul etmeden önce de bir yaşamı var, pagan dönemi. Çok tanrılı dönem. Dağ, taş, kuş, böcek hepsi Ermenilerin tanrıları. Bugün de pek çok gelenek görenek o döneme dayanır. Ve rengarenk bir dünyaları vardır. O nedenle de daha hoşgörüyle bakan bir millet haline gelmişler. Elbette insanlık o kadar kötü şeyler yaşadı ve yaşamaya devam ediyor ki, böyle bir durumu kavramak zorlaşıyor. 
Anadolu Ermenileri, İzmir Ermenilerinden daha önce baskı, sürgün ve katliamla tanışıyor. İzmir Ermenileri ile Osmanlının hukuku nasıldı?
İzmir Payitahtan uzak biraz. Osmanlı’nın merkezine İstanbul’a yani. Her şeyi İstanbul’dan idare ediyor Osmanlı. O nedenle İzmir’de sadece Ermeniler değil Rumlar, Museviler hatta Türkler bile biraz daha özgürler. İzmir’le yeterince ilgilenemiyorlar; hizmet götüremiyor. Oysa Osmanlı için İstanbul kadar da önemli bir kent. İzmir de saraya müracaat ediyor ve biz burada şehir yönetimi açısından özerk bir yapı oluşturalım diyor. Uygun bulunuyor. Ermeniler, Rumlar, İtalyanlar, Fransızlar ortak bir komite oluşturuyor. Hatta komitede sayılar belli, hangi milletten kaç kişi olacağı. 
Herhalde böyle olmasında İzmir’deki ticari hareketliliğin de payı var?
Olmaz mı! Hangi alanı ele alırsanız gelişmiş bu anlamda. Örneğin dokumacılık, Basmahane var. Hatta bazı uyanık Ermeniler padişaha müracaat ediyorlar. Diyorlar ki: “Bu basma işini bize ver. Bizim dışımızda başka kimse üretmesin” diyorlar ve onu da alıyorlar. Özel bir fermanla İzmir bölgesinde uzun yıllar boyunca basma işini sadece Ermeniler yapabilir oluyor ve her basmada özel bir mühürleri kullanılıyor. İzmir’deki meşhur Basmahane’nin kurucuları, yaratıcıları Ermenilerdir. Aslında bir nevi ilk tekelleşme örneğidir bu. 
Osmanlı kapitali azınlıkların eline nasıl bu kadar bırakıyor? 
Yok başka çünkü. Müslümanlar ticaret yapmıyor. Zinhar, günah! Hâlbuki bilmiyorlar ki Muhammed ticaret için savaşmış. Müslümanlık artı Türklük yani Osmanlı’da çok matah bir millet değil. İkinci sınıf, hor görülen kesim Türkler o dönem. Osmanlı devletine borç veren Ermeni sarraflar var İstanbul’da. Öyle düşünün. 
Yasal zeminde Ermeniler için durum nedir?
1860 tarihinde Ermeniler bir anayasaya sahip oluyorlar. Adına resmen anayasa demek yerine nizamname deseler de oluyor. Ermeniler iç işlerinde tamamen özerk, eğitimlerinde, ticaretlerinde, kiliselerinde özerk oluyorlar. Sadece beş güvenlik merkezi Osmanlı Devleti’ne bağlı. Kendi mahkemeleri var. Ermeniler vergi topluyor. O anayasa çerçevesinde, 1915 soykırımına kadar Ermeniler her şeylerinde özerk. 
1915 Soykırımı’ndan 1922 Yangını’na kadar geçen yıllarda İzmir Ermenileri ne yaşıyor?
Anadolu’daki diğer vilayetlerdeki gibi yoğun bir sürgün yok ama İzmir’de de var.  Ermenilerin yoğun olarak kaldıkları, kaçıp sığındıkları tek nokta diyebilirim. Sonrasında özetle Türkleştiriyorlar İzmir’i. O yangının anlamı odur. Çünkü daha önce 1909’da Adana katliamı oluyor. Ondan önce 1869’larda Anadolu’da; Muş’ta, Sivas’ta, Van’da katliamlar oluyor. Adı isyan olarak anılıyor ama bunların hepsi katliam. 
Sahi Türk tarih kitaplarına bakarsak, “Ermeni çetelerinin isyanı” hepsi.
Ermeni çeteleri derler evet. Hâlbuki Anadolu Ermenilerinin çok temel bir sorunu var; can ve mal güvenliği... Uzun süre, çok çaba sarfediyor Ermeniler bu can ve mal güvenliği sorununun çözülmesi için. Hükümet sürekli taahhütte bulunuyor;  “Tamam biz Anadolu’da sizin can ve mal güvenliğinizi sağlayacağız. Kürt yağmalarından, Çerkeslerin yağmalarından sizi kurtaracağız, gerekli güvenlik önlemlerini alacağız” diyor. Ama bir türlü almıyor. İşte en son Berlin Konferansı’nda, bütün Avrupa Devletlerinin önünde söz veriyor Osmanlı Hükümeti. Hatta müfettişler geliyor buraya can ve mal güvenliğinin sağlanıp sağlanmadığını denetliyorlar. Ancak Osmanlı kurtuluş olarak 1915’i görüyor. Sırayla doğudan başlıyor bu katliamlar.
Peki Osmanlı’nın azınlık politikasını değiştiren ne oluyor? Ne oluyor da, sürgün, mübadele, katliam dönemi başlıyor?
Ulus devlet kavramı geliyor. Osmanlı bitiyor, imparatorluk zihniyetiyle ayakta kalmak mümkün değil. Bir ulus devlet oluşturma kararı veriyor İttihat Terakki dediğimiz zihniyet. Bu süreçte Almanların rolü çok büyük. Bir mühendislik ürünü. “Bu Kürt meselesi çözülür mü?” dediğimizde o tarihlere bakmalıyız. Pek çok paralellik var aralarında. 
ERMENİCE ‘SEFİLLER’ 8 BASKI YAPIYOR
İzmir’deki okullarında nasıl bir eğitim tarzı benimsiyorlar peki?
İzmir’de çok okulları var ama iki tanesi temel sayılır. Bir tanesi Mesropyan olarak adlandırılan okul. Bu okuldaki öğretmenlerin önemli bir kısmı, ciddi bir pedagojik eğitimden geçmiş isimlerden oluşuyor. Bildiğimiz klasik eğitim sisteminin dışında davranıyorlar. Örneğin; sınav sistemini kaldırıyorlar, dayağı yasaklıyorlar. Rahat bir eğitim anlayışları var anlayacağınız. Ağırlıklı olarak da yabancı dil eğitimi veriyor Mesropyan. Bu okuldan pek çok ünlü isim; yazar, çizer, siyasetçi, sanatçı, tüccar yetişiyor. Burası aynı zamanda da tercüman okulu olarak anılıyor. Klasik eserler bu okuldaki öğrenciler, öğretmenler tarafından çevriliyor, yayınlanıyor. Söylediğim zaman herkes şaşırıyor, örneğin Victor Hugo’nun Sefiller’i, Ermenicede 8 baskı yapıyor. İnanılmaz. Yine o tarihlerde birisi Marx’ın eserleriyle tanışıyor ve Kapital’i Ermeniceye çeviriyor. Ne yazık ki bir örneği kalmamış. Çünkü o İzmir yangınında her şey yakılıp, yıkılıyor. Kayıtlarda var ama matbu hale getirilip getirilmediği de belli değil. Ve ikincisi ünlü bir kız okulu var, Hıripsimyan Kızlar Okulu. Daha önce de söylediğim gibi Ermeni ileri gelenleri, zenginleri eğitime çok önem vermiş. Hatta bazıları özellikle kızların eğitimini öncelemiş, “Kızlar okulu açacaksanız vereceğiz para” diye şart bile koşmuş. 
EFELER NEREDE ERMENİLER NEREDE?
Kapağa nasıl karar verildi? 
Yayınevimizle karar verdik. Bir Anadolu geleneğini simgeliyor o fotoğraf. Yöresel kıyafetler, elde silahla fotoğraf çektirmek bir dönem yerel bir gelenekti. Ermenilerde de vardı diğer halklarda da. Klasik bir şey olmasından ziyade, efeler nerde, zeybek nerde, Ermeniler nerde,  ne ilişkisi var denecek çarpıcı bir şey olsun istedik. Mademki İzmir’in yerel tarihini konuşuyoruz, orada öyle bir gelenek varsa neden kullanmayalım diye düşündük.
BANA BURADA BİR TANE ERMENİ GÖSTEREBİLECEK VAR MI?
Kitap fuarında İzmirlilerle buluştu kitap. Nasıl karşılandı? Aklınızda kalan notlar neler oradaki söyleşi ve imzadan?
İlk gün sunum çok kalabalık oldu. İkinci güne de söyleşi kondu. İki gün de ben stantta da kaldım. Her yerde karşılaştığım soyağacı soruları geldi. İzmir’deki Ermeni nüfusu soruldu. Dedim ki, “Bak Osmanlı’da 1922’den önce nüfus sayımları yapılırdı. Ermeniler açısındansa iki nüfus sayımı vardı. Birincisi Osmanlı Hükümetinin resmen yaptığı nüfus sayımı. İkincisiyse Ermeni Patrikhanesi’nin sayımı. Genellikle yakındır birbirine. Uçurum olanlar da vardır. İzmir enteresan. Rakamlar birbirine çok yakın. Biri 22 bin küsur, birisi de 23-24 bin arası. Yani Osmanlı diyor ki 22 bin Ermeni vardır. Bana burada bir tane Ermeni gösterebilecek var mı? Benim bildiğim kadarıyla yok. Benim bildiğim bir kişi var onu da buraya gelin gönderdik”.

Ayşen GÜVEN

https://www.evrensel.net/haber/320474/izmiri-ayaga-kaldiran-kadim-halk-ermeniler


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 9 Sep 2017 - 19:22
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant



https://www.google.com.tr/search?hl=tr&tbo=p&tbm=bks&q=inauthor:%22Aram+Hamparzum+Fig+Factories%22&source=gbs_metadata_r&cad=2





Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 9 Sep 2017 - 19:25
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant







Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 9 Sep 2017 - 19:30
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant





Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 9 Sep 2017 - 19:35
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant

Rise of an Armenian Merchant in Turbulent Times: Unionist Ties,
CommercialNetworks, and Smyrna Fig Market during the World War I Years

Abstract
The outbreak of the First World War gave Ottoman governors-general the opportu
nity to
attain dictatorial powers, and in case of necessity, take preventive measures over
the residents
in their realms of authority. Rahmî Bey of Aydın province was one of the forerun
ners of these
governors who exercised considerable autonomy in the pursuit of his own political agend
a
and personal interests. In spite of the fact that he had close ties with the Un
ionist triumvirate
and enjoyed Unionist networks in previous years, Ottoman participation in the
war on the
German side prompted the disagreement between the Unionist leaders and the pro-Br
itish
governor-general. He acted as a semi-autonomous governor and ignored the decisions of the
Central Office (
Merkez-i Umûmi
) of the CUP, which demanded from the governors that the
citizens of the Allied Powers be interned. Rahmî Bey also objected to the deci
sion of
deportations of the Armenians in his realm of authority, since the existence
of Orthodox
Greeks was considered as the ‘main problem’ in the province.
In the first decade of the 20
th
century, Aram Hamparzum (alias Kamparsomian), an Ottoman
Armenian, who was a fig merchant,
appeared as the rival of “Smyrna Fig Packers” Ltd., a
British firm. Despite he ceded his business to the British company by contract in 1911,
he
continued to work figs on his own account in opposition to the company, with the
encouragement of Rahmî Bey. When the war broke out in 1914, Hamparzum, aided by H.
Giraud, also a Levantine merchant, created fictitious boom on the market through selling
their
shares in the company. Contrary to traditional historiography of the Ottoman ec
onomy,
Hamparzum case reveals that non-Muslim Ottoman merchants found themselves more of
ten
in direct competition than in co-operation with European merchants thanks to their so
cial and
commercial networks. His case shows that non-Muslim merchants continued to dominate the
local market in the temporary safe haven of Smyrna, though the Central Office of
the CUP
employed economic measures to liquidate the non-Muslim bourgeoisie, and the Armenians
were sent to the brutal death marches toward the Syrian Desert in the spring of 1915.

http://balkanworlds.edu.gr/wp-content/uploads/2016/09/Dr.-%CE%B3mit-Eser.pdf


Revenir en haut
vahe2009
Modérateur Général
Modérateur Général

Hors ligne

Inscrit le: 07 Nov 2009
Messages: 25 958
Point(s): 73 945
Moyenne de points: 2,85

MessagePosté le: Sam 9 Sep 2017 - 19:52
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri
Répondre en citant



Revenir en haut
Contenu Sponsorisé






MessagePosté le: Aujourd’hui à 05:16
MessageSujet du message: Izmir / Զմիւռնա Sancagi Ermenileri

Revenir en haut
Montrer les messages depuis:   
Armenian on web Index du Forum -> D'hier à nos jours - Երեկ և այսօր - Dünden bugüne -> Les villes d'Arménie Occidentale Toutes les heures sont au format GMT + 1 Heure
Poster un nouveau sujet   Répondre au sujet Aller à la page: <  1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8  >
Page 7 sur 8
Sauter vers:  

 



Portail | Index | Créer un forum | Forum gratuit d’entraide | Annuaire des forums gratuits | Signaler une violation | Conditions générales d'utilisation
phpBB
Template by BMan1
Traduction par : phpBB-fr.com